MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Yalnızlığıma (Yalnızlık) (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/8336-yalnizligima-yalnizlik.html)

Mystic@L 19 Aralık 2006 18:10

Kimbilir Nasıldır


Ne ki, usumda kodu kazılı işte
Senliğin... Silinmedi.

Seninle olmadığımdan değil yakınmam
Alıştırdı seneler

İçimde ukde kalan tek...

Karının sürdüğü pusette
uzaklaşan çocuğun

Eminim sana çok benzediğini
Göremedim, seçemediğim yüzünü...


Mystic@L 19 Aralık 2006 22:22

RAZIYIM

Gündüzleri kişeledim gidiyorum,
Sensizliği şişeledim içiyorum,
Sayende seni sensiz yaşıyorum,
RAZIYIM sevgin varken sensizliğe.

Kapattım gözlerimi uykulara,
Yolum düştü hep karşılıksız sevdalara,
Bir bakışın çıkarırda bulutlara
RAZIYIM ben bu karşılıksız sevdaya

Küllükleri tepeledim,
Kadehleri sıraladım,
Hayatımdan vazgeçtim,
RAZIYIM aşkından ÖLMEYE...
Yusuf Emre YAVUZ


Misafir 20 Aralık 2006 14:04

Uzun zamandır yüreğim bir kuytuda
Uzun zamandır suskunluğum sorguda
Kilitlendim karmaşık bir duyguda
Her geçen gün biraz daha eksiliyorum

Vakit gül mevsimidir şimdi
Geceler hanımeli kokar
Bütün isyanlar benimdir
Hasretin zincirler kırar

Vakit gül mevsimidir şimdi
Gül yapraklarına benzer sabahlar
Yağmurlar zamansız dindi
Yasaklarıma benzer günahlar
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmet ALTAN


Mystic@L 20 Aralık 2006 14:33

Sensizliğin İlk Sabahı

Bu sabah hüzünlüyüm, dokunsalar ağlarım..
Kalbim acılarla dolu, yokluğunun ilk sabahında..
Unutmuşum saatleri, zamanlar durmuş senin için..
Gidişine sabahlar bile isyan etti....
Sensiz güneşler bile doğmuyor, gözlerimde..
Zaman acımasız, zaman hain....
Bir sözünle güneşler batırmışsın, sabahlarımda..
Atmış gitmişsin beni bir köşeye..
Yokluğun bana doyar, ben yokluğuna susamışım..
Aklıma geldiğinde yudum yudum tükenirim..
Yokluğunun ilk sabahında...
Bir gün gelir bende çekip giderim sevginden..
Ama ozamana kadar bin kere ölürüm..
Bin kere dar ağacına asarım duygularımı..
Ama yinede fayda vermez, isyan ederim kaderime..
Dudaklarım boykot etmiş adını , zamansız..
Matemini dalga dalga yazarım gecelerime..
Gözlerim seni ağlar, ellerim seni yazar..
Ben çeker giderim hayatından, sen kalırsın o şehirde..
O şehirde insanlar çabuk unutulur, çabuk biter sevgiler..
İçeceğim yokluğuna , bu gece nöbet nöbet..
Lanet olsun bu karşılıksız sevdalarıma..
Lanet olsun beni hiç sevmemişliğine....
Benim olmayacağını bilerek yazacağım..
Ve benim hiç olmadığına içeceğim..
Vaad edeceğim bir şey yok sana benden başka..
Ama sen beni anlamadın istemedin asla...
Uzaklarda ışık var ama senin ışığına benzemez..
Öyle bir ateş yaktın ki bende yazmakla bitmez..
Sen beni aramazsın, özlemezsin biliyorum..
Ben seni esen yellerden bile soruyorum...
Öyle bir şarkı olsa ki seni anlatmasa..
Öyle bir şiir olsa ki seni yazmasa..
Öyle bir gün olsa ki senle doğmasa..
Çeylan gözlüm, yokluğunun ilk sabahında..
Sana hasretim sarılmasa..


Fikret Malkoç


nazlisu 24 Aralık 2006 17:07

yüreği yüreğimde
yırtılan bir göğün gürlemesiydi
dudağı dudağımda
gül goncası
can yongası
aşk huzmesiydi
oysa nice kumdan evler kurmuştum
yellerde savruldu
aldı dalgalar
gün oldu unuttu bakışlarımı
ardımdan ağlayanlar
başka hesaplarla
başka adamlarla
zamanda kayboldular
tanıksın yaşlı çınar
dudağı dudağımda
ay aylasıydı
öpüşü toprağımda
su damlasıydı
büyüdü
patladı
ve orada aşk çatladı
kıyamet başladı
bu kentin sokakları
benim yokluğumun farkında olmayacak
ardımdan hüzün kusacak deniz
ey gökyüzü kardeşim-ey yaşlı çınar
ansızın yanınızdan
bir kelebek olarak geçtiğimde
hayrete düşeceksiniz
gözlerinizin önünde
kendimi ateşe attığım zaman
yanışın
o müthiş güzelliğini
yalnızca siz göreceksiniz...


Adnan Durmaz


Mystic@L 24 Aralık 2006 19:13

Yabancıyım

Ne seni sevdim aslında,
Ne de çicekleri...
Doğan güneşi, kuşları...
Hiçbirini sevemedim...

Bir yer vardı bilmediğim;
Ama özlemini çektiğim...
Ve hep biri vardı,
Beni bekleyen,
İhanet edemediğim...

Tüm insanlar gibi,
İşime gidiyorum,
Yolda gazetemi okuyor,
Sonra yemeğimi yiyorum...
Tanıdıklara selam verip,
Çocukların başını okşuyorum.
Herkes beni iyi bilsin diye,
Kendimden veriyorum...

Aslında yabacıyım buralara..


ReberamiN 24 Aralık 2006 19:33

Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.
Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün...
Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.

Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken...

Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı?
Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi..

Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?
Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?

Gene ayni korkular, ayni endişeler...

Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?

Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..
O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..
Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..

İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak..

Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak,
o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?

Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.

Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..
Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.

Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,
doğrularımız her zaman tek doğrudur.

Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları...

Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?
Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?

Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ?
Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz.

Sonuç YALNIZLIK .

Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri,
paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz
değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar.

O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz.

Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi?
Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??

Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır.

Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen...
Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki...

Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır.
Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur.
Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın.
Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin.
Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar.

Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var
Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü


Misafir 25 Aralık 2006 13:15

Yiğit harmanları, yığınaklar,
Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
Dize getirilmiş haydutlar,
Hayınlar, amana gelmiş,
Yetim hakkı sorulmuş,
Hesap görülmüş.
Demdir bu...

Demdir,
Derya dibinde yangınlar,
Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs...

Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
Çelik kadavrası koruganların.
Ölünmüş, canım, ölünmüş
Murad alınmış...
Gelgelelim,
Beter, bize kısmetmiş.
Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
Susmak ve beklemek, müşiş
Genciz, namlu gibi,
e çatal yürek,
Barışa, bayrama hasret
Uykulara, derin, kaygısız, rahat,
Otuz iki dişimizle gülmeğe,
Doyasıya sevişmeğe, yemeğe...
Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
Ve asıl biz biliriz kederi.

İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
O Malta bıçağı, kınsız, uyanık,
Ve genç bir mısradır
Filinta endam...
Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
Bakışlarındaki öldüren buğu?
Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
Nasıl da almış aklımı,
Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
Kınanmak, yiğit başına.
Bu, ne ayıp, ne de yasak,
Öylece bir gerçek, kendi halinde,
Belki, yaşamama sebep...
Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
Ve zehir - zıkkım cıgaram.
Gene bir cehennem var yastığımda,
Gel artık...
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmed Arif


AriThmetiCs 26 Aralık 2006 00:34

Dün gece düşüncelerim yine sen kokuyordu
Beynimin her köşesini esir almıştın
Yine içime girmişti yokluğun
Yine kendi kendimle seni konuşmaya başladım
Biliyor musun, sen gittikten sonra hayat bulanık bir hayal
Ev soğuk, çayın tadı yok
Sen gittikten sonra ne uyku var gözümde
Ne de merakla okuduğum kitabın son yedi sayfası
Sarı bir hüzün şimdi firara meyilli aklımın rakibi
Seni daha da ısıtmak için içimde
Gözlerimi kapatıp yüzüne sürüyorum yüzümü
Sözlerin gözlerimde birkaç damla yaş
Dudağında bakire bir gülümseme
Ve tenime işliyor tenin kokusu
Ellerin ateş topu sen dokundukça ben eriyorum
Gözlerimi açsam gideceksin, biliyorum
Dün gece kafatasım dar geldi beynime
Beynim dar geldi düşüncelerime
Bir infilak arifesi terkettim evimi
Yollara düştüm, şuursuzca değil
Dümeni sana kırdım
Rotam geçici vuslat, yalancı bahar, bir kelebeğin hiç göremiyeceği mevsim
Yağmur başlamadı ben yürürken
Hani filmlerdeki gibi
Kuruydu hava, kuruydu yollar, kuruydu gözlerim
Nasıl bir cesaretti dün geceki bilemezsin
Gel yine bir parçam ol, demeye gelmemiştim
Senden aşka dair hiçbir şey istemiyecektim
Geldim çünkü sen herşeyimi bilenimsin
Sen benim kapısı olmayan, duvarı olmayan
Dört bir yanı açık hanemsin
Dün gece bildik bir yüz görmek istedim
En bildik yüz sendin
Aşka mı esirim sana mı bilemedim
Aşk sende mi anlam buluyor dersin ?

İşte dün gece sana bunları anlatmaya geldim
Defalarca çaldım kapını
Kapı aşındı, elim aşındı, yüreğim aşındı
Dün gece sana geldim, çaldım kapını
Açan olmadı...


Mystic@L 26 Aralık 2006 14:55

Efkar

Gökten kar değil taş yağsa;
Gözlerim damla damla yaş olsa
Yüreğim hasretinle alev alev yansa
Unutma ki seni hergün seveceğim.

Heryerde adını anıyorum
Seni düşündükçe hep ağlıyorum
Hep seninle olmak istiyorum
ÇÜNKÜ SENİ ÇOK SEVİYORUM


Misafir 27 Aralık 2006 14:19

ay çok mu gecikti neredeyse çıkar
sen yanlızlığıma varır varmaz
az sonra yağmuru durduracaklar
rüzgarı değiştirdim
ustura ağzı poyraz

yok canım yıldızları unutmadık
mutlaka yerlerinde bulunacaklar
kenarı yaldızlı mavi bir karanlık
sütlü çıplaklığını örtecek kadar

senin için olduğu asla bilinmeyecek
yapraklarını birden dökecek dutlar
şafak sökerken sekiz on kadar şimşek
balkonda işlemeli müstesna bulutlar

ayak bastığın an şehir de değişebilir
yoksa Moskova mı
belki berlin belki dakar
belki 30'lardan mehtap yorgunu izmir
körfez'de şerefine donatılmış vapurlar

nerede ne zaman kaç kere yasadık
nasıl bir sevdaysa eskitememiş yıllar
bitirdiğimiz herşeye yeniden başladık
dudaklarımızda birbirimizden mısralar
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAttila İLHAN


Pollyanna 27 Aralık 2006 16:42

Yalnızlığımdaki Adın
Yalnız seni düşünüyorum umutsuzluğumda
Gözlerimin yorgunluğu kadar aşığım sana
Yollarım sana bağlanıyor.
Karanlık gecelerimde
Bir mumun aleviyle
Bir ağaç yeşertiyorum
Aşkında...
Adının harflerini kazıyorum
..........
..........


Misafir 27 Aralık 2006 18:11

giderken hep bekledim

belki basarsın diye

kenarlarını bir göçerin işlediği

gölgemin sürüklenen eteğine

Barış Gültekin...


Mystic@L 27 Aralık 2006 20:52

Ö.L.Ü.M

Hayat sıkmaya başladı artık,
Gidiyorum sensizken sensizliğe,
Bir masal gibiydi sen ve dünya
Bir varmış bir yokmuş diye başlayan,
Ve sona doğru yaklaşılan.
Ölümden korkmuyorum artık,
Korkularımı sende bıraktım,
Ölmekten korkmuyorum artık,
Ben ölümü ilk seninle tattım.
İlk gördüğümde gözlerini,
Dünya sanki cennet oldu bana,
Kalbini tanıdığımda
Düşlerim yoluma çıktı her sokakta
Seninle tanışmam bir anlıktı
Kaybetmem de bir anlık oldu.
Ölümden korkmuyorum artık,
Ölmekten korkmuyorum,
Ben ölümü ilk gözlerinde tattım.
Kaybetmekten korkmuyorum artık,
Ben hayatımı sayende kaybetmeye kalktım.
Ne gurur, ne derman kaldı dizlerimde,
Uğrunda yıllarımı harcadım,
Anlatmaya kalktım aşkımı,
Ya ben anlatmayı başaramadım,
Ya sen anlamamayı başardın.
Ölümden korkmuyorum artık,
Son satırlarını yazıyorum,
Sensiz hayatın.
Ölümden korkmuyorum artık,
Ben uğruna canımı adadım.
Sevdiğim, gözlerin hiç geceleri
Ağlamaktan ağrıdı mı senin.
Hiç elin kolunun,
bağlı olduğu oldu mu,
Sen dünyanın en kalpsiz insanını
Sevdin mi hiç,
Uğrunda ölmeyi düşündün mü,
Bu dünyanın yalan olduğunu,
Geç olsa da anladın mı sen.
Ölümden korkmuyorum artık,
Alıştım ben her gün ölmeye,
Ölümden korkmuyorum işte
Benim ruhum zaten hiç bedenimde değil ki
Senin hep o gözlerini izlemekte.
Ölümden korkmuyorum artık,
Yaklaşıyorum her geçen dakika,
Bu dünyadan göçüp gitmeye.
Ölümden korkmuyorum artık,
Korkuyorum dünyada sana birşey olmasından,
Korkuyorum canının acımasından,
Ölümden korkmuyorum artık,
Son satırları yazıyorum,
Korkmadığım ölüme yaklaşırken,
Sana ve hayata.
Ben hep gülümseyeceğim,
O yaşlarla dolu gözlerimle,
Bulutların arasından,
Sana ve yalan insanlara.!

Eren Özen


Mystic@L 29 Aralık 2006 23:19

Bekleyenler İçin

Bir ayak sesi duymayayım
Kapıya koşuyorum
Gelen sen misin diye
Bir sarı saç görmeyeyim
Yüreğim burkuluyor
Ağlamaklı oluyorum
Her şey bana seni hatırlatıyor
Gökyüzüne baksam
Gözlerinin binlercesini görürüm
Bir rüzgar değse yüzüme
Ellerini düşünmeden edemem
Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
Tadı senden gelir
Yediğim yemişlerin
İçtiğim içkilerin
Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
Bu emsalsiz hüzün
Seni beklediğim içindir

Resmine bakamaz oldum
Uykulardan korkuyorum artık
Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada

Ve şu saat geldiğin anda
Durabilir sevincinden
Zaman çıldırabilir
Çünkü benim dünyamda
Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.

Bir çocuk doğmayı bekler
Bir ağır hasta ölmeyi
Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
Yalnız bir kadın sevilmeyi
Ve düşün ki bir adam
İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
Seni bekler
Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi

Sen gelinceye kadar
Pencerem kapalı duracak
Rüzgar gelmesin diye
Artık perdeleri açmayacağım
Gün ışığı girmesin diye
Sonra kahrolacağım
Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
Ve günlerce gecelerce haykıracağım
Nerdesin diye, Nerdesin?

Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
Biliyorum
Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
Yıllarca sonra
Öldüğüm gün bile gelsen
Bütün bu bekleyişimi ve öldüğümü unutup
Çocuklar gibi sevineceğim
Kalkıp sarılacağım ellerine
Uzun uzun ağlıyacağım.


Misafir 31 Aralık 2006 02:30

bazı sözler karanlıkta söylenir, diyorum uykularımın birinde
bazı sözler hiçbir zaman, diyorum kendi sesime uyanırken
bazı sözler karanlıkta söylenir
bazı sözler hiçbir zaman
diyorum armaların birinde
öyledir, iki yanı ağaçlı yollar, arasından
geçip gitmektir şiir
ağaçla, yolla, ne tarafa
ve hangi zaman

imgenin şiddetiyle çoğalır anlam
parçalana parçalana
geçtiğimiz yollardan
onca yaprak düşer
birkaç şiir kalır yalnızca
o derin ağaçlardan

kendi sesimize uyandığımız rüyalarda
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifMurathan MUNGAN


Mystic@L 31 Aralık 2006 11:00

Şiirler
A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Şairler
A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Sizler
A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Y a r ı m K a l a n

İntikam çanları çalıyor beynimde
Şimşekler çakıyor yıldırımlar düşüyor
Zehrini akıtan bir yılan oluyor yüreğim
Vefasızlığının ilk gecesinde

Umutlarımız vardı henüz çiçek açmayan
Dağlar kadar yüce bir de sevdamız
Yaprak dökümünü yaşatmaz mı yokluğun
Paslı düşünceler kemirmez mi yüreğimi
Nasıl çiçeklenir umutlarım sensiz

Aşkın olmasa nasıl çekilir bu ruhsuz dünya
Üstüme gelmez mi bu koca şehir
Bu sokaklar nasıl gezilir sensiz
Hayata küskün ağlamaklı bu gece
İçimde yaşama savaşının yenilgisi
Ruhumun son direnişi umuda
Gülüşlerim yarım kaldı
Hasretinin ilk gecesinde

Hatice Göksu


Mystic@L 5 Ocak 2007 22:52

Yalancı Hayat, Yalancı İnsanlar


ömrüm geçti neşesiz tatsız tuzsuz,ve yavan
bulamadım kafama göre bir post bir dost
herkes yalancı herkes vasıfsız kalitesiz bu alemde
dostluklar ve arkadaşlıklar hissiz ve duygusuz

menfaatler on planda kankalarım satılmış
insanlar birbirinin üstüne çıkmış altta kalan cansız
sende ciğne geç be PATRON yoktur birbirinizden farkınız
bu dünya böyle gelmiş böyle gider hissiz ve duygusuz

kandırmaca on planda gerçekler saptırılmış
ıs yapanlar ise çoktan açıkta kalmış
ellerinde dostlarım bir o yana bir bu yana savrulmuş
bir koşuşturmadır bu hayat böyle başlamış

gerçekler gizlenmiş yalancı gülücükler çıkmış
herkes onlara kanmış dostlar hep aldanmış
adam satmak ,kayırmak günlük moda olmuş
yalakalar bas tacı çalışanlar amele kalmış

yalancı hayatta yalancı insanlar çoğalmış
değerler kaybolmuş yerini yalanlar almış
vasıfsız ve torpilliler makama çalışanlar açlığa mahkum kalmış
GERÇEK DOSTLAR BU ORTAMA AYAK UYDURAMAYIP RABBİNE KOŞMUŞ.


nazlisu 6 Ocak 2007 21:12

Karanlığın insanı delişrten bir ihtişamı vardır
Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım

Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
Nerdesin


Atilla İlhan


Mystic@L 7 Ocak 2007 00:03

Hayal ve Gerçek


Ay ışığı pencereden girende
Senden yana hayal kurmak ne güzel
Ya bir otobüste ya bir trende
Gurbet ilden sana varmak ne güzel

Aşkın mayasını senden alıp ta,
Şekillendim sevda denen kalıpta
Evinizin kapısını çalıp ta,
İlk çıkandan seni sormak ne güzel

Umudu yoksula bol verir Hüda
Bin tohuma can var bir damla suda
Gerek uyanık ol gerek uykuda
Benden bakıp seni görmek ne güzel

Kurumadan daha yolculuk teri
Gel diye yanına çağırsan beni
Bırakıp bir yana gamı kederi
Doya doya seni sarmak ne güzel

Aşk deyince anlattığı her şeydir
Öldürdükçe tadı gelen bir şeydir.
Azraile can vermesi zor şeydir
Sen istersen sana vermek ne güzel.


Misafir 7 Ocak 2007 16:08

BENİ UNUTAMAZSIN


Beni unutamazsın bilirim, beni unutamazsın
Denizin durgunluğu, gözlerimi
Coşkunluğu, saçlarımı hatırlatır
Kulaklarını tırmalar sesim, hayatından silemezsin
Beni unutamazsın bilirim.
Parkın tozlu yollarında yalnız dolaşacaksın
Mutsuz gökyüzünde bir iki yıldız, ışık tutacak karanlığına
Delikanlının biri uzanacak ellerine ansızın
Çaresizliğine, yalnızlığına irkileceksin
Ve daha sonra tarakta kalan saçlardan anlayacaksın ihtiyarladığını
Dudaklarının pembeliği solacak
Cilâsı çıkmış bir mobilya gibi eskiyecek güzelliğin
Kahrolacaksın !

Ve bir gün gelip, beni anlayacaksın.
Oysa; vakit çoktan geçmiş olacak
Ama sen yine de sözlerime aldırma.
Gözlerin zamansız ıslanmasın.
Çünkü, artık çocuk değilsin
Güneşin nereden doğduğunu bilirsin
Başka bir İstanbul olmadığını bilirsin
Ve seni nasıl sevdiğimi bilirsin
Ama gitmek istiyorsan, yine de sen bilirsin.


Ahmet Selçuk İLKAN


Mystic@L 7 Ocak 2007 16:14

Son Sözün Var mı?


Benim gibi vaktin dar mıdır yarim?
Ecelle randevun var mıdır yarim?
Ben baharın sonu sen başı iken
Yüreğine yağan kar mıdır yarim?

Kederi sevince çevirecektin!
Derdimi acımı sen bilecektin!
Daha kaç gün geçti nasıl pes ettin?
Bu kadar acelen var mıdır yarim?

Ayrılık karşımda göz kırpıp durur
Beni senin yalan sözlerin vurur
Karşılıksız sevda ne kadar olur?
Bana son bir sözün var mıdır yarim?


Misafir 8 Ocak 2007 18:10

Kalabalıkta kalabalıkça yalnızlık
Yalnızladıkça birbirimizi
Haydi çoğalalım
Çoğaltarak kendimizi
Bir canım çoğal da bin can ol
Isıt yaşlıların yalnızlıklarını ilinsin üşümüşlüğü bırakılmışların
Çoğalın dudaklarım çoğalın sonsuz
Öpün bütün ağlayan çocukları kimsesiz
Çoğal gözlerim çoğal
Gör bütün görmeyenlerde yapayalnız
Ellerime tutunun ellerime çoğalın
Okşayın sevecenlikle çocukları
Hıçkırırlarken uykularında bile
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAziz NESİN


Misafir 8 Ocak 2007 18:48

Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.
Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün...
Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.

Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken...

Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı?
Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi..

Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?
Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?

Gene ayni korkular, ayni endişeler...

Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?

Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..
O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..
Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..

İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak..

Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak,
o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?

Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.

Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..
Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.

Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,
doğrularımız her zaman tek doğrudur.

Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları...

Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?
Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?

Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ?
Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz.

Sonuç YALNIZLIK .

Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri,
paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz
değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar.

O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz.

Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi?
Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??

Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır.

Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen...
Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki...

Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır.
Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur.
Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın.
Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin.
Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar.

Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var
Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü

AYRILANLAR HALA SEVGILI..

Uğur ilhan


Mystic@L 8 Ocak 2007 19:35

KORKUYORUM

Özlüyorum,
Gurbet kokan türkülerin,
İçinde yaşayan
Ve derinden iç çekmelerin,
Ağlamaklı gözlere dönüşünü.

Gözler,ağlamayı unuttu çünkü çoktan,
Kimse inanmaz oldu yaratıldığına yoktan,
Bir türlü kurtulamadık bu derin boşluktan,
Korkuyorum ya kurtulamazsak helaktan,

Korkuyorum.
Gök gürültülü günahların hoş gösterilişinden,
Karbon kağıtlarından yapılmış kalp resimlerinin
Aşklara sinişini görmekten,
Bir de yaşamaktan artık
Çok korkuyorum


Kreacher 9 Ocak 2007 02:05

Yalnızlığa dair

Can yoldasin olmazsa olmasin
Yalnizim diye hayiflanmayasin,
Egilmis ustune gokyuzu masmavi
Bir anne sefkatine musavi.
Uc adim otede deniz
Dosttur, ne ofkesi ne durgunlugu sebepsiz.
Bir derdin varsa acabilirsin agaclara
Agac yaprak verir, sir vermez ruzgara
Ve kis yaz,
Dalda kus eksik olmaz
Dag basinda duman
Yalnizlik nedir goreceksin
öldügün zaman.

Cahit Sıtkı


Misafir 11 Ocak 2007 13:01

Bir Çiçek Aldım
Dün gece yine yalnızdım
Sokağa çıktım
Ve kendime bir çiçek aldım
Kendim almamış gibi yürüdüm sokaklarda
Ve yalnız değilmişim gibi düşündüm
Ama her gece gibi
Dün gece de yalnızdım
Ve kendime bir çiçek aldım
Bir saat geri alınmış saatler
Ben geri almadım
Ve bir saat daha yalnız kalmadım
Bir masaya oturdum
İki çay ısmarladım
Ben içtim
Sen soğuttun
Sana söyleyeceğim her şeyi yuttum
Çok dert etmedim
Çünkü yoktun
Dün gece yine yalnızdım
Rahat ağladım
Yokluğundan gizlemedim gözyaşlarımı
Ve lambaları hiç karartmadım
Dün gece
Her gece gibi yalnızdım
Sokağa çıktım
Ve kendime bir çiçek aldım
Sen sandım
Koklamadım

Uğur Arslan


Mystic@L 11 Ocak 2007 14:19

yrılık Şiiri


Her satırı
Mendireğe dizili karabataklara benzeyen
Bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler icinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan

Bütün yolcularını
Boğaz köprüsünün çaldıgı
Araba vapurunun
boş seferleri
gibi yanlızca rüzgâr
gezinir sensiz
yüreğimde

Durgun bir sudur aslında deniz
ki çocukların acemi oltalarını denedikleri
kuytu bir iskelenin
tahtaları altına yazdıgım
ayrılık siirini okudukca
dalgalanır...


Sunay Akın


Mystic@L 14 Ocak 2007 16:52

Ne Garip

İnançlarım ve çelişkilerim hayata dair.
Ne garip bilmek, algılamak her şeyin aslında tekrarlarla dolu olduğunu ve yanılgının aslınında tekrar olduğunu.
Değerin değer olabilmesi için kaybetmenin gerekliliği ne garip.
Kendim ve ben varken yargılar ne büyük ne derin.. ne garip
Etrafımda niceleri gezinip dururken,
Ruhum bir merhabaya açken
Bir kutuptan öteki kutba upuzak olabilmek ne garip
Hele bir de bir bilge edasıyla savurduğun onca fikre rağmen kendinle savaşabilmen ne garip.

Arslan Öztürkmen


tuaana 15 Ocak 2007 20:10

Büyük Yalnızlık http://www.aruz.com/huya-siir/metin.gif
Önce çaresizlik çaldı kapıları
Sonra yoksulluk
Bütün âşina çehreler silindi aynalardan
Bir anda boşaldı dünya
Yapayalnız kaldık

Tez tükendi umut ekmeği
Bitiverdi suların hayali
Çevirdik derin bir karanlığa gözlerimizi
Sen ey büyük yalnızlık
Bir sen terketmedin bizi
Ümit Yaşar Oğuzcan


Mystic@L 15 Ocak 2007 21:22

Daha Ne Kadar Cezalandıracaksın Beni Sensizlikle

Daha ne kadar cezalandıracaksın beni sensizlikle?
Oysa ben seninle dolu bir yaz istemiştim
Şimdi yapayalnız odamda bu sessizlikte
Tıpkı yazamayan bir yazar,
Tıpkı düşünemeyen bir düşünür,
Tıpkı okuyamayan bir okur gibiyim.
Galiba yaşıyorum halâ
Ama ölü gibiyim...

Daha ne kadar cezalandıracaksın beni sensizlikle?
Bu sıcak ağustos akşamı başbaşayım çaresizliğimle.
Bu sıcak ağustos akşamı buz gibi sensizliğimde...
Düşünüyorum da bazen kendi kendime
Hayır hayır! Pişman değilim kesinlikle.
Yüzünü görememek olurdu herhalde bana en büyük ceza,
Onu da zaten yaşıyorum günlerdir
Yaram acımaz artık daha fazla...

Daha ne kadar cezalandıracaksın beni sensizlikle?
Sabırla bekliyorum bana gelmeni...
Ya da gel demeni...
Çağırmazsan hayalinle mutlu olurum ben de
Her zaman yaptığım gibi...

Sessiz çığlıklar atıyor yüreğim...
Frekansı farklı olan,
Hani sevmeyenlerin duyamayacaklarından.
Boğuşuyor ciğerlerim nefessizlikle.
Ama ben hissetmiyorum bile bunları artık.
Çünkü tek bir soru var aklımda:
Daha ne kadar cezalandıracaksın beni sensizlikle

Tuğçe Seymen


vain 15 Ocak 2007 22:15

abi ya çok güzel yazmışsınızda bende aşık oldum hiç yazamadım boyle

abi ya çok güzel yazmışsınız bende aşık oldum hiç yazamadım boyle


Pollyanna 17 Ocak 2007 03:13

GECENİN KARANLIK YERİNDE,KÜÇÜK BİR YILDIZ OLSAN BİLE,GÖZLERİMİ KAMAŞTİRMAYA YETİYORSUN,UZAKSIN,ÖZLENENSİN AMA BUGÜN GİBİ YARINDA YAŞANMAYA DEGERSİN ÖLÜMÜNE SEVGİ
NAZLI BEBEĞİM
OLAKİ YÜRÜRSEM BAŞKA BİR AŞKA YADA MAVİ OLMAYAN BİR GÜLÜŞE UNUTMAKİ AŞK OLDUGUM SENSİN AŞIK OLDUGUM DEĞİL KARANLIKLA SUZULUYOR İÇİME YIKIM DİYORUM YİKILIYORUM UCURUMLARI BAŞ UCUMA KOYUYORUM SONRA OKSUYORUM SAÇLARINI RUZGARDA SICAK ILK BİR KOKU SINIYOR YÜREGİME GİTME DİYORUM GİTME DUSUYORUM SONRA BENİ SORUYORLAR BANA. YAZİK BİR ÇIĞLIĞIN DOĞUŞU GIBI OLUYORUZ İLKIN BİRBİR SONRA HEPSİ. SONRAMİ BİR BEN KALIYORUM BİRDE YANLIZLIK
ÜŞÜYORSACLARIN BILIYORUM DARGINMISIN BU MAYIS'TA BIRAKTIGIM GİBİMISIN HALA KAÇIYORMUSUN YANLIZLIĞA HALA ELERİNDEN TUTUP SEVGİLERİ DİPSİZ KUYULARA SALIYORMUSUN KENDİN KADAR AKLIMDASIN
ÇOGALAN SIZISIYLA.MUTLU BİR YARA ÖYLEMİSİN ASKIM . ÖYLE BIRAKTIGIM GİBİMİSİN GERÇEGİ YAKMAKTA HALA USTAMISIN.
SAÇLARIMA DOLANAN AYDINLIGIMSIN SOMUTASTIRAMADIGIM TEK İMGEMSIN ŞİİRDE ANLATTIKCA EKSİLMEYEN TEK ANLAM HALA BIRAKTIM GİBİMİSİN YOKSA BENİ BIRAKTIGIN GİBİMİ KAC MEVSİMSIZ KAR DÜŞTÜ BENIM TOPRAGIMA.


Mystic@L 17 Ocak 2007 15:11

GÖZLERİN ÇAĞIRIYOR BENİ

Eflatun sular süzülüyor aynalardan
Damlacıklarında hicranlı yüzün
Ben kapıları aldatıyorum gün be gün
Sen pencereleri
Ben denizlere bakarak martılara yalanlar söylüyorum
Sen gemilere
Sonra liman bilmez korsanlara terk edip
Issız adalara sürüyorsun dizelerimi
Gitmek istiyorum çakıp da kaybolan şimşekler gibi
Gel gör ki, önümde hatıralar mahzeni
Parmak uçlarımda paslı çiviler
Bütün zindanları yıkarak birer birer
Gözlerin çağırıyor beni

Gözlerin en soylu atların koştuğu bir bahar gezegeni
Çeşmelerin bakınca gülümsediği
Irgatların göklere yöneldiği
Latince bilenlerin nergis akşamlarında
Göllere meydan okuyup
Kıyısında şarkılar dinlediği
Tutkular değirmeni

İnciterek aşk kitaplığındaki bütün harfleri
Kirpiklerinde efsane şairlerin mağrur kalemleri
Gözlerin çağırıyor beni
Kaşlarının cilveli bir ahu gibi
Ömrümüze düştüğü günden beri
Köleleri ağlattın ey sevda semenderi

Adı konulmamış yıldızlardan koparak
Vadilerde biriken yalnızlığım
Kalbimi avuçlarına almış
Tutuyor sana doğru

Çölde bir kuyuya mı bırakayım ellerimi
Geceye otağ mı kurayım buzullar ortasında
Ne yapayım bilmiyorum ey acılar bedesteni
Biraz ateş ve hüzün
Biraz köpük ve leylak
Gözlerin çağırıyor beni

Gittim son ışığından bakışlarının
Kırdım kanatlarını bin bir gece masallarında
Zümrüdüanka kuşlarının
Şimdi nasıl da yürüyorum dağlara karşı farkında mısın
Umursamıyorum boğazımda düğümlenen yolları
Bulutları susturuyorsun söylemesinler diye
Turnaların toprağa dökülen eşsiz definelerini
Damıt kalbini kuşkulu yokuşlardan
Kurtul karanlığından fotoğrafların
Her köşede ısırgan edalı kan evleri
Her menzilde leylayı küçümseyen kaktüsler
Ne seni görüyorum hayatın boşluğunda
Ne de son anlarında resmini büyütüyor
Yokluğunla savaşan intihar temrinleri

Gizlenme ardına fesleğenlerin
Bahaneden bıkmıştır bezirganlar, mevsimler
Yüzeyde ve sancılı haykırışlar uğruna
Derinden ve telaşsız bir uyanıştır şiir
Bu yüzden zehre batmış urganlar gül kokulu
Bu yüzden gözlerine ayarlıdır saatler

O öpüp okşadığın yaprak akkorsa şimdi
Kim bilir hangi zaman gönlüme uğramıştır
Kollarına aldığın mutluluk servileri
Bana dokunduğunda sessizce ağlamıştır
Simyası bozulduysa dilimin, kelimeler
Bir volkandan geriye kalan ırmaklar gibi
Bilinmez ki nereden akmıştır yüreğime

Geçerek en azılı köprülerden, duraksız
Varmak için sevdanın tükendiği ülkeye
Duygularına ölüm yüklüyorum ömrümün
Yaklaştığım her sahil tutuyor ellerimi
mor bir yangın, hercai dalgalar, kum taneleri
Çakallar iniyor dağlardan apansız
Ardımsıra gölgeler, gökkuşağı
Rengarenk uçurtmalar gibi kaplıyor göklerimi
Gözlerin çağırıyor beni

Oysa ben hiç görmedim dünyada gözlerini
Takılmadım engellerine nilüfer bakışlarının
Bir ses beklediysem yankılansın diye evrenimde
Kalbinden benim adıma
Sevdalı bir vuruşun özlemiydi süsleyen
Sokaklarımı, şehirlerimi
Gözlerin çağırsa da beni
Çağırmadan kalbin çatlayan gözlerimi
Görmeden ellerinde hangi toprakların yayılıp
Hangi tohumların yeşerdiğini
Tutunmayacağım zamana dilenci gibi
Hala uzaklardan işaret parmağıyla
Gözlerin çağırsa da beni
Gidiyorum; adımlarım yaz kurdu, güz kefeni

Nurullah Genç


Misafir 17 Ocak 2007 17:06

Bilselerdi...
 



BiLseLerdi...


Bilselerdi ne kadar sevebileceğimi, gereksiz yerlerde durmanın, anlamsızlığını öğrenirlerdi...
Bazen öyle derinlerde buluyorum ki kendimi, bakanın göremeyeceği, ürkek, kanlı savaş sahnelerini aratmayan, aldatılmış ve her anda bir son bekleyen…



Bir dünya kurdum kendime, saklı, sırlı, çözebilselerdi anlayacaklardı ne kadar çok sevebileceğimi…


Anlarlardınız çizdiğim resimleri, aklımdan geçirdiğim şiirleri, dinlediğim şarkıları, yüreğimi, hayallerimi...



Anlardınız gönlümün boş ve tek bir sevgiliye ihtiyaç duyduğunu, yinede duvarlar ördüğümü, sadece duvarları yıkan birini beklediğimi…



Hiç zaman kaybetmezdi…


Herkesin ürktüğü fotoğraflarım, kimsenin anlamadığı suskunluklarım, saklı düşlerim, seçtiğim sözlerim,
beklentilerim, isteklerim ve çözülmek isteyen tüm duygular…


Tüm benliğim değişmek ister, hiç konuşmadığım gibi konuşmak ister artık gönlüm…


Bilsen, aklından geçirebilsen ne kadar sevebileceğimi, gereksiz yerlerde durmazdın…


Haydi!!! Durma,Yık duvarları…Bekliyorum…


Mystic@L 17 Ocak 2007 23:18

K e ş k e

Bir aşkım vardı;
Kalbimde sakladığım
Ciğerime yazdığım
Sen bu aşkı benden çalıp,
Uzak diyarlara kaçırdın.
Keşke sana bu aşkı hiç tattırmamış olsaydım...
K e ş k e...

Çağıl Irmak Acarbaş


Pollyanna 18 Ocak 2007 01:27

Beni yalnız bırak


Beni yalnız bırak
yarım bıraktığın gibi,
ardın sıra baka kaldığım zaman
sana özlem duymasın içim
hiç özlemiyim seni tek başımayken
gözlerini hiç geçirmeyeyim aklımın ucundan
hiç düşlemeyeyim beni sevdiğini
ve sevmeyeyim seni artık deliymiş gibi.

beni yine yalnız bırak
aynı geçen sefer yaptığın gibi
bir ele ihtiyacım olduğunda
ellerim de yalnız kalsın, dokunamasın
alıştırma dudaklarıma öpüşmeyi
yoksa öpemez bir daha başka sevgiliyi

beni yalnız bırak...
bir başıma bırak..

ve sebep sorma...

sadece bırak..
önceleri yaptığın gibi........

Uğur Köroğlu


Mystic@L 19 Ocak 2007 00:15

Çağrılmayan Yakup

I

Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup
Bunu kendine üç kere söyledi
Onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar
O kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım
Ben, yani Yakup, her türlü çagrılmanın olağan şekli
Daha hiç çağrılmadım
Biri olsun "Yakup!" diye seslenmedi hiç
Yakup!
Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım
Ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim
Ceplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayım
Sonra bir güzel yıkanayım da.
Ben size demedim mi.

Evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum
Sanki böyle niye ben oradan geliyorum
Telaslı, aç gözlü kurbağalara
Bakmaktan
Bilmiyorum
Bilmiyorum, bilmiyorum
Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? Hayır, Yakup
Bazen karıştırıyorum.

Bazen karıştırıyorum ya, çok uzun bir gündü
Sonra bu çok uzun günün sıcak bir günü
Kediler kırmızı alevler halinde koşuyordu
Onlar işte hep boyuna koşuyordu
Birileri çıkıyordu ordan burdan

Hiç çıkmamak halinde ve olgun
Birileri çıkıyordu
Geceden kalma bir lamba yanıyordu, açık
Bir pencerenin sokağa doğru içinde
Bu uyum korkunçtur Yakup!
Yakubun olması korkunçluğudur bu
Dünyanın insana doğru içinde
Yakup, Yakup!
Burdayım, yani ben.. evet, geliyorum
Lambayı söndürmesinler, geliyorum
Siz bütün lambaları yakın, evet
Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? hayır, Yakup
Bazen karıştırıyorum.

Ve kendine bilinmeyenler yaratan Yakubum ben, iyi ya
Durduğum bir gündü, diyorum, bütün ilgiler sizin olsun
Her türlü bir şeyler sizin olsun, ben artık
Hep böyle istiyorum, ayıp degil ya
Durduğum bir gündü, diyorum, yüzümü göğe doğurduğum
Bir gündü ve yaşar gibi kaldığım bir yaşama içinde
Ve yollarda ölü baykuşlar bulduğum
Bir ölünün günü boyayan renginde
Çürük evler bulduğum, içleri sonsuz kayalar
Kayalardan dondurmalar sorduğum
Ben, yani Yakup, Yakubun hiç çağrılmamış şekli
Kim bilir ne diyordum
(Kim bilir ne diyordu bir baykuş yaratıldığına
Bir baykuş tarafından
Ve bütün baykuşlar o bütün baykuşların arasında ne oluyordu
Ben ne oluyordum.)

Bütün iskemleler ağır ve hastalıklı
Bir gidip bir geliyordum kendime aptallaşarak
Bunu Yakup söyledi
Dedi ki, çünkü herkes Yakubu yaşıyordu, bense
Çöllerden ve kızgın güneşlerden icatlar yapıyordum
Kızgın kağıtların üstüne
Ve alevler halinde dünya bana dokunuyordu
Ve ayakta soğuk bir bira içmiş kadar bir anlamım oluyordu bazen
Ölüyordu ve bir de
Bir otobüse bindiğim, biletçinin bilet bile kesmek istemediği ben
Kendimi koruyordum
Bunu bana Yakup söyledi
Öyle bir Yakup ki bu, onca din kitaplarının sözünü bile etmediği
Kimsenin sözünü bile etmediği bir Yakup
Ben
Bunu hep biliyorum
Bunu hep biliyorum ve işte
Özgürüm, cezasız duruyorum.

II

Kurbağalara bakmaktan geliyorum
Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi
Telaşlı, açgözlü kurbağalara
Bakmaktan geliyorum. Ben sanki Yusuf
Ve Yusuf değil
Her gün bir tahtaboşta asılı duruyorum
Ve durmuyorum. Ben işte Yakup
Yok artık karıştırmıyorum.

Taş merdivenleri ağır ağır çıktım, bunu ben böyle yaptım
Eski taş merdivenleri. Yanımdan bir sürü adam
Geçti ve kolayca gittiler
Müzik aletleri renginde ve pırıl pırıl gittiler
Yanan güneşin altında
Onlar ki.. onlara benzer şeyleri ben çok gördüm
Ve onlar bir zamanı tamamladılar, öyle yaptılar
Ve sordum
Yakup daha başka nasıl bir Yakup olsun
Ve onlar daha başka nasıl bir onlar olsunlar ki
Yakup ve onlar nasıl olsunlar. İşte ben taş merdivenleri
Kurbağalara bağlayan taş merdivenleri
Durmadan kendimle karıştırıyordum
Kimse beni tutup çıkarmıyordu
Vıcık vıcık taşlar duyuyordum ayaklarımın altında
Anlamsız, yapışkan bir yığın taşlar
Yoruldum! bunu sanki biri söyledi
Yakubun biri
Ara katta bir pencerenin önüne ancak gelebildim
Kendime bir isim düşünerek
Birden ki bir isim düşünerek kendime. Hayır bu kimse değil
Ancak gelebildim

Aşağıda bir luna park kımıldıyordu. Ah kurbağalara bakmam gecikecek
Luna park kımıldıyordu, hem öyle değil
Bu uyum korkunçtur Yakup
Bir yokluğun kımıldamaya doğru içinde
Ve sen ki böyle tanımlanırsan Yakup
Yakuup!
Bir şey ki seni çağırıyor, o şimdi ne olmalı
Gene bir Yakup olmalı bu, Yakup
Kurbağalara bakman gecikecek, bunu ben nasılsa söylüyorum
Nasılsa ben bunu bir kere söylüyorum
Güneşe kırmızı top taşıyan bir adamın tahta bacağını cök yakıyordu ki
Adam içinden bağırdıkça dünya
Ters yonden yaratilıyordu, diyebilirim
Bir öğle üzeriydi adamın içindeki kalp
Kan kalp
Kırmızı top
Yakıcı dönüşümler çıkaran
Belli ki susmak yaratılmamış şekliydi dünyanın
Öyle değil mi Yakup
Hemen hemen öyleydi, Yakup bunu söyledi
İyi ki söyledi. Ara katta bir pencerenin önüne ancak gelebildim
Şimdi bir kurtarabilsem ayaklarımı
O benim ayaklarimı.. taşlardan
Bir kurtarabilsem
Saat on ikiyi gösteriyordu ki, ben nerdeydim
Bir zamansızliğın Yakuba doğru içinde
Saat on yediyi ve yirmi biri
Gösteriyordu ki, ben nerdeydim
Her saniyedeki ve işte her saniyedeki
Ben, yani Yakubun o dağılgan şekli
Nerdeydim.

Bilmem ki. Bir avukat benim ellerimi tuttu. Gözlüklü bir kadındı bu, iyi mi
Kim bilir bir çağın neresinden burada. Anlaşılması
Yoktu ki. Kendine özgü bir duruşu
Yoktu ki. Pek güçlü kolları vardı yalnız
Ne diyordum, ben işte Yakup
Çekiverdi beni taş hamurun içinden
Pek öyle gürültüyle değil
Bir başka yapışkanlığın içine
Çekiverdi beni
Göğüsleri pek hoştu, ipekli bir giysinin altındaydı onlar
Sonra elleri ve kalçaları pek hoştu
Kılların ve bütün oynak yerlerin ölümlere doğru içinde
Bacaklarıyla bir şeyler bir şeyler bir şeyler yapıyordu artık
Onu ben çok iyi görüyordum. Ama çarşaflar, öyle bir takım kıpırdanmalar
araya
giriyordu
Engelliyordu bizi
Ter içindeydik. Ellerimden çekiyordu. Ter içindeydik
Beni kurtarmak istiyordu, bir isim gibi Ben'i
Ter içindeydik
Terlerimiz üstümüzde duruyordu, yıkanmış yeni kaplar gibiydik
Üstümüzde olgun ve kararsız su tanecikleri bulunan
Biz Yakup
Biz gözlükten, taş hamurdan ve beyaz çarşaflardan
Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış
Kurbağalara geldik.

III

Kurbağalara bakmaktan geliyorum
Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi
Masalarda oturmuşlardı. Ben oradan geliyorum
Yazı makineleri, kağıt sesleri
Ben oradan geliyorum.

Önce bir kenarda durdum, hiç kimse beni çağırmadı
Sonra bir yer bulup oturdum. Hadi bir sigara iceyim dedim
Olmaz, dedi mubaşir kıliklı kurbağanın biri
Belli ki yeni tıraş olmuştu, bana yakasından bir kopça eksik gibi geldi
Öyleyse peki, dedim, ayağa kalktım, şöyle bir duvara dayandım
Bu kez de duvarlarda sanki duvarca bir sözdizimi
Olmaz ki, Yakup!
Peki Yakup ne yapsın, bu aklımdan bile geçmedi
Herkesin durduğu bir yere gittim. Ben Yakup
Ya onlar kimdi
Aralarına aldılar beni. Artık ben hiçbir şey göremiyordum
Biri bir şeyler söylüyordu yalnız, yüksekce bir yere oturmuş
Onu ben duyuyordum
Duyuyordum, sesi başımın üstünden dünyaya yayılıyordu
Ve "Yakup" sesini ancak anlıyordum. Yakubun ötesinde
Birtakım sözler ediliyordu, onları ben anlamıyordum
Anlamıyordum ama, iyi sözler söylemiyorlardı benim için
Sonra bir sey daha vardı anlamadığım: yani ben neydim ki, ne yapmış
olmalıyım
Ben, yani Yakup
Dedim ki kendi kendime, insan ne söylerse söylesin
Ve ne yaparsa yapsın, öyle değil mi
Bütün bunlar bir bir kalacaktır yaşamanın içinde
Diye düşündüm ya ben
Ben, yani Yakup
Butun gücümle bunu bağırdım
Ben ki bağırdım işte, bütün kurbağalar bir olup beni dışarı çıkardılar
Bir odaya aldılar beni, ellerime gözbebeklerime
Daha başka yerlerime de baktılar
Sonra bilmiyorum ki, kapıyı gösterdiler bana
Ben, Yakup, beni hiç kimse çağırmadı
Sokağa çıktım, bir sürü yerlerden geçtim. Şimdi
Hatırlıyorum da, bir deniz kıyısında azıcık durabildim
Yosunlar, kumlar, şeytan minareleri
Ve kumlarda katılaşmış kıvrımlar
Bağırdım, bağırdım, bağırdım
Tanrının ayak izleri!
Tanrının ayak izleri!

IV

Kurbağalara bakmaktan geliyorum. Ben Yakup
Bunu Yakup söyledi
Yıkanmış çamaşırlar duruyordu odamın penceresinde
Gök işte bu beyazlıktan azıcık alıp veriyordu, diyebilirim
Bir kırlangıç onu kirletmese
Ki onlar o kadar çok siyahtırlar ki, ben
Onları hiç sevmem
Ve demek ki benim odamda hiç kimseler yoktur
Odamın düşünülmesi halinde bile
Kimseler yoktur
Biri sanki çarşıya çıkmıştır sürekli bir biçimde
Ve biraz da çarşılar
Ve durmadan satılan o kırık dökükler bitmez ki
Bitmesin
Çünkü bir gün bir boy aynası satın almak istiyorum ben
Kirli ve eski
Bir at arabasının aynaya doğru büyüyen içinde
Onu ben taşıtmak istiyorum, caddelerin
İntiharlara doğru büyüyen içinde
Ben, yani Yakup
Kurbağalara bakmaktan geliyorum işte
Açgözlü, mor kurbağalara
Akşama doğru bir dilim ekmek yiyeceğim belki
Bir bardak da süt içeceğim. Sonra
Bir güzel uyumak istiyorum, bütün gün çok yoruldum
Ben
Gözlükten, taş hamurdan ve çarşaflardan
Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış Yakup
Uyumak istiyorum.

Ve sabah bunları bir bir kendime anlatacağım
Yakubun gene bir yokluğa doğru büyüyen içinde.

Kaynak: Çağrılmayan Yakup, 1966Edip Cansever


Mystic@L 20 Ocak 2007 00:09

Mahşeri Aşmak

Cebine bir kuruş fazla
Atan, size haber olsun.
Yalanına başka yalan
Katan, size haber olsun.

Sabah akşam içip-yiyip
Hergün başka pabuç giyip
Türklük, İslam nedir deyip
Çatan, size haber olsun.

İyi-güzel kamusunu,
Terkeyleyip namusunu,
Ekber Allah yapısını
Satan, size haber olsun.

Ramazanda denizine...
Aldanıp da semizine,
İçki kaçıp genizine
Batan, size haber olsun.

NE SİZE KALIR BU ALEMLER
NE SONSUZADIR SALTANATINIZ,
ÜÇ-BEŞ ADIMLIK BİR ZAMAN DURAĞI
MAHŞERİ AŞMAK?.. ÇEKMEZ KANATINIZ!..

Enver Çetin


Mystic@L 20 Ocak 2007 11:54

Ölmemek

Kesilmiş bir kamış, ormanlıklardan.
İnsan... Rüzgârlara bağlı bir düdük.
İndik de dünyaya karanlıklardan,
Sıra sıra mezar, başka ne gördük?

Ölmemek, ilk ve son, büyük kelime;
Çarpıldık, ölmemek için ölüme!
Ver Allah'ım, büyük sırrı elime;
Geçmez ân, solmaz renk, kopmaz bütünlük.

1972
Necip Fazıl Kısakürek


Mystic@L 20 Ocak 2007 21:43

Farkında Değiliz

Sanık içerde.
Kapılar kapalı,
Yüzü ateşe dönük,
İçi yangın yeri.

Uçları açık kalemlerin.
Kayıtlar günü gününe...
Süslü gözler yaralı.
Adı konmuş her şeyin.

Yüksek yerde, geçmiş.
Uzanmak zor elbette.
Uyarmak da zor,
Her şey çoktan bitmiş.

Emrah Gürbüz


Mystic@L 25 Ocak 2007 15:31

YALNIZLIK (10496 Hit)

Yalnız kaldınız sanırsınız,
Biliyorum.
Yalnız bırakılmışsınız,
Biliyorum.
Ötesi yok.

II
Ötesi var:
Yalnızlık
Müziğin bile seni dinlemesidir.
Yalnızlık
İnsanin kendine mektup yazması
Ve donup-donup onu okuması
Yalnızlığın da ötesidir.

http://www.siirperisi.net/images/sair.gif ÖZDEMİR ASAF


Pollyanna 25 Ocak 2007 22:53

Yalnızlık

Bundan sonra benim yarim
Seni aldattığım yanlızlığım
Yalnızlık değil senin gibi
Ardına kadar bana vefalı
Hiç aldatmıyor beni
Hiç kandırmıyor
Hiç yanlız bırakmıyor
Onsuz olamıyorum
Kopamıyorumda bağrındaki abone mekanımdan

Dikiliyorum çuvaldız iğnesiyle, bir elbise yalnızlıktan
Giyiyorum kat kat üstüme
Terliyorum yanlızlığın içinde
Öyle bir ter ki;
Sanki saunadan çıkmış gibi üşüyorum
Dardır mekanım
Sınırlı
Çevrem mayın tarlası
Bir türlü aşıpta çıkamıyorum

Yalnızlık kor alev içimde
Yalnızlık kat kat elbise üstümde
Yalnızlık alnımda ter, süzülür akar yanaklarımdan
Yalnızlık ufka yola çıkan bir gemi limanımdan
Yalnızlık bir kaygı damarlarımdaki akan kanda
Yalnızlık baharlara hasret bir ağaç
Çiçekleri açmak için bekleyipte kör sabahlarda açamayan
Yalnızlık gözlerimde nem
Yalnızlık kör topal gelen bir kurşun
Yalnızlık vururda üşütür
Yalnızlık soğuk bir serpinti verir döşüme
Yalnızlık acı
Yalnızlık özlem
Yalnızlık yavan ekmek gibi bir şey
Yalnızlık çok ***** bir kelime
Yalnızlık kanser
Yalnızlık dilim dilim ustura gibi adamın kalbini keser
Yalnızlık tatsız, tuzsuz
Yalnızlık işte böyle bir şey
Yalnızlık sen
Yalnızlık aşkımız
Yalnızlık ben
Oy yalnızlık
Vicdansız sen
Vicdansız...

Kibar Tavasav


Misafir 26 Ocak 2007 22:56

Aşk Bana Senden Kaldı ...

Usulca geçtim bu şehrin sokaklarını,
Akşama vardım.
Şiirler yazdım sevdiğim sana,
Anladım ki,
Seni sevmek bambaşka bir mevsimmiş bana.



Takvimlere bıraktım yalnızlığı,
Yağmurlardan düştüm yokluğuna, cümlelerinden içtim,
Sabahlara saklandı ayışığı,
Usulca unuttum bu şehrin sessizliğini.
Yanımda sen,
Ellerimde yüzüne gülümseyen zamanlarım,
Onca sevda vardı şafaklara sevdiğim,
Ben yalnız seninkini seçtim.



Çocukluğundan sıyrıldım sana aşkların,
Çabaladım kapıların dışında,
Yalnızlığıma ok gibi saplanan yarınlar vardı,
Anlaşılmamış, paylaşılmamış,
Gecelerce saçlarına karışan yıldızların koynunda,
Bir ben vardım, birde sen,
Bakışırdık sabahlara kadar aynalarda.



Yani sevdiğim,
Zaman aldı uykularımı,
İçime sancı doğuran bütün sabahlardan,
Göremesemde seni, kendimden vazgeçtim.
Usulca bitirdim bu şehri seni düşünerek,
Bir seni sevdim.
Ardımızda,
Gündüze bırakılan nice aşklar vardı özlenmemiş,
Devrik cümlelerinde aşk, henüz yüzümü görmemiş,
Sen vardın bana herşeyden önce sevdiğim,
Seni sevmeyi öğretti bana gecelerce,
Sende aşk'ı bulan yüreğim.



Ve anladım ki sevdiğim,
Sevdaların şimdi bana herşeymiş,
Aşk yalnız sende gerçekmiş,
Seninle aşk'ı yaşamak,
Hiç birşeye değişilmezmiş.


Mystic@L 27 Ocak 2007 01:12

Sen ki elleri ipek, bakışı sedeftendin...
İçimdeki kıraçlık sayende yok olmuştu!.
Kimse bilmez, bulunmaz bir benzerin, menendin...
Ruhuma sonsuz sevgi gözlerinden dolmuştu!.
Anlayamaz hâlimi, özümseyemez kimse...
Sensizlik dayanılmaz!. hadi gülüm, gülümse!.
Anlamsız, yalan her şey, ayrılık ebet değil...
Sen var isen hiçbir dert inanırsan dert değil...
Ne yapayım çâreler kalleş, korkak... mert değil...
Nâmertlerin yüzünden ümitlerin solmuştu!?
Yanayım, tek uğruna, elzem olan külümse...
Sensizlik dayanılmaz!. hadi gülüm, gülümse!.
Varlığınla var olan, yokluğunla yok olur!.
Gel artık, gel geriye!. ayrılığın çok olur!.
Sen olmazsan karanlık inan ki zor ak olur!.
Bilirsin kâlbim niye saç, başını yolmuştu.!?
Gözlerim konuşamaz, düğümlenmiş dilimse...
Sensizlik dayanılmaz!. hadi gülüm, gülümse!.
Hasretinle yanmaktan, susuzluksa çektiğim...
Gelmen için, yollara gözyaşımla ektiğim
Kirlenmemiş hislerim... sanmayasın taktiğim...
Vaad ettiğin zaman, gölge gölge gelmişti...
Canım telaş içinde, çok müşküldü hâlimse
Sensizlik dayanılmaz!. hadi gülüm, gülümse!.
Her başlangıç her sonun tükendiği ilk nokta...
İrâdem kasırgalı hâlâ benliğim şokta!.
Bırakma canımı, ne olur, senden uzakta!.
Kaybetti istemeden, oysa çok zor bulmuştu!.
Öleyim tek uğruna, özlediğin ölümse!.
Sensizlik dayanılmaz!. hadi gülüm, gülümse!.

25.11.2002
Kadir Karaman


Mystic@L 28 Ocak 2007 10:19

Ümide Yalnızlık

Canparesi'ne

Yalnızım şimdi artık.
Ayrılığın titrek kaldırımlarında gezerken bedenim
Ben hala senden arta kalan hatırları besliyorum son kalan sigaramla
Bu kadar kolay nasıl vazgeçilir almışken her şeyi göze
Bir şelaleden atlarcasına dalmışken varlığının satır aralarına
Kayan yıldızlar bile kayarken görülürken
O kadar sessiz oldu ki hayatımdan çıkışın
Bekleyip bir can kıyısında
Geleceğinin ümidini büyütmek bile yetmişti oysa
Doludizgin sevdalar, çiçekli baharlar
Kayıp şehre söylerken son şarkımı
Yalnızlığıma mahşer günüme kabus oluyorsun
Her beklediğim durakta seni görüyorum
Bildiğim onca şeyi unuttum ama seni silemiyorum
Bilmem neye geç kaldım ama seni çok seviyorum...

İzmit - 20.06.2006
Gültekin Yazıcı


Pollyanna 28 Ocak 2007 22:23

Kuytu köşelerde
Bir yalnızlık bekler durur beni
Bilmem neden böyleyim
Hep hüzne mi açılmalı kapılarım?
Yoksa bir arayış mıdır bu?
Senden sonra
Seni anlamaya adamak mı kendimi?
Bir boşluk ki büyür de büyür içimde
Ne şehir yatıştırır beni
Ne de gülmek için yazılmış cümleler
Kitaplar arasına sıkıştırılmış
Kuru bir yaprak misali
Sanki kalabalıklara düşmüş
Dilenen aciz bir ihtiyarım
Küçük bir su birikintisiyim belki de
Bundandır her hal korkularım
Yaklaştıkça yaklaşır hayalin
Yaklaştıkça yakar kavurur içimi
Kızıl bir kor gibi varlığın
Oysa daha düne kadar
Sokaklara dökülmüştü gülücüklerimiz
Umursamaz adımlar atıyorduk seninle
Yarına yaklaşmak için bugünü satıyorduk
Telaşlı ama kalabalık bir hayat yaşıyorduk
Mavi kapaklı defterime
Pembe notlar düşmüşüm senli
Saçının bir teli kalmış yapraklar arasında
Oysa ben senin saçını hiç görmedim ki
Kuytu köşelerde
Bir yalnızlık bekler durur beni
Neden bilmem ki bu kalp ağrılarım
Neye uzanmak istiyor ellerim
Bilemiyorum
Tek bildiğim
Senden önce yalnızdım
Sen vardın yalnızdım
Sen yoksun yine yalnızım..


Misafir 30 Ocak 2007 09:05

http://img411.imageshack.us/img411/9073/yalnizligimmhm8.jpg
Yalnızlığımla Başbaşa

Bir mum yaktım, bugüne inat...
Ve gizlendim gecenin büyüsüne...
Yalnızlığımın koynuna sokulup, yalnızlığı düşündüm...
***
Herşey belli belirsiz...
Herşey, bir garip mumun zayıf ışığına teslim ve titrek...
Odamın sahibi ve hayaletiyim şimdi...
Korkanı ve korkutanı...
Elimi uzatsam, aydınlığa boğabilirim herşeyi bir anda...
Ve herşey ortaya çıkmanın ve kendini göstermenin kibriyle beynime üşüşür...
Önce kitaplar...
Duvardaki saat ve sesi...
Yerdeki halı...
Hatta duvarın rengi...
***
Ama bu zayıf ışık...
Herşey, bir garip mumun zayıf ışığına teslim ve titrek...
Ben bile...
Yüzüm geçmişin ağırlığı, geleceğin belirsizliği altında ezilmiş...
Yüzümde karanlık...
Gözlerim, karanlığın korkusuna sinmiş eşyalarımda, beni arıyor...
Bu odada ne varsa; hepsi benim maceram...
Hepsini esir aldım...
***
Şu kitapların herbirini ben seçtim...
Burada olmalarının sebebi benim...
Değer verdim onlara... Onların macerasına talip oldum...
Paylaştım duygularını... Sevgilerini ve ayrılıklarını...
Kahramanlarına yol arkadaşı oldum...
Hepsini tanıyorum işte...
Belki sadece sırtları görünüyor...
Belki bir çoğunu uzun zamandır elime bile almadım ama...
Hepsini tanıyorum işte...
Cömertçe bakıştım onlarla...
Hergün defalarca...
Bir kez okudum belki ama, bin kez yaşadım...
***
Şimdi inadına bir mum yakışım...
Yalnızlığımı özlemekten...
Yüzlerce yazar...
Binlerce kahraman...
Ve o kadar macera..
İşte hepsine, “Bugün izinlisiniz” diyorum...
Bugün ben, bana lazımım...
Yalnızlığımı özledim...
***
Ne kadar titreseler de , müşfik bir karanlığa teslim ettim onları...
Uykuya yatırdım...
Belki gözucuyla seyredeceğim yine de...
Severek...
Ama...
O kadar işte...
***
Boş verin şimdi yerdeki halının, oturduğum sandalyenin, üzerine abandığım masanın macerasını...
Bitmez...
Tam kendimi dinlemeye koyulmuşken, başlarsam anlatmaya...
Mesela şu içinde kalemler olan kavanozu bile...
Ve hatta arka ucunda diş izlerim olan boyasız kurşun kalemi...
Bitmez...
Bu odanın her satırında...
Her harfinde...
Ömrümden kattığım...
Feda ettiğim zamanlar ve duygular var...
Koşar adım giderken ölüme, “Hayata neresinden başlamalıyım” diye düşünüyorum hala...
Ve yorulup...
Bir mum yakıyorum işte...
Karanlığın aynasında kendimi seyrediyorum...
Yalnızlığımın koynuna sokulup...
***
Biliyorum...
Ölüm bana geliyor...
Ben ona gidiyorum...
Her saniye kısalıyor hayatım...
Gönlümün heybesi ağırlaşıyor...
Biraz daha fazla şey götürmek için belki...
Daha çok şey yaşayıp...
Daha çok anlamak için..
Ama...
Cevabı zor sorular birikiyor...
***
Kendime anlatırken bütün bunları...
Kime anlatıyorum aslında...
“Er kişi niyetine” dediklerinde...
Hangi dağın taşından kesilmiş bir mermer hazırlanır başucuma...
Hangi yürek yanar?
Hangi yürek yanması serinletir içimi?..
Kuruyan dudaklarıma miras kalır?..
***
Ben...
Zamanın, mekanın ve eşyanın kucağından sıyrılıp...
Yalnızlığıma sığındım şimdi...
Birazdan ezan okunacak...
Bu karalama kağıtlarını buruşturup fırlatacağım...
Bir daha başlamak için yaşamaya...
Şafak sökmeden...
Şimdi ezan okunacak...


Mystic@L 30 Ocak 2007 22:18

O Gece

O gece ben olmayacağım.
Utancımdan bakamadığım aynalarda
Güldüğünüzü görecek
Anlayacaksınız.

Her gece birinin olmadığı gecedir.
Gecelerinizi karıştıracak gitgide
Olmayanlarınızın çoğalması.
Benim olmadığımı duyduğunuz bir gece
Korkacaksınız.

Şimdiden düşünüyorum son kalanımızı
Son gidenimizin bu gecesinde.
Ama bir gece olacak, ortalarda bir gece..
İçinde siz de olmayacaksınız,
Ayrıca.

Kaynak: Dünya Kaçtı GözümeÖzdemir Asaf


Mystic@L 31 Ocak 2007 23:17

O

Nice zamandır arar dururdum hazineyi
Çekti beni hemen verdi nişaneyi

Geçtim gülüstanlardan,girdim kara bağlara
İçtim suyundan bağlandım cümle esrarına

Kan-hayran etti beni,ağlattı gnlümü o
Kendime geldim ayıldım çok şükür var hep o

Hapsettim zarımı dilime,oldum divane
Çözdürdü kilitleri tenle,oldum şahane

Damlaya damlaya aktım oluktan geriye
Düştüm gülistana şenlendim bütün halimle!

Tuna Kalafat



Saat: 11:59

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık