![]() |
Kimbilir Nasıldır Ne ki, usumda kodu kazılı işte Senliğin... Silinmedi. Seninle olmadığımdan değil yakınmam Alıştırdı seneler İçimde ukde kalan tek... Karının sürdüğü pusette uzaklaşan çocuğun Eminim sana çok benzediğini Göremedim, seçemediğim yüzünü... |
RAZIYIM Gündüzleri kişeledim gidiyorum, Sensizliği şişeledim içiyorum, Sayende seni sensiz yaşıyorum, RAZIYIM sevgin varken sensizliğe. Kapattım gözlerimi uykulara, Yolum düştü hep karşılıksız sevdalara, Bir bakışın çıkarırda bulutlara RAZIYIM ben bu karşılıksız sevdaya Küllükleri tepeledim, Kadehleri sıraladım, Hayatımdan vazgeçtim, RAZIYIM aşkından ÖLMEYE... Yusuf Emre YAVUZ |
Uzun zamandır yüreğim bir kuytuda Uzun zamandır suskunluğum sorguda Kilitlendim karmaşık bir duyguda Her geçen gün biraz daha eksiliyorum Vakit gül mevsimidir şimdi Geceler hanımeli kokar Bütün isyanlar benimdir Hasretin zincirler kırar Vakit gül mevsimidir şimdi Gül yapraklarına benzer sabahlar Yağmurlar zamansız dindi Yasaklarıma benzer günahlar http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmet ALTAN |
Sensizliğin İlk Sabahı Bu sabah hüzünlüyüm, dokunsalar ağlarım.. Kalbim acılarla dolu, yokluğunun ilk sabahında.. Unutmuşum saatleri, zamanlar durmuş senin için.. Gidişine sabahlar bile isyan etti.... Sensiz güneşler bile doğmuyor, gözlerimde.. Zaman acımasız, zaman hain.... Bir sözünle güneşler batırmışsın, sabahlarımda.. Atmış gitmişsin beni bir köşeye.. Yokluğun bana doyar, ben yokluğuna susamışım.. Aklıma geldiğinde yudum yudum tükenirim.. Yokluğunun ilk sabahında... Bir gün gelir bende çekip giderim sevginden.. Ama ozamana kadar bin kere ölürüm.. Bin kere dar ağacına asarım duygularımı.. Ama yinede fayda vermez, isyan ederim kaderime.. Dudaklarım boykot etmiş adını , zamansız.. Matemini dalga dalga yazarım gecelerime.. Gözlerim seni ağlar, ellerim seni yazar.. Ben çeker giderim hayatından, sen kalırsın o şehirde.. O şehirde insanlar çabuk unutulur, çabuk biter sevgiler.. İçeceğim yokluğuna , bu gece nöbet nöbet.. Lanet olsun bu karşılıksız sevdalarıma.. Lanet olsun beni hiç sevmemişliğine.... Benim olmayacağını bilerek yazacağım.. Ve benim hiç olmadığına içeceğim.. Vaad edeceğim bir şey yok sana benden başka.. Ama sen beni anlamadın istemedin asla... Uzaklarda ışık var ama senin ışığına benzemez.. Öyle bir ateş yaktın ki bende yazmakla bitmez.. Sen beni aramazsın, özlemezsin biliyorum.. Ben seni esen yellerden bile soruyorum... Öyle bir şarkı olsa ki seni anlatmasa.. Öyle bir şiir olsa ki seni yazmasa.. Öyle bir gün olsa ki senle doğmasa.. Çeylan gözlüm, yokluğunun ilk sabahında.. Sana hasretim sarılmasa.. Fikret Malkoç |
yüreği yüreğimde yırtılan bir göğün gürlemesiydi dudağı dudağımda gül goncası can yongası aşk huzmesiydi oysa nice kumdan evler kurmuştum yellerde savruldu aldı dalgalar gün oldu unuttu bakışlarımı ardımdan ağlayanlar başka hesaplarla başka adamlarla zamanda kayboldular tanıksın yaşlı çınar dudağı dudağımda ay aylasıydı öpüşü toprağımda su damlasıydı büyüdü patladı ve orada aşk çatladı kıyamet başladı bu kentin sokakları benim yokluğumun farkında olmayacak ardımdan hüzün kusacak deniz ey gökyüzü kardeşim-ey yaşlı çınar ansızın yanınızdan bir kelebek olarak geçtiğimde hayrete düşeceksiniz gözlerinizin önünde kendimi ateşe attığım zaman yanışın o müthiş güzelliğini yalnızca siz göreceksiniz... Adnan Durmaz |
Yabancıyım Ne seni sevdim aslında, Ne de çicekleri... Doğan güneşi, kuşları... Hiçbirini sevemedim... Bir yer vardı bilmediğim; Ama özlemini çektiğim... Ve hep biri vardı, Beni bekleyen, İhanet edemediğim... Tüm insanlar gibi, İşime gidiyorum, Yolda gazetemi okuyor, Sonra yemeğimi yiyorum... Tanıdıklara selam verip, Çocukların başını okşuyorum. Herkes beni iyi bilsin diye, Kendimden veriyorum... Aslında yabacıyım buralara.. |
Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi. Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün... Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir. Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken... Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı? Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi.. Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi? Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi? Gene ayni korkular, ayni endişeler... Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz? Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için.. O değere sahipken de, yitirdiğimizde de.. Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK.. İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak.. Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak, o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki? Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için. Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz.. Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz. Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli, doğrularımız her zaman tek doğrudur. Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları... Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız? Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki? Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ? Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz. Sonuç YALNIZLIK . Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri, paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar. O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz. Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi? Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku?? Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır. Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen... Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki... Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır. Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur. Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın. Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin. Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar. Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü |
Yiğit harmanları, yığınaklar, Kurulmuş çetin dağlarında vatanların. Dize getirilmiş haydutlar, Hayınlar, amana gelmiş, Yetim hakkı sorulmuş, Hesap görülmüş. Demdir bu... Demdir, Derya dibinde yangınlar, Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs... Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde, Çelik kadavrası koruganların. Ölünmüş, canım, ölünmüş Murad alınmış... Gelgelelim, Beter, bize kısmetmiş. Ölüm, böyle altı okka koymaz adama, Susmak ve beklemek, müşiş Genciz, namlu gibi, e çatal yürek, Barışa, bayrama hasret Uykulara, derin, kaygısız, rahat, Otuz iki dişimizle gülmeğe, Doyasıya sevişmeğe, yemeğe... Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri, Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret Ve asıl biz biliriz kederi. İçim, bir suskunsa tekin mi ola? O Malta bıçağı, kınsız, uyanık, Ve genç bir mısradır Filinta endam... Neden, neden alnındaki yıkkınlık, Bakışlarındaki öldüren buğu? Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri... Nasıl da almış aklımı, Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan, Dost, düşman söz eder kendi kavlince, Kınanmak, yiğit başına. Bu, ne ayıp, ne de yasak, Öylece bir gerçek, kendi halinde, Belki, yaşamama sebep... Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu. Hani, kurşun sıksan geçmez geceden, Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık... Ve zehir - zıkkım cıgaram. Gene bir cehennem var yastığımda, Gel artık... http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmed Arif |
Dün gece düşüncelerim yine sen kokuyordu Beynimin her köşesini esir almıştın Yine içime girmişti yokluğun Yine kendi kendimle seni konuşmaya başladım Biliyor musun, sen gittikten sonra hayat bulanık bir hayal Ev soğuk, çayın tadı yok Sen gittikten sonra ne uyku var gözümde Ne de merakla okuduğum kitabın son yedi sayfası Sarı bir hüzün şimdi firara meyilli aklımın rakibi Seni daha da ısıtmak için içimde Gözlerimi kapatıp yüzüne sürüyorum yüzümü Sözlerin gözlerimde birkaç damla yaş Dudağında bakire bir gülümseme Ve tenime işliyor tenin kokusu Ellerin ateş topu sen dokundukça ben eriyorum Gözlerimi açsam gideceksin, biliyorum Dün gece kafatasım dar geldi beynime Beynim dar geldi düşüncelerime Bir infilak arifesi terkettim evimi Yollara düştüm, şuursuzca değil Dümeni sana kırdım Rotam geçici vuslat, yalancı bahar, bir kelebeğin hiç göremiyeceği mevsim Yağmur başlamadı ben yürürken Hani filmlerdeki gibi Kuruydu hava, kuruydu yollar, kuruydu gözlerim Nasıl bir cesaretti dün geceki bilemezsin Gel yine bir parçam ol, demeye gelmemiştim Senden aşka dair hiçbir şey istemiyecektim Geldim çünkü sen herşeyimi bilenimsin Sen benim kapısı olmayan, duvarı olmayan Dört bir yanı açık hanemsin Dün gece bildik bir yüz görmek istedim En bildik yüz sendin Aşka mı esirim sana mı bilemedim Aşk sende mi anlam buluyor dersin ? İşte dün gece sana bunları anlatmaya geldim Defalarca çaldım kapını Kapı aşındı, elim aşındı, yüreğim aşındı Dün gece sana geldim, çaldım kapını Açan olmadı... |
Efkar Gökten kar değil taş yağsa; Gözlerim damla damla yaş olsa Yüreğim hasretinle alev alev yansa Unutma ki seni hergün seveceğim. Heryerde adını anıyorum Seni düşündükçe hep ağlıyorum Hep seninle olmak istiyorum ÇÜNKÜ SENİ ÇOK SEVİYORUM |
ay çok mu gecikti neredeyse çıkar sen yanlızlığıma varır varmaz az sonra yağmuru durduracaklar rüzgarı değiştirdim ustura ağzı poyraz yok canım yıldızları unutmadık mutlaka yerlerinde bulunacaklar kenarı yaldızlı mavi bir karanlık sütlü çıplaklığını örtecek kadar senin için olduğu asla bilinmeyecek yapraklarını birden dökecek dutlar şafak sökerken sekiz on kadar şimşek balkonda işlemeli müstesna bulutlar ayak bastığın an şehir de değişebilir yoksa Moskova mı belki berlin belki dakar belki 30'lardan mehtap yorgunu izmir körfez'de şerefine donatılmış vapurlar nerede ne zaman kaç kere yasadık nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık dudaklarımızda birbirimizden mısralar http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAttila İLHAN |
Yalnızlığımdaki Adın Yalnız seni düşünüyorum umutsuzluğumda Gözlerimin yorgunluğu kadar aşığım sana Yollarım sana bağlanıyor. Karanlık gecelerimde Bir mumun aleviyle Bir ağaç yeşertiyorum Aşkında... Adının harflerini kazıyorum .......... .......... |
giderken hep bekledim belki basarsın diye kenarlarını bir göçerin işlediği gölgemin sürüklenen eteğine Barış Gültekin... |
Ö.L.Ü.M Hayat sıkmaya başladı artık, Gidiyorum sensizken sensizliğe, Bir masal gibiydi sen ve dünya Bir varmış bir yokmuş diye başlayan, Ve sona doğru yaklaşılan. Ölümden korkmuyorum artık, Korkularımı sende bıraktım, Ölmekten korkmuyorum artık, Ben ölümü ilk seninle tattım. İlk gördüğümde gözlerini, Dünya sanki cennet oldu bana, Kalbini tanıdığımda Düşlerim yoluma çıktı her sokakta Seninle tanışmam bir anlıktı Kaybetmem de bir anlık oldu. Ölümden korkmuyorum artık, Ölmekten korkmuyorum, Ben ölümü ilk gözlerinde tattım. Kaybetmekten korkmuyorum artık, Ben hayatımı sayende kaybetmeye kalktım. Ne gurur, ne derman kaldı dizlerimde, Uğrunda yıllarımı harcadım, Anlatmaya kalktım aşkımı, Ya ben anlatmayı başaramadım, Ya sen anlamamayı başardın. Ölümden korkmuyorum artık, Son satırlarını yazıyorum, Sensiz hayatın. Ölümden korkmuyorum artık, Ben uğruna canımı adadım. Sevdiğim, gözlerin hiç geceleri Ağlamaktan ağrıdı mı senin. Hiç elin kolunun, bağlı olduğu oldu mu, Sen dünyanın en kalpsiz insanını Sevdin mi hiç, Uğrunda ölmeyi düşündün mü, Bu dünyanın yalan olduğunu, Geç olsa da anladın mı sen. Ölümden korkmuyorum artık, Alıştım ben her gün ölmeye, Ölümden korkmuyorum işte Benim ruhum zaten hiç bedenimde değil ki Senin hep o gözlerini izlemekte. Ölümden korkmuyorum artık, Yaklaşıyorum her geçen dakika, Bu dünyadan göçüp gitmeye. Ölümden korkmuyorum artık, Korkuyorum dünyada sana birşey olmasından, Korkuyorum canının acımasından, Ölümden korkmuyorum artık, Son satırları yazıyorum, Korkmadığım ölüme yaklaşırken, Sana ve hayata. Ben hep gülümseyeceğim, O yaşlarla dolu gözlerimle, Bulutların arasından, Sana ve yalan insanlara.! Eren Özen |
Bekleyenler İçin Bir ayak sesi duymayayım Kapıya koşuyorum Gelen sen misin diye Bir sarı saç görmeyeyim Yüreğim burkuluyor Ağlamaklı oluyorum Her şey bana seni hatırlatıyor Gökyüzüne baksam Gözlerinin binlercesini görürüm Bir rüzgar değse yüzüme Ellerini düşünmeden edemem Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer Tadı senden gelir Yediğim yemişlerin İçtiğim içkilerin Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı Bu emsalsiz hüzün Seni beklediğim içindir Resmine bakamaz oldum Uykulardan korkuyorum artık Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada Ve şu saat geldiğin anda Durabilir sevincinden Zaman çıldırabilir Çünkü benim dünyamda Ölümsüzlük, seni sevmek demektir. Bir çocuk doğmayı bekler Bir ağır hasta ölmeyi Bitkiler yağmur ve güneşi bekler Yalnız bir kadın sevilmeyi Ve düşün ki bir adam İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi Seni bekler Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi Sen gelinceye kadar Pencerem kapalı duracak Rüzgar gelmesin diye Artık perdeleri açmayacağım Gün ışığı girmesin diye Sonra kahrolacağım Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta Ve günlerce gecelerce haykıracağım Nerdesin diye, Nerdesin? Bir gün bu kapıdan sen gireceksin Biliyorum Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek Yıllarca sonra Öldüğüm gün bile gelsen Bütün bu bekleyişimi ve öldüğümü unutup Çocuklar gibi sevineceğim Kalkıp sarılacağım ellerine Uzun uzun ağlıyacağım. |
bazı sözler karanlıkta söylenir, diyorum uykularımın birinde bazı sözler hiçbir zaman, diyorum kendi sesime uyanırken bazı sözler karanlıkta söylenir bazı sözler hiçbir zaman diyorum armaların birinde öyledir, iki yanı ağaçlı yollar, arasından geçip gitmektir şiir ağaçla, yolla, ne tarafa ve hangi zaman imgenin şiddetiyle çoğalır anlam parçalana parçalana geçtiğimiz yollardan onca yaprak düşer birkaç şiir kalır yalnızca o derin ağaçlardan kendi sesimize uyandığımız rüyalarda http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifMurathan MUNGAN |
Şiirler Şairler Sizler Y a r ı m K a l a n İntikam çanları çalıyor beynimde Şimşekler çakıyor yıldırımlar düşüyor Zehrini akıtan bir yılan oluyor yüreğim Vefasızlığının ilk gecesinde Umutlarımız vardı henüz çiçek açmayan Dağlar kadar yüce bir de sevdamız Yaprak dökümünü yaşatmaz mı yokluğun Paslı düşünceler kemirmez mi yüreğimi Nasıl çiçeklenir umutlarım sensiz Aşkın olmasa nasıl çekilir bu ruhsuz dünya Üstüme gelmez mi bu koca şehir Bu sokaklar nasıl gezilir sensiz Hayata küskün ağlamaklı bu gece İçimde yaşama savaşının yenilgisi Ruhumun son direnişi umuda Gülüşlerim yarım kaldı Hasretinin ilk gecesinde Hatice Göksu |
Yalancı Hayat, Yalancı İnsanlar ömrüm geçti neşesiz tatsız tuzsuz,ve yavan bulamadım kafama göre bir post bir dost herkes yalancı herkes vasıfsız kalitesiz bu alemde dostluklar ve arkadaşlıklar hissiz ve duygusuz menfaatler on planda kankalarım satılmış insanlar birbirinin üstüne çıkmış altta kalan cansız sende ciğne geç be PATRON yoktur birbirinizden farkınız bu dünya böyle gelmiş böyle gider hissiz ve duygusuz kandırmaca on planda gerçekler saptırılmış ıs yapanlar ise çoktan açıkta kalmış ellerinde dostlarım bir o yana bir bu yana savrulmuş bir koşuşturmadır bu hayat böyle başlamış gerçekler gizlenmiş yalancı gülücükler çıkmış herkes onlara kanmış dostlar hep aldanmış adam satmak ,kayırmak günlük moda olmuş yalakalar bas tacı çalışanlar amele kalmış yalancı hayatta yalancı insanlar çoğalmış değerler kaybolmuş yerini yalanlar almış vasıfsız ve torpilliler makama çalışanlar açlığa mahkum kalmış GERÇEK DOSTLAR BU ORTAMA AYAK UYDURAMAYIP RABBİNE KOŞMUŞ. |
Karanlığın insanı delişrten bir ihtişamı vardır Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım Bu gece dağ başları kadar yalnızım Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından Dudaklarımda eski bir mektep türküsü Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim Gözlerim gözlerini arıyor durmadan Nerdesin Atilla İlhan |
Hayal ve Gerçek Ay ışığı pencereden girende Senden yana hayal kurmak ne güzel Ya bir otobüste ya bir trende Gurbet ilden sana varmak ne güzel Aşkın mayasını senden alıp ta, Şekillendim sevda denen kalıpta Evinizin kapısını çalıp ta, İlk çıkandan seni sormak ne güzel Umudu yoksula bol verir Hüda Bin tohuma can var bir damla suda Gerek uyanık ol gerek uykuda Benden bakıp seni görmek ne güzel Kurumadan daha yolculuk teri Gel diye yanına çağırsan beni Bırakıp bir yana gamı kederi Doya doya seni sarmak ne güzel Aşk deyince anlattığı her şeydir Öldürdükçe tadı gelen bir şeydir. Azraile can vermesi zor şeydir Sen istersen sana vermek ne güzel. |
BENİ UNUTAMAZSIN Beni unutamazsın bilirim, beni unutamazsın Denizin durgunluğu, gözlerimi Coşkunluğu, saçlarımı hatırlatır Kulaklarını tırmalar sesim, hayatından silemezsin Beni unutamazsın bilirim. Parkın tozlu yollarında yalnız dolaşacaksın Mutsuz gökyüzünde bir iki yıldız, ışık tutacak karanlığına Delikanlının biri uzanacak ellerine ansızın Çaresizliğine, yalnızlığına irkileceksin Ve daha sonra tarakta kalan saçlardan anlayacaksın ihtiyarladığını Dudaklarının pembeliği solacak Cilâsı çıkmış bir mobilya gibi eskiyecek güzelliğin Kahrolacaksın ! Ve bir gün gelip, beni anlayacaksın. Oysa; vakit çoktan geçmiş olacak Ama sen yine de sözlerime aldırma. Gözlerin zamansız ıslanmasın. Çünkü, artık çocuk değilsin Güneşin nereden doğduğunu bilirsin Başka bir İstanbul olmadığını bilirsin Ve seni nasıl sevdiğimi bilirsin Ama gitmek istiyorsan, yine de sen bilirsin. Ahmet Selçuk İLKAN |
Son Sözün Var mı? Benim gibi vaktin dar mıdır yarim? Ecelle randevun var mıdır yarim? Ben baharın sonu sen başı iken Yüreğine yağan kar mıdır yarim? Kederi sevince çevirecektin! Derdimi acımı sen bilecektin! Daha kaç gün geçti nasıl pes ettin? Bu kadar acelen var mıdır yarim? Ayrılık karşımda göz kırpıp durur Beni senin yalan sözlerin vurur Karşılıksız sevda ne kadar olur? Bana son bir sözün var mıdır yarim? |
Kalabalıkta kalabalıkça yalnızlık Yalnızladıkça birbirimizi Haydi çoğalalım Çoğaltarak kendimizi Bir canım çoğal da bin can ol Isıt yaşlıların yalnızlıklarını ilinsin üşümüşlüğü bırakılmışların Çoğalın dudaklarım çoğalın sonsuz Öpün bütün ağlayan çocukları kimsesiz Çoğal gözlerim çoğal Gör bütün görmeyenlerde yapayalnız Ellerime tutunun ellerime çoğalın Okşayın sevecenlikle çocukları Hıçkırırlarken uykularında bile http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAziz NESİN |
Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi. Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün... Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir. Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken... Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı? Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi.. Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi? Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi? Gene ayni korkular, ayni endişeler... Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz? Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için.. O değere sahipken de, yitirdiğimizde de.. Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK.. İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak.. Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak, o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki? Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için. Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz.. Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz. Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli, doğrularımız her zaman tek doğrudur. Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları... Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız? Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki? Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ? Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz. Sonuç YALNIZLIK . Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri, paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar. O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz. Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi? Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku?? Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır. Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen... Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki... Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır. Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur. Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın. Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin. Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar. Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü AYRILANLAR HALA SEVGILI.. Uğur ilhan |
KORKUYORUM Özlüyorum, Gurbet kokan türkülerin, İçinde yaşayan Ve derinden iç çekmelerin, Ağlamaklı gözlere dönüşünü. Gözler,ağlamayı unuttu çünkü çoktan, Kimse inanmaz oldu yaratıldığına yoktan, Bir türlü kurtulamadık bu derin boşluktan, Korkuyorum ya kurtulamazsak helaktan, Korkuyorum. Gök gürültülü günahların hoş gösterilişinden, Karbon kağıtlarından yapılmış kalp resimlerinin Aşklara sinişini görmekten, Bir de yaşamaktan artık Çok korkuyorum |
Yalnızlığa dair Can yoldasin olmazsa olmasin Yalnizim diye hayiflanmayasin, Egilmis ustune gokyuzu masmavi Bir anne sefkatine musavi. Uc adim otede deniz Dosttur, ne ofkesi ne durgunlugu sebepsiz. Bir derdin varsa acabilirsin agaclara Agac yaprak verir, sir vermez ruzgara Ve kis yaz, Dalda kus eksik olmaz Dag basinda duman Yalnizlik nedir goreceksin öldügün zaman. Cahit Sıtkı |
Bir Çiçek Aldım Dün gece yine yalnızdım Sokağa çıktım Ve kendime bir çiçek aldım Kendim almamış gibi yürüdüm sokaklarda Ve yalnız değilmişim gibi düşündüm Ama her gece gibi Dün gece de yalnızdım Ve kendime bir çiçek aldım Bir saat geri alınmış saatler Ben geri almadım Ve bir saat daha yalnız kalmadım Bir masaya oturdum İki çay ısmarladım Ben içtim Sen soğuttun Sana söyleyeceğim her şeyi yuttum Çok dert etmedim Çünkü yoktun Dün gece yine yalnızdım Rahat ağladım Yokluğundan gizlemedim gözyaşlarımı Ve lambaları hiç karartmadım Dün gece Her gece gibi yalnızdım Sokağa çıktım Ve kendime bir çiçek aldım Sen sandım Koklamadım Uğur Arslan |
yrılık Şiiri Her satırı Mendireğe dizili karabataklara benzeyen Bir mektup bırakarak balıkçı koyundan sisler icinde uzaklaşan kayık gibi bir sabah usulca ayrıldın koynumdan Bütün yolcularını Boğaz köprüsünün çaldıgı Araba vapurunun boş seferleri gibi yanlızca rüzgâr gezinir sensiz yüreğimde Durgun bir sudur aslında deniz ki çocukların acemi oltalarını denedikleri kuytu bir iskelenin tahtaları altına yazdıgım ayrılık siirini okudukca dalgalanır... Sunay Akın |
Ne Garip İnançlarım ve çelişkilerim hayata dair. Ne garip bilmek, algılamak her şeyin aslında tekrarlarla dolu olduğunu ve yanılgının aslınında tekrar olduğunu. Değerin değer olabilmesi için kaybetmenin gerekliliği ne garip. Kendim ve ben varken yargılar ne büyük ne derin.. ne garip Etrafımda niceleri gezinip dururken, Ruhum bir merhabaya açken Bir kutuptan öteki kutba upuzak olabilmek ne garip Hele bir de bir bilge edasıyla savurduğun onca fikre rağmen kendinle savaşabilmen ne garip. Arslan Öztürkmen |
Büyük Yalnızlık http://www.aruz.com/huya-siir/metin.gif Önce çaresizlik çaldı kapıları Sonra yoksulluk Bütün âşina çehreler silindi aynalardan Bir anda boşaldı dünya Yapayalnız kaldık Tez tükendi umut ekmeği Bitiverdi suların hayali Çevirdik derin bir karanlığa gözlerimizi Sen ey büyük yalnızlık Bir sen terketmedin bizi Ümit Yaşar Oğuzcan |
Daha Ne Kadar Cezalandıracaksın Beni Sensizlikle Daha ne kadar cezalandıracaksın beni sensizlikle? Oysa ben seninle dolu bir yaz istemiştim Şimdi yapayalnız odamda bu sessizlikte Tıpkı yazamayan bir yazar, Tıpkı düşünemeyen bir düşünür, Tıpkı okuyamayan bir okur gibiyim. Galiba yaşıyorum halâ Ama ölü gibiyim... Daha ne kadar cezalandıracaksın beni sensizlikle? Bu sıcak ağustos akşamı başbaşayım çaresizliğimle. Bu sıcak ağustos akşamı buz gibi sensizliğimde... Düşünüyorum da bazen kendi kendime Hayır hayır! Pişman değilim kesinlikle. Yüzünü görememek olurdu herhalde bana en büyük ceza, Onu da zaten yaşıyorum günlerdir Yaram acımaz artık daha fazla... Daha ne kadar cezalandıracaksın beni sensizlikle? Sabırla bekliyorum bana gelmeni... Ya da gel demeni... Çağırmazsan hayalinle mutlu olurum ben de Her zaman yaptığım gibi... Sessiz çığlıklar atıyor yüreğim... Frekansı farklı olan, Hani sevmeyenlerin duyamayacaklarından. Boğuşuyor ciğerlerim nefessizlikle. Ama ben hissetmiyorum bile bunları artık. Çünkü tek bir soru var aklımda: Daha ne kadar cezalandıracaksın beni sensizlikle Tuğçe Seymen |
abi ya çok güzel yazmışsınızda bende aşık oldum hiç yazamadım boyle abi ya çok güzel yazmışsınız bende aşık oldum hiç yazamadım boyle |
GECENİN KARANLIK YERİNDE,KÜÇÜK BİR YILDIZ OLSAN BİLE,GÖZLERİMİ KAMAŞTİRMAYA YETİYORSUN,UZAKSIN,ÖZLENENSİN AMA BUGÜN GİBİ YARINDA YAŞANMAYA DEGERSİN ÖLÜMÜNE SEVGİ NAZLI BEBEĞİM OLAKİ YÜRÜRSEM BAŞKA BİR AŞKA YADA MAVİ OLMAYAN BİR GÜLÜŞE UNUTMAKİ AŞK OLDUGUM SENSİN AŞIK OLDUGUM DEĞİL KARANLIKLA SUZULUYOR İÇİME YIKIM DİYORUM YİKILIYORUM UCURUMLARI BAŞ UCUMA KOYUYORUM SONRA OKSUYORUM SAÇLARINI RUZGARDA SICAK ILK BİR KOKU SINIYOR YÜREGİME GİTME DİYORUM GİTME DUSUYORUM SONRA BENİ SORUYORLAR BANA. YAZİK BİR ÇIĞLIĞIN DOĞUŞU GIBI OLUYORUZ İLKIN BİRBİR SONRA HEPSİ. SONRAMİ BİR BEN KALIYORUM BİRDE YANLIZLIK ÜŞÜYORSACLARIN BILIYORUM DARGINMISIN BU MAYIS'TA BIRAKTIGIM GİBİMISIN HALA KAÇIYORMUSUN YANLIZLIĞA HALA ELERİNDEN TUTUP SEVGİLERİ DİPSİZ KUYULARA SALIYORMUSUN KENDİN KADAR AKLIMDASIN ÇOGALAN SIZISIYLA.MUTLU BİR YARA ÖYLEMİSİN ASKIM . ÖYLE BIRAKTIGIM GİBİMİSİN GERÇEGİ YAKMAKTA HALA USTAMISIN. SAÇLARIMA DOLANAN AYDINLIGIMSIN SOMUTASTIRAMADIGIM TEK İMGEMSIN ŞİİRDE ANLATTIKCA EKSİLMEYEN TEK ANLAM HALA BIRAKTIM GİBİMİSİN YOKSA BENİ BIRAKTIGIN GİBİMİ KAC MEVSİMSIZ KAR DÜŞTÜ BENIM TOPRAGIMA. |
GÖZLERİN ÇAĞIRIYOR BENİ Eflatun sular süzülüyor aynalardan Damlacıklarında hicranlı yüzün Ben kapıları aldatıyorum gün be gün Sen pencereleri Ben denizlere bakarak martılara yalanlar söylüyorum Sen gemilere Sonra liman bilmez korsanlara terk edip Issız adalara sürüyorsun dizelerimi Gitmek istiyorum çakıp da kaybolan şimşekler gibi Gel gör ki, önümde hatıralar mahzeni Parmak uçlarımda paslı çiviler Bütün zindanları yıkarak birer birer Gözlerin çağırıyor beni Gözlerin en soylu atların koştuğu bir bahar gezegeni Çeşmelerin bakınca gülümsediği Irgatların göklere yöneldiği Latince bilenlerin nergis akşamlarında Göllere meydan okuyup Kıyısında şarkılar dinlediği Tutkular değirmeni İnciterek aşk kitaplığındaki bütün harfleri Kirpiklerinde efsane şairlerin mağrur kalemleri Gözlerin çağırıyor beni Kaşlarının cilveli bir ahu gibi Ömrümüze düştüğü günden beri Köleleri ağlattın ey sevda semenderi Adı konulmamış yıldızlardan koparak Vadilerde biriken yalnızlığım Kalbimi avuçlarına almış Tutuyor sana doğru Çölde bir kuyuya mı bırakayım ellerimi Geceye otağ mı kurayım buzullar ortasında Ne yapayım bilmiyorum ey acılar bedesteni Biraz ateş ve hüzün Biraz köpük ve leylak Gözlerin çağırıyor beni Gittim son ışığından bakışlarının Kırdım kanatlarını bin bir gece masallarında Zümrüdüanka kuşlarının Şimdi nasıl da yürüyorum dağlara karşı farkında mısın Umursamıyorum boğazımda düğümlenen yolları Bulutları susturuyorsun söylemesinler diye Turnaların toprağa dökülen eşsiz definelerini Damıt kalbini kuşkulu yokuşlardan Kurtul karanlığından fotoğrafların Her köşede ısırgan edalı kan evleri Her menzilde leylayı küçümseyen kaktüsler Ne seni görüyorum hayatın boşluğunda Ne de son anlarında resmini büyütüyor Yokluğunla savaşan intihar temrinleri Gizlenme ardına fesleğenlerin Bahaneden bıkmıştır bezirganlar, mevsimler Yüzeyde ve sancılı haykırışlar uğruna Derinden ve telaşsız bir uyanıştır şiir Bu yüzden zehre batmış urganlar gül kokulu Bu yüzden gözlerine ayarlıdır saatler O öpüp okşadığın yaprak akkorsa şimdi Kim bilir hangi zaman gönlüme uğramıştır Kollarına aldığın mutluluk servileri Bana dokunduğunda sessizce ağlamıştır Simyası bozulduysa dilimin, kelimeler Bir volkandan geriye kalan ırmaklar gibi Bilinmez ki nereden akmıştır yüreğime Geçerek en azılı köprülerden, duraksız Varmak için sevdanın tükendiği ülkeye Duygularına ölüm yüklüyorum ömrümün Yaklaştığım her sahil tutuyor ellerimi mor bir yangın, hercai dalgalar, kum taneleri Çakallar iniyor dağlardan apansız Ardımsıra gölgeler, gökkuşağı Rengarenk uçurtmalar gibi kaplıyor göklerimi Gözlerin çağırıyor beni Oysa ben hiç görmedim dünyada gözlerini Takılmadım engellerine nilüfer bakışlarının Bir ses beklediysem yankılansın diye evrenimde Kalbinden benim adıma Sevdalı bir vuruşun özlemiydi süsleyen Sokaklarımı, şehirlerimi Gözlerin çağırsa da beni Çağırmadan kalbin çatlayan gözlerimi Görmeden ellerinde hangi toprakların yayılıp Hangi tohumların yeşerdiğini Tutunmayacağım zamana dilenci gibi Hala uzaklardan işaret parmağıyla Gözlerin çağırsa da beni Gidiyorum; adımlarım yaz kurdu, güz kefeni Nurullah Genç |
Bilselerdi... BiLseLerdi... Bilselerdi ne kadar sevebileceğimi, gereksiz yerlerde durmanın, anlamsızlığını öğrenirlerdi... Bazen öyle derinlerde buluyorum ki kendimi, bakanın göremeyeceği, ürkek, kanlı savaş sahnelerini aratmayan, aldatılmış ve her anda bir son bekleyen… Bir dünya kurdum kendime, saklı, sırlı, çözebilselerdi anlayacaklardı ne kadar çok sevebileceğimi… Anlarlardınız çizdiğim resimleri, aklımdan geçirdiğim şiirleri, dinlediğim şarkıları, yüreğimi, hayallerimi... Anlardınız gönlümün boş ve tek bir sevgiliye ihtiyaç duyduğunu, yinede duvarlar ördüğümü, sadece duvarları yıkan birini beklediğimi… Hiç zaman kaybetmezdi… Herkesin ürktüğü fotoğraflarım, kimsenin anlamadığı suskunluklarım, saklı düşlerim, seçtiğim sözlerim, beklentilerim, isteklerim ve çözülmek isteyen tüm duygular… Tüm benliğim değişmek ister, hiç konuşmadığım gibi konuşmak ister artık gönlüm… Bilsen, aklından geçirebilsen ne kadar sevebileceğimi, gereksiz yerlerde durmazdın… Haydi!!! Durma,Yık duvarları…Bekliyorum… |
K e ş k e Bir aşkım vardı; Kalbimde sakladığım Ciğerime yazdığım Sen bu aşkı benden çalıp, Uzak diyarlara kaçırdın. Keşke sana bu aşkı hiç tattırmamış olsaydım... K e ş k e... Çağıl Irmak Acarbaş |
Beni yalnız bırak Beni yalnız bırak yarım bıraktığın gibi, ardın sıra baka kaldığım zaman sana özlem duymasın içim hiç özlemiyim seni tek başımayken gözlerini hiç geçirmeyeyim aklımın ucundan hiç düşlemeyeyim beni sevdiğini ve sevmeyeyim seni artık deliymiş gibi. beni yine yalnız bırak aynı geçen sefer yaptığın gibi bir ele ihtiyacım olduğunda ellerim de yalnız kalsın, dokunamasın alıştırma dudaklarıma öpüşmeyi yoksa öpemez bir daha başka sevgiliyi beni yalnız bırak... bir başıma bırak.. ve sebep sorma... sadece bırak.. önceleri yaptığın gibi........ Uğur Köroğlu |
Çağrılmayan Yakup I Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup Bunu kendine üç kere söyledi Onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar O kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım Ben, yani Yakup, her türlü çagrılmanın olağan şekli Daha hiç çağrılmadım Biri olsun "Yakup!" diye seslenmedi hiç Yakup! Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım Ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim Ceplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayım Sonra bir güzel yıkanayım da. Ben size demedim mi. Evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum Sanki böyle niye ben oradan geliyorum Telaslı, aç gözlü kurbağalara Bakmaktan Bilmiyorum Bilmiyorum, bilmiyorum Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? Hayır, Yakup Bazen karıştırıyorum. Bazen karıştırıyorum ya, çok uzun bir gündü Sonra bu çok uzun günün sıcak bir günü Kediler kırmızı alevler halinde koşuyordu Onlar işte hep boyuna koşuyordu Birileri çıkıyordu ordan burdan Hiç çıkmamak halinde ve olgun Birileri çıkıyordu Geceden kalma bir lamba yanıyordu, açık Bir pencerenin sokağa doğru içinde Bu uyum korkunçtur Yakup! Yakubun olması korkunçluğudur bu Dünyanın insana doğru içinde Yakup, Yakup! Burdayım, yani ben.. evet, geliyorum Lambayı söndürmesinler, geliyorum Siz bütün lambaları yakın, evet Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? hayır, Yakup Bazen karıştırıyorum. Ve kendine bilinmeyenler yaratan Yakubum ben, iyi ya Durduğum bir gündü, diyorum, bütün ilgiler sizin olsun Her türlü bir şeyler sizin olsun, ben artık Hep böyle istiyorum, ayıp degil ya Durduğum bir gündü, diyorum, yüzümü göğe doğurduğum Bir gündü ve yaşar gibi kaldığım bir yaşama içinde Ve yollarda ölü baykuşlar bulduğum Bir ölünün günü boyayan renginde Çürük evler bulduğum, içleri sonsuz kayalar Kayalardan dondurmalar sorduğum Ben, yani Yakup, Yakubun hiç çağrılmamış şekli Kim bilir ne diyordum (Kim bilir ne diyordu bir baykuş yaratıldığına Bir baykuş tarafından Ve bütün baykuşlar o bütün baykuşların arasında ne oluyordu Ben ne oluyordum.) Bütün iskemleler ağır ve hastalıklı Bir gidip bir geliyordum kendime aptallaşarak Bunu Yakup söyledi Dedi ki, çünkü herkes Yakubu yaşıyordu, bense Çöllerden ve kızgın güneşlerden icatlar yapıyordum Kızgın kağıtların üstüne Ve alevler halinde dünya bana dokunuyordu Ve ayakta soğuk bir bira içmiş kadar bir anlamım oluyordu bazen Ölüyordu ve bir de Bir otobüse bindiğim, biletçinin bilet bile kesmek istemediği ben Kendimi koruyordum Bunu bana Yakup söyledi Öyle bir Yakup ki bu, onca din kitaplarının sözünü bile etmediği Kimsenin sözünü bile etmediği bir Yakup Ben Bunu hep biliyorum Bunu hep biliyorum ve işte Özgürüm, cezasız duruyorum. II Kurbağalara bakmaktan geliyorum Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi Telaşlı, açgözlü kurbağalara Bakmaktan geliyorum. Ben sanki Yusuf Ve Yusuf değil Her gün bir tahtaboşta asılı duruyorum Ve durmuyorum. Ben işte Yakup Yok artık karıştırmıyorum. Taş merdivenleri ağır ağır çıktım, bunu ben böyle yaptım Eski taş merdivenleri. Yanımdan bir sürü adam Geçti ve kolayca gittiler Müzik aletleri renginde ve pırıl pırıl gittiler Yanan güneşin altında Onlar ki.. onlara benzer şeyleri ben çok gördüm Ve onlar bir zamanı tamamladılar, öyle yaptılar Ve sordum Yakup daha başka nasıl bir Yakup olsun Ve onlar daha başka nasıl bir onlar olsunlar ki Yakup ve onlar nasıl olsunlar. İşte ben taş merdivenleri Kurbağalara bağlayan taş merdivenleri Durmadan kendimle karıştırıyordum Kimse beni tutup çıkarmıyordu Vıcık vıcık taşlar duyuyordum ayaklarımın altında Anlamsız, yapışkan bir yığın taşlar Yoruldum! bunu sanki biri söyledi Yakubun biri Ara katta bir pencerenin önüne ancak gelebildim Kendime bir isim düşünerek Birden ki bir isim düşünerek kendime. Hayır bu kimse değil Ancak gelebildim Aşağıda bir luna park kımıldıyordu. Ah kurbağalara bakmam gecikecek Luna park kımıldıyordu, hem öyle değil Bu uyum korkunçtur Yakup Bir yokluğun kımıldamaya doğru içinde Ve sen ki böyle tanımlanırsan Yakup Yakuup! Bir şey ki seni çağırıyor, o şimdi ne olmalı Gene bir Yakup olmalı bu, Yakup Kurbağalara bakman gecikecek, bunu ben nasılsa söylüyorum Nasılsa ben bunu bir kere söylüyorum Güneşe kırmızı top taşıyan bir adamın tahta bacağını cök yakıyordu ki Adam içinden bağırdıkça dünya Ters yonden yaratilıyordu, diyebilirim Bir öğle üzeriydi adamın içindeki kalp Kan kalp Kırmızı top Yakıcı dönüşümler çıkaran Belli ki susmak yaratılmamış şekliydi dünyanın Öyle değil mi Yakup Hemen hemen öyleydi, Yakup bunu söyledi İyi ki söyledi. Ara katta bir pencerenin önüne ancak gelebildim Şimdi bir kurtarabilsem ayaklarımı O benim ayaklarimı.. taşlardan Bir kurtarabilsem Saat on ikiyi gösteriyordu ki, ben nerdeydim Bir zamansızliğın Yakuba doğru içinde Saat on yediyi ve yirmi biri Gösteriyordu ki, ben nerdeydim Her saniyedeki ve işte her saniyedeki Ben, yani Yakubun o dağılgan şekli Nerdeydim. Bilmem ki. Bir avukat benim ellerimi tuttu. Gözlüklü bir kadındı bu, iyi mi Kim bilir bir çağın neresinden burada. Anlaşılması Yoktu ki. Kendine özgü bir duruşu Yoktu ki. Pek güçlü kolları vardı yalnız Ne diyordum, ben işte Yakup Çekiverdi beni taş hamurun içinden Pek öyle gürültüyle değil Bir başka yapışkanlığın içine Çekiverdi beni Göğüsleri pek hoştu, ipekli bir giysinin altındaydı onlar Sonra elleri ve kalçaları pek hoştu Kılların ve bütün oynak yerlerin ölümlere doğru içinde Bacaklarıyla bir şeyler bir şeyler bir şeyler yapıyordu artık Onu ben çok iyi görüyordum. Ama çarşaflar, öyle bir takım kıpırdanmalar araya giriyordu Engelliyordu bizi Ter içindeydik. Ellerimden çekiyordu. Ter içindeydik Beni kurtarmak istiyordu, bir isim gibi Ben'i Ter içindeydik Terlerimiz üstümüzde duruyordu, yıkanmış yeni kaplar gibiydik Üstümüzde olgun ve kararsız su tanecikleri bulunan Biz Yakup Biz gözlükten, taş hamurdan ve beyaz çarşaflardan Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış Kurbağalara geldik. III Kurbağalara bakmaktan geliyorum Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi Masalarda oturmuşlardı. Ben oradan geliyorum Yazı makineleri, kağıt sesleri Ben oradan geliyorum. Önce bir kenarda durdum, hiç kimse beni çağırmadı Sonra bir yer bulup oturdum. Hadi bir sigara iceyim dedim Olmaz, dedi mubaşir kıliklı kurbağanın biri Belli ki yeni tıraş olmuştu, bana yakasından bir kopça eksik gibi geldi Öyleyse peki, dedim, ayağa kalktım, şöyle bir duvara dayandım Bu kez de duvarlarda sanki duvarca bir sözdizimi Olmaz ki, Yakup! Peki Yakup ne yapsın, bu aklımdan bile geçmedi Herkesin durduğu bir yere gittim. Ben Yakup Ya onlar kimdi Aralarına aldılar beni. Artık ben hiçbir şey göremiyordum Biri bir şeyler söylüyordu yalnız, yüksekce bir yere oturmuş Onu ben duyuyordum Duyuyordum, sesi başımın üstünden dünyaya yayılıyordu Ve "Yakup" sesini ancak anlıyordum. Yakubun ötesinde Birtakım sözler ediliyordu, onları ben anlamıyordum Anlamıyordum ama, iyi sözler söylemiyorlardı benim için Sonra bir sey daha vardı anlamadığım: yani ben neydim ki, ne yapmış olmalıyım Ben, yani Yakup Dedim ki kendi kendime, insan ne söylerse söylesin Ve ne yaparsa yapsın, öyle değil mi Bütün bunlar bir bir kalacaktır yaşamanın içinde Diye düşündüm ya ben Ben, yani Yakup Butun gücümle bunu bağırdım Ben ki bağırdım işte, bütün kurbağalar bir olup beni dışarı çıkardılar Bir odaya aldılar beni, ellerime gözbebeklerime Daha başka yerlerime de baktılar Sonra bilmiyorum ki, kapıyı gösterdiler bana Ben, Yakup, beni hiç kimse çağırmadı Sokağa çıktım, bir sürü yerlerden geçtim. Şimdi Hatırlıyorum da, bir deniz kıyısında azıcık durabildim Yosunlar, kumlar, şeytan minareleri Ve kumlarda katılaşmış kıvrımlar Bağırdım, bağırdım, bağırdım Tanrının ayak izleri! Tanrının ayak izleri! IV Kurbağalara bakmaktan geliyorum. Ben Yakup Bunu Yakup söyledi Yıkanmış çamaşırlar duruyordu odamın penceresinde Gök işte bu beyazlıktan azıcık alıp veriyordu, diyebilirim Bir kırlangıç onu kirletmese Ki onlar o kadar çok siyahtırlar ki, ben Onları hiç sevmem Ve demek ki benim odamda hiç kimseler yoktur Odamın düşünülmesi halinde bile Kimseler yoktur Biri sanki çarşıya çıkmıştır sürekli bir biçimde Ve biraz da çarşılar Ve durmadan satılan o kırık dökükler bitmez ki Bitmesin Çünkü bir gün bir boy aynası satın almak istiyorum ben Kirli ve eski Bir at arabasının aynaya doğru büyüyen içinde Onu ben taşıtmak istiyorum, caddelerin İntiharlara doğru büyüyen içinde Ben, yani Yakup Kurbağalara bakmaktan geliyorum işte Açgözlü, mor kurbağalara Akşama doğru bir dilim ekmek yiyeceğim belki Bir bardak da süt içeceğim. Sonra Bir güzel uyumak istiyorum, bütün gün çok yoruldum Ben Gözlükten, taş hamurdan ve çarşaflardan Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış Yakup Uyumak istiyorum. Ve sabah bunları bir bir kendime anlatacağım Yakubun gene bir yokluğa doğru büyüyen içinde. Kaynak: Çağrılmayan Yakup, 1966Edip Cansever |
Mahşeri Aşmak Cebine bir kuruş fazla Atan, size haber olsun. Yalanına başka yalan Katan, size haber olsun. Sabah akşam içip-yiyip Hergün başka pabuç giyip Türklük, İslam nedir deyip Çatan, size haber olsun. İyi-güzel kamusunu, Terkeyleyip namusunu, Ekber Allah yapısını Satan, size haber olsun. Ramazanda denizine... Aldanıp da semizine, İçki kaçıp genizine Batan, size haber olsun. NE SİZE KALIR BU ALEMLER NE SONSUZADIR SALTANATINIZ, ÜÇ-BEŞ ADIMLIK BİR ZAMAN DURAĞI MAHŞERİ AŞMAK?.. ÇEKMEZ KANATINIZ!.. Enver Çetin |
Ölmemek Kesilmiş bir kamış, ormanlıklardan. İnsan... Rüzgârlara bağlı bir düdük. İndik de dünyaya karanlıklardan, Sıra sıra mezar, başka ne gördük? Ölmemek, ilk ve son, büyük kelime; Çarpıldık, ölmemek için ölüme! Ver Allah'ım, büyük sırrı elime; Geçmez ân, solmaz renk, kopmaz bütünlük. 1972 Necip Fazıl Kısakürek |
Farkında Değiliz Sanık içerde. Kapılar kapalı, Yüzü ateşe dönük, İçi yangın yeri. Uçları açık kalemlerin. Kayıtlar günü gününe... Süslü gözler yaralı. Adı konmuş her şeyin. Yüksek yerde, geçmiş. Uzanmak zor elbette. Uyarmak da zor, Her şey çoktan bitmiş. Emrah Gürbüz |
YALNIZLIK (10496 Hit) Yalnız kaldınız sanırsınız, Biliyorum. Yalnız bırakılmışsınız, Biliyorum. Ötesi yok. II Ötesi var: Yalnızlık Müziğin bile seni dinlemesidir. Yalnızlık İnsanin kendine mektup yazması Ve donup-donup onu okuması Yalnızlığın da ötesidir. http://www.siirperisi.net/images/sair.gif ÖZDEMİR ASAF |
Yalnızlık Bundan sonra benim yarim Seni aldattığım yanlızlığım Yalnızlık değil senin gibi Ardına kadar bana vefalı Hiç aldatmıyor beni Hiç kandırmıyor Hiç yanlız bırakmıyor Onsuz olamıyorum Kopamıyorumda bağrındaki abone mekanımdan Dikiliyorum çuvaldız iğnesiyle, bir elbise yalnızlıktan Giyiyorum kat kat üstüme Terliyorum yanlızlığın içinde Öyle bir ter ki; Sanki saunadan çıkmış gibi üşüyorum Dardır mekanım Sınırlı Çevrem mayın tarlası Bir türlü aşıpta çıkamıyorum Yalnızlık kor alev içimde Yalnızlık kat kat elbise üstümde Yalnızlık alnımda ter, süzülür akar yanaklarımdan Yalnızlık ufka yola çıkan bir gemi limanımdan Yalnızlık bir kaygı damarlarımdaki akan kanda Yalnızlık baharlara hasret bir ağaç Çiçekleri açmak için bekleyipte kör sabahlarda açamayan Yalnızlık gözlerimde nem Yalnızlık kör topal gelen bir kurşun Yalnızlık vururda üşütür Yalnızlık soğuk bir serpinti verir döşüme Yalnızlık acı Yalnızlık özlem Yalnızlık yavan ekmek gibi bir şey Yalnızlık çok ***** bir kelime Yalnızlık kanser Yalnızlık dilim dilim ustura gibi adamın kalbini keser Yalnızlık tatsız, tuzsuz Yalnızlık işte böyle bir şey Yalnızlık sen Yalnızlık aşkımız Yalnızlık ben Oy yalnızlık Vicdansız sen Vicdansız... Kibar Tavasav |
Aşk Bana Senden Kaldı ... Usulca geçtim bu şehrin sokaklarını, Akşama vardım. Şiirler yazdım sevdiğim sana, Anladım ki, Seni sevmek bambaşka bir mevsimmiş bana. Takvimlere bıraktım yalnızlığı, Yağmurlardan düştüm yokluğuna, cümlelerinden içtim, Sabahlara saklandı ayışığı, Usulca unuttum bu şehrin sessizliğini. Yanımda sen, Ellerimde yüzüne gülümseyen zamanlarım, Onca sevda vardı şafaklara sevdiğim, Ben yalnız seninkini seçtim. Çocukluğundan sıyrıldım sana aşkların, Çabaladım kapıların dışında, Yalnızlığıma ok gibi saplanan yarınlar vardı, Anlaşılmamış, paylaşılmamış, Gecelerce saçlarına karışan yıldızların koynunda, Bir ben vardım, birde sen, Bakışırdık sabahlara kadar aynalarda. Yani sevdiğim, Zaman aldı uykularımı, İçime sancı doğuran bütün sabahlardan, Göremesemde seni, kendimden vazgeçtim. Usulca bitirdim bu şehri seni düşünerek, Bir seni sevdim. Ardımızda, Gündüze bırakılan nice aşklar vardı özlenmemiş, Devrik cümlelerinde aşk, henüz yüzümü görmemiş, Sen vardın bana herşeyden önce sevdiğim, Seni sevmeyi öğretti bana gecelerce, Sende aşk'ı bulan yüreğim. Ve anladım ki sevdiğim, Sevdaların şimdi bana herşeymiş, Aşk yalnız sende gerçekmiş, Seninle aşk'ı yaşamak, Hiç birşeye değişilmezmiş. |
Sen ki elleri ipek, bakışı sedeftendin... İçimdeki kıraçlık sayende yok olmuştu!. Kimse bilmez, bulunmaz bir benzerin, menendin... Ruhuma sonsuz sevgi gözlerinden dolmuştu!. Anlayamaz hâlimi, özümseyemez kimse... Sensizlik dayanılmaz!. hadi gülüm, gülümse!. Anlamsız, yalan her şey, ayrılık ebet değil... Sen var isen hiçbir dert inanırsan dert değil... Ne yapayım çâreler kalleş, korkak... mert değil... Nâmertlerin yüzünden ümitlerin solmuştu!? Yanayım, tek uğruna, elzem olan külümse... Sensizlik dayanılmaz!. hadi gülüm, gülümse!. Varlığınla var olan, yokluğunla yok olur!. Gel artık, gel geriye!. ayrılığın çok olur!. Sen olmazsan karanlık inan ki zor ak olur!. Bilirsin kâlbim niye saç, başını yolmuştu.!? Gözlerim konuşamaz, düğümlenmiş dilimse... Sensizlik dayanılmaz!. hadi gülüm, gülümse!. Hasretinle yanmaktan, susuzluksa çektiğim... Gelmen için, yollara gözyaşımla ektiğim Kirlenmemiş hislerim... sanmayasın taktiğim... Vaad ettiğin zaman, gölge gölge gelmişti... Canım telaş içinde, çok müşküldü hâlimse Sensizlik dayanılmaz!. hadi gülüm, gülümse!. Her başlangıç her sonun tükendiği ilk nokta... İrâdem kasırgalı hâlâ benliğim şokta!. Bırakma canımı, ne olur, senden uzakta!. Kaybetti istemeden, oysa çok zor bulmuştu!. Öleyim tek uğruna, özlediğin ölümse!. Sensizlik dayanılmaz!. hadi gülüm, gülümse!. 25.11.2002 Kadir Karaman |
Ümide Yalnızlık Canparesi'ne Yalnızım şimdi artık. Ayrılığın titrek kaldırımlarında gezerken bedenim Ben hala senden arta kalan hatırları besliyorum son kalan sigaramla Bu kadar kolay nasıl vazgeçilir almışken her şeyi göze Bir şelaleden atlarcasına dalmışken varlığının satır aralarına Kayan yıldızlar bile kayarken görülürken O kadar sessiz oldu ki hayatımdan çıkışın Bekleyip bir can kıyısında Geleceğinin ümidini büyütmek bile yetmişti oysa Doludizgin sevdalar, çiçekli baharlar Kayıp şehre söylerken son şarkımı Yalnızlığıma mahşer günüme kabus oluyorsun Her beklediğim durakta seni görüyorum Bildiğim onca şeyi unuttum ama seni silemiyorum Bilmem neye geç kaldım ama seni çok seviyorum... İzmit - 20.06.2006 Gültekin Yazıcı |
Kuytu köşelerde Bir yalnızlık bekler durur beni Bilmem neden böyleyim Hep hüzne mi açılmalı kapılarım? Yoksa bir arayış mıdır bu? Senden sonra Seni anlamaya adamak mı kendimi? Bir boşluk ki büyür de büyür içimde Ne şehir yatıştırır beni Ne de gülmek için yazılmış cümleler Kitaplar arasına sıkıştırılmış Kuru bir yaprak misali Sanki kalabalıklara düşmüş Dilenen aciz bir ihtiyarım Küçük bir su birikintisiyim belki de Bundandır her hal korkularım Yaklaştıkça yaklaşır hayalin Yaklaştıkça yakar kavurur içimi Kızıl bir kor gibi varlığın Oysa daha düne kadar Sokaklara dökülmüştü gülücüklerimiz Umursamaz adımlar atıyorduk seninle Yarına yaklaşmak için bugünü satıyorduk Telaşlı ama kalabalık bir hayat yaşıyorduk Mavi kapaklı defterime Pembe notlar düşmüşüm senli Saçının bir teli kalmış yapraklar arasında Oysa ben senin saçını hiç görmedim ki Kuytu köşelerde Bir yalnızlık bekler durur beni Neden bilmem ki bu kalp ağrılarım Neye uzanmak istiyor ellerim Bilemiyorum Tek bildiğim Senden önce yalnızdım Sen vardın yalnızdım Sen yoksun yine yalnızım.. |
http://img411.imageshack.us/img411/9073/yalnizligimmhm8.jpg Yalnızlığımla Başbaşa Bir mum yaktım, bugüne inat... Ve gizlendim gecenin büyüsüne... Yalnızlığımın koynuna sokulup, yalnızlığı düşündüm... *** Herşey belli belirsiz... Herşey, bir garip mumun zayıf ışığına teslim ve titrek... Odamın sahibi ve hayaletiyim şimdi... Korkanı ve korkutanı... Elimi uzatsam, aydınlığa boğabilirim herşeyi bir anda... Ve herşey ortaya çıkmanın ve kendini göstermenin kibriyle beynime üşüşür... Önce kitaplar... Duvardaki saat ve sesi... Yerdeki halı... Hatta duvarın rengi... *** Ama bu zayıf ışık... Herşey, bir garip mumun zayıf ışığına teslim ve titrek... Ben bile... Yüzüm geçmişin ağırlığı, geleceğin belirsizliği altında ezilmiş... Yüzümde karanlık... Gözlerim, karanlığın korkusuna sinmiş eşyalarımda, beni arıyor... Bu odada ne varsa; hepsi benim maceram... Hepsini esir aldım... *** Şu kitapların herbirini ben seçtim... Burada olmalarının sebebi benim... Değer verdim onlara... Onların macerasına talip oldum... Paylaştım duygularını... Sevgilerini ve ayrılıklarını... Kahramanlarına yol arkadaşı oldum... Hepsini tanıyorum işte... Belki sadece sırtları görünüyor... Belki bir çoğunu uzun zamandır elime bile almadım ama... Hepsini tanıyorum işte... Cömertçe bakıştım onlarla... Hergün defalarca... Bir kez okudum belki ama, bin kez yaşadım... *** Şimdi inadına bir mum yakışım... Yalnızlığımı özlemekten... Yüzlerce yazar... Binlerce kahraman... Ve o kadar macera.. İşte hepsine, “Bugün izinlisiniz” diyorum... Bugün ben, bana lazımım... Yalnızlığımı özledim... *** Ne kadar titreseler de , müşfik bir karanlığa teslim ettim onları... Uykuya yatırdım... Belki gözucuyla seyredeceğim yine de... Severek... Ama... O kadar işte... *** Boş verin şimdi yerdeki halının, oturduğum sandalyenin, üzerine abandığım masanın macerasını... Bitmez... Tam kendimi dinlemeye koyulmuşken, başlarsam anlatmaya... Mesela şu içinde kalemler olan kavanozu bile... Ve hatta arka ucunda diş izlerim olan boyasız kurşun kalemi... Bitmez... Bu odanın her satırında... Her harfinde... Ömrümden kattığım... Feda ettiğim zamanlar ve duygular var... Koşar adım giderken ölüme, “Hayata neresinden başlamalıyım” diye düşünüyorum hala... Ve yorulup... Bir mum yakıyorum işte... Karanlığın aynasında kendimi seyrediyorum... Yalnızlığımın koynuna sokulup... *** Biliyorum... Ölüm bana geliyor... Ben ona gidiyorum... Her saniye kısalıyor hayatım... Gönlümün heybesi ağırlaşıyor... Biraz daha fazla şey götürmek için belki... Daha çok şey yaşayıp... Daha çok anlamak için.. Ama... Cevabı zor sorular birikiyor... *** Kendime anlatırken bütün bunları... Kime anlatıyorum aslında... “Er kişi niyetine” dediklerinde... Hangi dağın taşından kesilmiş bir mermer hazırlanır başucuma... Hangi yürek yanar? Hangi yürek yanması serinletir içimi?.. Kuruyan dudaklarıma miras kalır?.. *** Ben... Zamanın, mekanın ve eşyanın kucağından sıyrılıp... Yalnızlığıma sığındım şimdi... Birazdan ezan okunacak... Bu karalama kağıtlarını buruşturup fırlatacağım... Bir daha başlamak için yaşamaya... Şafak sökmeden... Şimdi ezan okunacak... |
O Gece O gece ben olmayacağım. Utancımdan bakamadığım aynalarda Güldüğünüzü görecek Anlayacaksınız. Her gece birinin olmadığı gecedir. Gecelerinizi karıştıracak gitgide Olmayanlarınızın çoğalması. Benim olmadığımı duyduğunuz bir gece Korkacaksınız. Şimdiden düşünüyorum son kalanımızı Son gidenimizin bu gecesinde. Ama bir gece olacak, ortalarda bir gece.. İçinde siz de olmayacaksınız, Ayrıca. Kaynak: Dünya Kaçtı GözümeÖzdemir Asaf |
O Nice zamandır arar dururdum hazineyi Çekti beni hemen verdi nişaneyi Geçtim gülüstanlardan,girdim kara bağlara İçtim suyundan bağlandım cümle esrarına Kan-hayran etti beni,ağlattı gnlümü o Kendime geldim ayıldım çok şükür var hep o Hapsettim zarımı dilime,oldum divane Çözdürdü kilitleri tenle,oldum şahane Damlaya damlaya aktım oluktan geriye Düştüm gülistana şenlendim bütün halimle! Tuna Kalafat |
| Saat: 11:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık