MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Fıkralar/Komik Olaylar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/6307-fikralar-komik-olaylar.html)

Bahar07 20 Mayıs 2006 16:32

- selam, benim adım Selma.

- selam, benimkide Yeşim, sen nasıl öldün?

- donarak öldüm.

- ne kadar korkunç.

- yok o kadar kötü değildi, soğuktan titremem geçince ısınmaya başladım ve uyku bastı, sonunda huzur dolu bir ölüm. peki sen nasıl öldün?

- ağır bir kalp krizi geçirdim. kocamın beni aldattığını sandım, onu iş üstünde yakalamak için eve erken geldim, fakat evde tek başına televizyon seyreder halde buldum.

- sonra ne oldu?

-kesinlikle evde başka bir kadının olduğundan emindim, bütün evi aramaya başladım. çatıyı, yatakların altını ama her yeri aradım fakat bulamadım. aşırı derecede yorulmuştum, kalp krizi geçirdim ve öldüm.

-keşke derin dondurucuya baksaydın, şu anda ikimiz de yaşıyor olacaktık




caner gözübüyük 20 Mayıs 2006 16:59

YILIN FIKRASI


Bir Amerikalı, bir İngiliz ve bir Iraklı kahvede oturmuş çay içiyorlar.
Amerikalı çayını bitirince bardağı havaya fırlatmış, silahını çıkarıp bardağa ateş edip parçalamış:
"Bizde bardaklar o kadar ucuzdur ki biz Amerika'da aynı bardakla iki kere çay içmeyiz"
İngiliz de bunun üzerine çayını bitirip bardağı havaya fırlatmış ve ateş ederek bardağı parçalamış:
"Bizim İngiliz kumsallarında bardak yapacak cam için o kadar çok kumsal vardır ki, ayni bardakla iki kere çay içmeyiz"
Bunun üzerine Iraklı da çayını bitirmiş, bardağı havaya fırlatmış, silahını çekip Amerikalı ve İngiliz’i vurup öldürmüş :
-"Bağdat’ta bu İngiliz ve Amerikalılardan o kadar çok var ki, biz ayni adamlarla oturup iki kere çay içmeyiz.

LAZIN ORUCU

Karadenizli çayını kurutuyormuş:
Allah’ım, ne olursun çayım kurumadan yağmurunu yağdırma!...demiş.
Çay kurudu kuruyacak, akşam üzeri, son yarim saatte yağmur yağmış, çürümüş tüm çay.
Sabah olmuş, ahıra gitmiş. Bir de bakmış ki eşeği de ölmüş.
Zaman geçmiş, Ramazan ayı gelmiş. İlk gün niyetlenmiş Karadenizli.
İftara yarım saat kala bir sigara çıkartıp yakmış. İlk nefesini şöyle bir güzelce çekmiş ve gökyüzüne bakarak üflemiş.
- Nasıl, illet oluyorsun şimdi değil mi? demiş ve eklemiş;
- Eşeği de kurbana saymazsam ********im!...



BİLGİSAYARLI TEDAVİ

Adamın biri işyerindeki kantinde arkadaşıyla yemek yerken; "Kolumun ağrısından ölüyorum" diye arkadaşına dert yanmış. "Doktora gitsem iyi olacak" Arkadaşı da; "Yahu ne lüzum var" demiş, "İlerde köşedeki marketin çıkısında yeni bir bilgisayarlı cihaz koydular. Üç dolara bir jeton alıyorsun kasadan, atıyorsun, yanında getirdiğin idrar örneğini açılan kapaktan içeri veriyorsun, on saniye sonra neticeyi ve tedavi için yapman gerekenleri öğreniyorsun", "Gördüğün gibi ucuz ve çabuk" diye eklemiş. Adam hemen bir kaba idrarını doldurup arkadaşının dediğini yapmış ve Bilgisayar 10 saniye sonra yazılı olarak cevap vermiş: "Kolunuzda bir cins eklem ağrısı olan Teniselbo oluşmuş. Sıcak suya koyun, ağır işlerden kaçının, iki hafta sonra düzelecektir" Memnun biçimde eve dönen adam, bir yandan Bilgisayarın dediğini uygularken bir yandan da muzurca fikirlere kapılıp bu akıllı cihazın nasıl aldatılabileceğini düşünmeye başlamış. Ertesi gün olunca bir miktar çeşme suyuna köpeğinden alınmış bir kılı koymuş, üstüne bir şekilde elde ettiği karısının ve kızının idrar örneklerini eklemiş, tüm bu karışımın üzerine bir de mastürbasyon yapıp doğru cihazın yanına varmış. Jetonu atıp kabı makineye vermiş, on saniye sonra cihazdan yazılı yanıt gelmiş.

1. Çeşme suyunuz çok kireçli. Bir filtre cihazı almayı düşünün
2. Köpeğinizde kene var. Eczaneden özel bir şampuan alıp köpeğinizi yıkayın
3. Kızınız kokain bağımlısı. Bir psikiyatri kliniğine yatırın
4. Karınız hamile. ikizler. Sizden değil. İyi bir avukat bulun.
5. Kendinizi bu yolla tatmin etmeyi bırakmazsanız kolunuz iyileşmez.


ATAİST


Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş. Aniden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve adamı
kovalamaya başlamış. Adam var gücüyle kaçıyormuş ama ayı da yaklaşmaktaymış. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı takılmış, ayı adamın üzerine atlayıp pençesini kaldırmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam, 'allahıııım' diye bağırmış.
Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş, orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık hüzmesi adamın
üzerine parlamış. Derinden gelen ilahi bir ses adama: yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?
Adam utanç içinde ama inadından da vazgeçmeden 'biliyorum' demiş: bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık ama belki ayıyı dindar yapabilirsiniz. O ses, 'peki' diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş.
Nehir tekrar akmaya başlamış, her şey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirip 'allahım' demiş:
senin rızkınla orucumu açıyorum; hamdolsun verdiğin nimetlere



FLAŞ, FLAŞ, FLAŞ,

ISPANAK İLİNİN MAYDANOZ İLÇESİNE BAĞLI DOMATES KÖYÜNDE, ACI BİBERLERİN PUSU KURARAK ŞEHİT ETTİĞİ 17 PATLICAN TÖRENLE MUTFAĞA VERİLDİ. AYRICA YARALANAN 25 TANE DOLMALIK BİBER TENCERE DEVLET HASTANESİNE KALDIRILDI. KÖY MUHTARI KARPUZUN VERDİĞİ BİLGİLERE GÖRE 8 UZUN NAMLULU PIRASA 3 GÖZ YAŞARTICI SOĞAN VE PATLAMAYA HAZIR 5 KİLO MISIR ELE GEÇİRİLDİ. MUHABİRİMİZ HIYARIN, YOĞURDUN SALDIRISINA UĞRAYARAK CACIK OLDUĞU ÖĞRENİLDİ


Mystic@L 20 Mayıs 2006 22:22

  • DOĞRU SÖZ

    Müfettiş, öğrencilere sorar:

    — İçinizde en uslu kim?

    Öğrenciler, hep bir ağızdan - cevap verirler:

    — Öğretmenimiz!


    KILÇIK

    Sınıfta öğretmen insan iskeletini göstererek sordu: — Bunun ne olduğunu söyleye­bilir misin Salim? dedi. Karadenizli Salim hemen

    cevapladı:

    — İnsan kılçiğidür öğretmenim...



KafKasKarTaLi 20 Mayıs 2006 22:25

Sobadaki hikmet
http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif
http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif
Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar. Kimyacı, "adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış"; fizikçi, "adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş"; jeolog, "burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış"; matematikçi, "sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış"; antropolog, "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş". Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar., Adam cevap verir: - "Boru yetmedi."


venüsün_kızı 21 Mayıs 2006 12:28

Kör Hakem

http://www.herseynet.com/fikralar/resim/spor.gifMaçın tam ortalarında oyunculardan biri hakemin yanına yaklaşır:

-Köpeğinizin ismi nedir?

-Benim köpeğim yok ki.

-Çok garip, hem körsünüz, hem de köpeğiniz yok

Zidane Ve Fener

http://www.herseynet.com/fikralar/resim/spor.gifBir gün Real Madrid, Fenerbahçe'yle maç yapmak için Istanbul'a gelecekmiş. Binmişler uçağa, Real Madrid'li oyuncular çok üzgün. Zidane kaptan olarak sormuş tabi
- Ne o çocuklar yüzünüzden düşen bin parça?
Raul demiş ki:
- Ya abi fenerle oynamayı hiç istemiyoz.
Stata gelmişler. Hala millet surat yapıyor. Zidane arkadaşlarina;
- Siz gidin İstanbul'u gezin, ben Fenerbahçe'yle tek basima maç yaparım. demiş.
Bunu duyan arkadaşlari sevinçten havalara uçmuşlar. Hemen dalmışlar İstanbul gecelerine. Maç başlamış. Devre arası Real Madrid'li futbolcular stata gelmişler ve skorboarda bakmislar Real Madrid 1:0 önde. Demişler bi Laila yapalım gelelim bari. Maçın sonunda geri gelmişler. Bi bakmışlar skor 1:1. Gitmişler soyunma odasına Zidane'yi kutlamaya, ancak Zidane almış başını iki elinin arasına ağlıyor.
- Niye ağlıyorsun, sen bütün takıma karşı tek başına oynadın ve maç berabere bitti. Bu mükemmel bi şey.
Zidane cevap vermiş;
- Eğer maçın 60. dakikasında kırmızı kart görmeseydim, farka gidecektim. Ben ona üzülüyorum.


Mystic@L 21 Mayıs 2006 20:16

ÖĞRENCİ ŞİİRİ

- Tembel bir öğrenci, yazılı kağı­ dına şu satırları yazmış:

— Yürü boş kağıt, yürü... Öğretmenin yüzünü gör de gel.

Üç zayıfım vardı, dört oldu mu sor da gel...


YORMASAYDIM

Temel otelde kahvaltı ederken, tabağındaki zeyti­ni bir türlü çatalıyla yaka-layamaz. Epeyce uğraştığı- nı gören garson, yanına yaklaşır, çatalı alır ve bir seferde zeytine batırır. Temel küçümseyerek bakar:

— Uyy garson, ha pu zeytinu pen yormasaydum, sen
oni zor yakalayaçağitun.



KafKasKarTaLi 21 Mayıs 2006 20:17

Sıfırdan
http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif
http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif
Bir kadınla en çok kimin birlikte olabileceği konusunda bir yarışma yapılıyormuş, dayanırsa kadın dayanamazsa yarışmacı büyük ödülü alacakmış. Nam-ı Kemal de oradaymış. Her postadan sonra da duvara çarpı atılıyormuş. Alman başlamış 1,2,3.. tıkanmış. İngiliz başlamış 3,5,7.. o da tıkanmış. Fransız 15,20.. derken o da kalmış. Bizim Nam-ı Kemal başlamış 70,80,90 derken durmak bilmiyor. Bakmış kadın iş kötü, Nam-ı Kemal'in duracağı yok, 95.yi yaparken "yok efendim bu 94." diye tutturmuş. Nam-ı Kemal, "Olur mu hanfendi 95 oldu, burada boşuna mı çarpı atıyoruz, sayıyoruz" dese de kadın dinlemiyor, "hayır bu daha 94." diyormuş. En sonunda bizimki zıvanadan çıkmış: - "Başlarım şimdi çarpına da sana da, sil hepsini sıfırdan başlıyoruz."


KafKasKarTaLi 22 Mayıs 2006 01:43

Karadenizli işte

padişahın biri:

- "Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altin verecegim!" demis. Yalancilar, hemen saraya kosusturup baslamislar yalana;

1.Yalanci:
- "Bir kus, aslani kapip yuvasina götürdü."

Padisah:
- "Bunun neresi yalan?.."
- "Kus kartaldir, arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kapti mi götürür tabii!.."

2.Yalanci:
- "Komsu ülkede bir esegi kral yaptilar!.."

Padisah:
- "Ülkenin krali, pencereden bakinirken tacini düsürmüs. Taç da pencerenin altindaki esegin basina geçmis. Taç kimin kafasindaysa, kral odur tabii!.."

3.Yalanci:
- "Padisahim, ben gökyüzüne bir ok attim. Alti ay sonra geri döndü!"

Padisah:
- "Senin ok bir agacin üstüne düsmüstür. Agaç, sonbaharda yapraklarini dökünce, takilacak yer bulamayip yere inmistir."

Böylece padisah, her yalana gerçek bir bahane bulmus ve kimse padisaha bu yalandir dedirtememis.

Ama bir gün bir Karadenizli gelmis;
- "Padisahim, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altin almistin. Simdi geri almaya geldim. Yalandir dersen ödülümü ver. Yalan degil dersen borcunu öde!.."


Pollyanna 22 Mayıs 2006 01:59

Tren
Temel ve iki arkadasi istanbul'dan Trabzona'a gitmek üzere tren garina giderler. Ilk Trabzon treni 1 saat sonradir, bileti alirlar. Ne yapalim bir saat diy düsünürken yemege gitmeye karar verirler. Yemekte sohbet, muhabbet saate bir bakarlar ki 1 saati geçmis. Hemen kosarlar tren garina ama tren gitmis. Yine bilet alirlar 1 saat sonrasi için. Ne yapalim vakiti nasil geçirelim derken kahveye giderler. Çaylar kahveler sohbetler uzar da uzar ve saate
baktiklarinda 1 saat olmasina 5 dakika vardir. Hemen kosarlar gara ama trene yetisemezler.Giseye gidip sorarlar yine Trabzon'a gidicek tren varmi diye.Gisedeki adam
"Bakin bu son tren eger bunuda kaçirirsaniz Trabzon'a bugün dönemezsiniz" der .
Bileti alirla yine sikilmislar ne yapalim derken pastaneye gitmeye karar vermisler. Pastalar, kekler, çörekler muhabbet derken saate bir bakmislar ki 1saat olmak üzere hemen kosmuslar gara. Tren yeni hareket ediyor, içlerinden biri uzun ilk vagonu yakalamis, digeri orta boylu son vagona tutmus. Tren gitmis,Temel oturmus yere baslamis gülmeye. Gise memuru yanina gelmis.
"Sen ne garip adamsin. 3 tren kaçirdin, arkadaslarin gitti, sen kaldin, aglayacagina gülüyorsun be adam.
Temel : "Uy hemserum onlar beni geçirmeye geldiydu ben ona güleyr


KafKasKarTaLi 24 Mayıs 2006 23:08

Eczacı baba
http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif
http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif
Kız erkek arkadaşını arayıp akşam yemeğe davet etmiş. Hem ailesiyle tanıştıracak, hem de ailesi dışarı çıktıktan sonra erkek arkadaşıyla birlikte olacakmış. Çocuk kız arkadaşının evine gitmeden önce bir eczaneye uğrar. Eczacıya: - "Bana *********** verir misiniz?", der; eczacı da ne yapacağını sorar. Çocuk da kız arkadaşının evine gideceğini, kızın ailesi gittikten sonra birlikte olacaklarını söyler. Akşam yemek yemek için masaya otururlar. Yemekten önce dua edilir herkes yemeğe başlar ama çocuk hala dua ediyordur. Kız çocuğa, "ben senin bu kadar dindar olduğunu bilmiyordum", der. Çocuk da kıza: - "Ben de senin babanın eczacı olduğunu bilmiyordum!!!"


Misafir 24 Mayıs 2006 23:20

5 dolar
 
New York`tan Los Angeles`e giden ucakta cingoz bir avukat ile sarisin aptal gorunuslu bir hanim yanyana oturuyorlar. Avukat hem hanimla yakinlasmak hem de hosca vakit gecirmek icin bir oyun teklif ediyor.
Kabul gorunce oyunu anlatiyor:
-Size bir soru soracagim, cevabi bilemezseniz bana 5 dolar vereceksiniz, sonra siz soracaksiniz bilemezsem ben size 50 dolar verecegim.
Ve ilk soruyu soruyor:
-Ay ile dunya arasindaki uzaklik ne kadardir?
Kadin tek soz soylemeden cantasindan 5 dolar cikarip adama uzatmis.
Soru sorma sirasi sarisina gelmis:
-Tepeye 3 ayakla tirmanip 4 ayakla asagi inen sey nedir?
Adam dakikalarca dusunmus... Yaniti bulamamis... Cuzdanindan 50 dolar cikarip kadina uzatmis. Kadin parayi kibarca alip cantasina koyarken avukat merakla sormus:
-Cevap ne?
Kadin tek kelime etmeden cantasini acmis ve 5 dolar cikarip adama
uzatmis...


Pollyanna 25 Mayıs 2006 00:15

Bir anne 8 yasindaki kiziyla otobuste gidiyorlar. duraklarin birinde bikac tane hayat kadini, musteri bekliyorlar. Kiz annesine; -"bunlar kim? ne diye bekliyorlar?" diye soruyor.
Anne de -"Bunlar kocalarini bekleyen kadinlardir" der. Bunu duyan otobus soforu donup, -"Cocuga boyle sacma sapan sey anlatmayin, Bunlar ******dur ve para icin erkeklerle yatiyorlar" der. Cocuk da;
-"Anne bunlar erkeklerle yatarlarsa, o zaman da cocuklari olur, bu cocuklar sonra ne oluyor Annenin yaniti -"Otobus soforu


asla_asla_deme 25 Mayıs 2006 23:05

Adana genelevi onunde taksicilik yapan amcayi mahallenin yeni
yetmeleri kandiriyorlar, yalvar yakar edip ve bir kac sise de raki hediye
edince yaslari tutmayan genc grubunu geneleve sokmaya calisiyor taksici. Kapida aksi mi aksi bir de bekci olunca isler epey zorlasiyor, yine
raki hediyeleri, yine yalvarmalar... Bekci razi oluyor ve kurban bayrami
sabahi getir gencleri diyor.
Gencler hevesli, bunca yildir duyduklari mekani gorecekler vs. (ote tarafini da siz tahmin edin). Sabah namaz sonrasi taksici bunlari genelevin kapisinda birakiyor. Kapida bir kuyruk ki sormayin gitsin.
Gencler taksiden inip, bekci ile bir selamlasip siraya girmeden kut giriyorlar kapidan iceri. Siradaki kuyruk homurdaniyor, sesi yuksek cikanlar itiraz ediyor. "Olur mu ya boyle, hem sira bekletmedin, hem de yasi tutmaz gencleri aldin" diye bekciye ver yansin...
Bizim bekci de zaten aksi, basliyorbagirmaya:
-''Bunlar ****** cocuklari. Bayram sabahi analarinin elini opmeye geldiler. Size ne ulan!.. :P


Pollyanna 26 Mayıs 2006 00:59

ŞARAP

Temel çok para kazanınca, ailece en lüks bir gazinoya giderler. En pahalı şarabı seçerler. Garson sorar :

-Hangi yıl tercih ederdiniz ?

Temel :

-Pi mahsuru yoksa hemen isteyrum


kambis 26 Mayıs 2006 23:17

Dikkatli koca



Kari koca birlikte tatile çıkarlar. Gittikleri yerde kamp kurarlar.
Tatillerinin ikinci gününün aksamı güzel bir yemek yiyip
uykuya
dalarlar.
Birkaç saat sonra kadın uyanır ve kocasını da uyandırır.
Adam uyku sersemidir; güzel bir rüyadan uyandırıldığı için de
biraz
kızgındır:
- "Ne oldu? Ne istiyorsun?" diye sorar.
-"Yukarıya bak ve bana ne gördüğünü söyle."
Adam gökyüzüne bakar ve cevap verir:
-"Bunun için mi uyandırdın beni?. Baktım iste. Bir sürü
yıldız
görüyorum,
ışıl ışıl parlayan milyonlarla yıldız.
Karisi tekrar sorar:
Peki, bu sana neyi gösteriyor?"
Artik iyice uykusu kaçan adam biraz düşünür ve cevap verir:
-"Teolojik olarak Tanrının kudretini ve kendi acizliğimizi
görüyorum.
Felsefi olarak, evrenin sonsuzluğunu ve onun karsısındaki
önemsizliğimizi görüyorum.
Astronomik olarak galaksilerin, yıldızların, gezegenlerin
varlığını
görüyorum.
Yıldızların konumuna bakarak saatin 3 ,
Meteorolojik olarak da bugün havanın çok güzel olacağını
görüyorum. > Niye
sordun bunu bana?
Sana neyi gösteriyor?"
-"Necati, çadırımızı çalmışlar..."


Pollyanna 27 Mayıs 2006 01:25

Temel'in inegi
Temel'in inegi hastalanmis. Komsusu Cemal'e gitmis.
- Ula inegun hastalandugunda ne vermistun?
- Tuz ruhi...
- Eyi......
Temel ertesi gun kosa kosa geri donmus...
- Ula inegum oldi...
- O zaman benimci de olmisti...


Mystic@L 27 Mayıs 2006 12:23

APTALCA DÜŞÜNMEK

Federal Almanya vatandaşı dış yolculuktan döndü. Getirdiği papağanla kendi gümrüğüne girdi. Muayene memuru işin gereğini anlattı:

— Canlı papağana, yüz mark gümrük ödeyeceksiniz.
Cansız içi doldurulmuş papağan olsaydı gümrüksüzdü.

Adamın bir anlık tereddütü üzerine papağan söze karıştı:

— Bana bak Hans! Öyle aptalca şeyler düşünme!



lionhead 27 Mayıs 2006 17:20

Temel ve Maymun
http://www.fikralar.com/images/t_sagkose.gif
http://www.fikralar.com/images/bir_piksel.gif
Nasa uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Gönüllü başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel; 3 aylik ikinci bir eğitim ile iyi bir astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel'in ilk işi; kendisine sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak olmuş. Maymunun görevleri: "Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak; her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak; füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek; yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek..." diye devam ederken; okumaktan sıkılan Temel, kendi görev kartını açmış : "Maymunu iyi besle!"
:P

Karne

Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. "Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş..." diye düşünür ve oğluna seslenir:
-"Getir bakayım şu karneyi!"
-"Al baba..."
Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf.
-"Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, ingilizce kursu dedin ingilizce kursuna gönderdik, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaş uğruna harcadığın çiçek parasının haddi hesabı yok. Ne bu notların hali, rezil şey!"
-"Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum..."


Mystic@L 27 Mayıs 2006 18:48

YAŞLILIK

Bir adam, arkadaşına hastalığından dert yanıyordu:

— Hele şu sağ bacağımdaki romatiz­
manın verdiği acıya hiç dayanamıyo­
rum, dedi. Nedeni nedir, acaba?

— Neden olacak, dedi öteki. Yaşlılıktan.
Bunların hepsi yaşlılık alâmetleri.

Adam:

— Saçma, diye yanıt verdi. Sol bacağım da sağ ba­ cağım ile aynı yaşta. O neden ağrımıyor?




KafKasKarTaLi 28 Mayıs 2006 00:11

ROMAN YAZMIŞ
Bir akıl hastanesinde bir deli, öteki deliye:
- Ben bir roman yazdım, al oku; bakalım beğenecek misin, demiş.
Ve kendisine kalınca bir kitap vermiş.
Öteki deli, bir hafta boyunca okumuş romanı. Sonunda arkadaşı deliye:
- Romanın çok ilginç, demiş; yalnız biraz kalabalık, çok isim var içinde.
Kitabı veren deli:
- Al, demiş, ikinci cildini de oku.
Ve kalınca bir kitap daha vermiş.
Yine aradan bir zaman geçmiş. Romanın ikinci cildini de alan deli:
- Bunu da okudum, demiş; gerçekten çok ilginç ama, bu da çok kalabalık; çok isim var içinde...
O sırada akıl hastanesinin doktoru gelmiş üstlerine:
- Verin bakayım, demiş, o telefon rehberlerini. Ne zaman aldınız bunları; ben de kaç gündür onları arıyordum


Pollyanna 28 Mayıs 2006 00:29

Temel'in kaynanasi
Temel bi gün kahveye girmis. Üstü basi yirtikmis. N'oldu diye sormuslar. Temel :
-Kaynanami gömdük.
Kahvedekiler:
-Iyi de bu halin ne?
-Biraz direndi de.


Misafir 28 Mayıs 2006 11:16

HIZ SINIRI


Amerikada 22 nolu karayolunda, devriye görevi yapan bir otoyol polisi arabasından yolu takip ederken, bir araba görmüş. Bu aracı radarla incelemiş ve minimum 50 km ile gidilmesi gereken yolda bu aracın tam 22 km/saat'le gittiğini farketmiş. Bu araba yolu tıkıyormuş. Ve aracı durdurup sürücüyü uyarmaya karar vermiş.

Aracın peşinden gidip aracı durdurmuş, bir de ne görsün. Aracı kullanan çok yaşlı bir teyze. Ve aracın arkasındaki koltuklarda da çok korkmuş 3 tane yaşlı teyze daha var.

Polisi görünce yaşlı sürücü: 'Polis bey çok mu hızlı gidiyordum?' diye endişe ile sormuş.

Polis demiş ki; 'Hanımefendi, hızlı değil, aksine çok yavaş gidiyorsunuz ve bütün otoyol trafiğini etkiliyor! Radardan gördüğüm kadarıyla 22 km hızla gidiyorsunuz.'

Yaşlı teyze: 'Ama, otoyolun girişinde 22 yazıyordu ve bende bu hızla uymak istedim!'

Polis: 'Teyzeciğim demiş, o 22 otoyolun numarası. Bu yolda min. 50 km hızla gitmelisiniz.'

Kadın, 'Tamam, bundan sonra hızlanacağım', demiş.

Polis tam kendi arabasına giderken, gözü yine arkada oturan, hiç konuşmayan ve çok korkmuş 3 yaşlı teyzeye kaymış. Ve sormaya karar vermiş sürücüye:

'Teyzeciğim bir şey sorabilir miyim? Bu ardada oturan kişilerin nesi var? Çok korkmuş gözüküyorlar, sanki dillerini yutmuşlar gibi!'

Kadın şöyle cevap vermiş:

Valla ben de anlamadım, 160 nolu karayolundan çıktığımızdan beri böyleler...


Pollyanna 28 Mayıs 2006 12:22

http://www.forumturka.net/forum/images/smilies/82.giftemel bir gün kurbanlık koyun almış dursunda onu görmüş bi selam veriyim diye yanına uğramış neyse biraz konuşmuşlar daha sonra dursun biraz dalmış
temel: ''ne düşüniyirsin'' demiş dursunda: ''ya temel sen birgün öleceğisun sonra toprak olacağasun sonra ot olacağisun daha sonra senin bu koyin yiyecek sonrada pisleyecek sonra ben sana diyeciğimki ula temel sen bu hallere düşecek adammiydin'' temelde sinirlenir ona karşılık verir. ''sen bir gün öleceğisun toprak olacağisun sonra ot olacağisun sonra seni bu koyin yiyip pislicek bende sana diyeceğimki ula dursun hiç değişmemişsun''
http://www.forumturka.net/forum/images/smilies/82.gifhttp://www.forumturka.net/forum/images/smilies/82.gifhttp://www.forumturka.net/forum/images/smilies/82.gif


Misafir 28 Mayıs 2006 16:50

BoyaKayseri'ye yeni gelen yabancı, ayakkabısını boyatırken boyacıya takılmış:
- Siz Kayserililer eşeği boyayıp babanıza satarmışsınız. Nasıl yapılır bu iş?
Boyacı, fırça sallamayı sürdürerek:
- İşte, demiş, eşeği böyle boyarız!



Mystic@L 28 Mayıs 2006 21:47

KURTULUŞ ÇARESİ

Temel, Cemal ve di­ğer Karadenizliler açık denizde küçük bir tekne ile fırtınaya tutulmuşlar­ dı. Yanlarından büyük bir gemi geçmekteydi.

Temel:

— Uyy, kurtarun pizuuu... İmdattt!. diye haykırıyor-

du.

Geminin güvertesinden birisi de yanıt veriyordu: Biz adam almıyoruz, biz adam almıyoruz. Bunu duyan Temel: — Uyy, haçan piz lazuz, lâz, alun pizu.



F.E.A.R 28 Mayıs 2006 22:11

Koyun gençleri Temel'e gelip:"Temel amca, sen eski avcılardansın bize avlanmayı öğretir misin?" demişler.Temel de onları kıramamış ve hep birlikte ava cıkmışlar. Ormanda gezerken küçük bir delik görmüşler.Temel: "Çocuklar habu gördiğunuz tavşan deliğidur.Silahi doğrultup bekleyeceksin tavşan çıktı mı vurdun vurdun vuramadın gitti", demiş. Biraz beklemiş ve tavsan çıktığı anda Temel onu halletmiş. Biraz daha gitmişler, bu sefer ilk delikten daha büyük bir delik görmüşler.Temel: "Aha bu da tilki deliğidur.Silahi doğrultup bekleyeceksin tilki çıktı mı vurdun vurdun vuramadın gitti", demiş ve tilki çıkınca onu da vurmuş. Biraz daha gitmişler bu sefer bir insan boyunda delik görmüşler.Temel: "Bu gördiğunuz de ayi inidir.Silahi doğrultup bekleyeceksin, ayı çıkti mı vurdun vurdun vuramadın gitti", demiş ve daha öncekilerde olduğu gibi ayıyı da vurmuş. Biraz daha gittiklerinde, neredeyse 5 insan boyunda bir delikle karşılaşmışlar.Temel biraz çekinmiş:"Ula uşaklar bu kadar yeter hadi geri dönelim", demiş.Gençler dönmek istememiş.İllaki buraya da bakalım demişler.Temel ısrarlara dayanamamış."Pekala herkes tüfeğini hazirlasun hep birlikte içeri girelum", demiş. Hep birlikte dev gibi ine girmişler.Biraz sonra içerden silah sesleri gelmiş. Ertesi gün gazetelerde manşet:" Teroristler, Trabzon-Rize seferini yapan trene saldırdı!"
_________________


arwen 29 Mayıs 2006 12:07

AMELİYAT YERİ

Iki sevgili bir agacin gölgesinde otururlar.Delikanlinin tatli sözleri arasinda bir ara kiz sevgilisinin kulagina fisildar :
-Sevgilim sana apandist ameliyati oldugum yeri göstereyim.
Delikanlinin gözleri parlar.
-Göster canim göster.
Kiz eliyle uzak bir yeri göstererek :
-Bak su ilerde görünen sari bina var ya, onun üçüncü kati....


ChinaDoll 29 Mayıs 2006 12:49

Günah

Kiliseye giren güzel sarisin, Meryem Ana heykeline dogru gitti, diz çöktü,
duaya basladi :
- Muterem Meryem Ana cigim. Siz ki günah islemeden hamile kaldiniz.
Dualarimi kabul ederek benim de hamile kalmadan günah islememe izin veriniz.
Amen.



kambis 30 Mayıs 2006 23:18

müfettiş


İmam Hatip Lisesi nde teftiş yapan müfettiş sınıfa girer.Ders KUR-AN'I KERİM'dir.Bir öğrenciyi
kaldırarak ismini sorar.Öğrenci:
-Fatih,diye cevap verir.Müfettiş:
-Peki öyleyse yavrum Fatiha suresini oku bakalım.
Çocuk sureyi okur.Sıra başka öğrenciye gelmiştir.Müfettiş yine sorar:
-İsmin ne çocuğum?
Çocuk cevap verir:
-Yasin ama arkadaşlar kısaca Kevser derler...............


Pollyanna 31 Mayıs 2006 01:14

WordPerfect'in yardım hattında banda alınmış bir telefon
konuşması. Bu konuşma sonrası helpdesk elemanı isinden
kovuluyor. Kovulduktan sonra da şirketi kendisini
"Gerekçesiz" isten çıkardığı için mahkemeye veriyor.
İşte Telefon Konuşması :
- Yardım hattı, buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?
- Bir sorunum var.
- Nasıl bir sorun?
- Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti?
- Gitti mi?
- Yok oldu!
- Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
- Hiç bir şey.
- Hiç bir şey mi?
- Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor.
- Hala Wordperfect programında mısınız yoksa
programdan çıktınız mı?
- Bunu nereden bileyim?
- Ekranda bir "C" harfi görüyor musunuz?
- Bir "hece" mi...
- Boş verin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mi?
- Söyledim ya hiç bir şey yazmıyor.
- Monitör üstünde yanan bir lamba var mi?
- Monitör ne?
- Ekranı olan yer, televizyon gibi... Çalıştığını
gösteren küçük bir lamba var mi?
- Bilmiyorum.
- Monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu
giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?
- Evet.
- Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı
mi bana söyleyin.
- Bağlı
- Harika. Monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek
kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?
- Görmedim.
- Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı
olması lazım.
- Evet buldum.
- Tamam, simdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı
diye bakin.
- Kabloya ulaşamıyorum.
- Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?
- Olmuyor.
- Bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına
baksanız....
- Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için
bakamıyorum.
- Karanlık?
- Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık
yetmiyor.
- Ofisin ışıklarını yakın.
- Yanmaz.
- Neden?
- Elektrikler kesik.
- Elektrikler mi kesik. Tanrım...!(kısa bir sessizlik)
Bilgisayarın kutusu, kitapları herşeyi duruyor mu?
- Evet dolapta.
- Simdi bilgisayarı sökün , aynen aldığınızdaki gibi
paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
- Durum bu kadar kötü mu?
- Korkarım öyle!
- Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
- "Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım"
diyeceksiniz...


F.E.A.R 31 Mayıs 2006 01:37

Ünlü bir bilim adamı özel otomobiliyle konferans vermeye giderken, uzun yıllardır onunla çalışan şoförü sıkılarak bir teklifte bulunmuş:
- Sizin konferanslarınızı dinleye dinleye virgülüne kadar ezberledim efendim, demiş, ne olur izin verin bu konferansı da sizin yerinize ben vereyim...
Bilim adamı öneriyi kabul etmiş. Şoför arka koltuğa geçmiş. Bilim adamı şoförün şapkasını giyip öne oturmuş. Konferansın verileceği salona varmışlar. Şoför kürsüye çıkmış, hiç teklemeden çok güzel bir konuşma yapmış. Ve sormuş:
- Sorusu olan var mı?
Ülkenin ciddi bilim adamlarından biri "var" demiş ve oldukça zor bir soru sormuş. Şoför hiç tereddüt etmeden:
- Çok kolay bir soru bu, demiş, şoförüm bile bilir. Gidip çağırayım, sizin sorunuzu o yanıtlasın...


Pollyanna 31 Mayıs 2006 02:00

Astronot Temel*

3 astronot uzaya gidecek.Bunlardan biri alman biri

ingiliz biride bizim Temel.Bunlar yıllarca gelmeyecekleri

için en önemli ihtiyaclarını sorarlar.

Alman bana sarışın,esmer,kumral hatun der.

İngiliz bana bol bol içki der.

Bizim temel baaa bol bol cigara der.

Neyse istekler temin edilip uzaya fırlatılıyorlar.

3 astronot aradan yıllar geçiyor geri dönüyorlar.

Tabi aileler merakla bekliyor.

Önce alman iniyor dalyan gibi alman olmuş iğne iplik.

Sonra ingiliz iniyor adam zil zorna sarhoş.

Tabiki sıra Temele geliyor Temel kapıda görünür görünmez

bi fırlıyor agzında cigarayla:

-"Allahını seven baaa ateş versuuun



wolle 31 Mayıs 2006 02:43

selam hehehehe
ellerine saglik:D :D :D :D


Hi-LaL 31 Mayıs 2006 11:43

Sarışınlar Kızmasın
 
:$
Sarışınlara Satmıyoruz

Genc ve guzel sarisin, alisveris merkezinin beyaz esya reyonuna girer ve saticiya sorar:

- "Su kucuk televizyonu almayi dusunuyorum, fiyati nedir ?"
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz.!"

Genc kadin sinirlenir, evine gider, sacinin rengini degistirir ve ertesi gun magazaya geri gelir, ayni saticiya yaklasir ve:

- "Su kucuk televizyonu satin almak istiyorum." der
- "Kusura bakmayin hanimefendi sarisinlara satis yapmiyoruz !!!!"

Kadin iyice sinirlenmistir, solugu bir kuaforde alir, bu defa koklu bir degisiklik yapar, hatta makyajindan,goz rengine o tam bir esmer bombadir artik.. Ayni magazaya gider, ayni saticinin yanidadir ertesi gun:

- "Su kucuk sevimli beyaz renlki televizyon ne kadar ???"
- "Kusura bakmayin hanimefendi, sarisinlara satis yapmiyoruz"
- "Inanmiyorum, nasil anladiniz sarisin oldugumu, uc gundur kendimi esmere cevirmek icin yapmadigim kalmadi!"

- "Hanimefendi 3 gundur satinalmaya calistiginiz sey Mikrodalga firin!"


Misafir 31 Mayıs 2006 13:50

Motorla Geliy Temel evlenmis karisini hamile birakmis..Kadin gebeyken Temel karnini oksuyormus surekli bebegi sevmek amacla birgun Temel karisinin karnindan hafif Zorrt!! die bir ses duymus karisina donmus ki :Uyy karicuum ! Bizim usak motorla geliyyy demis..



Bozuk Sicil Zamanın birinde yaşlı bir amca eşeği ile karayolunda ağır ağır ilerlerken yolda görev yapan trafik polislerince durdurulur ve kırmızı ışık ihlali yaptığı söylenir bu sebebten ötürü ceza yazılacaktır trafik polisi yaşlı amcaya dönerek
- Amca kırmızı ışık ihlali yaptın ceza yazacağım cezayı sanamı yazayım yoksa eşeğemi.Eşeğe yazarsam 3 kuruş sana yazarsam 5 kuruş nasıl istersin ?
- Bana yaz oğlum
-Amca anlamadın galiba sana yazarsam 5 kuruş eşeğe yazarsam 3 kuruş
- Anladım oğlum anladım.Eşeğin sicilini bozmayalım belki ilerde polis olur.der...

Trafik Polisi Adamın birini gece vakti çevirir trafik polisi ceza yazacak ya sorar ;
- Beyefendi ruhsat lütfen !
- Buyrun Memur Bey .
- Alkol ?!
- Yok Memur Bey .
- Kemer takılımıydı ?!
- Evet Memur Bey .
- İlk yardım çantanız ?!
- Tastamam yerinde Memur Bey .
Bakmış olacağı yok memur ;
- Mezdeke kasetin varmı ?!
- Var Memur Bey .
- Koy kaseti !
- Tamam Memur Bey .
- 3. Parçayı çal !!
- Tamamdır memur bey ??...
- Şimdi ben oynuyorum sen Para Yapıştırıyorsun !!!




Pollyanna 31 Mayıs 2006 15:24

Adamin biri motosiklet almis. Satici adama bir kutu vazelin hediye ederek yagmurlu

havalarda bunu metallere sur pas yapmaz demis ve adam motorunu gostermek uzere kiz

arkadasina gitmis. Neyse aksama dogru kiz gel seni bize goturup ailemle

tanistirayim hemde aksam yemegi yeriz.. demis ve bir hatirlatmada bulunmus:

"Yalniz dikkat et bizim evde yemek yerken kimse konusmaz. Konusan bulasiklari yikar..."

Adam 4 kisinin bulasigindan ne olacak diye dusunurken eve girdiklerinde bir de ne gorsun dag tas her yer bulasik...

Uulan bir konusursak yandik demis... Yemek yerken aklina

"Ulan ben simdi bu kizin elini tutsam kimse bir sey diyemez" fikri gelmis. Kizin elini tutmus kimseden cit yok.

Bir de opeyim demis, Opmus gene cit yok...

Ulan ben bununla bu isi burada pisireyim demis, herkesin gozu onunde o is olmus ama gene cit yok...

Adam iyice piskinlige vurup yahu bunun anasi da guzelmis deyip onunla da yatmis... Gene cit yok...

Tam bu sirada disarda gok gurleyip yagmur yagmaya baslamis. Bizimki motoru paslanmasin diye aldigi vazelini

cebinden cikardigi anda kizin babasi bagirarak ayaga firlamis...

"Tamam tamam koy onu yerine bulasiklari ben yikarim"


Mystic@L 31 Mayıs 2006 21:15

HIRSIZLIK AYIP

Bir eşkıya, fakir olduğu için Diyojen'e hakaret etmiş-

ti.

Diyojen hiç kızmadı. Sadece:

— Bir adama fakir olduğu için hakaret edildiğini ha­ yatımda hiç görmedim. Ama pek çok insanın hırsızlık­ tan ötürü asıldıklarım gördüm, dedi.




NihLe 1 Haziran 2006 12:21

Mutluluğun Sırrı

Bir mahallede yeni komşularıyla çay sohbeti yapan kadına komşuları ;
''Senin aile yaşantına hayranız, eşin ve çocuklarınla çok mutlu bir yaşantın var.

Kocanın BİR dediğini İKİ etmiyorsun.
Bunun mutluluğunun sırrını bizede anlat '' derler.

''Kısaca anlatayım'' der kadın.
'' Düğünümüz bittikten sonra kocam kendi atında , bende kendi atıma bindik evimize doğru gidiyoruz. Benim bindiğim atın ayağı takıldı ve sendeledi. kocam arkasına döndü ve benim atıma 'BİR' dedi.Biraz daha ilerledik ve benim atımın ayağı tekrar takılıp tökezlediği aman eşim tekrar arkasına dönüp atıma 'İKİ' dedi. Az sonra atım takrar aynı şekilde tökezleyince eşim arkasını döndü ve at'a ''ÜÇ'' dedi ve belinden tabancasını çıkartıp atımı anlından vurdu. Ben şok olmuştum ve at'a çok üzüldüm.

Eşime bir hışımla çıkıştım '' Yazık değilmi at'a neden vurdun !!?''

Eşim arkasını döndü ve bana '' BİR '' dedi.
Ve o günden sonra kocamın bir dediğini iki etmedim


Mystic@L 1 Haziran 2006 13:15

İLK KAMÇIYI EN ÇİRKİNİ VURACAK!

Müthiş bir eleştirici olan bir Bektaşi yazar, kadınlar hak­kında öyle bir kitap yazmış ki söylenmedik söz bırak­ mamış. Bunun üzerine on- beş kadar kadın biraraya gelerek yazarı dövmeye ka­ rar verirler. Bir gün Bektaşi evine giderken yolunu kesip bağırmaya başlarlar:

— Sen bizim hakkımızda bir kitap yapıp aleyhimiz­
de türlü türlü şeyler yazmışsın. Biz de seni öldürünceye
kadar dövmeye karar verdik. Birer kamçı alarak buraya
geldik. Cezana hazır ol, diyerek kamçılan göstermişler.

Bektaşi kadınları yatıştırmaya çalışmışsa da başarılı olamadığından dayak yemeğe razı olarak:

— Fakat bir şartla. Birinci kamçıyı içinizden en çir­
kin olanı vuracak, demiş. Kadınlar bu şartı kabul etmiş­
ler.

Fakat ilk kamçıyı vurmak için kimse öne çıkmayın­ ca, bu dayak faslı da yarım kalmış.




Hi-LaL 1 Haziran 2006 15:49

Uluslararasi ölçekte bir kadin arastirmasi yapan sosyolog, dünyanin çesitli ülkelerinde kadinlara bir soru sormus.
Kocanizi baska bir kadinla yakalarsaniz ne yaparsiniz???
Soruya ülkelere göre verilen yanitlar ise söyle olmus:

Isveçli : Neyimi begenmedigini sorarim.
Rus : Evi terk ederim.
Fransiz : Sesimi çikarmam, sevgilime gider beni teselli etmesini isterim.
Italyan : Kadini vururum.
Ispanyol: Kocami vururum.
Yunanli : Her ikisini de vururum.
ürk : Benim kocam yapmaz!
(H)


Mystic@L 2 Haziran 2006 14:08

ÖLÜM KÖLE İLE KRALI EŞİT KILAR

Büyük İskender, Diyojen'i, birbiri üstüne yığılmış in­ san kemikleri arasında bir şey ararken görmüş ve ne yaptığını sormuştu.

Diyojen:

— Babanızın kemiklerini arıyorum.

Ama hangisinin kölelere, hangisinin babanıza ait ol­duğunu kestiremiyorum, cevabını vermişti.




Misafir 2 Haziran 2006 22:34

Yengeç

Hiç romantik değildi. Bu tanım ana karakterimiz Tarık’ı anlatmak için yeterli bir cümledir. Gerçektende öyleydi Tarık romantizmden hiç anlamazdı. Acayip bir özellikti bu. Özellikle de bir yengeç burcuna göre de bayağı değişik bir özellik. Yengeç burçları duygusal olurlar özellikle de romantik. Hafiften de erkekleri çapkın olurlar. Gelgelelim Tarık neredeyse yengeç burcunun tüm özelliklerini reddedercesine doğmuştu. her şeye itiraz eder gibi tüm yengeç özelliklerini reddetmişti. Reddedemediği tek özelliği ise içine kapanık olmasıydı. Çoğu duygusunu söyleyemezdi bu yüzden aslında bu yüzden romantik ve duygusal gözükemiyordu. İçini dışa vuramıyordu o yüzden toplumda çok kaba gözükebiliyordu. Sanki romantik olsa bir kızın yanında , onunla dalga geçilecekmiş gibi hissediyordu Halbuki ne duygulanırdı güneş batarken , ay ışığında denizi izlerken ya da yağmurda yürürken. İşte bu yüzden herkese kendini yanlış tanıtmıştı. Başında kullandığım ilk cümle yani “Hiç romantik değildi” Tarık’ı dışarıdan tanıyanlar içindi. İçten tanıyan birisi henüz çıkmamıştı maalesef.

Bir gün bir kız arkadaşıyla dolaşırken arkadaşı ona gecenin rengini ve yıldızları gösterip “Ayy hayatım baksana hele ne romantik di mi?” dediğinde verdiği cevap tam vahim bir cevaptı. “Hani neresi?” Tabi o kız arkadaşını bir daha görememişti o ayrı mesele. Halbuki o manzarada ne kadarda duygulanmıştı hatta öyle bir duygulanmıştı ki gözünden hafif bir damla gözyaşı bile dökülmüştü tabi ki o karanlıkta kız arkadaşı onu görememişti. Görseydi belki ne kadar çok şey değişirdi ama görmedi işte.

Birde bir gün başka bir kız ile çıkıyordu. Ne çokta seviyordu onu. En uzun süreli çıktığı kişiydi. Dile kolay bir sene. Aman ha bir sene de uzun mu demeyin. Bu süre Tarık için oldukça uzun bi süreydi , inanın bana gerçekten de uzun. Serpil’e olan hayranlığını çoğu defa saklamayı başarmıştı ama bazı zamanlar ufakta olsa belli etmişti. Serpil’de Tarık’ın içindeki yengeç burcunu görmüştü. Bekliyordu Serpil. Tarık bir gün gelecek tüm yengeçliğini Serpil’e belli edecekti. Güneş doğarken ya da yağmur yağarken olmadı bir sahilde. Serpil’de seviyordu onu ama içindeki yengeci dışındaki ayıyı değil. Bu yüzden elinden geleni yaptı onunla geçirilebilecek tüm romantik anları yaşattı fakat hiçbir olumlu sonuç alamadı sadece bir iki kısa süreli baygın bakışlar. Bir plan yaptı ve onu bara götürdü. Tarık hiç bara gitmemişti bu da yetmezmiş gibi içki de içmemişti. Serpil bundan faydalanacaktı. Serpil bir bira içerken Tarık bir adet kola içti. Müzik falan bayağı hoştu fakat Tarık’ta herhangi bir ifade yoktu ot gibi bakıyordu resmen. Serpilde de bir sabır vardı ki bekledi en sonunda beklediği oldu Tarık tuvalete gitti. Bu Tarık’ta bir içince fazla geçmeden tuvalate giderdi. Sabır dediğime bakmayın yani o beş Dakka Serpil’e yıllar gibi gelmişti ama sadece beş dakikaydı. Serpil Tarık gidince kolasına bira karıştırdı böylece onu hafiften açmayı düşünüyordu böylece onun içindeki yengeci çıkartabilecekti. İnşallah anlamazdı bir şey. Tam transfer işlemi bitince Tarık geldi. Oturdu yerine ve başladı kolasına kaldığı yerden devam etmeye. İlk başlarda tadı garip falan dedi ama Serpilin de iknaları ile yarım bardak (Bira bardağı) biralı kolayı bitirdi. Hafiften sarhoş olmuştu. Serpil’in şansına dışarıda yağmur da yağıyordu. Onu zor bela ikna edip yağmurda yürümeye çıkarttı. Tarık’ı yağmurda yürütebilmek oldukça zor bir işti ve bunu başarmıştı. Umutlandı. Yürüdüler , yürüdüler… Hiç konuşmadılar 15 dakika sonra Tarık konuşmak için ağzını açtı Serpil hemen pür dikkat ona baktı. Esnedi sadece. Serpil deli olmuştu fakat Tarık şunu dedi “ Hemen eve gidelim bu salakça yağmur saçımın tüm jölesini bozdu” İnanamıyordu yahu hazırlayabileceği en iyi ortamı hazırlamıştı ama duyduğu ilk cümleler bunlardı. O gün kavga ettiler ve ayrıldılar uzun süre görüşmediler.


Tarık’ta bu olay çok büyük bir yara açtı. Birkaç ay kendine gelemedi kimseyle konuşmadı konuşamadı. Salak salak dolaştı durdu. Konuya bir çözüm aradı. Rahat rahat konuşabilme üzerine kendince araştırma yaptı. Çözümleri bulduğunda tekrar çevresiyle konuşmaya başladı. Allahtan kitap okuyordu çünkü içine kapanık birisine yardım edebilecek en iyi yardımcı kitaplardır. Kitaplar sayesinde başkalarıyla konuşurken neler yapması gerektiğini nasıl konuşması gerektiğini her şeyi öğrendi. Ondan sonra anladı ki kendisi hep yanlışmış. Artık içindeki yengeçi ortaya çıkartmanın zamanıydı. Bunu eski kız arkadaşları üzerinde denedi bir iki aksama dışında her şey iyi gitmişti yavaş yavaş bir yengeç oluyordu. Bu denemelerini sadece Serpil üzerinde yapmadı çünkü tüm denemeleri Serpil için yapıyordu. Onu tekrar elde edebilmek istiyordu . Onunla konuşabilmek , gözlerine bakabilmek , ellerini tutabilmek ve neyse fazla yazmayayım :) Hiçbir kızı onu sevdiği kadar sevememişti hiçbirinde ondaki bakışlar yoktu ondaki gözler ve saçlar yoktu. İşte bu üç nokta Tarık için en önemli üç noktaydı. Serpil’de hepsi vardı bunların. Serpil kesinlikle aradığı kızdı ve onu tekrar kazanabilmek istiyordu. Onu aramalıydı hem de hemen şimdi.

-Aloo
Offf onun sesini tekrar duyabilmek işte bu…
-Merhaba Serpil ben Tarık.
-…
-Konuşmayacak mısın benimle?
-…
-Biliyorum bana çok kızgınsın ama seninle görüşemediğimiz 6 ay boyunca mahvoldum öldüm öldüm dirildim. Lütfen bir şans tanı bana.
-Daha ne kadar şans tanımalıyım ki sana söyler misin? Sen bilmesen bile sana kaç tane şans tanıdım bekledim bir gün içindeki yengeç ortaya çıkar diye ama olmadı çıkmadı ortaya. Lütfen arama bir daha.
-Zaten 6 aydır aramıyordum ki ancak kendime gelebildim. Gözlerimde şişler ancak geçti.
-Ne şişi neden bahsediyorsun sen?
-Ağlamaktan gözlerimde çıkan şişler.
-Efendim?
-Doğru duydun o kadar ağladım ki sen gidince açıkçası terk edince beni her gece yıldızlara bakıp bakıp ağladım. Çünkü bizimkilerin yanında onların bildiği gibi gözüküyordum fakat çoğu zaman da dayanamıyordum bir iki damla gözyaşı yanağımdan süzülüyordu.
-Lütfen benle dalga geçme 6 ay sonra sadece benle dalga geçmek için mi aradın?
-Lütfen aşkım inan bana seni ne kadar sevdiğimi sana nasıl anlatabilirim.
-…
-Aşkım orada mısın?
-Lütfen duyduklarımın doğru olduklarını söyle sanki başkasıyla konuşuyormuşum gibi geliyor.
-Benim merak etme sadece içimdeki yengeç dışarı çıkmaya çalışıyor.
-Buna inanmam sen asla bir yengeç olamayacaksın.
-Seni seviyorum.
-Olamayacaksın!!!
-SENİ SEVİYORUM!!! Sana olan sevgimi sana nasıl anlatabilirim söyler misin?
-Bakışlarınla. Sadece bakışlarınla ve romantik olmalısın.
-Bunu sana ispatlayacağım.
-Bana ispatlaman için yanımda olman lazım ve ben yanında değilim ve olmak da istemiyorum.
-Lütfennn bbanna bbirr şşşaaans vverrrr. :(
-Sen ağlıyor musun ?
-Hhayır ggözzüme tozzz kaçtı.
-Pekala sana bir şans daha veriyorum ama unutma bu senin son şansın. Beni seviyorsan ispatla ve bir yengeç ol…
-Sen iste yeter ki.

Serpil onun gerçektende ağladığına inanmıştı. Hiçbir zaman onu ağlarken görmemişti ve de duymamıştı. Bu onun değiştiğine bir kanıttı ve onu tekrar görebilmeyi de çok istiyordu. Şansı bu yüzden vermişti. Aslında bu şansı kendisine vermişti. O günü bekledi.

O gün gelmişti ve Tarık o güne kadar nasıl sabrettiğini anlayamamıştı. O gün akşama kadar zor sabretti saat 6 da Serpille buluşacaktı. Ona hiç yaşamadığı kadar romantik bir akşam yaşatacaktı bunu biliyordu. Bir çiçek yaptırmalıydı öncelikle. Bir çiçekçiye gitti.

-Merhaba
-Merhaba buyrun.
Derken çiçekçi fazla ilgilenmedi Tarık’la sanki bir şeye sıkkınmış gibi ya da bu işi zorla yapıyormuş gibi bir hali vardı. Tarık bunu önemsemedi tek önemsediği çiçeklerdi düzgün bir çiçek götürmeliydi. Öyle güzel bir bukle yaptırmalıydı ki sevdiği ilk görüşte yumuşamalıydı. Zaten gerisini kendisi hallederdi.
-Tekrar merhaba efendim. Çiçek alacaktım da.
-Nasıl bir çiçek.
-Ne bileyim normalcana bir çiçek işte kız arkadaşımla buluşacağımda.
İşte burada bıkkın çiçekçinin gözleri açıldı ve Tarıkla daha bir ilgilenmeye başladı.
-Evladım sen kız arkadaşına çiçek alacağına emin misin?
-Tabi ki eminim erkek arkadaşıma alacak halim yok ya tövbe tövbe.
-Hehehe sen beni yanlış anladın evladım demek istediğim bir sevgiliye çiçek alacakken normalcana bir çiçek alınmaz..
-Anormal mi alayım?
-Gene yanlış anladın evladım. Sana demek istediğim tamamen göz alıcı ya da onu sevdiğine dair bir çiçek alman. Yani çiçeklere baktığında “Bu çocuk beni gerçektende seviyor” diyebilmeli.
-Eee.
-Hehehe eesi ona bir aşk çiçeği , bir sevgi çiçeği alman.
-Peki hangisini almalıyım.
-Tabi ki gül. Sevgiyi anlatmanın en kolay yoludur.
-Ama gül dikenlidir eline batıp’ta yaralamasın o güzelim ellerini?
-Ah evladım Ah…
-Niye ahladınız efendim?
-Sana ahladım. Ne demek dikeni batar? Bir laftır bilir misin?
-Düşünmem lazım.
-Düşün bakalım kolay bir laf. İpucu güllü bir şey.
-Hah buldum gülme komşuna gelir başına.
-Oha yani. Ne komşusu oğlum komşuna neden gülüyorsun komşuna. Ne yaptı zavallı adam sana.. Hay Allah beni de saçmalattın. O söz değil. İşte bu söz “Gülü seven dikenine katlanır” Anlayacağın her genç kız gülü sever yani dikeni dert etmez kokusu önemlidir güzelliği önemlidir , renkleri önemlidir.
-Anladııım.
-Anladıysan eğer artık sorun kalmadı. Dur hele sana şöyle güzel bir demet yapayım da sevdiğinin aklını başından al.
-Gerçekten alır mıyım?
-Şey bu işin çoğunu gül üstlenecek ama seninde çabalamaman lazım.
-Nasıl yani?
-Şöyle ki. Kızın karşısına çıkıpta “Al sana çiçek” deme. Her şeyin nizamı vardır. O sırada aklına gelen en güzel sözleri söyle. Ya da dur orada söyleme giderken düşün ancak aklına gelir.
-Ne yani sen şimdi bana salak mı demek istiyorsun? Hemen bulamaz mıyım yani ne diyeceğimi? E tabi paranı aldın benden geç dalganı.
-Evladım gene yanlış anladın bunlar önemli şeylerdir pat diye söylenmez. Tabi ki o sırada hemen bir şeyler bulabilirsin ama uzun sürede pek çok güzel söz bulabilirsin. İşte o sırada sevdiğine söyleyeceğin söz güzel sözlerin en güzeli olmalı.
-İşte şimdi anladım. Çok teşekkür ederim. İyi akşamlar. Kolay gelsin.
Tarık yola koyulup az bir şey uzaklaştığında çiçekçinin dudaklarından şu sözler döküldü.
-Asıl sana kolay gelsin.
Tarık Serpil’in yanına giderken aklından hep çiçekçinin dedikleri geçti. Karşılaştığında Serpil’e en güzel şekilde çiçekleri vermeliydi. Fakat ne söyleyeceğini bilemiyordu ve nasıl davranacağını da. Buluşma noktasına az kalmıştı uzaktan Serpil’i gördü hala ne diyeceği aklına gelmemişti. Yaklaştı yaklaştı ve…
-Merhaba Tarık.
-Merhaba…
-O ellerindeki de nedir. (Hafiften gülümsedi ve yanakları hafiften pembeleşti)
-Bunlar mı? Buraya gelirken bir çiçekçi gördüm ve de bu çiçekleri. O kadar güzellerdi ki aynı senin gibi. Senin gibi kokuyorlardı , senin gibi göz kamaştırıyorlardı senin gibi kalpleri fethediyorlardı , senin gibi gülüyorlardı adeta , senin gibi şirin ötesiydi hepsinden ötesi senin kadar güzellerdi. Tabi dediğim gibi senin kadardı senden fazla değildi. Ben de bunları görünce sana anlatsam da inanmayacağın için sana getirdim işte hepsi senin. Senin kadar değiller ama senin kadar olmalarını da istemezdim.
-Neden?
-Çünkü sen benim için teksin.

Tarık gerçek bir yengeçti artık.


Pollyanna 3 Haziran 2006 08:34

Temel Hakkındaki Derin Sorular, HARBİDEN DERİN...
Temel yere bir daire çizip bu dairenin içinde horon tepmeye baslamis.
Niçin?
Kendi çapinda eglenmek için.


Temel sigarasini bir metre uzunlugundaki agizliga takip içiyormus.
Niçin?
Doktoru sigaradan uzak durmasini söyledigi için.


Temel her gece yatmadan önce ayaklarina böcek ilaci sikiyormus.
Niçin?
Ayaklarinda karincalanma oldugu için .


Temel esinin yas gününde ne almis?
Kurulanmasi için bir havlu.


Temel hamile karisinin çok su içmesine izin vermiyormus. Niçin?
Bebek yüzme bilmiyordur diye...


Temel her yemekten sonra cebine bir kasik koyuyormus. Niçin?
Doktoru yemeklerden sonra bir kasik almasini söyledigi için...


Temel hasmina tehtid mektuplari yazarken eldiven giymis. Neden?
El yazisi taninmasin diye.


Milyarder Temel'in çocuklari, derslerini villalarinin bahçesinde yapiyorlarmis. Niçin?
Temel'e "zengin adamsin, çocuklarini disarida okut " dedikleri için ...


Temel dolmakalemiyle mektup yazarken birden çok hizli yazmaya baslamis
> Neden?
> Dolma kalemin mürekkebi bitmek üzereymis .


Temel doktorunun muayenehanesine kocaman bir fiçi ile gitmis. Niçin?
> Doktoru alti ay sonra idrarinla birlikte gel demis.


> Temel saçini islatmadan sampuanliyormus. Niçin?
> Sampuanin etiketinde "kuru saçlar içindir" diye yazdigi için.


> Atletizim sampiyonasina katilan Temel, doping yapmasina ragmen sonuncu olmus
> Neden?
> Doping yaptigi anlasilmasin diye.


> Temel yeni satin aldigi arabasini kullanirken kahkahalarla gülüyormus.
> Niçin?
> Dostlari güle güle kullan demis.


Temel yeni aldigi ayakkabisini bir hafta giymemis Neden?
Satici bir hafta kadar ayaginizi sikabilir dedigi için.


Temel araba kullanirken sik sik cebinden küçük bir kagit cikarip okuduktan sonra tekrar cebine koyuyormus. Ne mi yaziyormus bu kagitta?
Gaz pedali sagda, fren solda .


Mystic@L 3 Haziran 2006 12:18

DOMUZ ETİ YEMEYİZ

Şeyh Şamil esir düştüğünde, Ruslar bu kahraman adama büyük saygı göstermiş. Rus çarı kendisini yemeğe davet etmiş. Şeyh Şamil, yemekte, aç gibi iştahla yemiş.

Kahramanlığı kadar yemekteki iştahı karşısında da hayrete düşen çar:

* Adama bak, demiş. Beni de yiyecek.
Şeyh Şamil cevap vermiş:
* Biz müslümanız. Domuz eti yemeyiz.




kambis 3 Haziran 2006 13:37

İHANET


Becky ve Sam 50'nci evlilik yıldönümlerini kutluyorlardı. Sam birden soruverdi: "Sevgilim, bu elli yıl içinde beni hiç aldattın mı?.." "O da nereden çıktı?" diye sinirlendi Becky.. "Cevabı da öğrenmek istemezsin herhalde ?.." "İsterim" dedi Sam.. "Lütfen anlat, ne olur?.." "Madem öyle" dedi Becky, "Üç kez aldattım seni.." "Üç kez öyle mi?.. Kimlerdi onlar?.." "İlki" diye anlatmaya başladı Becky, "Hani sen 30 yaşındaydın ve kendi diş kliniğini kurmak istiyordun ama hiçbir banka sana kredi açmıyordu. Sonra bir banka yöneticisi eve geldi, hiçbir şey sormadan tüm kağıtları imzaladı ve sen en modern araçları getirebildin." "Ooo Becky.. Benim için kendini feda ettin ha.. Benim sevgili karım!.. Peki ikincisi.." "Hani 50 yaşında felaket bir kalp krizi geçirmiştin.. Çok kritik bir bye-pass ameliyatı geçirmen gerekiyordu da, hiçbir doktor sana el süremiyordu.. Her an ölebilirdin. O sırada Dr. Bakey onca yoldan kalktı geldi. Ameliyatını yaptı, seni hayata döndürdü.." "Ah benim sevgili karım.. Hayatımı kurtarmak için kendini bir kez daha feda ettin öyle mi?.. Hiç kimsenin böyle harika bir eşi olamaz. Böyle bir şey yapman beni ne kadar sevdiğini gösterir. Üçüncü peki?.." "Hatırlıyor musun, yıllar önce Diş Hekimleri Odası Başkanı olmayı fena halde istiyordun ve 47 oyun ek*****?.."


Pollyanna 3 Haziran 2006 14:22

İzmir'den trene binen yaşlı teyze kondüktöre Ege şivesiyle "Menimen'e gelence beni haber et yavrıım, unutma" der.

Gecenin ilerlleyen saatlerinde kondüktör Menemen'i geçer geçmez yaşlı teyzenin Menemen'de ineceği aklına gelir hemen makiniste gidip haber verir.

Makinistte gecenin bu saatinde tayzeyi buralarda indiremiyeceğimize göre geri geri gideceğiz soran olursa "tren makas değiştiriyor" deriz diyor.

Bir yarım saat geri geri giderek Meneme'e geliniyor ve Kondüktör teyzeye gidip haber veriyor " hadi teyze Menemen'e geldik" diye.

Teyzem "sağol yavrıım "deyip çantasından hapını çıkarıp içiyor.


Mystic@L 3 Haziran 2006 22:31

BEHLÜL'ÜN HAKİM MAKAMINA OTURMASI

V|

Halife Harun Re- şid'in süt kardeşi di­ vane Behlül bir gün yoluna devam eder­ken pencereden bak­mış ki hakimin yeri boş, hemen geçip o makama oturmuş. Bunu gören vazifeliler:

* Vay gidi divane, senin bu makamda ne işin var?
Kalk bakalım, diyerek, sille tokat dışarı atmışlar. Bunu
görenler Behlül'e sormuşlar:
* A divane, böyle ne iş yaptın ki seni bu kadar dö­
vüyorlar? demişler. O da cevap vermiş:
* Ben bilmem, hakimin makamında bir dakika ya
oturdum ya oturmadım, buna rağmen bu kadar dayak
yedim. Hakim ise sabahtan akşama kadar o makamda
oturmaktadır, ne kadar dayak yiyeceğini artık Allah bi­
lir...



KafKasKarTaLi 4 Haziran 2006 01:24

ROMAN YAZMIŞ

Bir akıl hastanesinde bir deli, öteki deliye:
- Ben bir roman yazdım, al oku; bakalım beğenecek misin, demiş.
Ve kendisine kalınca bir kitap vermiş.
Öteki deli, bir hafta boyunca okumuş romanı. Sonunda arkadaşı deliye:
- Romanın çok ilginç, demiş; yalnız biraz kalabalık, çok isim var içinde.
Kitabı veren deli:
- Al, demiş, ikinci cildini de oku.
Ve kalınca bir kitap daha vermiş.
Yine aradan bir zaman geçmiş. Romanın ikinci cildini de alan deli:
- Bunu da okudum, demiş; gerçekten çok ilginç ama, bu da çok kalabalık; çok isim var içinde...
O sırada akıl hastanesinin doktoru gelmiş üstlerine:
- Verin bakayım, demiş, o telefon rehberlerini. Ne zaman aldınız bunları; ben de kaç gündür onları arıyordum


F.E.A.R 4 Haziran 2006 03:01

Hidayet ölünce cennetin kapısında kuyruğa girer. Hemen önünde bekleyen adam Peder dir. Kapıda bir melek beklemektedir. Melek Peder e sorar:
- Hiç günahın var mı Peder ?
- Aziz melek ben rahiptim. Tüm hayatım boyunca hep tanrıma dua ettim. Karıma ve çocuklarıma sadık kaldım. İnsanlara ve hayvanlara hep yardım ettim.
- Melek : Çok iyi bunları biliyorduk zaten al sana cennetin gümüş anahtarı der ve sonra Hidayet'e döner. Senin hiç günahın var mı Hidayet?
- Hidayet : Ben de her zaman hayvanlara ve insanlara iyilik yapardım. Tanrıya dua etmedim açıkçası, inancım da zayıftı ve bir günahım vardı. Çok sert ve hızlı otobüs kullanırdım.
- Melek Hidayet'e döner ve bunu da biliyoruz. Çok iyi al sana cennetin altın anahtarı...
- Peder bu olaya sinirlenir. Ben hayatımı tanrıya adadım siz de gidip bu adamı cennette benden üstün tutuyorsunuz haksızlık değil mi ?
- Melek gülerek.. "Oğlum sen vaaz verirken herkes uyuyordu, ama Hidayet otobüs kullanırken herkes dua ediyordu...


Mystic@L 4 Haziran 2006 04:47

ÇALARKEN NEŞELENMEK

Neyzen Tevfik'e bir gün sorarlar:

— Çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun
zaman mı çalarsın?

O günlerde Maliye Bakam hakkında yolsuzluk dedi­ koduları alıp yürümüştür.

Neyzen Tevfik, fırsatım kaçırmaz:

— Maliye Bakanı değilim ki, çalarken neşeleneyim,
cevabını verir.




Saat: 13:14

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık