MsXLabs
Sayfa 9 / 9

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Hz. Muhammed (https://www.msxlabs.org/forum/hz-muhammed/)
-   -   Hadisi Şerifler (https://www.msxlabs.org/forum/hz-muhammed/3563-hadisi-serifler.html)

bilgi 3 Nisan 2008 12:04

günün hadisi şerifi
 
Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :


Her ümmetin bir fitnesi - bir imtihan sebebi - vardır. Benim ümmetimin fitnesi de dünya malıdır.
Tirmizi, Zühd 26


http://img72.imageshack.us/img72/2981/mucibbs3.gif
el Mücib (C.C.)

Kendisine dua edenlerin istediklerini veren

http://www.forum03.com/images/falldays/statusicon/user_offline.gif

Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :


İnsanoğlunun herbiri hatakardır. Ancak hatakarların en hayırlısı tevbekar olanlarıdır.
Tirmizi, Kıyamet 50; b. Mace, Zühd 30


http://img242.imageshack.us/img242/4751/rakibuo2.gif
el Rakib (C.C.)

Bakıp gözeten ve kendisinden hiçbir şey gizlenemeyen
http://www.ankebut.net/images/space.gifhttp://www.ankebut.net/images/space.gifhttp://www.ankebut.net/images/bottom.left.grey.round.gifhttp://www.ankebut.net/images/space.gifhttp://www.ankebut.net/images/bottom.right.grey.round.gifhttp://www.ankebut.net/images/space.gifhttp://www.ankebut.net/images/top.left.grey.round.gifhttp://www.ankebut.net/images/space.gifhttp://www.ankebut.net/images/top.right.grey.round.gifhttp://www.ankebut.net/images/space.gifhttp://www.ankebut.net/images/space.gifhttp://www.ankebut.net/images/space.gif
Kur'an'dan Peygamber Duaları
Ya Rabbî! Beni de, neslimden çoğunu da namazı devamlı olarak ve gereğince kılan kullarından eyle Duamı, lütfen kabul buyur Ya Rabbi!
Hz.İbrahim (AS) Duası - İbrahim 40


arwen 31 Mayıs 2008 02:50

Namaz Kılmayana Şeytanın Cevabı


Eski zamanlarda arabistanda bir yolcu (Müslüman) tek başına çölde seyehat ediyormuş.Şeytan bu adamı kandırmak için insan kılığına girer ve adamın karşısına çıkar.
Şeytan
---Meraba arkadaş görüyorum ki tek başına yolculuk ediyosun istersen sana yolculuğun boyunca arkadaşlık ederim.Benimde yolum senin gittiğin yeredir der
Adam çok sevinir
---Tabi der hemen kabul eder.İnsan kılığındaki Şeytanın arkadaşlığını
Derken öğlen olur.İkindi olur Akşam olur sonunda gece olur.Şeytan ben senle arkadailık etmek istemiyorum der.
Adam
---Ne oldu bir kusurum mu oldu ki ben sana ne yaptımda arkadaşlık etmezsin bana der.
Şeytan cevap verir
---daha ne olacak ki ben sabahtan beri takip ediyorum sen hiçbir vakitte namaz kılmadın.Oysaki ben insan kılığında şeytanım seni kandırmak için senle arkadaşlık ediyodum.Baktım ki kandırmama gerek yok.Ben ALLAH’a bir kere secde etmedim isyan ettim ALLAH beni sonsuza dek lanetledi.Sen ise beş vaktin hiç birinde ALLAH’a secde etmedin yani günde beş kere ALLAH’a secde etmeyerek karşı geliyosun.Ben senin yanında birkez daha lanetlenirim diye ALLAH’tan korkarım senden arkadaşlık etmekten vazgeçiyorum.Senin durumun benden de kötü.

Görüyorsunuz ki namaz kılmayanla şeytan bile arkadaşlık etmiyo.Ondan kaçıyo.Şeytan imanlı insanlarla çok uğraşır onları ölünceye kadar kandırmaya çalışır.İmansız kimselerle uğraşmaya çalışmaz zaten acıncak durumdalar diye düşünür


selcuktr61 4 Temmuz 2008 23:46

http://img530.imageshack.us/img530/969/begecefe6.jpg


gökkuşağı 21 Temmuz 2008 17:43

http://www.sitem.gen.tr/wp-content/uploads/2006/10/kuran_resim.thumbnail.jpgKuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz. (Araf Suresi, 204)
Ayetteki ifadeden de anlaşılacağı gibi Kuran okunurken susup dinlemek, yalnızca güzel bir davranış şekli değil, aynı zamanda da Allah’ın farz kıldığı bir tavırdır. Ayetin devamındaki ifadeden de bu emre titizlik göstermenin müminlerin esirgenmesine vesile olacağı anlaşılmaktadır.
Kuran Allah’ın sözüdür. Bu nedenle, Allah’ın Zatına gösterilmesi gereken haşyet dolu saygının aynı şekilde Allah’ın sözüne karşı da gösterilmesi gerekir. Bu saygının ilk aşaması ise Allah’ın sözünü işittiğinde, susup o söze kulak vermektir. Kuran’a, Arapça olsun, Türkçe meali olsun ya da farklı bir dilde okunduğunda aynı saygının gösterilmesi şarttır.
Herkesin farklı işlerle uğraştığı bir ortamda haber vermeden Allah’ın ayetlerini okumak, insanların dalgınlıkla istemeden bu ayetin hükmüne girmesine sebep olabilir. Bu nedenle, gerekli saygı ortamını sağlamadan Allah’ın kelamını okumak uygun bir tavır olmaz.
Bazı kişiler, herkesin başka işlerle uğraştığı ve kimsenin dinlemediği halde arka planda, kasetten ya da radyodan sürekli Kuran okunması önemli bir ibadet ve takva alameti olarak görürler. Oysaki Kuran derin bir saygıyla, her kelimesi can kulağıyla dinlenilmesi, akılda tutulması, üzerinde düşünülüp öğüt alınması ve uyulması gereken “üstün ve şerefli” bir sözdür.


nünü 27 Ağustos 2008 18:37

Bir Demet Hadis Tahlili-1

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim, bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.”
(Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)

Efendiler Efendisi aleyhissalatü vesselam, sahih hadis kitaplarında geçen bu sözleriyle müslümanlar arasındaki uhuvvete dikkat çekmektedir.
Bu kısa hadis, müminler için birbirinden önemli prensipler içermektedir.

1. Öncelikle bu hadis, müslümanların kardeş olduğunu haber verir. Tıpkı Cenâb-ı Hakk’ın Hucûrât Süresinin 10. ayetinde buyurduğu gibi. Bu kardeşlik Hak katından belirlenmiş ve hem bu dünyayı hem de ahireti içine alan güçlü bir kardeşliktir. Bir yerde hakiki kardeşliğin din kardeşliği olduğunu vurgulayan Efendimiz, burada da çok net bir şekilde müslümanları kardeş ilan etmektedir.

Bir başka yerde Fahr-i Alem Efendimiz, “Müslümanlar olarak birbirimizi kıskanmamak, hakir görmemek, birbirimize zulüm ve buğz etmemek, sırt çevirmemek, yalan söylememek” buyurarak bu kardeşliğin gerekleri üzerinde durmuştur.
O halde kardeşliğin gereği ne ise yerine getirmek gerekmektedir. Müslümanların aralarında bir kısım haklar terettüp etmekte ve herkes bu haklara riayette çok dikkatli olmak durumundadır. Mesela, müslümanın kardeşi bir yakınını kaybetmişse, onun cenazesine iştirak edecek baş sağlığı dileyecektir. Hasta ise ziyaretine gidecek, ona moral verecek ve varsa bir ihtiyacı görecektir.

Bir hadiste şöyle nakledilir. Hazreti Musa’ya ötede Cenâb-ı Hak nidâ eder: “...Yâ Musa, Ben hasta oldum, Beni ziyarete gelmedin...”, “Hâşâ, Sen nasıl hasta olursun Yâ Râbbi” diye cevap verir Hazreti Musa. Cenâb-ı Hak, “Benim kulum hasta oldu ama sen onu ziyarete gitmedin. Hasta kardeşini ziyaret etmen, Beni ziyaret etmendir...” meâlinde cevap verir.
Yine, kardeşi selam verdiğinde selamını almak, hapşırdığında “Yarhamükallah” diyerek dua etmek, nasihat istediğinde nasihat etmek gibi daha pekçok hususlarda mü’minin üstüne düşenler olduğu gibi kendi için istediğini kardeşi için de isteyebilmek gibi bir erdemlik kendisinden istenir. Bu da gerçek sevgi ile olabilir ki, bir hadislerinde Fahr-i Alem:
Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki iman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (kâmil manada) iman etmiş olmazsınız” buyurarak bu hususun önemini ifade etmişlerdir.

2. İkinci husus, bu kardeşliğin bir gereği olarak; müslüman, kardeşine zulmetmez, buyuruluyor. Yani, hakkına tecavüz etmez, onun canına, malına, namusuna asla el uzatmaz. Bu o kadar önemli bir mevzudur ki, Allah Rasûlü aleyhi ekmelüttahâyâ veda hutbesinde bunun üstüne basa basa “Müslümanların birbirlerine kanlarının, mallarının ve ırzlarının haram olduğunu” yani bu hususların korunma altında olduğunu bildirmiştir. Hiçbir müslüman bir diğer kardeşini bu hususlarda asla rencide edemez. Hakkına giremez. Hatta, haksız yere üzmek, tersleyip azarlamak suretiyle kalbini de kıramaz. Bir hadislerinde Efendimiz, “Eziyet veren, incitici bir bakışla bir müslümana işaret etmesi (bile), diğer müslüman için helâl olmaz” buyurarak işin ne kadar ince olduğunu haber vermektedir.

Evet, Efendimiz bir hadislerinde “müflis”i anlatırken, adeta ahirete dair bir manzarayı gözler önüne serer ve “Kişi, ötede namazından, orucundan, zekatından, haccından elde ettiği hasenatıyla, sevapları ile getirilir. Sonra, ona bağırmış, öbürüne küfretmiş, diğerine vurmuş, berikinin malını yemiş.. her birinin hakkını ödemek için kendi namazının, orucunun, zekatının, haccının sevabından hepsine verir. Borçlarını ödemeye çalışır. Nihayet yanındaki hasenatı biter de, borcu bitmez. Bu sefer, hakkına girdiği kimselerin günahlarını üzerine alır ve tepe taklak Cehennem’e yuvarlanır” buyururlar. “İşte, hakiki iflas sahibi budur” buyurulur. O halde, mü’min kimse kardeşinin can, mal, namus gibi ciddi değerlerine el uzatma bir tarafa haksız yere onu üzmeye bile çekinir.. çekinir de yaptığı haksızlıkların ötede karşısına çıkacağı endişesiyle tir tir titrer.

Hadiste devamla, müslüman kimse, müslüman kardeşini düşmana teslim etmez, buyuruluyor. Nasıl insan öz kardeşinin göz göre göre düşman tarafından teslim alınmasına, eza ve cefaya maruz kalmasına razı olamaz. Aynen öyle de, müslüman kardeşi için de aynı şekilde düşünüp ve hareket etmesi icap eder. Kardeşi eğer zalim kimselerin eline düşmüş ise, belalı insanlar ağına takımış ise, onu kurtarmanın bir yolunu bulur ve katiyyen onu başıboş bırakmaz. Taberânî, aynı hadise ziyade olarak “onu musibet ile başbaşa bırakmaz” şeklinde bir ifade rivayet eder. Bu ifade daha geneldir. Yani, kardeşinin başına gelen sıkıntı ne türden olursa olsun hep onun yanında olur. Efendimiz’in komşulukla alakalı ifade buyurdukları “Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” hadisleri bu konuyla tam bir paralellik arzetmektedir. Kardeşin, çile ve ızdırapta iken sen keyfemâyeşâ bir hayat süremez, gamsız gamsız dolaşamaz, hayatın kâmını çıkaramazsın. Onun derdine imkanın nisbetinde ortak olmalısın. Onu imtihanları, çile ve ızdırapları ile başbaşa bırakamaz, onu yalnızlığa terk edemezsin.

3. Hadiste, kim kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da asıl ihtiyaç anında, kıyamet günü onun bir ihtiyacını giderir, buyuruluyor. Bu insana müthiş bir motivasyon veriyor. Zira, verilecek mükafaat bu dünyada hiçbir şeyle kıyaslanmayacak kadar kıymetli. Bu dünyada bile bir ağrıya müptela kimse, bir doktorun eliyle şifayâb olsa, o doktora karşı nasıl teşekkür edeceğini, ne ile mukabelede bulunacağını bilemez. Halbuki, bu dünyanın hiç bir müşkülü, ahirette hesap günü başa gelecek müşkülden daha büyük değildir.

Müslim’in rivayet ettiği bir hadislerinde Fahru’r-Rüsul Efendimiz, “Kişi kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımındadır” buyurmuşlardır. Bu husus öyle lanse ediliyor ki, adeta müslümandan istenen, kardeşlerinin yardımında olmayı tabiatının bir parçası haline getirmesidir. Zira, bir başka hadislerinde Efendimiz, “Zalim de olsa, mazlum da olsa kardeşine yardım et” şeklinde tavsiyede bulunmuştur. Bunun üzerine, zalime nasıl yardım edileceği sorulunca, “Zulmüne engel olursun, bu da senin ona yaptığın bir yardımdır” buyurmuşlardır. Yani, her halükârda yardımdan dûr olmamalıdır. Tabii, bu engellemenin pek çok yolu olabilir. Nasihat ve güzel sözlerle onu yola getirme olabileceği gibi kınama ve azarlama ile de onu bu yoldan çevirmek mümkün olabilir.

Hadisin devamında yine aynı minvalde, kardeşinin bir sıkıntısını, gönlüne ağırlık veren bir derdini giderirse, Allah da onu gerçek sıkıntılarla boğuştu ahiret aleminde bir sıkıntısını giderir buyuruluyor. Bir öncekinde onun bir ihtiyacını gidermek vardı, burada da ondan bir sıkıntıyı kaldırmak var. Birbirini tamamlayan davranışlardır bunlar. İnsanlığın İftihar Tablosu bir yerde: “İki (müslüman) kardeş, iki el gibidir: Biri diğerini yıkar” derken bu iki hususa da işaret etmiş oluyor.

4. Hadisin son kısmında, kim bir mü’min kardeşinin ayıbını örterse kıyamette de insanın mahcup olacağı en dehşetli saatte, en dehşetli yerde Allah da onun ayıbını örter ve utanacağı bütün insanların önünde onu mahcup etmez. Bu ne büyük bir teklif... Bu sebepledir ki, Allah kimseye kimsenin ayıbını araştırma görevi vermemiştir. Hatta, bir Kutlu’nun ifadeleri içinde hatta “Allah kimseye birinin ayıbını ortaya çıkarmak için keramet vermez.” Allah Settâr’dır ve kullarının da başta kendi ayıpları olmak üzere kardeşlerinin ayıplarını örtmelerini emreder. Araştırma ile alakalı olarak iki tabiri iyi bellemek gerekir. Bunlardan birisi “tecessüs” diğeri “tehassüs”dür. Her ikisi de arama, araştırıp bulma gayreti gibi anlamlar içerir. Ancak, “tecessüs” ayıbı aramadır, menfi bir davranıştır ve Kur’an tarafından fertlere yasaklanmıştır. (Hucurât, 49/12) “Tehassüs” ise, bir müjdeli haber bulma, iyi bir şey yakalama adına yapılan araştırmadır, müsbettir ve dinen mahzuru yoktur. Hazreti Yakub, oğullarını Mısır’a geri gönderip Hazreti Yusuf ve kardeşi hakkında güzel bir haber alıp gelmelerini emrettiği yerde bu kelimeyi kullanmıştır. (Yusuf, 12/87)

Asrın dertlisi, bu hususla alakalı olarak, Kur’an ve hadislerin ışığında öyle bir ölçü veriyor ki, inanın insan düşündükçe bundan daha salim, daha zararsız bir yol bulamıyor. O şu minvalde nasihatlerde bulunuyor:

Görseniz ki, bir dostunuz yanlış bir yerde veya yanlış birileri ile.. hüsn-ü zannı son sınırına kadar zorlayınız. Şayet bir haramı irtikap ediyor gördünüz. Arkanızı dönüp gidiniz ve Allah’a dua ediniz ki, Allah o kardeşinizi o yanlıştan kurtarsın. Bir daha da dönüp “bu o mu, değil mi” diye tekrar tekrar bakmayınız. Zira, ertesi gün o kardeşiniz, belki Allah’tan af diler, tevbesi kabul olur ve temizleniverir. Ama siz sürekli onu o halde hatırlayarak su-i zanda bulunursunuz. Belki de bunu kendinizde tutamaz, biriyle paylaşır, gıybete girersiniz...”

Evet, bu yol en salim yol görünüyor. İnsan birinin ayıbını örtmekle ona tevbe yolunda yardımcı olmuş olur. Eğer ayıbı o kişinin yüzüne vurur veya bir başkasıyla paylaşırsa ancak şeytana yardımcı olmuş olur. (Hakime intikal etmiş kamu hukukunu ihlal veya bir zulmü irtikap söz konusu yerde yapılacak şahidlik istisna edilmelidir.) Görülüyor ki, bu hadis, Kur’an’ın katî olarak yasakladığı gıybeti (Hucurât, 49/12) önleme ve uhuvveti muhafaza adına teşvik edici mühim bir hadistir.

Mevlam bizleri, bu nasihatlerden tam istifadeye muvaffak ve bu güzel sözlerin sahibi Efendiler Efendisi’ne layık ümmet eylesin...


The Unique 15 Ağustos 2010 17:47

Gadab (Öfke) Nedir? - Gadab (Öfke) Hakkında
 

Gadab (Öfke) Hakkında Hadisler Mumsema İslam Arşivi Gadab (Öfke) Hakkında Hadisler
Gadab (Öfke) Hakkında Hadisler

Öfkeyi Yenmek



Gadab (Öfke) Hakkında Hadisler

Resulullah (sav) (bir gün): "Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?" diye sordu Ashab (ra): "Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!" dediler Resulullah (sav): "Hayır," dedi, "gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen kimsedir"
Kaynak: Müslim, Birr 106, (2608); Ebu Davud, Edeb 3, (4779)



Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kuvvetli kimse, (güreşte hasmını yenen) pehlivan değildir Hakiki kuvvetli, öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir"
Kaynak: Buhari, Edeb 76; Müslim, Birr 107, (2760); Muvatta, Hüsnü'l-halk 12, (2, 906)



Urve İbnu Muhammed es'Sadi'nin yanına girdik Bir zat kendisine konuştu ve Urve'yi kızdırdı Urve kalkıp abdest aldı ve: "Babam, dedem Atiye (ra)'den anlatır ki, o, Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini nakletmiştir: "Öfke şeytandandır, şetyan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın"
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 4, (4784)



Resulullah (sav) bize buyurmuştu ki: "Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun Öfkesi geçerse ne ala, geçmezse yatsın"
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 4, (4782 )




İki kişi Resulullah (sav)'ın huzurunda küfürleştiler (Öyle ki) birinin yüzünde (diğerine karşı) öfkesi gözüküyordu Resulullah (sav): "Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinden zuhur eden öfke giderdi; Euzu billahi mineşşeytanirracim!" buyurdular
Kaynak: Tirmizi, Da'avat 53, (3448); Ebu Davud, Edeb 4, (4780)




Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Bana kısa bir nasihatta bulun, uzun yapma! Ta ki nasihatini unutmayayım" demişti [ve birkaç kere tekrar etmişti], Aleyhissalatu vesselam (bir kelimeyle): "Öfkelenme!" cevabını verdi
Kaynak: Buhari, Edeb 76; Tirmizi, Birr 73 (2021); Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 11, (2, 906)




Sual:
Tez öfkeleniyorum. Öfkelenmek dinimize aykırı mıdır? Aykırı ise çaresi nedir?
CEVAP
Öfkelenmek dinimize aykırı değildir. Müslüman da öfkelenir. Bir hadis-i şerifte de,
(Mümin, tez kızar, tez barışır) buyuruldu. Fakat (Mümin hiç kızmaz) buyurulmadı. Bir hadis-i şerif meali de şöyle:
(İnsanların mizaçları farklıdır. Kimi geç kızar, öfkesi tez geçer. Kimi çabuk kızar, çabuk yatışır, bu ise kendisini telafi eder. Kimi de tez kızar geç yatışır. En iyisi, geç kızıp öfkesi çabuk geçendir. En kötüsü de, çabuk kızıp geç yatışandır.)
[Tirmizi]

Öfkeyi yenmenin fazileti ile ilgili hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

(Öfkelenen, dilediğini yapmaya gücü yettiği halde, yumuşak davranırsa, Allahü teâlâ da onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur.)
[İbni Ebiddünya]

(Kim Allah rızası için öfkesini yenerse, Allahü teâlâ da ondan azabını def eder.)
[Taberani]

(Öfkeli iken karar vermeyin.)
[Buhari]

(Öfkeli davranan kimseye, yumuşaklık göstereni Allahü teâlâ sever.)

[İ.Asakir]
(Öfkesini yenen Cennete kavuşur.)
[Taberani]

(Öfkesini yeneni, Allahü teâlâ korur ve düşmanını ona boyun eğdirir.)
[Buhari]

(Öfkelenmek, kızmak imanı bozar.)
[Beyheki]

(Yiğit, pehlivan hasmını yenen değil, öfkesini yenendir.)
[Buhari]

Bir kimse Resulullah efendimizden nasihat istedi,
(Kızma, sinirlenme)(Kızma, sinirlenme) buyurdu. (Buhari)
buyurdu. Birkaç yönden gelip birkaç kere sordu, hepsine de
Makam hırsı, kibir ve ucbu yok eden öfkesine hakim olur. Öfkelenen, Peygamber efendimizin bildirdiği, (Allahümmağfirli-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mineşşeytan) duasını okumalıdır! (İbni Sünni)

Allahü teâlâ, iyileri şöyle övüyor:

(Onlar, bollukta da, darlıkta da infak eder, öfkelerini yener, insanları affederler.)
[Al-i İmran 134]

Tez sinirlenmek
Sual:
Tez sinirleniyorum,büyük küçük dinlemeyip karşımdakileri kırıp döküyorum. Sinirime hâkim olabilmek için ne yapmalıyım?

CEVAP
Dinin emrine uymalı, bunun günah olduğunu bilmeli. İnsan bile bile kızıp öfkelenmez. Kızsa da, sinirine hâkim olur. Zaten dinimiz kızmamayı değil, sinirine hâkim olmayı emrediyor. Her insan kızabilir, ama kızınca, dinin dışına çıkmamalı, zararlı iş yapmamalı.

Hiddetlenince, euzü besmele ve iki kul euzüyü okumalı. Kızıp öfkelenenin aklı örtülür. İslamiyet'in dışına çıkar. Birkaç hadis-i şerif meali:

(Öfke, şeytanın vesvesesinden hasıl olur. Şeytan, ateşten yaratılmıştır. Ateş, su ile söndürülür. Sinirlenince, abdest alın.)
[Ebu Davud]

(Öfkelenen sussun.)
[Buhari]

(Sinirlenen, ayakta ise otursun. Öfkesi geçmezse yan yatsın.)
[Ebu Davud]

Ayakta olanın intikam alması kolaydır. Oturunca, azalır. Yatınca, daha azalır. Sinirlenmek, kibirden doğar. Yatmak, kibrin azalmasına sebep olur. Kızınca,
(Allahümmagfir li-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mineşşeytan)(İbni Sünni)
okumak, hadis-i şerifte bildirildi.
Manası, (Ya Rabbi, günahımı affeyle. Beni kalbimdeki öfkeden ve şeytanın vesvesesinden kurtar) demektir.

Öfkeye sebep olan kimseye yumuşak davranamayan kimse, onun yanından ayrılmalı, ondan uzak durmaya çalışmalı.





merdyen2 22 Ağustos 2010 16:19

Altı şey, altı yerde gariptir
 
Altı şey, altı yerde gariptir



--------------------------------------------------------------------------------



قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم سِتَّةُ اَشْيَاءَ هُنَّ غَرِيبَةٌ فِى سِتَّةِ مَوَاضِعَ اَلْمَسِجْدُ غَرِيبٌ فِيمَا بَيْنَ قَوْمٍ لاَ يُصَلُّونَ فِيهِ وَالْمُصَحَفُ غَرِيبٌ فِى مَنْزِلِ قَوْمٍ لاَ يَقْرَؤُنَ فِيهِ وَالْقُرْآنُ غَرِيبٌ فِى جَوْفِ الْفَاسِقِ وَالْمَرْأَةُ الْمُسْلِمَةُ الصَّالِحَتُ غَرِيبَةٌ فِى يَدِ رَجُلٍ ظَالِمٍ سَيِّئِ الْخُلُقِ وَالرَّجُلُ الْمُسْلِمُ الصَّالِحُ غَرِيبٌ فِى يَدِ امْرَأَةٍ رَدِيَّةٍ سَيِّئَةِ الْخُلُقِ وَ الْعَالِمُ غَرِيبٌ بَيْنَ قَوْمٍ لاَ يَسْمَعُونَ اِلَيْهِ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه و سلم اِنَّ اللَّهَ تَعَالَى لاَ يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ نَظَرَ الرَّحْمَةِ





Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdu: Altı şey, altı yerde gariptir.



1- Mescid, kendisinde namaz kılmayan kavmin arasında gariptir.



2- Mushaf, okunmayan evde gariptir.



3- Kuran, fasık kişinin kalbinde gariptir.



4- Müslüman ve salih bir kadın, zalim ve kötü huylu bir erkeğin elinde gariptir.



5- Müslüman ve salih bir erkek, söz dinlemeyen ve kötü huylu bir kadının elinde gariptir.



6- Âlim, kendisini dinlemeyen bir kavmin arasında gariptir.



Allah-u Teâlâ, onları garip bırakanlara kıyamet gününde rahmet nazarıyla bakmaz.





Bu hadis- şerif, kıyamet günü Allah’ın rahmetinden mahrum kalarak garip olacak insanlardan bahsetmektedir. O halde bu hadise son derece dikkat kesilmeli ve ahirette garip kalmanın sebebini öğrenerek, o sebebi hemen terk etmeliyiz. Evet, ceza, amelin cinsindendir. Dünyada garip bırakanlar, ahirette garip olacaklardır! Allah-u Teâlâ, bu hadisin hürmetine bizleri kıyamet günü garip olan ve rahmetinden mahrum kalan zümreye dâhil eylemesin. Âmin



قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdu: سِتَّةُ اَشْيَاءَ Altı şey



هُنَّ غَرِيبَةٌ فِى سِتَّةِ مَوَاضِعَ onlar altı yerde gariptir. Evet, altı şey altı yerde gariptir. Şimdi bu altı şeyi ve garip oldukları yerleri öğrenelim:



اَلْمَسِجْدُ غَرِيبٌMescid gariptir فِيمَا بَيْنَ قَوْمٍ لاَ يُصَلُّونَ فِيهِ kendisinde namaz kılmayan kavmin arasında. Evet, bir mahalle halkı, mahallelerinde bulunan camiye girmez ve camilerini cemaatsiz bırakırlarsa, o cami o mahallede gariptir. Ve maalesef ülkemiz, böyle birçok garip camiye ev sahipliği yapmaktadır. Nice mahalle camileri vardır ki, içlerinde sadece birkaç kişi namaz kılmaktadır. Hatta ne acıdır ki bir kısmı cemaatsizlikten kapanma noktasına gelmiştir. Birkaç bin insanın yaşadığı mahallelerde, camilerde tek bir saf bile olmamakta ve camiler garip bırakılmaktadır. Ülkemiz, camisine sahip çıkmayan ve mescidini garip bırakan nice insanlarla doludur. Mescidlerinin kıymetini bilmeyen ve camilerini garip bırakan bu insanlar, elbette yarın mahşer günü garip kalacaklardır.



وَالْمُصَحَفُ غَرِيبٌ Ve mushaf gariptir فِى مَنْزِلِ قَوْمٍ لاَ يَقْرَؤُنَ فِيهِ kendisini okumayan kişilerin evinde. Evet, bir evde Kuran okunmuyorsa, mushaf o evde gariptir. O ev halkı mushaflarını garip bırakmışlardır. Peygamber Efendimizin (sav) Kuran Kerim’in okunmasıyla ilgili birçok hadis-i şerifleri vardır. Bu makamda bazı hadisleri naklederek, evlerindeki mushafları garip bırakanların ne derece büyük bir zararda olduklarını beyan buyurmak istiyoruz.



Ebu Zer (ra) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: “Kuran-ı Kerim okumaya ve Allah’ı zikretmeye özen göster. Çünkü bu amelin, senin göklerde anılmana sebeptir. Yeryüzünde de senin için hidayet nurudur.”



Hz. Enes (ra) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: “Kuran zenginliktir. Ondan başka zenginlik ve ondan sonra da fakirlik yoktur.”



Hz. İbn-i Abbas (ra) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: “Kalbinde Kuran’dan bir şey bulunmayan kimse virane eve benzer.”



Ebu Hureyre (ra) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: “Evlerinizi kabristan haline getirmeyiniz. Hangi evde Bakara suresi okunursa, şeytan o evden kaçar.”



Kuran-ı Kerim’i okumanın fazileti ile ilgili hadisler oldukça büyük bir yekün teşkil eder. Bizler bu meseleyi hadis kitaplarının ilgili bölümüne havale ediyor ve evlerindeki mushafları garip bırakanları, mushaflarıyla barışmaya davet ediyoruz.



وَالْقُرْآنُ غَرِيبٌ Ve Kuran gariptir فِى جَوْفِ الْفَاسِقِ fasık kişinin kalbinde. Evet, fasık ve günahkâr bir kimsenin kalbindeki Kuran gariptir. Bir kimse, Kuran-ı Kerim’i ezberlemesine rağmen günah işliyor ve sefahate dalıyorsa, o kişi kalbindeki Kuran’ı garip bırakmış demektir. Ne acayiptir ki, o kişi Kuran’ı ezberleme devletine ulaşmış; ama o Kuran, günahlarıyla arasına girememiştir. Allah-u Teâlâ ona kelamını ezberleme şerefini vermiş, o ise bu nimete karşı takva ile şükür edeceğine, günahlara dalmakla mukabelede bulunmuş ve neticede kalbindeki Kuran’ı garip bırakmıştır. Allah-u Teâlâ, böyle olmaktan cümlemizi muhafaza etsin.



وَالْمَرْأَةُ الْمُسْلِمَةُ الصَّالِحَتُ غَرِيبَةٌ Ve Müslüman ve salih bir kadın gariptir. Nerede gariptir? الْخُلُقِ فِى يَدِ رَجُلٍ ظَالِمٍ سَيِّئِ zalim ve kötü huylu bir erkeğin elinde. Müslüman ve salih bir kadın, zalim ve kötü huylu bir erkeğin elinde garip olduğu gibi, bazen de bunun tam tersi olabilir. Hadis-i şerif buna da işaret ediyor ve diyor ki: وَالرَّجُلُ الْمُسْلِمُ الصَّالِحُ غَرِيبٌ Müslüman ve salih bir erkek de gariptir فِى يَدِ امْرَأَةٍ رَدِيَّةٍ سَيِّئَةِ الْخُلُقِ söz dinlemeyen ve kötü huylu bir kadının elinde. Demek ister erkek olsun ister kadın, kimin eşi zalim ve kötü ahlaklı ise, işte o kişi gariptir. Ve maalesef İslam’dan nasibi olmayan ve İslam ahlakını takınmayan evler, böyle nice gariplerle doludur. Erkekler eşlerine karşı zalim ve kötü huylu; kadınlar ise eşlerine karşı geçimsiz ve söz dinlemez. Cennetin bir bahçesi olan aile hayatı, neredeyse cehennem ateşine dönmüş.



وَ الْعَالِمُ غَرِيبٌ Ve âlim gariptir بَيْنَ قَوْمٍ لاَ يَسْمَعُونَ اِلَيْهِ kendisini dinlemeyen bir kavmin arasında. Evet, sözü dinlenmeyen âlim de bu garipler kervanına dâhildir. Sözü dinlenmeyen ve kendisine kıymet verilmeyen âlim. Hâlbuki âlimler yıldızlar gibidir, onlar ile doğru yol bulunur. Ama maalesef bazı zamanlarda onların kıymeti bilinmemekte ve nasihatlerine kulaklar tıkanmaktadır. Herhalde bu zaman, âlimlerin dinlenmediği en şiddetli zamandır.





اللَّهِ صلى الله عليه و سلم ثُمَّ قَالَ رَسُولُ Sonra Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdu:



اِنَّ اللَّهَ تَعَالَى Muhakkak ki Allah-u Teâlâ لاَ يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ onları garip bırakanlara kıyamet gününde bakmazنَظَرَ الرَّحْمَةِ rahmet nazarıyla.İşte bu büyük bir tehdittir. Allah-u Teâlâ, mescidini garip bırakan topluluğa, evindeki mushafı garip bırakan ev halkına, kalbindeki Kuran’ı garip bırakan fasığa, Müslüman ve salih bir kadını garip bırakan erkeğe, Müslüman ve salih olan bir erkeği garip bırakan kadına ve âlimi garip bırakan kavme kıyamet günü rahmet nazarıyla bakmayacaktır. Allah’ın rahmet nazarıyla bakmadığa bir kula ise kim yardım edebilir ve o kişiyi azaptan kim kurtarabilir? Allah’ın rahmetinden mahrum olmak, bu ne büyük bir cezadır! Zira rahmetten mahrum olan, rahmetin bir tecelligâhı olan cennetin kokusunu bile duyamayacaktır. İşte bu, büyük bir hüsrandır!



Dilerseniz hadis-i şerifimizi şöyle bir dua ile toparlayalım: Ya Rabbi! Sen bizleri, mescidlerini garip bırakanlardan eyleme, bizleri mescidlerin kuşu eyle. Ya Rabbi! Sen bizleri, Kuran okumayarak evindeki mushafı garip bırakanlardan eyleme. Bizlerin kalbinde Kuran okumaya karşı bir şevk ve aşk yarat. Ya Rabbi! Sen bizleri, işlediği günahlar sebebiyle kalbindeki Kuran’ı garip bırakan zümreye dâhil eyleme. Kalbimizdeki Kuran’ı takva ile muhafaza edenlerden eyle. Ya Rabbi! Sen bizleri, eşine zulmederek ve ona kötü davranarak eşini garip bırakanlardan eyleme. Eşlerimize karşı kalbimize şefkati ve muhabbeti ilka eyle. Ve Ya rabbi! Sen bizi, âlimleri garip bırakanlardan da eyleme. Âlimlere karşı bir hürmeti ve muhabbeti kalbimizde halk eyle. Âmin (alıntı ilmedavet)


merdyen2 26 Ağustos 2010 10:55

meleklerin arkadaşlığı
 
meleklerin arkadaşlığı

--------------------------------------------------------------------------------

عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ ، قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم اِنَّ لِلْمَسَاجِدِ اَوْتَاداً ، اَلْمَلآئِكَةُ جُلَسَاؤُهُمْ ، اِنْ غَابُو يَفْتَقِدُونَهُمْ ، وَ اِنْ مَرِضُو عَادُوهُمْ ، وَ اِنْ كَانُو فِى حَاجَةٍ اَعَانُوهُمْ ، جَلِيسُ الْمَسْجِدِ عَلَى ثَلاَثِ خِصَالٍ ، اَخٌ مُسْتَفَادٌ ، اَوْ كَلِمَةٌ مُحْكَمَةٌ ، اَوْ رَحْمَةٌ مُنْتَظَرَةٌ

Hz. Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edilmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: Muhakkak ki mescitlerin direkleri vardır. Melekler onlarla otururlar. Eğer mescitte bulunmazlarsa melekler onları ararlar. Eğer hastalansalar melekler onları ziyaret ederler. Eğer bir ihtiyaç içinde olsalar melekler onlara yardım ederler. Mescitte oturan üç hayırdan birini kazanır: İstifade edilen bir arkadaş bulur veya doğru bir söz dinler ya da beklenilen bir rahmeti elde eder.

Kim melekler ile beraber aynı mecliste oturmakhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif ortalıkta gözükmediğinde melekler tarafından aranmakhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif hastalandığında melekler tarafından ziyaret edilmek ve ihtiyaç içindeyken meleklerin yardımına mazhar olmak isterse bu hadis-i şerife dikkat etmeli ve hadiste işaret edilen ameli hayatına geçirmelidir. Kim bu hadis-i şerifte zikredilen amele muvaffak olursahttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif zikredilen bütün bu faziletlere de sahip olur.

Hadisimizi Ebu Hureyre (r.a.) hazretleri nakletmektedir.

قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم Allah’ın resulü (sav) şöyle dedi:

اِنَّ لِلْمَسَاجِدِ اَوْتَاداً Muhakkak ki mescitlerin direkleri vardır. Yani mescitlere devam eden ve adeta mescidin direği gibi oradan ayrılmayan kullar vardır. Bu kişilerinhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif mescitlerin direklerine benzetilmesinin bir sebebi şudur: Nasıl ki mescitlerin maddesi direkler üzerinde durur ve direkler olmazsa mescitler harap olur. Aynen bunun gibihttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif mescitlerin manevi imarı da içinde ibadet eden bu kullar ile olur. Zira bir mescithttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif içinde ibadet edenlerin bulunmasıyla mamur; bulunmamasıyla ise manen harap olur. İşte bu kişiler mescitlerin manevi direkleri gibidir. Mescitlerin manen ayakta kalması bu kişiler ile olmaktadır. Demek hadis-i şerifte beyan edilen “Mescitlerin direkleri vardır” sözü ile kastedilenhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif mescitlere devam eden ve ekser vakitlerini orada ibadet ile geçiren kimselerdir. Bunlar adeta mescidin direkleri gibi devamlı mescitlerde oldukları ve mescitlerin manevi imarı bu kişiler tarafından gerçekleştiği içinhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif Efendimiz (sav) onları mescitlerin direklerine benzetmiştir. Hadis-i şerifin devamında “Mescitlerin direkleri” olan bu şahısların dünyada göreceği mükâfatlardan bahsedilir.

اَلْمَلآئِكَةُ جُلَسَاؤُهُمْ Melekler onlarla otururlar. Evethttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif melekler bu kişilerin meclis arkadaşıdırlar. Onlarla beraber otururlar ve onlarla dostluk yaparlar. O halde mescidin bir köşesine çekilmiş ve boynunu bükerek Cenab-ı Hakk’a dua ve niyaz eden bir kimse zannetmesin ki o anda yalnızdır. Hayırhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif yalnız değildir. Onun etrafında melekler vardır. Onun duasına âmin derlerhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif okuduğu Kuran’ı dinlerlerhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif onun için Allah’tan af dilerler ve onun halka-ı zikrine girerler. O halde kim melekler ile beraber oturmak ve meleklerin meclis arkadaşı olmak istersehttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif mescidin direği olmalı ve mescitlere devam etmelidir.

اِنْ غَابُو Eğer kaybolsalar. Yani bu kişiler mescitte gözükmeseler ve birkaç vakit namazında hazır bulunmasalar يَفْتَقِدُونَهُمْ melekler onları ararlar. Melekler adeta vefakâr bir dost gibi onların peşine düşerler. Acaba başlarına bir şey mi geldi diye merak ederler ve her yerde onları ararlar. Melekler tarafından aranmak. Bu ne büyük bir devlettir!

وَ اِنْ مَرِضُو Eğer onlar hastalansalar عَادُوهُمْ melekler onları ziyaret ederler. Evethttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif melekler hasta olan mescit arkadaşlarının ziyaretine giderler. Demek her kim mescitlere devam ediyor ve adeta mescitlerin direği gibi oluyorsahttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif bilsin ki hastalandığında melekler tarafından ziyaret edilmektedir. Ohttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif melekleri görmese de melekler onun başında otururhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif onun halini hatırını sorarhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif şifa bulması ve affedilmesi için Allah’a dua eder ve kim bilirhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif belki de onu çok özlediklerini söylerler. İnsanlardan olan dostlar unutsa da melekler onu unutmaz. Hasta yatağının başında onu yalnız bırakmaz.

وَ اِنْ كَانُو فِى حَاجَةٍ Eğer bir ihtiyaç içinde olsalar. Yani mesela borçları olsa ya da başlarına bir bela ve musibet gelse اَعَانُوهُمْ melekler onlara yardım ederler. Cenab-ı Hakhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif meleklerini bu kişilerin yardımına gönderir. Zira bunlar Allah’ın rızası için mescitlerin direkleri olmuşlarhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif hayatlarını Cenab-ı Hakk’a ibadete hasretmişlerdir. Hiç mümkün müdür kihttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif bu kişiler bir ihtiyaç içinde kalsın da Allah-u Teâlâ onlara meleklerini yardımcı olarak göndermesin!

Hadis-i şerifin bu bölümüne kadar anladık kihttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif hakiki bir dosttan beklenen her şeyi melekler mescitlerin direklerine yapmaktadırlar. Zira hakiki bir dosttan ne beklenir ki? Beklenecek şeyler şunlardır: Gelsin bizimle beraber otursunhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif eğer ortalıklarda gözükmüyorsak peşimizden koşsun ve bizi arasınhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif hasta olduğumuzda bizi ziyaret etsin ve bir ihtiyaç içindeysek bize yardım etsin.

İşte hakiki dosttan beklenen şeyler bunlardır. O halde meleklerhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif mescitlerin direkleri için hakiki dostturlar. Onlar ile beraber otururhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif kaybolduklarında onları ararhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif hasta olduklarında onları ziyaret eder ve ihtiyaç içinde olduklarında da onlara yardım ederler.

Bu ne vefakârlıktır! Ne mutlu mescitlere direk olanlara ve ne mutlu meleklerin dostluğunu kazananlara! Ne mutlu.

Hadis-i şerifin devamında şöyle buyrulmaktadır:

جَلِيسُ الْمَسْجِدِ Mescitte oturan kimse عَلَى ثَلاَثِ خِصَالٍüç hayırdan birini kazanır:

اَخٌ مُسْتَفَادٌ İstifade edilen bir arkadaş bulur. Bulduğu bu arkadaş hem dünyada hem de ukbada onun dostu olur. Dostluğu Allah hesabına ve Allah’ın rızası için olduğundan dünya dostluklarına benzemez. Bu öyle bir dosttur ki -başka bir hadisin beyanıyla- dostunun cennete girebilmesi için kendi sevabını bile ona verir. Daha kendi hesabı görülmemesine ve belki de verdiği o sevaba çok muhtaç olacağı halde kendi akıbetini düşünmez ve dostunun cennete girebilmesi için kendinden vazgeçer. Artık bu dostun dünyadaki faydasını anlatmaya daha hacet var mıdır? En kıymetli malı olan sevabınıhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif en dehşetli bir günde dostuna verebilen bu vefakâr insanınhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif dünyada dostu için yapabileceği iyiliklere bir had ve sınır var mıdır? Elbette yoktur! İşte böyle bir dost da Efendimizin beyanıyla ancak mescitlerde bulunur. Benhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif hadis-i şerifin bu beyanınıhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif böyle dostları mescitlerde bulan bir kişi olarak hayatımla tasdik ediyorum. Kim böyle dostlar bulmak isterse mescitlere devam etmelidir.

Mescitlerde oturan kimsenin kazanacağı ikinci hayır ise: اَوْ كَلِمَةٌ مُحْكَمَةٌ doğru bir söz dinlemektir. Evethttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif kişi mescitte oturur ve sohbet dinler. Bu sohbet sayesinde de doğru bilgiye ulaşır. Bilmediği birçok meseleyi bu sohbetlerde öğrenir.

Mescitlerde oturan kimsenin kazanacağı üçüncü ve en büyük hayır ise: اَوْ رَحْمَةٌ مُنْتَظَرَةٌ beklenilen bir rahmeti elde etmesidir. Beklenilen rahmetten maksat: Allah’ın rahmetidir. Mescitler adeta o rahmetin kapısıdır. Mescitlerde ibadet ile meşgul olanlarhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif ibadetin tokmağı ile rahmetin kapısını çalarlar. Rahmetin kapısı da onlara açılır ve içeri girerler. İçeride ise her türlü feyizhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif bereket ve rahmet vardır. Artık Allah-u Teâlâ onlara rahmetiylehttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif keremiyle ve affıyla tecelli etmiş ve onlar da bu tecellinin lutfuyla türlü türlü rahmetlere mazhar olmuşlardır.

Ne mutlu o kullara ki mescitlere devam ederlerhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif istifade edilen bir dostuhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif doğru bir sözü ve rahmet-i ilahiyyeyi orada bulurlar.

Dilerseniz hadis-i şerifimizi şöyle bir dua ile toparlayalım ve hadiste zikredilen noktaları bir daha hatırlayalım: Ya Rab! Bizleri mescitlerin direkleri eyle! Melekleri bizlere mescit arkadaşı yap. Onları bizler ile beraber oturt. Bizim için dua etsinlerhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif dualarımıza âmin desinler ve zikrimize halka olsunlar! Ya Rabhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif onları bize dost eyle ki kaybolduğumuzda bizi arasınlarhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif hastalandığımızda bizi ziyaret etsinler ve ihtiyaç içinde olduğumuzda bize yardım etsinler! Ya Rabhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif sen bizleri mescitlerin kuşu eyle ve mescitlere devam eden kişinin kazanacağıhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif kendisinden istifade edilen bir dostuhttp://www.duslerforum.org/images/smilies/virgulll.gif işitilecek doğru bir sözü ve senin rahmetini bizlere ihsan eyle. Âmin! (alıntı ilmedavet)


_Yağmur_ 11 Ekim 2010 17:55

Alıntı:

Misafir adlı kullanıcıdan alıntı (Mesaj 1840957)
hadis-i şerif nedir lütfen 10 tane örnek veriniz acill....

Hadis-i Şerif nedir ?

Hadis-i Şerif, Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (sav) 'in sözlü ifadelerinin tümünü kapsayan bir tanımdır.

Hadis-i Şerifler, ortaya çıkmış en hayırlı ümmet için hazine değerindedir. Kur'an-ı Kerim'in en iyi tefsirini yapan ve ona göre yorumlayan peygamber, ümmetine tavsiyelerde ve öğütlerde bulunmuştur. Hatta bazı sözleri ayet hükmündedir. (Hadis-i Kudsiler gibi)

Hadis-i Şerifler sünnetlerin sözlü ifadeleridir, sünnet çeşitlerini kısaca izah etmek gerekirse;

1- Kavli sünnet; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sözleridir.
2- Fiili sünnet; Peygamber efendimiz (s.a.v)’in yaptığı iş ve hareketlerdir.
3- Takriri sünnet; Peygamber efendimiz (s.a.v.)’in işaret ettiği veya sükut ettiği işlerdir.

İslam'ın temelini & kaynağını sırasıyla şu 4 şey oluşturur:

1- Kur'an-ı Kerim
2- Sünnet
3- İcma
4- Kıyas

Görüldüğü gibi Sünnet, Allah'ın kelamından sonra islamiyette en temel kaynak olarak kabul edilir.

Sünnet olan söz, fiil ve takrirlerin kesinlikle vahiyle bağlantısı vardır.

Ayrıca bakınız.=)HADİS-İ ŞERİFLER


KA0S753 11 Ekim 2010 18:44

Ademoğlu sabaha erdi mi, bütün azaları, dile temenna edip: "Bizim hakkımızda Allah'tan kork. Zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz, sen sapıtırsan biz de sapıtırız" derler.
(Tirmizi, Zühd 61)
Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi.
(Tirmizi, Tıbb 1)
Resulullah (sav) "Allah'tan hakkıyla haya edin!" buyurdular. Biz: "Ey Allah'ın Resulü, elhamdülillah, biz Allah'tan haya ediyoruz" dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı: "Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil. Allah'tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batni ve onun ihtiva ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, ahireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla haya etmiş olur."
(Tirmizi, Kıyamet 25)
Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.
(Ebu Davud, Büyu 27)
Bir erkek, yanında mahremi bulunmayan (yabancı) bir kadınla yalnız kalmasın!

Bunun üzerine bir adam kalkarak: "Ey Allah'ın Resülü, kadınım hacc için yola çıktı, ben ise falan falan gazvelere yazıldım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse git hanımına yetiş, onunla hacc yap!" diye emretti."
(Buhari, Nikah 111)
Ey Ebu Hureyre, vera sahibi ol (harama götürme şüphesi olan şeylerden de kaçın) ki insanların Allah'a en iyi kulluk edeni olasın! Kanaatkarlığı esas al ki insanların Allah'a en iyi şükredeni olasın. Nefsin için sevdiğini insanlar için de sev ki (kamil) mü'min olasın. Sana komşu olanlara iyi komşuluk et ki (kamil bir) müslüman olasın. Gülmeyi az yap, zira çok gülmek kalbi öldürür.
(Kütüb-i Sitte, 7257)
Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: "Bizimle sizin aranızda Allah'ın kitabı vardır. Onda nelere helal denmişse onları helal biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz" diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resulullah (ASM)'ın haram kıldıkları da tıpkı Allah'ın haram ettikleri gibidir"
(Ebu Davud, Sünne, 6)
"Ey Allah'ın Resulü! dedik, mü'min korkak olur mu?" "Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine: "Evet!" buyurdular. Biz yine: "Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır!" buyurdular.
(Muvatta, Kelam 19)
Allah bir kuluna hayır murad ettimi onun cezasını tacil edip dünyada verir; bir kulu hakkında da kötülük murad ettimi onun günahlarını tutar, Kıyamet günü cezasını verir.
(Tirmizi, Zühd 57)
Bağışını geri alan kimsenin durumu şu köpeğin durumu gibidir: Yalını yer, iyice doyunca kusar. Sonra kusmuğuna tekrar dönüp onu yer.
(Kütüb-i Sitte, 6690)
Kişinin malayani (boş) şeyleri terki İslam'ının güzelliğinden ileri gelir.
(Tirmizi, Zühd 11)
Kim Allah Teala hazretlerinin rızası için bir derece tevazu izhar eder (alçak gönüllü) olursa, Allah, onu bu sebeple, bir derece yükseltir. Kim de Allah'a bir derece kibirde bulunursa, Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır, böylece onu esfel-i safiline (aşağıların aşağısına) atar.
(Kütüb-i Sitte, 7235)
Kim korkarsa akşam karanlığında yol alır. Kim akşam karanlığında yol alırsa hedefine varır. Haberiniz olsun Allah ın malı pahalıdır, haberiniz olsun Allah'ın malı cennettir.
(Tirmizi, Kıyamet 19)
Nafaka için harcananın hepsi Allah yolunda harcanmış gibidir, bina için harcanan müstesna, bunda hayır yoktur.
(Tirmizi, Kıyamet 41)
"Ne sirayet (buluşma), ne de uğursuzluk vardır. Benim fe'l hoşuma gider." Yanındakiler sordu: "Fe'l nedir?"

"Güzel bir sözdür!" buyurdu."

Buhari'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Benim, dedi, fe'l-i salih, güzel bir kelime hoşuma gider."


BAZI HADİSİ ŞERİFLER

LÜTFEN İTİBAR EMEĞE SAYGI


snackbloot 20 Kasım 2010 17:00

ARŞIN GÖLGESİNDE BARINACAK YEDİ MUTLU İNSAN
450. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:
Adil devlet başkanı,
Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,
Kalbi mescidlere bağlı müslüman,
Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,
Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,
Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,
Tenhada Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi."[1]
Açıklamalar
Yedi mutlu kişiyi ya da yedi güzel adamı tanıtan hadîs-i şerifte öncelikle üzerinde durulması gerekli bir iki ifade bulunmaktadır. Bunlardan birisi "zıllullah= Allah'ın gölgesi" ifadesidir. Allah Teala'nın gölgesi olamayacağına göre, bundan maksat, ya Kabe'ye "beytu'llah = Allah'ın evi" denilmesi gibi bir şereflendirme veya arşının gölgesi yahut Allah Teala'nın sağlayacağı bir güvenliktir. Nitekim hadîs-i şerifin bazı rivayetlerinde açıkça "Allah, onları arşının gölgesinde barındıracaktır" buyurulmuştur. Bütün bu ifadelerle Allah Teala'nın o kullarını, ahiretteki sıkıntılardan rahmetiyle koruyacağı anlatılmaktadır.
Öte yandan Allah'ın gölgesinde barınacak insanlar sadece bu yedi sınıftan ibaret değildir. Zira başka hadislerde önemli niteliklere sahip bazı kişiler daha sayılmıştır.[2] Bu hadiste yedi kimsenin zikredilmiş olması, diğer rivayetlerde zikredilen bahtiyarları bu mutluluktan asla mahrum bırakmaz.
Bu yedi sınıf insanı ayrı ayrı tanıtmadan önce bir hususa daha işaret etmemiz uygun olacaktır. Ahirette, Allah'ın himayesine kavuşacakları bildirilen insanların vasıflarına şöyle bir göz atılınca, her birinin, büyük güçlükleri göğüslemiş, hemen hemen aynı seviyede "zor"u başarmış kimseler oldukları, hepsinin bir çok dahilî ve haricî manilere rağmen, soylu bir mücadele vermiş oldukları anlaşılmaktadır. Yani hepsinin ortak özelliği, kullukta sevgiye dayalı kahramanlıklarıdır. Ödülleri de ona göredir: Kıyametin o dehşetli ortamında ilahî koruma altında olmak...
Şimdi hadisimizin haber verdiği yedi güzel insanı tek tek kısaca tanıyalım:
Adil devlet başkanı. Müslümanların yönetimini üstlenmiş kişi demektir. Müslümanlar dünyada onun himayesinde, bir başka ifadeyle gölgesinde bulunmuşlardır. Bu sebeple böyle bir yöneticinin ahirette göreceği karşılık da yaptığına uygun olarak ilahî koruma altında olmaktır. Adil devlet başkanı, diğerlerinden üstün olduğu için birinci sırada zikredilmiştir. Çünkü devlet başkanının himayesi onların hepsini içine alır.
Allah'a kulluk içinde serpilip büyüyen genç. Gençlik yıllarını namazlı-niyazlı dindar bir çizgide geçiren genç, nefsini Allah'ın emirlerine muhalefetten korumuş, heva ve heveslerin, şehevî duyguların, gemlenmesi güç arzuların etkisine karşı koyup kulluğa sarılmıştır. Bu, ondaki derin Allah saygısının delilidir. Zira Allah'ın emirlerine sarılıp günahlardan kaçınmak büyük bir fazilettir. Hele bu, gençlik yıllarında gerçekleştirilmişse, her türlü takdirin üstündedir.
Kalbi mescidlere sevgi ile bağlı müslüman. Kalbi sanki mescide asılmış kandil gibi, sürekli mescidle ilgili olan, mescidlere devamda kusur etmeyen, Allah'ın evi demek olan mescidleri ve oralarda bulunmayı seven kişi, mescidlerle ilgilenmek suretiyle Rabbine olan sevgisinde devamlılığını göstermiş demektir. Bunun karşılığı olarak da ahirette arşın gölgesinde barındırılacaktır.
Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları ve ayrılmaları Allah için olan iki insan. Allah rızası için birbirlerini seven, başka hiçbir maksat taşımayan, bir araya gelmeleri Allah için, şayet ayrılacaklarsa ayrılıkları yine Allah için olan yani bir arada iken de ayrı iken de Allah için duydukları sevgiyi muhafaza eden iki insan, sanki bir anlamda yekdiğerini Allah'ın emirlerine muhalefetten korumaktadır. Zira mü'min mü'minin aynasıdır. Onların bu birbirlerini Allah için sevmeleri ve dostluklarım bu çizgide birbirlerine yardımcı olarak geçirmeleri, ahirette her ikisinin birden ilahî koruma altına alınmaları ile ödüllendirilecektir. O halde sevgimize ve sevdiklerimize bu açıdan iyice dikkat etmeliyiz.
Güzel ve mevki sahibi bir kadının gayr-i meşru davetine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit. Böylesine bir davete içinden veya açıkça "Ben Allah'ın emrine muhalefet etmekten, veya O'nun azabından ve gazabından korkarım" diyerek yaklaşmayan, nefsini koruyan kişi gerçekten büyük bir yiğitlik göstermiştir. "Allah'tan korkan kurtulmuştur" müjdesi gereği onun da ödülü ahiretteki sıkıntılardan kurtulmaktır. Bu husus, her türlü gayr-i meşru kadın-erkek ilişkilerinin kitle iletişim ve haberleşme vasıtalarıyla yaygınlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde çok daha büyük önem arzetmektedir.
Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse. Allah için verdiği sadaka ve yaptığı iyilikleri mümkün olduğunca gizli yapan, gösteriş ve riyadan uzak kalmaya çalışan kimse, Allah'ın rızasını her şeyin üstünde tutmuş demektir. Bunun karşılığı da, ahirette ilahî korumaya mazhar kılınmak suretiyle o kişinin faziletinin açığa çıkarılmasıdır. Bu, gibta edilecek bir durumdur.
Tenhada Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi. İnsanlardan ve gözlerden uzak, kimsenin bulunmadığı ortamlarda Allah'ı anarak gözlerinden sevgi yaşları dökülen kimse, çoğu insanın başaramadığı bir kulluk çizgisini yakalamış demektir. Onun bu samimi ve gizli kulluğunun karşılığı da mahşer yerinde ilahî koruma altına alınmak suretiyle, herkesin gözü önünde ödüllendirilmesidir. Böyle bir ödüllendirmeyi kim istemez. Yüce Rabbimiz cümlemize nasip eylesin.


snackbloot 20 Kasım 2010 17:01

İMAN ETMEDİKÇE CENNETE GİRİLEMİYECEĞİ
379. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!"
(Müslim, îman 93-94. Ayrıca bk.Tirmizî, Et'ime 45, Kıyamet 56; İbni Mace, Mukaddime 9, Edeb 11)

Açıklamalar
Sevgili Peygamberimiz, İslam'a göre her işin başı ve ahiretin yegane geçer akçesi olan iman ile sevgi arasındaki bağı en çarpıcı biçimde bu hadisinde dile getirmiş bulunmaktadır. Konunun ehemmiyetine binaen yemin ederek söze başlamış ve önce kesin bir gerçeği, imansız cennete girilemeyeceğini haber vermiştir. Sonra da cennete girebilmenin vazgeçilmez şartı olan imanı elde edebilmek için mü'minlerin birbirlerini sevmeleri gerektiğini, aynı kesinlikle ve aynı açıklıkla bildirmiştir: "Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız!"
Bundan şu sonuç çıkmaktadır: İman, nasıl cennete girebilmenin, vazgeçilmez şartı ise, mü'minleri sevmek de tam ve kamil bir imana sahip olabilmenin biricik şartıdır. Mü'min, kendisiyle aynı imanı paylaşan herkesi, ırkına, rengine, yurduna ve diline bakmaksızın sevecek, onlara karşı muhabbet ve sorumluluk duyacaktır. Çünkü imana sınır, yine imanın kendisiyle çizilebilir.
Müslümanları, tasa ve kıvançlarını paylaşma, dertlerini dert edinme seviyesinde sevgi ve ilgiye layık bulmanın tabiî sonucu onlarla selamlaşamaz hale gelmemektir. Selam, müslümanlar arasında oluşacak sıcak ilgi ve alakanın mukaddimesidir. Müslümanlar selam ile tanışır, bilişir ve sevişirler. Onları aynı inanç çizgisinde birleştiren, bir anda kalbî duygularla birbirlerine bağlı olduklarını hissettiren sihirli kelime selamdır. Bu hadisten hareketle, büyük muhaddis Tîbî'nin de ifade ettiği gibi, selamı yaymak sevginin sebebi, sevgi imânın kemâlinin ve Allah'ın dînini her şeyin üstünde tutmanın ve onu bütün yeryüzüne hâkim kılmak için var gücüyle çalışmanın sebebidir ki, bu gerçek mü'minliktir.
Sevgili Peygamberimiz, sadece tesbit ve teşhis ile kalmaz, mutlaka tedavî yollarını da müslümanlara gösterir. Bu hadîs-i şerîfte de onun böyle bir uygulamasını görmekteyiz. Müslümanlar arası ilişkilerin sevgi düzeyine çıkarılabilmesi için nereden başlanması gerektiğini, "Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi, aranızda selamı yayınız!" sözleriyle ortaya koymuş bulunmaktadır. Artık sonuç belli, vasıta belli, o vasıtayı elde edebilmek için gereken sermaye (sevgi) belli, o sermayeye ulaşmak için atılacak ilk adım da bellidir. Ötesi müslümanlara kalmıştır.
Cennet-iman-sevgi-selam irtibatı, konumuz olan sevginin önem ve yerini göstermesi bakımından başkaca hiçbir söze ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır.


snackbloot 20 Kasım 2010 17:02

BİD'ATLAR REDDEDİLMİŞTİR
171. Aişe radıyallahu anha'dan rivayet edildiğine göre, Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez."
Müslim'in bir rivayeti şöyledir:
"Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir."
(Buhari, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18. Ayrıca bk. İbni Mace, Mukaddime 2)
Açıklamalar
Bu hadis, İslam'ın en önemli temellerinden birini teşkil eder. Kitab ve Sünnet esasına dayanmayan her şey merdut, yani kabul edilemez niteliktedir. Böyle bir şey dinden sayılmaz ve batıl olarak adlandırılır.
Riyazü's-salihîn' in başlangıcında geçen "Ameller niyetlere göredir" hadisi, yaptığımız ibadetlerin ve işlerin sevap veya cezasında, kalbî bir amel olan niyetin önemini bize öğretmişti. Bu hadiste ise, ibadet ve taatler de dahil, yaptığımız her işin görünüşte bile dine, Kur'an ve Sünnet esaslarına uyması gerektiği bize öğretilmiştir. Allah ve Resülü'nün izin vermediği hiçbir şeyin dinden sayılmayacağını bu hadisin özlü ifadesinden gayet açık bir şekilde anlamış oluyoruz.
Dinde aslı olmayan bir şeyin sonradan ortaya konulması, dinimizde "bid'at" diye adlandırılır. Esasen bir çok ayet-i kerime ve sahih hadis, bu veciz kelamda ifadesini bulmuştur.
Hz. Peygamber, bu hadisleriyle, dinde haddi aşıp ileri gidenlerin aşırılıklarını, batıl yollara sapıp dini tahrif edenlerin tahrifatını din olarak kabul etmemek gerektiğine dikkatimizi çekmektedir. Bunların her biri bid'at olarak nitelenmiştir.
Daha dindar olabilmek veya öyle görünmek için Kur'an'da ve Resül-i Ekrem'in sünnetinde bulunmayan birtakım ibadetler veya Allah'a yakın olmaya vesile sayılabilecek bazı ameller ortaya çıkartan kimse daha dindar değil, dine ilavelerde bulunan bir bid'atçidir. Kendisi ve yaptığı işi asla kabul edilemez. Bunun aksine, dinde bulunup da Kur'an ve Sünnet'e uygun olan ibadet ve amelleri yok sayan, noksanlaştıran veya değiştiren, böylece dini tahrif eden batıl ehli de bid'atçidir. Onlar ve amelleri merdut olup, asla kabul edilemez.
Bu husus, Peygamberimiz'in bir başka hadislerinden daha net bir biçimde anlaşılmaktadır. Çünkü orada, sonradan ortaya çıkarılan her şeyin bid'at, her bid'atın da dalalet, sapıklık olduğu beyan buyurulmaktadır. Bid'at, Kur'an ve Sünnet'e dayalı bir temeli ve bu yönde ümmetin uygulaması bulunmayan şeydir. Burada ise dinde delili olmaksızın ortaya konulan yenilikler anlamında kullanılmaktadır.
"Her bid'at dalalettir" sözü bir genelleme ifade etmekte ise de, İslam alimleri bu sözle ekseriyetin kastedildiği hükmüne varmışlardır. Zira onlara göre bid'at, vacip, mendub, haram, mekruh ve mubah kısımlarına ayrılır.
Mesela günümüz sistematiğine göre delilleri ortaya koyarak dinsizlere cevap vermek, islam'ı savunmak, teknik imkanlardan yararlanarak dini tebliğ etmek gibi görevler vacip sayılır.
İlmî kitaplar yazmak, günün şartlarına uygun okullar ve hizmet binaları yapmak menduptur.
Çeşitli yemekler, mahzuru bulunmayan yeni icad edilmiş içecekler kullanmak mubahtır.
Haram ve mekruhların neler olduğu İslam'ı öğreten kitaplarda, özellikle fıkıh eserleri ve ilmihallerde etraflıca belirtilmiştir.

Dinimiz, ferdin ve toplumun yararına olan şeyleri yasaklamamıştır. Helalleri ve haramları açıklamış, icma, kıyas ve içtihadı serbest bırakarak, Kur'an ve Sünnet'in naslarına aykırı olmamak şartıyla, kıyamete kadar ortaya çıkabilecek her konuya karar verme imkanı, yetki ve selahiyetini alimlerle, onlara başvuracak yöneticilere bırakmıştır.
Bid'at konusu, islam alimlerinin her asırda ciddiyetle üzerinde durdukları bir konu olmuştur.
İ'tisam denilen, Kur'an ve Sünnet'e bağlanma konusuyla bid'at hep bir arada mütalaa edilegelmiştir. Çünkü buraya kadar söylediklerimizden de anlaşılacağı gibi, Kur'an ve Sünnet'in devreden çıkarılması veya ihmal edilmesi, bid'atları doğurur ve onların yetişip gelişmesine zemin hazırlar. O halde bid'atlara engel olabilmenin yegane yolu, Kur'an ve Sünnet kültürünü yaygınlaştırmak, bunların hayat tarzı haline gelmesine zemin hazırlamaktır.
Din, Kur'an'a ve Allah Resülü'nün sünnetine uymak, ortaya çıkan problemlere Kur'an ve Sünnet'e uygun çareler bulmak ve insanları çözümsüzlüğe mahkum etmemek suretiyle hayatiyetini ve etkisini sürekli kılabilir. Özellikle hadiste geçen "dinde olmayan şey" ifadesi, Kur'an ve Sünnet'e aykırı olmayan îcadların, yasaklanmış bid'atlardan sayılmayacağına işaret kabul edilebilir. Çünkü bir çok yeni icad vardır ki, bunlar fıkhen zarurî ihtiyaçlardan bile sayılır olmuştur.
Öyle ise bid'atı nasıl algılayacağız?
İmam Şafiî: "Kitab'a, Sünnet'e, icmaa ve sahabenin yoluna muhalif olan her şey, saptırıcı, kötü bir bid'at; bunlara muhalif olmayıp hayra yönelik şeyler de iyi ve güzel bir bid'attır" demektedir. İşte iyi bid'at (el-bid'atü'l-hasene) ve kötü bid'at (el-bid'atü's-seyyie) denilmesinin sebebi budur. Şafiî'nin delili ise Hz. Ömer'in sahabe-i kiramın camide cemaatle teravih namazı kılmalarını, "bu ne güzel bid'at" diyerek tasvib etmesine dayanmaktadır.
Sahabîler, Peygamber Efendimiz'in zamanında olmayan pek çok işler yapmışlar, onlara cevaz vererek kabulü hususunda icma etmişlerdir. Hz. Ebü Bekir zamanında Kur'an'ın bir mushaf halinde toplanması, Hz. Osman'ın zamanında nüshaların çoğaltılarak çeşitli bölgelere gönderilmesi en çok bilinen örneklerin başında gelir.
Daha sonraki dönemlerde nahiv, feraiz, hesap, tefsir, isnada dayalı söz ve hadis metinlerinin tamamının yazılmasına yönelik çalışmalar da bunun örneklerinden bir kaçıdır. Bunları bid'at olarak isimlendirsek bile, kötü ve merdut oldukları söylenemez. Çünkü ilmin muhafazası, yayılması ve sonraki nesillere intikali bu sayede olmuştur.
Konuyu zamanımıza kadar getirmek, basın yayın organlarını, bunların basıldığı modern baskı tesislerini, diğer iletişim vasıtaları ile, askerî ve sivil alandaki bütün gelişmeleri bu tavır ve tarz içinde ele almak zorundayız. Bunların bulunduğu bir dünyaya ayak uydurmayanların yaşama şansı ve hayat hakkı da olmaz.
Aynı şekilde, evlerimizin yapı tarzından, içinde ihtiyaç duyduğumuz malzemeye varıncaya kadar bir çok eşya, zamana, mekana ve coğrafyaya göre farklılıklar gösterir.
O halde bid'atlerin alanı, yani kötü karşılanan, yasaklanan ve haram olan, sahibini bazı kere iman dairesinin dışına çıkartan bid'atların alanı, itikad, amel ve muamelat gibi sınırları Allah ve Resulü tarafından çizilmiş, helal ve haramlığı belirlenmiş sahalardır. Bu hudutları aşanlar ve bunlara aykırı davrananlar bid'at çıkarmış olurlar. Bu tür bid'at ise merduttur, yani kesinlikle kabul edilmez.
İşte bu sebeblerden dolayı, itikadî mezhepleri Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat ve Ehl-i bid'at ve'd dalalet olarak adlandırmışlardır. Akaid kitaplarımız, hangi inanç sapmalarının bid'at ve dalalet olduklarını delilleriyle birlikte açıklar. Fıkıh kitaplarında da bid'at sayılan ibadet ve muamelat türlerine işaret edilir.
O halde bid'atları, günlük hayatımızda kullandığımız basit anlamıyla algılamak doğru bir yaklaşım ve anlayış sayılmaz.


CiLqin FenerLee 20 Kasım 2010 17:07

183. Ebü Rukayye Temîm İbni Evs ed-Darî radıyallahu anh' den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem :
"Din nasihattir" buyurdu. Biz kendisine:
- Kimin için nasihattir? dedik. Peygamber Efendimiz:
- "Allah, Kitabı, Resulü, mü'minlerin yöneticileri ve tüm müslümanlar için nasihattir" buyurdu.[1]
Açıklamalar
Nasihat, Arap dilinin en kapsamlı kelimelerinden biridir. Bazı dil bi­limciler, Arapçada nasihat ile felah kelimeleri kadar dünya ve ahiret hayırlarını bünyesinde toplayan kelime olmadığını söylerler.
Nasihat sözlükte öğüt vermek, iyi ve hayırlı işlere davet, kötü ve şer olan şeylerden nehyetmek, bir işi sadece Allah rızası için yapmak, yırtık olan elbiseyi dikmek, balı mumundan süzüp arındırmak gibi çok çeşitli ve muhtevalı manalar ifade eder.
Hadisin anlamı "Dinin direği ve dini ayakta tutan nasihattir" demektir. Buna göre nasihat, neredeyse din ile aynı manada kullanılmış gibi bir intiba vermektedir. Bu, konunun önemini anlatması açısından böyledir. Nitekim, "Hac Arafattır"[2] hadisi de, haccın temelinin ve hac sayılmasının şartının Arafat'ta bulunmak olduğunu, Arafat'ta bulunmayanın haccının olmayacağını anlatır.
Nasihat hadisi, cevamiü'l-kelîm denilen, az sözle pek çok manalar ifade eden hadislerden biridir. Bu sebeble İslam alimleri, nasihat hadisini, İslam’ın esasını oluşturan hadislerden biri ve en önemlisi kabul ederler.
Bu kısa açıklamalar, nasihatin, dilimizde çokça kullanılan, büyüğün küçüğe verdiği sözlü öğütlerden ibaret olmadığını ortaya koymuş oluyor.
Şimdi nasihatla kastedilen geniş ve kapsamlı manalara ve anlatımlara, hadiste zikredilen esaslar dahilinde açıklamalar getirebiliriz.
a. Dinin Allah için nasihat oluşu:
Bir mü'min için öncelikler vardır. Bunların başında Allah'a iman, ilk sırada yer alır. Tabiî ki Allah'a iman, sadece "inandım" demekle yerine gelmiş olmaz. Nitekim ayet-i kerîmede: "İnsanlar "inandık" demekle, imtihandan geçirilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?"[3] buyurulur. İşte dinin Allah için nasihat oluşunun ilk basamağı Allah'a imandır. O'na şirk koşmamak, O'na kulluk ve ibadette ihlaslı davranmak, daima Allah'a itaat üzere olmak, O'na isyandan şiddetle kaçınmak, Allah için sevmek, Allah için buğz etmek, Allah'a itaat edene dost, isyan edene düşman olmak, Allah'ı inkar edenlerle cihad etmek, nimetlerine şükretmek, insanları bu sayılan vasıflara davet ve teşvik etmek, bütün insanlara nezaket göstermek; işte bunlar Allah'a imanın gereği ve dinin Allah için nasihat oluşunun îcabıdır. Müslümanın bütün söz ve davranışlarında bun­ların gereğini yerine getirmesi, hem dünyada hem de ahirette kendisine fayda verir.
b. Dinin Allah'ın Kitabı için nasihat oluşu:
Allah'ın Kitabından maksat Kur'an-ı Kerîm'dir. Bir müslüman, bütün semavî kitapların Allah katından indirildiğine, Kur'an'ın o kitapların sonuncusu ve onlara şahit olduğuna inanır. Bu konudaki inanç temelleri şunları da içine alır:
Kur'an'ın Allah kelamı olduğu, Allah tarafından gönderildiği ve yine O'nun tarafından korunacağı, kul sözlerinden hiçbirinin ona benzemediği, kullardan hiçbirinin onun bir benzerini getiremeyeceği gerçeklerini kabul edip inanmak. İşte bütün bunlar, Kur'an'a yönelik inanç esaslarıdır.


Dinin Kur'an için nasihat oluşuna şu prensipleri de ilave etmemiz gerekir: Kur'an'ı okumak ve hıfzetmek. Çünkü Kur'an'ı okumakla ilim ve irfan kazanılır; nefs temizliği ve gönül saflığı elde edilir; insanın takvası artar. O halde Kur'an'ı okumak, sadece lafzını okuyup sevap kazanmak değil, Kur'an bilgisine sahip olmaya gayret etmek anlamındadır. Şunu da hemen ifade edelim ki, Kur'an okumakla insan büyük sevap kazanır ve Kur'an kendisini okuyana şefaatçi olur. Ancak bunların tahakkuk etmesi için bir takım şartların yerine getirilmesi gerekir.
Kur'an okurken ona saygı ve ta'zim göstermek, tecvidine ve adabına riayet ederek okumak, harflerinin hakkını vermek, huşu içinde okumak gerekir. Bu konu, Kur'an'ın kıraatı ile ilgili kitaplarda genişçe ele alınır.
Kur'an'ı okurken manalarını düşünmek, ayetlerin mahiyetini anlamaya çalışmak icab eder. Nitekim Allah Teala: "Bunlar Kur'an'ı düşünmezler mi? Yoksa kalbleri kilitli midir?"[4] buyurarak bizi uyarır.
Kur'an-ı Kerîm'i müslüman nesillere öğretmek, Kur'an'ın korunması konusunda onlara mes'uliyetlerini hissettirmek, ona dil uzatanlara karşı müdafaa görevini yerine getirmek, her müslümanın vazifesidir. Kur'an'ı öğrenmek ve öğretmek bizler için izzetin, şerefin ve saadetin önemli bir vesilesidir. Peygamber Efendimiz "Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretenlerinizdir"[5] buyurmuşlardır. Bütün müslümanların Kur'an'ı okumayı öğrenmeleri ve ayrıca onu anlamaya çalışmaları, üzerlerine düşen önemli görevlerden biridir. Bütün yeryüzü müslümanları, buna özel bir ilgi ve ihtimam göstermelidirler. Çünkü bu konu, müslümanların müştereklerinin başında gelir.
Kur'an'ı anlamak ve onunla amel etmek esastır. Anlama azmi olmadan ve sevap kazanma duygusundan mahrum olarak sadece okumak ve amel etmeksizin sadece anlamak bir hayır ve fazilet olarak kabul edilemez. Amel edilmeyen bilgi fayda vermediği gibi hoş da karşılanmaz. Allah Teala: "Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmadığınız şeyi söylemeniz Allah katında büyük gazaba sebeb olur."[6] buyurur.
Kur'an ilimlerinin her birini öğrenmek, neşretmek, muhkemini, müteşabihini, nasih ve mensühunu, umum ve hususunu bilmek de ümmet üzerine farz olan hususlardır. Bu konularda alim yetiştirilmezse topyekün ümmet sorumlu olur.
Buraya kadar ana hatlarına işaret etmeye çalıştığımız hususlar, dinin, Kur'an için nasihat oluşunun çerçevesini meydana getirir.
c. Dinin Allah'ın Resulü için nasihat oluşu:
İslam, Allah katından insanlığa gönderilen son din, Kur'an son kitab olduğu gibi, Resül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem de en son peygamberdir. Bir mü'minin Peygamber Efendimiz'le ilgili inancı şu esasları da ihtiva etmelidir. Hz. Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğunu kalb ile tasdik, dil ile ikrar etmek. Allah Resülü'nün Kur'an ve sahih sünnetle getirip bildirdiklerine iman etmek. Onu sevip itaat etmeyi, Allah'ı sevip itaat etmek gibi kabul etmek. "Ey Muhammed de ki: "Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın"[7]; "Peygambere itaat eden Allah'a itaat etmiş olur"[8] gibi Kur'an ayetleri bunun delîlidir. Allah'ın Resülü'nü dost edinenleri dost, düşmanlarını düşman bilmek. Ehl-i beytini ve ashabını sevmek, Peygamber'e inanmanın gerekleridir.
Hz. Peygamber'in sünnetini ihya edip hayata geçirmek, bid'attan ve bid'atçılardan kaçınmak, İslam'ın davetini yeryüzüne yaymak, sünnet ilimlerini öğrenmek, bunları başkalarına da öğretmek, ilmi öğrenir ve öğretirken edeblerine riayet etmek, alimlere saygı göstermek, terbiye ve nezaket kaidelerine uymak, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem' in ahlakıyla ahlaklanıp edebiyle edeplenmek gibi görev ve sorumluluklar, her müslümanın hassasiyetle uyması gereken esaslardır.
Belli başlılarını sıralamaya çalıştığımız bu prensipler, dinin, Allah'ın Resulü için nasihat oluşunun ne anlam ifade ettiğini ortaya koyar.
d. Dinin mü'minlerin yöneticileri için nasihat oluşu:
Hadiste geçen "eimme" tabirini, yöneticiler diye tercüme ettik. Esasen bu kelime, "imam" kelimesinin çoğuludur. İmam ise, toplumun önünde bulunan ve onlara önderlik yapan, toplumun da kendisine uyduğu kişidir. Daha özel anlamıyla imam, İslam ümmetinin başında bulunan liderdir. Ümmet denilmesinin sebebi de, bir imama tabi olduklarındandır. Bu lidere imam, halife, emir, sultan ve bunlara benzer isimler verilmiştir. Hangi adla anılırsa anılsın, imam, ümmetin önünde, onlardan sorumlu olan ve onları yöneten kişidir. Toplum içinde devletin yöneticisi adına hüküm verme yetkisine sahip kılınan herkes, her seviyedeki yönetici bu tabirin kapsamına girer. Ayrıca toplumda doğruyu ve yanlışı bildirme vazifesiyle mükellef olan alimler, insanlara örnek olması gereken mürşidler ve muslihler de bu tabirin muhtevasına dahildirler.
Muhteva tesbitini yaptıktan sonra, konunun esasına yönelik açıklamalara geçebiliriz.
Müslümanları yönetenler, onların işlerinin başına geçenler, müslümanlardan olmalıdır. Çünkü müslümanların kendilerini yönetenlere itaat etmeleri bir fariza, bir vecîbe, bir zorunluluktur. Müslüman olmayanlara nasıl itaat edilebilir? Allah Teala şöyle emreder: "Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Resüle itaat edin ve sizden olan buyruk sahibi yöneticilere itaat edin"[9]. Bizlerin yöneticilere nasihatımız, onlara karşı vazifemiz, kendilerinin iyi ve dürüst olmalarını, doğru yolu bulmalarını, adaletli davranmalarını istemektir. Onlara karşı saygımız ve sevgimiz, şahıslarını tanımamıza veya birtakım özel işlerimizi onlar vasıtasıyla gerçekleştirmemize bağlı olamaz. Böyle bir saygı ve sevgi dinimiz nazarında makbul de sayılmaz. Yöneticilerin adil idareleri altında bütün İslam ümmetinin birliğini ister, bunun için gayret ederiz. İslam ümmetinin parçalanmışlığı yüreğimizi yaralar; insanların zalim yöneticilerin zulmü altında inlemesi, içimizi parçalar. Bu sebeble "yeryüzünü, Allah'ın halis kulları, gerçek mü'minler idare etmelidir" deriz ve bunun tahakkuku için var gücümüzle çalışmamız gerektiğine inanırız.
Dinin idareciler için nasihat oluşu, şu prensipleri de içine alır:
- "Hak üzere oldukları sürece onlara yardımcı olmak, hakdan ayrılmamaları yönünde onları uyarmak, yaptıkları yanlışları hatırlatmak, bunları yaparken kendilerine karşı yumuşak ve nezaket kaideleri içinde davranmak, yöneticilerine nasihatkar olmayan, zalime "sen zalimsin" demeyen, nasihatçılarının ağzı kilitlenmiş, hak söze karşı da kulakları tıkanmış olan bir ümmette hayır olmayacağını bilmek.
- Emir olan kişinin arkasında namaz kılmak, ona toplamakla yükümlü olduğu zekatı vermek, onunla birlikte cihada gitmek, kendisine hayır dua etmek, yalancı övgülerle onu aldatmamak.
- İşaret ettiğimiz bu noktalar, dinin imamlar yani yöneticiler için nasihat oluşunun neler ihtiva ettiğini ortaya koyar. Bunların izahı ve uygulama safhası ile ilgili açıklamaların yeri burası değildir. İslamî ilimlerin her birinde, ilgili oldukları bölümlerde konuya gereken önem ve hassasiyet gösterilir. Ancak doğrudan doğruya devlet yönetimiyle ilgili eserler de telif edilmiştir. Belli başlı bilgileri bu çeşit eserlerde bir arada ve topluca bulabiliriz.
Alimler, mürşidler ve muslihleri de toplumun önderi ve yöneticileri olarak kabul edenler bulunduğunu söylemiştik. Buna göre, Allah'ın Kitabı ve Resulü'nün sünnetinin anlaşılıp hayata geçirilmesinde alimlerin sorumlulukları çok büyüktür. Onlar Kitap ve Sünnet'in emir ve yasaklarını, kendi heva ve hevesleri, sapık düşünce ve anlayışları doğrultusunda çarpıtmaya çalışanlara karşı koyma ve onların yanlışlarını, hatalarını ilmî bir tarzda reddetme mes'uliyeti taşımaktadırlar. O halde öncelikle alimler, mürşid ve muslihler dini çok iyi bilip, kendileri salah bulmuş olmalıdırlar. Kendileri salah bulmayanların başkalarını ıslah etmeleri mümkün olmaz.
Din alimleri, toplumu yöneten idarecilere, Allah'ın Kitabı ve Resülü'nün sünneti yönünde nasihat etmeyi ve kendilerini hakka davet etmeyi büyük ve şerefli bir görev saymalı, bu hususta görevlerini yerine getirmezlerse, Allah katında en büyük sorumluluktan kaçmış olmanın cezasını çekeceklerini bilmelidirler. Çünkü "En büyük cihad, zalim idarecice karşı hakkı haykırmaktır"[10]. Bunu yerine getirmediği gibi, zalimlerin zulümlerine ortak olan, onları tutan, azgınlıklarına göz yuman, zalimlere övgüler yazanlar Allah katında nasıl makbul olabilir ve Cenab-ı Hakk'ın huzurunda nasıl hesap verebilirler?
Gerçek alimler, her asırda ümmete yol ve yön göstermiş, toplumu sapmaktan korumuş, yöneticileri de gerektiği şekilde ikaz etme görevini yerine getirmişlerdir. Bunu yapmayanların bulunuşu, bütün ulemayı, muslihleri ve mürşidleri suçlamayı gerektirmez, gerektirmemelidir. Çünkü alimlere her asırda şiddetle ihtiyaç duyulmuştur. Ümmete düşen görev, gerçek alimlere tabi olmaktır.
e. Dinin tüm müslümanlar için nasihat oluşu:
Bütün müslümanların alim olması, alim olanlarının da her şeyi bilmesi mümkün değildir. Her yaştan, her renkten, her ırktan, her cinsten ve her seviyede insanıyla ümmet bir bütündür. Burada herkesin birbirine karşı vazife ve mes'uliyetleri vardır. İşte bunları öğrenmek, öğretmek, din ve dünyalarına ait faydalı olan şeyleri insanlara göstermek, onlara yardımcı olmak, kusurlarını örtmek, onlara eziyet etmemek, iyilikleri emir, kötülükleri nehyetmek, başkalarını aldatmamak, haset etmemek, hürmet, şefkat ve merhameti aralarında yaymak, kendisi için arzu ettiklerini onlar için de istemek, kendi nefsi için arzu etmediklerini onlar için de istememek, canlarını, mallarını, ırz ve namuslarını korumak ve müdafa etmek, dinin bütün müs­lümanlar için nasihat oluşunun gereğidir.
Bu açıklamalardan sonra, nasihatin din ve İslam anlamına kullanıldığını söyleyebiliriz. Başlangıçta ifade ettiğimiz ve bu açıklamalar­la görüldüğü üzere nasihat, yaygın olarak anlaşıldığı gibi sadece "öğüt vermek" anlamında kullanılmış değildir.


CiLqin FenerLee 20 Kasım 2010 17:09

Her Namazın Sonunda Mutlaka Okunacak Dua
http://www.enfal.de/hadisler/arapca/muaza_tavsiye.gif
1425. Muaz radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem onun elinden tuttu ve:
"Muaz! Vallahi seni gerçekten seviyorum" buyurdu. Sonra sözüne şöyle devam etti: "Muaz! Her namazdan sonra şu duayı mutlaka okumanı tavsiye ediyorum: Allahümme einnî ala zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetik:Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana layık ibadet etmek için bana yardım eyle!."[1]
Açıklamalar
Hadîs-i şerifin Sünen-i Nesei'deki rivayetine göre Efendimiz sahabîsi Muaz İbni Cebel'in elinden tutarak:
- "Muaz! Vallahi seni gerçekten seviyorum" buyurdu. O da Peygamber-i Zîşan'ın eline yapışarak:
- Ben de seni çok seviyorum, ya Resülallah! dedi. "Sevdiğiniz kimseye, onu sevdiğinizi söyleyiniz", buyuran Resül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bu emrini bizzat uyguladıktan ve tavsiye edeceği duanın iyice öğrenilmesi için uygun bir ortam hazırladıktan sonra, bu sevgili sahabîsine yukarıdaki kısa, özlü duayı öğretmişti. Birini seven onun iyiliğini ister; onun dinine ve dünyasına faydalı olacak işler yapar, işte Efendimiz de öyle yapmış, sevgili sahabîsine Allah'tan istenecek en kıymetli şeyleri öğretmiştir.
Allah Teala'dan istenmesi gereken bu üç şey, insanın en önemli üç görevidir. Bu görevlerden birincisi, Cenab-ı Hakk'ın adını dilden düşürmemektir. İkincisi her an binlercesinden faydalanılan sayısız nimetlerine gereği gibi şükredebilmektir. Üçüncüsü de O'nun şanına yakışır şekilde kulluk görevini yapabilmektir.
İnsanların gönlüne hitap eden kimselerin, muhatapları üzerinde umdukları tesiri yapabilmek için Efendimiz'in bu irşad metodundan yeterince faydalanması gerekir. Tatlı bir dil, yumuşak bir üslup ve sımsıcak bir gönül irşad hayatının vazgeçilmez unsurlarıdır.


CiLqin FenerLee 20 Kasım 2010 17:10

MÜFLİS KİMDİR?
220. Ebü Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab:
- Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler. Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir" buyurdular.[1]
Açıklamalar
İnsanlar arasında müflis, parası ve malı bulunmayan veya pek az olan kimse diye bilinirse de, Peygamber Efendimiz, hakiki müflisin bunlar olmadığını açıklamıştır. Çünkü bu durum, daha sonra zengin olmakla ortadan kalkabilir veya ölümle sona erebilir. Gerçek müflis ise hadiste bildirilendir. Böyle kimseler tamamen mahvolmuş, helak olmuş, ahirete götürdüğü hayır ve hasenattan elinde hiç bir şeyi kalmamıştır. Bunların bütün iyilik ve sevapları, üzerlerinde hakları olanlara ve alacaklılarına verileceği gibi, günahları da onların üzerlerine yüklenecek, sonra da cehen­neme atılacaklardır. Gerçek zarar ve ziyan, hakiki iflas işte budur. Böyleleri ahiret yoksulu sayılırlar.
Hz. Peygamber'in "müflis kimdir?" tarzındaki sorusu, toplum tarafından onun kelime olarak bilinen manasını açıklamak değil, onları irşad etmek, aydınlatmak gayesi taşımaktadır. Nitekim, Allah Resülü'nün müflisin ahiret hayatıyla ilgili olan gerçek anlamını onlara açıklamasından bunu anlamak mümkün olmaktadır.
Kişinin namazı, orucu, zekatı ve benzeri ibadet ve taatları onun iyilik kazanmasını ve sevap elde etmesini sağlar. Ancak, cennete girmek için bunlar yeterli olmaz. Emredilen ibadet ve taatlarla birlikte, hatta bunlardan daha önemli olarak dinin haram kıldığı, nehyettiği şeylerden sakınılması icab etmektedir. Özellikle maddî ve manevî yönü itibariyle, kulların haklarına tecavüz, amme mallarına hıyanet, Allah'ın affetmeyeceğini bildirdiği büyük günahlar arasındadır. Bu nevi günahları işleyenler, dünyada hak sahipleriyle helalleşip tevbe etmedikleri takdirde, ahirette hak sahipleri onlardan haklarını alacak ve Allah'ın huzurunda hesaplaşacaklardır.
Başkasına sövmek, hakaret etmek, kötü söz söylemek, iftira etmek, namuslu insanların namusuna dil uzatmak, haksız yere birinin malını yemek, kanını dökmek, insanları dövmek, her nevi zulüm ve haksızlık, iyilikleri ve onlardan elde edilen sevabı ortadan kaldırır, sahibini cehenneme sürükler.
Kıyamet gününde ödenecek bir mal ve mülk yoktur. Dolayısıyla haksızlıkların karşılığı haksızlık yapanın iyi amellerinin sevaplarının alınması, üzerinde hakkı olanların günahlarının haksızlık yapanların üzerine yükletilmesi şeklinde olacaktır. Orada hiçbir hak zayi olmayacak, kimseye en küçük bir zulüm ve haksızlık yapılmayacaktır.


snackbloot 20 Kasım 2010 17:12

ZULÜM VE CİMRİLİK
205. Cabir radıyallahu anh' den rivayet edildiğine göre, Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Zulümden sakınıp kaçınınız. Çünkü zulüm, kıyamet gününde zalime zifiri karanlık olacaktır. Cimrilikten de sakınınız. Çünkü cimrilik sizden önceki ümmetleri helak etmiş, onları birbirlerinin haksız yere kanlarını dökmeye, haramlarını helal saymaya sevketmiştir."[1]
Açıklamalar

Zulüm, bir şeyin gereğini değil de zıddını yapmak, hakkı yerli yerine koymamak diye tarif edilir. Zulüm, başkasının hakkı üzerinde haksız bir tasarrufta bulunmak, herhangi bir konuda haddi aşmaktır. Haksız yere başkasının malını almak, ırzına, namusuna sataşmak gibi uygunsuz davranışlar, zulüm diye adlandırılır.
Zulüm, adaletin zıddıdır. Adalet bir fazilet, zulüm ise bir zillet, faziletsizlik, gayr-i ahlakîlik ve haysiyetsizliktir. İslam, yeryüzünde adaleti hakim kılmayı, zulmün her çeşidini ortadan kaldırmayı hedefler, mensuplarını, özenle zulümden sakındırır.
Zulmün kıyamet gününde karanlıklar olması, zalimin o gün karanlıklar içinde kalarak yolunu bulamaması, zulmünün cezasının, şiddetli ve dehşetli olacağı anlamındadır. Zalimler, dünyada zulmettiklerinin hayatlarını karartmış, onlara adeta dünyayı zindan etmişlerdir. Şimdi burada hesap gününde karşılaştıkları acıklı manzara, mazlumlara yaptıklarının kendi başlarına gelmesinden başka bir şey değildir.
Zulüm, çoğunlukla Allah'dan başka dostu ve yardımcısı olmayan zayıflara, biçarelere yapılır. Bunu yapanlar ise kalbleri kararmış, Allah korkusundan mahrum kimselerdir. Çünkü kalblerinde Allah korkusu olsa ve hidayet nurundan nasibleri bulunsa yaptıklarının sonunu düşünürler. İşte böyle kimselerin kıyamet günündeki cezaları, dünyada yaptıklarının karşılığıdır.
Hadîs-i şerifte, Peygamber Efendimiz'in mü'minlerin sakınmalarını, uzak durmalarını istediği ikinci konu cimriliktir. Cimrilik sebebiyle helak oluş, bu dünyada olabileceği gibi, ahirette de olabilir. Hadisde geçen ve cimrilik diye dilimize aktardığımız "şuh" kelimesi, şiddetli cimriliği, sadece malda değil, her işte ve her iyilikte cimri davranmayı ifade eder. Cimrilik, dinimizin kötü karşıladığı ve helak edici huylardan saydığı bir davranıştır. Üstün ahlak ve fazilet olan cömertliğin zıddıdır. Allah cömertleri över, cimrileri ise kötüler. Cimri, gerçekte Allah'ın olan malı, mülkü, ihsan edilen iyilikleri, Allah'ın kullarına vermekten yüz çeviren kimsedir. Allah, insanın bu kötü hasletlerini şöyle anlatır:
"De ki: "Siz, Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, o zaman bile, harcamakla tükenir endişesiyle elinizi sıkı tutardınız; insanoğlu zaten daima cimridir"[2].
Cömertlik yerli yersiz saçıp savurmak değildir. Allah'ın kullarına, dikkatlice ve nimetin kıymetini bilerek vermektir. Nitekim, Cenab-ı Hak bu konuda şu ölçüye uymamızı buyurur:
"Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın"[3].
Zenginler cimri davranır, fakirler de sabırsız olurlarsa, toplumun düzeni ve dengesi bozulur. Çünkü bir toplum içinde hem zenginler hem de fakirler bulunur. Bunların birbirlerine yardımcı olmaları gerekir. Aksi takdirde, tarihin her döneminde ve günümüzde de örnekleri görüldüğü gibi, toplumda çatışmalar, kan dökmeler başlar. Bu ise bir toplumun helakine sebeb olur. İnsanlar kan dökmeyi, haramları helal saymayı meşru görmeye başlarlar. Zenginle fakir arasındaki mesafe açıldıkça, zulüm artar ve her çeşidi icra edilmeye başlar. Zulmün artması ve yayılması ise, yıkılışa yaklaşıldığının alameti sayılır. O halde cimrilik de zulmün sebeplerinden biridir. Zulümle bir arada zikredilmesinin böyle bir alakaya dayandığını söyleyebiliriz


3rk4n 2 Mayıs 2011 22:47

HZ. MUHAMMEDİN SÖZLERİ
 
HZ MUHAMMEDİN SÖZLERİ:

Hz. Muhammed’in Sözleri

İman iki eşit parçadır. Yarısı sabır, yarısı şükürdür.

Hz. Muhammed

Kuran yedi nüans üzerine indirildi. Onun hiçbir harfi yoktur ki, bir hiç zahir, bir de batın mana taşımasın. Ebu Talip’in oğlu Ali’de bu zahir ve batına ait ilim mevcuttur.

Hz. Muhammed

Sonradan özür dilemeyi gerektiren şeyleri yapmaktan kaçınınız.

Hz. Muhammed

Haset, ateş nasıl odunu yer yutarsa iyilikleri yer yutar, mahveder.

Hz. Muhammed

Mazlumun bedduasından sakınınız. O dua ile Allah arasında perde yoktur.

Hz. Muhammed

Dostlukta da düşmanlıkta da aşırıya kaçmayın.

Hz. Muhammed

Bir gün birisiyle dost olduğunuzda, yarın onun bir düşman olabileceğini unutmayın.

Hz. Muhammed

İnsanlara akılları ölçüsünde söz söyleyiniz.

Hz. Muhammed

İnsanların en hayırlısı, ahlakı en güzel olanıdır.

Hz. Muhammed

İnsan dilinin altında gizlidir.

Hz. Muhammed

Başkalarının kusurlarından bahsetmek istediğin vakit, kendi kusurlarını hatırla. O zaman başkalarının kusurlarıyla alakadar olmaya hakkın olmadığını hatırlarsın.

Hz. Muhammed

Kabrimi ziyareti bayrama çevirmeyin.

Hz. Muhammed

Münafıklığın alameti üçtür : Konuştuğu zaman yalan söyler, vaat ettiği zaman sözünde durmaz, emanete hıyanet eder.

Hz. Muhammed

Bir insanın gerçek zenginliği, onun bu dünyada yaptığı iyilikleridir.

Hz. Muhammed

Kim bir kardeşini, bir günah sebebi ile ayıplarsa, o günahı işlemedikçe o kimse ölmez.

Hz. Muhammed

Evlat kokusu cennet kokusudur.

Hz. Muhammed

Utanmak güzeldir ama kadınlarda olursa daha da güzel olur.

Hz. Muhammed

Bilgisizler içinde bir bilgili, ölüler içinde bir diridir.

Hz. Muhammed

Sakıvermeyen kendisine verdiğin kıymeti sana nle arkadaş olma.

Hz. Muhammed

Babalarınıza iyilik edin ki, oğullarınız da size iyilik etsin.

Hz. Muhammed

Siz kendiniz namuslu olun ki, kadınlarınız da namuslu olsunlar.

Hz. Muhammed

Bela insanın diline bağlıdır. Bir kimse bir şeyi “yapmam” dedi mi, şeytan her işini bırakıp onu yaptırana kadar uğraşır.

Hz. Muhammed

Zengin, çok mala sahip olana denmez, zengin kalbi olana denir.

Hz. Muhammed

Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi miras bırakamaz.

Hz. Muhammed

Cahiller cesur olurlar.

Hz. Muhammed

İyilik yap ehli olana da, olmayana da, ehline isabet ederse yerini bulur. Etmez ise ehli sen olursun.

Hz. Muhammed

Sana emanet edilen şeyi iyi sakla, birinin hıyanetine uğradığın zaman hoş gör ve hıyanete hıyanetlikle karşılık verme.

Hz. Muhammed

En büyük düşmanın, iki kaburga kemiğinin arasında olan düşmandır.

Hz. Muhammed

Erdemin en büyüğü, seninle ilişkilerini kesene iyilik etmen, senden esirgeyene vermen, sana kötülük edeni bağışlayıp, dost elini uzatmandır.

Hz. Muhammed

Bir anlık tefekkür, bin yıl ibadetten hayırlıdır.

Hz. Muhammed

Şeref, edep iledir. Soy ile değildir.

Hz. Muhammed


proot 5 Ekim 2011 13:30

Hastalık ile ilgili hadisler

262. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Müslümanın başına gelen bir ağrı, yorgunluk, dert, hastalık, üzüntü, hatta ufak bir kaygının karşılığında, Allah, onun günahlarından bir kısmını mutlaka örter, bağışlar."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

263. Dedim ki:
"Ey Allahın Resûlü! insanların içinde en çetin belaya uğrayan kimdir?"
Şöyle buyurdu:
"Peygamberler, sonra sırasıyla derecelerine göre insanlar, sonra sırasına göre insanlar. Sonra kişi dinine göre sınanır. Eğer dininde sıkı ise, Allah onu çetin bir bela ile sınar. Eğer dininde gevşekse, Allah onu dini oranında sınar.
Bela, kuldan hiç ayrılmaz, onun yakasını bıraktığı zaman, kişi günahlarından arınmış olur."
Musâb radıyallahu anh. Tirmizî.

264. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Rab Sübhanehu ve Teâlâ buyuruyor ki: "izzetim ve Celâlim hakkı için, affetmek istediğim kulumun, gerek bedeninde bir hastalık, gerekse rızkında bir eksiklik vererek tüm hatalarını bağışlamadan dünyadan çıkartmam."
Enes radıyallahu anh. Rezîn.

265. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Sabır, felaketle ilk karşılaşma anında olur."
Enes radıyallahu anh. Buhârî.

266. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Herhangi bir müslümanın başına bir musibet geldiğinde, "innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn," derse, Allah ona daha hayırlısını verir."
Ümmü Seleme radıyallahu anha. Müslim.

267. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim musibet anında, "innâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn," derse, Allah onun bu musibetini giderip, sonunu iyi kılar."
İbn Abbas radıyallahu anh. Taberânî.

268. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kul hastalandığı zaman, Allah ona iki melek gönderir:
"Bakın bakalım, ziyaretine gelenlere ne diyor?" der.
Eğer gelen ziyaretçilerine karşı, Allaha hamd ederse, durumu hemen Allaha bildirirler. Allah da şöyle der:
"Bu kulumun ruhunu alırsam, mutlaka onu cennetime koyacağım. Şifa verip iyileştirirsem, ona etinden daha iyi bir et, kanından daha iyi bir kan vereceğim. Üstelik tüm günahlarını da örtüp, bağışlayacağım."
Atâ radıyallahu anh. Mâlik.

269. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kime, gerek malına, gerek canına bir musibet gelir de, sabreder, kimseye açıp şikâyet etmezse, artık Allahın onu bağışlaması bir hak olur."
İbn Abbas radıyallahu anh. Taberânî.

270. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"insanların arasına karışıp eziyetlerine sabreden müslüman, insanların arasına karışmayıp, onların eziyetlerine sabretmeyen müslümandan daha hayırlıdır."
Yahya radıyallahu anh. Tirmizî.

271. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim bir hastayı, ya da bir müslüman kardeşini Allah için ziyaret ederse, bir seslenici ona şöyle seslenir:
"Hoş yaşayasın! Gidişin de hoş oldu! Cennette de kendine güzel bir konak hazırladın!"
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

272. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Birinizin, elini hastanın alnına, ya da eline koyup, onun nasıl olduğunu sorması, hasta ziyaretinin tamamındandır.
Aranızdaki selâmlaşmanın tamamı ise, tokalaşmaktır."
Ebû Ümâme radıyallahu anh. Tirmizî.

273. Hasta ziyaretinde, hastanın yanında gürültü etmemek ve az oturmak sünnettir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hasta olup da, yanında sesli konuşup tartıştıklarında, "Haydi, yanımdan kalkıp gidin!" emrini vermiştir.
İbn Abbas radıyallahu anh. Rezîn.

274. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Bir hastanın yanına varırsanız, size dua etmesini söyleyin, çünkü onun duası meleklerin duası gibidir."
Ömer radıyallahu anh. İbn Mâce.

275. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Hastalarınızı yemeğe, içmeğe zorlamayın! Şüphesiz, Allah onlara hem yedirir, hem de içirir."
Ukbe radıyallahu anh. Tirmizî.

276. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Tedavi olun! ihtiyarlık dışında, Allah ilaçsız hiçbir hastalık yaratmamıştır."
Üsâme radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

277. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Tedaviler arasında, kan aldırmak en faydalı olanıdır!"
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

278. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, boynunun iki tarafındaki ve omuzunun arasındaki damarlardan kan aldırırdı.
Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

279. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kan aldırmak için en uygun günler, Onyedinci, ondokuzuncu ve yirmibirinci günlerdir."
İbn Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.

280. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Karın ağrısından ölen şehîddir. Karın ağrısının devası baldır."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Rezîn.

281. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Çörekotunda, ölüm hariç her türlü hastalık için şifa vardır."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

282. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Mantar, bir kudret helvasıdır, suyu göze şifadır."
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

283. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, zehir ve benzeri habis şeylerden ilaç yapılmasını yasakladı.
Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

284. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sağ elini ağrıyan yere sürer, şu duayı okurdu:
"Ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver! Şifa veren sensin. Senden başka şifa veren yoktur. Hastanın, tüm hastalıklarını gideren bir şifa ver!"
Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

285. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Elini, vücudunun ağrıyan yerine koy ve üç kere, "Bismillah," de. Yedi kere de: "Eûzü billahi ve kudretihi min şerri mâ ecidû ve uhazirû," de!"
Osman radıyallahu anh. Müslim.

286. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Nazar haktır, eğer kaderi bir şey geçseydi, nazar onu geçerdi."
İbn Abbas radıyallahu anh. Müslim.

287. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Akşam olup karanlık basınca, çocuklarınızın dışarı çıkmalarına engel olun! Çünkü, o saatlerde şeytanlar faaliyete geçerler. Kapların üstünü örtün, tulumların başını bağlayın, kapıyı kapatın, kandilleri söndürün, besmele çekin."
Câbir radıyallahu anh. Buhârî.

288. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Hakkında birçok insanın aldandığı iki nimet vardır: Sağlık ve boş vakit."
İbn Abbas radıyallahu anh. Buhârî.


CeLebRindaL 19 Aralık 2011 08:34

Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resulullah (S.a.v) buyurdular ki: "Kadınlara hayırhah olun, zira kadın bir eyeği kemiğinden yaratılmıştır. Eyeği kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan eğri halde kalır. Öyleyse kadınlara hayırhah olun."
Buhari, Nikah 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Rada 65, (1468); Tirmizi, Talak 12, (1188).


CeLebRindaL 24 Aralık 2011 00:15

Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i: "Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın" buyururken işittim.

(Buhârî, Vudû' 3; Müslim, Tahâret 35)


CeLebRindaL 25 Aralık 2011 18:08

İnsanların gelip geçtiği yollarda (caddelerde) oturmaktan sakının.Mutlaka oturacaksanız o zaman yolun hakkını verin.Yolun hakkı ise şunlardır: Harama bakmamak, Yoldan gelip geçen insanlara sıkıntı ve eziyet vermemek, ta’cizde bulunmamak, Verilen selamları almak, İyiliği teşvik etmek, Kötülükten de sakındırmak.

Hadis (Ebu Davud).


CeLebRindaL 26 Aralık 2011 02:48

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الدِّياَرِ، مِن الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُسْلِمِينَ، وَيَرْحَمُ اللهُ الْمُسْتَقْدِمِينَ وَالْمُسْتَأْخِرِينَ وَإِناَّ إِنْ شاَءَ اللهُ بِكُمْ لاَحِقُونَ
“Es-Selamu Ala Ehlid-Diyari Mine’l-Mü’minine ve’l-Müslimine. Ve Yerhamullahu’l-Müstakdimine vel-Muste’hirine ve İnna İnşaallahu Bikum Lahikûne, de!’ buyurdu.”
Duanın Manası: “Mü’minler ve Müslümanlar diyarının ahalisine selam olsun. Allah bizden evvel ölenlerle bizden sonra öleceklere rahmet etsin. Ve biz de inşallah sizlere muhakkak kavuşacağız.”
Müslim 947, Nesei 2036


CeLebRindaL 27 Aralık 2011 00:04

379. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!"
(Müslim, îman 93-94. Ayrıca bk.Tirmizî, Et'ime 45, Kıyamet 56; İbni Mace, Mukaddime 9, Edeb 11)


CeLebRindaL 29 Aralık 2011 09:02

Kim dinimizde olmayan bir yenilik çıkarırsa, o reddolunmuştur.

[Hadis-i Şerif - Kaynak: Buhari, Sulh: 5]


CeLebRindaL 30 Aralık 2011 04:14

اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ قُلْنَا: لِمَنْ )يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟( قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ

(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.

Müslim, İmân, 95.


CeLebRindaL 31 Aralık 2011 04:36

اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ
İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.
Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58


CeLebRindaL 1 Ocak 2012 00:50

مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ
İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16


CeLebRindaL 2 Ocak 2012 01:45


اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ

Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.
Tirmizî, Cum’a, 80


CeLebRindaL 3 Ocak 2012 03:13

اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ

İslâm, güzel ahlâktır.
Kenzü’l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225.


DERUNİ 3 Ocak 2012 14:46

“Daha vakti var, ilerde yaparım” demek, şeytanın mü’minlerin kalplerine bıraktığı bir vesvesedir.
Hadis (Ramuz).Allah bu dini zatı için özel olarak seçmiştir. Dininize ancak cömertlik ve güzel ahlak yakışır. Dikkat edin! Dindarlığınızı bu iki nitelikle süsleyin.
Hadis (Taberani).Her takva sahibi, Muhammed’in (üzerine rahmet ve selam olsun) ehl-i beytindendir.
Hadis (Taberani, Evsat).İnsanların gelip geçtiği yollarda (caddelerde) oturmaktan sakının.Mutlaka oturacaksanız o zaman yolun hakkını verin.Yolun hakkı ise şunlardır: Harama bakmamak, Yoldan gelip geçen insanlara sıkıntı ve eziyet vermemek, ta’cizde bulunmamak, Verilen selamları almak, İyiliği teşvik etmek, Kötülükten de sakındırmak.
Hadis (Ebu Davud).Yemeklerinizi biraz soğutarak yeyin ki, sizin için bereketli kılınsın...
Hadis (İbn-i Adiyy).Kişi malı, hanımı ve çocuğuyla imtihan edilir.
Hadis (Taberani)Yağmurların çoğalıp bitkilerin (ürünlerin) az, Kur’an okuyanların çok olup dini bilenlerin az, İdarecilerin sayıının artıp, güven duyulanların ise kıt olması kıyametin yaklaştığının delillerindendir.
Hadis-i Şerif (Taberani).Ümmetimin bana en yakın olanları, bana en çok salavat getirenleridir.
Hadis (Beyhaki).Resulüllah’a : Cennettekiler uyurlar mı? diye sorulmuştu. Cevaben buyurdu ki: Uyku, ölümün kardeşidir. Cennettekiler uyumazlar.
Hadis (Tirmizi).Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin.
Hadis (Müslim).İyilikller cennetin kapılarından bir kapıdır. Kötü ölümünü önler
Hadis-i Şerif (Ebuşşeyh).Kim müsibete uğramış birini teselli ederse, onun o dert sebebiyle kazandığı sevap kadar sevap kazanır
Hadis(İbn-i Mace).Kıyamet gününde Allah, kullarından birini çağırır,huzurunda durdurarak malının hesbını sorduğu gibi, makamının da hesabını sorar.
Hadis-i Şerif (Hatib).Allah, bir mesleği olup mesleğinde maharetli ve uzman olan kulunu sever.
Hadis-i Şerif ( Taberani )İyiliği yap, kötülükten de sakın. Yanlarından kalktığında, halkın senin hakkında söylemelerinden hoşlanacağın şeyleri gözet ve onları yerine getir. Yanlarından kalktığında halkın senin hakkında söylemelerinden hoşlanmayacağın şeylere ise, dikkat et ve onları yapmaktan da sakın.
Hadisi Şerif ( Beyhaki )Cömert, malında olan Allah’ın haklarını ödeyendir. Cimri, malındaki Allah’ın haklarını yerine getirmeyen; Rabbinin verdiğinden, Rabbine karşı nekeslik edendir.
Hadis (Esbehani).Erkek hanımına, hanım da beyine sevgiyle baktıklarında, Cenab-ı Hak ta onlara rahmetle bakar. Şayet erkek, hanımının ellerini ellerine alırsa, her ikisinin de, günahları parmaklarının arasından dökülür gider.
Hadis-i Şerif (Camiüssağir)Allah bana farzları yerine getirmemi emrettiği gibi, insanlarla “müdara”yı, yani iyi ve güzel geçinmeyi de emretti.
Hadis (Deylemi).Cennete çok ağaç dikin. Çünkü onun suyu tatlı, toprağı güzeldir.(Yani verimi çoktur.Çok sevap meyvesi alınır). Cennetin ağaçlarından biri olan La havle ve la kuvvete illa billah cümlesini çok söyleyin.
Hadis (Taberani).Devamlı herkesle kavga ve çekişme halinde olman, günah olarak sana kafidir.
Hadis (Ramuz).Allah Resulüne: Ya Resulallah! Bana insanların kötülükte en ileri olanlarını söyler misin? diye sordum. Allah Resulü: İyileri sor bana! Kötüleri sorma, dedi. Daha sonra da soruma şu cevabı verdi: İnsanların en kötüleri, ilmini kötüye kullanan alimler (üzerine düşen uyarı görevini yapmıyan aydınlar)dır.
HadisMü’min mü’minin aynasıdır. Mü’min mü’minin kardeşidir. Mü’min mü’minin kaybettiği bir şeyini bulursa, onun için korumaya alır. Mü’min mü’mini arkasından savunur.
Hadis (Ebu Davud).Yardıma ihtiyacı olanlara sadaka dağıtmak vehayır yapmak istediğinde, hemen yap(geciktirme)
Hadis-i Şerif (Müsned).Hz.Peygamber, bir gün ashabına: İnsanları en çok cehenneme girdiren şey nedir? diye sordu. Ashap: Allah ve Resulü bilir ancak, dediler. Hz Peygamber: İki uzvudur ki, biri ağzı, diğeri ferci (cinsiyet organı), buyurdu. Sonra tekrar sordu: İnsanların en çok cennete eriştiren şey nedir? Ashap, aynı cevabı verince, şu açıklamayı yaptı: Bu da iki şeydir: Biri, Allah’tan korkmak, yani takva sahibi olmaktır. Diğeri de güzel ahlaka sahip bulunmaktır.
Hadis (İbn-i Mace).Benim ümmetim, merhamete uğramış bir ümmettir. Ağirette azap görmeyecektir. Onun cezası, ancak dünyada başına gelen ağır imtihanlar, depremler, masum yere öldürülmeler ve çeşitli felaketler şeklinde verilir.
hadis-i şerif (Ebu Davud)Kadere iman, kaygı ve üzüntüyü giderir.
Hadis (Hakim).Diline sahip ol. Evin sana dar gelmesin. Günahların için ağla.
Hadis (Ukbe bin Amir).Siz iffetli (namuslu) olunuz ki, hanımlarınız da iffetli olsunlar. Anne babanıza iyilik ediniz ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler.
Hadis-i Şerif (Taberani).Müşriklerin ölen çocukları Cennette, Cennet ehline hizmet ederler.
hadis (Taberani).Dört özellik vardır ki, kimde bulunursa, Allah o kimseyi cehennemden uzak kılar ve onu şeytandan korur: Kötü bir şeyi yapmak isterken iradesine hakim olan; Nefsi istemediği halde, güzel bir şeyi yapan; Bir şeyi canı çekip, iştah duyduğunda nefsine engel olan; Öfkelendiğinde, öfkesini tutan... 4 özellik daha vardır ki, kimde bulunursa, Allah rahmetini o kimse üzerine yayar ve onu cennetine koyar: Bir yoksulu koruma altına alan; Zayıfa merhamet eden; Emri altındakilere (işçi ve hizmetçilerine) yumuşak davranan; Anne babasına bağış ve iyilikte bulunan...
Hadis (Hakim).İyilik insanlar arasında kesintiye uğrayabilir. Fakat iyiliği yapanla, Allah arasında hiçbir kesinti olmaz.
Hadis-i ŞerifKim (cihad bahanesiyle) bir evde darlık meydana getirir veya bir yolu keser, ya da bir mü’mine eziyet verirse, onun yaptığı cihad değildir.
Hadis (Ebu Davud).Geveze, utanmaz ve cimri olması, kişiye kötülük olarak ona yeter.
Hadis (Beyhaki).Mü’minin saygınlık ve onuru; Allah’ın kendisine verdiğine kanaat edip, insanlardan bir şey beklememesidir.
hadis (Beyhaki).Ağır duyana, söz işittirmek sadakadır.
Hadis-i Şerif (Hatib).Allah’tan korkması, kişiye ilim olarak; kendini beğenmesi de cahillik olarak yeter.
Hadis (Beyhaki).Ben, insanları hakka çağırıcı ve Allah’ın emirlerini onlara ulaştırıcı olarak gönderildim. Hidayet verme, inanları doğru yola çekme konusunda, elimde hiçbir şey yoktur. Şeytan da, Allah’ın yasakladığı şeyleri insanlara süslü gösterici olarak yaratılmıştır. İnsanları dalalete atma (saptırma) konusunda onun da elinde bir şey yoktur.
Hadis (İbn-i Adiyy).Kıyametin hemen yakınında, kan dökülme (yani terör) günleri vardır
Hadis-i Şerif (Müsned).Hiçbir müslüman yoktur ki, Allah’a dua atsin de, Allah duasına şu 3 halden biri ile cevap vermesin: Kişi dua ettiğinde, Allah, onun karşılığını dünyada acilen (peşin) verir. Duanın karşılığını ahirete erteler. Yaptığı dua kadar, o kuldan bir dert ve sıkıntıyı giderir. Bu sözü işitince sahabiler sevinç içinde: Öyleyse, bizler çok dua ederiz, dediler. Allah Resulü de şu açıklamayı yaptı: Allah’ın kabul etmesi, sizin duanızdan daha çoktur.
Hadis (Müsned).Mü’minlerin ölen küçük çocukları cennette bir dağdadır. Kıyamet günü babalarına teslim edilinceye kadar bakımlarını İbrahim Peygamber ve hanımı Sare üzerine almıştır.
Hadis (Müsned).İçinde çocuk bulunmayan evde, bereket yoktur
Hadis-i Şerif (Camiüssagir).Yetimlerin malını, onların namına çalıştırın. Ta ki, zekat, onu yeyip eritmesin.
Hadis (Taberani).Kendisine ikram edilen yemeğe burun kıvırması (beğenmemesi), kişiye kötülük olarak yeter.
Hadis (İbn-i Ebiddünya).Yoldan insanlara sıkıntı ve eziyet veren şeyleri (çukurları, tümsekleri, yolu işgal eden lüzumsuz kalabalıkları, pislikleri) gider. Çünkü, bu senin için sadakadır.
Hadis-i Şerif (Buhari).


CeLebRindaL 4 Ocak 2012 01:22

لاَ يُلْدَغُ اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ

Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)
Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.


Candy_Girl 4 Ocak 2012 21:50



CeLebRindaL 5 Ocak 2012 02:24

اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.
Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58


Candy_Girl 5 Ocak 2012 19:53

Kişi malı, hanımı ve çocuğuyla imtihan edilir.
Hadis (Taberani)


CeLebRindaL 6 Ocak 2012 02:06

نَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ
وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ

İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.
Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.


DERUNİ 6 Ocak 2012 10:30



CeLebRindaL 7 Ocak 2012 01:40

يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا

Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.
Buhârî, İlm, 12; Müslim, Cihâd, 6


CeLebRindaL 8 Ocak 2012 01:18

أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ

İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.
İbn Mâce, Ruhûn, 4


ßaLpaRmaq 8 Ocak 2012 12:03

Ademoğlu sabaha erdi mi, bütün azaları, dile temenna edip: "Bizim hakkımızda Allah'tan kork. Zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz, sen sapıtırsan biz de sapıtırız" derler.
(Tirmizi, Zühd 61)
Allah bir kulu sevdi mi, onu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinin hastasına suyu yasaklaması gibi.

(Tirmizi, Tıbb 1)
Resulullah (sav) "Allah'tan hakkıyla haya edin!" buyurdular. Biz: "Ey Allah'ın Resulü, elhamdülillah, biz Allah'tan haya ediyoruz" dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı: "Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil. Allah'tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batni ve onun ihtiva ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, ahireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla haya etmiş olur."
(Tirmizi, Kıyamet 25)
Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim.
(Ebu Davud, Büyu 27)
Bir erkek, yanında mahremi bulunmayan (yabancı) bir kadınla yalnız kalmasın!

Bunun üzerine bir adam kalkarak: "Ey Allah'ın Resülü, kadınım hacc için yola çıktı, ben ise falan falan gazvelere yazıldım!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Öyleyse git hanımına yetiş, onunla hacc yap!" diye emretti."
(Buhari, Nikah 111)
Ey Ebu Hureyre, vera sahibi ol (harama götürme şüphesi olan şeylerden de kaçın) ki insanların Allah'a en iyi kulluk edeni olasın! Kanaatkarlığı esas al ki insanların Allah'a en iyi şükredeni olasın. Nefsin için sevdiğini insanlar için de sev ki (kamil) mü'min olasın. Sana komşu olanlara iyi komşuluk et ki (kamil bir) müslüman olasın. Gülmeyi az yap, zira çok gülmek kalbi öldürür.
(Kütüb-i Sitte, 7257)
Haberiniz olsun, rahat koltuğunda otururken kendisine benim bir hadisim ulaştığı zaman kişinin: "Bizimle sizin aranızda Allah'ın kitabı vardır. Onda nelere helal denmişse onları helal biliriz. Nelere de haram denmişse onları haram addederiz" diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Resulullah (ASM)'ın haram kıldıkları da tıpkı Allah'ın haram ettikleri gibidir"
(Ebu Davud, Sünne, 6)
"Ey Allah'ın Resulü! dedik, mü'min korkak olur mu?" "Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine: "Evet!" buyurdular. Biz yine: "Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır!" buyurdular.
(Muvatta, Kelam 19)
Allah bir kuluna hayır murad ettimi onun cezasını tacil edip dünyada verir; bir kulu hakkında da kötülük murad ettimi onun günahlarını tutar, Kıyamet günü cezasını verir.
(Tirmizi, Zühd 57)
Bağışını geri alan kimsenin durumu şu köpeğin durumu gibidir: Yalını yer, iyice doyunca kusar. Sonra kusmuğuna tekrar dönüp onu yer.
(Kütüb-i Sitte, 6690)
Kişinin malayani (boş) şeyleri terki İslam'ının güzelliğinden ileri gelir.
(Tirmizi, Zühd 11)
Kim Allah Teala hazretlerinin rızası için bir derece tevazu izhar eder (alçak gönüllü) olursa, Allah, onu bu sebeple, bir derece yükseltir. Kim de Allah'a bir derece kibirde bulunursa, Allah da onu bu sebeple bir derece alçaltır, böylece onu esfel-i safiline (aşağıların aşağısına) atar.
(Kütüb-i Sitte, 7235)
Kim korkarsa akşam karanlığında yol alır. Kim akşam karanlığında yol alırsa hedefine varır. Haberiniz olsun Allah ın malı pahalıdır, haberiniz olsun Allah'ın malı cennettir.
(Tirmizi, Kıyamet 19)
Nafaka için harcananın hepsi Allah yolunda harcanmış gibidir, bina için harcanan müstesna, bunda hayır yoktur.
(Tirmizi, Kıyamet 41)
"Ne sirayet (buluşma), ne de uğursuzluk vardır. Benim fe'l hoşuma gider." Yanındakiler sordu: "Fe'l nedir?"

"Güzel bir sözdür!" buyurdu."

Buhari'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Benim, dedi, fe'l-i salih, güzel bir kelime hoşuma gider.
Ademoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir:

Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs
(Buhari, Rikak 5)
Eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim ve eğer bir erkek karısına kırmızı bir dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımayı emretseydi, uygun olan, kadının bu emri yerine getirmesidir.
(Kütüb-i Sitte, 6529)
Allah'tan daha kıskanç kimse yoktur. Bu sebeptendir ki fevahişin açığını da kapalısını da haram kıldı. Medihten Allah kadar hoşlanan bir kimse de yoktur. Bu sebeptendir ki nefsini medhetmiştir.

(Buhari, Nikah 107)
Muharcirler hicretle Medine'ye gelip (Ensar'ın yardımlarını gördükleri) vakit şöyle dediler:

" Ey Allah 'ın Rasûlü ! Biz, çok maldan böylesine cömertce veren, az maldan da yardımı böylesine güzel yapan aralarına inmiş bulunduğumuz şu Medinelilerden başka bir kavmi hiç görmedik! Bize bedel işlerimizi yaptılar, hayatımızı düzene koymada yardımcı oldular. Biz (hicret ve ibadetlerimizle kazandığımız) sevapların hepsini onlar alacak diye korkuyoruz !"

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onlara şu cevabı verdi: " Hayır! Onlar sizin dua ve teşekkürlerinizden hâsıl olan sevabı alacaklar. "
(Tirmizi, Kıyamet 45)
Allah'tan daha kıskanç kimse yoktur. Bu sebeptendir ki fevahişin açığını da kapalısını da haram kıldı. Medihten Allah kadar hoşlanan bir kimse de yoktur. Bu sebeptendir ki nefsini medhetmiştir.
(Buhari, Nikah 107)
"Allah celle şânühü mahlukâtın olmasına hükmettiği zaman -Müslim'in rivâyetinde: "Allah mahlükâtı yarattığı zaman"- yanında bulunan, Arş'ın gerisindeki bir kitaba şunu yazdı: "Muhakkak ki rahmetim gazabıma galebe çalmıştır."
(Buhari, Tevhid 15)
Bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resûlü iyi davranıp hoş sohbette bulunmama en ziyaâde kim hak sâhibidir?" diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Annen!" diye cevap verdi. Adam: "Sonra kim?" dedi, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) "Annen!" diye cevap verdi. Adam tekrar: "Sonra kim?" dedi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yine: "Annen!" diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: "Sonra kim?" Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu dördüncüyü: "Baban!" diye cevapladı."
(Müslim, Edeb 2)
Resülullah aleyhissalatu vesselam'a: "En efdal insan kimdir?" diye sorulmuştu. "Kalbi mahmüm (pak), dili doğru sözlü olan herkes" buyurdular. Ashab: "Doğru sözlülüğün ne demek olduğunu biliyoruz. Mahmümu'l-kalb ne demektir?" diye sordu.

"(Mahmüm kalb), Allah'tan korkan tertemiz kalptir, içinde günah yoktur, zulüm yoktur, kin yoktur, hased yoktur" buyurdular."
(Kütüb-i Sitte, 7256)
Şurası muhakkak ki insanlar Kıyamet günü niyetleri üzere diriltilecekler.
(Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh)
Sizden önce yaşayanlardan bir tüccar vardı. Halka borç verirdi. Borçluları arasında fakir görürse hizmetçilerine: "Onun borcundan vazgeçiverin, böylece Allah'ın da bizim günahlarımızdan vazgeçeceğini umarız" derdi. Allah da onun günahlarından vazgeçti.
(Buhari, Sulh 10)
"Ümmetimden birkısım insanları bilirim ki, Kıyamet günü Tihâme dağları emsalinde bembeyaz (tertemiz) hayırlarla gelirler. Aziz ve celil olan Allah Teâla hazretleri o sevapları saçılmış toz haline getirir (değersiz kılar, kabul etmez)."

Sevban radıyallahu anh dedi ki : "Ey Allah'ın Resülü! Onları bize tavsif et, durumlarını açıkla da, bilmeyerek biz de onlardan olmayalım!" Aleyhissalâtu vesselâm açıkladılar:

"Onlar sizin din kardeşlerinizdir. Sizin cinsinizden insanlardır. Sizin aldığınız gibi onlar da gece (ibadetin)den nasiplerini alırlar. Ancak onlar, Allah'ın yasaklarıyla tenhâda başbaşa kalınca o yasakları ihlâl ederler, çiğnerler."
(Kütüb-i Sitte, 7269)
Bir kısım insan vardır, Allah'ın mülkünden haksız bir surette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, Kıyamet günü onlara bir ateştir, başka değil.
(Tirmizi, Zühd 41)
Himmet yönüyle insanların en yücesi hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mü'mindir.
(Kütüb-i Sitte, 6622)
Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resülü! Bana (dini) öğret ve fakat çok özlü olsun!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: "Namazına kalktığın vakit (dünyaya) veda edenin (namazı gibi) namaz kıl. Sonradan (pişman olup) özür dileyeceğin söz söyleme. İnsanların elinde bulunan (dünyalık şeylerden) ümidini kesmeye azmet!" buyurdular.
(Kütüb-i Sitte, 7232)
Cum'a namazı, dört kişi hâriç geri kalan her müslüman üzerine cemaat içinde yapması gereken vâcib bir hakk'dır. Cumadan istisna edilen bu dört kişi şunlardır: Köle, kadın, çocuk ve hasta
Cum'a günü kim cemaatin omuzlarını yararak ilerlerse cehenneme bir köprü ittihaz olunur.
(Tirmizi, Salat 369)
Bizimle münafıklar arasında yatsı ve sabah namazlarında hazır bulunma farkı vardır. Onlar bu iki namaza muktedir olamazlar.
(Muvatta, Salâtu'l-Cemâ'a 5)
Bir kimse, iflâs edenin yanında malını aynen bulmuş ise, bu mala o, herkesten daha ziyâde hak sâhibidir.
(Buhari, İstikrâz 14)
- Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm şu duayı çok yapardı:

"Ey kalbleri çeviren Allahım! Kalbimi dinin üzerine sâbit kıl!" Ben (bir gün kendisine):

"Ey Allah'ın resûlü! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?" dedim. Bana şöyle cevap verdi: "Evet! Kalpler, Rahmân'ın iki parmağı arasındadır. Onları istediği gibi çevirir."
(Tirmizi, Kader 7)
Ümmetimin hepsi affa mazhar olacaktır, günahı aleni işleyenler hariç. Kişinin geceleyin işledigi kötü bir ameli Allah örtmüştür. Ama, sabah olunca o: "Ey falan, bu gece ben şu şu işleri yaptım!" der. Böylece o, geceleyin Allah kendini örtmüş olduğu halde, sabahleyin, üzerindeki Allah'ın örtüsünü açar. İşte bu, günahı aleni işlemenin bir çeşididir.
(Buhari, Edeb 60)
"Kimin yanında fazla hayvan varsa, onu hayvanı olmayana versin. Kimin de fazla azığı varsa onu azığı olmayana versin."

Resülullah, bazı mal çeşitlerini bu suretle saymaya devam etti. Öyle ki, bizden hiç kimsenin (yol sırasında) herhangi bir fazlalıkta hakkı olmadığı düşüncesine vardık."
(Müslim, Lukata 18)
İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) omuzumdan tuttu ve: "Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol" buyurdu.
(Buhari, Rikak 2)
Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) bir başka rivâyette şunu söyler: "Kendisinde dikbaşlılık olan bir deveye bindim. (Hırçınlık etmeye başlayınca ileri-geri sürmeye başladım. Bunun üzerine Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm): "Rıfkla, tatlılıkla davran! diye müdâhale etti..."
(Müslim, Birr 79)
"Ey Allah'ın Resûlü! dedik, mü'min korkak olur mu?"

"Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine:

"Evet!" buyurdular. Biz yine:

"Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır!" buyurdular."

(Muvatta, Kelâm 19)
Bir adam, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "Yaptığım işin iyilik veya kötülük olduğunu nasıl anlayabilirim?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: "Komşunun "iyi yaptın!" dediğini işitirsen iyilik yaptın demektir. Eğer "kötülük yaptın!" dediklerini işitirsen, kötülük yaptın demektir" buyurdular."
(Kütübü Sitte, 7261)
Ey Allah'ın Resulü. dendi, hangi kadın daha hayırlıdır?'

"Kocası bakınca onu sürura garkeden, emredince itaat eden, nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın!" diye cevap verdi.
(Nesâi, Nikâh 14)
Bir meclise oturup hikmetli söz dinleyip, sonra bu meclisten bahsederken işittiği şeylerin sadece kötü kısımlarını anlatan bir kimsenin misali, bir çobana gelip: "Ey çoban, süründen bana bir koyun kes!" deyince, çobandan: "Git en iyisinin kulağından tut al" iznine rağmen gidip sürünün köpeğinin kulağından tutan adamın misalidir.
(Kütübü Sitte, 7233)
(Müslüman erkeklerden) kim, Allah yolunda, ilâ-yı kelimetullah için, devenin iki sağımı arasında geçen müddet kadar savaşacak olsa cennet kendisine vacib olur.
(Ebu Davud, Cihad 42)
Bana en sevgili olanınız, kıyamet günü de bana mevkice en yakın bulunacak olanınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır. Bana en menfur olanınız, kıyamet günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler, boşboğazlar ve yüksekten atanlardır." (Cemaatte bulunan bâzıları): "Ey Allah'ın Resûlü! Yüksekten atanlar kimlerdir`?" diye sordular. "Onlar mütekebbir (büyüklük taslayan) kimselerdir!" cevabını verdi."

(Tirnizi, Birr 77)
İnsanların en hırsızı, namazdan çalandır, buyurdu. Nasıl çalar ya Rasûlallah? denildiğinde: Rükû ve secdeleri tam yapmaz. (Namazı tadil-i erkana riayet etmeden çabuk çabuk kılar). İnsanların en cimrisi de, selam vermekten kaçınandır.



CeLebRindaL 8 Ocak 2012 20:39

بِسْمِ اللهِ، اَلْحَمْدُ ِللهِ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى رَسُولِ اللهِ وَبَعْدُ

Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Benim havzım bir aylık yol genişliğindedir. Onun suyu sütten daha beyaz, kokusu miskten daha güzeldir. Bardakları da gökyüzünün yıldızları gibi çoktur. Herkim ondan içerse, o artık ebediyen susamaz!’ buyurdu.”

Buhari 14/6477


CeLebRindaL 10 Ocak 2012 00:50

Câbir radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Beş vakit namazın benzeri, sizden birinizin kapısı önünden akıp giden ve her gün içinde beş defa yıkandığı bol sulu bir ırmak gibidir."

(Müslim, Mesâcid 284)


CeLebRindaL 10 Ocak 2012 22:52

Osman İbni Affân radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim güzelce abdest alırsa, o kimsenin günahları tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün vücudundan çıkar."

(Müslim, Tahâret 33. Ayrıca benzer rivayetler için bk. Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)


Candy_Girl 11 Ocak 2012 20:05

$u üç seyi yapanin,zarari kendisine dir :
1- Me$ru Hükûmete isyan,
2- Hile,
3- Ahdini bozmak.
Ramuz : S/260


CeLebRindaL 13 Ocak 2012 00:07

Osman İbni Affân radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i benim şu abdestime benzer şekilde abdest alırken gördüm. Sonra da şöyle buyurdu: "Bir kimse bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları bağışlanır. Onun namazı ve mescide kadar yürümesi de fazladan kazanç sayılır."

(Müslim, Tahâret 8. Benzerleri içi bk. Ebû Dâvûd, Tahâret 50; Nesâî, Tahâret 84; İbni Mâce, Tahâret 6)


CeLebRindaL 18 Ocak 2012 20:59

Ey İnsanlar! Selamı aranızda yaygın hale getirin..Sofranız herkese açık olsun, çokça ikram edin.. sıla-ı rahimde de kusur etmeyin.. bir de insanların uykuya daldıkları anlarda, gecelerin karanlığını namazla delin.. böylece selametle Cennet’e girin!.”

(İbn-i Mâce, Et’ime, 1; Dârimî, Salât, 156)


selametk 4 Mart 2012 16:06

Hacızade Demir Efendi çok önemli bir hadisi ispat etmiş
 
Hacızade Demir Efendi, insanların fazla bilmediği ya da bilenlerin de çok net cevap veremediği için geçiştirmeye çalıştığı çok ilginç bir hadis-i şerifi dünyadaki tüm insanlara ispat edecek şekle ulaşmış.Kendi adıma ellerinden öpüyor ve Allah ona uzun ömürler versin diyorum.Konu ile ilgili daha geniş bilgileri Kutsal Primat Enerji veya Primatsal Farkındalık com adresinden öğrenebilirsiniz.

Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v), Hadis-i Şerifte "Her insanın bir Cin'i vardır. Allah izin verdi ben Cin'imi müslüman yaptım." buyurmuşlardır. Hadis'te bahsi geçen varlık, Asicandır ancak, Peygamberimiz Cin ismini saklı, gizli,örtülü anlamı
na geldiği için kullanmıştır. Asican'ın bilinen Cin taifesi ile alakası yoktur. Dünya da yedi milyar insan varsa doğal olarak yedi milyar Asican vardır.



Yaradan Tek'dir. Yaradan haricindeki herşey "Bir"i oluşturur. Bir'in içinde kendi uzayına sahip, sayısız "bütün" vardır. Bu bütünlerden birisi kendi uzayına sahip insandır.( İnsan uzayında; Fiziki beden, Ruh, Astral beden ve Asican bulunur.)Primatsal Farkındalık'da amaç; insanoğlunun Kutsal Primat enerjisi sayesinde kendi Asican'ını tanıması, onunla irtibat kurarak Primat İnsan seviyesine çıkmasıdır.
Bilim, insanoğlunun herhangi bir konuda seçim yaptığında, aslında bu seçimin altı saniye önce kişinin beyninde yapıldığını ispat etmiştir. Bu durum, insanoğlunun aslında cüz-i iradeye sahip olduğunun kanıtıdır. İnsanların yaşamları boyunca yaptıkları eylemlerin ve söylemlerin çoğu, kendi iradeleri dışında meydana gelmektedir. Bunda etken olan iki yapı vardır. Birincisi bilincimiz, ikincisi ise Asican'ımızdır.
Herkes, Kâmil İnsan olamaz ancak Primat İnsan olabilir. Kâmil İnsan olmak için hem bilincimizi çok geliştirmek, hemde Asican'ımıza ulaşarak onu kontrol altında tutmamız gerekir. Primat İnsan olmak için Asican'ımızı kontrol etmek yeterlidir.
Hacızade Demir Efendi (El-Kaşif),binlerce yıldır varlığı bilinen ancak bir türlü ulaşılamayan Asican’a ulaşılmasını Primatsal Farkındalık ile mümkün kılmış, tüm insanların bunu başarabilmesine olanak sağlamıştır.
Primatsal Farkındalık; herhangi bir inanç sistemi, tarikat, cemiyet veya topluluk değildir. Primatsal Farkındalık ile ilgilenen kişilerin dil, ırk ya da cinsiyetleri önemsenmez.


adsız 27 Temmuz 2012 02:41

Kişi cehennemlik olduğu halde insanlar gözünde cennetlik sayılan davranışlarda bulunmasına rağmen cehennemlik olabilir. Cennetlik olduğu halde insanlar gözünde cehennemlik sayılan işler yapmasına rağmen cennetlik olabilir
(buhari)



Saat: 11:51
Sayfa 9 / 9

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık