![]() |
Farkindamisin... Kirdim sana siir yazan elimi. Kestim ismini sayiklayan dilimi. Kör ettim resmine bakan gözlerimi. Ve kesecektim senin olan kalbimi; yapamadim.. farkinda misin, sana kiyamadim.. Ahmet Arslan |
Allahım düşmanımı düşürmesin bu za'fa Sanki her noksanımı mecburum itirafa Hangi şarkıya girsem notalar do re mi fa Sol! diyorum sana sol! sesim sende kalmış Sende kalmış umudum saadet çağım sende Sende kalmış huzurum tüten ocağım sende Sende hayat kaynağım duygu membağım sende Can diyorum sana,can-kafesim sende kalmış Gel Tanrıya borcunu teslim etsin bu yürek Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek Kelime-i şahadet getirmem için gerek Son diyorum sana son nefesim sende kalmış... Cemal Safi |
Tanık İstemem Yalnızlığıma Sen bir ateş böceğiydin belki Ben gecenin gamlı kuşu… Tanık istemem yalnızlığıma. Sen taze hamurdun yaşam teknesinde Ben pişmiş ekmegim dost heybesinde… Sen ateşe parmağını uzatan çocuktun korkusuzca Ben ateşin külüyüm yanı başında… Sen sevinçler isterdin benden Çocukça büyük sevinçler.. Ölümüne sevmeler isterdin; Sevişmeler isterdin geceleri kanırtan… Bir „gel“ desem Koşacaktın bilirim.. Korkumdan değil "Gel“ diyememek sana Ben bu vakitten sonra Tanık istemem yalnızlığıma. Nilay Aksu |
.: çirkin postacı :. Dünyanın bana zindan olduğu günlerdi. Sanırım birkaç defasında da evden ağlayarak dışarı çıkmıştım... Hayatım kararmıştı da bir ışık bekliyordum sanki ama yoktu. İşte böyle düşündüğüm günlerde daire kapıma sıkıştırılmış bir Mektup buldum. Hayretle baktım üzerinde göndericisi yazmayan zarfa. Sonra odama girip açtım... "Acıları paylaşmak insanların vazifesidir" diyordu. "Senin geçtiğin sokakta ben de vardım. Ama bir sokakta ya ben olmamalıydım veya paylaşılmamış acılarını içinde gezdiren bir insan!..." Mektubun sonunda da isim yazmıyordu. Peki kimdi bu? Kimdi, neden yazmıştı bu notu ve neden bana yazmıştı? Aslında hoş sözlerdi...Ve aslında bir mektuba da deliler gibi ihtiyacım vardı. Acaba dediğini yapacak mıydı, yazacak mıydı her gün?.. Bunu zaman gösterecekti. İlk gün kafam karıştı. Hem kendi problemlerimi hem dün gelen mektubu, hem de yeni mektupların gelip gelmeyeceğini düşünüyordum. Sonraki gün posta kutumda beyaz bir zarf buldum. Kalbimin çarptığını hissettim... Yazı aynıydı, odama girip okumaya başladım mektubu. Bu inanılmazdı.. Bir bardak su içercesine bitiverdi mektup. Doymadım! Bir bardak su daha almış gibi kendime ve susuzluğumu kandırır gibi yeniden okudum altı sayfayı... Sanki tanıyordu beni, sanki yıllardır dertleşiyordum onunla... Altıncı sayfanın sonunda diyordu ki; "Yarın yine yazacağım..." Yarın yine yazdı, öbür gün yine..Ve sonraki günler yine yazdı... Her mektubunun sonunda, yarın yine yazacağına ait not vardı ve her gün de dediğini yapıyordu. Her gün işyerinden dönerken kalbim çarpıyordu heyecanla... Her gün görüyordum posta kutumun bugün de boş olmadığını ve gariptir; artık yapayalnız olmadığımı, kalbimin boş olmadığını hissediyordum. Bu mektuplar yüreğime giriyor sıkıntılarımı eritiyor ve beni yarınlara doğru itiyordu. Zannediyordum ki; bunlar olmadan yaşayamayacağım. Öylesine alışmıştım ki onlara, olmasalar sanki nefes alamayacağım!... Vakit buldukça oturup eski mektupları bile yeniden okuyordum. Zaman geçti ve zamanla beraber sıkıntılarımda geçti. O günlerden geriye sadece eski mektuplar kaldı. Bir gün içimde karşı koyamadığım bir merak peydahlandı; kimdi bu? Nasıl biriydi? Onunla ilgili her şeyi merak etmeye başladım. O her gün yazıyordu ve nasılsa her gün yazmaya devam edecekti. Bundan emin olduğum için de, yazılarında anlattıklarından çok nasıl bir kalemle yazdığına, neden bu kağıdı seçtiğine, yazı stiline aklımı takmaya başladım... Yazıları öylesine deva olmuştu ki bana, onunla ilgili her şey de mükemmel olmalıydı. Ama her şey... O gün evde kalmıştım. Kahvaltı yapmış ve bu harika mektupların en azından nasıl birisi tarafından getirildiğini görmeyi koymuştum kafama... Öğle vaktine doğru sokağa giren postacıyı gördüm. Koşarak aşağı indim. Mektubumu kutuya bırakmıştı, eli henüz havadaydı...Göz göze geldik. Aman Allahım... Aman Allahım, bu ne kadar çirkin bir adamdı böyle! Dondum kaldım... O da başını eğdi döndü ve gitti. Orda öylesine bekliyordum şimdi... Kutuyu açıp mektubu bile alamıyordum. Bunca zaman, bunca güzel bir mektubu, bu kadar çirkin biri mi taşımıştı? O öptüğüm, kokladığım, göğsüme bastırdığım, yastığımın üzerine koyduğum mektuplarıma benden önce bu adamın mı eli değmişti? Saçmaladığımı biliyordum ama böylesine güzel duygularıma bu çirkin yaratık karıştı diye az önce getirdiği zarfı alamıyordum. Kapıyı açtım, dışarı çıkıp bir adım attım. Çoktan gitmişti. Neye olduğunu bilmiyordum ama çok kızgındım. Zarfa dokunmadan çıktım yukarıya. Odama girdim, eski mektuplarıma baktım. Biliyordum, onlar benim en zor günlerimle bugünüm arasında köprü olmuşlardı, ama onlara da dokunamadım. Bu güzelliğe bu çirkinliği yakıştıramıyordum! Ertesi gün iş dönüşü baktım ki, kutuda hâlâ o aynı kirli mektup var! Almadım. Sonraki gün baktım; aynı mektup yine yapayalnız beklemekte. Bir kaç gün sonra ise kutuya bile dönüp bakmamaya başladım... Altı yedi hafta sonra dünya yine karanlık gelmeye başladı bana. Bir dosta, bir morale ölürcesine ihtiyaç duymaya başladım... Her şey çok ağırlaşmıştı yeniden. Uyku bile uyuyamıyordum. Mektup aklıma geldiğinde gece yarısını geçiyordu. Tereddüt bile etmeden aşağı indim, kutumu açtım ve mektubu aldım. Bir saat içinde üç defa okumuş, özlemiş olarak göğsüme bastırmış ve uzun zamandır ilk defa böylesine huzur içinde uyuyabilmiştim. Bunlar benim ilacımdı biliyordum. En çok o gün merak etmiştim, bir daha ne zaman yeni bir mektup geleceğini... Ve o akşam gözlerime inanamadım; kutumda mektup vardı. Yazı aynıydı, zarfta yine isim yoktu. Üstelik bunda postanenin damgası da yoktu... Açtım zarfı;içindeki kısacık mektupta şunlar yazıyordu; "Sana gelmiş bir mektubu kırk sekiz gün okumamakla ne kazandığını bilmiyorum... Ama artık benim sana yazmaya vaktim olmayacak. Çünkü tayinim çıktı ve bugün başka bir şehre gidiyorum. Hoşçakal! Çirkin Postacı..." Donmuş kalmıştım şimdi... Derin bir pişmanlık düğümlendi boğazıma, hıçkırarak eve girdim. Çantamı açtım; tarakların,rujların ve diğer karışıklığın arasında bulduğum mavi göz kalemiyle, bir kağıda; "Lütfen bana tekrar yaz" yazıp posta kutuma koydum. Bir daha hiç kilitlemediğim kutuda, aynı notum iki yıldır yapayalnız bekliyor... |
YalnızlıklarYeşertiyorum Gecenin karanlığı tünerken saçlarıma Boyası yitik bir ressamın fırçası gibi Ayaklarım yorgunluğumu çiziyor kaldırımlara. Hıçkırarak bulutlar ağlıyor Islanıyor saçlarımdaki karanlık Sığınıyorum bir durak saçağı dibine Titreyen parmaklarım yüzümde geziniyor Sanki kanunun hüzünlü tellerinde... Küf kokulu gecelere Şiirler yazıyor yüreğim Bir çay tadında hayallerimi içiyorum Koyu karanlıkta damla damla mısralarım düşüyor Gem vuruyorum duygularıma ağlamamak için Sevgimi mumyalayıp gömüyorum El deymemiş yalnızlıklar yeşertiyorum Yüreğimin en saf yerinde... Celal Topo |
Ben sigaramı yaktığım zaman Çünkü her sigara bir kelimedir Ben sigaramı yaktığım zaman Güz günleriydi bir şarkı olarak Bir güvercin ben öldüğüm zaman Nice hüzünlerden yaprak yaprak Bir güvercin ben öldüğüm zaman Cemal Süreya |
Yanlızlık... İçimde ürperten bir yalnızlık.. Ellerinde sana sunduğum güller. Peki ama sırtımdaki bu hançer acısı ne? Sevginden başka ne istemiştim senden? Peki bana söylediğin bu yalanlara gerek ne? Yeşil gözlerinde kaybolduğumda Neden bana cehennemleri hep adres gösterdin. Bir serabın peşinde koşarken ben Dilediğim her şey senin için iyi olması , Her şeyin senin için mükemmel olması değil miydi? Peki ama bu sırtımdaki hançer acısı ne? Şimdi kandırılmışlığın acısı Kalbimde kimsesiz kalmış bir çocuk yakarışı Ve beynimde fotoğrafın varken.. Söyler misin be çiçeğim: Böylesi senle dolu ve böylesi kimsesizken.. Söyler misin nasıl mutluluk oyunu oynayabilirim? Her şeyi anladım da.. Ellerinde güller varken, Peki ama bu sırtımdaki hançer acısı ne? Adnan Eltez |
Yalnız Yanlızlık paylaşılmaz Paylaşılırsa yanlızlık olmaz Yanar sobasında Yalnız'ın üşüyen bakışları Lambasında karanlığa dönük Bir ışık titrek sönük sönük Penceresi dışına kapanmıştır Kapısı içine örtük Bir sözde saklanmış bir yalanı Bir gözde okuduğundan Bakmaz kendi gözlerine bile Özdemir Asaf | |
Yokluguna degil aglamam, aldanma. Sevmedigimi de zannetme, aldirma. Matem degil, sitem de degil, kizma. Izdirabi yasiyorum, böyle bil ve anla. Kizginligim sana degil, yüregime ve gözlerime. Ikiside birbirinden hâkir, duramadilar sözlerinde. Hüznü ve kabusu koyup giderken bedenimde. Sende kalan yanlarima salladim elimide gönlümüde. Sevgin bir fidandi ve aklimi sarmisti. Gidisinle gönlümü yakti, içime kin bosaltti. Yalnizligima dost oldu, paylasti benle aciyi. Beklememi sagladi, izdirabi ve de sanciyi. Ahmet Arslan |
Masaldaki Yalnızlık Ben yalnızlığı Gökte uçar gördüm. Ben yalnızlığı Garip naçar gördüm. Ben yalnızlığı Gelip geçer gördüm. Cahit Külebi |
| Saat: 00:37 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık