MsXLabs
Sayfa 9 / 15

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Sağlıklı Yaşam (https://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/)
-   -   Sağlıklı Yaşam ve Bilgiler (https://www.msxlabs.org/forum/saglikli-yasam/4615-saglikli-yasam-ve-bilgiler.html)

_PaPiLLoN_ 2 Eylül 2007 21:48

7 müthiş besin
7 besin sağlıklı bünye için olmazsa olmaz. İşte ABD uzmanlarının önerdiği reçete.

Kalbi koruyor
BADEM:
Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

Diyabeti önlüyor
KAHVE:
Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

Sinirleri rahatlatıyor
TARÇIN:
Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

Patatesi haşlayın
PATATES:
Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi'ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17'nci sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdekten sonra yemeyi tercih edin.

Kaslar için faydalı
SEBZE ÇORBASI:
Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellike sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

Kansere karşı birebir
ZEYTİNYAĞI:
Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren '8oxodG'adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanısıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor. 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

Kanseri engelliyor
ÇAY:
Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60'a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.


_PaPiLLoN_ 4 Eylül 2007 23:13

Sahura neden kalkılmalı?

Uzmanlar uyardı! Oruç tutarken mutlaka sahura kalkın. Neden mi?
Diyetisyen Cemal Aytaç Ak, oruç tutulurken mutlaka sahura kalkılması gerektiğini ifade ederek, sahura kalkılmadan oruç tutulması halinde halsizlik, baş ağrısı, yorgunluk ve dikkatte azalmalar görüleceğini bildirdi.

İşte sağlıklı beslenme rehberi...

-Ramazan ayında sahura kalkmak yerine gece yatmadan önce sahur niyetine yemek yiyenler, bu alışkanlıktan uzak durmalı.
-Ramazan ayında azalan öğün sayısını az ve sık yiyerek sahur ve iftar dahil 1-2 ara öğünle en az 4'e çıkarmak gereklidir.
-Sahura kalkılmadan oruç tutulursa aç kalma süresi artacağından metabolik hız düşer, halsizlik, baş ağrısı, yorgunluk ve dikkatte azalmalar görülür.
-Gün içinde kan şekerinin düşmesini ve uzun süreli açlık sonrası iftarda aşırı besin tüketimini engellemek için sahurda yavaş sindirilen ve besin değeri
yüksek gıdaların tüketilmesi gerekli.
-Çok yağlı ve çok tuzlu yemeklerden ve aşırı tatlı besinlerden kaçınılmalı.
-Bunların yerine hazmı kolay, mide ve bağırsak sisteminde uzun süre kalabilen lifli ve selüloz içeren sebze, meyve ve kepekli ekmek tercih edilmeli.
-Protein içeriği yüksek olan besinler midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktirdikleri için sahurda tüketilmeleri daha uygundur.
-Yumurta, süt, yoğurt, peynir, kuru baklagiller sahurda tercih edilebilir.
-Su kaybının önlenmesi için özellikle sahurda sıvı alımına önem verilmeli.
-İftar ile sahur arasında 2 litre (10 su bardağı) su içilmeli.
-İftar yemeği yavaş yavaş ve küçük porsiyonlar halinde yenmeli.
-Azar azar, iyi çiğneyerek ve sık aralıklarla besin tüketilmeli.

ŞİŞMANLAMA TEHLİKESİ

Cemal Aytaç Ak, iftar sofralarının genellikle oldukça zengin olduğunu ve yüksek kalorili yemekler ve tatlıların bu öğünde tüketildiğini kaydederek, ramazanda zayıflamaktan çok bahsedilmesi gereken tehlikenin şişmanlık olduğunu bildirdi.

İftarın ardından çikolata, cips, kuru yemiş yenilmesi, sahur yemeklerinde de hamur işleri, börekler ve gözlemelerin tercih edilmesi halinde ciddi kilolar alınmasının muhtemel olduğunu bildiren Ak, açıklamada şu ifadelere yerverdi:

''Bu nedenle özellikle erken iftar yemeği yenilen Ramazan aylarında iftarı bölüp akşamın ilerleyen saatlerine bir öğün daha eklemek doğru olacaktır. Özellikle Ramazan ayında tüketimi artan tatlılar şişmanlığa neden olan önemli yiyeceklerdir. Ramazan ayında şişmanlamak istemeyenler tatlılardan kaçınmalı, tatlı tüketilecekse az olmak şartıyla sütlü tatlılar tercih edilmelidir.''


_PaPiLLoN_ 6 Eylül 2007 00:15

Ayva ve armut kanı temizliyor
Armut ve ayvanın kanı temizlediğini belirten uzmanlar, ayvanın merhem yapılarak çatlaklara sürüldüğünde, kırışıklıkları da önlediğini açıkladı.

Yaz aylarının vazgeçilmez meyveleri armut ve ayva, sağlık açısından da vücuda birçok fayda sağlıyor. Armut ve ayvanın birçok hastalığa iyi geldiğini açıklayan uzmanlar, kanı temizleyerek salgı bezlerinin düzenli çalıştığını ifade etti.

Armudun böbrekleri harekete geçirerek kum ve taşların idrar yoluyla atılmasına büyük katkı sağladığına dikkati çeken uzmanlar, "Armut, yüksek tansiyonu düşürür. Kanı temizler ve bütün salgı bezlerinin normal çalışmasını sağlar. Kansızlığı giderir, kabızlığı önler. Sinirleri yatıştırır. Zihni yorgunluğu ve hazımsızlığı giderir. Mafsal kireçlenmesi, nikris ve romatizmada faydalıdır. Midesi zayıf olanların kompostosunu içmeleri tavsiye edilir. Yemeklerden önce yenecek olursa daha faydalı olur" dedi.

Ayvanın mide ve bağırsakları kuvvetlendirdiğini kaydeden uzmanlar, "Ayvada armut gibi kanı temizler. Karaciğer tembelliğini giderir. Safra akışını sağlar ve çarpıntıyı dindirir. Bronşit, müzmin öksürük ve veremde faydalıdır. Ağızdan su gelmesini ve kan kusmayı önler. Vücudun gelişmesine yardım eder. Merhem yapılarak kullanıldığı takdirde el ayak çatlaklarını, yüz ile boyun kırışıklıklarını giderir. Egzama kaşıntılarını ve basur memelerinin doğurduğu şikayetleri yok eder" şeklinde konuştu.


Dark-Line 6 Eylül 2007 13:01

Kilo veremiyorsanız, sofranıza bir göz atın...

Bir türlü doymak bilmiyorsanız masanızı donattığınız yiyeceklere bir göz atın... Belki de seçiminizi yanlış yapıyorsunuzdur. Çünkü bazı yiyecekler sizi kurt gibi acıktırırken bazıları uzun süre tok tutar. Peki hangi yiyecekler acıktırır, hangileri iştah kapatır?...

İştah kapatan dost yiyecekler
Avokado: B6 vitamini deposudur. Kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Tok tutan avokadoyu kendinizi aç hissettiğiniz zamanlarda yiyebilirsiniz.

Çavdar Ekmeği: Yapılan diyetlerin hepsinde kepek ekmeğinden bahsedilse de aslında çavdar ekmeğinin tok tutan etkisi yadsınamaz. Hatta beyaz buğday ekmeğine göre yüzde 50 oranında daha fazla doyma hissi verir.

Dil Peyniri: Gün içerisinde açlık hissettiğinizde atıştırabileceğiniz faydalı bir gıda olmasının yanında proteinli yapısından dolayı tok tutma özelliğine de sahiptir.


Avokado: B6 vitamini deposudur. Kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Tok tutan avokadoyu kendinizi aç hissettiğiniz zamanlarda yiyebilirsiniz.

Çavdar Ekmeği: Yapılan diyetlerin hepsinde kepek ekmeğinden bahsedilse de aslında çavdar ekmeğinin tok tutan etkisi yadsınamaz. Hatta beyaz buğday ekmeğine göre yüzde 50 oranında daha fazla doyma hissi verir.

Dil Peyniri: Gün içerisinde açlık hissettiğinizde atıştırabileceğiniz faydalı bir gıda olmasının yanında proteinli yapısından dolayı tok tutma özelliğine de sahiptir.


Acıktıran yiyecekler
Greyfurt: Diyet yapıyorsunuz uzak durmanız gerekenlerden biri de greyfurttur. Kansere karşı koruyucu olan greyfurdun kötü yanı iştah açıcı özelliğinin de bulunmasıdır.

Karalahana: Karaciğer ve bazı kan kanseri türlerine de iyi gelen kara lahana, ayrıca iyi bir iştah açıcıdır.

Patates: Patatesin yapısında bulunan bileşikler kan basıncını düşürücü etki gösterir; bu endenle glisemik endeksi yüksek olan yiyecekler arasında bulunan patates, özellikle kızartma şeklinde pişirilirse çok çabuk acıkmanıza neden olur.

Kırmızı Biber: Kolesterolü önleyici özelliği bulunan kırmızı biber iştah açar. Bu nedenle acı bir yemek yediğinizde doyduğunuzu çok kolay anlayamazsınız.


Nohut: Mideyi temizleyerek iştah açan nohut, sağlık açısından yararlı olsa da kilo verirken çok fazla tüketilmemesi gereken bir kurubaklagildir.

İncir: Kilo aldırıcı özelliği bulunan incir iştah açar, bu nedenle diyet döneminde yemeniz tavsiye edilmez.

Havuç: Havucun kalorisi ve glisemik endeksi diğer sebzelere göre daha yüksektir. Bu nedenle acıktırıcı özelliği olan havucun diyetlerde bulunmaması gerekir.

Alkol: Alkollü içeceklerden uzak durmaya çalışın. Alkollü içkiler, size kalori kazandırırken iştahınızın açılmasına neden olur.


Tuz: Tuz iştah açıcı özelliğe sahiptir. Çok tuzlu bir besinin ardından tatlı yeme isteğinin doğması, kan şekerinizdeki dalgalanmalar yüzündendir. Özellikle diyette tüketimden kaçınılmalıdır.

Tarçın: Kokusuyla özellikle tatlıların vazgeçilmezi olan tarçın da çok çabuk acıktıran baharatlardandır.

Mısır: Glisemik endeks değerinin yüksek olması nedeniyle kan şekeri seviyesini yükselten mısır, yendikten sonra açlı8k hissi uyandırır. Bu nedenle diyet yapanların uzak durması gereken bir besindir.


İştahınızı kesecek yöntemler
Beyin, vücutta enerjinin azaldığını fark eder etmez açlık hissetmenize yol açan kimyasal maddeler salgılarlar. Bu kimyasal maddeleri salgılayan kısım, aynı zamanda duyguları kontrol eder ve sıkıldığımız ve kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca sebebi budur.

Yemeklerin tadı, kokusu veya görüntüsü de açlık duygusuna neden olabiliyor.


Yapılan araştırmalara göre, tat alma duyusunu değişik tatlarla tatmin etmek, daha az miktarla yetinmeyi sağlıyor.

Su içmek kendinizi tok hissetmeniz açısından önemli. Ayrıca vücudunuz susuz kaldığında çoğu zaman açlık hissine benzer sinyaller gönderiyor. Bol su içmek, bedeninizin su istediği zamanlarda yemeğe yönelmenizi engelleyecektir.


Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine izin vermek anlamına giriyor. Bu sayede tat alma duygusu da tatmin oluyor. Böylece doyduğunuzu anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor.

Egzersizleriniz zorlaştıkça vücut ısınız artar ve daha fazla kalori yakmaya başlarsınız. Böylece egzersizi takip eden birkaç saat boyunca iştahınız bastırılmış olur.

Öğün aralarında dayanılmaz atıştırma duygusunu dişlerinizi fırçalayarak erteleyebilirsiniz.



_PaPiLLoN_ 6 Eylül 2007 21:10

Kilo verememenin 6 nedeni

İşte Amerikan Diyet Birliği'nin bu konuda yaptığı araştırmanın sonuçları...
Beslenmenize dikkat etmenize, unlu, tatlı, hamurişi, kızartma gibi sevdiğiniz pek çok yiyeceği hayatınızdan çıkarmanıza rağmen kilo veremiyor musunuz? Hiç üzülmeyin bu sorunu yaşayan çok insan var. İşte Amerikan Diyet Birliği'nin bu konuda yaptığı araştırmanın sonuçları.

A.B.D.'de, Amerikan Diyet Birliği tarafından, Gallup Araştırma Şirketi'ne yaptırılan bir araştırmanın sonucu oldukça ilginç. Kadınların yüzde 99'u sağlıklı bir şekilde beslendiklerine inanıyorlar. Oysa verdikleri yanıtlar; kendileri için gereken sağlıklı beslenme standartlarını, sadece yüzde 1 oranında sağlayabildiklerini ortaya çıkarıyor. Buradaki en büyük sorun, bolca lifli gıda ve doymamış yağ yerine, ağırlıklı olarak, az ama doymuş yağ, şekerin ve rafine besinlerin tüketilmesi. Oysa besinlerin niceliği kadar niteliği de önemli. Siz kalori hesabı yapıp, yediğiniz her lokmayı sayarken çok farklı nedenler kilo vermenizi engelliyor olabilir. İşte kilo vermenizi engelleyen hatta kilo almanıza yol açan 7 neden ve bunlarla baş etmek için en etkili çözüm önerileri.

1)KAHVALTIYI ATLAMAK
A.B.D. Colorado Üniversitesi'nde, 3 bin gönüllü üzerinde, kahvaltı üzerine bir araştırma yapılmış. Bu kişilerden 1 yıl boyunca düzenli kahvaltı etmeleri istenmiş ve yıl sonunda ortalama 6 kilo verdikleri gözlenmiş. Özellikle, kepekli ekmek, müsli gibi lifli besinlerle kahvaltı eden kadınlar çok daha rahat kilo veriyor ve bu kiloyu korumakta da çok zorlanmıyor. Ayrıca kahvaltıyı atlamak dalgınlığa ve konsantrasyon eksikliğine de neden olabiliyor.

2)TADINA BAKMAK
Dayanamadınız ve incecik bir dilim pasta yediniz. Ardından akşam yemeği için gittiğiniz restoranda, salata ısmarlamanıza rağmen, arkadaşınızın patates kızartmalarından bir iki tane aldınız, bir de diğer arkadaşınızın spagettisinin tadına baktınız. Ancak beslenme uzmanları, kilo almanın altında yatan en önemli nedenlerden birinin, diyet planı uygularken, "tadına bakmak", "küçücük bir lokma almak" gibi bahanelerle günlük kalori alımının üzerine çıkmayı gösteriyorlar.

3) ŞEKER BAĞIMLILIĞI
Şeker ve çikolata kadınların en çok sevdiği yiyeceklerin başında geliyor. Ama burada suçlular çay ve kahvelerimize attığımız kesme şekerlerle, atıştırdığımız şekerleme ve çikolatalar değil. Uzmanlara göre tükettiğimiz şekerin üçte birini gizli bir şekilde alıyoruz. Meyveli yoğurtlar, meyve suları, bazı alkolsüz içecekler nedeniyle farkında olmadan daha fazla şeker tüketebiliyoruz.

4)YETERLİ GIDA ALMAMAK
Çoğu kişinin, bol bol lif, vitamin ve mineral içeren "tam" yani işlenmemiş gıdalardan yeteri kadar tüketmediği bilinen bir gerçek. Ne yazık ki, işlenmiş, rafine edilmiş ve pek çok katkı maddesi katılarak hazırlanmış gıdaların hayatımızdaki yeri çok daha fazla. Araştırmalar beyaz unla yapılan her türlü hamur işinin beslenmemizde en büyük yeri tuttuğunu gösteriyor.

5)ÇOK FAZLA YAĞ TÜKETMEK
Günlük yağ ihtiyacımız yaklaşık 67 gram. Yağ tüketimini kısıtlamak denince, aklımıza sadece yemeğe konulan ya da kahvaltıda kullanılan yağlardan vazgeçmek geliyor. Oysa tereyağ ve margarini keserken, salata soslarında, peynirde ya da sütte var olan yağı göz ardı ediyor, tüketmeye devam ediyoruz. Ayrıca fazla yağ tüketenlerin, balık, yağsız süt, C vitamini, A vitamini ve folik asit açısından zengin ve kilo vermeye yardımcı yiyecekleri daha az tükettikleri de gözlenmiş.

6) KALSİYUMU ÖNEMSEMEMEK
Hemen hemen herkes kalsiyumun sağlıklı kemiklere sahip olmak ve osteoporozu engellemek için gerektiğini biliyor. Ancak kalsiyumun kilo vermede de etkili olduğu pek fazla bilinmiyor. Araştırmalar, kalsiyum açısından zengin olan yiyeceklerle beslenenlerin vücut kitle endekslerinin daha düşük olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni kalsiyumun kalsitrol eksikliğini önlemesi. Kalsitrol, vücudumuz tarafından salgılanan ve yağların depolanmasını önleyen bir hormon.


_PaPiLLoN_ 8 Eylül 2007 20:51

Bunları yap 150 yıl yaşa

Bilim adamları uzun yaşamanın sırrını buldular. İşte size ipuçları...
Bilim adamlarının yaptığı araştırmalar "Daha uzun yaşamak ve genç kalmak için en önemli 500 yol" adlı kitapta toplandı.

İşte uzun ve sağlıklı yaşamanın altın kuralları;

- Hafızanızı kuvvetlendirmek için adaçayı için.

- Alzheimer hastalarında çok az bulunan acettlcholine maddesi kaynağı ciğer, böbrek, lahana, sardalya balığı gibi yiyecekleri diyetinizde mutlaka bulundurun.

- Sağlıklı beyin hücrelerine, damarlara ve cilde sahip olmak için rafine olmamış ayçekirdeği, kabak çekirdeği, susam, ceviz gibi kuruyemişleri sofranızdan eksik etmeyin.

- Her gün bir bilmece çözmek gibi akıl jimnastiğini ihmal etmeyin

- Omega-3 yağlarını içeren sardalya, palamut gibi yağlı balıkları haftada en az iki kez yiyin.

- Genlerinizi her şikâyetiniz için suçlamaya son verin. Unutmayın yaşam biçiminiz bu genlerin etkili olup olmamasında büyük rol oynuyor.

- Her gün en az 1 saat güneş ışığı görün. Güneş yoksa güneş ışığını taklit eden lambalardan yararlanın.

- Gülün. Gülmek bağışıklık sistemini sağlamlaştırır, kalori yakar, ciğerlere iyi gelir.

- Erken yatın. Gece yarısından evvelki iki saat hücre yenilenmesi için en uygun zamandır

- Geceleri bol bol, daha derin uyumanızı sağlayan "lactucarium" adlı bir maddeyi içeren marul yiyin.

- Olumlu düşünün. Yale Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre değişen durumlara çabuk adapte olan kişiler daha mutlu ve doyumlu bir hayat yaşıyor.


Sedef 21 9 Eylül 2007 02:53

ÇALIŞMA ORTAMI



İş ve çalışma ortamı da sağlık açısından riskler içerebilir. Çalışma ortamındaki kalabalık, gürültü, kirlilik, sürekli aynı beden pozisyonunda çalışma zorunluluğu, ağır kaldırma, manyetik alanlara ya da kimyasal maddelere maruz kalma, hava kirliliği, iş kazaları gibi daha pek çok etken sağlığı tehdit etmektedir. Bireyler çalışma ortamlarından kaynaklanacak sağlık risklerini tanımalı ve bunları en aza indirmelidirler. Gerektiği şartlarda kurum ya da işyeri hekimlerinden bu konularda danışmanlık alınmalıdır.



Dark-Line 9 Eylül 2007 12:46

Horlamaya karşı radyocerrahi tedavisi

İZMİR (İHA) - İzmir Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Polikliniği, horlama sorunu olan hastaları radyocerrahi yöntemiyle tedavi ediyor. Yüksek frekanslı ve düşük ısılı radyo dalgalarının damak ve küçük dile uygulanması işlemine “radyocerrahi” denildiğini belirten Op. Dr. Feda Bayrak, “Bu yöntem sayesinde basit tip dediğimiz horlama, etkili ve hızlı bir şekilde tedavi ediliyor” dedi.
Horlama şikayetlerine haftada iki gün randevu sistemiyle baktıklarını belirten Bayrak, “Horlama burunda kemik eğriliği, sinüzit, damak bozuklukları, küçük dil uzaması, çene bozuklukları gibi nedenlerle ortaya çıkar. Her yaşta görülebilen bir rahatsızlıktır. Özellikle obez diye tabir edilen kilo problemi olan erkeklerde daha yaygın şekilde ortaya çıkıyor” diye konuştu.
Radyocerrahi yöntemini basit tip horlamada uyguladıklarını vurgulayan Bayrak, şu bilgileri verdi:
“Bu tedavi damağa radyofrekans uygulama yöntemidir. Damak anestezi ile uyuşturulduktan sonra bölgeye radyo dalgaları verilerek damak içinde sertlik oluşturulur. Bu sertlik sayesinde uyku sırasındaki titreşimler azalır veya tamamen kesilir. Bu yöntemi çocuklarda uygulamıyoruz. Tedavi birer ay arayla üç seans halinde yapılıyor. Radyocerrahi tedavisi poliklinikte yapılabilen bir operasyondur. Yapılan işlemden sonra hafif bir ağrı ve şişlik hissedilebilir. Fakat iyileşme süreci kısadır. Biz bu uygulamayı bir yıldan fazla bir süredir hastanemiz bünyesinde gerçekleştiriyoruz”

Erkek Tipi Saç Dökülmesi


Hazırlayan Prof. Dr. Nilgün Atakan, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Erkek tipi saç dökülmesi saçta androjenlerin etkilerine karşı kalıtsal bir duyarlılık nedeniyle oluşur. İnsanlardaki, özellikle erkeklerdeki saç dökülmelerinin %95 gibi büyük bir bölümünü oluşturur. Beyaz ırkta diğer ırklara göre daha fazla görülmektedir. Tüm erkeklerin üçte ikisinde klinik olarak gözlenen bir erkek tipi saç dökülmesi olduğu varsayılmaktadır.
Erkek tipi saç dökülmesi klinik olarak ilerleyen yaşla birlikte giderek artan bir seyir gösterir. 20 yaştan sonra başlayan alın-saç çizgisinin giderek önden arkaya doğru ilerlediği ve açılma alanlarında dağınık, seyrek saçlar bulunduğu görülür. Saç foliküllerinin ilerleyen biçimde minyatürleşmesi sonucunda kafa derisinde gözle görülür saç dökülmesi ortaya çıkar.
Saçlı deride testosteronun dihidrotestosterona dönüşümündeki hızlanma ve dihidrotestosteron miktarının artışı normal saç kıllarının, büyümeyen cılız vellüs tipi kıllara dönüşümünü sağlar.
Testosteronun dihidrotestosterona dönüşümünü sağlayan enzim redüktaz enzimi olup, muhtemelen erkek tipi saç dökülmesinden birincil olarak sorumludur. Günümüzde erkeklerin en önemli kozmetik problemi olan erkek tipi saç dökülmesi nin önlenmesi veya giderilmesi ile ilgili araştırmalar insanlık tarihi kadar eskidir. Piyasada yüzlerce bitki ve yosun ekstrelerinden hazırlanan çeşitli losyon, şampuan ve haricen kullanılan karışımların yaygın olarak kullanıldığı erkek tipi saç dökülmelerinde etkinliği bilimsel olarak gösterilebilmiş sadece iki preparat mevcuttur. Bunlardan ilki antihipertansif bir ilaç olan minoxidilin %2 ve %5′lik solüsyon şeklindeki formları erkek tipi saç dökülmelerinde kullanılabilir. Etki mekanizması kesin olarak bilinmemekle birlikte saçlı derideki kan akımını arttırarak saç gelişimini sağladığı ileri sürülmektedir. Erkek ve kadın hastalarda da kullanılabilen minoxidil, topikal formlarda oldukça güvenli bir ilaçtır. Nadiren görülen kan basıncı düşmesi, saçlı deride irritasyon, kızarıklık, yanma, kaşıntı ve kuruluk istenmeyen yan etkileri arasındadır.
Son yıllarda geliştirilen ve erkek tipi saç dökülmelerinde oldukça etkili olduğu bildirilen bir diğer ajan ise finasterid etken maddeli ağız yoluyla alınan bir ilaçtır.Tip II -redüktaz enzimini inhibe ederek, testosteronun dihidrotestosterona dönüşmesini engelleyerek serum ve saçlı derideki dihidrotestosteron düzeyini azaltır. Günlük 1 mg. dozda finasterid’in 2 yıldan uzun süren klinik çalışmalarda saç dökülmesini durdurduğu veya yavaşlattığı ve saç büyümesini arttırdığı gözlenmiştir. Tedaviye başlandıktan itibaren 3. ayda iyileşmenin gözlendiği ilaç tedavisi sırasında yapılan çalışmalarda ciddi bir yan etki oluşmadığı bildirilmektedir. Tedavi sırasında %1-2 oranında ortaya çıkabilecek cinsel isteksizlik, erektil disfonksiyon ve ejekülat volumünün azalması dışında yan etki gözlenmemekte ve istenmeyen tüm etkilerin geri dönüşümlü olduğu vurgulanmaktadır. Finasterid gebe ve gebe olma olasılığı olan kadınlarda kontrendikedir. Ayrıca yapılan çalışmalar finasteridin erkek tipi saç dökülmesi olan postmenapozal kadınlarda etkisiz olduğunu göstermiştir.
SAÇ DÖKÜLMESİNİN SEBEPLERİ
Olağan Saç Dökülmesi:
Genellikle geri dönüşümlü olan bu saç dökülmesi yeni doğan ‘ bebeklerde görülen ani saç dökülmesi yada kadınlarda doğum sonrası görülen yaygın saç dökülmesini tanımlar. Ömrünü tamamlamış saç kendiliğinden veya dış etkilerle (tarama, şampuanla yıkama, fırçalama, saça şekil verme çalışmaları) dökülür. Bunun yerine yeni saç çıkar. Günde ortalama 100 adet saç dökülür.
Anagen Effluvium :
Radyasyona veya bazı kimyasal maddelere maruz kalındıktan sonra görülen ani saç kaybıdır. Bu tip saç dökülmesi en çok kanser nedeniyle kemoterapi ve radyoterapi uygulanan hastalarda görülür. lşleme maruz kalınmasını takiben 1-3 hafta içinde ani saç kaybı meydana gelir. Kemoterapiye bağlı saç dökülmeleri genellikle geri dönüşümlü iken radyoterapinin neden olduğu dökülmelerde geri dönüş imkansız gibidir.
Telogen Effluvium :
Sağlıklı bir kişide saçların %85-90’ı anagen fazda iken %10-15’i dinlenme fazındadır (telogen faz). Yani saçlarımızın bir kısmı dökülürken bir kısmı yenilenir. Bu olağan saç siklusu esnasında günde ortalama 50-1 00 saç teli normal olarak dökülür. Bazen dış etkenlere bağlı olarak dinlenme fazına giren saç oranı artar. Böylece telogen effluvium olarak adlandırılan ve uzun bir süre boyunca saçın yaygın bir şekilde incelip döküldüğü dönem başlar. Telogen effluviumun nedenleri kısaca şu şekilde sınıflandırılabilir:
a) Tiroid anormallikleri: Hipo veya hipertroidizm
b) Proteinden yoksun ağır diyetler
c) Fiziksel veya duygusal stres
d) Geçirilen büyük ameliyatlar
e) Demir eksikliği anemisi
f) Menapoz
g) Bazı ilaçlar: Heparin, beta blokerlar, vitamin A, warfarin, doğum kontrol hapları….
Bazı araştırmalar ise saç siklusunun farklı fazlarında gelişen değişiklikler temelinde tanımlama yapmıştır.
1. Erken anajen terk. Normal anajen faz 2.7 yıl sürer. Bu tip saç dökülmelerinde ise saç folikülleri bu süreyi doldurmadan telojen faza girer. İlaç alımında, yüksek ateş esnasında oluşan saç dökülmeleri bu tiptir.
2. Gecikmiş anajen terk. Burada anajen faz uzun sürer. Normalde belli bir sayıda saç folikülü anajen fazdan telojen faza geçmesi gerekiyorken, bu işlem gerçekleşmez ve neden ortadan kalkınca normalden çok fazla saç kökü telojene geçer (Birikmiş anajen fazdaki saç folikülü nedeniyle) ve bir anda çok miktarda saç dökülür. Gebelik sonrası saç dökülmesi bu tiptir.
3. Kısa anajen. Bazı vakalarda anajen faz kısa sürer bu da anajen/telojen oranını yükseltir. Bir anda dökülen saç sayısı artar.
4. Erken telojen terk.
5. Gecikmiş telojen terk. Mevsimsel saç dökülmesi bu yolla olmaktadır.
Telojen effluvium daha sıklıkla kadınlarda görülür. Akut telojen effluvium 2-6 ay sürer ve tam iyileşir.
Trikotillomani (Saç yolma takıntısı):
Psikolojik kökenli olan bu rahatsızlıkta kişi kendi saçını yolma eğilimindedir. Tipik olarak saç yamalar halinde görünmektedir. Kalıcı saçsız alanlara neden olan bu durumda mutlaka psikoterapiye ihtiyaç vardır. Aksi taktirde saç ekimi sonuç vermez.
Traksiyon Alopesisi:
Saçın sıkı şekilde geriye doğru bağlanması sonucunda kıl foliküllerinde oluşan hasara bağlı olarak ortaya çıkan kalıcı saç dökülmesidir.
Alopesi Areata:
Nedeni tam bilinmemekle birlikte otoimmün kökenli (vücudun savunma sistemi hastalığı) olduğu düşünülen bir rahatsızlıktır. Saçlı derınin herhangi bir bölümünde dairesel alanlar halinde saç dökülmeleri meydana gelir.Halk dilinde saç kıran olarak adlandırılır. Bazen de bütün kafa derisindeki saçın, hatta bütün vücuttaki kılların kaybıyla seyreder. Bunların dışında yara dokusu oluşturmayan, geri dönüşümlü, ve yaş, cinsiyet ve ırk tercihi olmayan bir hastalık olarak tanımlanır. Çocuk ve erişkin her yaşta görülebilir.
Diffüz alopesi :
Diffüz alopesi, bütün kafa derisi üzerinde yayılan jeneralize veya global saç dökülmesidir. Ciddi boyutlarda saç kaybı olana kadar genellikle farkedilmez. Diffüz alopesinin gidişatı değişkendir ve nedene bağlı olarak devamlı veya dönem dönem artan şekilde olmaktadır.
Sikatrisiyel alopesi :
Sikatsiriyel alopesi saç foliküllerinin kalıcı yıkımından ve fibrozisinden (yara dokusu oluşumu) kaynaklanmaktadır. Genellikle dairesel şekilde oluşurken, yaygın bir şekilde de olabilir.
Herediter ve konjenital alopesi :
Bu tip saç dökülmeleri çeşitli kalıtımsal hastalıklardan veya gebelik ve doğuma bağlı hastalık veya komplikasyonlardan kaynaklanmaktadır. saç dökülmesinin genetik nedenlerini, genetik yatkınlık zemininde başka nedenlerin eklenmesiyle oluşan bir durum mu yoksa tamamen genetik dışı başka nedenlerle mi geliştiği konusu son derece önemlidir. Zira tamamen genetik nedenli bir saç dökülmesinin tedavisi farklı olacak, salgı sistemine bağlı bir nedenle oluşan saç dökülmesi tedavisi farklı olacaktır. Anemiye veya salgı sistemine bağlı bir hastalığa veya ağır geçirilmiş ateşli hastalığa bağlı saç dökülmesinin tedavi yaklaşımı ayrı ayrı olacaktır. Androgenetik Alopesi (erkeksi saç dökülmesi) cinsiyetten etkilenen Otosomal dominant bir durumdur. Erkekler hastalık genini sadece tek ebeveynlerinden de alsalar hastalığı gösterirler, ancak kadınlar androjen hormonları erkeklerden daha az olduğundan heterozigot durumunda hastalığı göstermezler. Kadınlar ancak homozigot olurlarsa (her iki ebeveynden de geni alırlarsa) hastalığı gösterirler.
Androjenik Saç Dökülmesi:
Androgenetik alopesi erkeklik hormonuna bağlı genetik saç dökülmesi olarak ta adlandırılmaktadır. Bu sex hormonuna bağlı genetik durum sadece erkeklerin değil kadınlarında en sık saç dökülmesi nedenleri arasındadır.Onlu yaşların ortalarından itibaren, testesteronun DHT’a dönüşümü ile başlar. Miniatürizasyon ile başlayan süreç saç foliküllerinin dökülmesi ve kellikle sonuçlanır. Androgenetik saç dökülmesi genetik olarak meyilli saç folikülleri üzerinde sex hormon etkileri sonucu meydana gelir.
Saç dökülmesi birbirinden bağımsız 3 ayrı etki ile oluşur. Aşağıda bu etkileri ayrı ayrı inceleyeceğiz.
Genler:
Spesifik genlerin varlığı olmadan yaygın kellik gerçekleşmez.Bu genler anne ya da babadan geçebilir.
Hormonlar:
Tüm normal erkek ve kadınlar erkeklik hormonu üretirler.Bunlar daha sık olarak Testesteron, androstenodione ve Dihidrostestesterondur. Erkeklerde testis ve adrenaller, kadınlar da over ve adrenal gland tarafından üretilir. Bu hormonlar her iki seks içinde önemli olup, farklı konsantrasyonda bulunur. Erkeklerde daha dominant bir role sahip olup cinsiyet farklılaşmasından sorumludur.Testesteron 5-alfa-redüktaz isimli enzim aracılığı ile Dihidrotestesterona(DHT) dönüştürülür. DHT, genetik olarak yatkın kişilerde belli bir zaman sonra androgenetik saç dökülmesinin kadın veya erkek paterninin oluşumundan sorumludur.İşte kafamızın arka ve yan bölümlerinde yerleşmiş olan saç köklerimizin bu hormondan etkilenen reseptörleri (algılayıcıları) içermemesi estetik cerrahi saç ekiminin gelişmesinin temelini oluşturmaktadır. Genetik olarak saç azalmasına meyilli insanlar için saç ekimi sevindirici bir durum oluşturur.
Yaş:
Saç dökülmesinin kesin bir başlama yaşı yoktur. Bu basit, fakat göz ardı edilmemesi gereken bir süreçtir. Yavaş yada hızlı olabilir. Onlu yaşlarda başlayabildiği gibi hayatın sonunda da başlayabilir. Belli bir hızla ilerleyebilen ya da bir miktar stabilize olup tekrar hızlanabilen dinamik bir süreçtir. Görüldüğü gibi genler ve hormonlar tek başına yeterli değildir.
Yaşlanan organizmanın dayanıklılığı azalır. Saç da bir organizma parçası olduğundan, geçen yıllar saçların da dayanıklılıgını azaltır. Genetik olarak yatkınlığı olan kişilerde geçen zaman içerisinde saç dökülmesi oranı artar.
Kelleşme ile erkeklik hormonu arasında bir ilişki vardır. Androgen hormonu erkeklik hormonudur. Bir androgen hormonu olan testeron Alfa-5 redüktaz isimli enzim tarafından dihidrotestosterona (DHT) dönüştürülür. DHT de saç kökleri üzerindeki reseptörlere baglanarak etkisini gösterir. Alfa-5 redüktaz enzim eksikliği olan erkeklerde saç dökülmesi oluşmaz. DHT genetik olarak yatkınlığı olan kişilerde anagen faz süresini kısaltır. Bu durum her saç yaş** döngüsünde anajen fazın daha da kısalmasına yol açar. Bu saçın maulaşabileceği maksimum saç uzunluğunun azalması ve saçların genel görünümünde anagen fazında olan saçların göreceli olarak azalması demektir.
Katajen ve telojen faz (ara faz ve dinlenme fazı) saçın dökülmesi ile sonlanır. Bu fazlarda süre olarak değişiklik olmaz. Ancak anajen faz kısaldığında herhangi bir anda tüm saç kütlelerindeki oranlar göreceli olarak artmış olur. Bu da orantısal olarak daha fazla saçın dökülmesi demektir.
Anajen fazda normalde iki tip saç üretilir: 1. Terminal(kalın ve renkli)saçlar 2. Vellus (ince ve renksiz) saçlar. Bilindiği gibi vellus saçlar daha çabuk dökülen saçlardır. Yine Androgenetik Alopesi kişilerde hormonların ve genlerin etkisiyle terminal saç köklerinde gittikçe hızlanan bir biçimde küçülme (minyatürizasyon) oluşur. Bunun sonucu terminal saçlar vellus saçlara benzemeye başlar. Minyatürize olmuş köklerde zayıf, ince ve renksiz (vellus) saçlar üremeye başlar. Küçülmeye devam eden kökler bir süre sonra mikroskopla incelendiğinde hücre kılıfının bir kalıntısı haline döndüğü görülür ve saç kökü böylelikle yok olur.
Hem erkekler hem de kadınlar androjen hormonu taşırlar. Herkeste bu hormonlar olduğuna göre niçin herkesin saçının dökülmediği sorulabilir. Burada genetik taşıyıcılık olması yanında aşağıda belirtilen hususlar da önemlidir:
1. Androgenetik Alopesi olanların saçındaki androjen reseptörlerinin sayısı fazladır. Hormon normal düzeyde olsa onu bağlayan reseptör çok olduğundan hormonun saç üzerine etkisi çok olmaktadır.
2. Androgenetik Alopesili kişilerin reseptörleri daha hasastır.
3. Androgenetik Alopesili vakalarının Alfa-5 redüktaz enzimi aktivitesi daha fazladır.
Stres ve Saç Dökülmesi :
Deri hastalıkları ile stres ve ruhsal olaylar arsındaki ilişki öteden beri bilinir. Kişi psikolojik sıkıntılarını kişisel yada ailsel sorunlarını bir dermatolojik problem halinde yansıtabilmektedir. Ayrıca kendiliğinden oluşmuş bir deri problemi (saç dökülmesi) kişide vücut imajını zedeleyecek bireysel, psikolojik bozukluklara ve hatta psikososyal olumsuzluklara yol açabilmektedir. Kısaca anlatılmak istenirse, saç dökülmesi ve stres arasında iki çeşit ilişki söz konusudur:
1. Birinci ilişki nörotik bir ruhsal yapının desteklediği görünürde organik bir neden olmaksızın, stresin körüklediği saç dökülmeleri oluşabilir.
2. İkinci ilişki ise saç dökülmesi sonucu oluşan görünüme karşı kişinin geliştirdiği psikolojik reaksiyonlardır.
Stres zemininde gelişen saç dökülmelerine ilişkin çeşitli önlemler çok eski tarihe dayanır. Tıp literatürü ani, ciddi stres sonucu ortaya çıkan dramatik saç kayıpları örnekleri ile doludur. Sevilen birinin ölümü, sevgiliden ayrılık, iş kaybı,? gibi akut, ciddi stres halleri çarpıcı, hızlı, şiddetli saç dökülmelerine yol açabilir ve bu duruma stresle tetiklenen telojen effluvium denir.
Kronik, sinsi, yavaş gidişli saç dökülmelerinde, dış etkilerin yanında psikonevrozlar ve kronik anksiyete de etkilidir. Burada saç köklerinin anajen evreden telojen evreye prematür presipitasyonu yoluyla strese yanıt oluştuğu düşünülmektedir.
Alopesi areata (Saç Kıran): Madeni para büyüklüğünde, yani 2-2,5 cm çapında dairesel ? oluşan saç dökülmesidir. Her iki cinste oluşabilir. Çoğu vaka kendiliğinden geçer. Bu hastalığın ortaya çıkışında psikososyal streslerin etkili olduğu gösterilmiştir. Özellikle çocuk hastalarda yapılan incelemeler saç dökülmesi öncesi dönemde çocukların negatif yaş** olaylarıyla karşı karşıya kaldıkları tespit edilmiştir.
Psikolojik stres sonrası olan saç dökülmelerinin altında yatan esas olay psiko-nöroendokrin sistem ile immun sistem arasındaki karmaşık etkileşmedir. Yani immun sistem psikolojik olayların etkisiyle harekete geçer ve sonuçta saç dökülmesi meydana gelir.
Stres ile saç dökülmesi arasındaki ikinci ilişki saç dökülmesinin yarattığı psikolojik sorunlar (stres)dır.
Saçı dökülen insanlarda yapılan çeşitli psikolojik ölçümler benlik duygusu, vücut imajı, öz saygı, kendine güven gibi duyguları etkilediği ortaya çıkmıştır.
Saç dökülmesi yaşayan kadın ve erkeklerde yapılan çalışmalarda erkeklerde saç kaybının artmasıyla depresyon, içe dönüklük, aşırı sinirlilik, özbenlik duygusunda azalma gibi olumsuz sonuçlar çıkarken, kadınların da günlük yaşamlarını negatif etkilediği ve sosyal problemler yaşadıkları görülmüştür. Erkeklerin aktif olarak bu durumla başa çıkabildikleri ancak kadınlarda saça cinsel kimlik, seksüalite, çekicilik gibi kültürel ve kişisel özel anlamlar verildiğinden başa çıkmaları daha zor olmaktadır. Bu tip kişiler toplum içersinde daha gergin, utangaç davranmakta, boyunlarını daha dik tutmakta (boyun ağrısına yol açan), sık sık saçını yıkamak, kurutmak gibi yöntemlere başvurmaktadırlar. Sonuç olarak stresli, gergin, psikolojik problemleri olan bireyler olmaktadırlar. Tedavi konseptinde bu durum dikkate alınmalıdır. Tedavide bilgilendirme, empatik dinleme ve davranışları iyileştirme gibi psikosoyal destek gerekirse ilaç tedavisi uygulanabilir.
Kozmetik Uygulamaların Ortaya Çıkardığı Saç Problemleri :
Uzun yıllardır temel amaç olarak saçı düzenli tutmak ve görünümünü güzelleştirmek için değişik yöntemler uygulanagelmektedir. Bunlar kimyasal maddeler, kozmetik ürünler vs. dir. Ancak bu maddeler ve yöntemler saç ve saçlı deri için fiziksel bir travma nedeni olur ve bazen istenilmeyen yada kalıcı olabilen değişikliğe yol açar. Uygulamaların yalnış yapılması, kimyasal maddelerin içindeki etken maddeler ve uygulama yapılan saçın kalitesi bu olumsuz değişmelere katkıda bulunur.
Yapılan kozmetik uygulamalar:
1. Saçı temizlemek için kullanılan şampuanlar: Piyasada var olan bir çok şampuan türü farklı şekillerde formüle edilir ve ticari olarak normal, kuru, yağlı, harap olmuş saçlar ve boyalı saçlar için formüle edilmiş olarak satılırlar. Yağlı saçlar için kullanılan şampuanlar eğer günlük olarak kullanılırsa saçta kurumaya yol açarlar. Yine şampuanlar içindeki maddelere karşı irriten veya allerjik dermatitlerin gelişmesi mümkündür.
2. Saç Boyaları: Tedrici renklendirme yapan saç boyalarının kontak dermatit yapma özelliği azdır ancak sert, kırılgan, cansız saça neden olduklarından zararlı olabilirler. Ayrıca saçta kalan metal artıkları kalıcı boya ve perma solüsyonunun uygulamasını zorlaştırır. Böyle bir uygulamada yapılırsa saçın kırılmasına neden olur.
Yarı kalıcı boyaların saç şaftında oluşturdukları hasar azdır ancak içerdikleri boya nedeniyle kontak allerjik dermatit yapabilirler.
Kalıcı boya uygulamalrı iki türlü olabilir. Daha koyu bir renk isteniyorsa tek bir işlem yapılır. Ancak daha açık renge boyama isteniyorsa iki aşamalı bir süreç yaşanır. Önce mevcut saçın soldurulması gereklidir. Soldurma işlemi için hidrojen peroksit yada amonyak kullanılır. Bu esnada saç kırılgan, kırışmaya müsait ve cansız bir görünüm alır. Saç şaftına oldukça zarar veren bu işlem sonucunda saç gövdesinden %?.3 oranında ağırlık kaybı olur ve böylece saç zayıflar ve kırılabilir hale gelir.
Saçı şekillendirmek için, saçın taranması, fırçalanması, jel, sprey, köpük sürülmesi gibi işlemler yapılmaktadır. Saçın arka bölgeye sıkı bir şekilde toplanması yada kıvırarak saçın düzleştirme çabası ile sıkça taranması travmatik alopesi denen bir durumu ortaya çıkarabilir.
Yuvarlak fırça alopesisi bu tür fırçaların sık ver sert biçimde uygulanması ile ortaya çıkar. Burada mevcut bir anomali sonucu zaten kırılgan olan bir saçta kuvvetlı fırçalamalar saça zarar vererek fırça alopesisini oluştururlar.
Masaj alopesisi: Saçlı deriye ilaçların masaj yoluyla uygulanması sonucu oluşur.
Saçı şekillendiren sprey, jel, parlatıcı gibi maddelerin aşırı kullanımı saç şaftında şişliklere yol açan ve boncuk saç diye tanımlanan bır durum yaratabilir.
Travmayla birleşince kuru, cansız ve kırılmaya müsait saçlar oluşabilmektedir. Burada özellikle polyvinylpyrrolidone, vinil asetat ve sertleştirici polymerler suçlanmaktadırlar.
Tedavisi:
1. Uygun bir şampuan önerilir. Kimyasal işleme tabi olmuş saç kuru, statik elektriklenmeye daha müsaittir. Sağlıklı, düzgün görünen bir saçta nem, nemi tutan ve saçın temel yapısını oluşturan protein en üst düzeydedir be bu özellik saçın mekanik travmaya karşı koymasını sağlar. Bu tarz kimyasal travmaya uğramış saçlarda dimethicone içeren şampuanlar kullanılmalıdır.
2. Fizik yada kimyasal zarar görmüş saç süratle bu etkilerden uzaklaştırılmalı, kalıcı perma, fırçalama, tarama gibi işlemler en aza indirilmelidir. Sıkı saç tokaları ve bantları kullanılmamalı. Bigudi ve benzer şeylerle yatmamalı, saçlar taranırken künt uçlu ve çok sert olmayan fırçalar kullanılmamalıdır. Saçlar mümkün olduğunca kısa ve düz tutulmalıdır.
İlaçlara Bağlı Saç Dökülmeleri :
Pek çok ilaç saç büyümesi üzerine baskılayıcı tarzda etki yapabilir. Saç folikülleri yüksek oranda kan alan bölgelerdir. Vücuda giren herhangi bir ilaç kan yoluyla saç köküne gelir. Eğer ilaç uzun süre alınır ve yoğun bir biçimde saç köküne gelirse tüm saçlar dökülebilir(diffuz alopesi).
1. Kanser ilaçları,
2. Yanlışlıkla yada intihar amacıyla alınan talyum,
3. A vitamini fazla alınımı,
4. Sentetik ağızdan alınan retinoidler,
5. Heparin,
6. Flucunazole,
7. Doğum kontrol hapları
en sık saç dökülmesi yapan ilaçlardır.
A. Androjenler
1. Danozol
B. Antifungaller
1. Flukonazol
2. Itrakonazol
C. Antihipertansifler
1. ACE inhibitörleri
2. potasyum tiosiyanad
D. Antiinflamatuarlar
1. Proksikam
2. tenoksikam
3. ibuprofen
4. naproksen
E. Antikoagülanlar
1. Kumarin
2. heparin
3. heparinoidler
F. Antikolesterolemikler
1. Klobifrat
2. gemfibrozil
G. Antikonvülzanlar
1. Dilantin
2. karbamezapin
3. valporik asit
4. trimetadion
H. Antineoplazikler
1. Altretamin
2. amsakrin
3. bleomisin
4. karboplatin
5. siklofosfamid
6. sisplatin
7. sitoksan
8. sitarabin
9. daktinomisin
10. daunorubisin
11. dakarbazin
12. doksetaksel
13. etoposid
14. gemsitabin
15. gahapentin
I. Antitrioid ajanlar
1. Tiourasil
2. karbimazol
3. tiosiyanat
4. iodin
J. Antülserler
1. Simetidin
2. ranitidin
3. famodin
4. omeprazol
K. Antiviraller
1. Lamivudin
2. zidovudin
L. ß-blokerler
1. Propranolol
2. atenolol
3. metapronol
4. limolol
M. Psikotroplar
1. Amfetamin
2. antidepresanlar
3. diksirazin
4. lityum
5. tranilsiprimin
6. flurobutirofenon
N. Retinoidler
1. İzotretionin
2. etretinat
3. asitretin
O. Diğer
1. Talyum
2. bizmut
3. boratlar
4. bromokriptin
5. gentamisin
6. kolşisin
7. levo dopa
8. minoksidil
9. iv immünglobulin
10. oral kontraseptifler
.Diffüz alopesi yapan ilaçlar
İlaçlara bağlı saç dökülmeleri genellikle geri dönüşümlüdür
ERKEK TİPİ SAÇ DÖKÜLMESİ
Erkek Tipi Saç Dökülmesi erkeklerdeki en yaygın saç dökülmesi tipidir. Erkek tipi saç dökülmesinde başınızın tepe kısmındaki ve şakaklardaki saçlarınız cılızlaşmaya başlar. Zaman geçtikçe şakaklardaki saçlar daha da geriler, sadece başın ön kısmın ortasında saç kalır ve tepe kısmında giderek daha da kelleşen bir bölge ortaya çıkar.
Daha sonra başın ön ve tepe kısımlarında saçların döküldüğü bölgeler yan yana gelir ve başın tepe kısmı iyice kelleşir. En sonunda tek geriye kalan başın yan taraflarında ve arkasında kalan saç sınırıdır.
Bu durum, bazı erkeklerde yirmili yaşların başında ortaya çıkar.
Erkek tipi saç dökülmesi (androgenetik alopesi) 25 yaşına kadar erkeklerin %25 ‘ini, 40 yaşına kadar %40′ını, 50 yaşına kadar %50’sini etkileyen ve erkeklerde en sık rastlanan saç dökülmesi tipidir.
GENETİK FAKTÖR : Erkek tipi saç dökülmesi genellikle kalıtımsaldır ve birçok erkek için gerçek bir endişe kaynağıdır. Erkek bu özelliği annesinin ve babasının soy ağacındaki bireylerden alır. Eğer genetik olarak saçınızı kaybetmeye programlandıysanız ve saç kaybınız için hiçbir şey yapamıyorsanız uzun dönemde saçınızı koruma şansınız çok azdır.
Erkek tipi saç dökülmesi normal saç döngüsünün dışında bir durumdur. Androgenetik alopesi, adından da anlaşılacağı üzere genetik nedene bağlıdır.
DHT: “Kötü” Testosteron
DHT vücuttaki pek çok erkeklik hormonundan biridir. DHT bir erkeğin yaş**ının erken dönemindeki gelişim aşamalarında önemlidir; ancak, erkekler yaşlandıkça saç dökülmesinin nedeni haline gelmeye başlar. DHT saç folikülünü gözle görülebilir saç üretemeyecek şekilde küçültür.
DHT erkek tipi saç dökülmesinde önemli bir rol oynar.

Erkek tipi saç dökülmesi DHT (dihidrotestosteron)’un kıl foliküllerine olan aktivitesinden kaynaklanmaktadır. İnsan saçı normalde büyüme, dökülme ve yeniden büyümeyi içeren bir döngüyü izler. Ancak artmış DHT düzeylerinin büyüme evresinin kısalmasına ve saçın dökülmesi için gereken sürenin kısalmasına katkıda bulunduğu düşünülmektedir, . Bu durum saçların cılızlaşmalarına yol açar.

DHT’nin katkısının olduğu durumlar;
  • Saçın büyüme evresinin kısalması
  • Saç foliküllerinin ilerleyen minyatürizasyanu
  • Terminal saç sayısında azalma
DHT’yi Baskılamak Artık Mümkün
DHT miktarı azaltılarak erkek tipi saç dökülmesinin önlenebildiği ve bazı erkeklerde saçın tekrar büyüyebileceği yapılan araştırmalarla gösterilmiştir. Bu bulguların sonucunda, bilim adamları yeni bir tedavi geliştirmişlerdir. Bugün erkek tipi saç dökülmesinin tedavisi için daha önce hiç olmadığı kadar çok seçenek vardır.


aileen 12 Eylül 2007 12:50

MEYVE SULARI
Meyve ve sebze suları, içerdeği vitaminler, minerallerden dolayı sağlıklı ve zinde olmamızın yanında güzelleşmemizde de önemli rol oynuyor
Sağlığın yanı sıra güzellik iksiri görevi de gören meyve ve sebze suları, içerdikleri vitaminlerle saç, tırnak, cilt şikayetlerini de ortadan kaldırıyor. İyod guatrı önler. A
vitamini görmeyi kuvvetlendirir. B vitamini sinirler için önemlidir, C vitamini vücudun direncini kuvvetlendirir. İster sebze, ister meyve suyu olsun, bunların suları sıkılır
sıkılmaz içilmelidir. Aksi halde vitaminler ışığa ve havaya karşı hassas olduklarından hemen yok olurlar.

Elma suyu: Potasyum, magnezyum, kalsiyum ve K vitamini içerir. Bağırsakları düzeltir,
cildi temizler.


Ananas suyu: Bol miktarda kalsiyum, magnezyum, iyod ve demir vardır.

Ahududu suyu: C vitamini ve demir yönünden zengindir. Göz çevresindeki çizgileri kaybettirir.

Muz suyu: Tam bir sağlık kaynağı. Potasyum, magnezyum ve demirin yanısıra bol miktarda B vitamini içerir. Adaleleri kuvvetlendirir.

Kayısı suyu: Karotin bombasıdır. Bol miktarda mineral ve vitaminlerle tanınır.

Kiraz suyu: Sağlıklı yapan içerdiği kalsiyum, potasyum ve karotin.

Portakal suyu: Kalsiyum, magnezyum ve C vitamini deposu. Dolaşım rahatlar, cilt pembeleşir.

Üzüm suyu: Potasyum, kalsiyum ve fosfor içerir.

Çilek suyu: İçindeki potasyum vücuttaki fazla suyu alır, daha zayıf görünmemizi sağlar.

Rezene - salatalık suyu:Kramp çözücüdür. 4 tatlı kaşığı rezene ile hazırlayacağınız çaya 1 litre sıcak su döküp
5 dakika bekletin. Şekerle tatlandırın. İçine 2 ufak salatalık rendeleyin, kıyılmış dereotu katın ve soğuk olarak için.


Yeşil üzüm - muz kokteyli: 250 gram üzümle 2 adet muzu püre yapın. 1 limonun suyunu ve 3 / 4 litre soğuk sütü katın. Şeker ve vanilyayla tatlandırın. Bu karışım hazmı kolaylaştırır.

Kavun - kereviz suyu: Kuvvet verir. Kuşbaşı kestiğiniz kerevizi çekirdekleri çıkarılmış kavunla karıştırıp, balla tatlandırın.

Kereviz suyu: Kalsiyumu, kemik ve adaleye doping yapar.

Multivitamin suyu: Elma ve portakal suyu karışımı. Çoğu zaman muz ve üzüm suyu da ilave edilir. Ve bir bardak vitamin bombası günlük vitamin ihtiyacının üçte birini kaplar.


Dark-Line 12 Eylül 2007 12:57

Çekingenlik Utangaçlık Sosyal Fobi Sosyal-Fobi

şağıdaki belirtilerden en az dördünün varlığı ile birlikte erişkinliğin erken dönemlerinde başlayan yetersizlik duyguları, sosyal acıdan kendini geri çekme ve başkalarınca olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlı olma, fazla incinme ile seyreden bir kişilik bozukludur.

1-Başkaları tarafından kabul görmeme, küçümsenme, eleştirilme, dışlanma endişeleriyle sosyal ilişki gerektiren islerden uzak durma
2-Sevilip, sayıldığına kesin inanmadıkça başkalarıyla iletişim kurmak,görüşmek istemez
3-Hafife alınıp, dalga geçileceği endişesi ile yakın ilişkilerde rahat davranamaz,bu ilişkilerde tutukluk yasayıp, kendini ve sahip olduklarını ortaya koyamaz
4-Başkalarının da bulunduğu iletişim gereken ortamlarda düşünce içerikleri yoğun bir şekilde eleştirilme, dışlanma düşünceleri ile kaplanmıştır
5-Hissettikleri yetersizlik duyguları nedeniyle, daha önce karsılaşmadıkları kişilerle ayni ortamda bulunduklarında istedikleri gibi hareket edememelerine, konuşma ve davranışlarında kısıtlılık hissetmelerine yol acar.
6-Kişiler kendilerini sosyal acıdan yeteneksiz, renksiz, etkisiz ,zayıf veya diğer kişilere göre daha değersiz bireyler olarak görürler.
7-Küçük düşüp, mahcup olacakları seklindeki düşünce yapıları nedeniyle kendi baslarına bireysel girişimlerde bulunamaz ve yeni aktivitelere başlamak ya da başkalarına katılmak istemezler.

Sosyal ortamlarda başkaları tarafından inceleme altında tutulduğu korkusu performans gösterilmesi gereken durumlarda eleştirilme yada küçük düşme korkusunun yaşanmasıdır.Ve kişi bu korkunun yaşanmasından kurtulamak için bu tür sosyal ortamlara girmekten kaçınır. Kaçınma nedeniyle kişinin sosyal mesleki yada aile yaşamı etkilenir.
Sosyal fobi iki farklı şekilde görülür.
Genel : Korkular hemen her durum için geçerlidir.
Özel : Yalnızca özel bazı durumlar için geçerlidir. (Başkalrının önünde imza atmak, yemek vs gibi.)
Sosyal fobide en sık karşılaşılan belirtiler şu şekilde sıralanabilir.

Çarpıntı
Titreme
Terleme
Kaslarda gerginlik
Midede rahatsızlık hissi
Göğüste sıkıntı hissi
Sıcak yada soğuk basması
Başta ağırlık hissi-Baş ağrısı


Bu durumda kişi zaman içerisinde bu belirtilerle yaşamaya alışabilir. Ancak hayatının değişik alanlarını kısıtlamaya başlayan belirtiler bir gün iş güç yapmayı da engellemeye başlarsa işi için tedavisi şart bir durum haline gelir.Yaşanan bu belirtiler kişide derin bir korku ve heyecan hali ile birlikte görülür.
Korkulan durumlardan kaçıma davranışı genellikle çok belirgindir.Ve bazen tam bir sosyal yalnızlıkla sonuçlanabilir. Korkulan durumlarda kaçınmak için olmadık şeyler yaparlar. Bir seminer vermesi gereken kişinin seminer iptal olsun diye ayağının kırılmasına bile sevineceğini söylemesi hatta bunun için dua ettiğini söylemesi olayın ne kadar sıkıntı verici olduğunu anlatmak için yeterli olur sanırım.
Sosyal fobisi olanlar genelde aşağıdaki durumlarda sosyal fobi belirtilerini yoğun olarak yaşarlar.
- Topluluk önünde konuşmak.
- Bir işle uğraşırken seyredilmek.
- Başkalarının önünde yemek-içmek.
- Otorite konumundaki kişilerle temas etmek.
- Misafir kabul etmek
- Başkaları ile tartışmak
- Toplulukta telefonla konuşmak.
- Tanımadığı kişilerin gözlerinin içine bakmak,
- İlgi odağı olmak.
- Başkalarının önünde yazı yazmak.


Sosyal fobi belirtilerini bazen kişi kaygı belirtilerinden birisi imiş gibi düşünebilir.
Korkulan durumdan kaçma davranışı genellikle çok belirgindir. Tam bir sosyal yalnızlığa yol açabilir. Başlangıç yaşı sosyal fobide çok erkendir. Hastaların % 40’ında başlangıç yaşı 10’un altındadır. Hastaların %95’inde ise başlangıç 20’nin altındadır. Okul fobisi olan çocukların %40’ında ise sosyal fobi olduğu belirtilmektedir.

Ne Zaman Başlar ??

Sosyal fobinin başlama yaşının erken olması ciddi sorunlar doğurur. Okul başarısı etkilenir. Bazıları okulu bırakmak zorunda kalır. Yine bir çok psikiyatrik rahatsızlığın ortaya çıkmasına da yol açabilir.bunların içinde en önemlisi depresyon, alkol bağımlılığı ve ilaç bağımlılığıdır. Özellikle batılı ülkelerde yapılan çalışmalarda sosyal fobide alkol kullanımı normal toplum bireylerine oranla 2,5 kat daha yüksek bulunmuştur. Bu da alkolün superegoyu baskılaması daha rahat davranmayı sağlaması ile açıklanabilir ki bu durumda zamanla alkol bağımlılığı riskini artırmaktadır. Alkolikler arasında yapılan bir çalışmada sosyal fobi görülme sıklığının normale oranla 9 kat fazla olduğu tespit edilmiştir. İntihar düşünceleri ve girişimleri sosyal fobide yaşanan sıkıntıya bağlı olarak sık görülmekle birlikte sosyal fobiye başka psikiyatrik rahatsızlıklar ilave olduğunda daha da artmaktadır. Dolayısıyla sosyal fobi bir an önce tanınmalı ve tedavi edilmelidir.
Sosyal fobisi olanlar genel nüfusa oranla şu farkları gösterirler.

/ Yalnız yaşama oranları yüksektir.
/ Eğitim seviyeleri düşüktür. Özellikle çok erken başlangıçlılarda okul fobisi gibi olur
ve başarı düşük olduğu için eğitimlerini sürdüremezler.
/ Genellikle ekonomik açıdan bağımlıdırlar yada fobileri dolayısıyla gerçek
performanslarını gösteremedikleri için hak ettikleri başarıyı gösteremez ve ekonomik
anlamda olmaları gereken yerin çok altında yer alırlar.
/ Başka psikiyatrik problemleri vardır.
/ Sosyal açıdan toplumdan yalıtılmış bir durumdadırlar.
/ Zaman zaman yaşadıkları sıkıntılar intiharı düşündürebilir.

İlaçla Tedavisi:

/ Sosyal fobi iyi tanımlanmış bir durumdur ve tedaviye iyi yanıt verir.
/ Fobik kaçınma sosyal ortamlarda duyulan anksiyeteden (sıkıntı) kaynaklanır.
İlaçla kişinin sosyal ortamlardan duyduğu sıkıntı azalır.
/ Genel sosyal fobide ilaç uygulamaları ile başkaları tarafından reddedilme
yada eleştiriye maruz bırakılmaya duyulan aşırı hassasiyet azalır.
/ İlaç tedavisi bağımlılığa yol açmaz. (Doktor kontrolünde olduğu müddetçe.)

İlaç tedavisinde genellikle depresyonda da kullanılan antidepressanlar kullanılır. En az 6 aylık tedavi önerilir. Ancak bu devrede ilaç kesildiğinde kendiliğinden nüksler görülebilir.Daha uzun süreli kullanım önerilir. Hastaların en sık yaptığı yanlış: sıkıntılar hafiflediğinde ilaç kullanımını aksatmalarıdır. Bu yüzden hastalık belirtileri tekrar ortaya çıktığı için hastalık müzmin (kornik) bir hal almaktadır ve kişinin tedavi olamayacağı gibi yanlış bir kanıya saplamasına neden olmaktadır.

Psikolojik Tedavi:

Sosyal fobide psikoterapi uygulamanın gerekçesi hastaların negatif yoldaki inançları ile (sosyal ortamlarda başarısızlığın kaçınılmaz olduğu gibi ) yüzleşmelerini sağlamaktır. Sosyal fobinin temelinde bu tür inanların yer aldığı düşünülmektedir.
Hipnozda sosyal fobide psikoterapiye yardımcı bir araç olarak kullanılmaktadır. Hastanın sosyal ortamlara uyumu için ve sıkıntı duygusunu yenmesi için oldukça yararlı bir yöntemdir.

Özet olarak

Sosyal fobi erken başlangıçlı kronik gizli bir hastalıktır.
Tedaviye iyi yanıt verir. İyi tedavi hastanı durumuyla baş etmek için zararlı stratejiler geliştirmesini ve depresyon ve alkolizm gibi ek rahatsızlıkların ortaya çıkmasını engeller.
İlaç tedavisi belli bir süre devam etmesi gerekir. İlk ay belirgin bir yanıtın alınamayabileceği hatırdan çıkarılmamalıdır.Tek başına yada ilaçla birlikte yapılan psikoterapi sosyal fobide oldukça faydalı neticeler verir.


Çocuklar ve Gençler Günlük Hayatta ne gibi Zorlularla Karşılaşırlar ?

- Öğrenci ise tahtaya kalkamaz
- Soruları bildiği halde parmak kaldırmaz
- Öğretmen kaldırıp soru sorarsa aşırı heyecanlanır yüzü kızarır ve kekelemeye başlar ve dili dolanır. Bildiği halde şaşırıp yanlışlar yapar. Çok utanır. Arkadaşlarına ve öğretmenine karşı rezil olduğunu düşünür, bazen okula bile gitmek istemez.
- Bu çocuklar arkadaş edinemezler, hep yalnızdırlar veya çok azının bir- iki arkadaşı vardır.
- Karşı cinsle iletişim kuramazlar.
- Yüzleri kızarır, elleri titrer çok heyecan yaparlar.
- Kalabalık bir ortamda kendilerini izleniyor gibi hissedip, bakışların üzerinde olduğunu zannederler. Bu nedenle bu tür ortamlarda bulunmamaya dikkat ederler. Zaruri ise o ortamın en kuytu sote yerini bulup “ gizlenmeye” çalışırlar.
- Bazı çekingen çocuklar sürekli eve kapanırlar.Bilgisayar, internet başında sanal alem bağımlısı olabilirler.
- Bu gençlerin % 40 ı zamanla depresyon geçirebilirler.
- % 10-15 i alkol bağımlısı olabilirler.
- % 40 ı yaşamları boyu evlenemezler, bekar kalırlar. Çünkü karşı cinsle iletişim kuramazlar ve o kız isteme törenleri, nişan, nikah onlara işkence gibi geldiğinden bekar kalırlar.
- Bu gençler çalışmaya başladıklarında genelde masa başı ve geride insanlarla gözgöze iletişim olmayacak şekilde iş tercih ederler.
- Hak ve hukuklarını arayamazlar.
- İnsanlara hayır diyemezler.
- Güçlü, etkili insanların çekim alanlarına girip onların her dediğini yapabilirler.
- Marjinal, ideolojik, tarikat ideolojilerine kapılabilirler.
- Kendisini tanımaya bir şehre yada ülkeye göç edebilirler.

Bu Durumda Olan Çocuklarımıza Ne Yapılmalı Nasıl Yardımcı Olunmalıdır ??

- Bu çocuklarımız eleştirilmemeli, sosyal olmaya zorlanmamalı
- Çocuğu- genci anlamaya yönelik yaklaşmalı, onun açılmasına yardımcı olunmalı
- Eğer hatalar varsa süratle düzeltilmeli
- Çocuğu olan ailelerle dialog arttırılarak doğal karşılanma, kaynaşma sağlanmalıdır.
- Küçük sorumluluklar verilerek başarı için yüreklendirilmeli, teşvik edilmelidir.
Sonuç alınmadığı durumlarda ailecek bir uzmana gidip yardım alınmalıdır. İlaç tedavisi ile psikoterapi iyi sonuç vermektedir.

Çekingenlik ve Utangaçlık Bir Hastalık Mıdır?

Aşırı derecede çekingenlik, utangaçlık bir psikolojik bozukluktur. Türkiyeli insanlarda ve bazı gelişmemiş ülkelerde daha fazla çekingen insan vardır. Bizim kültürümüzde “ Sessiz, uysal itaatkar “ çocuk hep teşvik edilmiştir. Örneğin “ kız gibi oğlan çok sakin uysal “ lafı Anadolu da çok yaygındır.
“ Çekingen- kaçıngan kişilik bozukluğu” ve “ sosyal fobik bozukluk” başlıca iki çekingen yapıyı temsil eder. Yaklaşık toplumdan % 10 kadar insan bu sorunla karşı karşıyadır.
Çekingenlik, utangaçlık ve sıkılganlığın kaynağı ; genetik, “silik anne- baba modeli”, otoriter ebeveynlerin varlığı, aşırı koruyucu kollayıcı ve hep eleştiren anne-baba modeli,
En büyük nedenler aileden ve çevreden kaynaklanır.
Anne- babanın her ikisi veya biri aşırı evhamlı, titiz, koruyucu- kollayıcı ise ; sürekli çocuğunu “ kollamaya”, “göz önünden ayırmamaya çalışır.” Yada çocuğun yaptığı işler beğenilmeyip hep eleştiriyor ve küçümseniyorsa , diğer çocuklarla kıyaslanıyorsa veya çocuğa her “ yanlışında” dayak atılıyorsa bu çocuklar potansiyel çekingenliğe adaydır.
Çocuğun kendine güvenli, girişimci olabilmesi için teşvik edilmesi, iltifat edilmesi gerekir. Çocuğun sırtını sıvazlamak, aferin demek onu motive eder. Çocuğa uygun ve kesinlikle zararlı olmayan şeylerde ona uymak ve onun tercihlerine saygı göstermek çocuğun yeteneklerinin gelişmesi için özgür ve öz denetime dayalı bir disiplin anlayışı olmalıdır. Çocukla hem oynamalı hem eğlenmeli hemde ciddi konularda ilgilenilmelidir.
Aşırı derece de çekingen ve utangaç olan çocuklar ; gençlikte de, yetişkinlikte de bu sorunla iç içedir.


_PaPiLLoN_ 15 Eylül 2007 22:02

Uzun yaşamın püf noktaları

Uzun yaşamın en önemli ayaklarından birini beslenme tarzı ve yedikleriniz oluşturur. Ne yediğiniz ve nasıl pişirdiğiniz, yaşlanmayı durdurmada önem taşır. Beslenme burada kritk bir önem taşır. Dr. Hasan İnsel, Milliyet'e beslenmeyle ilgili önemli kuralları hatırlattı.

Katı yağlarla yaptığınız yemeklerde zeytinyağı, kanola yağı, ayçiçek yağı ve mısırözü yağını deneyin.

Tam yağlı süt yerine önce yarım yağlı, birkaç gün sonra yağsız süt içmeyi deneyin, göreceksiniz alışacaksınız.

Çorbaları yağsız yapın. Çorba yağlı veya et suyu ile yapılmışsa buzdolabında soğutun. Donan yağı üste çıkar, bunu kaşıkla alıp atın.

Etlerin yağını, tavuğun derisini pişirmeden önce çıkartın. Kırmızı et yerine balık ve tavuk gibi etleri tercih edin. Haftada en az birkaç kez balık yiyin

Yeni yiyecekler yaratın. Domates, domates suyu, hardal, biber gibi karışımlardan yağsız ve şekersiz soslar yapmaya alışın. Diyet sütle sebze püresi karıştırıp soslar yapın.

Şeker kullanımını önce yarıya, sonraları dörtte bire indirin. Bazı tatlıların şekerini azaltın, tadını vanilya veya tarçınla verin.

Bir bütün yumurta yerine iki yumurtanın sarısı çıkartılmış aklarını deneyin. Üç yumurtalı omleti bir tam yumurta ve dört yumurta akı ile yapın.

Alıştığınız yiyeceklerin yerine başka yiyecekleri koymayı deneyin. Beyaz pilav yerine esmer pilav veya bulgur pilavı yapın. Esmer pirinç ve bulgur liften zengindir.

Lokantalarda yemeğinizi beklerken önümüze konan sıcacık ekmeklerin iştah kabartıcı kokularına karşı koyun ve yemeyin.

Günün stresi nedeniyle ''akşam yeme sendromu'' na girmeyin. Evde devamlı atıştırmak yerine oyalanacak işler bulun.

Otururken veya uzanırken bir şey yememeye alışın. Masaya oturmadan yemek yememeyi benimseyin. Yerken televizyon seyretmeyin, gazete, kitap okumayın.

Lokmalarınızı iyi çiğneyerek yavaş yemeye alışın. Lokma arasında 30 saniye kadar zaman geçirmeye çalışın. Yemekte rahatlatıcı bir müzik dinleyin.

Tabaktaki yemeğinizin renklerini görün, kokusunu duyun, her lokmanın tadını alın.

Yediklerinizin içinde görünmeyen gizli yağlar olduğunu unutmayın. Bir hamburgerin, kekin içinde bol miktarda yağ vardır.

Lokantada yemeğe başlamadan önce mönüyü inceleyip plan yapın. Size uyan yemekler bulamadıysanız, istediğiniz küçük değişikliklerle yemeğinizi sipariş edin.

Günde 30 - 35 gram kadar lif yiyin. Ne kadar fazla sebze, meyve ve işlenmemiş tahıl yerseniz o kadar fazla lif almış olursunuz. Eğer lifli yemeye alışık değilseniz, miktarını yavaş yavaş artırın yoksa hazım sorunu yaşarsınız.

Yeterince lifli gıda yememekle bağlantılı bulunmuş olan hastalıklar şunlardır: Kabızlık, apandisit, bağırsak kanseri, spastik kolit, mide fıtığı, bacak varisleri, hemoroid, koroner damar hastalığı, yüksek kan basıncı, safra kesesi taşları, diabet, obezite, ülseratif kolit.

Yulaf ezmesi, kuru fasulye, elma, havuç, greyfrut, mercimek, yeşil biber, kuşkonmaz, tatlı patates çok lifli gıdalardır. Kabukları soyulmadan yenen tüm meyve sebzeler, buğday, fındık, fıstıklar iyi birer lif kaynağıdır.

Bol antioksidan almak için en canlı ve koyu renkli meyve ve sebzeleri seçin. En canlı renkli portakal, ıspanak ve marullar bol beta karoten ve lutein, en kırmızı üzümler, en kırmızı ve sarı soğanlar bol quersetin içerirler.

Mikrodalga fırında pişirilen brokolideki C vitamininin yüzde 15’i yok olurken, suyla kaynatmada yüzde 50’si yok olur. Buharda pişirmeyle yüzde 50’den azı kaybolur.

En iyi antioksidan yağ, zeytinyağıdır. Gençliğinizi korur ve hastalıklardan uzak tutar. Zeytinyağı kötü kolesterolün (LDL) okside olmasını ve damar duvarına girmesini önler, iyi (HDL) kolesterolü artırır. Böylece sizi kalp damar hastalıklarından ve inmeden uzak tutar. Zeytinyağı kansere karşı da korur.

Avokado, tekli doymamış yağdan zengindir, kötü (LDL) kolesterolü düşürerek, kalp hastalığı riskini azaltır. Cildinizi yumuşak, saçlarınızı parlak yapar.

Ispanak tüm koyu yeşil yapraklı sebzeler gibi kalsiyum, folik asit ve K vitamininden zengindir. Kalsiyum kemikleri sağlamlaştırır; folik asit kalp hastalıklarından korur; K vitamini de kan pıhtılaşması için gereklidir.

Bir kivi, bir portakaldan daha çok C vitamini içerir. Kaslarımızın kasılmasında rol oynayan potasyum bakımından da zengindir.

Brokoli bol beta karoten, sülforaphan ve C vitamini içerir. Bir araştırma sülforaphanın, mide ülseri ve kanserine yol açan Helikobakter Pylori’yi yok ettiğini gösterdi.

Keten tohumu yağı, kansere ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu maddeler içerir.

Yağsız süt ürünleri protein ve kalsiyumdan zengin, doymuş yağdan fakirdir. Kemik, kas ve dişlerin yapısını sağlamlaştırıp tansiyon kontrolünde etkili potasyum içerir.

Demir, ciğer, yumurta sarısı, kırmızı et, nohut, mercimek, yeşil yapraklı sebzelerde ve balıkta bolca bulunur. Eksikliğinde kansızlık ve bağışıklık sistemi bozuklukları oluşur.

Etleri kızartma, ızgara, füme, barbekü yaparak pişirme sırasında içinde heterosiklik aminler oluşur. Bunlar karsinojendir ve kazıyarak uzaklaştırmak mümkün değildir.


_PaPiLLoN_ 16 Eylül 2007 23:07

3 vitamin hayat kurtarıyor

Bilim adamları tarafından açıklanan 3 araştırma vitaminlerin mucizevi özelliklerini ortaya koydu. Buna göre C vitamini kanser riskini azaltıyor, D vitamini ömrü uzatıyor, E vitamini ise kadınlarda damar tıkanıklıklarını önlüyor. İşte sonuçlar:

C vitamini:
ABD’de Johns Hopkins Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre, C vitamini ve diğer antioksidanlar, ’HİF-1’adı verilen proteini nötralize ederek, bazı kanserli tümörlerin gelişimini engelliyor. Kanser hücrelerinin yaşamlarını sürdürebilmeleri HİF-1 adı verilen proteine bağlı bulunuyor.

D vitamini:
Fransa ve İtalya’da yapılan araştırmalar ise düzenli D vitamini alanların, almayanlara oranla daha uzun yaşayabileceklerini belirledi. 60 bin hasta üzerinde yapılan araştırmada, düzenli D vitamini alanlarda ölüm riskinin yüzde 7 oranında azaldığı tespit edildi. Bu vitamin aynı zamanda sağlıklı dişler, kemikler, sinir hücreleri ve bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde de önemli rol oynuyor.

E vitamini:
E vitamininin, damar tıkanıklığı vakası tespit edilen kadınların yüzde 21’inin üzerinde olumlu etkisi tespit edildi. Uzmanlar kesin olmamakla beraber E vitamini ve damar tıkanıklıkları arasında bağlantı bulunabileceğini fakat bunun için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtiyorlar.


Dark-Line 19 Eylül 2007 14:29

Nabzını 6'yla Çarp Sağlığını Bul

Kan Yağları Hesaplamasından, Bel Çevresi Ölçümüne, Kalp Hızı Hesaplamasından Çocukların İleride Sahip Olacağı Boyun, Muhtemel Sonucunu Veren Hesaplamaya Kadar Kadar Çeşitli Formülleri Derledik.

Kan yağları hesaplamasından, bel çevresi ölçümüne, kalp hızı hesaplamasından çocukların ileride sahip olacağı boyun, muhtemel sonucunu veren hesaplamaya kadar kadar çeşitli formülleri derledik.

Sağlığımızın göstergesi olan pek çok kriter var. Bir kan testiyle ortaya çıkan kolesterol, trigiliserit gibi kan yağlarımızla, tansiyon değerlerimiz, özellikle kalp sağlığı ve riskleri açısından, 'haberci' olarak kabul ediliyor. Son yıllarda bel çevresinin de kalp riskini belirleyen önemli ölçülerden biri olduğunun ortaya çıkmasıyla, farklı ölçüm kriterleri de telaffuz edilir oldu.

Beden kitle indeksi (BKİ):

Sağlığımızla ilgili formüllerin son yıllarda belki de en popüler olanı, bu nedenle de en çok bilineni şüphesiz, BKİ olarak kısaltılan beden kitle indeksi.

Beden kitle indeksi (Body Mass Index-BMI) tıbbın üzerinde anlaştığı ve en yaygın kullandığı vücut ağırlığı değerlendirme ölçüsü. Bu nedenle de hemen her yerde karşımıza çıkmasına alıştık.

BKİ, vücut ağırlığının, boyun karesine bölünmesiyle bulunuyor. Eğer çıkan sonuç, 19’un altındaysa zayıf, 19 - 25 arasında ise normal, 25 - 30 arasında kilolu, 30’un üstünde ise şişman (obez) sayılıyorsunuz.

Dr. Özgen Doğan’dan kan yağları hesaplaması:

Toplam kolesterolü hesaplamanın basit formülünü Dr. Özgen Doğan şöyle tarif ediyor; ''Trigliserid değerinizi 5’e bölüyorsunuz. Buna HDL ve LDL’yi ekliyorsunuz. Bu toplam kolesterolü gösteriyor.''

Ancak Dr. Özgen Doğan, bu formülün herkeste istenilen doğru sonucu vermeyebileceğini de belirterek şu uyarıyı yapıyor:

"Diyelim ki HDL’si 100 olanlar var. Benim eşimin 98 örneğin. LDL ve trigliseridi de 100. Yani normal. Böylece total kolesterolü 220 olur. Bu hastaya 'Kolesterolün yüksek aman dikkat et’ denir. Aslında değerleri harika. Niye yüksek çıkıyor? Çünkü iyi kolesterolü (HDL) yüksek. Bir başka örnekte kişinin HDL’si 25, LDL’si 145, trigliserid 150 diyelim. Total kolesterolü 200 oluyor. Ona da deniyor ki 'Kolesterolün normal’. Halbuki iki tane problemi var; birincisi HDL’si çok düşük, ikincisi LDL’si çok yüksek. Onun için bu değerlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekiyor."

Kalp hızı hesaplaması:

Spora başladığınız ilk dönemlerde kalp hızınızı hesaplamak için 220 sayısından yaşınızı çıkarıp 0,5’le çarpmanız gerekiyor. Örneğin 50 yaşındaysanız 220’den 50’yi çıkardığınızda 170 kalır. 0,5’le çarptığınızda 85 çıkar.

İlk dönemlerde 0,5 - 0,75 değerlerini uygulamayı öneren Dr. Özgen Doğan, "Üstüne çıkarsanız egzersiz seviyenizi azaltın. Fiziksel olarak daha iyi olduğunuzda 0,5 yerine 0,85’i kullanın" uyarısında bulunuyor.

İkinci bir yöntem olarak da el bileği veya boynunuzdan kolayca nabzınızı ölçebilirsiniz. Bunun için 15 saniye saymanız gerekiyor. Bulduğunuz rakamı 4’le çarparsanız dakikadaki kalp hızınızı bulursunuz.

Dr. Erdoğan Aygar’dan kalbi koruma formülü:

Kardiyologların üzerinde fikir birliği ederek ortaya koydukları bir denklem var. "T.L.C. + A2BS" olarak özetlenen bu denklem, her ne kadar bir matematik formülünü andırsa da açılımı şu;

Teropatik (tedavi), life style (yaşam tarzı) changing (değişikliği) TLC ve Aspirin, Ace inhibitörü (tansiyon ilacı), Beta bloker (tansiyon ve ritm bozukluğu ilacı) ve Statinler’in (kolesterol düşürücü ilaçlar) baş harflerinin kısaltılması olarak ifade edilen A2BS.

Dr. Erdoğan Aygar, A2BS olarak adlandırılan dört ilacın bir arada kullanımını, trafik kazalarından ölümleri azaltan ABS fren sistemine benzetiyor.

Prof. Dr. Mehmet Öz’ün bel çevresi formülü:

Yine son yıllarda sık sık karşımıza çıkan formüllerden biri de bel çevresi. Kalp hastalıkları riskini belirleyen parametrelerin arasına girmesiyle önemi artan bel çevresindeki yani karın organlarının çevresindeki yaş dokusunun artması, diyabete, obeziteye, damar sertliğine yol açıyor.

Hatta bazı araştırmalar, prostatla ilgili şikâyetlerin de bu tip yağlanmaya bağlı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle de doktorlar artık kilodan çok bel çevresinin ölçmenin anlamlı olduğunu düşünüyor. Erkeklerde 94, kadınlarda ise 80 santimetrenin, son bilgilere göre üst sınırlar olması gerekiyor.

"Bel çevresindeki her 1,5 santimetre fazlalık, yarım kilo yaÇ demektir" diyen Prof. Dr. Mehmet Öz de bel çevresine yönelik kendine has formülünü şöyle özetliyor;

"Boyunuzu ikiye bölün. Eğer bel çevreniz, çıkan rakamdan fazla ise tehlikedesiniz. Bel çevreniz mutlaka bu rakamın altında olması, ideali yarısı olması gerekir."

Prof. Dr. Feyza Darendeliler’den çocuklar için boy hesaplaması:

Prof. Dr. Feyza Darendeliler, anne ve babanın boyuna göre basit bir hesaplama yöntemiyle çocuklarının ileride ne kadar uzayabileceğiyle ilgili ipucu veriyor. İşte Prof. Darendeliler’in formülü;

• Kız çocuk için; Annenin ve babanın boyunun toplamından 13 çıkarın. Çıkan sonucu ikiye bölün. Ortaya çıkan sayı, çocuğun muhtemel olması gereken boy uzunluğunu verir.

• Erkek çocuk için; Annenin ve babanın boyunun toplamına 13 ekleyin. Çıkan sonucu ikiye bölün. 3 saat önce..[1004772]


volture 19 Eylül 2007 18:02

GRİP AŞISI
İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü Girişimsel Kardiyoloji Sorumlusu ve İstanbul Özel Hizmet Hastanesi Girişimsel Kardiyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tevfik Gürmen, kış döneminde kalp hastalıklarının ve kalp krizi oranlarının arttığına dikkat çekerek, grip aşısı yaptırmanın kalp krizini önlemede etkili bir yol olduğunu söyledi.

- Kış döneminde kalp krizi riskini tetikleyen en önemli faktörler nelerdir?

Kalp krizinden ölümler kış aylarında artmaktadır. Soğuk havada artan enerji ihtiyacı nedeniyle aşırı yağlı yemek ve az hareket, kilo alımına neden olur. Kışın ortaya çıkan hava kirliliği, sigara içilen kapalı mekanlarda bulunma da kalp krizi riskini büyük ölçüde artırır.

Soğuk havada aşırı efor

Çok soğuk havalarda aşırı efor yapmak da kalp hastaları için tehlikelidir. Soğuk havanın damar büzücü etkisi ile zorlanma birleştiğinde kalp krizi ve ani ölüm riski ortaya çıkabilmektedir.

Üst solunum yolu enfeksiyonlarının etkisi

Kalp krizi geçiren hastaların birçoğunun kriz öncesinde bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmiş oldukları dikkat çekmektedir. Gerçekten de literatür gözden geçirildiğinde hastaların yüzde 35’inde kalp krizi öncesi grip öyküsü bulunmaktadır. Yeni çalışmalar, grip virüsünün neden olduğu biyokimyasal ve hücresel değişikliklerin kalp damarlarındaki “aterom” plaklarında yangıya yol açarak damarda ani tıkanma sonucu kalp krizine neden olabildiğini göstermektedir. Kış döneminde grip dışında zatürre de, kalp yetmezliği ve kalp hastalarını tehdit etmektedir. Kalp hastaları için ölüm riski taşıyan bu hastalık, solunum yolu ve damar hastalıklarına bağlı ölümlere neden olmaktadır.

- Grip aşısı kalp krizini önleyebilir mi?

Araştırmalar grip aşısının özellikle koroner hastalığı olanlarda kalp krizi riskini önemli ölçüde azalttığını göstermektedir. FLUVACS isimli çalışmada kalp krizi nedeniyle veya anjiyoplasti (balon) / stent işlemi için hastaneye yatırılmış hastalarda grip aşısı uygulamasının kalp nedenli 1 yıllık ölüm oranını yüzde 8’den yüzde 2’ye düşürdüğü bulunmuştur. Bu araştırma grip aşısı endüstrisinin desteği olmadan bağımsız araştırmacılar tarafından yapılmıştır. Bu nedenle Amerikan kalp dernekleri tüm koroner hastalarında yıllık grip aşısı uygulamasını şiddetle önermektedir. 2004 yılının eylül ayında Bill Clinton by-pass ameliyatı olduğunda doktorları eski başkanın grip aşısı olduğundan emin olmadan taburcu etmemişlerdir.

- Aşı ne zaman yapılmalı ?

İdeal olanı, grip mevsimi öncesi yapılmasıdır. Eylül-kasım ayları arasında uygulanması tercih edilmekle birlikte kış aylarında da yapılabilir.


_PaPiLLoN_ 23 Eylül 2007 19:59

Hayat kurtaran öneriler


Kanal D’de Müge Anlı’nın sunduğu “Dobra Dobra” adlı programa katılan İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, kansere karşı nasıl beslenilmesi gerektiği yolunda çarpıcı açıklamalarda bulundu. İşte Prof. Dr. Topuz’dan kanserden korunma reçeteleri...

Kolon kanserine deve dikeni sütü
“Kolon kanserlerine gelince, kolon kanseri yapan nedir? Bir kere kabızlık en önemli faktör. Onun için bağırsaklarımızı muhakka yumuşak tutalım. Kırmızı etten kaçalım. Mesela dandelion denilen bir bir madde vardır. Türkiye’de henüz yok . Sonra taysıl dediğimiz deve dikeninin sütünden elde edilen bir madde vardır ki aşağı yukarı 30-40 yıldır Alman tıbbında 3-4 bin senedir dünya tıbbında vardır karaciğer kanserini korur. Kolon kanseri riski olanların günde bir gram calsium 100 mg aspirin alması lazım. Hasta olanların ise yoğurt yemesi lazım sürekli olarak. ”

Sucuk, salam ve sosisten sakının
“Beyaz un, beyaz şeker, konserve, sucuk, salam, sosis, hazır meyve suları, margarin; bunlar genellikle kanserojen maddelerdir. Soya yağı ve keten tohumu meme kanseri olan ve sektörleri pozitif olan hastalara vermeyin. Ancak soya yağı, soya sütü, keten tohumu çocuğumuz küçük ve kansere meyili varsa o zaman korur. Bakın ne kadar çelişkili.”

Kanser olan süt içmesin
“Büyüme hormonu sütle de vücuda geçiyor. Bu sütü çocuklar için söylemiyorum kanserli hastalara verdiğimiz zaman kanserde insülin seviyesini yani kanserojen maddeyi de yükseltiyor. Kanser hastaları neler yapmalı? Bir kere kilo almamalılar. Spor yapmalılar. Yağlı gıdalardan kaçmalılar. Hormonlu gıdalar almalılar. Doğum kontrol hapı da almalılar. ”

Doğum kontrol hapına dikkat!
“Kadınlar eğer memesinde fibrokist, ailesinde kanser varsa menopoza girdiği zaman kesinlikle hormon almamalı ve muhakkak çok sık meme kontrolleri yaptırmalı. Doğum kontrol hapını bir seneden fazla kullanmayın. Bir sene dinlenin. Çünkü over (yumurtalık) kanserini korur meme kanserini artırır.”

Yoğurdu evinizde yapın, keçi peyniri yiyin. Cevizi de unutmayın!
“Yoğurdun üzerindeki yeşil su mideye zararlıdır. Brokoli, karnabahar, lahana, kırmızı lahana, kıvırcık salata, semiz otu, kırmızı turp salatası, kereviz, yeşil kabak ama bunlar mevsiminde yiyeceksiniz, turfanda değil... Ayrıca bunlar kemoterapi esnasında yenmeli. En makbul gıda, en ucuz gıdadır. Şimdi soğan ve sarımsağa gelelim. Ceviz çok faydalı, günde 4-5 acıbadem yenmeli. Kavrulmamış kayısı çekirdeğini 5 taneden fazla yemeyin, içinde bir madde vardır 15 tane yerseniz diger tarafa gidersiniz. 3 kara üzüm, kara erik, kara kayısı ama tazesini yiyeceksiniz. Kışın ise güneşte kurumuş gül kurusu makbuldur. Yoğurdu evde yapacaksınız. Katkısız olacak. Probiyotikten yapın ve soğuk sütün içine atın. Keçi peyniri ve çökelek de çok faydalıdır, özellikle karaciğer kanserine...

Süte bir bardak limon dökün, kesilsin ve içinde kalan peynirimsi kısmı dökün, suyunudan bardak bardak için...
Şile Ağva ve Kilyos’ta kendiniz toplayın böğürtlenleri. Kendisini yerseniz elledit asit var böğürtlenin hem yaprağında hem meyvesinde, hem kökünde. Ama meyvesi bir ay sürdüğü için yaprağını veriyoruz. Böğürtleni bu mevsimde yani simdi alın toplayın, bunun şurubunu yapın. Çorba kaşığıyla, kolon kanserine büyük şifadır.

Kırmızı et olarak kuzu yiyin
“Genelilkle beyaz eti tavsiye ediyoruz. Balık tavuk hindi ve arkasından haftada bir kez kırmızı et veriyoruz. Ama lütfen kırmızı ette kuzu etini tercih ediniz. Çünkü genellikle zavallı kuzular hiçbir şekilde zehirlenmemiştir. Niye kırmızı et zararlı diyoruz. bakın hayvanlar genellikle otluyorlar. Etraftan inteksit (zehirlenmiş) dediğimiz otları yiyorlar o da doğrudan doğruya adalesine gidiyor Ayrıca biz bunlara growth factors yani büyüme hormonu veriyoruz. Bir de kırmızı etin öz yapısında kansorejen madde var. Zavallı kuzunun daha otlamadan gırtlağını kesiyoruz. Ne hormon veriyoruz ne bir şey”

Kız çocuklarınıza asla turfanda yedirmeyin
“20 yaşına kadar bu diyet yapılırsa yüzde 60 kurtulur. 20 yaşından sonra ise yüzde 20 korur. En çok kadınlarda görülen meme kanseri; kız çocuklarını hormonal beslenmelerden uzak tutmak lazım. Tüm gıdalarımızda hormon var. 15 Eylül’den 1 Ekim’e kadar domatesinizi salçanızı yapın. Sakın turfanda yemeyin. Karnabahar varken brokoli yemeyin. Brüksel lahanası değil, oturun 400 liralık lahana yiyin. Lahana brokoli semizotu karnabahar meme kanserinin en büyük düşmanları. 12 yaşında erken bluğ, meme kanseri için çok önemli bir potansiyeldir, meme kanserini arttırır. Haftada 3 kez yada daha fazla fast-food yiyen gençlerde beyin kanseri enf kanseri ve kan kanseri 3 kat fazladır. Haftada 1 kere yesinler.

En faydalısı kanola yağı
“Fındık yağı, kanola yağı, zeytin yağını tavsiye ediyorum. Kanola yağı dünyada çok yaygın Türkiye’ye de yeni girdi ve en ucuz en kaliteli bitki yağıdır. Kanola ve zeytin yağı, keten tohumu ve soya yağı vermeliyiz çocuklara. Kadınlara kansere yakalanmadan önce vermeliyiz ama kadın kansere yakalandıysa bunları vermeyiniz çünkü kanseri azdırır. İlk başta korur sonra azdırır. Kemoterapide trombosit düşürdüğü iddia edilir. Isırgan yaprağı ısırgan kökünün çayı prostat kanserine faydalıdır Yeşil çay prostat, meme, kolon ve mide kanserlerine karşı korur ancak iki kupa içeceksiniz. Şöyle birleştiriyorum hastalarıma; bir yeşil çay iki böğürtlen yaprağı üç limon kabuğu dört ısırgan yaprağını karıştırın.


evo 24 Eylül 2007 11:01

KINA İÇİN DERMATOLOG UYARISI

http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Bilim_Cevre_Saglik/2012/kina_y.jpg

MERSİN
- Kınanın egzama ve kalıcı beyaz lekeler gibi çeşitli deri hastalıklarına yol açabileceği, bu nedenle saça ya da vücudun herhangi bir yerine kına yakmadan önce deri ve alerji testi yaptırılması gerektiği bildirildi.
Mersin Üniversitesi (MEÜ) Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ümit Türsen, bir nevi geçici dövme olan kınanın özellikle kırsal kesimde saç boyası olarak, bazı yörelerde de ayak mantarı gibi iltihaplı hastalıkların bile tedavisinde kullanıldığını söyledi.
Halk arasında ''zararsız'' olduğu sanılan kınanın bazı cilt yapıları için uygun olmadığını belirten Türsen, ''kınanın içeriğindeki para-fenilen diamin, tiuram ve azoik gibi boyalar temas egzamasına yol açabilir, bu nedenle de alerjik bünyeli, kuru derili ve atopik egzaması olanlara uygulanmaması gerekir'' dedi.
Kına uygulanan bölgelerde kalıcı beyaz lekeler gibi bir takım cilt sağlığı hastalıkları oluşabileceğine işaret eden Türsen, şöyle devam etti:
''Kına uygulamaları sonrasında ömür boyu sürebilen alerjik temas egzamaları oluşabiliyor. Bu nedenle kına uygulaması öncesinde kişilere alerji olup olunmadığını öğrenmeleri için deri testi yapılması gerekir''


Misafir 24 Eylül 2007 21:02

Yaşlanmanın etkileri azaltılabilir
Günümüzde gelişen tıpla birlikte insan ömrünün uzaması, insanların ciltlerine ilgilerini çoğalttı. Hiç kimse, özellikle de kadınlar daha uzun bir yaşamı, kırışık, pörsümüş, sarkmış, cansız ve solgun bir ciltle sürdürmeyi kabul etmiyor.

Yaşlanmanın etkilerini azaltan anti- aging programı (yaşlanmayı geciktirme yöntemleri), dengeli beslenme ve kişiye uygun diyet-egzersiz programlarının yanı sıra yapılan hormon testlerinin ardından eksik hormonların dışarıdan verilmesini de kapsıyor.
Modern yaşamın dayattığı günümüz koşulları, değişen beslenme alışkanlıkları, insan sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Gelişen teknoloji bir yandan insan ömrünü uzatırken, bir yandan da insanoğlunu hareketsizliğe yöneltiyor.
Bu koşullarda sağlıklı yaşamak ve yaşlanmak mümkün mü?

ERKEN YAŞLANMAYA YOL AÇAN ÖNEMLİ FAKTÖRLER
Stres, düzensiz uyku, fast-food ağırlıklı dengesiz beslenme, egzersiz yapmama, şişmanlık ve sigara olarak sıralanabilir.

UZUN YAŞAMIN SIRRI
1. Biyolojik yaş ölçümü: H-Scan adlı cihaz, kişinin biyolojik yaşını, yani organlarının yaşını tespit ediyor. Cihazla 12 vücut fonksiyonu incelenebiliyor.
2. Testler: Kemik yoğunluğu ölçümü, kan tahlilleri, ultrasonografik inceleme, damar durum teşhisi, EKG ölçümü, cilt analizleri yapılıyor. Riskler belirleniyor, özellikle yaşlılığa bağlı hastalıklar büyük ölçüde önlenebiliyor.
3. Detaylı hormon analizi: Özellikle kadınlık hormonu, erkeklik hormonu, büyüme hormonu, kortizol, ensülin, melatonin hormonları ve beyinde serotonin gibi, önemli işlevlerin yerine getirilmesini sağlayan maddeler inceleniyor.
4. Hormon, vitamin ve mineral takviyeleri: Kişinin durumuna göre hormon, vitamin ve mineral takviyesi yapılıyor. Antioksidatif kapasite de artırılıyor. Bazı kişilerde ise takviye yapılmadan, sadece yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları düzenlenerek de vücudun büyüme hormonu salgılaması sağlanıyor.
5. Genetik testler: Herkese hormon verilmiyor. Riskli olan insanlar, bir ‘genetik testi’ ile belirleniyor. Çünkü hormon takviyesine ihtiyacı olan insanların genlerinde birtakım mutasyonlar, farklılıklar oluyor. Bu tespit edildikten sonra hormon veriliyor.
6. Sağlıklı yaşam biçimi: Tıbbi testlere ek olarak, kişinin sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemesi amaçlanıyor. Uzmanlar, stres yönetimini, kilo kontrolünü, toksinlerden arınmayı, fiziksel olarak yenilenmeyi, düzenli egzersiz yapmanın ve dengeli beslenmenin önemini kişiye doğanın içinde, yaşayarak öğretiyorlar. Özellikle de sağlıklı bir yaşam biçiminin nasıl korunacağı öğretiliyor.
7. Tıbbi kozmetik ve güzellik programları: Bu programlar kişiye özel hazırlanarak, içten olduğu gibi, kişilerin dıştan da genç görünmelerini sağlıyor.

YAŞLANMANIN ETKİLERİNİ AZALTMAK MÜMKÜN
Yaşlanmanın etkilerini azaltıp, yaşam kalitesini yükseltmek ve daha uzun yaşamak mümkün. Bunlar bilimsel olarak kanıtlanmış ve uzun süredir tüm dünyada uygulanan yöntemler. İlk bakışta vereceğimiz öneriler size “tanıdık” gelebilir; dengeli beslenme, kilo kontrolü, egzersiz. Ama bunlar da yetmiyor.
Vücudun deforme olmasının, kiloların artmasının, cildin elastikiyetini kaybetmesinin ve diğer yaşlanma belirtilerinin nedeni, bazı hormonların azalması. Anti-aging (geriye yaşlanma, yaşlanmanın etkilerini azaltma) programı, dengeli beslenme ve kişiye uygun diyet-egzersiz programlarının yanı sıra yapılan hormon testlerinin ardından eksik hormonların dışarıdan verilmesini de kapsıyor. Düzenli cilt bakımı, peeling ve gerekirse cerrahi müdahalenin de önerildiği program aslında bir yaşam biçimi. Ne kadar erken yaşta uygulamaya başlarsanız o kadar iyi sonuç alıyorsunuz.
Anti-Aging beslenmede dikkat edilmesi gerekenler:
1. Hücrelerin, serbest radikallerin zararlı etkilerinden korunması için hergün 5 - 9 porsiyon sebze ve meyve tüketmek gerekiyor.
2. Konserve besinler değil, taze veya donmuş olanlar tercih edilmeli.
3. Sebzeleri mümkün olduğunca çiğ veya az pişmiş olarak tüketmek gerekiyor. Çiğ ve taze sebzelerin sahip olduğu antioksidant özellik pişirmeyle yok oluyor. Az pişirme beta karoten emilimini de artırıyor.
4. Hayvani yağlar yerine, zeytinyağı, ayçiçekyağı, kanola yağı, soya yağı gibi sıvı yağları tercih etmek gerekiyor.
5. Kurufasulye, nohut, bakla, bezelye, mercimek, yeşil fasulye, soya ve yulafta bol miktarda bulunan saponinler, antioksidant etki göstererek hücrelerdeki DNA mutasyonlarını önleyerek antikanserojen etki gösteriyorlar. Bu yüzden kurubaklagilleri sıklıkla tüketmek gerekiyor.
6. Zeytinyağı en iyi antioksidant yağ. Bol E vitamini içeriyor, gençlik sağlıyor ve hastalıklardan uzak tutuyor. Ayrıca, kötü kolesterolün (LDL) okside olmasını ve damar duvarına girmesini önleyerek, iyi kolesterolü (HDL) artırıyor. Böylece, damar sertliği, kalp-damar sistemi hastalıkları, kalp krizi ve inmeden uzak durmanızı sağlıyor.
7. Avokado, kötü kolesterolü düşürerek, kalp hastalığı riskini azaltıyor.
8. Yağsız süt ürünleri (light süt, light yoğurt, light peynir), protein ve kalsiyumdan zengin, doymuş yağdan fakir besinler. Kemik, diş ve kasların yapısını sağlamlaştırıyor, yüksek kan basıncının kontrolünde yardımcı olan potasyum içeriyor.
9. Demir, kırmızı kan hücrelerimizde oksijen taşıyan hemoglobin ve kaslarımızdaki myoglobin proteinlerinin yapısında yer alıyor. En çok bulunduğu besinler, ciğer, yumurta sarısı, kırmızı etler, nohut, mercimek, balık, istiridye, yeşil yapraklı sebzeler. Eksikliğinde, kansızlık ve bağışıklık sisteminde bozukluklar oluşuyor. Ancak, demir fazlalığı vücutta aynen paslanma benzeri oksitlenme yaparak, damar sertliğine ve tüm vücut hücrelerinin erken yaşlanmasına, yağlanmasına neden oluyor. Bu yüzden demir preperatları doktor kontrolünde almak gerekiyor.
10. Yüksek ısıda pişirilen, kızartılan etlerin içinde kanserojen etki yapan heterosiklik aminler oluşuyor. Önlemek için fırınlama, buharda veya mikrodalgada pişirmek gerekiyor.
11. Beyza unlu gıdalar, beyaz ekmek, pirinç, patates ve tüm şeker katkılı gıdaların glisemik indeksi yüksek. Bu da erken yaşlanmaya sebep oluyor. Beyaz pirinç yerine, posa bakımından zengin esmer pirinç veya bulgur pilavı tercih etmek iyi bir çözüm.
12. Lif, bitkisel gıdaların iskeletini oluşturduğundan, ne kadar fazla sebze, meyve ve işlenmemiş tahıl yenirse o kadar fazla lif alınmış oluyor. Günde 30 - 35 gram kadar lif almak vücut için yararlı.

CİLT YAŞLANMASINI ÖNLEYEN ÇÖZÜMLER
Günümüzde gelişen tıpla birlikte insan ömrünün uzaması, insanların ciltlerine ilgilerini çoğalttı. Hiç kimse, özellikle de kadınlar daha uzun bir yaşamı, kırışık, pörsümüş, sarkmış, cansız ve solgun bir ciltle sürdürmeyi kabul etmemekte.
İşte bu nedenle “Anti-aging Skin Care” (cilt yaşlanmasını geciktirici tıbbi bakım) günümüzün ışıltılı bir alanı ve büyüyen bir pazarı haline geldi. Kozmetik ürünlerle sağlanan “geçici saklamalar” yerini, “Cosmopharmacutical” (kozmofarmasötik) ürünlerle yapılan koruyucu ve tedavi edici “kalıcı başarılara” bıraktı. C vitamini, Keenzim Q 10, Alfa-Lipoik Asit, Likopen ve Proantosiyanidinler gibi güçlü antioksidanlardan artık bilinçli ve yoğun bir şekilde yararlanmaktayız.

VİTAMİNLER VE MİNERALLER
Cilt yaşlanmasının izyopatolojisi, şimdi anti-aging tıbbıyla ilgilenenlerin ve dermatologların daha yoğun bir ilgi alanı. Antioksidan etkili vitamin-mineraller, bitkisel ve besinsel desteklerin cilt yaşlanmasını önlemede ve kırışıklıkları tedavi etmede kullanılması büyük başarılar sağlamakta. Bakır peptitleri, Furfuyl Adenine (kinetin ve kineraz), Dimetil Aminoetanol (DMAE), Alfa ve Beta Hidroksi Asitler, Retinol ve Retin-A, bu alanda gelecek vaat eden ürünler...

BİLİMSEL DANIŞMANLIKLA GÜZELLEŞİN
Kozmofarmasötikallerden bazıları cilt yaşlanmasını ve kırışıklıkları önlemekte (likopen, alfa-lipoik asit), diğer bazıları oluşmuş kırışıklıkları da bir ölçüde giderebilmekte (C vitamini), diğer bir kısmı ise cildi güçlendirmekte ve yenilemektedir (Retin A, furfuyl adenin)...
Kozmofarmasötikallerden yararlanmak istiyorsanız, konuyla ilgili bir uzman doktordan, mümkünse bir dermatoloji uzmanından yardım almalısınız. Bu ürünler çoğu kez son derece pahalıdır. Cildinize en uygun bakım ve tedavi ürünlerini seçerken cildinizi gençleştirip rahatlatmanız bir yana, ona zarar bile verebilirsiniz. Eğer amacınız sadece kalbinizi ya da cüzdanınızı rahatlatmak değil, cildinizde genç, parlak, ışıltılı ve dingin bir görünüm ve rahatlığı sağlamak ise, bilimsel bir danışmanlık almayı daha da önemsemelisiniz.

LİKOPEN, CİLDİ GENÇLEŞTİRİYOR
Likopen’in yakın bir gelecekte kadınlar için de vazgeçilmez bir doğal ürün haline geleceği anlaşılıyor. Likopen, hücreleri serbest radikal hasarından korumasının yanı sıra, hücreler arasındaki bağları güçlendirmekte ve hücre metabolizmasını geliştirmektedir. Yağda çözünen, yağ miktarı fazla doku ve organlarda etkinliği artan likopenin yağ içeriği oldukça fazla bir organ olan ciltte de antioksidan-koruyucu etki gösterdiği saptanmıştır. Likopen muhtemelen cilt hücreleri arasındaki bağları da kuvvetlendirmektedir. Diğer bir yararlı etkisi ultra viyole ışınlarına karşı koruma sağlamasıdır. Bütün bu nedenlerle cildinizi korumak ve yaşlanmasını geciktirmek içih likopen zengini besinlerden, ticari kullanıma sunulan besin desteği, tablet ve kapsüllerden veya likopen katkılı cilt ürünlerinden yararlanabilirsiniz.
Günde en az 100 gr pişmiş domates tüketin
Maksimum yararlanma için günde en az 100 gr kadar pişmiş domates tüketmeniz önerilmektedir. Likopen cilt bakımı, kırışıklıkların geciktirilmesi ve azaltılması için kullanılacaksa, diyetle alınan miktar çoğu kez yeterli olmaz. Likopen tüm vücuda yayılmakta, cilt dokusuna pek az kısmı ulaşabilmektedir. Likopen ihtiva eden cilt bakım ürünü ticari olarak piyasada satılmaktadır. Bu ürünler genellikle çok pahalıdır. Ama asıl problem, likopenin oksijenle süratle reaksiyona girerek etkisinin azalmasıdır.


_PaPiLLoN_ 26 Eylül 2007 21:36

En ideal uyku süresi 7 saat

Günde 7 saatten az ya da çok uyumanın kalp ve damar hastalıkları riskini iki katına çıkardığı belirlendi. İngiltere'deki Warwick Üniversitesi ve University College London tarafından yapılan araştırmada yaklaşık 10 bin kişinin uyku düzeni ve ölüm oranları karşılaştırıldı.

Araştırmada, düzenli olarak 7 saat uyumanın sağlık açısından en faydalısı olduğu, bu düzeni değiştirmeninse hastalıklara yol açabileceği ortaya çıktı.
7 saat yerine 5 saat uyuyanlarda ölümcül kalp-damar hastalıkları riskinin iki katına çıktığı, herhangi bir nedenden ölüm ihtimalininse 1.7 kat fazla olduğu belirlendi.

Yetersiz uykunun kilo alma, yüksek tansiyon ve ikinci tip diyabet gibi birçok soruna yol açabileceği belirtildi. 7 saat yerine 8 saat veya daha fazla uyumanın da ölüm riskini iki kat artırdığı tespit edildi. Araştırmacılardan Profesör Francesco Cappuccio, uykunun fizyolojik olarak yenilenme sağladığını belirtti.


_PaPiLLoN_ 27 Eylül 2007 22:51

Deliksiz uykunun sırrı

Serotonin ve melatonin hormonları sayesinde ise deliksiz bir uykuya kavuşursunuz. Aşağıdaki listeden 1 veya 2 adedi geçmeyecek şekilde dilediğiniz seçimi yapmakta özgürsünüz!

Ancak öyle her bulduğunuzu yiyeceksiniz gibi bir yanlışa kapılmadan dalın… Yaklaşık 200 kalori civarındaki bazı sihirli yiyecekler ile hem sindirim sisteminizi yormamış olursunuz, hem de kaslarınızı gevşetip, sakinleşirsiniz.

1: Muz
Açık olarak söylemek gerekirse sarı bir poşet içindeki uyku hapları olarak adlandırabiliriz. Seratonin ve melatonin dışında aynı zamanda magnezyum içeren bu meyve, kaslarınızı gevşetip sizi rahatlatır.

2: Papatya Çayı
Sizi yatağa huzurlu bir şekilde yatıracak bir çaydan bahsediyoruz. Sakinleştirici özelliği sayesinde papatya çayı , kaygılı ve sinirli bir bünyenin en iyi panzehiridir.

3: Ilık Süt
Evet çok duyduğunuzu biliyoruz…Fakat bu bir mit değil, gerçektir. Süt içeriğinde bulunan ve tripsin etkisiyle serbestlenen ve organizma için gerekli bir aminoasit olan triptofan sayesinde beyniniz yatışır ve daha sağlıklı bir uykuya dalarsınız. Elbette ki sıcak sütün yıllardır duyduğumuz birçok iyileştirici özelliği sayesinde psikolojik bir etkileşim de duyabilirsiniz.

4: Bal
Bitki çayınızın veya ılık sütünüzün içine atacağınız bir çay kaşığı kadar balın etkileri hiç de göründüğü kadar küçük değildir. İçeriğindeki şeker her ne kadar vücudu hareketlendirmeye niyetlense de, az miktarda glikoz oreksine dur işareti yapar. Oreksin son zamanlarda keşfedilmiş ve beyni hareketlinderen bir nörotransmiterdir.

5: Patates
Az miktarda fırında pişirlmiş patatesin iyi bir gece uykusuna yardımcı olabileceğini pek sık duymadığınızı biliyoruz. Midenizi yormayacağı gibi, içeriğindeki tripofan sayesinde asit seviyesini düşürür. Etkiyi daha da artırmak için sütle birlikte püre kıvamına getirip yiyebilirsiniz.

6: Yulaf Unu
Yulaf içeriğindeki melatonin sayesinde iyi bir uykunun en iyi ilaçlarındandır. Bir miktar Akçaağaç şerbetiyle karıştırsanız hem de lezzeti ile sizi büyüleyecektir.

7: Badem
Bir avuç kalp dostu bu yemişlerden yediğiniz takdirde, sizi tatlı bir şekerlemeye götüren yolculukta en büyük yardımcınızı bulmuş olacaksınız. Hem tripofan içeriği hem de uygun ölçüde içerdiği kalsiyum sayesinde kaslarınızın rahatlamasına yarar.

8: Keten Tohumu
Hayat bazen ters gittiğinde ve siz de kendinizi kötü hissettiğinizde, 2 kaşık keten tohumunun sizlere yardımcı olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Süt veya yoğurt içine katabileceğiniz keten tohumu, omega 3 yağ asitleri açısından zengindir ve doğal bir moral verici etkisi bulunmaktadır.

9: Kepek Ekmeği
Bal kattığınız çayınız ile birlikte yiyeceğiniz bir ince dilim kepek ekmeği, vücuttaki insülinin biraz serbest kalmasına ve tripofan ile seratonininize ‘’uyku vakti’’ mesajını yollamasını sağlamaktadır.

10: Hindi
Yılbaşını unutun. Güzel bir uykunun 2-3 saat öncesi, bir ince dilim kepek ekmeği üzerine koyacağınız küçük bir parça haşlanmış hindi eti yararlı olacaktır. İçeriğindeki tripofan sayesinde midenizde çok miktarda protein olmadığı zamanlarda bile sizi rahatlatır.


kambis 28 Eylül 2007 21:48

Kafein ve Parasetamol Birlikte Alındığında Zehirleyebilir


Çeviren: Gülşah Balaban
editor@realage.com.tr

Araştırmacılar, yüksek dozda kafein ve parasetamolün birlikte alınması halinde, karaciğerin zarar görebileceği yönünde uyarıyorlar.

Washington Üniversitesi’nde yürütülen çalışmada, bu karışımın sonucunda karaciğeri zehirleyen bir enzimin ortaya çıktığı açıklandı.

Uzmanlar, parasetamol ve kafein bileşiminin neden olduğu bu toksik etkinin, aynı zamanda hem kafein hem de parasetamol içeren güçlü ağrı kesicilerin alınması sonucunda da ortaya çıkabileceğini belirtiyorlar. Bu ağrı kesicilerin, migren, mentsrual rahatsızlıklar ve diğer bazı durumların tedavisinde kullanıldığı bildirildi.

Tıbbi kimya profesörü araştırmacı Sid Nelson açıklıyor: “Kafein, toksik bir metabolitin oluşmasını sağlayan enzimle etkileşime girebilir, bu durumda karaciğer zarar görür.”

Yapılan çalışmada, parasetamol ve kafeinin etkilerinin E. Koli bakterileri üzerindeki etkilerinin araştırıldığı belirtildi. Bu bakterilerin, insanlarda karaciğerdekine benzer bir enzim üreterek, bu tür ilaçların yol açtığı zehirin etkisini yok ettikleri açıklandı.

Nelson, zehir etkisinin çok yüksek dozda kafein alınması sonucu ortaya çıktığını belirtiyor.

Normalde insanların bu derece kafein tüketmediklerini söyleyen Nelson ekliyor: “Buradaki söz konusu doz, bir fincan kahvenin içerdiği kafeinin 10 katıdır.”

Araştırmacılar, ayrıca alkol ve parasetamolün birarada alınmasının da aynı toksik etkiye neden olduğunu belirtiyorlar.

Bazı kişilerin bu toksik etkileşime karşı daha hassas olabileceğini söyleyen Nelson, özellikle antiepileptik ilaçlar kullanan hastaların bu riski taşıdığına dikkat çekiyor. Nelson, bu ilaçların NAPQI üreten enzim seviyesini artırdığını belirtiyor.

Araştırmacılar, aşırı alkol tüketiminin de NAPQI üretimini artırdığını, ve buna bağlı olarak toksik etkileşim riskinin de arttığını bildiriyorlar. Ayrıca, migren, artrit, ve diğer bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan parasetamol ve kafein içeren ilaçların da, bu riski artırdığı belirtiliyor.

Chemical Research in Toxicology’nin 15 Ekim sayısında bu çalışmaya yer verilmesi bekleniyor.


27.09.2007 12:53:00



_PaPiLLoN_ 30 Eylül 2007 19:49

Bu kuruyemişler çok faydalı

Kuruyemişlerin pek çok yararı var. Örneğin beyaz leblebi zayıflamaya yardımcı oluyor. İşte kuruyemişler ve faydaları...


Badem
Beden ve zihin yorgunluğunu giderir. Böbrek ,mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.


Fındık
Vücuda kuvvet verir. Kalp rahatsızlıklarının en önemli nedeni olan yüksek kolestrolün düşürülmesinde en önemli ilaçtır. (%25.2 oranında)İnsan vücuduna yaralı kalsiyum, demir, karbonhidrat, yağ ve çinko ile metabolizmayı düzenler, kemiklerin gelişmesini sağlar.E vitamini açısından zengindir. Kansızlığa karşı koruyucu etki yapar.Kanser yapıcı etmenlerin oluşmasını önler yada oluştuktan sonra onları etkisiz hale getirerek vücudu korur.


Antep fıstığı
Antep fıstığında kolesterol yoktur. Kandaki kolesterol seviyesini düşürür. Kroner kalp hastalığı riskini azaltır. Antep fıstığı, protein yönünden 2 kat,fosfor yönünden 4 kat etten daha üstündür.İnce bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan şekerinin yükselmesini önler.


Yer fıstığı
Vücudun gelişmesini sağlar. Beden ve zihin gücünü arttırır.Göğsü yumuşatır. Öksürük söktürür.


Kabuklu yer fıstığı
İçeriğinde sabit yağ ve proteinli maddeler vardır. Böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir.


Beyaz leblebi
Mide suyunu çekmede ve zayıflamak isteyenler için açlıklarını bastırmada önemli bir işleme sahiptir.

Sarı leblebi
Hammaddesi nohuttur.Vücudu kuvvetlendirir. Anne sütünü arttırır.


Ayçekirdeği
Ayçekirdeğinin içeriğindeki yağ damar sertliğini giderir. Kalp, sinir hastalıklarını önler. Bol E vitamini ve protein içerir. Cinsel gücü arttırır. İktidarsızlığı önler.


Kabak çekirdeği
Mükemmel bir kurt ilacıdır. Günde çocuklarda 10-15 adet,büyüklerde 20-30 adet kabak çekirdeği yenmelidir.Tenya solucanlarını gidermek için de kabak çekirdeği iyi bir ilaçtır.


Mısır
Yüzde 18.3 gibi yüksek oranda lif içerir. Mısırın içeriğindeki yüksek karbonhidrat enerji seviyesini yükseltir. İçinde protein, kalsiyum,demir,fosfor, A vitamini bulunur.


Sedef 21 30 Eylül 2007 19:53

AYAKÜSTÜ BESLENME



Ayaküstü yiyeceklerle beslenen kişilerde glikoz oranının düzensiz olduğunu, şeker hastalığı riskinin ikiye katlanabildiğini gösterdi.
Hamburger türü yiyeceklerde çok fazla miktarda doymuş yağ ve tuz bulunduğu, bu yiyeceklerin düşük kalitede karbonhidrat içerdiği biliniyor. Yemekten sonra televizyon karşısında zaman harcamanın şişmanlık riskini artırırken, yemekten sonra mutlaka yürüyüş yapılması gerektiğine işaret edildi.
Büyük boy bir hamburger, patates kızartması ve kolanın 1600 kalori içerdiğine dikkat çeken araştırmacılar, bir yetişkine günde 2000 kalorinin yetebildiğini, fazla kalorinin yağa dönüştüğünü belirtti.
Araştırma sırasında, haftada iki defadan fazla ayaküstü yiyeceklerle beslenen ve her gün 2-2,5 saatini televizyon karşısında geçiren kişilerde şişmanlık riskinin üçe, şeker hastalığı riskinin ise ikiye katlanabildiği belirlendi.


kambis 1 Ekim 2007 17:21

Ağrısız ve Uzun Ömürlü Çürük Diş Tedavisi
29 Ağustos 2007 Çarşamba
Toplumun yüzde 90 ından fazlasında en az 1 adet çürük oluşmuştur.

Az sayıda ya da küçük çürüklerin tedavisi zor olmadığı gibi pekçok kişinin düşündüğü gibi aşırı maaliyetli de değildir.

Aslında pekçok kişinin işlemin maaliyetinden ziyade toplumda hakim olan diş koltuğu fobisi sebebi ile diş tedavilerinden kaçtığını biliyoruz.,

Eski dönemlerde diş tedavisi yaptıran kişilere göre günümüzde tedaviye gelenlerin çok daha az korkuyla ve çok daha bilinçli olarak geldikleri pekçok meslektaşımızın ortak kanaati.

Cihaz ve sarf malzemelerinin sürekli yenilenerek gelişmesi, bilgili ve bilinçli dişhekimlerinin sayısının sürekli artması, mezuniyet sonrası eğitim imkanlarının fazlalaşması ,yani,hizmet kalitesinin artması

En önemli hasta edinme yolu memnuniyetten ve ağızda ağıza reklamla olmaktadır.Alternatfler de arttıkça hekimlerin hastalarını daha çok memnun etme zorunluluğu yaşamakta ,bu da hekimlerin bir yaşayış ve çalışma tarzı haline gelmektedir.

Hastaları memnun etmede ve korkularını azaltmada yeni jenerasyon cihazların da rolü çok büyüktür.

Fotona Laser Firmasının üretmekte olduğu çok atımlı Sert Doku Laserleri bu konuda en iddialı sistemdir.Bu sistem diğer laser sistemlerine göre çok daha hızlı ve güvenilir bir şekilde çalışmaktadır.

Çürük dişlerde "iğne ile uyuşturmaya gerek kalmadan" ağrısız olarak tedavi yaptırmak artık bilimsel olarak mümkündür.Bu tedavilerde ağrı en az yüzde 90 diğer yöntemlere göre daha az olmakta ya da hiç olmamaktadır.

Aslında laser ile çürük tedavisinin esas avantajı ağrısız olması değildir.Ağrısız olması çok önemli bir yan avantajdır.

Laser ile yapılan çürük tedavilerinde,

1- Dişte ağrıya sebep faktörlerden ısınma olmamaktadır.Döner aletlerle çalışırken oluşan ısı 60 derecelere çıkarken laser çalışmalarında ısı 30 derecenin üzerine çıkmaz. Döner aletlerle oluşan bu ısı dişte kalıcı problemlere de yol açabilir.

2- Döner aletlerle çelışırken sürtünmeye bağlı diş dokularında oluşan mikroçatlaklar laser ile yapılan temizleme işlemlerinde oluşmaz.

Çünkü laser ,diş yüzeyine temasla aşındırarak değil, diş dokularını oluşturan temel materyallerin içerisinde bulunan su hücrelerinin hacmini genişletip patlatarak dokuların temizlenmesini sağlar.

İşte bu sayede laserle yapılan tedavilerde "iyi bir dolgu ile tamamlandığında" işlem sonrası ağrı,hassasiyet oluşmaz ve laser çürük dokuyu temizlerken aynı zamanda bakterileri de öldürdüğü için dişin ömrü uzar.

Bizler de hekim olarak, hastalarımıza bu konforu sağladığı ve dişlerin çmrünü uzatacak teknolojiyi bize sunduğu için sağlık teknolojisine yatırım yapan tüm firmalara ve Fotona Firmasına teşekkür ediyoruz.

İlerideki yazılarımızda laser sistemlerinin diğer diş tedavilerinde getirdiği avantajları da sizlerle paylaşacağız.


_PaPiLLoN_ 5 Ekim 2007 17:01

Elma cildi gençleştiriyor

Bolu İl Sağlık Müdürlüğü diyetisyeni Naciye İla, her gün kabuğu ile yenilecek bir elmanın, insan vücudundaki bir çok hastalığa iyi gelmesinin yanısıra, cilt yaşlanmasını da geciktirdiğini söyledi.

Elmanın, her türlü hastalıklıkta en fazla fayda sağlayan bir meyve olduğunu belirten İla, “İçerdiği organik asitler, soda ve fosfor ile beyin, karaciğer ve mideye son derece olumlu etkileri olan elma, antioksidan içermesi nedeniyle kalp sağlığı açısından da yararlı olmasının yanısıra, cilt yaşlanmasını da geciktirmektedir'' dedi.

İçeriğinde, yüzde 85 su, yüzde 12 şeker, organik asitler, soda, fosfor, vitamin A, B1, B2, B5, C, E ve PP bulunan elmanın kas ve sinir sistemi için gerekli bir meyve olduğunu ifade eden İla, bedeni ve zihni yorgunluklarda yatıştırıcı etkiye sahip olan elmanın yatmadan önce yenildiği taktirde rahat bir uyku sağlanabileceğini söyledi.

Böbrekleri çalıştıran elmanın idrar söktürücü özeliği ile vücuttaki ürik asidin dışarı atımını hızlandırdığını da belirten İla, “Taze elma suyu ile silinen kırışık ve pörsük deri, canlılık ve tazelik kazınır. Pişmiş elmanın kabızlığa etkili olduğu bilinen bir gerçektir. Elma kürüyle de gut, böbrek, mesane hastalıklarıyla hemoroite karşı son derece iyi sonuçlar alınmıştır. Taze rendelenmiş bir adet elmanın yemekten önce tüketilmesi, sindirim yetersizliğine son derece iyi gelmektedir. Sindirim sistemini uyaran ve mide mukozasını güçlendiren elma suyu, aynı zamanda ateş düşürücü olarak kullanılmaktadır'' diye konuştu.

Günlük 3 adet elma tüketiminin 2 ayda yüzde 10 oranında kolesterol düşmesine yardımcı olduğunu kaydeden İla, “Günde 3 adet elma tüketiminin kötü kolesterol oranını düşürürken, iyi kolesterol oranını da 4 kat arttırdığı saptanmış bulunuyor. Lif olarak zengin olan elma, vücutta kolesterol ve yağın birikmesine engel olur. Sigara içenlerde nefes alma kapasitesinde artış sağlayan elma, içerdiği posa miktarı, yağ yakıcı olması ve düşük enerji içermesinden dolayı zayıflama diyetlerinde tercih edilen ve önerilen bir meyvedir'' dedi.


KENCISii 6 Ekim 2007 08:10

Hafif kafa darbeleri

Günlük yaşantımızda da çoğu kez başımıza gelen bu olay, o an oluşan hafif şaşkınlık, sersemlik hissi, baş dönmesi ile 1 dakika kadar sürüp geçiyor ve bir daha aklımıza bile gelmiyor. Özellikle başın ön ve yan bölümlerinin duyarlı olduğu ılımlı kafa darbeleri sonrası, kimi bilim adamlarına göre 2-3 ay, kimilerine göre yıllar sonra yakınmalar ortaya çıkabiliyor. Yakınmaları maddeler halinde sıralayalım;
  • Yeni çıkan nesne, oyun vb..kullanımını öğrenmede zorluk
  • Çalışma düzeninin bozulması
  • İşleri gerektiğinden çok daha uzun sürelerde bitirmek
  • Sinirli ve sabırsız tepkiler vermek
  • Konuşurken ya da yazarken sözcük bulmada zorluk
  • Ses ve ışığa duyarlı olmak
  • Dikkat dağınıklığı
  • Ne söyleyeceğini unutmak
  • Kısa süreli hafıza bozukluğu (şimdi buradaydı nereye gitti)
  • Daha unutkan olmak
  • Baş ağrıları
  • Sabırsızlık, gereksiz risklere girme, sosyal hayatta değişim.
  • Kolay yorulma
  • Vücut ağrıları, uyku bozuklukları.
  • Baş dönmesi, titremeler, el ve ayaklarda soğukluk.
  • Hoşgörüde azalma.
  • Okumada zorluk.
  • İnsanları anlama da zorluk.
  • Sağ, sol, yön bulmada zorluk.
  • Hareketlilik, el, kol ve bacakların hareketliliğinde artış.
  • Bir işi bitirmeden diğerine atlamak.
  • Cinsel isteksizlik.
  • Matematik işlemleri yapmada zorlanma.
  • Sara nöbetlerinin başlaması.
  • Görme, işitme, tatma duyularında zayıflık.
  • Duygusal dengesizliklerin olması; Korma, kabuslar görme, isteksizlik.
Bu gibi yakınmalar yeni yeni ortaya çıkıyor ise mutlaka geçmişte oluşan hafif kafa darbeleri göz önünde bulundurulmalıdır. Yukardaki yakınmalar nedeniyle tanı konmada ve nedenini bulmada zorluklar yaşanmakta, tedavilerden fayda göremeyen hastalar değişik doktor ve hastane arayışlarına girmektedirler. Bu duruma düşmenin nedeni, hafif kafa darbelerinin ciddiye alınmaması ve kullanılan tanı yöntemlerinin (MR, tomografi) darbe sonrası gelişen beyin duyarlılığını gösterememeleridir. Son yıllarda kullanımı dünyada giderek artan beyin haritalama yöntemi (QEEG) ile kafa darbeleri sonrası gelişen beyin duyarlılığı ölçülebilmektedir.
Dünyada kullanımı son yıllarda


nünü 9 Ekim 2007 11:35

Sağlıklı yaşam için kışa hazırlık;

1-Suyu seviniz. Gune iki bardak su icerek baslayip, gun boyunca 2- 2,5
litre su tuketmeye calisiniz.

2-Her sebze ve meyveyi mevsiminde en az iki defa tuketiniz. Doganin
tamamini kullanmis sayilirsiniz.

3-Cocuklar icin sutu, buyukler icin de ozellikle yogurdu her gun
sofranizdan eksik etmeyiniz. Yasamin sirlarindan biri olan probiyotikleri
bunyenize almis olursunuz.

4-Hasta olmasaniz bile, sifali otlari/bitkileri kullanarak vucut
direncinizi (immun sistemi) kuvvetli tutunuz.

5-Evinizde kurutulmus nane, ihlamur, adacayi, kekik, kusburnu, feslegen,
keten tohumu, zencefil, corekotu, gunluk, yesil cay ile sogan ve sarimsagi
her zaman bulundurunuz. Her gun bunlardan en az birini kullanmaya calisiniz
ki bunlar vucudunuzun koruyucu sovalyeleridir.

6-Sarimsak, sogan, tere, maydanoz, nane, dereotu, roka, feslegen turu
yesillikleri fazla tuketiniz. Bunlar vucudunuzun yakin korumalaridir.

7-Salatanizi mumkun oldugu kadar cok cesitten olusturunuz.

8-Hazir corbalar yerine kendi yaptiginiz corbalari tercih ediniz. Gidanin
en dogalini elde etmis olursunuz.

9-Kis icin ev yapimi domates salcasini tercih ediniz. Domates tanrinin
bize armagani harika bir antioksidandir.

10-Katki maddeleri iceren gidalari, mevsim disi sebze ve meyveleri fazla
tuketmeyiniz. Bunyenizi fazla dinamitlememis olursunuz.

11-Yilda dort kez, on bes gun hic et tuketilmemesi yararlidir.

12-Gunluk 3-4 adet badem, ceviz ve findik almaniz sizi her daim kuvvetli
kilar,

13-Haftada en az 2 kez bakliyat ve balik tuketmege calisiniz.

14-Sicak yemekler icin toprak, celik ve cam kaplari tercih ediniz.

15-Kis aylarinda tulum peyniri, portakal, limon, greyfurt, mandalina ve
kusburnu tuketimini artiriniz.

16-Kisin disarida isleriniz yogun ise; gune pekmez icerek baslayiniz. Bu
uygulama vucudunuzun antifrizidir.

17-Zihinsel calisiyorsaniz kuru uzum yiyiniz. Beyniniz enerjisiz
kalmasin.

18-Ekmek tercihinizi kepekliden yana kullaniniz. Bagirsaklar kepekli tam
posalarla tanissin.

19-Her sabah 20 dakika derin nefes alip verme calismasi yapilmasi, her
nefes alimlarinda 4-5 saniye nefesin icimizde tutulmasi cok yararlidir.
Dogru nefes aldigin kadar hafiflersin.

20-Sabahlari ofis ve evinizi 5 dakika tam havalandirarak maksimum duzeyde
oksijen, gunluk 30 dakika tempolu yurumekle de tum organlarinizi
kazanirsiniz.

21-Gulmeyi hic ertelemeyiniz. Ruhunuzun en iyi ilaclarindandir.

22-Gece uyku ortaminin karanlik olmasi, yorgunluk durumlarinda ise
ogleyin kisa sureli uykular iyidir. Vucudumuzdaki pek cok restorasyon
islemi gece, kisa sureli uykularda da gunluk tamiratlar yapilmaktadir.

23-Firsat buldukca topraga ciplak ayakla basiniz. Tum olumsuzluklariniz
topraga gecer.

24-Her gun 5 dakika gozlerinizi kapatip hicbir sey dusunmemeyi ogreniniz.
Bu sizin yeniden dogumunuz gibidir.

25-Yasaminiz boyunca, vucudunuzu cok kotu usutmemeye calisiniz.

26-Kahvalti masanizda bali her daim bulundurunuz. Bin bir cicegin
ozutudur o.

27-Yag tercihinizi genelde zeytinyagindan tarafa kullaniniz. Vucudunuz
hep bunu bekler.

28-Kahvaltinin mutlaka tam yapilmasi, ogle ogununun orta, aksam ogununun
de hafif alinmasi her daim iyidir.

29-Tuz ve sekeri bunyenize olculu aliniz. Bunlarin azi karar fazlasi hep
zarardir.

30-Margarinleri fazla kullanmamak cildinize, kalbinize ve damarlariniza
verdiginiz en buyuk oduldur.

31-Gunluk bir elma ve bir havucun bunyenizde harikalar yarattigini
unutmayiniz.


Misafir 10 Ekim 2007 11:14

SPOR VE SAKATLIKLAR
Spor sakatlıkları doğrudan hekimi ilgilendiren bir konudur.
Bu nedenle bu bölümde sadece bazı istatistik ve temel bilgileri
ve de tanımları bulacaksınız. Unutulmaması gereken bir spor
yaralanması veya sakatlığı durumunda ilk yapılması gereken
uzman bir hekime başvurmaktır.


Genel Bilgiler
  • Sportif yaralanmalar, genelde spor dallarına özgü özellikler içerir. Çeşitli spor dallarından bazı örnekler verirsek, şöyle bir tablo ile karşılaşırız: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nde 1983-87 yıllarıarasında yapılan bir araştırmada, beş yıllık periyot süresince kliniğe başvuran 1560 spor yaralanması vakası incelenmiştir. Yaralanmaların yüzde 22’si kontüzyon (ezilme), yüzde 20’si fraktür (kırık) olarak bulunmuştur. En sık yaralanan bölgenin ise yüzde 60 ile alt ekstremite (alt taraf) olduğu belirlenmiştir. Ayrıca sporcularda sportif yaralanmaların dışında, bir de overuse (aşırı kullanma) kökenli çok sayıda yaralanma görülmektedir.Girgin, futbolcularda genellikle sıyrıklar, ezikler, yüzeysel ekimozlar (çürükler), basit kas travmaları, kas krampları, basit ayak bileği burkulmaları, basit burun kanamaları, bel ve sırt bölgesinde geçici yaralanmalar, boyun bölgesi travmaları, kaş ve baş bölgesi yaralanmaları görüldüğünü belirtmektedir. Dagarov ve Slanchev ise araştırmalarında, futbolcularda sıklıkla distorsiyon (burkulma), kontüzyon (ezilme), menisküs lezyonları ve kas rüptürlei (kopmaları) görüldüğüne de işaret etmektedir.
  • Futbolcularda sık görülen yaralanmalardan biri de kasıkta uyluğun iç-üst kısmında
    meydana gelen ağrılardır. Burada futbolcuların dizlerinin tam ekstansiyonda iken
    (gerilmiş iken) bacağın kalça ekleminde aşırı abduksiyonu (uzaklaşması) ile dirence
    karşı topa çıkarak savunma yapması, yada bu pozisyonda topa kayarak müdahalesi adduktör(yaklaştırıcı) kasların aşırı gerilmesi ve hareketin sonucu tendon (bağ) kopmalarına veya kemiksel değişikliklere neden olur.
  • Basketbolcularda ise yumuşak doku lezyonları (kontüzyon, hematom, yüz yaralanmaları,
    lif kopmaları, kramplar vb), eklem travmaları (bağ lezyonları, menisküs lezyonları,
    omuz çıkıkları), kırıklar ve büyük yaralanmalar görülebilmektedir.
  • Koşucular üzerinde yapılan bir çalışmada da sporcularda en çok kas ve tendon zorlanmaları,eklem ve bağ yaralanmaları ile menisküs lezyonları görüldüğü saptanmıştır. Bunların nedeni olarak da antrenman (yanlış antrenman, ağır antrenman ve antrenman sırasındaki ani değişiklikler), anatomik faktörler ile ayakkabı ve zemin gösterilmiştir.
  • Halterde daha çok yumuşak doku yaralanmaları sıklıkla görülmektedir. Bu yaralanmalar haltercilerin gövde ve göğüs kafesi kaslarında, sırt kaslarında ve el bileğinde ortaya çıkabilir.
  • Boks sporunda en çok yaralanan bölge yüzdür. Bilindiği gibi boks sporunda öncelikle yumrukların hedefi yüz ve çenedir. Bu nedenle yüzde hafif ekimozlardan (çürüklerden) başlamak üzere, önemli kırıklara ve yüzdeki organların ciddi yaralanmalarına kadar değişik derecelerde yaralanmalar görülebilir. En çok yaralanma kas yarılmalarıdır. Ayrıca ikinci planda ve zamanla oluşan yaralanma ise boksörlerde burun kemiğinin kırılması, çökmesi ve burundaki konkaların deviasyonudur.Bilindiği gibi boksta geçici şuur kayıpları sık görülür. Bu alınan darbenin şiddetine, sporcunun dayanıklılığına ve tecrübesine bağlı olarak farklı sürelerle devam eder. Geçici ve kalıcı beyin zedelenmeleri boksta görülen olaylardır.
  • Judocularda el bileği ve parmakla ilgili yumuşak doku yaralanmaları, diz bölgesinde sathi sıyrık, intra ve ekstra artiküler hematom (eklem içi ve dışına kan birikmesi), bağ, kapsül ve menüsküs lezyonları (yaralanmaları) ile çeşitli kafa travmaları görülebilir.
  • Kayakçılarda ise ayak bileği yaralanmaları, krus (bacak) yaralanmaları, diz eklemi yaralanmaları,kafa travmaları, omurga yaralanmaları, donmalar ve ultraviyole yanıkları görülmektedir.



  • SPOR VE SAKATLIKLAR Spor sakatlıkları doğrudan hekimi ilgilendiren bir konudur.
    Bu nedenle bu bölümde sadece bazı istatistik ve temel bilgileri
    ve de tanımları bulacaksınız. Unutulmaması gereken bir spor
    yaralanması veya sakatlığı durumunda ilk yapılması gereken
    uzman bir hekime başvurmaktır

  • 1-Spor sakatlığı nedir? Spor sakatlıkları genel olarak sportif aktiviteler sırasında meydana gelen her türlü hasarın kolektif adıdır. Groh’a göre spor yapan 40 kişi başına aşağı yukarı büyük bir kaza, 4000 kişide bir sakatlık durumu ve 40. 000 kişide bir de ölüm vakası düşer. Spor dallarına göre kazalarda başta %10 ile futbol gelmektedir bunu % 6 ile güreş % 3ile hentbol ve boks izler atletizmde % 1 kayakta ise % 0. 5 tir.
    2-Spor sakatlıklarının nedenleri nelerdir?
    Spor sakatlıklarının oluşma nedenlerini iki ana grupta toplayabiliriz. Bunlar internal (kişisel) ve eksternal (çevresel) nedenlerdir.
    Kişisel nedenler: Fiziksel eksiklikler, fiziksel uygunluk ‘aerobik dayanıklılık, kuvvet, sürat, beceri, çeviklik), psikolojik faktörler ‘konsantrasyon, riski kabullenme), fiziksel yapı ‘boy, kilo, eklem stabilitesi, vücut yağ dokusu yüzdesi), yaş, cinsiyet.
    Çevresel nedenler: Sporun tipi, sportif aktivite süresi, hadisenin yapısı, rakibin ve takım arkadaşlarının rolü, zeminin durumu, ışık, emniyet tedbirleri. , yavaşlama için yeterli mesafe, malzemeler, iklim koşulları ‘ısı, nem, rüzgar) antrenör, maç yönetimi ‘kurallar ve hakemlerin kuralları uygulaması).

    3-Spor sakatlığının ciddiyeti nedir?
    Bir spor sakatlığının ciddiyet derecesini anlayabilmek için altı temel olguyu değerlendirmek gerekir. Bu olgular; spor sakatlığının tabiatı, tedavi şekli ve süresi, sporda uzak kalınan süre, kaybedilen işgünü, kalıcı hasar, maliyet. İşte, bir spor sakatlığının ciddiyeti bu olguların tek tek ele alınıp, değerlendirilmesi sonucu anlaşılır
    .
    4-Spor sakatlıklarının önlenmesindeki genel kurallar nelerdir?
    Öncelikle ilk yapılması gereken konu sporcuların periyodik sağlık kontrollerdir. Bu kontroller ile sezon başında sporcunun mevcut durumu ortaya konulur. Eksiklikleri belirlenir ve o eksikliklerin giderilmesi için gerekli önlemler hekimin önerisi çerçevesinde alınır. Bu noktada belirlenen eksiklikler hem fizyolojik parametreler, hem fiziksel uygunluk, hem de direkt sağlık ile ilgili eksiklerdir. Spor sakatlıklarının oluşmasında en önemli etkenlerden biri yetersiz ısınmadır. Bu nedenle ısınmaya, özellikle stretch ‘germe) egzersizlerine büyük önem verilmelidir.Burada fiziksel aktivite sonrası yapılacak soğuma da önem taşımaktadır. Her aktivite sonrası mutlaka soğuma da önem taşımaktadır. Her aktivite sonrası mutlaka soğuma egzersizleri yapılmalıdır.

    5-Kas yorgunluğu nedir?
    Antrenmansız sporculara da ağır ve alışmamış kas kasılmalarından 1-2 gün sonra ortaya çıkar.Aynı zamanda ağır sportif yarışmalardan sonra da sporcularda görülen akut (kısa süreli) kas ağrılarıdır. Söz konusu kaslar her hareket denemesi sırasında ve dokununca ağrılı, bazen şiş ve serttir. Sporcular arasında “hamlık” olarak adlandırılır.Kas yorgunluğu ile ilgili çeşitli hipotezler ortaya sürülmüştür. Bunlardan bazılar şunlardır:
    a. Metabolizma bozukluğu hipotezi: Laktik asit (süt asidi) ve diğer asitli metabolizma artıklarının birikmesi.
    b. İltihap hipotezi: Aseptik, asidoza bağlı iltihap.
    c. Kas sertleşmesi hipotezi: Kasın aşırı derecede sertleşmesi.
    d. Mekanik hasar hipotezi: Kas zorlanması, kas gerilmesi.
    Kas yorgunluğunun özellikle negatif iş (fren görevi) yapan kaslarda meydana geldiği gözlenmiştir.


nünü 10 Ekim 2007 12:54

"Ömrünüzü 15 Yıl Uzatın"

Araştırmalara göre, ömrünüzü birkaç yıl uzatabilen öneriler.

1 yıl için
  • Haftada 5 saat bahçe ile uğraşın.
  • C vitamini alın (Araştırmalara göre C vitamini ömrü bir yıl uzatıyor.)
  • Seks yapın. Özellikle erkeklerde haftada en az iki kere seks yapmak ömrü uzatıyor.
  • Kan verin. Kan verdikçe demirin kandaki oranı düşüyor ayrıca kalp krizi riski azalıyor.
3 yıl daha istiyorsanız
  • Ellerinizi sık sık yıkayın. Özellikle kadınların ömrünü dört yıl uzattığı gözlendi.
  • Kendinizi yapabileceğinizin doruğuna erişmeyi hedefleyin. Oskar ödüllü sanatçılar diğerlerine göre en az üç yıl daha fazla yaşıyor.
  • Günde en az iki bardak çay için.
  • İskambil kağıdı oynayın. (Özellikle yaşlılar için)
5 yıl için çikolata
  • Haftada en az üç kere çikolata yiyin.
  • Sabahları bir "günaydın öpücüğü" alın.
  • Yüzde 80 doyduğunuzda yemeyi bırakın.
  • Vejetaryen olun.
Deniz kenarında 10 yıl
  • Her gün bir muz yiyin.
  • Folklor oynayın.
  • Görünümünüze özen gösterin.
  • Deniz kenarında yaşayın.
Az kaloriye, 15 yıl
  • Kaslarınızı geliştirin.
  • Kolesterolünüzü kontrol altında tutun.
  • Daha az kalori alın.


Misafir 10 Ekim 2007 14:15

Egzersizin yararlarını iki etapta inceleyebiliriz. Şöyle ki;

1)
Egzersizin ilk etaptaki yararı günlük yaşantı kondisyonunu arttırmasıdır. Bu kondisyonun artması sonuçta, insan
vücudunun daha az yorularak iş yapmasını sağlar.
Bu günlük zorlanmaları kısaca örneklersek, merdiven çıkma, otobüse koşma, hızlı yürüme ve bir yükü aldırma veya taşıma gibi. Sonuç olarak kişinin günlük işlerini kolayca yapmasını ve yorulmadan tamamlaması sağlanmış olur. Kişi belirli bir program çerçevesinde fiziksel egzersiz yapmasının ardından, egzersiz öncesi ve sonrasındaki günlük işler karşısındaki dayanıklılığı egzersiz periyodunun sonundaki olumlu gelişme açıkça görülebilir.

2) Egzersizin ikinci yararı tıbbi olanıdır. Yani fiziksel sakatlık ve hastalıkların oluşumunu önlemek,geciktirmek ve tedavisinde kullanılmaktadır. Bu hastalıklardan en önemlisi temel oluşum nedeni hareket azlığına dayanan koroner kalp hastalıkları, periferik damar rahatsızlıkları ve hipertansiyon gibi kardiovasküler hastalıklar grubudur. Bir diğer önemli grup ise sırt bozuklukları, yanlış durum ve eylem
anormallikleridir. En önemli vücut anormalliği şişmanlıktır. Egzersiz de en çok bu anormalliğin tedavisinde kullanılır. Yapılan araştırmalarda Amerika' da vücut anormalliklerinde şişmanlığın birinci sırada olduğu ortaya çıktı. Koroner kalp hastalıklarının oluşumundaki egzersiz noksanlığının yerini, günlük yaşantının ve etkilerinden ayırt etmek çok güçtür. Buradaki etkilerden kastımız sigara ve şişmanlığın etkileridir. Bu nedenlerden ötürü çeşitli araştırıcıların elde ettiği sonuçlarda çok değişik çıkmıştır. Egzersizin yaşamın uzunluğu ile ilgisi yıllardır tartışılan ve çeşitli iddialar ortaya atılan bir konu olmuştur.
http://www.gymuniversal.com/htmller/saglik/image/28330.jpg http://www.gymuniversal.com/image/01enfit21.jpgBazı Amerikalı uzmanlar okul ve kolejlerde yapılan zorlu egzersizlerin insan yaşamını kısıtladığını iddia etmişler. Bazıları da bunun aksini söylemişlerdir. Bu konu üzerine yapılan bilimsel araştırmalar, longiditunal(uzun süreli) incelemeler; okul çağlarında yapılan sporun ileri yaşlarda devam ettirilmesi sonucunda, egzersizin sağlık ve uzun yaşama üzerine hiçbir olumsuz etkisi olmadığını ortaya çıkarmıştır.Koroner kalp hastalıklarının oluşum sıklığını ve ağırlığını düzenli egzersizin azaltıp, azaltmadığını belirlemek için yüzlerce araştırma yapıldı.Bu araştırmaların çoğunluğunun kontrolleri sırasında koşulların uygun olmayışı, denek sayısının azlığı ve yanlış vital(yaşamsal) istatistikler yüzünden inandırıcı sonuçlar vermemiştir. Tüm bunlara rağmen birçok yazar düzenli fiziksel egzersizin KALP krizini önlemede büyük rolü olduğuna inanırlar. Bu konu etraflıca 1967 yılında “The Proceeding of the International Symposion on physical activity and cardiovascular health” (Uluslararası fiziksel aktivite ve kalp-damar sağlığı sempozyumu) de incelendi.Ve bu konuda uygulanacak egzersiz programları için Cooper, Bowerman ve Harris' in kitapları önerildi. Uzun yıllardır, miyokard infarktüsü geçiren hastalar için tek tedavi yolu uzun süreli yatak istirahatiydi. 1960'lı yıllardan sonra bu görüş büyük değişikliklere uğradı. Artık, kişilere göre değişen egzersizler bilim adamlarınca, hastalar için önerilmektedir.http://www.gymuniversal.com/image/doctor.gif http://www.gymuniversal.com/image/fat.gifŞişmanlık ile diğer hastalıklar arasındaki bağın direk olarak kanıtı oldukça güçtür. Yalnız, yapılan araştırmalar sonucu birtakım hastalıkların şişman kişilerde, normal kilolu insanlara oranla daha çok görüldüğü ortaya çıktı. Şişmanlığa neden olarak yıllarca fazla yeme olarak gösterilmiştir. Ama bu konunun temel nedeni hareket azlığıdır. Şişmanlık derdinden kurtulmak için fiziksel egzersiz yapılmalıdır.Yalnız bu egzersiz yapılmalıdır. Yalnız bu egzersiz ile birlikte kalori kontrolü gerekmektedir.Bu fiziksel egzersizler düzenli diyetlerle birlikte sürdürülmelidir. İnsan organizmasının enerji gereksinimi temelde 3 maddeden sağlanır. Bu maddeler karbonhidratlar, yağlar ve proteinlerdir. Proteinler organizmanın yapı taşı olarak faaliyet gösterirken, fiziksel aktiviteler için gerekli enerjinin %98'i karbonhidratlar(şekerler) ve lipitler (yağlar) ‘den sağlanmaktadır. Egzersiz fizyologlarının yaptığı uzun araştırmalar sonucunda fiziksel eforun süresi uzadıkça devreye giren lipit miktarının arttığı ortaya çıkmıştır. Kısa süreli ve süratli eforlarda gerekli enerjinin %100'e varan bölümü karbonhidratlardan sağlanır. Yapılan fiziksel egzersizin uzun süreli olması, organizmada deri altında biriken yağ tabakalarının erimesine neden olur. http://www.gymuniversal.com/image/saglik.jpg Yağ birikimi önce karın kaslarının bulunduğu bölgede oluşur. Fazla birikim “göbeklenme” adı verdiğimiz oluşumu ortayaçıkarır. Bu nedenle fiziksel eforların süresi uzatıldığında, yağlara gereksinme duyulur ve önce karın kaslarının bulunduğu bölgelerdeki yağlar devreye girer ve düzenli bir program ile bu yağların eritilmesi sağlanabilir.Organizmada bir stres karşısında, bu strese karşı koyacak bir uyum oluşumuna neden olur. İşte, insan vücudunun bir stres karşısındaki durumunu, “egzersiz, emosyonel(heyecansal) stresin fizyolojik sonuçlarını elimine eder, ” telkini bazı uzmanlarca ortaya atılmıştır. Egzersiz bu konuda muhtemelen şu mekanizmayla haraket eder.“Egzersiz sonucunda adrenal bezlerinin uyarılma eşiği düşer. Uyarılma artar, böylece antistres streoidlerinin büyük bir depo oluşturmasına ve strese yanıt süresinin kısalmasına neden olur. ” Bu nedenle insanların iç tansiyonlarını azaltmak için de spor yapmaları gerekmektedir.


_PaPiLLoN_ 10 Ekim 2007 22:13

Yeşil erik binbir derde deva

Market, manav ve pazarlarda tezgahları süslemeye başlayan yeşil eriğin bol miktarda B vitamini içerdiğini ifade eden uzmanlar, "Erik, kansızlığı giderir, iştah açar ve hazmı kolaylaştırır. Romatizma, mafsal kireçlenmesi ve nikriste faydalıdır. Ateş düşürücü etkisi de olan erik, diş temizliğine de yardımcı olur. Regl düzenleyici, idrar söktürücü ve terleticidir. Tuzsuz rejim yapan ve romatizma rahatsızlığı olanlara iyi geldiği bilinmektedir. Kalp ve böbrek hastalıklarına, karaciğer hastalıklarına karşı B vitamini ihtiva eden erik, bu özelliği sayesinde sinir sistemini takviye eder. Çekirdekleri ise bağırsak solucanlarını düşürmekte kullanılır" dedi.
Türkiye'deki en tanınmış erik çeşitleri can eriği, papaz eriği, mürdüm eriği ve tatlı üryani eriği olarak biliniyor. Türkiye'nin hemen her yöresinde yetiştirilen erik, daha çok taze meyve olarak tüketildiği gibi komposto, hoşaf, şurup, pekmez, reçel, marmelat veya kurutularak saklanıyor. İlkbaharda çıkan eriğin yeşil, kırmızı ve sarı meyvesi sonbahara kadar, kurutulmuşu da yıl boyunca tüketilebiliyor.
Latince adı "Prunus domestica" olan erik, en eski yazılı belgelere göre 2000 yıldır biliniyor. Kafkasya ve Hazar Denizi çevresinden dünyaya yayıldığı sanılan eriğin erkenci döneminde çıkanına "can eriği", yaz ortalarında olgunlaşanına "Japon ya da İtalyan eriği" deniyor. Ağustos'ta olgunlaşmaya başlayan "Avrupa eriği" ise Ekim ayına kadar yenebiliyor.


_PaPiLLoN_ 12 Ekim 2007 21:19

Neden bu kadar yorgunum?


Sağlıklı yaşadığınız halde kendinizi yorgun hissediyorsanız ve bunun sebebi yoğun iş temposu değilse doktorunuza danışın. İşte yorgunluğun 7 temel nedeni...

Kansızlık :

Üretkenlik çağınızda iseniz ve özellikle adet dönemleriniz uzun sürüyorsa, miyomlarınız varsa ya da yakın zaman önce doğum yaptıysanız, bunlara bağlı kan kaybı nedeniyle kadınlarda yorgunluğun birinci nedeni olan anemi gelişmiş olabilir. Kanamalar sonucunda kanda oksijeni taşıyan alyuvarlardaki demirden zengin bir protein olan hemoglobin miktarı azalır. Dokular ve organlar yeterince oksijen almayınca bunun sonucu yorgunluktur. Kansızlığın diğer nedenleri iç kanama veya demir, folik asit ya da vitamin B12 eksikliği olabilir. Böbrek hastalığı gibi kronik hastalıklar da kansızlığa neden olabilir. Baş dönmesi, solukluk, üşüme hissi, kalp atımında hızlanma kansızlığın diğer belirtileridir. Kansızlığın tanısı için doktorunuz bir kan testi isteyecektir. Eğer sebep demir eksikliği ise demir takviyesi gibi kansızlığın nedenine yönelik tedavi uygulanır. Etkili tedaviyle yorgunluk, en geç 30 günde geçecektir.

Hipotiroid :

Genel olarak enerji düzeyiniz hep düşükse, kendinizi tükenmiş ve hattâ biraz depresyonda gibi hissediyorsanız bunların sebebi yavaş çalışan tiroid bezi olabilir. Tiroid bezi vücudun enerji metabolizmasını kontrol eder. Kadınlarda sanıldığından çok daha yaygın olan tiroid bozukluğu T3 ve T4 gibi tiroid hormonlarının düzeyinin saptanmasıyla teşhis edilebilir. Bu hormonlar düşükse dışarıdan hormon takviyesi yapıldığında yorgunluk şikâyetiniz kısa zamanda geçecektir.

İdrar yolu enfeksiyonu :

Kadınların çoğunda idrar yolu enfeksiyonu yanma veya sık idrara gitme ihtiyacı gibi belirtilerle birlikte ise de bazı hastalarda hiçbir belirti olmayabilir ya da belirtiler hafif olduğundan fark edilmeyebilir. Sürekli yorgunluk da bu gibi idrar yolu enfeksiyonlarının tek belirtisi olabilir. Cinsel birleşme bakterileri idrar yolunun ağzından vajinaya doğru ittiğinden bu riski artırabilir. Bir idrar tahliliyle teşhis konulabilir. Genellikle ağızdan alınan bir antibiyotikle tedavi hızlı ve kolay sonuç verir. Yorgunluk da birkaç gün içinde kaybolur. Bir süre sonra yorgunluk veya başka belirtiler tekrarlarsa tekrar idrar testi yaptırın çünkü bazı kadınlarda idrar yolu enfeksiyonları kroniktir.

Fazla kafein alımı :

Hızlı bir enerji desteği için çoğumuz kahve ya da kola içeriz ama bazı kadınlarda kafeinin fazlası ters bir etki yapabilir. Bir uyarıcı olan kafein, fazla miktarda alındığında yorgunluğa neden oluyor. Bu nedenle kafein alımının daha da artırılması sorunun kötüleşmesinden başka işe yaramıyor. Çözüm; yaşantınızdan kafeini mümkün olduğu kadar çıkarın. Bu, sadece kahvenin değil çikolata, çay, kola ve kafein içeren bazı ilaçların da kesilmesi anlamına geliyor.

Besin intoleransı :

Besinlerin bize enerji verdiği kabul edilir ama bazı doktorlar gizli besin intoleranslarının bunun tersine yol açtığına inanıyor. Hafif bir besin intoleransı bile uykunuzun gelmesine yol açabilir. Tolere edemediğiniz yani yendiğinde size, sizin bu besine bağlamadığınız ve ondan olduğunu düşünmediğiniz rahatsızlıklar verebilen bazı besinler olabilir. Bu besinlerin farkında olmadan sürekli yenilmesi kendinizi,sürekli yorgun ve tükenmiş hissetmenize neden olabilir. Eğer belirli besinleri yedikten sonra 10-30 dakika içinde uykunuz geliyor, kendinizi kötü hissediyorsanız şüphelendiğiniz besinleri beslenmenizden çıkarın. Böyle bir şüpheniz varsa doktorunuzla konuşun.

Uyku apnesi :

Yeterli uyku uyumuyorsanız bu bir yorgunluk sebebi olabilir. Ama ya yeterli uyku uyuyup ta aslında uykunuzu almadığınızı bilmiyorsanız? Uyku apnesi olarak bilinen durumda siz uykuda iken genellikle her gece birçok kez nefes almanız durmaktadır. Sonuç, gece kaç saat uyursanız uyuyun bütün gün yorgun olmanızdır. Uyku apnesi konusunda uzmanlaşmın bir doktorun yardımıyla uyku laboratuvarında bu hastalığa tanı konulması mümkündür. Uyku apneniz varsa doktorunuz kilo verme ve sigarayı bırakma gibi yaşam tarzı değişimleri önerecektir. Siz uyurken hava yollarını açık tutan cihazlar veya nefesle tetiklenen basınçlı hava cihazları kullanılabilir. Aşırı olgularda, yeterli hava akımının sağlanması için ameliyat gerekebilir.

Tanı konmamış kalp hastalığı :

Elektrikli süpürgeyle evi temizlemek, bahçe işleri veya olağan günlük işlerinizi yapmak gibi sıradan işler sizi yoruyorsa, kalbiniz SOS sinyali gönderiyor olabilir. Eğer bu basit hareketlerle gelen yorgunluk hissi hele birdenbire ve sebepsiz yere ortaya çıktıysa, ciddi durumların habercisi olabilir, beklemeden doktorunuza danışmalısınız.


_PaPiLLoN_ 17 Ekim 2007 22:37

Kendi küçük şifası büyük

Yaş incirin kurutulduğunda bünyesindeki kalsiyum 4.6 kat artıyor.

Enerji verir

Vitamin ve mineral bakımından zengin bir gıdadır.

Bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kollestrol seviyesinin düşürülmesi gibi faydaları da vardır.

Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir.

İncirin kurutulmuşu çok değerli olup, iyi bir besin kaynağıdır. Balgam söktürücü, yumuşatıcı olarak kullanılır.

Ayrıca kış aylarında vücudun direncini arttırır, pek çok sağlık sorununa karşı güç ve dayanıklılık kazandırır.

İncirin bünyesinde şeker, albüminli maddeler, organik asitler, pektin, provitamin, A, B1, B2, C vitaminleri, magnezyum, kükürt, fosfor ve unlu maddeler bulunur.

İnciri cevizle birlikte yerseniz hem vücudunuzu zehirlerden korur, hem de bronşite iyi gelerek öksürüğü keser. Nezle için de faydalıdır.

İnciri sütle ya da sirkeyle eğer oda olmazsa yalnızca zeytinyağına batırıp yiyerek basur şikayetinizi ortadan kaldırabilirsiniz.

Sesiniz kısıldığında hemen bir inciri bir su bardağı kadar sütün içine koyup bir cezvede kaynatın. Ilık ılık bu şurubu için, çok yararını göreceksiniz.

Yaş dalları kırıldığında akan sütümsü beyaz sıvı, nasır ve siğillere sürülür.

Yaşı kurusundan daha fazla tercihe şayan olan incir vücuda kuvvet verir. Anasonla beraber yenen incir hem kan yapar, hem de şişmanlatır. Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidirler.

Kuru incir, içerdiği protein miktarı yönünden fakir, sentezinde kullanılan aminoasit çeşidi açısından zengindir, bu nedenle hücre gelişimini destekler.

Ayrıca kuru incir, boğaz ağrısı bronşit ve öksürüğe de faydalıdır.


Sedef 21 18 Ekim 2007 01:48

Tuz Masalı
Son 30-40 yıldır, üç büyük beyaz tehlike diye tuz, şeker ve beyaz un’dan bahsedilmektedir. Bunlardan beyaz şeker ve beyaz un hakkında söylenenler doğrudur, çünkü her ikisininde doğal özelikleri bozulmuştur ve artık doğal değillerdir. Peygamberimiz ’’Ya Ali yemekten önce ve yemekten sonra bir miktar tuz seni 70 tür hastalığa karşı korur’’ buyurmuştur

Peygamber Efendimiz beyaz un mamüllerini kulanmamış ve kulanımını yasaklamış. Osmanlının son dönemine kadarda Müslümanlar beyaz un mamüleri kulanmamışlardır.Beyaz unda vitamin ve minerallerin bazıları ya tamamen yoktur veya oldukca azdır, çünkü kepekle birlikte en önemli lifli kısmı hayvan yemi olarak kulanılır.

Beyaz un:
Kepekli un sağlıklıdır, çünkü buğdaydaki mineral, vitamin, enzim ve amino asitler kabuğundadır. Kepeğin atılması ile birlikte bütün vitamin, mineral, enzim ve aminoasitler de yok olur ve bu nedenle beyaz un besleyici değildir. (geniş bilgi için budaya bak)


Beyaz un'la beslenen insanlarda sindirim rahatsızlıkları, deri hastalıkları, immün zafiyeti, cinsel güçsüzlük gibi birçok hastalık ortaya çıkar. Çünkü vücutta vitamin, mineral, aminoasit ve enzim yetersizliği ortaya çıkar. Bu vitamin, mineral, enzim ve amino asit yetersizliği haplarla kısa bir süre alınarak karşılanabilir, fakat uzun süre kulanılırsa bağırsaklar tembeleşir.

Bilindiği gibi bağırsaklardaki faydalı bakteriler K ve B12-Vitaminleri gibi karmaşık vitaminler üretirler ki bilindiği gibi bunları lifli besinlerden üretirler. Faydalı bakteriler kendileri için üretikleri bu vitaminlerin çok azını kendileri kulanırlar ve geri kalanı vücut tarafından değerlendirilir. Arılarda balı kendileri için üretirler ama çok azını kendileri tüketirken asıl ana kısımını insanlar tüketir.

Beyaz Şeker:
Şekerin kulanılması ise çok yenidir. Şekerin doğalı, yani birleşiminde vitamin mineral ve enzim içerdiğinden zararı pek yoktur. Örenğin eskiden kulanılan Turhal şekeri veya esmer şeker normaldir. Eskiden tatlandırıcı olarak bal ve pekmez kulanılırdı.

Şeker pancarından elde edilen şeker ilk zamanlar doğal iken sürekli yeni metotların geliştirilmesi ile şimdi beyaz şeker hiç vitamin mineral, enzim ve amino asit içermez ve en önemli kısmı hayvan yemi yapımında kulanılır.


Buda kandaki şekerin aniden yükelmesine sebep olur, çünkü vitamin, mineral, enzim, ve amino asit içermediğinden hızlı geçiş olur. Şeker kanda yükselirken bu şekeri hücreye taşıyacak olan insulini yeterince salğılanaması nedeniyle zamanla şeker hastalığı ortaya çıkabilir. Bu nedenle doğal şeker kulanılmalıdır.

Tuz nedir?
Tuz sodyum ve klor elementlerinden oluşur ve 1 gram tuzun suda çözülmesi ile 0,6 gramını kloriyonu ve 0,4 gram sodyumiyonu ortaya çıkar. Yetişkin bir insanın vücudunda 100 gram sodyum ve 77 gram klor bulunur. Bu elementler kan, lenf, hücreler, dokular, kemik, kıkırdak ve kirişlerde bulunur. Klor ayrıca mide asidi için gereklidir.


Sodyumiyonu vücudun osmotik (geçişmel, geçişen) yapısında çok önemli rol oynar. Yani hücrelere besleyici maddenin (vitamin, mineral, enzim, amino asit ve glukoz gibi) girişi ve hücrelerdeki artık maddelerin dışarı çıkarılmasında, kısaca transportta rol oynar. Ayrıca sinir ve kaslarda uyarıları iletmede rol oynar. Sodyum-potasyumla birlikte hücrelere giriş ve çıkışları konturol ederler.

Kloriyonunun yetersizliği kanın pH-Değerinin asitleşmesine buda asidoza sebep olur, asidozsa çok tehlikeli bir durumdur. Asidoz böbrek zafiyeti, akçiğer iltihaplanması, aşırı kusma ve ishale sebep olur. Klor bilindiği gibi şehirlerin su şebekesine katılır, çünkü klor mikropları öldürür. Klor aynı şekilde bağırsaklardaki zararlı bakterilere ve bunların üretiği zehirli gaz ve zehirli alkolleri zararsız hale getirir.

Tuz tansiyonu ne zaman yükseltir, şayet kişi daha önce böbrek iltihaplanması geçirmiş ve bu iltihaplanma kronikleşmişse, bu ağrı vermez. Kişi kronik böbrek ağrılarını unutur, fakat böbrekler kronik iltihaplı olması nedeniyle sodyumlu birleşikleri süzemez.

Böylece kanda sıvı oranı artar ve buda yüksek tansiyona sebep olur. Örenğin sodyum (Na+) ve karbonik asit (HCO3-) birleşerek sodyumhidrojen karbonat (NaHCO3) oluşur ve bu dışarı atılamaz. Yani bu sadece kronik böbrek iltihabı olanlarda olabilir aksi halde tuz yüksek tansiyona sebep olmaz.

Arteryo skleroz:
Yüksek tansiyona genelikle arteriyo skleroz (damarların yağlanması, daralması ve setleşmesi) nedeniyle ortaya çıkar. Buda genelikle aşırı et, peynir, yumurta ve mamullerini yeme, alkol ve sigara içme nedeniyle olur.


Az tuz alındığında sodyum yetersizliği nedeniyle aritmi (kalpritim bozukluğu), yurğunluk, başağrısı ve bayılma gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Yüksek tansiyona karşı alınan ilaçlar (antihipertensif) üreyi artırır, trigliserid, kolesterol ve şeker metabolizmasını bozar, kan akışını yavaşlatır ve buda yüksek tansiyona sebep olur.

Diyet tuzu:
Diyet tuzu adı ile üretilen sodyumsuz yeni tuz: potasyum, magnesiyum,kalsiyum ve bir düzine organik asit içermektedir. Potasyum, sodyumun yerini tutmaz ve ayrıca acı bir tadı vardır. Potasyum besinlerde yeterince mevcut olup ayrıca ekstra almaya gerekte yoktur. Ayrıca ekstra potasyum alındığında sodyumun karşıtı (antigonistik) olduğundan hücrelerdeki transport işlemide negatif etkilenir. Hücrelere besleyici maddeler girer ve artık maddeler dışarı çıkar ve bu sodyum-potasyum dengesi ile olur.


Denge bozulursa hücrelerdeki artık madde dışarı atılmazsa hücreler çöp hücreye dönüşür. Bilindiği gibi psikolojisi bozuk bazı insanlar evdeki çüpü dışarı atmadığı gibi dışarıdaki çöpü evlerine çekerler ve bu çöp yığını bütün çevreye hastalık yayan mikrop yuvasına dönüşür. İşte hücrelerde böyle olabilir ve o zaman kişi hemen kolay hastalarnıve hastalıklardanda kolay kolay kurtulamaz.

Araştırmalar:
1-) New York’dan Prof. Dr. Michael A. Aldermann Amsterdam’da yaptığı konferansta 1400 kişi üzerinde yaptığı araştırmada az tuz alanların, çok tuz alanlara göre % 20 oranında daha çok kalp krizine yakalandıklarını tesbitetmişdi. (Nhp. 7.2001.1072)

2-) Dünyada en çok tuz kulanan millet olarak bilinen Japonların diğer milletlere göre daha sağlıklı ve uzun ömürlü oldukları bilinmektedir.

3-) Prof. Dr. K. Stupe (Kassenarzt 4.1997) az tuz alan yaşlılar üzeride araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar sonucu yaşlılarda konsentrasyon zafiyeti, algılama zafiyeti, hafıza zafiyeti gürüldüğünü tesbitetmişlerdir. Hatta yaz aylarında yeterince tuz ve su almayanlarda kolapsüs (kan dolaşımının durması) sebep olduğunu tesbitetmiştir. (Nhp. 7.2001.1072)

4-) Gelişme çağındaki çocukların az tuz alması halinde gelişme anormalikleri, yorğunluk, başağrısı, okulda anlamama, zorlanmalarda nefes darlığı, deri hastalıkları ve erken yaşlarda yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara, sebep olur. (Nhp. 7.2001.1072)

5-) Remscheid’dan Prof. Dr. H. Kaulhausen Bayreuth’e eğitim seminerinde hamile bayanların tuz ve su alımını azaltmaları halinde hamilelikleri üzerinde kötü etkiler sebep olabileceğini beyan etmiştir. (NM.10.95.44)

6-) New York’tan Prof. Dr. A. Aldermann ve ekibi 1900 erkek ve 1000 bayan üzerinde 4 yıl süren bir araştırma yapmıştır. Bu araştırmalarda az tuz alanların çok tuz alanlara göre daha fazla kalp krizi görüldüğünü tesbitetmiştir. (GM.7-8.1996.37)

Tecrübelerim:
Larenjit (gırtlak iltihaplanması):
Örneğin oğlum Muhammed Samil 3 yaşında pseudokrup’a (larenjit, gırtlak iltihaplanması) yakalandı ve Frankfurt Üniversitesi çocuk kliniğinde bu hastalığa viruüslar neden oluyor bakteriler değil, bunedenle antibiyotikler etki yapmaz sadece tuzlu su ile enhalasyon yapabiliriz dediler. Bende evde tuzda suda yeterince var o halde çocuğu eve götüre bilirim dedim ve çocuğa tuzlu su ile enhelasyon biraz yadımcı oluyor ve birkaç saat sonra rahatsızlıkları yeniden azıyordu onu özel bir homeopatik ilaçla tedavi ettim.

Nörodermatoz:

Besin allerjisi nedeniyle iki dirsek boynundada kaşıntılı, kabarçıklı,allerjik ekzem (nörodermatoz) oluştu. Tuzun faydaları üzerine okuduklarımı tatbik etmeyi düşündüm. Yemekten önce ve sonra bir miktar tuz aldım ve nörodermatoz bir hafta içinde azaldı ve 4 hatta içinde iyileşti. (15.05.05)


_PaPiLLoN_ 26 Ekim 2007 19:40

Sporda bunlara dikkat!

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Işık Akgün evde en sağlıklı şekilde spor yapmanın yollarını açıkladı: Yanlış yapılan spor, vücutta ağrılar oluşmasına yol açabilir.

Özellikle evlere koyulan ve bilinçsizse kullanılan koşu bantları ayak bileği, diz, kalça ve belde ağrılar yaratabilir. Bu ağrılar belli bir süre sonra devamlı hale gelip günlük yaşantıyı da etkiler.

Ayakkabısız koşmayın!

Bu durumun en önemli nedenlerinden biri, evde bir yürüyüş aleti olmasına rağmen koşu bandında iyi bir ayakkabının kullanılmaması, bandın üzerinde basit ayakkabılarla hatta çorapla koşulmasıdır.

Bandın seçimi önemli

Koşu bandının seçimi de çok önemlidir. Son yıllarda koşu bantlarında teknolojik gelişmeler çok fazla ama yine de günümüzde satılan koşu bantlarının bir kısmı yumuşatıcısı yani tartanı olmayan bantlardır.

Bu durumda siz yere ayağınızı koyduğunuz anda verilen güç aynı şiddette ayak bileğine, dize ve kalçaya gelir. Bu da eklemdeki kıkırdaklar üzerine aşırı yük getirir. Belli bir süre sonra da ağrıya neden olur.

Bu yüzden koşu bandı seçerken mutlaka yumuşatıcısı olan bantlı koşu cihazlarını seçmek gerekir. Bu yumuşatıcıların sıfırdan 8'e kadar modelleri bulunur. Bunları kendi ritminize ve vücut yapınıza göre ayarlayabilirsiniz. Özellikle yürüyüşlerin dışında yapılan koşularda bu bantların gerçekten son derece önemlidir.

Süreyi abartmayın

Ayrıca koşu bantlarının kullanım sisteminde de bazı hatalar yapılıyor. Spor yapmanın çok faydalı olduğu düşünülerek her gün 45 dakika banda çıkanlar var. Üstelik bu 45 dakikanın son 20 dakikası koşu tarzında yapılıyor. Bu kadar yoğun bir tempo eklemlere aşırı yük getirerek ağrı yaratır, sonra da kıkırdak hücrelerini etkileyerek kayba yol açar.

İdeal olanı iki günde bir yarım saati geçmeyen yürüyüşler ve koşular yapmaktır. Özellikle ağrı başladıktan sonra mutlaka bir doktor kontrolünden geçmek ve koşu bandı kullanım programı almak gerekir. Bu tip ağrıları olan kişilerin yürüyüşlerini özellikle toprak zeminde veya tartan zeminde (halı sahalarda kullanılan madde) yapmalarını öneririm.

Eğer illa yürüme bandında yürüyüş yapılacaksa 4-4.5 hızı geçmeyecek şekilde 20 dakika ile 30 dakika arasında yürüyüş yapılabilir. Ancak özellikle koşulmasını öneriyorum.

Spordan önce ısının

Spor yaparken oluşan sakatlıkların, ısınmadan spora başlandığı hallerde artırdığı söylenmektedir. Spor öncesinde yapılan germe ve ısınma hareketleri yanlış spor yapıldığı taktirde sakatlanma oranını azaltmaz. Sadece sizi spora hazırlar. Ayrıca spora çabuk konsantrasyon açısından fayda da sağlar.

Düşük ağırlıkla çalışın

Özellikle vücudunu geliştirmek isteyen kişiler, birden gereksiz ağırlıklar kaldırmaya başlayarak omuz bölgelerinde ağrı yaratabilirler. Bu durum onları spor yapamayacak hale bile getirebilir. Bu durumun önüne geçmek için tavsiye edilen, düşük ağırlıklarla ve sık tekrarlarla çalışmanın sürdürülmesidir. Daha sonra kademeli olarak ağırlık arttırılabilir.

Kaç dakika egzersiz?

Aletlerin sayısına göre her alette geçirilecek süre de faklıdır. Yürüme bandı için 20-30 dakika, bisiklet için 15 dakika idealdir. Adale çalıştırıcılarda özellikle de bacak adalelerini çalıştıran aletlerde 10 defadan iki set, üst grubu çalıştıran aletlerde düşük ağırlıklarla 10 defadan iki set yapılabilir. Ay yürüyüşü denilen alette ise direnci sıfırdan başlatıp yavaş yavaş artırarak yaklaşık 15 dakikalık egzersizi öneririm.

Egzersizin başında ve sonunda vücudu esnetici egzersizler yapmak da son derece faydalıdır. Bunun iki yararını göreceksiniz. Birincisi adale ve tendonlarınızı spora hazırlarsınız. İkincisi ise adele ısısını artırarak konsantrasyonunuzu yükseltirsiniz. Öte yandan aletten alete geçiş sırasında bir-iki dakikalık molalar son derece yararlıdır. Çok uzun süreli ara vermekten ise kaçınmalısınız.

Spor zayıflatır ama...

Zayıflamak için spor mutlaka yapılmalıdır. Ancak çok aşırı kilolu olan bir kişiye bilinçsiz spor yapmasını öğütlediğiniz takdirde hastanın ölümüne bile neden olabilirsiniz. Bu nedenle kilo vermede öncelikle yapılması gereken şey doktor kontrolüne girmektir.

Bir doktor tarafından kişinin metabolizması ölçülmeli, hormonal değerleri tespit edilmeli ve kilo vermeye başladığı andan itibaren yavaş yavaş kademeli artışlarla spor yapması teşvik edilmelidir. Bu spordaki birinci basamak yürüyüştür. Bu yürüyüşler tabii ki kilonuzun değerlerine göre 45 dakikaya varan dış ortamda ve toprakta yapılmalıdır.

Spor salonlarında ise egzersizlere çok daha düşük zamanlarda ve adetlerde başlanmalıdır. Süre ve adet daha sonra yavaş yavaş artırılmalıdır. Spor sırasında kişilerin kalp ritimlerini ve tansiyonlarını mutlaka kontrol ettirmeleri gerekir. Sağlıklı kişilerin de, normal kiloya sahip olanların da yapacakları egzersiz tiplerine göre kalp ritmlerini ve tansiyonlarını kontrol ettirme zorunlulukları vardır. Aksi taktirde çeşitli sağlık sorunlarının yaşanma ihtimali doğacaktır.


Misafir 26 Ekim 2007 22:06

Uzmanlara göreyse, küçük ayrintilara dikkat etmek saglikli olmak için yeterli. University of Maryland'den Doç. Dr. Pamela Peeke, yil boyu saglikli kalmanin inceliklerini Glamour'a anlatti.
- OCAK
Sigarayi birakmak, yeni bir yila yepyeni, daha saglikli baslangiç yapmanin en iyi yollarindan biri olsa gerek. Arastirmalar da, bu tür bir motivasyondan bahsedilebilecegini gösteriyor. Uzmanlar, ocak ayinda sigarayi birakanlarin, diger aylarda birakanlara göre daha basarili oldugunu söylüyor. Sigarayi birakin!

SUBAT

Yemek aliskanliklarinizi gözden geçirin Yemek aliskanliklarinizi gözden geçirin
Vücudumuz, mutluluk hormonu serotonini kis aylarinda daha az üretiyor. Bu da, kis aylarinda serotonin üretimini hizlandiran ekmek ve tatli gibi karbonhidratli yiyeceklerin pesinde kosmanin nedenlerinden sadece biri. Çözüm ise çok basit: Bu yiyecekleri yemekten çekinmeyin; fakat meyve ya da sebze gibi daha az islenmis olanlarini tercih edin.

MART
Egzersiz yapmaya baslayin

Basta siki bir egzersiz programi uygulamaniz gerekmez; haftada iki kez spor salonuna ugramaniz yeterli olur. Bu sayede, fazla kilolarinizdan kurtulmak için ilk adimi da atmis olursunuz.

NISAN
Vücudunuza alici gözle bakin

Bel ölçünüz, vücudunuzun ne kadar saglikli oldugunun bir göstergesidir. Sirt üstü uzanin ve karniniza bakin. Eger göbeginizin hemen altinda bir tümsek görüyorsaniz, vücudunuzda toksik yag var demektir. Toksik yag ise kalp hastaliklarina, diyabete ve kansere davetiye çikarmakla ayni anlama geliyor.

MAYIS
Cinsel hayatinizi düzene sokun

Vücudumuza dikkat etmeye basladigimiza göre, cinsel hayatimizda küçük bir düzenlemeye gitmenin de hiçbir sakincasi yok. Uzmanlar, yaptirmaniz gereken testler varsa bu ay içinde mutlaka yaptirmanizi öneriyor.

HAZIRAN
Check-up yaptirin

Bir check-up için doktora gittiginizde, muayenehanede geçireceginiz zaman, ortalama 17.4 dakikadir. Yapilan bir arastirma, haziran ayinda yapilan check-up'larin bu süreden daha uzun sürdügünü gösteriyor. Çünkü bu dönemde insanlar tatile çikmaya basladigi için, doktorlarin hastalarina ayirdiklari vakit de artiyor.

TEMMUZ
Cildinize özen gösterin

Cilt kanserinin yaz aylarinda arttigini unutmayin ve Temmuz ayi içerisinde cildinize mutlaka özen gösterin. Çünkü temmuz, günes altinda en çok vakit geçirilen ay.

AGUSTOS
Tatile çikin

Uzun bir tatile çikmak, hatta sadece hafta sonu için sehirden ayrilmak bile kalp krizi riskini ciddi biçimde azaltiyor.

EYLÜL
Farkli egzersizler yapin

Aylar boyunca ayni egzersizi yapmak hem sizin, hem de vücudunuz için ******dir. Benzer egzersizleri yaptikça, kaslariniz da gelismeyi kademeli olarak durduracaktir. Dolayisiyla, eylül ayi egzersiz programinizi degistirmeniz için uygun bir dönem.

EKIM
Bagisiklik sistemine dikkat

Ekim, soguklarin kendini iyiden iyiye hissettirmeye basladigi aydir. Dolayisiyla, vücudunuzun soguk havalarla ve grip gibi hastaliklarla bas edebilecek kadar güçlü olmasi gerekmektedir. Soguklarla bas etmenin en iyi yollarindan biri ise, yesil çay.

KASIM
Saglik sigortasi yaptirin

Kis aylarinin gelmesiyle birlikte, saglik sigortanizi gözden geçirmenin de vakti gelmis demektir. Yeniliklerden haberdar olun ve gerekirse de poliçenizi yenileyin.

ARALIK
Stresten uzak durun

Aralik ayi, özellikle de yilbasi dönemi, insanlarin stresi en fazla hissettigi dönemdir. Bu ay içerisinde kisa bir tatile çikmak, ya da en azindan hayatinizda küçük degisiklikler yapmak, stresten uzaklasmaniz açisindan önemli.


Pollyanna 29 Ekim 2007 14:31

Sıcak Su…




Çinliler çok sıcak su içerler … Bol Bol Sıcak Su …. Bütün gün, her gün !

NEDEN bol sıcak su?
Çay veya su bazlı içeceklere benzemeyen şekilde, bol su mide yüzeyinde kan akımına direkt olarak emilen birkaç maddeden biridir.Beden suyu diğer bileşenlerden ayırmak zorunda kalmaz.

NEDEN Sıcak Su?
Çinliler, 40 yaşından sonra oda sıcaklığından daha soğuk olan hiçbir şeyin bedenlere alınmaması gerektiğine inanırlar. Çünkü normal yaşlanma fiziksel değişimler üretir:
a) Kan damarları daha az elastik olur ve içindeki birikim nedeni ile çapı küçülebilir, bu nedenle yüksek kan basıncı oluşabilir ve kandolaşımı problemleri ortaya çıkabilir (dondurma başağrısı sendromu)
b) Sindirim sistemi (büzgen kas, barsaklar ve kolon) da daha az elastik olur, sindirim sorunlarına ve kabızlığa neden olur.

Çinliler soğuk içecekler içtiğiniz veya soğuk besinler yediğiniz zaman içsel organların daha fazla büzüldüğüne, mevcut problemleri daha da kötüleştirdiğine inanıyor. Yağlı bir tavayı soğuk suda yıkamaya çalışın. Yağlar donar ve yapışır. Ama aynı tavayı SICAK suda
yıkarsanız, yağı çözer ve uzaklaştırır. Bedenimiz yağları içerir.
Sıcak su sistemimizi temizler.

SICAK SUYUN Faydaları :
1 – Bedenin doğal serinletme sistemini çalıştırır. Bu kan dolaşımında artışa neden olur.
2 – İç organları ve kaburga kafesinin etrafındaki kasları gevşetir,daha derin nefes almanızı sağlar.
3 - Mide asidi etkilerini rahatlatır ve asit reflu semptomlarını rahatlatır.
4 – Sulanmayı ve besinlerin emilimini artırarak sindirime yardımcı olur.
5 – Kabızlığı giderir.
6 – Kilo verme : yemeklerden yarım saat önce içilen sıcak su iştahı azaltır ve kilo vermeyi hızlandırır. Nefes tekniği ilebirleştirilirse, yağ yakmak için hiper – oksijenlenme sağlar.
7 – Soğuk algınlığı, gripin süresini kısaltır, zatürreyi önler.

NE KADAR İÇMELİ? NE KADAR SICAK OLMALI? NE KADAR SIK İÇMELİ
Günce 3 kez 1 fincan için, kahve sıcaklığında. Daha fazlası daha iyidir.
Dr. Susan Lee-Smith RN, PhD,


Misafir 30 Ekim 2007 13:59

Kanser Tedavi sırasında iyi beslenme
Kanserli kişiler yemek yeme güçlüğü çekebilirler.
• Bazı kişiler tedavi sırasında iştahsız olurlar.
• Kişinin, kanser olduğunda ya da tedavi sırasında kilo kaybetmesi sıkça rastlanan bir durumdur.
• Kişinin kanser ya da kanser tedavisi nedeniyle midesi bulanabilir.
• Bazı kanser türlerinde kişinin özel bir beslenme yöntemi izlemesi gerekir.
İştahsız olmanız durumunda
Kişi, hastalık, tedavi, yorgunluk, damak tadının değişmesi, ağrı, depresyon, mide bulantısı ya da kusma nedeniyle iştahını kaybedebilir. Bazı kişiler eskisi gibi yemek yemek istemezler.
Aşağıda belirtilenlerin yararı olabilir:
• Sık sık az miktarda yiyiniz.
• Ağzınızın içinde yara varsa, yumuşak yiyecekler yiyiniz. Meyve ve sebze suları yararlı olabilir.
• Yiyeceklere, tatsız gelmeleri halinde, limon suyu ve tuz ekleyerek tad verilebilir.
• Sade çorba gibi berrak sıvılar iç meye ç alışınız ve ardından bisküvi ya da ‘hafif’ bir şeyler yiyiniz.
• Sevdiğiniz yiyeceklerden daha fazla yiyiniz.
• Ağzınızda yara varsa, bu durumu doktor ya da hemşireye belirtiniz. Yara tedavi edilebilir. İçecekleri pipetle iç menin yararı olabilir.
Kilo alma yöntemleri
Bazı kişiler kanser hastalığı ya da tedavisi nedeniyle kilo kaybederler. Diyetinize enerji ve protein sağlayan besinler eklemenin yararı olabilir.
• Eğer yiyebilirseniz, diyetinize peynir, tam yağlı süt ve diğer süt ürünlerini dâhil ediniz.
• Yemek yiyememeniz halinde, bunun yerine besin değeri yüksek içecekler iç iniz. İçeceğin iç ine yumurta, dondurma ya da meyve ilave ediniz. Bunları ayrıca, kilo almanızda yardımcı olması iç in, öğün aralarında da yiyebilirsiniz.
• Alkollü içki içebilmeniz durumunda, iştahınızı artırması iç in Guiness ya da siyah bira iç meye çalışınız.
• Ek gıdalar diyetinize ekstra enerji ve/veya protein sağlayabilirler. Bu gıdaları eczane ya da süpermarketten alabilirsiniz. Bazıları iç in doktorunuzdan reçete almanız gerekir. Ek gıdaları kullanmadan önce doktorunuza danışınız. Bu, özellikle şeker hastası olmanız durumunda ç ok ö nemlidir.
Mide bulantısı varsa
Mide bulantısı kanser hastalığı ve tedavisinde yaygın görülen bir yan etkidir.
• Yemek kokuları sizi rahatsız ediyorsa, soğuk yiyecekler ya da salatalar yiyiniz.
• Yalnızca ısıtılması gereken hazır yiyecekler yemeğe ç alışınız. Pişirmeden önce, donmuş yiyeceklerin buzlarının çözülmesini ve iyice pişmesini sağlayınız.
• Yemek pişirmesini bilen biri ile birlikte kalıyorsanız, yemeği o kişinin pişirmesini isteyiniz.
• Yağlı ya da kızarmış yiyeceklerden uzak durunuz. Bu yiyecekler ağır kokulu olup, mide bulantısına neden olabilirler.
• Uyandığınızda kızarmış ekmek gibi kuru yiyecekler yemeğe ç alışınız. Bu, mide bulantınızı bastırabilir.
• Hafif çorba ya da muhallebi gibi hafif yiyecekler yiyiniz. Sevdiğiniz yiyecekleri küçük miktarlar halinde yemeğe başlayınız.
• Maden suyu, limonata ya da soda gibi gazlı içecekler içiniz.
• İçecekleri yiyeceklerle birlikte almak yerine, öğün aralarında içiniz.
• Doktorunuzdan, mide bulantısını önleyici ilaç yazmasını isteyiniz.
Özel bir diyet planlama Bazı kanserli kişilerin özel yemek sorunları vardır. Sözgelimi; kolostomi, ilyostomi ya da larenjektomi uygulanan kişilerin özel bir diyet izlemesi gerekir. Şeker hastaları ile kalp veya kolesterol sorunu olan kişilerin beslenmeyle ilgili özel danışmanlık hizmeti almaları gerekecektir. Doktor ve beslenme uzmanları bu konuda yardımcı olabilirler. Birçok hastanede kanserli hastaların beslenmesi konusunda uzmanlaşan beslenme uzmanları bulunmaktadır. Beslenmenizle ilgili yardıma ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız, bir beslenme uzmanına sevk edilmenizi isteyiniz.


_PaPiLLoN_ 1 Kasım 2007 21:18



Kanseri yenme kuralları


Kanseri yenmenin yeni kuralları sıralandı. 7 bin araştırmanın sonucu şöyle;
Yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre, normalden biraz daha kilolu olmak meme, pankreas ve bağırsak kanserine yakalanma riskini artırıyor. 7 bini aşkın araştırma beslenme ile kanser arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor.

Bu araştırmaları birleştiren raporda belirtilen kurallardan bazıları şöyle:

-Normal vücut ağırlığına uygun ölçüde zayıf kalın,
-Her gün düzenli egzersiz yapın,
-Kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketimini azaltın,
-Daha çok sebze ve meyve tüketimine yönelin,
-Alkol tüketimini kadınlar için günde bir erkekler için günde iki kadehle sınırlayın,
-Tuzu kesip bakliyata ağırlık verin.

"Araştırmada ayrıca yeni doğan bebeklerin de en az altı ay anne sütüyle beslenmesi gerektiği vurgulandı."


KENCISii 10 Kasım 2007 09:21

Nezleyi yenmenin 6 doğal yolu Havalar soğuyunca hemen burnumuz akmaya başlar. Tıkanıklık ve nefes alamama ise soğuk algınlığının en can sıkıcı noktası. Burada devreye giren burun damlalarını ise sınırlı sürede kullanmak lazım. Uzmanlar “bir kere burun damlasına alıştığınızda, bunu bir daha bırakmak çok zordur” diyor ve soğuk algınlığını evde kendi kendimize de tedavi edebileceğimizin altını çiziyor. Nezleden kurtulmanın en iyi yolu ise, bağışıklık sistemini güçlendirerek hiç nezle olmamak! Nezleyi yenmenin doğal yolları ise şöyle:

SIVI KAYBINI ÖNLEYİN

Soğuk algınlığı bir kere kapınızı çaldı mı? O halde bu günleri sorunsuz atlatmak için öncelikli olarak bol bol su için. Burnunuz tıkalı olduğu için ağzınızdan nefes alacağınız için ağzınız kuruyacak ve tat alma duygunuz körelecek. Tüm bu yan etkileri önlemek ve vücut kuruluğunun önüne geçmek için her fırsatta su için. Su içmekten sıkıldıysanız kekik, melisa, ıhlamur gibi bitki çayları da işinizi görecek.

BURUN DUŞU

Nezlede burun bir kurur, bir delice akar. Bu durumdan kurtulmanın yolu ise burna ‘duş’ aldırmaktan geçiyor. Eczanelerde satılan deniz suyu gibi preparatlarla burnunuzun içinizi yıkayabilir ve boşaltım sağlayabilirsiniz.

BANYO YAPIN

Burnunuzun tıkanıklığından şikayet ediyorsanız, hemen küveti doldurun. Sıcak suyun içine mentol, keki, ökaliptus gibi bitkilerin yağlarından damlatın. Bu eterik yağlar bir süre sonra daha rahat nefes almanızı sağlayacak. Ancak küvette çok kalıp üşütmemeye dikkat edin.

AROMATERAPİ

Buhar banyosu yapamayanlar, aromaterapinin iyileştirici gücündün faydalanabilir. Birçok yerde aromaterapik yağ bulunuyor. (Örneğin Body Shop gibi.) Yağları mum ışığında ısıtarak buğu yapın. Yağların kokuları burun mukozasını rahatlatacaktır.

ÇİNKO VE C VİTAMİNİ ALIN

Eğer burnunuz gıdıklanmaya başladığı anda çinko ve C vitamini kutusuna uzanırsanız, nezleye ‘hoş geldin’ demeden veda edebilirsiniz. Uzmanlar, soğuk algınlığını önlemek için beş gün boyunca 120 mg çinko ve 2 ila 5 gram C vitamini alınmasını tavsiye ediyorlar.

TAVUK SUYU İÇİN

Kuş gribi nedeniyle şu sıralar zor günler geçirsek de, soğuk algınlığının en iyi ilacı hâlâ tavuk suyu çorba! Nebraska Medical Center’da yapılan bir araştırma bu çorbanın nefes yollarını açtığını ve vücut ısısını artırarak eklem ağrılarını hafiflettiğini kanıtlamış.

Vücudunuz iflas etmesin

Gün boyu masa başında oturarak, çay, sigara, kahve tüketerek, sağlıksız beslenerek vücudunuzu iflasın eşiğine getirmeyin...

Zayıf bir bağışıklık sistemi soğuk algınlara daha çabuk yenik düşer. Öncelikli olarak fazla çay ve kahve alışkanlığınıza son verin. Kafein fazla alındığında çarpıntı, tansiyonda yükselme, uykusuzluk gibi sorunlara yol açıyor.

Kahvenin 3 fincandan fazla içilmesi, osteoporoz denilen kemik erimesine neden olabiliyor. Bunun yanı sıra fazla alınan karbonhidrat da vücudu güçsüz bırakır. Fazla karbonhidrat kan şekerini, kandaki insülin hormon düzeyini artırırken iyi kolesterol dediğimiz HDL kolesterolü azaltır. Uzun süre şeker yükü fazla olan karbonhidratlarla beslenenlerde şeker ve kalp hastalıkları da ortaya çıkar.

Peki ya nezle olduysanız!

Hiç telaşlanmayın, hafif atlatmanın yolları da var:

MENDİLİNİ SAKLAMAYIN

Burnunuzu mu sildiniz, mendilinizi anında çöpe atın. Çünkü cepte saklanan mendiller mikrop saçıyor!

KAPALI ÇÖP KUTUSU BULUN

Mendilleriniz atmak için kapalı bir çöp kutusu bulun. Açık kutularda virüsler havaya karışmaya devam eder.

ELLERİNİZİ SIK SIK YIKAYIN

Virüsün başkalarına geçmesini önlemek için sık sık ellerinizi yıkayın. Mümkünse kimseyle tokalaşmayın.

HAPŞIRIRKEN DİKKAT!

Hapşırırken ya da öksürürken mutlaka ağız ve burnunuzu mendille kapatın.

İŞE GİTMEYİN, DİNLENİN

Bu öneri patronların hoşuna gitmeyecek ama soğuk algınlığının en iyi tedavisi bu kadar tıbbi gelişmeye rağmen hâlâ yatmak! O yüzden mümkünse birkaç gün evde dinlenin. Hem böylece iş arkadaşlarınıza da mikrop bulaştırmamış olursunuz.


kambis 11 Kasım 2007 21:26

İş Yerlerinde Radyasyon Tehlikesi

Monitörlerin arka kısmındaki radyasyonun ön kısmından çok daha fazla olduğu, bu nedenle “sırt sırta” konulan bilgisayarlarda çalışanların yüksek radyasyona maruz kaldığı vurgulandı.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilim Dalı Kurucu Başkanı ve Gazi Non-İyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi Kurucu Müdürü Prof. Dr. Nesrin Seyhan, “Elektronik Manyetik Alan” olarak da adlandırılan radyasyonun doğada çok az miktarda bulunduğunu ve insan vücudunun bundan etkilenmediğini söyledi. Prof. Dr. Seyhan, ancak teknolojinin gelişmesi ve radyasyon yayan cihazların kullanımının artmasıyla buna maruz kalan kişilerde vücut dengesinin bozulduğunu ve rahatsızlıkların ortaya çıkmaya başladığını bildirdi.

Özellikle günde 8-10 saat geçirilen iş yerlerindeki radyasyondan olumsuz etkilenildiğini ifade eden Prof. Dr. Nesrin Seyhan, “İş yerlerindeki radyasyon, hassas kişilerde boğazda kuruluk hissi, gözde problemler, baş ağrısı, alerji, yüzde kızarıklık, uykusuzluk, seslere karşı hassasiyet, işitme zorluğu ve yorgunluk gibi rahatsızlıklara yol açıyor” dedi.

ALINACAK ÖNLEMLER

Alınabilecek basit önlemlerle bu olumsuzlukların azaltılabileceğini bildiren Prof. Dr. Seyhan, şöyle devam etti:
“İş yerlerindeki en önemli radyasyon kaynaklarından birisi, bilgisayar monitörleri. Her monitör bir miktar radyasyon yayar, ancak üreticiler monitörleri geliştirirken, karşısında çalışan kişiye radyasyonu en az düzeyde verecek şekilde dizayn ederler. Bu nedenle arka kısımlarındaki radyasyon oranı, ön kısımlarındakinden çok daha fazladır.

İş yerlerinde çalışma düzeni nedeniyle monitörler sırt sırta konulduğunda, iki taraftaki çalışan da yüksek radyasyona maruz kalmaktadır. Ofislerde bilgisayar masaları, mümkün olduğunca yan yana ya da birbirine bakacak şekilde yerleştirilmeli. Eğer bu mümkün değilse monitör olarak radyasyon yaymayan LCD monitörler tercih edilmeli. Ayrıca dizüstü bilgisayarlar, şarjlı olarak kullanıldığında daha düşük radyasyon oranına sahiptir, bu göz önüne alınmalı. Bilgisayar başında uzun saatler kalınmamalı, 2 saatte bir yarım saat ara verilmeli.”

Prof. Dr. Seyhan, iş yerlerinde radyasyon oranını azaltmak için alınabilecek diğer önlemleri ise şöyle sıraladı:
“Bilgisayar monitörleri gibi radyasyon yayan TV’lerden de en az 2 metre uzakta durulmalı. Kullanılmayan tüm elektrikli cihazları ya kapalı tutulmalı, ya da fişten çıkartılmalı. ‘Dect’ olarak da adlandırılan telsiz telefonlar da radyasyon yayar. Mümkün olduğunca kablolu telefonlar kullanılmalı. Fotokopi makinelerinden en az 50 santimetre uzakta durulmalı.”


Sedef 21 18 Kasım 2007 20:14

ŞEKER HASTALARINA KÜÇÜK ÖNERİLER:

Haftada 1 kez sabah akşam şekerinizi ölçün,kayıt tutun ve bu kayıtları kontrol anında doktorunuza gösterin Kilonuzu kontrol altında tutun,ideal kilonuzu koruyun Günlük düzenli yürüyüşler yapın. Öğün atlamayın,diyetisyeninizin veya doktorunuzun yemeyi önermediği hiçbir şeyi yemeyin,ısrarlara kulak asmayın. İçeriğinde fruktoz,sakkaroz veya şeker olan hiçbir ürünü satın almayın,tüketmeyin. Gerektiğnde değişiklik yapabilmek için besin gruplarını iyi öğrenin. Tatlandırıcılarla yaptığınız yiyeceklerle kendinizi ödüllendirin. Halk arasında diyabete iyi geliyor diye önerilen tatlı yiyeceklerden uzak durun.


evo 19 Kasım 2007 12:35

YEMEKTE KONUŞMAK "GAZ" YAPIYOR


EDİRNE
- Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, ''Yemeği acele ve hızlı yemek, yemek sırasında çok konuşmak, daha fazla hava yutulmasına yol açar. Bu da kişide gaz sorununa neden olur'' dedi.
Prof. Dr. Yorulmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çoğunlukla korunması ve çözümü çok zor olmayan bir sorun olan mide bağırsak gazının, herkesin her zaman yaşadığı ve toplumda en sık rastlanan şikayetlerden biri olduğunu söyledi.
Aslında her sağlıklı midenin içinde üst kısmında hava olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yorulmaz, gazın, yenen gıdaların sindirilemeyen kısımlarının kalın bağırsaktaki mikroplar tarafından parçalanması sırasında ortaya çıktığını söyledi.
Özellikle fazla yenen ağır bir yemekten sonra görülen ve çok önemsenmeyen gaz sorununun kullanılan bir ilacın yan etkisi ya da şeker hastalığı da içinde olmak üzere pek çok nedeni olabildiğini ifade eden Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, "Ayrıca öğün atlama ve diğer öğünde fazla yemek yeme, liften fakir beslenme, gıda alerjisi, sigara ve alkol kullanımı, hareketsiz hayat da gazın oluşmasında rol oynamakta. Kadınların adet dönemleri ve gebelik, mide çıkışını daraltan sorunlar, midenin sarkması, mide fıtığı, midenin fazla genişlemiş olması, sindirim salgılarının yetersizliği, mide barsak enfeksiyonları, bağırsakların gıdalara hassas olması, ülser, reflü gibi hastalıklara bağlı olarak da bu sorun ortaya çıkabilir" diye konuştu.

a.a.


Demir YumruK 19 Kasım 2007 15:04

Yetersiz beslenme kısa boylu yapıyor!

Çocuklarda beslenme yetersizliğine bağlı görülen boy kısalığı Türkiyede her 100 çocuktan 12sini etkiliyor. Beslenmenin ilk yıllarındaki kayıpların telafisi yok

Ayşegül Aydoğan AtakanTüm dünyada bir taraftan obezite salgını ve bu salgının çocuklar üzerindeki ürkütücü etkilerinden bahsedilirken bir taraftan da beslenme yetersizliği sorunu çocukların önemli bir kısmını etkiliyor. Türkiye dahil pek çok ülkede görülen beslenme yetersizliğinin en önemli sonuçlarından biri ise boy kısalığı. Ülkemizde kronik beslenme yetersizliğine bağlı olarak görülen boy kısalığının her 100 çocuktan 12sini etkilediği tahmin ediliyor. Türkiyede yılda yaklaşık 1.5 milyon bebeğin dünyaya geldiği düşünülürse bu yüzdenin önemi de ortaya çıkıyor. Kıbrısta 7 - 11 Kasım tarihleri arasında düzenlenen 51. Türkiye Milli Pediatri Kongresinde de gündeme gelen beslenme yetersizliği ve yol açtığı sorunlar, konunun uzmanları tarafından masaya yatırıldı. İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Büyüme ve Gelişme ve Pediatrik Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feyza Darendeliler, konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı. Çocuklarda boy kısalığına neden olan faktörler arasında beslenmesinin rolü nedir? Boy kısalığının çeşitli nedenleri var. Bu nedenler arasında da beslenme bozukluğu önemli bir yer tutuyor. Beslenme bozukluğu akut yani kısa süreli olabilir ama bu Türkiyede daha az görülüyor. Ama kronik yani uzun süreli beslenme bozukluğu ülkemizde hâlâ sık görülen bir sorun. Beslenme yetersizliğine bağlı boy kısalığı ne oranda görülüyor?
Son verilere göre kronik beslenme bozukluğuna bağlı olan boy kısalığının görülme oranı beş yaş sınırına bakıldığında yüzde 12 civarında. Yani 100 çocuktan 12sinin boyu kısa. Bu çocuklar büyük bir olasılıkla, hayatlarının ilk 1.5 yılında kötü beslenme sonucu büyümesi geri kalmış olan çocuklar. Daha sonra normal büyüme kaydetseler bile maalesef o kaybettikleri boyu yerine koyamıyorlar, telafi edemiyorlar. Dolayısıyla da kısa boylu kalıyor. Bu çocukların ilk 1.5 yılda yeterince anne sütü alamaması da sorunu artırıyor mu? Kronik beslenme bozukluğu gelişmekte olan ülkelerin bir sorunu. Dolayısıyla da ilk bir yılda anne sütünü yeterince almamak ya da anne sütünü yeterince almasına rağmen anne sütünü kestikten sonra ek gıdaları bulamama veya doğru ek gıdaları alamama veya miktarının az olması nedeniyle sorun ortaya çıkıyor. Esas neden, anne sütünden sonraki o geçiş dönemindeki gerekli besin maddelerini alamamaktır. Kronik beslenme yetersizliği Türkiyede hangi bölgelerde daha sık karşınıza çıkıyor?Dünya Sağlık Örgütünün tanımlamalarına göre kronik beslenme yetersizliğinin en önemli göstergesi beş yaşındaki boy kısalığıdır.
Tabii dünyada olduğu gibi Türkiyede de bölgesel farklılıklar var. Kesinlikle oranlar batıda çok daha düşük doğuda da daha yüksek. Batıda yüzde beş olan oranlar doğuda yüzde 30ları buluyor. Türkiye öne çıkan faktörler neler? Devam eden bir beslenme bozukluğu varsa ki bu illa ki kalori ya da protein eksikliği nedeniyle olmak zorunda değil. Çinko, demir, iyot eksikliği de olabilir. Tabii bütün bunlarda değişik belirtilere yol açıyor. Mesela ülkemiz, iyot eksikliğinin sık görüldüğü bir bölge. Artık tuzlar iyotlanıyor dolayısıyla iyot eksikliğinin nispeten azalıyor olması lazım. Ancak bunun tam önlenmiş olması söz konusu değil şu anda. Çocuklarda iyot, demir ve çinko eksikliğinin sonuçları nelerdir? İyot eksikliği guatr yapar. Ayrıca da gelişme bozukluğu yapabilir. Beyin gelişimi için iyot gereklidir. Yine çocuk yeterli demir almazsa genel performansını olumsuz etkiler, halsizlik, yorgunluk yapar. Çinko eksikliği de yine boy kısalığı nedenlerinden biridir. Ayrıca sık enfeksiyon geçirmenin nedenlerindendir. Beslenme yetersizliği yine çocukların okul başarısını da düşürebilir. Buna karşın yanlış beslenerek sürekli kilo alan bir grup da var...
Maalesef. Dünyada bir tarafta beslenme bozukluğu varken bir taraftan obezite sorunu görülüyor. Türkiyede de çok çeşitli yapılan okul çalışmalarında fazla tartılı oranı yani şişmanlığın bir alt düzeyi, yüzde 25 dolaylarında. Şişmanlık oranı ise okul çocuklarında yüzde 3 - 4 oranlarında görülüyor. Şişmanlık açısından fazla tartılılar da risk altında. Çocukluk çağı obezitesi erişkin çağdaki obezitenin en önemli nedenlerinden bir tanesi. Yani çocukken obezseniz büyük olasılıkla erişkin dönemde de obez oluyorsunuz. Bu nedenle çocukların fazla tartılı çıkması bile çok önemli. Türkiye açısından hangisi ön planda? Beslenme bozukluğu mu yoksa şişmanlık mı? Bölgelere ve ailelere göre her ikisi de önemli bir sorun. Batı bölgelerinde şişmanlık ön plandayken doğu bölgelerinde beslenme bozukluğu daha önemli diyebiliriz. Yılda 11 milyon çocuk ölüyorKongrede paylaşılan verilere göre tüm dünyada yılda 11 milyon çocuk ölüyor. Bunda beslenme yetersizliği ya da bozukluklarının önemli bir payı var. Çocuk ölümlerinin tamamını önlemenin mümkün olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Alev Hasanoğlu, ''Ama beslenme bozukluklarına yönelik politikalar üretmek, anne sütünü teşvik etmek ve aşılamanın yaygınlaştırılmasını sağlamak gerekiyor'' dedi.

Hangi saatte ne içmeli?

Sağlıklı beslenmede nasıl ki öğünler belli saatlerde yeniyorsa sıvı alımının da doğru saatleri var.Vücudunuzun taleplerine gerektiği şekilde yanıt verebilmek için hangi saatte ne içeceğinizi bilmelisiniz.

Lezzet Dergisi Özellikle bunaltıcı sıcaklarda çok susuyoruz. Susadıkça içiyor, içtikçe susuyoruz. Peki neden susuyoruz? Hiç merak ettiniz mi? Organizma, su rezervleri azalmaya başlayınca beyne sinyal veriyor ve biz susuyoruz. Su, organizmanın işlevini sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarından biri. Vücudumuzun yüzde 60'tan fazlası su. Gerek terleme, gerek böbrekler, gerekse nefes alıp-verme işlevi aracılığıyla vücuttan atılan suyun su içerek geri alınması sağlığımız açısından çok önemli. Aksi durumda susuz kalan organizmada aksaklıklar sözkonusu olabiliyor. Normalde vücudun su kaybı kilonun yüzde 0.2'si kadar olmalı. Örneğin 55 kg ağırlığındaki bir kadının günlük su kaybı, 110 gram olmalıdır. Ancak su kaybı yüzde 0.5 olunca susuzluk ortaya çıkıyor. Bol bol su için Yaz aylarında bol su içmek gerekiyor. Çünkü diğer mevsimlere oranla bu aylarda daha çok terleyerek daha çok sıvı kaybediyoruz. Üstelik sıcak hava vücutta aşırı ısınmaya yol açıyor. Bu durumda vücuttaki su, ciltteki gözenekler vasıtasıyla dışarı çıkınca (terleyince), vücudun iç ve dış ısısı dengeleniyor ve sıcak havaya daha kolay uyum sağlayabiliyoruz. Ancak az su içiyorsanız sağlığınız tehlikede demektir. Bu durumda terleme mekanizması görevini yeterince sürdüremez. Aşırı su zararlı mı? Su içmek yararlı. Ama bunun da bir sınırı var. Eğer günde 3 litreden fazla su içiyorsanız, tokluk ve aşırı şişkinlik sözkonusu olabiliyor. Bu da sağlığınız için gerekli temel maddelerin (makarna, sebze ve balık gibi) alımını engelleyebiliyor. Ayrıca aşırı suya tepki veren hücreler minerallerin böbrekler ve ter yoluyla atılımını hızlandırıp böbreklerin yorulmasına ve mineral eksikliğine yol açıyor. Hele bir de az tuzlu bir diyet uygulanıyorsa bacaklarda kramp ve yorgunluk gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Değişik sıvılar alın Normal bir beslenme programı ile vücudumuz günde yaklaşık bir litre su alıyor. İdeali ise günde yaklaşık 2.5 litre sudur. Evet, başlıca içeceğimiz su ama sağlığımız için diğer içeceklere de gün içersinde yer vermeliyiz.Çünkü organizmanın sudan başka sıvılara da ihtiyacı var.Ancak her içeceğin bir saati var.Organizmanın gün içersindeki taleplerine en iyi yanıtı verebilecek içeceği içmek kadar ne zaman içmek gerektiğini de bilmekte yarar var.Kısaca susadıkça içmek yeterli değil.Doğru zamanda doğru içeceği seçmek önemli. Saat 08.00 Uyanınca 1 bardak ılık su için. Neden?
Organizma gece boyunca toksin ve artık maddeler üretiyor. Bu maddelerin vücuttan atılımını kolaylaştırmak ve vücudun ısı mekanizmasını gün boyunca dengelemek için sabahın erken saatlerinde sıvı almak çok yararlı. Ne içmelisiniz? Oda ısısında bekletilmiş 1 bardak su içmek böbrek ve bağırsakların işlevini artırarak vücudu toksin ve artıklardan temizliyor. Cilde pürüzsüz bir görünüm kazandırıyor. Dilerseniz su yerine idrar söktürücü ve toksin atıcı özellikler içeren bitkisel çaylar da içebilirsiniz. Saat 08.30 Kahvaltıda 1 fincan kahve için. Neden? Günün ilk öğününde yani kahvaltıda enerji veren bir içeceği tercih edin. Gün ortasına kadar sizi formda tutmalı, zihni uyarmalı ve konsantrasyonu artırmalı. Ne içmelisiniz? Kahve sinir sistemini uyaran maddeler içeriyor. Bu maddeler ani enerji verip, zihni açıyor ve konsantrasyonu artırıyor. Ayrıca metabolizmayı hızlandırıyor. Saat 10.30 Ara öğünde 1 bardak taze meyve suyu için. Neden?
Sabahları saat 10:00 ile 11:00 arasında vücudun su rezervi azalıyor. Kan şekeri düşüyor. Oganizmada yorgunluk ve konsantrasyon azalması başgösteriyor. Bu aşamada deyim yerindeyse vücudun yeniden şarj edilmesi gerekiyor. Organizmayı yeniden tazeleyerek güçlendirecek besleyici bir meyvenin suyu yararlı olur. Ne içmelisiniz? Meyve suyu özellikle sıcak havalarda terle kaybedilen vitamin ve mineral tuzlarının geri alımını sağlıyor. Ayrıca meyvede bulunan şeker sayesinde enerji ile tansiyon iniş ve çıkışları sözkonusu olmuyor. Portakal, greyfurt, vişne, kayısı suyu, muzlu süt veya çilekli süt içebilirsiniz. . Saat 12:00 Güneşten koruyucu bir içecek için. Neden? Hem öğle öğününe tok başlamak, hem terleyerek kaybettiğiniz mineralleri geri almak, hem de cildinizi güneşin zararlı etkilerinden korumak için betakaroten, C ve B vitaminleri ile mineraller içeren bir meyve suyuna ihtiyacınız var. Ne içmelisiniz? Taze domates suyunda tüm bu özellikler mevcut. Domates, mineral özellikle de potasyum kaynağı. Ayrıca serbest radikallere karşı savaşan likopen maddesi içeriyor. Ancak organizmanın likopeni özümsemesi için domates suyuna 1-2 damla zeytinyağı ilave etmenizde yarar var. Saat 14:00 Yemekten sonra hazmı kolaylaştıran bir içeceği seçin. Neden? Sıcak havalarda hazımsızlık sorunları çok yaygın bu nedenle hafif yemekler yenmeli. Öğle öğününde az yeseniz bile aşırı sıcak havaların etkisiyle hazımsızlık probleminden yakınabilirsiniz. Bu durumda mide salgısını artırarak hazmı kolaylaştıran bir içecek içmenizde yarar var. Ne içmelisiniz? 1 fincan çay için. Çay, hem hazmı kolaylaştırıyor, hem de içeriğindeki tein maddesi nedeniyle genelde bu saatlerde başgösteren uyku halini engelleyerek canlılık veriyor. Saat 17:00 Sağlıklı beslenmede nasıl ki öğünler belli saatlerde yeniyorsa sıvı alımının da doğru saatleri var.Vücudunuzun taleplerine gerektiği şekilde yanıt verebilmek için hangi saatte ne içeceğinizi bilmelisiniz. İkindi için besleyici bir meyve suyunu tercih edin. Neden? Öğle öğününü bir küçük tost ya da hafif bir salata ile mi geçirdiniz? Günün bu saatlerinde hafif bir yorgunluk belirtisi ve konsantrasyon azalması sözkonusu olabilir. O halde vücudunuzu canlandıran ve besleyen hafif bir içeceğe ihtiyacınız var demektir. Ne içmelisiniz? Şeker, vitamin ve mineral içeren olgun bir mevsim meyvesi ile hazırlanmış bir meyve suyunu tercih edebilirsiniz. Şeftali, kayısı, vişne, karpuz-kavun, ahududu gibi meyvelerle hazırlanmış meyve suyuna protein ve kalsiyum içerikli bir kahve fincanı süt ilave edin. Böylece akşam öğününe tok olarak başlayabilirsiniz.

Akşam öğününde 1 kadeh şarap için. Neden?
Akşam saatlerinde bunaltıcı sıcaklar yerini hafif bir serinliğe bırakıyor, ısı birkaç derece düşüyor ve hafif bir esinti çıkıyor. Bu saatler hafif bir içki almanın tam zamanı. Ne içmelisiniz?
Soğuk bir kadeh şarap akşam öğününün iyi bir eşlikçisi olabilir. İçerdiği şeker sayesinde enerji verirken, damar sistemi üzerinde olumlu etki ederek damarların genişlemesini sağlıyor. Saat 23.00 Bira ile gevşeyin. Neden? Barda veya bir davettesiniz... Ya da tatilde... Hoş bir geceyi hafif bir içki ile renklendirebilirsiniz. Kolay hazmedilen ve gevşetici etkisi olan bir içki olmalı. Ne içmelisiniz? Akşam yemeğinden sonra gittiğiniz eğlence yerinde şaraptan daha az alkollü olan birayı tercih edin. İçeriğindeki şerbetçiotu sayesinde bira hazmı kolaylaştırıyor. Ancak bağırsak gazlarını ve karında şişkinlik yapmasını önlemek için birayı yudum yudum içmeye özen gösterin. Her rahatsızlığın bir içeceği var. Diş ağrısı Ani diş ağrısına yakalandınız. Diş çürüğü ağrısı ya da dişeti iltihabı gibi sorunlarda acil tedavi için birkaç damla konyak veya viski için. Bu içeceklerde alkol oranı yüksektir ve dezenfektan, iltihap giderici ve ağrı kesici özellikler içerirler. Baş ağrısı Düşük tansiyon kaynaklı başağrısını acil olarak tedavi etmek için bir fincan kahve için. Kahve, damarları yapılandırıcı etkisiyle tansiyonu yükselterek ağrıyı dindiriyor. Bu konuda en etkili kahve, yüksek miktarda kafein içeren Amerikan kahvesidir. Hazımsızlık Yemeği abartmış olabilirsiniz. Bu konudaki can simidiniz 1 bardak kolalı içecektir. Bu içecekler, mide sularının salgısını artırarak hazmı kolaylaştırırlar. Kola ayrıca mide bulantısını da geçirir. Kilo sorununuz varsa light içecekleri tercih edin. Güneş yanığı Güneşte fazla kaldınız. Cildiniz acıyor. Enerji verici bir meyve suyu imdadınıza yetişebilir. Bağışıklık sistemini güçlendirerek, cildi güneşin zararlı etkilerinden koruyan bol vitaminli portakal, greyfurt ya da limon suyunu günde birkaç kez için. Uykusuzluk Sıcaktan ya da ortam değişikliğinden kaynaklanan uykusuzluktan yakınıyorsanız yatmadan yarım saat önce 1 kaşık bal ilaveli süt için. Sütte bulunan triptofan adlı aminoasit, gevşetip rahatlatıyor. Bal ise yatıştırıcı etkili serotonin üretimini artırıyor. İshal Yaz aylarının en yaygın hastalıklarından biri ishal. Soğuk ve çiğ besinlerden oluşan beslenme alışkanlığından kaynaklanıyor. Tedavi için; içine birkaç damla limon suyu damlatılmış 1 bardak su için. Yorgunluk Yılın yorgunluğunu bir kaç günlük tatille atmak zordur. İş yoğunluğundan uzakta dinleniyorsunuz ama bir türlü kendinizi toparlayamıyorsunuz. Ani enerji toplamak için bir kadeh şampanya için. Dinginlik veren bu içki ile moraliniz de yükselecektir . Adet sancıları Adet zamanı gelince tatlı yeme isteği başgösteriyor, sinirlilik artıyor ve karın ağrıları ortaya çıkıyor. 1 tatlı kaşığı kakao ilaveli 1 bardak süt içeriğindeki triptofan sayesinde sancıyı dindiriyor. Şişkinlikten yakınıyorsanız laktoz içermeyeni seçin.


Sedef 21 25 Kasım 2007 17:12

Sağlıklı Yaşam Mesajı
http://resimler.haberler.com/haber/976/saglikli-yasam-mesaji-11_o.jpg Zonguldak'ta Yeşilay Haftası Nedeniyle Anaokolu Öğrencileri, Büyüklerinin Sigara İçmemesi İçin Yaptığı Mezar Şeklindeki Sigara Maketi ile İlgi Çekti.
Zonguldak'ta Yeşilay Haftası nedeniyle anaokolu öğrencileri, büyüklerinin sigara içmemesi için yaptığı mezar şeklindeki sigara maketi ile ilgi çekti.

Zonguldak'ta Yeşilay Haftası nedeniyle anaokolu öğrencileri, büyüklerinin sigara içmemesi için yaptığı mezar şeklindeki sigara maketi ile ilgi çekti.

Özel Ufuk Gül Kreş ve Anaokulu'nda eğitim gören yaklaşık 20 çocuk, Yeşilay Haftası etkinlikleri kapsamında yaptıkları çalışmaları Gazipaşa Caddesi'nde açtıkları standta sergiledi. ‘Sağlıklı yaşam sağlıklı dünya' mesajı veren çocukların, atık malzemelerden yaptıkları sağlıksız vücut maketi ile mezar şeklindeki sigara maketi ilgi çekti. Anaokulu sorumlusu Fatma Mart, “Çocukular becerileriyle yaratıcı ruhlarını ortaya çıkardı. Bu projeler kötü alışkanlıklar içinde olan insanların umarım ilgisini çeker” dedi.
22.07.2007 03:26[919976]


Misafir 2 Aralık 2007 14:21

Gereğinden çok uyuma veya yeterince uyumama ölüm riskini önemli şekilde artırıyor. 1985-1993 yıllarında 35-55 yaş grubundan 10 bin 308 kişi üzerinde yapılan araştırmada, bu kişiler birkaç yıl süreyle takip edildi. Sonuçlar genellikle altı, yedi veya sekiz saat uyuyan insanların uyku sürelerindeki azalmanın, kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm riskinin yüzde 110 oranında artmasına yol açacağını ortaya koydu. Araştırmayı yapanlardan Londra Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Dr. Jane Ferrie, uyku sürelerindeki artışın da ölüm riskini yüzde 110 oranında artırdığını söyledi. Ferrie, yedi veya sekiz saatlik uykunun yetişkin bir insanın sağlığı için ideal olduğunu açıkladı.
A.A.


Demir YumruK 10 Aralık 2007 15:07

Mucize bitki soya

Doğu Asya ovalarından tüm dünyaya yayılan mucizevi bitki soya, içerdiği yüksek kaliteli protein ile çocuklar ve yetişkinler için sağlık dağıtıyor.

10 Aralık 2007 Pazartesi

Lezzet Dergisi Hayvansal gıdalara oranla daha az yağ içerdiğinden kalbi koruyor, kolesterol düşüşünde önemli bir rol oynuyor. Son yıllarda sağlık açısından önemi daha iyi ortaya çıkan mucizevi bitki soya fasulyesi, Asya halkının beslenme alışkanlığında vazgeçilmez bir besin olarak yer alıyor. Yaklaşık 5 bin yıl önce Doğu Asya ovalarında keşfedilen soya, bugün sadece vejetaryen beslenme düzeninde değil, dünya mutfaklarında da önemli bir yere sahip. Büyüklük ve şekline göre uzun, yuvarlak, oval olan soya fasulyesi, hafif esmer ya da sarı renklidir. Mayıs ortasında ekilen soya eylül ya da ekim aylarında toplanır. Soya fasulyesini bu derece önemli kılan, zengin bir protein kaynağı olması, insan vücudunun ihtiyaç duyduğu amino asitler açısından mükemmel bir denge oluşturması. Soya proteini hem çocuklar hem de yetişkinler için önemli bir kaynak. Aynı zamanda inek sütüne karşı alerjisi olanlar için de vazgeçilmez bir protein kaynağı. Kolayca sindirilebilen, kolesterol içermeyen soya ürünleri bu özellikleri nedeniyle diyet yapanlara da öneriliyor. İçerdiği B1 vitamini oranının ete nazaran daha yüksek olması; kalsiyum, demir, çinko, fosfor, magnezyum içermesi gibi nedenlerle uzmanlar sağlıklı bir yaşam ve dengeli beslenme için soya ürünlerinin kullanılmasını öneriyor. Sağlık için soya Düşük yağlı ve soya bazlı beslenen Japonlarda kalp hastalıklarının çok az görülmesi, kalp hastalıkları ve soya ilişkisini gündeme getirdi. Soya çeşitlerinin kan lipid seviyeleri üzerindeki etkisi de araştırıldığında soyanın kolesterol seviyesinin düşüşünde önemli bir rol oynadığı ortaya çıktı. Menopoz konusunda yapılan araştırmalar da, soyanın kemiklerin güçlenmesinde etkili olabileceğini gösteriyor. Erkekler açısından da umut veren gelişmeler oldu; soyanın yapısında bulunan 'genistein' adlı bileşenin, prostat tümör hücrelerinin büyümesini önlediği keşfedildi. Soya ürünleri Soya fasulyesinden doğal olarak yararlanıldığı gibi soya filizi, soya sütü, soya eti, soya yağı, soya unu ve tofu olarak da tüketiliyor. Bunların dışında tempeh, miso, soya kepeği ve soya sosu dünya mutfaklarında kullanılan diğer soya ürünleri.
Soya fasulyesinin kavrulup öğütülmesiyle elde edilen soya unu, yüksek nitelikli protein açısından zengin olmakla birlikte; mükemmel bir demir, kalsiyum ve B vitaminleri kaynağı. Nişastası az olduğundan mayalı ürünlerde toplam unun yüzde 20'si oranında un kullanılmalı. Pişirme ve kızartma sırasında hamurun su tutma özelliğini de artırdığından, elde edilen ürünler daha nemli oluyor. İçeriğindeki yağ, lif ve şeker; ortaya çıkan ürünün iç kısmına yumuşaklık veriyor. Yapısındaki çözünür protein, bol yağda kızartılan ürünlerin yağ çekme oranını azaltıyor. Keklerde soya unu kullanıldığında yumurta ve süt miktarını azaltmak gerekir. Soya unu muhallebi, pasta, kek ve erişte yapımında kullanılabilir. Çin ve Japonya'da taze olarak tüketilen soya sütü yüzlerce yıldan beri uygulanan basit bir teknikle elde ediliyor. Islatılıp pişirilen soya fasulyelerinin öğütülüp bastırılarak sütünün çıkarılması yoluyla günlük olarak hazırlanıyor. Siz de aynı yöntemle soya sütü elde edebilirsiniz ve içecek olarak tüketebileceğiniz gibi milk shake, dondurma ve kremalı çorbalarda kullanabilirsiniz.
Ülkemizde de yaygın olarak kullanılan soya filizi genellikle çiğ olarak tüketiliyor. Soya filizi alırken fasulyesi kopmamış olanları seçin ve kısa sürede tüketin. Son yıllarda özellikle vejetaryenlerin tercih ettiği soya eti, soya ya da tofudan elde edilir. Büyük aktarlarda bulabileceğiniz soya etini, kırmızı ve beyaz ete alternatif olarak tüketebilirsiniz. İdeal bir bitkisel yağ olan soya yağı, hafif tatlı ve kokusuz bir yağdır. Duman verme ısısı (230 derece) yüksek olduğundan yüksek ısılarda kızartma yapmak için uygundur.
Soya loru olarak da bilinen 'tofu', nagari adlı bir maddenin soyayla karıştırılmasıyla elde edilir. Tofu, donmuş yağ açısından fakir olup kolesterol içermez. Genel olarak ne kadar yumuşaksa, yağ oranı da o denli düşüktür. Sodyum kısıtlaması olan diyetler için iyi bir alternatiftir. Vakumlu paketlerde aldığınız tofuyu yemeden önce bir müddet suda bekletin ve 1 hafta içinde tüketin. Diğer soya ürünlerinden tempeh, haşlanmış soya fasulyesi ile pirinç ya da darının karıştırılmasıyla hazırlanır. 24 saat bekletilen karışım aslında geleneksel bir Endonezya yemeğidir. Miso; soya fasulyesi, pirinç ya da arpa, tuz ve bir çeşit bakteri kültüründen oluşur. Miso çorbası Japonya'da özellikle kahvaltı ve öğle yemeklerinde içilir. Son yıllarda çok fazla tükettiğimiz soya sosu ise mayalanma işlemi sonucu elde edilir. Mayalanma 'köji' adı verilen bir bakteri ile başlar. Soya sosundan özellikle tavuk ve kırmızı et yemeklerinde yararlanacağınız gibi bazı sosların yapımında da kullanabilirsiniz. Patates yemekleri ve türlü gibi çeşitlere de farklı bir lezzet katar. 100 gr üründe ortalama protein miktarı (gr)
100 gr üründe ortalama protein miktarı (gr)
Patates 2
Süt 5
Pirinç 8
Ekmek 10
Unlu mamuller 12
Yumurta 12
Et 18
Balık 25
Peynir 25
Soya unu 50 Yarım fincan pişirilmiş
soya fasulyesinin içeriği
Kalori 149
Protein (gr) 14.3
Toplam yağ (gr) 7.7
Doymuş yağ (gr) 1.1
Doymamış yağ (gr) 6.6
Karbonhidrat (gr) 8.5
Ham fiber (gr) 1.8
Kalsiyum (gr) 88.0
Demir (mg) 4.4
Çinko (mg) 1.0
Thiamine (mg) 0.1
Riboflavin (mg) 0.3
Niasin (mg) 0.3
Vitamin B (mg) 0.2
Folacin (mg) 46.2

Besinlerin etiketlerine dikkat!

Etiket üzerinde gördüğünüz ifadelerin yazılabilmesi için yandaki tabloda bildirilen değerleri karşılaması gerekiyor.

10 Aralık 2007 Pazartesi

Dilara Koçak Markette dolaşırken en sevdiğim şeylerden birisi besinlerin etiketlerini okumak ve bir porsiyondaki kalori ve yağ değerini incelemektir. Bazı firmalar bu bilgileri öyle minik yazıyorlar ki maalesef büyüteç ile bile zor okunuyor. Merak ediyorum acaba saklamak istedikleri bir şeyler mi var diye? Yiyecek paketleri üzerindeki bu kutu içinde bir sürü yazı, sayı ve yüzdeler gözünüze mutlaka çarpmıştır. Bunlar ürünün içinde bulunan besin öğeleri hakkında (kaloriden kolesterole kadar) bilgi verir. Peki, besin etiketleri neden önemli? Üzerine yazılması gerekenler zorunlu mu? Dikkat edilmesi gereken noktalar nedir? Kim tarafından ve ne zaman akıl edildi besinlere etiket koymak?
Besinlere etiket yazılması 19. yüzyılda başladı, çünkü o döneme kadar buna gerek duyulmamıştı, o dönemde yaşayan kişiler için sadece besinlerinin lezzetli olması yeterliydi. Fakat 20. yüzyılda, Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) besinlerin etiketlenmesi konusunda birçok kural ortaya koydu. 1924den beri, FDA kendisi tarafından onaylanmayan sağlık iddialarına ve insanları aldatıcı besin etiketlerine izin vermemektedir. Bunun sonunda, besinlerin net ağırlıkları,isimleri ve besinleri üreten ve dağıtan firmaların isim ve adresleri ayrıca içindekiler kısmı da etiketlerin üstünde yer almaktadır. 1973ten beri vitamin ve mineraller hakkındaki bilgiler de etiketlerde listelenmektedir. Ülkemizde besin etiketleri Türk Gıda Kodeksine göre düzenlenmektedir. Etiket üzerinde gördüğünüz ifadelerin yazılabilmesi için aşağıdaki tabloda bildirilen değerleri karşılaması gerekiyor. Yani bir ürün üzerinde ''kolesterolsüz'' yazıyor ise tabloya göre bu ürünün 100 gramında 0,005 gramdan az kolesterol olması gerekiyor. Ürün üzerinde ''doymuş yağ içermez'' ifadesi varsa satın aldığınız 100 gram katı veya 100 mililitre sıvı gıdada 0,1 gramdan daha az doymuş yağ vardır. Akıllı seçimler yapabilmek için tüm etiket bilgileri gözden geçirilmelidir. İçeriğindeki besin etiket açıklamaları, kalori değerleri, porsiyon miktarı, günlük alım yüzdesi, vitamin ve mineralleri, diğer besin öğeleri ve yağ yüzdesi dikkatlice incelenmelidir. Mc Donalds firmasını kutluyorum Dünyada ilk defa bir fast food zinciri ürünlerine ait kalori yağ ve protein değerlerini ambalaj üzerinde açıkladı. Bu uygulama tüketiciyi doğru bilgilendirmek için önemli bir adım ve sorumluluk. Obeziteyle ilgili neredeyse tüm haberlerde görmeye alışık olduğumuz hamburgerin yaklaşık 250 kalori olduğuna eminim siz de şaşıracaksınız. Çift kaşarlı tosttan daha az yağ ve kalori içeren Mc Donalds hamburgerinin ve merak ettiğiniz diğer tüm ürünlerin kalori ve yağ değerlerini öğrenmeniz artık çok kolay. Bu noktada herkes sorumluluğu kendi üzerine almalı. Günlük aldığınız kaloriyle harcadığınız kalori eşit değilse yediğiniz besinin adı ve çeşidi ne olursa olsun kilo alırsınız. Bu sebeple besinleri ve yediklerinizi daha yakından tanımaya gayret edin. Etiket okuma alışkanlığınızı geliştirin. Üretici firmalara bu konuda soru sormaktan çekinmeyin. Ne yediğinize, ne kadar yediğinize, ne sıklıkta yediğinize, ne kadar kalori harcadığınıza her zaman dikkat edin.


Sedef 21 10 Aralık 2007 23:46

DÜZENSİZ UYKU HAYATI TEHDİT EDİYOR

Yapılan bir araştırma, uyku düzenini değiştirmenin tehlikeli olduğunu ortaya koydu.

Londra Üniversitesi Tıp Okulu uzmanlarının çalışmasına göre normal uyku düzeninin dışına çıkarak fazla ya da az uyuyanlarda, erken yaşta ölüm riski yüzde 110 gibi önemli bir oranda artabiliyor.

Buna göre günde 6, 7 ya da 8 saat uyuyanların uyku süreleri kısaldığında ya da uzadığında kalp ve damar hastalıklarına bağlı hastalıklardan ölüm riski artıyor. 35 ve 55 yaşları arasındaki 10 bin 308 gönüllünün katıldığı çalışmada yeterli uyku süresi ise 7 ya da 8 saat olarak belirlendi. Uzmanlar, Günde 7 saat uyumaya kendinizi alıştırdıysanız ne azını ne de fazlasını uyuyun. Düzeninizi koruyun dedi.


Misafir 11 Aralık 2007 14:48

Soğuk algınlığına yeni silah



Eczacıbaşı İlaç Pazarlama'nın, soğuk algınlığında devrim yaratan ürünü Vicks First Defence, bayram tatili öncesinde ve tatil sırasında hasta olup yatağa düşmek istemeyenlerin en büyük silahı olacak.
Soğuk algınlığının gelişimini durdurduğu klinik olarak kanıtlanan Vicks First Defence; hem hastalığın gelişimini önlüyor, hem de belirtileri ortadan kaldırıyor. Reçetesiz bir ürün olan Vicks First Defence, Türkiye'nin 57 ilindeki eczanelerde satışa sunuldu. Soğuk algınlığına karşı etkili bir önlem olan Vicks First Defence, bayram için tatil planları yapanların seyahate çıkarken mutlaka yanlarında bulundurması gereken bir ürün.
Türkiye'ye Eczacıbaşı İlaç Pazarlama tarafından getirilen Vicks First Defence, hastalığın ilk belirtileriyle (boğaz ağrısı, boğazda dolgunluk hissi, hafif burun akıntısı, hapşırma veya genel kırıklık hali) beraber kullanılıyor. Procter & Gamble laboratuarlarında yapılan klinik araştırmalara göre; Vicks First Defence, vücudun soğuk algınlığı virüsüyle savaş gücünü iki kat artırıyor. Hastalığın belirtilerini yüzde 40 azaltırken, hastalık süresini de 2.8 gün kısaltıyor. Böylece gereksiz ilaç kullanımının hem sağlığa, hem de bütçeye getireceği yükten de kurtarıyor.
Vicks First Defence nazal sprey, kullanıldığında içeriğindeki mikro - jel virüslerin vücutta ilk yerleştiği yer olan burun boşluğuna geçerek, ilk aşamada soğuk algınlığına neden olan virüsleri kaplıyor, pH'ı düşürerek etkisiz hale getiriyor ve vücudun defans mekanizmasını harekete geçirerek vücuttan atılmasını sağlıyor.
A.A.


Demir YumruK 11 Aralık 2007 20:12

Bağışıklık sisteminizi nasıl koruyabilirsiniz?

Kış mevsiminde en çok rastlanan grip, alerjik rinit gibi enfeksiyon hastalıklarına karşı sağlığınızı koruyan bağışıklık sisteminizi önceden desteklemeniz korunma açısından hayati önem taşıyor.


Çalıştığınız ortamı günde en az 3 kere havalandırın. Kış aylarında el ve yüz temizliğinin sıklaştırılmasına ve sıkı temastan kaçınılmasına dikkat edin.
İş ve günlük yaşamınıza stres faktörüne engel olmak için mutlaka gün içerisinde kendinize zaman ayırın. Gün içinde zihninizi gündelik sorun ve sorumluluklardan uzaklaştırın.
Vücudunuzun uyku ihtiyacını eksiksiz karşılamaya özen gösterin. Kaliteli bir uyku dilimi için çevresel faktörleri düzenleyin.
Özellikle hasta veya halsiz hissedilen dönemlerde sigara tüketimini azaltın.
Beslenme alkanlıklarınıza dikkat etmek, düzenli olarak el yıkamak, kapalı ortamların havalandırılmasına dikkat etmek, beta glukan içeren destek besinlerle vücut direncinin korunmasına katı sağlamamız mümkün.
Beyaz hücreleri destekleyen beta glukan tamamen doğal bir besin desteği.Balık tunçgiller, ekmek yulaf gibi mayalı ürünler doğal beta glukan kaynakları. Bu dönemlerde bağışıklık sistemini beta glukanla desteklemenin etkin rol oynadığını, hastalık riskini önemli oranda azalttığını belirtiyor.


Sedef 21 11 Aralık 2007 20:39

Baş dönmesi ve araç tutması

VERTİGO NEDİR?

Bazı insanlar denge problemlerini baş dönmesi olarak nitelendirirler. Çevrenin dönmediği bu denge bozukluğu bazen iç kulağa bağlı bir problemden dolayı ortaya çıkar. Bazı insanlar ise denge sağlamaktaki zorluklarını vertigo kelimesiyle açıklarlar. Bu kelime Latince "dönmek" fiilinden gelmektedir. Bu hastalar sıklıkla kendilerinin veya çevrenin döndüğünü söylerler. Vertigo çoğunlukla iç kulak probleminden kaynaklanır.

HAREKET HASTALIĞI VE DENİZ TUTMASI NEDİR?

Bazı insanlar uçağa bindiklerinde veya arabada bulantı hissederler, hatta bazen kusarlar. Bu duruma taşıt tutması denilir. Bir çok insan bu rahatsızlığı gemiye bindiği zaman çeker bu yüzden aynı olay olmasına rağmen buna deniz tutması denir. Deniz tutması sadece ufak bir rahatsızlıktır. Bunun dışında herhangi bir tıbbi bozukluğun ifadesi değildir. Ancak bazen yolcular bu rahatsızlıktan dolayı çok kısıtlanabilirler. Çok az bir kısmında da bu rahatsızlık yolculuk bitse dahi birkaç gün daha sürmektedir.

DENGE SİSTEMİNİN ANATOMİSİ

Baş dönmesi (Dizzines, vertigo) ve taşıt tutması denge sistemi ile ilgilidir. Uzay araştırmacıları bu duyguya uzaysal oriantasyon demektedirler. Denge sistemi iç kulaktadır ve beyine vücudun uzay içinde nerede olduğunu, pozisyonunun yönü, hangi yönde hareket ettiği ve dönüyor mu yoksa sakin durumda mı olduğunu bildirir. Denge duygunuz sinir sisteminin aşağıda belirtilen bölümleri arasındaki kompleks ilişkilerle sağlanmaktadır.

İç kulak (aynı zamanda labirent adını da almaktadır.) hareketin yönünü yani dönüp dönmediğini, ileri veya geri, bir yandan diğer yana ve yukarı veya aşağıya doğru olduğunu belirler.
Gözler vücudun uzay içindeki yerini (baş aşağı vs.) ve hareketin yönünü belirler.
Eklemlerde ve omurgada bulunan basınç reseptörleri vücudun hangi parçasının aşağıda olduğunu ve neresinin yere değdiğini belirler.
Kaslardaki ve eklemlerdeki algılama reseptörleri vücudun hangi parçasının hareket ettiğini belirler.
Merkezi sinir sistemi (beyin ve omurilik) daha önceki dört sistemden gelen uyarıları işler ve sonuçta koordinasyonu sağlanmış bir algılama ortaya çıkar.
Taşıt tutmasının bulguları ve baş dönmesi, merkezi sinir sistemine diğer dört sistemden birbirine zıt mesajlar geldiğinde ortaya çıkmaktadır. Örnek olarak fırtınalı bir günde uçağa bindiğinizi düşünün ve uçağınız hava akımlarından dolayı sallanmaktadır. Fakat gözleriniz bu hareketi algılamamaktadır. Çünkü bütün gördüğünüz uçağın içidir. Bunun sonucunda beyniniz birbiriyle uyuşmayan mesajlar almaktadır. Sizi bundan dolayı uçak tutabilir. Veya bir arabanın arka koltuğunda oturmuş kitap okuduğunuzu düşünün. İç kulağınız ve deri reseptörleriniz yolculuğun hareketini algılayacaktır. Ancak gözleriniz sadece kitabı görecektir. Bu nedenle sizi taşıt tutabilir. Gerçek bir tıbbi örnek vermek gerekirse bir darbeden dolayı yalnızca bir taraftaki iç kulağınızın hasarlandığını düşünün. Hasarlı iç kulak normal iç kulakla aynı mesajları göndermez. Bu beyine dönme eylemiyle ilgili yanlış bilgi verir. Kişi vertigodan veya dönüyormuş hissinden şikayetçi olabilir. Bazen bulantı da görülür.

HANGİ TIBBİ RAHATSIZLIKLAR BAŞ DÖNMESİNE NEDEN OLUR?

Dolaşım: Dolaşım bozuklukları baş dönmesinin en sık nedenleri arasındadır. Eğer beyniniz yeterince kan almazsa başınız dönmeye başlar. Hemen hemen herkes yatarken aniden ayağa kalktığında birkaç defa hissetmiştir, ancak bazı insanlar sık veya kronik nedenlerden ötürü baş dönmesi şikayetlerinde bulunurlar. Bu arterioskleroz (damar sertliği) dan dolayı olur. Bu rahatsızlık çoğunlukla yüksek tansiyon hastalarında, şeker hastalarında ve kan yağları yüksek olanlarda görülür. Bazen de kalp fonksiyonları yetersiz olanlarda veya kansızlık şikayeti olanlarda rastlanır. Bazı ilaçlar özellikle nikotin ve kafein beyne giden kan akımını azaltır. Dietteki çok miktarda tuz da kan akımının azalmasına neden olur. Bazen dolaşımında strese, sinirlenmeye veya gerginliğe bağlı olarak bazı bozukluklar olabilir. Eğer iç, kulak yeterince kan alamazsa daha özel bir baş dönmesi durumu olan vertigo ortaya çıkar. İç kulak kan dolaşımındaki değişikliklere çok hassastır. Bu yüzden beyin için bahsedilen zayıf kan dolaşımı durumlarının hepsi iç kulak için de geçerlidir.
Yaralanma: Kafatasında meydana gelen, iç kulağı da zedeleyen bir kırık sonrasında aşırı,kısıtlayıcı bir vertigoyla birlikte bulantı ve işitme kaybı gelişir. Baş dönmesi birkaç hafta sürer. Bu süre içinde normal taraf yavaş yavaş karşı tarafın fonksiyonlarını üstlenir.
Enfeksiyon: Virüslerden örneğin soğuk algınlığına neden olanlar iç kulağı ve onun beyinle olan sinir bağlantılarını etkileyebilirler. Bu kötü bir vertigoya neden olurken işitme genellikle etkilenmez. Buna rağmen bakteriler sonucunda oluşan enfeksiyonlarda hem denge hemde işitme fonksiyonlarının bozulmasına neden olur. Baş dönmesinin şiddeti ve iyileşme zamanı kırıklarda olduğu gibidir.
Allerji: Bazı insanlar allerjik oldukları besinlerle veya havadaki parçacıklarla karşılaştıklarında baş dönmesi veya vertigo ile karşılaşabilirler.
Nörolojik hastalıklar: Multipl Skleroz, sifiliz, tümör gibi sinir sistemini etkileyen hastalıklar dengenin bozulmasına neden olur. Bunlar nadir nedenler olmasına rağmen doktorunuz muayene sırasında bunları da düşünecektir.
ARAÇ TUTMASINA KARŞI NE YAPABİLİRİM?

Her zaman vücudunuzun hareketinin iç kulağınız ve gözleriniz tarafından aynı şekilde algılanabileceği bir yerde oturun. Örnek olarak arabanın ön tarafında oturup uzak manzaralara bakabilirsiniz veya geminin güvertesi ne çıkıp ufku izleyebilirsiniz yada uçakta cam kenarında oturup dışarıyı seyredebilirsiniz. Uçak yolculukların da hareketin en az olduğu kanat üstüne denk gelen koltukları tercih edin.
Eğer araba sizi tutuyorsa kitap okumayın yada zıt yöndeki koltuklara oturmayın.
Araç tutması olan bir başka yolcuyla konuşmayın veya onu izlemeyin.
Yolculuktan hemen önce yada yolculuk sırasında keskin kokulardan, baharatlı ve yağlı yiyeceklerden uzak durun. Araştırmalar halk arasında yaygın olarak kullanılan formüllerin etkinliğini bilimsel olarak kanıtlayamamıştır.
Doktorunuz tarafından tavsiye edilen ilaçlardan birini yolculuğunuzdan önce alın. Bu ilaçlardan bazıları reçetesiz olarak da satın alınabilir. Sakinleştirici veya sinir sistemini etkileyen ilaçlar için doktorunuzun reçetesi gerekir. Bazıları hap veya fitil şeklindedir bazıları ise (scopolamine) kulak arkasına yapıştırılabilen bantlar şeklindedir.
Şunu hatırlayın: Baş dönmesi ve araç tutması olaylarının büyük çoğunluğu hafiftir ve kişi bunu kendi kendine tedavi edebilir. Ancak ağır veya giderek daha da ağırlaşan vakalar Kulak Burun Boğaz, denge ve sinir sistemi konusunda uzman bir doktor tarafından takip edilmelidir.

DOKTOR BAŞ DÖNMESİ İÇİN NE YAPAR?

Doktorunuz baş dönmesini tarif etmenizi isteyecektir. Bunun bir göz kararması mı yoksa bir hareket hissi mi olduğunu, ne kadar sürdüğünü, işitme kaybı veya bulantı ve kusma olup olmadığını soracaktır. Hangi durumların baş dönmesi oluşturduğu da sorulabilir. Genel durumunuz, ilaç alıp almadığınız, kafa travması, son zamanlarda geçirilmiş bir enfeksiyon, ve kulağınızla, sinir sisteminizle ilgili birçok soruya cevap vermek durumunda olabilirsiniz. Doktorunuz kulağınızı, burnunuzu ve boğazınızı muayene ettikten sonra sinir sistemiyle ilgili bazı testler yapacaktır. İç kulak hem işitme hem de dengeyle ilgili olduğu için dengedeki bir bozukluk işitmeyi de etkileyecek veya bunun tersi olacaktır. Bu nedenle doktorunuz işitme testi (odiogram) isteyebilir. Bazı durumlarda kafatasınızın röntgenini, tomografisini veya manyetik rezonans ile görüntülenmesini veya iç kulağınızı uyarmak için kullanılan sıcak veya soğuk sudan sonra göz hareketlerinizi izleyecek bir test (elektronistagmografi - ENG) isteyebilir. Bazı durumlarda da kalbinizin değerlendirilmesini veya bazı kan testlerini önerebilir. Her hasta için her test gerekmemektedir. Doktorunuzun kararı hangi testlerin gerekli olduğunu belirleyecektir. Benzer olarak önerilen tedavi de konulan teşhis ile ilişkili olacaktır.

BAŞ DÖNMESİNİ AZALTMAK İÇİN NE YAPABİLİRİM?

Ani pozisyon değişikliklerinden kaçının. Örnek olarak yatar durumdan aniden ayağa kalkmayın veya bir taraftan diğerine ani olarak dönmeyin.
Aşırı kafa hareketlerinden (özellikle yukarı bakmak) veya hızlı baş hareketlerinden kaçının.
Dolaşımı bozacak (nikotin, kafein ve tuz) ürünlerinin kullanımını azaltın.
Baş dönmenize neden olan stresden, sinirlilikden uzak durun ve allerjiniz olan maddelere maruz kalmamaya çalışın.
Baş dönmeniz olduğunda araba kullanmak tehlikeli alet kullanmak veya merdiven tırmanmak gibi zarar verebilecek aktivitelerden uzak durun.

Türk Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Vakfı



Saat: 06:41
Sayfa 9 / 15

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık