![]() |
Dostu Olmalı İnsanın Saate bakmaksızın kapısını çalabileceğin bir dost'u olmalı insanın ,nerden çıktı dememeli ,isteklerini bilmeli ve dinlemeli,hatta sormadan ,söylemeden anlamalı ,arka bahçeye dikilmiş ,varlığını gizliyen ,büyüyen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli ,hayatında ihtiyac duydugunda o sıcak gölgesine yaslanabilmeli,kavuklarına saklanabilesin,dalları yorgun başına omuz olmalı ve yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı yeri geldiğinde,en mahrem sırları verebilmelisin yada nebilim yüreğindeki en derin yaraları açıp gösterebilmelisin,sadece alkışlandığında değil,asıl yuhalandığında koluna girebilmeli ,milletin içindeyken övmeli ,başbaşayken tartışabilmelisin ve sen öyle güvenmelisinki,kızdığında da ,okşandığında da saçlarını ,bunun iyilikten olduğunu bilmelisin,hataların teklifsiz kefili olmalı ve günahlarının tek şahidi,seni senden iyi bilen,sana senden fazla güvenen ,bir sırdaş olamalı,gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmeli ve sen ağladığında onun gözlerinden yaş gelebilmeli,yıllarca birbirini tanımakta ve sorgulamakta geçen sevme duygusunun,cesaretle ,ihanet arasında gidip gelen salıcağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki sevdalı gibi güvenle kilitlenmeli eller,hayatın bütün zorluklarına rağmen dostluğunu koruyabilmeli,acıları birlikte gögüsleyebilmeli,hayata yenik düşürmemeli böyle dostluğun ,böyle sevginin kıymetini bilmeli insan, |
Aşk ve Arkadaşlık 1 gün yolda karşılaşırlar. Aşk kendinden emin, Arkadaşlık'a sorar : - Ben senden daha samimi ve canayakınım.. Sen niye varsın ki bu dünyada ? Arkadaşlık cevap verir : - Sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmek için.. |
DOSTLUK HASRETİ Lise yıllarım deyince ilk sen gelirsin aklıma oldum olası. Sınıfın çalışkan tayfasından olmamıza rağmen dersten atılmamıza neden olan muzipliklerimiz, okulu asıp senin evinde, o minicik odanda yüreğimizi paylaştığımız saatler. Ah annen, Nurten teyzeyle seyredilen Türk filmleri. En acıklı sahnede annenin müthiş yorumlarıyla kahkahalara boğulmamız. Aşk sandığımız kıvranışlarımız. Sonra üniversite yıllarım. Sigara dumanlarıyla örtülü kantinde yabancı gelen siyasi söylevleri anlamaya çalışmalarım. İlk platonik aşkım, çerkezimi görünce ellerimin titremesini saklamak için acemi çırpınışlarım. Sen tam da bu sıralarda, karlı bir günde terkedip gittin hiç sevemediğin Ankara yı ve beni... yüreğime en ayaz yalnızlıkları bırakarak. Ege de bir kasabaya gittin memur olup. O kasabada mı yaşadın uzakta kalan sevdanın özlemlerini? |
DOSTLUĞUN ÖNEMİ Şu güvensizlik ve endişeler dünyasında her insan ve her millet için dostluk ekmek su gibi hayati bir ihtiyaçtır. Bu yüzdendir ki, dostluğu kendi vatandaşları arasında yerleştirmeyi, devletler ve milletler arası dostluklar kurmayı her devlet bir milli ülkü, politik gaye haline getirmiştir.Bir memlekette dostluk yaşıyorsa orada emniyet, itimat, disiplin ve ahenk de vardır. Dost, ruhumuzun bütün açıklığı ile, huzuruna olduğumuz gibi çıkabileceğimiz, karşısında güvensizlik dolayısıyle tedbire ihtiyaç duymadığımız bir insandır. Kısaca o, sanki ikinci şahsiyetimiz, varlığımızdır. Dosttan mahrum olmak, çölde yapayalnız kalmak demektir. Yalnızlık çölü öyle fecidir ki, insan orada bir serap bile göremez. Allah (c.c.) yarattığı akıl, irade ve hakimiyet nime-tiyle donattığı insana önce kendisi dost olmuş sonra da birbirlerine dost olmalarını öğütlemiştir. Bir insanın gerçek dost olabilmesi veya bir yerde hakiki dostluğun kurulabilmesi için gerekli vasıflan şöyle sıralayabiliriz:
Müslüman, müslümanın dostudur. Müslümanın ana-babası, bacısı, kardeşi, eşi, çocukları birinci derecede dostlarıdır. Önce bunları sevmek, bunlara güvenmek, bunların iyiliğini istemek zorundadır. Bu arada, bir arada yaşadığımız insanların da iyiliğini istemek mecburiyetindeyiz. İnsanların hürriyet havasını bulandırmak, onları sanki sadece bize tabi, bize uy-duymuş gibi görmek dostluğa engel başlıca ahlâki kusurlardır. Günah üzerine birleşenler, ciddi ve devamlı dostluk kuramaz ve gerçek dost olamazlar. Çünkü dostluk, gıdasını faziletten, iyilikten ve güzel ahlâktan alır. Kin ve düşmanlıkların birleştirdiği, bu sebepten dolayı dost olanların neticesi birbirine düşman olmaktır. Allah; inkâr, günah ve isyanda birleşen toplulukları aralarında dostluğu kaldırmak ve düşmanlığı yerleştirmekle cezalandırır. Bakınız şu dünyanın ve memleketimizin haline, Elhamdülillah herşey var. Ama bir şey yok: SEVGİ ve DOSTLUK Günah ve isyanda birleşmek cemiyette ihtirası hakim kılar. İhtirasın hakim olduğu yerde aç gözlülük vardır, tatminsizlik vardır, egoistlik vardır. Herşeyde kendisini düşünür, kendi haklarını korur, başkasını hiç düşünmez.Bir dost hayal ediyor ve onun nasıl olmasını istiyorsak, bunun örneğini önce kendimiz vermeliyiz. Birbirimize karşı sabırlı, tahammüllü, hoşgürülü olmalıyız. Bir kaç parça eşya, bir kaç kuruş pahasına dostluk lar bozulmamak. Ana-baba, evlat-kardeş feda edilmemelidir. Maddi kayıp ve zarar pahasına da olsa dostluğu devam ettirenler herşeyin sahibi Yüce Allah'ın dostluğunu kazanmış olurlar. Dostluğumuzu bilhassa şu mübarek günlerde Allah'a itaat, ibadet ve iyilikte birleşerek pekiştirelim. Çünkü Âhiret'e intikal edecek, orada fayda verecek dostluk bu dostluktur. Selâm dostlara... DOSTLUĞUN DEVAMININ ÖNEMİ "Eğer sizler, benim gerçek dostlarım olsaydınız, benim size verdiğim sıkıntıya sabreder, bırakıp kaçmazdınız."Konumuzu işte bu söz teşkil ediyor. Son asrın âlimlerinden Allah rahmet eylesin Mevlâna Şibli Hazretleri hastahaneye yatırılır. Bütün tanıdık ve ahbap, bölük bölük ziyarete gelmeye başlar. Bunlar arasından, dostluklarındaki samimiyeti anlata anlata bitiremeyen, kendisi için her sıkıntıya katlanabileceklerini iddia eden gurubu denemek ister. Gene ziyarete geldikleri bir gün, daha önce tedârik ettiği küçük küçük taşlan çevresine oturmuş olan bu dostlarının üstlerine atmaya, onları taşlamaya başlar. Bu davranışı bir hakaret sayan dostlar protesto mahiyetinde kalkıp giderlerken, "kendisini Allah için ziyarete gelen bizleri taşlaması ona yakışır şey midir, herhalde bu zat bunamıştır." diye konuşurlar. Ertesi gün Mevlâna Şibli onları hususi olarak davet eder, rica minnet ve lütfen gelirler. Kızgın yüzler ve dargın tavırlarla çevresine otururlar. Ve Şibli, konunun özeti olarak başa aldığımız sözü onlara söyler. "Eğer siz benim gerçek dostlarım olsaydınız, benden gördüğünüz ters harekete, verdiğim sıkıntıya katlanır, hemen bırakıp kaçmazdınız." Geçenlerde görgü, tefekkür, anlayış, kabiliyet ve seviyesi yüksek bir seçkinler gurubu arasında oturdum. Onlar memleket şümul dertler içinde en çok şundan müteessir oluyor, şikayet ediyorlardı. Sevgiyi unuttuk, birbirimizi sevmez ve sevemez olduk. İnsanları birbirine bağlayan iki duygu var: Menfaat hissi, İman duygusu. Menfaat birliği, maddi bakımdan herkesi tatmin etme işi sağlamış olsa bile bu yol, insanları ideal düzeyde birbirine bağlayamaz. Büyük rekabet, korkunç, vahşi çatışmaları önleyemez. Ancak iman duygusu, ideal seviyede insanları birbirine bağlar, rekabeti birlikte kalkınma yansına, düşmanlığı da dostluğa çevirir. Bütün mesele insanın yaratılışının hikmet ve sırrına ermesindedir. İslam kelimesine gönül vermiş her mutlu kişi, önce bu görünen hayatın faniliğine iman eden asıl ve gönlümüzce hayatın ölüm dediğimiz manevi göç ile başlayacağına inanan kişidir. Dünya mihnetler, çileler, sıkıntılar alemidir. Kuvvetli bir irade ile çalışmak mücadele etmek suretiyle Allah'ın gösterdiği istikamette hareket ve nefsin hoşuna gitmeyen şeylere karşı sabırlı tahammüllü olmak müslümanın hayat felsefesidir. Yaratılışın hikmeti, sırn budur. İnsanın en büyük derdi, çilesi her ferdin düşünce, karakter ve mizaç bakımından birbirinden farklı yaratılmış olmasıdır. Her insanın bir çok yönlerden diğerine ters düşmesi fıtri ve hılki bir zarurettir. Kur'an'ın ilgili ayetlerini görelim: " Biz Adem ile Havva'ya «Anların şahsında gelecek nesillere hitaben dedik ki, haydi ininiz yeryüzüne, bazınız bazınıza düşman olarak." "Bir çok bakımlardan bazınızı bazınıza iptilâ, sıkıntı ve dert olarak yarattık. Bu bir imtihandır. Bu imtihanı kazanmak için sabır ve tahammül göstermek gerekiyor. Birbirinize karşı sabrader misiniz; kazanmak istiyorsanız sabır ve tahammül etmelisiniz." Bu alandaki sabır ve tahammülün karşılığı maddi değil manevidir. Dünya kazancı değil, ahiret kazancıdır. Birbirimize sabretmek, tahammül göstermek, hoş görmek; korkaklık, ahmaklık değil akıllılık, ince bir zeka eseri, hayat bilgisi, insan sevgisi, iman ve Allah'ın buyruğuna teslimiyet eseridir. Asnmızdaki çatışmalara bakınız. Hepsi menfaat çalışmasıdır, maddi anlaşmazlıktır. Yani feragat ve fedakârlığın daha kolay ve mümkün olduğu davalardır. Bu yolda iradeyle yapılacak her sabır ve hoşgörü hasretini çektiğimiz sevgi ve kaynaşmayı aynı zamanda ebedi saadeti bize kazandıracaktır. Peygamberimizin gerçek müslümanlığı sorana verdiği cevabı bilirsiniz:
|
|
|
:turkiye: *-) abla valla senin için dostluktan bahsedemicem üzgünüm çünkü ablasın ya işte valla dostluğa gelince pek başarılı bişi yazamam çünkü anlatımı kolay değil dostluk her zaman birinin senin hakkındaiii şeler düşünüp ilgi duyması hayatta sırtını sıvazlayan birinin olmasıdır
|
|
Çölde yürüyen iki arkadaş... Çölde yürüyen iki arkadaşın hikâyesidir aktarılan. Yolculuğun bir noktasında iki arkadaş arasında bir münakaşa olur. Münakaşa şiddetlenince biri diğerine tokat atar. Tokadı yiyenin canı çok acır ama bir şey söylemeden kuma şöyle yazar: BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BENİ TOKATLADI. İki arkadaş yola devam eder. Bir süre sonra bir vahaya gelirler. Sıcaktan bunalmış olan iki arkadaş hemen suya girerler. Fakat az önce tokat yemiş olan arkadaş bataklığa saplanır, çırpınmaya başlar, çırpındıkça dibe çekilmektedir, o hala can havliyle boğuşuyordur çamur denizinde, boğulmak üzeredir. Arkadaşı koşup kurtarır onu son anda. Nefes nefese çıkar çamurların arasından ve kendine gelmeden daha koşar bir kayanın üzerine şunları yazar: BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM HAYATIMI KURTARDI. Tokadı atan arkadaşı şaşkınlıkla bakar arkadaşının yüzüne. Sonra aynı şaşkınlığın sesine yansımasıyla oluşan tınılar çölde yankılanır usul usul: “Az önce canını yaktım ve bunu kuma yazdın, şimdi hayatını kurtardığımı kayanın üzerine yazıyorsun! Niçin?” Diğeri cevap verir: “Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki bağışlama rüzgârı silebilsin onu ama biri bizim için bir şeyler yaparsa taşa yazmalıyız ki hiçbir rüzgâr silemesin.” İleti şu sözlerle sona eriyordu: ACILARINIZI KUMA, SİZE YAPILAN İYİLİKLERİ TAŞA YAZMAYI ÖĞRENİN! ÖZEL BİR KİMSEYİ BULMAK BİR DAKİKA ALIR, UNUTMAK İSE BİR ÖMÜR… |
Paylasmanin asaletini hic bir zaman bencilligin cirkinligine tercih etme ve oyle bi arkadas secki sen onun icin olumu dusundugunde o senin icin coktan olmus olsun... Revo. |
| Saat: 12:00 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık