![]() |
Sanat Etkinlikleri Arkadaşlar sergiler başlığı altın bi konu açtım. Bildiğiniz, ilgilendiğiniz sergi ve sanatsal ortamlarla ilgili haberleri burada toplayabilirsiniz.. Bu tür aktivitelerden haberdar olmak için burdan yararlanabilirsiniz.. Artık sanattan da uzak kalmayacaksınız. Bu cumartesi son günü olan bi sergimizden haberdar edeyim sizi... İSTANBUL YAYA SERGİLERİ 2 İstanbul Yaya Sergileri 2 Başlıyor: İstanbullular Sanata Doyacak. İstanbul Sokakları Sanatla Buluşuyor... 16 Eylül – 22 Ekim 2005 tarihleri arasında Tünel- Karaköy aksında ikincisi gerçekleştirilecek olan İstanbul Yaya Sergileri’nin tanıtım toplantısı Rahmi M. Koç müzesinde gerçekleştirildi. Koç Holding ana sponsorluğunda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Beyoğlu Belediyesi, dDf (Dream Design Factory) ve İSTAV (İstanbul Sanat Tanıtım ve Araştırma Vakfı) işbirliği ile düzenlenecek serginin küratörlüğünü Emre Baykal ve Fulya Erdemci üstleniyor. Proje sanatseverlerin sadece özel mekanlarda değil gündelik hayatta sıkça kullanılan mekanlarda da sanatla iç içe olmasını amaçlıyor. İlki 2002 yılında Nişantaşı’nda gerçekleştirilen İstanbul Yaya Sergileri, kültürel faaliyetlerin daha geniş kitlelerle buluşmasını ve kentin yenilikçi ve öncü konumunu güçlendirip uluslararası görünürlük sağlamayı amaçlıyor. Projeyle, sanatseverlerin sadece sanat için ayrılmış mekanlarda değil, yaşayan kentin gündelik mekanlarında ve kamusal alanlarda da sanatla buluşturulması hedefleniyor. Tünel - Karaköy bölgesinde seçilmiş mekanlara yapılacak sanatsal müdahaleler yoluyla, bu bölgenin geçmişi, geleceği ve özellikle bugünü üzerine düşündürmek ve farkındalık yaratmak, serginin amaçları arasında yer alıyor. Yirmi uluslararası sanatçı ve mimarı bünyesinde buluşturan “İstanbul Yaya Sergileri 2: Tünel – Karaköy”, büyük ölçekli projelerden oluşuyor. Sergide yer alan sanatsal çalışmalarla, Istanbul’un içinden geçmekte olduğu kentsel dönüşümün yanısıra, kentleşme politikaları ve teknolojilerinin kültürel ve ekonomik yansımaları üzerine düşünsel bir platform yaratılması hedefleniyor. Sergi aynı zamanda, kentleşme kültürü ile modernitenin evrensel sorunlarına yerel bakış açıları ile yaklaşmayı amaçlıyor. Finans sektörünün Karaköy’den Zincirlikuyu – Maslak aksına taşınması bölgeyi yeni işlevlere ve oluşumlara açarken, İstanbul Yaya Sergileri 2 yeni kentsel önermeler getirerek, kamusal alanlarda yaya lehine farklı olasılıkları ortaya koyacak. Sanattan ilham alan alternatif kentsel projeler Disiplinlerarası bir yaklaşım benimsenen sergide, bina cephe ve girişlerine, otoparklara, caddelere, tarihi metroya, Haliç kıyısına ve diğer kamusal alanlara uygulanacak mekana özel geçici kentsel projeler yer alacak. Sergi ziyaretçilere, Tünel Meydanı’ndan başlayıp, tarihi metro ile Karaköy’e inen ve Karaköy Meydanı, Haliç kıyısı ve Karaköy İskelesi’ni içine alan bir yürüme rotası önerecek. 2. kattan yaya yolu geçecek Hollandalı sanatçı/ mimar John Körmeling, kabul edilmiş mimari formlara ve sehir planlamasına farklı bir açıdan tekrar bakmayı öneren işlerine paralel olarak, Karaköy Meydanı’nın güneyinde, yaya altgeçidinin yanından başlayıp, 52 metre boyunca kaldırım hizasindan yükselerek Aksu İş Hanı’nın 2. katına çıkan alternatif bir yaya yolu inşaa edecek. Bu ilginç yapı çalışması, Bautek sponsorluğunda gerçekleştirilecek. Hat sanatı modern şehir hayatı ile buluşuyor, kent mobilyaları sanatsal objeye dönüşüyor Türk hat sanatının iki ustası, İsmail Hakkı Altunbezer ve Mustafa Halim Özyazıcı’ya ait, “Gel Keyfim Gel” ve “ Bu da Geçer Yahu” hat uygulamaları, geleneksel Türk sanatının en önemli alanlarından biri olan hat sanatını, Karaköy’ün gündelik yaşamının bir parçası haline getirmek üzere, meydandaki bina cephelerinden biri üzerine uygulanacak. Serginin tasarımcıları olarak hareket eden Fuat Şahinler ve Murat Şahinler, Ayten Başdemir ve Yakup Çetinkaya ile ortak bir çalışma gerçekleştirerek, serginin sınırlarını belirleyen müdahalelerde bulunacaklar. Bu müdahalelerin ilkinde, sergi rotası üzerindeki, binaların yapısına uyum sağlayacak şekilde her biri ayrı bir forma bürünen su borularını renklendirerek, kentin tesadüfler sonucu oluşan ritmini ortaya çıkarırken, aynı zamanda sergi alanı içinde bir bütünsellik kurulmasını sağlayacaklar. http://img462.imageshack.us/img462/6744/2043756xj.jpg |
http://img470.imageshack.us/img470/8703/alijaak3re.jpg Galeri Artist Ekim Ayında Ressam Artur Alija, Ressam İnal Okçetin ve Heykeltıraş-Ressam Erol Uysal ı konuk ediyor. Sergi, 4 Ekim 28 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek. BAHÇEYE ÇIKAN, MEYDANDA GEZİNEN GÜZELLİK VE SUÇUN RESSAMI Bahçelerin, bahçelerdeki sevinç ve korkunun; düşlerin, düşlerdeki umut ve kırgınlığın; şehir meydanlarının, meydanlarda geçip giden, kalabalığa karışan güzelliğin, gizlenen iyilik ve suçun ressamı Artur Alija, İstanbullu sanatseverlerle tanışıyor. Çalışmalarını Berlin'de, dünya çokkültürlülüğünün yeni merkezi Oranienstrasse'de sürdüren Alija'nın kadrajlarında kenti yeni yüzyılın trendsetteri yapan bütün çoğulculuk figürleri buluşuyor. Ve dünyaya örnek olma misyonu üstlenmiş bir kentin bütün sürprizleri. Eleştirmenlerin figüratif resimde düşsel boyutu ve kendi deyimi ile "krimi"yi en iyi yakalayan genç Avrupalı ressamlardan biri olarak nitelediği Alija'nın bir zamanlar dünyanın en kapalı sistemlerinden biri olan Arnavutluk'u terk ederek geldiği dünyanın en özgür kentlerinden biri olan Berlin'le karşılaşması, disiplinli bir teknikle taşkın bir özgürlük duygusunun bileşimini bir zenginlik ve gerilim olarak yansıtıyor tuvale. Artur Alija, şaşırtıcı sanat serüveninde Berlin'den sonra İstanbul'un önemli bir moment olacağı kanaatinde. Artur Alija 24.01.1969 Tiran/Arnavutluk'ta doğdu. 1982-1986 Tiran Güzel Sanatlar Lisesi'nde eğitim 1986-1990 Tiran Güzel Sanatlar Akademisi'nde anıtsal heykel ağırlıklı eğitim 1990-1992 Yunanistan'da ikonografi eğitimi 1992 Berlin 1992 Berlin'de ilk sergi 1993 Britzer Parkı için heykeli satın alındı 1994 Interglotz Galeri'de sergi 1995 Galeri Münsterland'da sergi 1997 Treptow'da, 3.Etage "sarı" konulu sergi 1998 Jens Jenssen'in "Amerika" filminin dekoru 1999 Yahudi Müzesi'nin model çalışması 2005 Heinrichplatzda bireysel sergi Tarih : 4-28 Ekim 2005 Yer : Galeri Artist Fulya Adres : Ayazma Cad. No: 4 (Otim Binası Karşısı) İstanbul Tel : (212) 227 68 52 Galata Fotoğrafhanesi Sergisi http://www.bigglook.com/biggistanbul/kultur/images/Akif_Hakan_celebi_ak.jpg Sokağa dönük sergileme sistemiyle, daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşmayı hedefleyen Galata Fotoğrafhanesi Vitrin Sergilerinin Kasım ayı konuğu Fotom.net koleksiyonu. Sanata objektif bak fotoğrafı göreceksin! sloganıyla 2002 yılından bu yana hizmette olan www.fotom.net oluşturduğu platform ile Türkiyede online fotoğraf satışı yapan ilk ve tek web sitesidir. Aynı zamanda Türkiyede fotoğraf satın alma bilincinin oluşmasına destek olmakta ve Türk fotoğraf koleksiyonculuğunun, sanatının gelişmesine, yurt dışına açılmasına ön ayak olmaktadır. Yeni yıla yaklaştığımız bu günlerde, fotom.net sergi sezonunu Bu yılbaşında sevdiklerinize orijinal bir hediye! Sloganıyla 12 Kasım - 18 Aralık 2005 tarihleri arasında Galata Fotoğrafhanesinde başlatıyor. Fotom.net bünyesindeki 15 değerli sanatçının, 15 fotoğrafından oluşacak olan sergi; izleyicilerin, fotoğrafları orijinal, imzalı, sertifikalı olarak, dilediği boyutlarda satın alabilme imkanını sunacak. Ersin Alok, Orhan Cem Çetin, Ömer Orhun, Murat Germen, Merih Akoğul, Laleper Aytek, Muammer Yanmaz, Hüsnü Atasoy, M. Emin Atlan, K. Uğur Varlı, Aykan Özener, Akif Hakan Çelebi, Mehmet Turgut, Özlem Büyükakgül ve İlke Veral ın fotoğraflarından oluşan sergi açılış kokteyli 5 Kasım 2005 Cumartesi saat 19.30da Galata Fotoğrafhanesinde yapılacaktır. Fotom.net sergileri 12 Aralık 2005 tarihinden itibaren farklı 40 eserle Fotoğraf Vakfı bünyesinde devam edecektir. FOTOM.NET www.fotom.net Atilla Aydemir 0537 513 37 33 / 0212 347 50 53 Başak Sok. Altın Apt. 4/33 B Gayrettepe/ İSTANBUL Tarih : 12 Kasım-18 Aralık 2005 Hayat ve Kör Talih http://www.bigglook.com/biggistanbul/kultur/images/nazan_azeri_ak.jpg Karşı Sanat Çalışmaları, 19 Ekim-19 Kasım 2005 tarihleri arasında Gül Ilgaz, Nazan Azeri ve Nancy Atakanın birlikte oluşturdukları Hayat ve Kör Talih sergisini sunuyor. Kör talih deyimi batı toplumlarında pek karşılığı olmayan, içerik olarak buralara özgü. Ne yapsam olmuyor anlamını içerir. İçinde olumsuz durumdan hem bir sızlanma hem de onu kabullenme sezilir. Hayatın akışı içinde, ümitsiz gibi duran bu durum, Her işte bir hayır vardır. Dediğimiz durumlara da sebeb olabilir. Birileri Üzüm üzüme baka baka kararır misali açgözlülükle azıttıkça; bu birilerinin açgözlülüğü ne yazık ki başka birilerinin kör talihi olmaktadır. Ama kör talihine yanmak zorunda olanlar bu durumu Karamanın koyunu sonra çıkar oyunu misali sonradan öğrenmektedirler. Sergi konsepti sanatçılar tarafından kendi anlamı yanında tüm yan ve dolambaçlı anlamları ile birlikte düşünülsün istenmiştir. Nancy Atakan Seyirci isimli işinde olaylara hiç müdahale etmeksizin onları sadece izleyebilen kendi siluetini kullanıyor. Farklı mekanlarda izlediğimiz siluet, her an kendisi de vurulabilir olmanın potansiyelini taşıyor. Onu izlemekte olan bizi de kendisiyle eşitliyor. Büyükannemin Dantelleri, göç, bir devrin yok olması, gizli tutmak, gizli tutulanı sandıktan çıkarıp sonradan ona dönüp bakmak konuları üzerine odaklanıyor. Kör Kesişmede Amerikalı tanıdıklarına internet aracılığıyla sorduğu sorular üzerinden, onların Türkiye ve Türkler hakkındaki klişe önyargılarına yer veriyor. Bunları medyadan imgelerle yan yana getirerek enstelasyon biçiminde sergiliyor. Hayatın Akışı üzerine işi ise anne-çocuk ilişkileri ve bu ilişkiler içinden hayatın akışını irdeliyor. Nazan Azeri Düş Rolleri isimli fotoğraf dizilerinden oluşan çalışmasında ikinci el giysiler ve sıfır noktasına itilmiş hayatlar arasındaki karşılaşmalara odaklanıyor. Bu karşılaşmalardaki rastlantıları ve oyunları serbest bırakarak ortaya çıkan yaşama sevinci ve canlanan ruhu yakalamaya çalışıyor. Farketmek istemediklerimizi fark edilir kılarken, gruplanmış imgeler güncel durumlara ironik göndermeler yapıyor. Sürüklenmek te eskimiş giysiler yerlerde sürüklenerek evden çıkarılıyor. Onlar gönülsüz olmakla kaçınılmaz olmak arasındaki trajedinin aralığında duruyor. Gül Ilgaz Salıncak isimli video çalışmasında, kör talihe maruz kalmışlıktan özgürleşme çabasına yönelik imgelere yer veriyor. Düşüş ise belli bir var olmanın talihle ilişkisi ve çıkışın ardındaki düşüş üzerine. Sergi Pazar günleri hariç 11:00-19:30 saatleri arasında izlenebilir. İstiklal Cad. Elhamra Han. No: 258 Kat 2 Beyoğlu Tel: (212) 245 15 08 Faks: (212) 245 37 00 info@karsi.com www.karsi.com Tarih : 19 Ekim-19 Kasım 2005 |
9. Uluslararası İstanbul Bienali'ni gezmek için son hafta ! Dünyanın en önemli güncel sanat etkinliklerinden biri olarak kabul edilen Uluslararası İstanbul Bienali'nin dokuzuncusu, son haftasına giriyor. 30 Ekim'e kadar sürecek olan İstanbul Bienali'nin mekânları 16 Eylül'den bu yana 38.000'in üzerinde ziyaretçinin akınına uğradı. İstanbul Bienali'ni henüz görmeyen sanatseverlerin, Türkiye'nin en büyük güncel sanat etkinliğini ziyaret etmeleri için yalnızca bir haftası kaldı. Biletler, Biletix'te ve bienal mekânlarında... 9. Uluslararası İstanbul Bienali'nin teması, hem var olan kentsel mekâna, hem de kentin dünya için taşıdığı anlamın imgesel gücüne işaretle İstanbul. 53 sanatçı ve sanatçı grubunun İstanbul temalı yapıtları sizi yaşadığınız kenti bir kez daha düşünmeye ve izlemeye davet ediyor. Bienal yayınları ve ürünleri Eau d'Ernest: Bienal sanatçısı Daniel Bozhkov'dan erkekler için parfüm... Daniel Bozhkov'un 9. Uluslararası İstanbul Bienali için Ernest Hemingway'den esinlenerek yarattığı Eau d'Ernest isimli parfüm, erkekler için güncel bir koku. Cesareti "zor durumda zarafet" olarak tanımlayan yazarın ruhunu yakalayan parfüm, Safari'nin güçlü gizemi ve boğa güreşinin canlılığıyla duyuları yakalıyor. Reklam filmiyle birlikte sergilenen ve satışa sunulan Eau d'Ernest, kokusunu yıl boyu üzerinde taşımak isteyenler için Antrepo No:5'teki gişelerde! İstanbul Bienali çerçevesinde yayınlanan kitapları sergi mekânlarındaki gişelerden satın alabilirsiniz. Bu sene, geleneksel bienal kataloğu yerine, serginin kuramsal alandaki uzantılarından oluşan ve bir anlamda bienalin düşünsel haritasını sunan bir dizi makale seçkisi, Genişleyen Dünyada Sanat, Kent ve Siyaset başlığı altında bir kitap haline getirildi. Bienal projeleri için sergi mekânı yerine basılı malzemenin olanaklarından yararlanan sanatçıların yapıtları da bienal mekânlarındaki gişelerde okuyuculara sunuluyor. Hatice Güleryüz'ün Tuhaf Yakınlıklar başlıklı kitabı, İstanbul'a dair yabancılaşma ve yakınlaşma anlarının izini İstanbul'da yaşayan yabancıların deneyimleri aracılığı ile sürüyor. Özge Açıkkol, Güneş Savaş ve Seçil Yersel'den oluşan Oda Projesi'nin söyleşi-kitap formatında hazırladıkları kitabın adı ise Mahalle, oda, komşu, misafir?. İstanbul için alternatif bir kent rehberi oluşturan Şener Özmen, İstanbul Guide isimli kitabında, okuyucudan "Nerede bu İstanbul?" sorusunu bekliyor. Ayrıca, bienal bileti ile birlikte ziyaretçilere ücretsiz olarak verilen 320 sayfalık Bienal Rehberi de gişelerden alınabiliyor. Bienal posterleri ve diğer ürünler Gabriele Basilico tarafından çekilmiş İstanbul fotoğraflı bienal posterleri, Geniş Açı dergisinin eski sayıları, Charles Esche'nin yazılarının derlendiği Mütevazı Öneriler adlı kitap, Misafirperverlik Alanı'ndaki sergileriyle bienale dahil olan Hafriyat grubunun yayınları Antrepo No:5'te bulabileceğiniz diğer yayın ve ürünler. Istanbul Kültür Sanat Dostları |
Thinkerbell teşekkürler. bende bienali yazıcaktım sen önce yazmışsın.. Daniel Bozhkov'un parfüm tanıtımını kaçırmayın.kendisi çok enteresan bi sanatçı..beraber çalıştık bu parfümün tanıtım işlerinde..şişe görsel tasarımını, afişlerini, kartpostallarını çalıştığım ajans tasarlayıp yapmıştı.. reklam filmi de mükemmel içindeki müzik ve geçişler çok yerinde.. yalnız en büyük kayıp İstanbul Design Week ti!! İstanbulda ve türkiyede yapılan ilk sanatsal herşeyi içinde barındıran tasarım haftasıydyı İstanbul Design Week..böle bi tasarım haftasını kaçırmayanlar bence çok şanslıydı.. kaçıranlr ise bidahaki seneyi sabırsızlıkla beklesin bence harika ve 4x4lük bi organizasyondu.. seneye daha ii olcak inş... bööle sanatsal etkinlikleri kaçırmamanızı dilerim... |
http://www.bigglook.com/biggistanbul/kultur/images/Ender_Guzey_ak.jpg ENDER GÜZEYLE KUM.... Vakko Beyoğlu Sanat Galerisi, 28 Eylül 5 Kasım 2005 tarihleri arasında ressam ve heykeltraş Ender Güzeyi sanatseverlerle buluşturuyor. KUMda, Ender Güzeyin performanslarındaki ana malzemelerden biri olan deniz kumunu kullanarak yaptığı son dönem resim çalışmalarından örnekler yer alıyor. 2001 de Güneşin Çocukları temalı eserlerinin devamı niteliğindeki KUM ile Güzey, ......bize yine ilksel maddeyi, doğanın kesintisiz gizini, kuşun özgürlüğünü ve örselenişini, kuvvet ve kudretin sembollerini anlatıyor..... Dr. Phil. Dara Çolakoğlunun deyişiyle.. Sanatçının üçüncü boyuta dönüşen resimleri, obje ile resim arasında sağladığı iletişim ile tual üzerinde vücut buluyor, kısmen kaba kum tanecikleri ile şaşırtıcı bir şekilde aquarel tekniğindeki saydamlığa ulaşıyor. 1951 yılında İstanbulda, Galata Mevlevihanesinde doğan Ender Güzey, bu özel mekânda geçen çocukluğunun ardından sanata ve özellikle sürrealizm akımına tutkulu ilgisi ile1969 yılında Münih Güzel Sanatlar Akademisine girdi. 1973 yılında Münih Güzel Sanatlar Akademisinde dönemin önemli sürrealistlerinden Prof. Mac Zimmermannın atölyesinden mezun oldu. Ardından bir süre Zimmermannın asistanlığını yaptı. Mönchengladbachta Sanat ve Yaratıcılık Bölüm Başkanlığı görevine getirildi. 1983ten itibaren yaşamını ve çalışmalarını Münih ve İstanbul da sürdürdü; iki kentin farklı dokularından, farklı dinamiklerinden beslendi. Bütünsel Sanat (Gesamkunstwerk) kavramının Türkiyedeki tek temsilcisi olan Güzey, bir yandan ilginç malzemeler kullanarak oluşturduğu resim ve heykel çalışmalarını, bir yandan da tasarladığı performans ve projelerini yürütmektedir. İstiklal Cad.No:123 Beyoğlu Taksim 0212 251 40 92 Tarih : 28 Eylül-5 Kasım 2005 http://www.bigglook.com/biggistanbul/kultur/images/Ruhcan_ak.jpg Erkin Saygı-Ruhcan Topaloğlu PG Art Gallery HİPNOTİZE EDEN TÜRK CAMLARI Hayatını cama adayan Erkin Saygı ve cama çivi çakan adam adını verdiği Ruhcan Topaloğlunun gerçekleştirdikleri eserler 8 Kasım- 4 Aralık 2005 tarihleri arasında PG Art Galleryde ziyaret edilebilir. Cam ve Ötesi adını verdikleri sergide birlikte kurdukları Cam Atölyesinde ortaya çıkarttıkları ürünler sergilenecek. 35 yılı aşkın bir süre camla iç içe yaşayan Erkin Saygının son görevi Paşabahçe Mağazaları A.Ş. Genel Müdürlüğünden emekliye ayrılmasıyla yolları kesişen Ruhcan Topaloğlunun birlikte ürettikleri çalışmalar cam sanatına yeni ve çağdaş bir yorum getiriyor. Hollandalı bir eleştirmen Saygı ve Topaloğlunun eserleri için, Hollandada yayınlanan bir gazete manşetinde Hipnotize eden Türk camları deyimini kullanmıştı. Şimdiye kadar eritilmiş cama üfleme veya metal bir kalıbın içinde şekil almasını sağlamak yöntemiyle cam hamuruna sıcakken müdahale edilerek şekil verilirdi. Sıcakken şekil verilmiş bu camlara soğuduktan sonra kesme yöntemiyle dekor ve süsleme yapılırdı. Fakat Erkin Saygı ve Ruhcan Topaloğlunun kurduğu Cam Atölyesinde süregelen geleneğin dışına çıkılarak, bir heykeltıraşın mermeri ya da taşı yontmasına benzer biçimde kesilerek, zımparalanarak, aşındırılarak cama şekil veriliyor. Çağdaş cam eserlerin örneklerini temsil eden Cam ve Ötesi sergisi yaratıcılık ve başarının sınırlarını zorluyor. Sergi Pazartesi günleri hariç her gün 11:00 - 19:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Tarih : 8 Kasım-4 Aralık 2005 |
İstanbuL Picasso'yu AğırLıyor.. Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), 20. yüzyılın en büyük sanatçılarından Pablo Picasso’nun eserlerine evsahipliği yapıyor. Sergi, 26 Mart 2006 tarihine kadar sürecek. Türkiye’de Batılı bir sanatçıya ayrılan en büyük sergi olma özelliğini taşıyan “Picasso İstanbul’da” başlıklı sergide, aralarında ressamın İspanya’daki ilk gençlik yıllarına ait çizimlerin de bulunduğu, tüm dönemlerini kapsayan 135 eser yer alıyor. Paris ve Barcelona’daki Picasso müzelerinden, Musée d’art moderne Lille Métropole’den, FABA’dan (Fundación Almine Bernard Ruiz - Picasso para el Arte) ve aile koleksiyonlarından Picasso’nun torunu Bernard Ruiz-Picasso tarafından seçilen eserler kronolojik olarak sergileniyor. http://www.ntvmsnbc.com/news/213100.jpg "Picasso İstanbul'da" sergisi, Picasso'nun torunu Bernard Ruiz-Picasso (soldan 3.), Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı (soldan 2.), Sabancı Holding CEO'su Ahmet Dördüncü (en solda) ve Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Öncel tarafından basına tanıtıldı. Sabancı Holding’in desteğiyle organize edilen sergide, sanatçının çalıştığı stüdyoların ve yakın çevresindeki kişilerin, ünlü fotoğrafçılar tarafından çekilen fotoğrafları da yer alıyor. Sergi ve katalog çalışmaları, Picasso biyografisti Marilyn McCully tarafından yapıldı. Sergi için hazırlanan katalogda, John Richardson ve Michel Leiris gibi uzmanlar tarafından kaleme alınan makaleler yer alıyor. Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanan katalogun, Picasso hakkında araştırma yapanlar için önemli bir kaynak işlevi görmesi bekleniyor. Sakıp Sabancı Müzesi, sergi boyunca düzenleyeceği seminer ve film gösterimleriyle, ziyaretçilere Picasso’yu daha yakından tanıtmayı hedefliyor. 20. YY.’IN EN ÇOK TANINAN SANATÇISI: PABLO PICASSO Picasso’nun sanatı, 20. yüzyıl Batı resmi için çok büyük bir yenileyici güç olmuştur. 1881’de İspanya’nın Malaga kentinde doğan sanatçı, eserlerini ilk defa Paris’te 1900 yılında yapılan ve tüm ulusların yeni bir çağı kutlamak için bir araya geldiği dünya fuarında sergiledi. 'AVIGNONLU KIZLAR' İÇİN ESKİZ Paris, Haziran 1907 Kâğıt üzerine suluboya, 22 x 17,5 cm Özel koleksiyon En tanınmış resimlerinden olan Les Demoiselles d’Avignon (Avignonlu Kızlar) (1907), sanatçının yaklaşımında bir devrim niteliğinde oldu ve bu yeni yaklaşım, modern sanatın gidişatını yönlendiren akımların hep en önünde yer almasına neden oldu. Primitif ve arkaik sanata yeni bir gözle bakıp bu izlenimleriyle eserlerini zenginleştiren Picasso, Batı sanatı geleneğine de yeni bir soluk getirmiş oldu. İnsan vücudunu resmedişindeki radikal yaklaşım insanları sarsmış olsa da dünyaya yepyeni bir gözle bakabileceklerini gösterdi. 1936-39 yılları arasındaki İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyetçiler safında yer alan Picasso, ünlü eseri Guernica’da (1937) ülkesini alt üst eden savaşın acımasız yönünü unutulmayacak bir biçimde yansıttı. 92 yaşına kadar yaşayan Picasso’nun sınırsız yaratıcılığı, uzun hayatı boyunca yeni sanatsal olanakları araştırmasına ve bunları çeşitli alanlarda hayata geçirmesine neden oldu. Tek bir resim, tiyatro sahnesi veya baskı dizisi olmasına bakmaksızın her projesine başlarken Picasso, kendini geçmişin büyük sanatçılarının varisi olarak görmekle kalmadı, sanatsal ifadeyi yepyeni boyutlara ulaştıracak yöntemler geliştirdi. Hayatının son dönemlerinde yaptığı deneysel heykel, seramik ve baskı çalışmaları, ve tabii resim ve çizimlerindeki enerji bu benzersiz yaratıcılığı yansıtır. Picasso’nun uzun yaşamı boyunca çeşitli malzemelerle ürettiği eserlerin sayısı binlerle ifade edilir. Kariyeri boyunca pek çok resmini sattı birçok eserini de kendi koleksiyonunda tuttu. Kişisel koleksiyonunun önemli bir kısmı, bugün Paris, Barcelona ve Malaga’daki Picasso müzelerini oluşturur. 'YOKSULLARIN YEMEĞİ' Paris, 1904 Çinko oymabaskı, 46 x 37,8 cm Musée Picasso, Paris SERGİ EKİBİ Serginin küratörlüğünü Picasso’nun torunu ve Malaga’daki Picasso Müzesi’nin Başkanı Bernard Ruiz-Picasso, FABA Başkanı Almine Ruiz Picasso ve Images Modernes Temsilcisi Marta-Volga Guezala’nın yanı sıra, SSM Müdürü Dr. Nazan Ölçer ile Sergiler ve Dış İlişkiler Yöneticisi Selmin Kangal yürütüyor. Sergi, Sabancı Holding’in desteği ve FABA (Fundación Almine Bernard Ruiz - Picasso para el Arte) ile İstanbul Fransız Kültür Enstitüsü’nün katkılarıyla düzenleniyor. ESERLER Picasso’nun tüm dönemlerini kapsayan 135 eser Ressamın İspanya’daki ilk gençlik yıllarına ait çizimler Paris ve Barselona’daki Picasso müzelerinden, Musée d’art moderne Lille Métropole’den, FABA’dan (Fundación Almine Bernard Ruiz - Picasso para el Arte) ve aile koleksiyonlarından seçilen eserler Sanatçının çalıştığı stüdyoların ve yakın çevresindeki kişilerin, ünlü fotoğrafçılar tarafından çekilen fotoğrafları KATALOG Sergi katalogu, Picasso biyografisti Marilyn McCully tarafından hazırlandı. Picasso uzmanları John Richardson, Marilyn McCully ve Michel Leiris’in yazılarını da içeren katalog, İngilizce ve Türkçe olarak sunuluyor. Katalogda, ünlü Türk ressamı Abidin Dino’nun da Picasso ile ilgili anıları yer alıyor. ETKİNLİK PROGRAMI Sergi süresince, Picasso uzmanları müzede konferanslar verecek. Film gösterimleri ve atölye çalışmaları yapılacak. Çocuklara ve öğrencilere yönelik eğitimler düzenlenecek. SESLİ BİLGİLENDİRME SİSTEMİ Bilet fiyatına sesli bilgilendirme sistemi de dahil. 25 eser hakkında İngilizce ve Türkçe olarak hazırlandı. Ziyaretçilere ücretsiz olarak sunulacak “Picasso İstanbul’da” sergisinin sesli bilgilendirme sisteminin metinlerini Ferit Edgü hazırladı, İngilizce ve Türkçe seslendirmesini ise Müşfik Kenter gerçekleştirdi. ZİYARET SAATLERİ 24 Kasım 2005 - 26 Mart 2006 tarihleri arasında Pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 Salı, Perşembe, Cuma, Pazar 10.00-22.00 Çarşamba, Cumartesi Müze, yeni yılın (1 Ocak 2006) ve Kurban Bayramı’nın ilk günü (10 Ocak 2006) kapalı olacak. BİLET FİYATLARI Tam bilet 10 YTL Grup bileti 7 YTL (en az 10 kişi) İndirimli bilet 3 YTL (Öğrenciler, Öğretmenler, 60 yaş üstü ziyaretçiler) Ücretsiz girişler 14 yaşı ve altı çocuklar ile 1 refakatçısı, Engelliler ve 1 refakatçısı, Sabancı Üniversitesi akademik ve idari personeli SABANCI ÜNİVERSİTESİ SAKIP SABANCI MÜZESİ Hacı Ömer Sabancı tarafından 1951 yılında satın alınan ve “Atlı Köşk” adıyla bilinen müze binası, 1969-99 yılları arasında Sakıp Sabancı ve ailesi tarafından konut olarak kullanıldı. 1998’de, 49 yıl süreyle Sabancı Üniversitesi’nin kullanımına verildi. Tarihi yapı, Haziran 2002’de içindeki değerli eserler ve bahçesiyle birlikte, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi adıyla ziyarete açıldı. Köşk ve en ileri teknolojiyle donatılarak eklenen galeri, son genişletme çalışmalarıyla uluslararası müze standartlarına kavuşturuldu, 6.500 m2’lik alanda her türde sergilemeye uygun hale getirildi. Sabancı Müzesi’nde, son derece değerli yazma eserlerle, 19. ve 20. yüzyıla ait zengin tablo koleksiyonu sergileniyor. Müze, yurtdışından gelen sergilere de ev sahipliği yapıyor. Sabancı Üniversitesi’nin bünyesinde yer alan Sakıp Sabancı Müzesi, bu kimliğiyle bir eğitim kurumu olma özelliği taşıyor. Müzede çeşitli düzeyde eğitim programları yapılıyor, hafta sonları müzik etkinliklerine yer veriliyor. ULAŞIM VE İLETİŞİM Adres: Sakıp Sabancı Caddesi No: 22 Emirgan 34467 İstanbul Telefon: 0212 277 22 00 Faks: 0212 229 49 14 E-posta: muze@sabanciuniv.edu Web adresi: http://muze.sabanciuniv.edu |
‘Bosna’da yaşananlardan kimse pişmanlık duymuyor’ http://www.zaman.com.tr/2006/02/22/zbanic.jpg 21. yüzyılın en büyük trajedilerinden birine sahne olan Bosna yaralarını sararken Boşnak sanatçılar da halklarının acılarını dillendiriyor. Boşnak yönetmen Jasmila Zbaniç’in Altın Ayı ödüllü filmi “Grbavica” da bunun bir örneği. Berlin Film Festivali’nin sürpriz sonuçlarında şaşılmayacak şey belki de dünyanın hâl-i pür melaliyle ilgili filmlerin ipi göğüslemesi oldu. Festivalin gözdesi ise 32 yaşındaki Boşnak yönetmen Jasmila Zbaniç’ti. Bosna’da yaşanan trajedinin, önce suçluların pişmanlığı, ardından kurbanların bağışlamasıyla aşılacağına inanan yönetmen, filminde bir anne ile kızı arasındaki duygusal ve acı dolu hikâyeyi, usta bir üslupla ele alıyor. Film, travmasını henüz atlatamayan anne Esma ile tecavüz sonucu doğduğunu öğrenen kızı Sara’nın yüzleşmesi üzerine kurulu. Genç yönetmen, web sitesinde filmiyle ilgili soruları şöyle cevaplıyor: Filmin adı yabancı dile çevrilmiyor. Grbavica ne anlama geliyor? Grbavica, yaşadığım yerin karşısında bir yerleşim bölgesi. Savaş boyunca Sırbistan-Karadağ’ın işgali altındaydı ve insanlara eziyet edilen bir kampa dönüştürüldü. Bugün Grbavica’ya gitseniz sosyalist rejimden kalmış binalar ve insanları görürsünüz. Ama aynı zamanda görünmeyen bir varlık da hissedersiniz. Bu, büyük insani acıların yaşandığı yerlerde ortaya çıkan bir histir. Etimolojik olarak ‘grbavica’, ‘yüklü kadın’ anlamına da geliyor. Hikâyenin kaynağı nedir? Savaş başladığında matematik sınavım iptal edildiği için mutluydum. O zamanlar bir ergen olarak benim en çok ilgimi çeken, cinsellikti. Ama 1992’de her şey değişti. Bir savaşın ortasındaydım ve bu ortamda cinsellik, bir etnik grubu yok etmek için o grubun kadınlarını mahvetmek üzere kullanılan bir savaş stratejisiydi. 20 bin kadın savaş boyunca sistematik tecavüze uğradı. Ben cepheye 100 metrede yaşadım ve öte tarafa geçmek korkunçtu. Bundan sonra tecavüz ve sonuçları benim için saplantı halini aldı. Bu konu hakkındaki her şeyle ilgilendim, ne bulursam okudum. Hâlâ bunu niye yaptığımı bilmem... Çocuğuma hamile olduğumda ise annelik, bende bütün birikenleri ve duygularımı tetikledi. Kendime sordum; bir kadının nefret duygusuyla bağdaştıracağı bir çocuğa sahip olması nasıl bir histir? Böylece Grbavica hakkında ne yapmak istediğim ortaya çıktı. Karakterleri nasıl oluşturdunuz? Çok sevdiğim bir insan öldüğünde, ertesi gün dünyanın hâlâ döndüğünü fark ettim. Kişisel acımdı, dalından yaprak düşmemişti bunun için. Esma için de aynı şeyi düşündüm. Onun trajedisi dünyayı durdurmadı. Senaryoyu yazarken ve filmi yönettikten sonra etrafı bu gözle inceledim. Görselliği böyle tasarladık. Hareket ve kompozisyon, bize önerilen şekilde dramatik olmamalıydı. Esma’ya bize izin verdiği kadar yakın, istediği ölçüde de mesafeliyiz. Bu, bir karakter olarak Saraybosna’nın portresini çizebilmek adına da bizim için önemliydi. Filmde müziğin önemli bir rolü var. İlahilerle başlayıp, 70’lerin hitleriyle bitiyor. Aralarında halk şarkıları da duyuyoruz. Esma’nın gizli, iç hayatı, söze dayalı değil ve ancak müziğin dramatik diliyle anlatılabilir. İlahiler onun duygularını açıklar ve Esma’yı konuşmaya iter. İlahilerin duygusuna karşıt olansa Balkanlar’a özgü, agresif halk şarkıları. Film, popüler şarkı “Aşkım Saraybosna” ile bitiyor. Benim için bu şarkının dramatik bir fonksiyonu da var. Şarkının sözleri Sara’nın, şehrine -annesine- dönmek hakkında kararsızlığına son veren düşüncelerini açıklıyor. Sara’nın babası affedilebilir mi? Bence önce suçluların pişman olması gerekir, sonra kurbanlar affeder. Bosna Hersek’in problemlerinden biri, olanlardan üzüntü duyan çok insan olmayışı. 100 binden fazla insan öldü. Öte yandan ilginçtir ki bu toplum için büyük bir intikam yoktur. Bence Esma ne intikamı ne affetmeyi düşünüyor. Sara hem suçlu hem kurban. Bizim geleceğimiz, ikisini de itiraf etmekten kurulu, çünkü ikisi de bize ait. |
Fotoğraf Sergisi - İstanbul (12 Haziran-2006) 19. yüzyıl İstanbul'una bakış İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK) işbirliği ile düzenlenen 'Dersaadet ve Üç İstanbul' adlı sergi, 12 Haziran'da sanatseverler ile buluşacak. Sergi, Yüksel Altun'un, idari, sosyolojik ve kültürel farklılıklar içeren 19. yüzyıl İstanbul'unun bugününü mimari ve kültürel açıdan gözlemleyerek; Suriçi, Galata, Üsküdar ve Eyüp semtlerinden günümüze kalanları görüntülediği fotoğraflardan oluşuyor. Özellikle doğa, yaşam ve belgesel alanında fotoğraf çalışmalarına imza atan Yüksel Altun, "Yaşadığımız sosyal ve fiziki çevreyi, yaşamımızı, sorunları; sanat adına yansıtabilmek ve fotoğrafseverlerle paylaşmak amacıyla çalışmalarını sürdürdüğünü" belirtiyor. Sergi, 30 Haziran'a kadar görülebilir. Bilgi için: 0212 292 42 01 |
BEYPAZARI TARİHİ EVLER, EL SANATLARI, HAVUÇ VE GÜVEÇ FESTİVALİ YERİ VE TARİHİ : Beypazarı - Haziran 1.Haftası DÜZENLEYEN KURULUŞ : Beypazarı Belediye Başkanlığı TEL : (312) 762 25 10 FAKS : 763 13 58 |
Mozart'ın klasiği ilk kez mehter marşıyla Topkapı Sarayı'nda Mozart'ın Topkapı Sarayı'nda geçen ünlü eseri 'Saraydan Kız Kaçırma' gerçek mekânında, üstelik ilk kez eserin orjinalinde yer alan Mehter Marşı'yla birlikte sahneye konuluyor... Opera yarın gece son kez sahnede Bir karşılaşma, bir firar, bir aşk... Hepsi bir masal... Sevgilisi Konstanze'ın peşinden İstanbul'a gelen Belmonte'nin sıradışı öyküsü, Yekta Kara'nın modern yorumuyla Doğu ve Batı'nın buluştuğu yerde, İstanbul'da yeniden hayat buluyor. Mozart'ın en ünlü operalanndan biri olan 'Saraydan Kız Kaçırma', 34. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali kapsamında, dün gece Topkapı Sarayı Müzesi'nde sahnelendi. İzleyenleri etkileyen eser, kaçıranlar ya da yeniden izlemek isteyenler için yarın saat 21.30'de sarayın ikinci avlusunda Bab-ı Saade önünde ikinci kez can bulacak. Eseri, şef Peter Tilling yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası seslendiriyor. İstanbul Festival Korosu'nu ise Markus Baisch yönetiyor. Mozart'ın Osmanlı merakı Mozart, bu eseri Avusturya'da Osmanlı akınlarının tehdit olmaktan çıktığı dönemde, Türk kültürüne duyulan merak artınca besteliyor. Opera, İtalyan Belmonte'nin sevgilisi olan Konstanze'nin, korsanlar tarafından kaçırılıp, Selim Paşa'nın haremine katılması ve sonrasında Belmonte'nin onun peşinden İstanbul'a gelerek, kurtarma çabalarını ironik bir dille anlatıyor. Opera Almanya'da kapalı gişe oynuyor Operayı sahneye koyan, yönetmen Yekta Kara yönetmenlik hayatına 1980'de Ankara Devlet Opera ve Balesi'nin sahneye koyduğu 'Saraydan Kız Kaçırma' ile başlıyor. Kara, iki yıl önce de Almanya'da bu eseri sahneliyor. Eser hâlâ Almanya'da kapalı gişe oynuyor. Eserin temasının 300 yıl sonra bile çok güncel olduğunu vurgulayan Kara: "Operanın konusu, Doğu ve Batı arasındaki dinsel, kültürel ve her türlü etnik farklılıkları ortaya koyması açısından da hâlâ çok güncel... Özellikle 11 Eylül olaylarından sonra bunun ne kadar geçerli olduğunu bir kez daha gördük. Saraydan Kız Kaçırma'nın, Mozart'ın 250. doğum yıl dönümünde, hayal ederek bestelediği mekânı olan Topkapı Sarayı'nda sahnelenmesi de, hem bizim için hem de seyirciler için gerçekten tarihi bir önem taşıyor." Osmanlı dönemi kostümleri kullandı Eserin tamamen aslını yansıtabilmesi için, Osmanlı kostümleri kullanılıyor. Özellikle de sarayın var olan görkemi, ışıkla biraz daha öne çıkarılıyor. Orijinal haliyle sahnelenen eserde, sadece ışıklı üst yazı Türkçe yazıyor. Eser ilk kez 1782'de Viyana'da sahnelendi Mozart'ın Türkiye ve Türk müziği ile ilgili olarak yazmış olduğu eserlerin en başında gelen ve dünya opera sahnelerinin en vazgeçilmez eserlerinden biri olan 'Saraydan Kız Kaçırma', ilk kez 16 Temmuz 1782 tarihinde Viyana'da sergilendi. Oyuna eklenen yine Mozart'ın bestelediği bir marş da dünyada ilk kez bir mehter takımı tarafından seslendiriliyor. Dünyada böylece bir ilk gerçekleştiriliyor. Bir de daha önce kullanılmayan Osmanlı döneminde önemli olan iki cüce oyuncu da rol alıyor. Osmanlı geleneği böylece yansıtılmış oluyor. Biletix'teki biletler 165, 100, 50, öğrenci 10 YTL Tel:(0216) 556 98 00 23.06.2006 |
Avrupa'nın En Büyük Festivsli Avrupa'nın en büyük festivali http://www.istanbulfm.com.tr/img/image_data/muzik/etkinlik/1150961927740.jpg Bu yıl 13.sü düzenlenecek olan Uluslararası Sevgi Barış Dostluk Kültür ve Sanat Festivali’nde yine yıldız yağmuru var. Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük festivali olma özelliğini taşıyan ve 1994’den bu yana her yıl yankı uyandıran festival süresince Türkiye’nin kalbi yine Karadeniz Ereğli’de atacak. 12 yılda toplam 10 milyon izleyiciyi konuk eden ve Avrupa Birliği tarafından ödüllendirilen festivalin yayın sponsorluğunu İstanbul Fm Türkiye yapıyor. Bu yıl; Serdar Ortaç, Ebru Gündeş, Grup Hepsi, Hadise, Sibel Can, Asena, Harem, Grup 84, Kibariye ve Mega Star TARKAN’ın halk konserleriyle coşturacağı Karadeniz Ereğli’ye yine rekor kalabalık bekleniyor. Voleybol ve tenis turnuvaları, uçurtma şenliği, ünlü isimlerle söyleşiler, yelken yarışları, Romanya, Bulgaristan, Macaristan, Ukrayna, Moldova ve Makedonya halk dansları gruplarının dans gösterileri, caz konserleri, film gösterimleri ve tiyatrolar etkinliklerin sadece bir kısmı. HALK KONSERLERİ 7 TEMMUZ 2006 Harem ve Asena Grup Hepsi Ebru Gündeş Serdar Ortaç 8 TEMMUZ 2006 Grup 84 Hadise Sibel Can 9 TEMMUZ 2006 Kibariye Tarkan |
Zeynep Tanbay Dans Projesi http://www.akbanksanat.com/images/mayis06/ztanbay.jpg Zeynep Tanbay Dans Projesi İki yıldır yoğun bir şekilde gelişen ön çalışmalar tamamlanarak, 2006’dan itibaren, Akbank Sanat’ın sponsorluğu ile Zeynep Tanbay Dans Projesi, 10 kişilik bir topluluk olarak yeni bir döneme başladı. Akbank Sanat, Zeynep Tanbay gibi kendi alanında öncü bir sanatçıyla birleşerek, genç, dinamik, yaratıcı ve profesyonel 10 dansçıyı bir çatı altında toplayıp, modern dans topluluğunun kurulmasını sağladı. |
Diyalog Tiyatro Festivali (BERLİN) Diyalog Tiyatro Festivali (BERLİN) Göçmenlerin Tiyatro Festivali adı altınta 1995 yılında Mürtüz Yolcu tarafından başlatılan festival, yalnız azınlıkların değil, tiyatro yapan, sanatsal çalışmalarında iddiası olan herkese açık olduğunu on yıl boyunca gösterdi. Bir gelenek haline gelen Diyalog Tiyatro Festivali, kendi organizasyonu olarak sayısız workshop'a imza attı; gençleri yüreklendirdi, deneysel çalışmalara ev sahipliği yaptı; gençlik ve çocuk tiyatrosunun başarılı örneklerini seyircisine sundu. Çeşitli ülkelerden, çeşitli din ve ırka mensup sanatçıları, çatısı altında buluşturdu, tanıştırdı. Her sene olduğu gibi, Türkiye ve diğer Avrupa ülkelerinden müzik ve tiyatro grupları katılacak. Bu yıl: 11.'si... (8 - 25 Kasım 2006) Düzenleyen: Mürtüz Yolcu e-posta: yolci@aol.com T. Tel-fax: 030-786 95 23 Katılım için: Diyalog Theaterfest 2006 Ballhaus Naunynstrasse 27 10997 Berlin Festival İle İlgili Haberler: 11. Diyalog Tiyatro Festivali'ne başvurular başladı... 8 - 25 Kasım 2006 tarihleri arasında yapılacak olan 11. Diyalog Tiyatro Festivali'ne başvurular başladı. 1995'ten bu yana "Festival Adamı" Mürtüz Yolcu tarafından Berlin'de başarılı bir şekilde düzenlenen; Berlin sanat metropolünde vazgeçilmez bir sanat etkinliği olarak kendini kabul ettirip, "olmazsa olmaz!.." dedirten Diyalog Tiyatro Festivali, geçtiğimiz yıl 10.'sunu muhteşem bir açılışla yapmış ve 10. yılını kutlamıştı. Göçmenlerin Tiyatro Festivali adı altınta 1995 yılında Mürtüz Yolcu tarafından başlatılan festival, yalnız azınlıkların değil, tiyatro yapan, sanatsal çalışmalarında iddiası olan herkese açık olduğunu on yıl boyunca gösterdi. Bir gelenek haline gelen Diyalog Tiyatro Festivali, kendi organizasyonu olarak sayısız workshop'a imza attı; gençleri yüreklendirdi, deneysel çalışmalara ev sahipliği yaptı; gençlik ve çocuk tiyatrosunun başarılı örneklerini seyircisine sundu. Çeşitli ülkelerden, çeşitli din ve ırka mensup sanatçıları, çatısı altında buluşturdu, tanıştırdı. 11. Diyalog Festivali 8-25 Kasım tarihleri arasında yine Ballhaus'ta yapılacak. Her sene olduğu gibi, Türkiye ve diğer Avrupa ülkelerinden müzik ve tiyatro grupları katılacak. Katılmak isteyenlerin projeye başvurularını yapacakları adres: Diyalog Theaterfest 2006 Ballhaus Naunynstrasse 27 10997 Berlin Tel-fax: 030-786 95 23 ADEM DURSUN / MERHABA / BERLİN |
İstanbul Design Week 12-17 Eylül Eski Galata Köprüsü İstanbul Tasarım Haftası İlki geçtiğimiz sene Balat'ta Eski Galata Köprüsü'nde gerçekleştirilen Tasarım Haftası Dünya'dan ve Türkiye'den bir çok tasarımcının katılımıyla gerçekleşen Tasarım haftası bu sene de aynı yerde daha büyük bir organizasyonla hayata geçiyor.. Tasarımı seven, yaratıcılık ufkunu genişletmek isteyen arkadaşlara duyurulur..Kaçırmamanızı Tavsiye Ederim.. http://img167.imageshack.us/img167/6922/picture1qh1.jpg |
''Karagöz ve Kuklalar Şov'' Avustralya'da sahnelenecek!!! http://www.internethaber.com/images/news/962.jpg Ankara Sanat Evi (ANSE) geleneksel gölge oyununun karakterleri Karagöz ve Hacivat'ın yer aldığı ''Karagöz ve Kuklalar Şov'' eserini 7-17 Eylül tarihleri arasında Avustralya'da sahneleyecek. ANSE'den yapılan yazılı açıklamaya göre oyun, Avustralya'da 6 kentte seyirci ile buluşacak. Oyuncular Serkan Öztürk, Savaş Bayındır, Murat Yılancı, Sibel Öztürk ve teknik sorumlu Süleyman Altuntaş'dan oluşan turne ekibi, geleneksel Türk tiyatrosunun karakterlerini kuklalarla buluşturuyor. |
ATTİLA İLHAN ANILDI http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Kultur_Sanat/2008/attila_ilhan_2.jpg İSTANBUL - Şair ve yazar Attila İlhan, vefatının 1. yılında Aşiyan'daki kabri başında törenle anıldı. Sadri Alışık Kültür Merkezi tarafından düzenlenen törene katılanlara kırmızı ve beyaz karanfiller dağıtıldı. Törene katılanlar, İlhan'ın kabri başında dua ederek, karanfilleri mezarın üzerine bıraktılar. Attila İlhan'ın kız kardeşi, sinema sanatçısı Çolpan İlhan törende yaptığı konuşmada, ağabeyi olmadan yaşadığı bir yılın yaşama sevincini kaybettirdiğini ifade ederek, hala onunla birlikte oturdukları Kanlıca'daki evde yaşadığını ve sık sık onu andığını söyledi. Attila İlhan'ın, küçük şeylerden insana yaşama sevinci aşıladığını dile getiren İlhan, hayatla mücadele etmeyi, çalışmayı, prensiplerden vazgeçmemeyi, hedefleri doğru koymayı kendisine çocukluğundan beri Attila İlhan'ın öğrettiğini kaydetti. Çolpan İlhan, ''Sıcak bakışlı, hoşgörülü, duygusal, kibar ağabeyimi arıyorum. Onun yokluğu beni büyük boşlukta bıraktı'' dedi. Törenin ardından AA muhabirine bir açıklama yapan Çolpan İlhan, Attila İlhan Bilim Kültür ve Sanat Vakfının kurulma aşamasında olduğunu söyledi a.a. |
Ankamall'da Atlas Mevlana Yolu Sergisi Ankamall'da Atlas Mevlana Yolu Sergisi... http://img366.imageshack.us/img366/631/mevlanart0.jpg Fotoğraflar: Özcan Yüksek Ankamall sponsorluğunda gerçekleştirdiği ve Mevlana'nın doğduğu Belh şehrinden Konya'ya yaptığı göçü konu alan yolculuk büyük bir fotoğraf sergisi ve enstalasyona dönüştü. Dünyada ilk kez Atlas ekibi tarafından gerçekleştirilen bu göç ekspedisyonunun sergisi, Ankamall alışveriş merkezinde 15 Eylül'de açılacak. Sergi bir ay boyunca herkese açık olacak. Doğu'da yetişen en büyük sufi, şair ve düşünür Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin 800. doğum yılı nedeniyle Birleşmiş Milletler Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 2007 yılını tüm dünyada Mevlana Yılı olarak ilan etti. Türkiye'nin en önemli coğrafya ve keşif dergisi ATLAS, Türkiye'nin Alışveriş Merkezi ANKAmall'un sponsorluğunda aylar süren bir çalışmayla Mevlana'nın yedi ülkeyi aşarak geldiği Anadolu'ya yolculuğunu muhteşem karelerle fotoğrafladı. Atlas Genel Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek ve Yazı İşleri Müdürü Hüseyin Keçe, Mevlana'nın küçük bir çocukken babası Ulemalar Sultanı Bahaeddin ile birlikte geçmiş olabileceği yerleri araştırdı, konakladığı durakları buldu, fotoğrafladı ve kaleme aldı. Sergi, bu büyük göçü ve Mevlana'nın dünyasını konu alıyor. Bir alışveriş merkezi olmanın çok ötesinde bir yaşam kültürü merkezi olan ANKAmall dünyanın hoşgörüye en çok ihtiyaç duyduğu bugünlerde misafirlerini içe doğru bir yolculuk yapmak için, alışveriş merkezinin ortak alanlarında Mevlana'nın izinde Belh'ten Konya'ya bir yürüyüşe davet ediyor. Bu etkinlik boyunca Mevlana Yolu'nun fotoğraflarının. Mevlana'nın hayatından çeşitli kesimlerin canlandırıldığı özel dekorasyon alanlarının yanı sıra Mevlana'yı daha yakından tanımak için Atlas ekibinin ve uzmanların katılacağı etkinlikler düzenlenecek. Etkinlikler için gerçekleştirilen alışveriş merkezi dekorasyonları ile her zaman bir adım önde olan ve büyük beğeni toplayan ANKAmall'un Ramazan ayı boyunca düzenlenecek bu etkinlikte de oldukça iddialı bir tasarımla ziyaretçilerinin karşısına çıkacak. Heykeltraş Server Demirtaş'ın Mevlana felsefesindeki sevgi ve hoşgörüyü temel alarak hazırladığı sakin ve yalın semazen heykelleri, dünyasal bir ritimden yola çıkıp ruhsal bir devinimi anlatacak şekilde sergilenerek ANKAmall'u adete bir sanat galerisine dönüştürecek. Yönetimi ve kiralamasını ECE Türkiye A.Ş.'nin gerçikleştirdiği Türkiye'nin Alışveriş Merkezi ANKAmall'un sosyal sorumluluk anlayışı çerçevesinde yine bir ilke imza atarak düzenlediği bu etkinliğe Mevlana'nın insan sevgisini kendine klavuz alarak tüm halkı 'Sevgide güneş gibi' olmaya davet ediyor. KAYNAK >>> Tıklayın |
Fatma Tülin'den "Önce" sergisi 5 Eylül - 11 Ekim tarihleri arasında Fransız Kültür Merkezi galerisinde yer alacak "Önce" başlıklı kişisel sergisinde, Fatma Tülin 2651 x 200 cm boyutlarında tek parça işi, bir duvar yerleştirmesi biçiminde sergileyecek. Amorf formların, tanımsız bir boşlukta, yayıldığı, dağıldığı, sürekli bir devinim içinde aktığı bu uzun anlatıda sanatçı, çoğul malzeme ve tekniği, üstüste gelen katmanlarla uyguluyor. "Başlangıç" ve "sonu" belirsiz bir uzama kaydıran yapıtı, Fatma Tülin, tuval üzerine desen olarak niteliyor: "Zihnin ele geçiremediği dış dünyaya ait olgularla, bireyin bir form yaratma aracılığı ve süreciyle başetme çabası." Sergi, 10. Uluslararası İstanbul Bienali paralel etkinliği olarak düzenleniyor. Yer: Fransız Kültür Merkezi İstiklal Cad. N:8 Taksim Tel: 0212.334.87.40 Sanatçının Özgeçmişi Fatma Tülin'in sanatının belirleyici özelliği, yapıtlarında kozmik bir oluşumu çağrıştıran, soyutla somut arasında gelgitli bir çizgide yolalan, form kaygılarıdır. İlk dönem çalışmalarının konusu olan organik nesnelerin yerini, 1980 sonrasında yine soyut bir form olarak işlediği insan gövdesi aldı. Tanımsız boşluklarda yüzen bu nesne görüntüler, bir renk ve ışık düzenlemesi niteliğindedir. "Zencefil" adlı sergide görünür biçimde ortaya çıkan fotoğraf-resim ilişkisi, Fatma Tülin'in ilgi odaklarından biri olmuştur. Genelde büyük boy tuvaller üzerinde çalışan sanatçı, bunun kendisi için bir biyolojik gereksinim olduğunu söyler. 1990'lardan sonra resmin sınırlarını zorlayarak çoğul gövdeli çalışmalara yönelmiştir. 1990 yılında sergilediği 17 parçadan oluşan 300 x 400 cm.lik çalışma, tuvallerin üstüste konmasıyla farklı yüzeylerde gerçekleşen rölyef, 2004'te sergilediği 20 m. uzunluğundaki duvar yerleştirmesi ve aynı sergide yer alan fotoğraf ve resmin üstüste gelmesinden oluşturduğu 7 m. uzunluğundaki iş, bu eğilimin başlıca örneklerinden. Fatma Tülin'de, malzemeyi zorlayan, malzemeyle itişen, didişen, üzerinde çalıştığı zeminin sınırlarına sığmayan taşkın bir boyut ve devinim özelliği vardır. Sanatçı, 1975'ten bu yana 26 kişisel sergi açtı, yurtiçi ve yurtdışında 50'yi aşkın grup sergisine katıldı. Yapıtları başlıca yerli ve yabancı koleksiyonlarda yer almaktadır. |
Yüzücüler 14 Eylül – 14 Ekim 2007 tarihleri arasında PG Art Galley’de açılacak olan “Yüzücüler” sergisi ile eserleri ilk kez Türkiye’deki izleyicilerle buluşacak olan Jeff Koons’un Asistanı Ayşe Wilson, sanatın tasalı ya da bunaltıcı konulardan uzak durması gerektiği, tıpkı bir sakinleştirici gibi huzur ve mutluluk vermesi gerektiği fikrini savunan Matisse’in sözlerinde kendi sanatsal ifadesini buluyor ve yaşamın her anında var olan kötü ve mutsuzluk verici olayların dışına çıkıp, yapıtlarıyla insanlara umut dolu duygular yaşatmayı amaçlıyor. Ekspresyonist ve empresyonist açıdan kadın formlarıyla, duruş ve hareketleriyle, fiziksel ve psikolojik durumları arasındaki etkileşimlerle ilgilenmekte olan sanatçının temel esin kaynağını Rönesans’taki dinsel temalı resimlerin duygusal ve dingin biçimleri oluşturuyor. Yüzücü imgesini yaşamın bir benzetmesi olarak algılayan Ayşe Wilson, yaşamdaki ikilemlerin yüzücü imgesiyle örtüştüğü fikrinde. Aktif ve sportif kimliğinin içinde yumuşak, rahatlatıcı ve hatta şehvetli öğeler barındıran yüzücü imgesi, “ya yüzersin, ya batarsın” sözünde hayat buluyor. Yüzmek aslında, yaşamdaki zorluklara karşı mücadele etmek anlamıyla bütünleşiyor. Hayatın sularında gezinmek demek oluyor kimi zaman; kimileri çabuk öğreniyor yüzmeyi, kimileri birazcık batıyor ama belki sonra tekrar toparlıyor, kimileri sularda çırpınıp duruyor, kimileri ise ne yazık ki boğuluyor. Sanatçı “Melek Yüzücüler” serisi için şunları söylüyor: “Yaşamın getirdiği tüm zorluklara ve yoksunluklara karşın olumlu tarafını yitirmediğin, su yüzünde kalmak için ciddi gayret gösterdiğin sürece, meleklerin –her kim ve neyseler- seni sahipsiz bırakmayacaklarını anlatır Melek Yüzücüler” Ayşe Wilson New York’ta yaşamakta olan sanatçı, Boston’da yetişip, Wellesley College’den mezun oldu. Klasik akademik eğitimi ve geleneksel resim tekniklerini benimseyen Ayşe Wilson, sanatsal çalışmalarını İtalya ve Kanada’da sürdürdü. 2004 yılında New York Güzel Sanatlar Akademisi’nde mastırını tamamladıktan sonra, geçtiğimiz iki yıl boyunca çağdaş sanatın ustalarından Jeff Koons’un asistanlığını yaptı. Jeff Koons’un Londra, Gagosian Gallery’de Haziran 2007’de sergilenmiş olan “Celebration” serisinden “Play-Doh” adlı dev eseri ve “Incredible Hulk-Elvis” serisinin de aralarında bulunduğu eserleri, sanatçının Koons’un asistanlığını yaptığı dönemde tamamlandı. Ayşe Wilson’un sanat yaşamında önemli bir yere oturan bu asistanlık döneminde sanatçı, almış olduğu katı akademik eğitimin ve Koons’un eserlerinde görülen hiper realizmin dışına çıkarak kendi özgün tarzını buldu. Yine bu dönemde Peter Brant ve Stephanie Seymour’un çağdaş resim koleksiyonuna eserleri alındı. |
Sokak Puzzle’ları Fotoğraf Sergisi İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK) tarafından düzenlenen Genç Fotoğrafçılar Festivali kapsamındaki “Sokak Puzzle’ları” başlıklı sergi 14- 30 Eylül 2007 tarihleri arasında Yapı-Endüstri Merkezi Sergi Holü’nde sanatseverler ile buluşuyor. Bu yıl ikincisi gerçekleşecek olan Genç Fotoğrafçılar Festivali, ilk kez 2005 yılında düzenlendi. Bu yılki genel teması “kimlik” olan festival, türlü imkan(sızlık)lar yüzünden kendini ifade etme fırsatı yakalayamamış genç yeteneklerin önünü açmak, müzik, moda, siyaset, toplumlararası etkileşimlerde değişimlere uğramış gençlik akımlarını ve tüm bu bağlamlarda gençliğin kimliğini ele alıyor. Yapı-Endüstri Merkezi’nde sergilenecek olan Sokak Puzzle’ları ise genç fotoğraf sanatçısı Ceren Karaçayır’ın objektifinden yansıtıyor. Eskiyi ve yeniyi bir arada barındıran sokaklar, mimari, yerleşim, eşyalar ve yaşamın diğer kimlikli ve kimliksiz parçalarını oluşturan detayların her birini puzzle’ın birer parçası olarak düşünen genç sanatçı, “Hayatı bir oyun olarak algılarsak bu fotoğraflar hayat oyunun görselleri, detaylar da bu Puzzle’ın belki kimliksiz olduğunu düşündüğümüz fakat kimliği detayında gizli birer parçalarıdır. Uzun soluklu yaptığım fotoğraf arşivimden oluşturduğum bu fotoğraf Puzzle’ları, genelden özele, özelden genele, doku-detay kavramları üzerine kuruludur” diyerek sergiyi anlatıyor. Genç Fotoğrafçılar Festivali kapsamındaki Sokak Puzzle’ları isimli sergi Yapı-Endüstri Merkezi Sergi Holü’nde Pazar hariç her gün saat 10.00 – 18.00 arasında ziyarete açık olacak. |
http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/eylul/bogazici.jpg Boğaziçi / The Bosphorus The Marmara Pera Gallery Art & Life, 2007 / 2008 sanat sezonunu 11. İstanbul Bienali ile eş zamanlı olarak, örtüşen bir temayla 6 Eylül 2007 Perşembe günü, Muammer Bozkurt’un Boğaziçi / The Bosphorus sergi projesi ile açıyor. Türkiye’de 10 yıl aradan sonra sergi açacak olan sanatçının “ The Bosphorus” adlı sergisi Boğaziçi’nin kaotik ortamının ardında kalan, bu mekanın görmezden gelinen yanlarını masalsı bir dille ele alıyor. Sanatçı bu sergide, belgesel tadıyla büyük boyutlu baskılarını boya ile buluşturuyor. Fotoğraf ve resmin birlikteliğinden gerçeküstü öykülerini oluşturuyor. Yıllardır yurt içinde ve dışında 15 kişisel olmak üzere sayısız karma sergiye katılan sanatçının Boğaziçi temalı bu sergisi aynı zamanda bir geriye dönüş niteliği taşıyor. Bu sergide yer alan çalışmalar, hoyratça tüketilen bir güzelliğin sessiz, masalsı yanını ortaya çıkarmayı amaçlıyor. Boğaziçi... Bir kentin içinden geçen deniz sıfatıyla Boğaziçi, tarihsel ve kültürel açıdan dünyanın en önemli bölgelerinden biridir… Üzerinde, kıyısında gürültülü insanlarıyla bütünleşmiş gibi görünse de, Boğaziçi melankolik, yalnız ve dönüştürülmüş bir kaotik ortamdır. Masala dönüşen yanı ise; göremezden gelinen, hep bir bekleyiş içinde olan belirsizliği belgesel ve aynı zamanda gerçeküstü bir dille anlatmayı denemektedir… Proje aynı zamanda Uluslararası İstanbul Bienali Çerçevesinde, Paris Belediyesi’nin desteği ile 6 Ekim 2007 tarihinde düzenlenecek olan ve uluslararası boyutta yankıya sahip Roma, Brüksel, Varşova, Barcelona, Montreal, Toronto ve Seoul gibi dünyanın entellektüel şehirlerinde de gerçekleştirilen ‘’Uykusuz Gece’’ projesinin içinde de sergi ve sanatçı tarafından hazırlanan ‘’Boğaziçi’’ konulu video / belgesel filmi gösterimi ile yer alacak. 2008’in birinci yarısında Almanya’nın Dresden kentinde, ikinci yarısında da Fransanın Paris kentinde sergilenecek olan proje aynı zamanda Türk sanatını ve Boğaziçi’ni farklı bir bakış açısından tanıtıp, yurt dışındaki sanatseverler ile buluşacak. Muammer Bozkurt’un Boğaziçi / The Bosphorus sergisi 6 Eylül - 7 Ekim 2007 tarihleri arasında The Marmara Pera Gallery Art & Life'da görülebilir. |
İstanbul'da 'Kumdan Heykel Festivali' İstanbul Uluslararası Kumdan Heykeller Festivali, Kozyatağı Carrefour’da sanatseverleri bekliyor. Dünyaca ünlü 20 kum heykeltıraşının 4 haftalık çalışmasıyla İstanbul kumdan yeniden inşa edildi. 30 Eylül'e kadar açık kalacak serginin ilgi çeken çalışmalarından biri de Osman Hamdi Bey’in ünlü eseri 'Kaplumbağa Terbiyecisi'nin kumdan heykeli. Şehrin tarihi ve mimari başyapıtlarının kumdan heykellerinin de yer aldığı festival, alışveriş merkezinde 10.00 - 00.00 saatleri arasında ziyarete açık. Çocuklar ve yetişkinlere yönelik atölye çalışmalarında heykeller hakkında uygulamalı bilgi edinme şansı da bulunuyor. Festivalde Hollanda’dan Marjon Katerberg, Sikke-Bart Frieling, Remy Geerts, İspanya’dan Aaron Jimenez Ojeda, Oscar Rodriguez, Ramon Eugenio Ojeda Alonso, Ukrayna’dan Andrey Vazhynsky, Iryna Kalyuzhna, Brezilya’dan Carlos Mauricio, Jair Damasceno, Kanada’dan Denis Gerald Kleine, John Walter Dixon McKinnon, Belçika’dan Enguerrand David, İrlanda’dan Fergus Oliver Mulvany, İngiltere’den Paul Hoggard, Timothy Handford, Portekiz’den Pedro Mira, Çek Cumhuriyeti’nden Radovan Zivny, Hindistan’dan Sudarsan Pattnaik ve Rusya’dan Vladimir Kuraev eserleriyle yer alıyor. Her gün daha çok ilgi çeken kum heykel sanatı, Eski Mısırlılara kadar dayanan bir geçmişe sahip. O dönemde piramitlerin inşaasından önce kumdan modellerinin yapıldığı biliniyor. Kum heykelciliği, yalnızca nehir kumu ve suyla, özel teknik kullanılarak yapılan ve sanatçıların bu konudaki sıra dışı becerileri ile birleşen özgün bir sanat olarak bugün de devam ediyor. http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/temmuz/kale2.jpg Festivalde yer alan temalardan bazıları: İstanbul’un Fethi: İstanbul’un fethine ilişkin efsaneler, hem Türkler hem de Bizanslı Rumlar tarafından ince ince işlenmiş, gelecek kuşaklara tüm güzellik ve incelikleriyle miras bırakılmıştır. Efsanelere göre, İstanbul gibi bir şehrin fethi, mucizelerle olabilirdi ancak... Gerek Osmanlı gerekse Bizans toplumlarından aktörlere yer verilen bir fetih efsanesi çok ünlüdür. II. Sultan Mehmet’in saldırı üzerine saldırı tazelediği, Türk toplarının cehennemi bir ateşle surlarını dövdüğü kuşatma günlerinden bir gün, Tanrı bir meleğini Agapios adındaki bir keşişe gönderir. Melek, getirdiği tahta kılıcı Agapios’a verir ve bunu Bizans imparatoru Konstantinos Paleologos’a vermesini söyler. Bu kılıç sayesinde Türkler şehri alamayacaklardır. Keşiş Agapios, kendine verilen görevi yerine getirmek üzere hemen Bizans sarayına gider ve imparatorun huzuruna çıkarak: "Yüce Tanrımız bu kılıcı size gönderdi. Bu kılıcı alın ve onunla düşmanınız Türkleri yok edin!" Konstantinos Paleologos kılıcı alır, ama tahtadan yapılmış olduğunu görünce müthiş öfkelenerek keşişe bağırır: "Benim elimde şanlı Davud’un her savuruşta dört mızrak boyu uzayan olağanüstü kılıcı var. Bu tahta kılıç ne işime yarar ki!" Saraydan kovulan ve kalbi kınlan keşiş, o üzüntü ve kızgınlıkla doğruca genç Türk padişahının huzuruna çıkar, hikâyesini anlatarak tahta kılıcı ona sunar. Genç padişah kutsal armağanı büyük bir sevinçle kabul eder. Kısa bir süre sonra Bizans düşer, genç Türk padişahı böylece "Fatih" olur. Galata Kulesi ve Hezarfen: İstanbul’da, dünyanın en eski kulelerinden biridir. 1348 yılında Bizans İmparatoru Justinianus hükümdarlığı sırasında yapılmıştır. 13. yüzyılda Cenevizliler tarafından kullanılmıştır. 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimine geçmiştir. Rivayete göre Hezarfen Ahmet Çelebi, 1632 yılında lodos bir havada Galata Kulesi’nden kuş kanatlarına benzer bir araç takıp kendini boşluğa bırakarak, uçma denemesinde bulunmuştur. İstanbul Boğazı’nı geçip 6000 m. ötede Üsküdar’da Doğancılar’a inmiştir. Bu uçuş hakkındaki belgeler şimdiye kadar sadece Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sindeki ifadesinden ibarettir. Bu olay Osmanlı Devleti’nde ve Avrupa’da büyük yankı bulmuş ve dönemin padişahı IV. Murat tarafından da beğenilmiştir. Sarayburnu’ndaki Sinan Paşa köşkünden bu durumu seyreden Sultan, Ahmet Çelebi ile önce çok yakından ilgilenmiş, hatta Evliya Çelebi’ye göre "bir kese de altınla" sevindirmiş, ancak bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp, "Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelür, böyle kimselerin bakaası caiz değil" diyerek onu Cezayir’e sürgün etmiştir. Ahmet Çelebi orada 31 yaşında vefat etmiştir. Kız Kulesi: Birbirindenh farklı onlarca öyküye sahip olan bu efsanevi kule, aslında görünmez ve küçük bir adacık olan kayalığın üzerinde yükselir. Kuleye Kız Kulesi adını Türkler verdiler. Bir efsaneye göre, bir falcının baktığı falda, kızının yılan tarafından sokulacağını öğrenen imparator, sevgili evladını ölümden kurtarmak için bu adaya saklar. Ancak gönderilen bir incer sepetinden çıkan yılan yine de zavallı kızı sokar ve öldürür. Kız Kulesi ile ilgili başka bir efsane Hero ve Leandros adlı iki aşığın hazin öyküsünü dile getirir. Efsaneye göre Hero, Afrodit Tapınağına bağlı bir rahibeydi ve aşk ona yasaktı. Kız Kulesi’nde yaşayan Hero’ya aşık olan Leandros yüzerek her gece adaya gelir, ona aşkını fısıldarmış. Gece karanlığında güzel rahibenin yaktığı ateş Leandros’a yol gösterirmiş. Ancak fırtınalı bir gecede rüzgar meşaleyi söndürmüş ve Leandros yolunu yitirerek karanlık sularda boğulmuş. Bunu gören Hero da kendisini Boğaziçi’nin soğuk sularına atıvermiş… Megaralı Göçmenlerin Yolculuğu: Milattan önce 8 ve 7'nci yüzyıllar gerek Kıta Yunanistan’ında gerek Anadolu kıyılarına göçüp yerleşen Yunanlıların yoğun koloniler kurma girişimlerine sahne olmuştu. Bu efsaneye göre, Yunanistan’da yaşayan Megaralı göçmenler yeni bir şehir kurmak istemektedir. O zamanki geleneklere uyarak Delphoi’deki Apollon Tapınağı kâhinine akıl danışırlar. Kâhin onlara şöyle der: “Gidin, yeni şehrinizi Körler Ülkesi’nin karşısında kurun.” Bu Körler Ülkesi neresidir, bu konuda bir bilgi vermez. Epeyce uzun süren bir yolculuktan sonra, İstanbul’un günümüzdeki Sarayburnu kıyılarına varırlar. Hepsi de buranın güzelliği karşısında büyülenir. Derken Anadolu yakasındaki Khalkedon’u (günümüzde Kadıköy) görürler. Burası 20 yıl kadar önce yine Megaralılar tarafından kurulmuştur. Yeni gelen göçmenlerin önderi Byzas şöyle der: “Körler Ülkesi adı verilen yer şu karşı kıyıdaki şehir olmalı mutlaka. Böylesine güzel bir yer dururken, bu güzelliği görmeyip de karşıda şehir kurana ne denir?” Temelleri Sayrayburnu sırtlarında atılan kente, kurucusu Byzas’tan dolayı “Byzas’ın kenti” anlamına gelen “Byzantion” adı verilir. |
Domingo Notaro’nun “Turkuaz Mevsimlerim” Adlı Sergisi ODTÜ’de TC Dışişleri Bakanlığı’nın himayesinde ve İtalya Dışişleri Bakanlığı ile İtalya Büyükelçiliği’nin destekleriyle; Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara İtalyan Kültür Merkezi ile Çankaya Belediyesi işbirliğiyle, Domingo Notaro’nun derin dostluk ve sevgi duyguları beslediği ülke olan Türkiye’de yarattığı eserleri içeren “Turkuaz Mevsimlerim” adlı sergisi; 14 Eylül – 14 Ekim 2007 tarihleri arasında ODTÜ’de yer alıyor. Domingo Notaro’nun; çuha tuval üzerine akrilikler, karma teknikle gerçekleştirilen desenler, anaokulu çocuklarının katılımlarıyla yaratılan iki büyük eser, bronz heykel In-Nuce Induce, sadece mikroskopla görülebilen DNA heykeli, gelecekte gerçekleştirilecek olan IN-FINITO adlı heykel modülünün çalışmalarını içeren; Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde yaratılan 80’den fazla eserin yer aldığı serginin; Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenecek açılışı; 14 Eylül 2007 Cuma günü, saat 18:00’da, ODTÜ Rektörü Ural Akbulut, TC Dışişleri Bakanlığı Yurtdışı Tanıtım ve Kültür İşleri Genel Müdürü Büyükelçi Ayşenur Alpaslan ve İtalya’nın Türkiye Büyükelçisi Carlo Marsili’nin katılımlarıyla gerçekleştirildi. |
Selma Gürbüz'den “Safa” 21. sanat yılı içerisinde olan Selma Gürbüz adını Osmanlıcadan alan “Safa” adlı sergisi ile 4-31 Ekim tarihleri arasında Mac Art Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor. Selma Gürbüz’ün sanatında doğu-batı sentezleri ile bunların çatışmaları yer alırken, Gürbüz sanatını daha çok doğu’nun derin ve güçlü tılsımı ile kuvvetlendiriyor. Doğu minyatürlerinin içinde barındırdığı erotizmden etkilenen sanatçı, Osmanlı, Hint, İran ve Japon minyatürlerindeki etkilerin saf ve şiirsellikle dolu bir erotizm ile sanatında ifade bulduğunu söylüyor. Kedi, Selma Gürbüz’ün kadın-erkek figürleri kadar sanatında hakim konulardan birisi. Kedi biraz baştan çıkarıcılığı, biraz yırtıcılığı ve romantizmi ile onu erotik bir hayvan olarak gören sanatçının konuları arasına girmesini sağlar. Eserlerinde kadın ya da erkek figür ayırımı yapmayan Gürbüz, materyal üzerinde yer alan kadın kostümlerinin kadını getirdiğini, işin içine giren gölgenin de kendi ruhunu yansıttığı ve aslında kendini de figür olarak kullandığını anlatıyor. Her birinde ayrı bir fantezi dünyası kurduğu resim ve heykelleriyle tanınan sanatçının “Safa” ismini verdiği çalışmalarından oluşan sergisi 4-31 Ekim 2007 tarihleri arasında Mac Art Gallery’de görülebilir. Selma Gürbüz Sergi Programı Kamiyama Workshop - Eylül 2007 Sergi; Makii Masaru Fine Arts, Tokyo - Kasım 2007 Sergi; Galeri Apel Contemperary Art Fair - Kasım 2007 Sergi; Galerie Maeght, Paris - Ocak 2008 Sergi; Galerie Maeght, Barcelona - 2008 |
Selma Gürbüz'ün 20. Yıl Sergisi Erotizm Erotizmle ilgili ilk çıkış noktam belki de erotik minyatürlerdir. Doğu minyatürleri ilk kez benim erotik sanatla ilgilenmeme neden oldu. Onlardan çok etkilendim, bütün sanatımda o ilginç, bana çok yakın olan o erotikliğin içinde biraz kırılganlık da var, o erotikliğin içinde şiir de var. O minyatürlere de baktığınızda bunu görürsünüz. Osmanlı, Hint, İran, Japon minyatürleri.. Bunların hepsi aynı familyadan geliyor ve burada çok estetik bir erotizm var. O estetikliğin içinde de aynı zamanda kışkırtıcılık var. Bir kışkırtma ve bir oyunculuk durumu var. Ve çok doğal bir şey var, o kadar doğal ki, o kadar doğadan çıkmışki tam bir estetik yaratıyor. Benim eserlerimde de saf bir erotizm aynı zamanda çok açık bir erotizm, cesur bir erotizm ve şiirli bir erotizm var. Kedi Kedi, yıllardır kullandığım bir figür. Kedim yok ama Cihangir'de bir sürü kediye bakıyoruz ayrıca ailemin kedileri var, kedi seven bir aileyiz. Kedide biraz baştan çıkarıcılığı, biraz yırtıcılığı, biraz o yanaşmasını, biraz sıcaklığı yakaladım. O dokunup da dokunmama arasındaki yanaşmasında tuhaf bir erotizm yakaladım. Kedinin çiftleşmesi, dişiliği, erkekliği... Kedi benim için hep erotik bir hayvan oldu. O erotizmin içinde bir romantiklik aramaya başladım diyebilirim. Ne kadar açık bir erotizm bile olsa da, onun içinde bir romantizm oldu. O dokunmayla dokunmama arası durum kimilerine göre tedirgin eden bir şey, ama belki de ben o tedirgiliği seviyorum. Bir otoportrem var. Doğu-Batı Türkiyeli bir sanatçı olarak hem Doğu'yu hem Batı'yı bilmenin özel bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Batı'lı fikirlerin Doğululaşması söz konusu. Doğu'nun da Batı'nın da bir büyüsü var. O büyüler zaman zaman birleşiyorlar zaman zaman çatışıyorlar. Ama doğunun o derin kültürü, çok ilginç bir gücü var. Ben Doğu sanatının gücü ve tılsımıyla zengileştiğimi düşünmüştüm. Kadın Benim için son zamanlarda kadın-erkek diye bir cinsiyet ayrımı hem var hem de yok. Eserlerimde kadın varken kostüm de oluyor, kostüm kadını getiriyor. Gölge figürü giriyor. İşin içine kadının romantikliği, kırılganlığı, erotikliği giriyor yani ben giriyorum işin içine. Aslında ben kendi kendimi model olarak, figür olarak çok kullanıyorum. Kostümle birlikte kadın daha çok girmeye başladı ama erkeğe de giydiriyorum bu kostümleri tabii. |
Bienal ile eş zamanlı Angel Delgado sergisi Artane, İstanbul Sanat Bienal’iyle eşzamanlı olarak açtığı yeni sezonun ilk sergisinde, Küba’nın muhalif sanatçılarından Angel Delgado’nun eserlerini konuk ediyor. Havana ve Mexico City’de sanat hayatını sürdüren 1965 doğumlu Delgado, 1990’da “Yontu Nesne” başlıklı sergideki performansından ötürü hapse girdikten sonra, sanat hayatında yepyeni bir döneme girdi. Kavramsal sanatçı ve eleştirmen Luis Camnitzer’in “Gerçek hapishane, içinde bulunduğumuz pek çok hapishanenin somutlaşmış halidir” düsturunu şiar edinen sanatçı kendini Küba’daki resmi sanat çevresinden soyutladı ve sansürcülüğe karşı sessiz kalan çoğunluk arasında bir çığlık, bir haykırış olmayı seçti. Delgado’ya göre maddi ve manevi kısıtlamalar, dört yanı denizle çevrili bir kara parçasını ütopya’dan distopya’ya dönüştürme tehlikesini barındırır. Sanatçı baskı ve sansüre karşı direnişini, zor zamanlardan geçen bir ütopyanın hayatta kalma mücadelesi olarak betimlemektedir. Delgado bu yeni sanat serüveninde kullanacağı gereçleri ve tekniği cezaevinde edindi. Diğer mahkumlardan renkli kalem ve yüz kremiyle mendillerin üzerine resim yapmayı, sabundan heykeller yontmayı öğrendi. Çalışmalarının tümü, cezaevi deneyimlerine ilişkindir, ya da o deneyimlerin izlerini taşır. Enstalasyonlarında ve diğer yapıtlarında hoşgörüsüzlüğe ve denetim mekanizmalarına ilişkin eğretilemeler ve semboller öne çıkar. Delgado, herhangi bir sistemin değil, bütün siyasi sistemlerin sembolik eleştirisini yapar; temel haklarından yoksun bırakılan bireyleri birleştiren insani değerleri arar. Angel Delgado sanatsal mesajını iki eksen üzerinden iletir. İlki, hapishanede oymaya ve işlemeye başladığı, sanatçı kimliğini temsil eden malzemeler, özellikle de sabundur. İkincisi, geometrik ve ağımsı yapılarda somutlaşan, ima ettikleri karanlıkla tehditkâr bir atmosfer yaratan, kapatılmışlık hissini simgeleyen desenleridir. Delgado, enstalasyonları, yontuları ve videoları kadar hayatta yaptıklarıyla da, kin ve intikam duygusu gütmeyen, sağlam bir etik duruşu yansıtır. İdealleri yalın ve kendine özgüdür: seslendirilmeyenin sesi olmak, biraz bireysellik talep etmek ve sanatın, zamanının vicdanı ve azınlıkların sesi olma sorumluluğunu vurgulamak. Artane Sanatkarlar Cad, Balaban Bey Çıkmazı, Uzay Apt, No 1, 80060 Cihangir - İstanbul Tel: 0212 249 25 63 |
10. Uluslararası İstanbul Bienali http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/eylul/bienal6.jpg Kavramsal çerçevesi “İmkânsız değil, Üstelik Gerekli: Küresel Savaş Çağında İyimserlik” olarak belirlen 10. Uluslararası İstanbul Bienali, 6 Eylül Perşembe günü, The Marmara Oteli – Büyük Balo Salonu’nda gerçekleştirilen basın toplantısının ardından, 7 Eylül Cuma akşamı 3 Numaralı Antrepo önünde düzenlenen, yüzlerce yerli ve yabancı konuğun katıldığı resmi açılış töreniyle kapılarını ziyaretçilerine açtı. Bienal Sponsoru Koç Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç ve Küratör Hou Hanru’nun katıldığı basın toplantısında konuşan İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı Şakir Eczacıbaşı, İstanbul Bienali’nin önemli bienallerden ilk beşinin arasında Venedik Bienali’ni de geride bırakarak ikinci sıraya yerleştiğini belirtti. Eczacıbaşı, 10. İstanbul Bienali’nin küratörü Hou Hanru’nun, daha önce 50 küratörlüğü olan, hem doğu hem de batı sanatlarını özümsemiş biri olduğuna dikkat çekti. Bienalin tarafsız olmasına büyük önem verdiklerine değinen Eczacıbaşı, bu nedenle sanatçıların hiçbirinin ülkesinin veya milletinin vurgulanmadığını ve sadece eserlere odaklanıldığını belirtti. http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/eylul/bienal4.jpg 10 yıldır bienalin sponsorluğunu yapan Koç Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç konuşmasında, modernleşme sürecinde bir şehir olarak İstanbul’un, dünya çapında bir bienale ev sahipliği yapmasının önemini vurguladı. Mustafa Koç, çocukların ve gençlerin sanatla bağlarını güçlendirmek amacıyla bienal süresince 6 – 14 yaş arası çocuklara yönelik eğitim programları düzenleneceğini, ayrıca üniversite öğrencilerinin, bienaldeki bütün sergileri sadece okul kimliklerini göstererek ücretsiz olarak gezebileceklerini açıkladı. İstanbul’un sadece sahip olduğu tarihi değerlerle değil, içinde bulunduğu modernizasyon süreci ve çağdaşlığıyla da sürekli gelişen, göz önünde bir kent olduğunu belirten10. Uluslararası İstanbul Bienali küratörü Hou Hanru ise, bienalde İstanbul’un bu çeşitliliğini farklı sergilerle ortaya koymaya çalıştıklarını belirtti. Hanru, kentsel hayatımızı ve kent politikalarımızı etkileyecek, uluslararası sanatçıların ve mimarların biraraya geldiği bienalde, sonu ve sınırı olmayan konuların işlendiği, bir tür fikir ve ütopya yaratma platformu oluşturmayı amaçladıklarını söyledi. Ayrıca bienal için seçilen mekanların önemine de değinen Hou Hanru, düzenlenen sergiler sayesinde sanatla gerçek hayatın birbiriyle kaynaştığı bu mekanların, kent için öneminin hatırlanması gerektiğini ifade etti. http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/eylul/bienal2.jpg Atatürk Kültür Merkezi Adım Adım Sanat Basın toplantısının ardından basın mensupları, yerli ve yabancı davetlilerle birlikte Atatürk Kültür Merkezi (AKM), İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ) ve 3 Numaralı Antrepo’daki sergiler gezildi. Gezinin ilk adımını oluşturan AKM’de 13 sanatçının AKM’nin tarihi yapısı, işlevi ve bu mekan üzerine yürütülen politikaları irdelediği eserler yer alıyor. Ünlü bir İngiliz deyişinden gelen “Yakmalı mı, Yakmamalı mı” temalı sergide, fotoğraflar, video gösterimleri, heykeller ve enstalasyon çalışmaları AKM’nin üç katına yayılmış. http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/eylul/bienal3.jpg İstanbul Manifaturacılar Çarşısı AKM’den sonra gezilen İMÇ’de ise, bu blokların işlevi ve mimarisi göz önünde bulundurularak hazırlanmış “Dünya Fabrikası” temalı çalışmalar sergileniyor. Sergi mekanı olarak bazen dükkanların bazen de ortak kullanım alanlarının kullanıldığı İMÇ Blokları’nda küreselleşen dünya ile birlikte zamanla değişen çalışma ve üretme yöntemlerinin konu alındığı 27 proje bulunuyor. http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/eylul/bienal5.jpg Antrepo No:3 Gezinin son durağı, Antrepo No:3, üst katında düzenlenen sergiler sayesinde yepyeni bir işlev kazanarak İstanbul Modern’e arkadaşlık ediyor. Bu mekanda sergilenen, kentleşme, göç, kültürler arası ve sınır ötesi iletişimin konu alındığı eserler 43 sanatçı ve sanatçı grubu tarafından yorumlanmış. “Entre-polis”, “Sokak Yaşamı” ve “Rüya Evi” temalarıyla düzenlenen 3 farklı sergi Antrepo’nun dev çatısı altında kesintisiz gezilebiliyor. “Rüya Evi” başlıklı sergi gündüz gezilebildiği gibi, özellikle her Cuma ve Cumartesi akşamı 20:00 – 04:00 saatleri arasında da ziyaretçilerini bekliyor. Böylece “Rüya Evi”ni gezmeye gelen sanatseverler, Antrepo No: 3 ‘ün içine yerleştirilen platformlarda, rüya görme, hayal kurma deneyimini yaşayabiliyor. 10. Uluslararası İstanbul Bienali’ne bu üç mekan dışında santralistanbul, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi (KAHEM) ve diğer sanat galerileri özel projelerle destek veriyor. Bu sayede İstanbul’un dört bir yanına yayılan bienal, 4 Kasım Pazar gününe kadar ziyaretçilerini bekliyor. |
Gallery Art and Life Cihangir 2007 / 2008 sanat sezonunu 11.İstanbul Bienaline eş zamanlı olarak, 12 Eylül 2007 Çarşamba günü Beyza Boynudelik ve Tuncay Topçu’nun gerçekleştireceği "duo" projesi ile açıyor. Türk resim sanatının genç kuşak sanatçılarından olan ikili, bu projede yaşam içindeki konumlarının iletişiminden yola çıkarak, özgünlüklerini, birbirlerinden farklı bakış açılarını ve zıtlıklarını, konu ortaklığı ile plastik birliktelik aramaksızın, sadece üreterek ‘’kendi’’ oluşumlarının göstergesinde, kimliksel olarak sanatın içine montajlamaktadırlar. Gallery Art and Life Cihangir de 12 Ekim’e kadar izlenebilecek sergi aynı zamanda Uluslararası İstanbul Bienali çerçevesinde, Paris Belediyesinin desteği ile 6 Ekim 2007 tarihinde düzenlenecek olan ve Uluslararası boyutta yankıya sahip Roma, Brüksel, Varşova, Barcelona, Montreal, Toronto ve Seoul gibi dünyanın entellektüel şehirlerinde de gerçekleştirilen ‘’Uykusuz Gece‘’ projesinin içinde de yer alacaktır. |
34 Yılda 34 Resim İstanbullu sanatçı Gülseren Kayalı’nın “34 Yılda 34 Resim” adlı sergisi Ayvalık Vakıflar Zeytinyağı Fabrikası’nda 1-31 Ekim 2007 tarihleri arasında sanat severlerle buluşuyor. 2006 yılından beri Ayvalık’ta yaşamını sürdüren Gülseren Kayalı’nın “34 Yılda 34 Resim” sergisinde, sanatla iç içe yaşadığı 34 yıldan ayrı ayrı seçtiği özel 34 resmi yer alacak. Ayvalık Vakıflar Zeytinyağı Fabrikası, “34 Yılda 34 Resim” sergisi süresince, Pazar ve Pazartesi günleri dışında her gün 13.00—17.00 arası açık bulunacak. Ayrıca; Gülseren Kayalı, 34 yıllık bilgi ve birikimlerini Ekim ayından itibaren AYKÜSAD / Ayvalık Kültür Sanat Derneği’nin Resim Atölyesinde, Ayvalıklı her yaştan sanat ve resim severlerle paylaşmaya başlayacaktır. Ressamın kendi kaleminden resme başlayışının hikayesi... “Neşet Günal Hoca’nın atölyesi… yağlı boya ile tanışmam... tuvale ilk boya sürmelerim… yağlı boyanın kokusu… esneyen / sert olmayan - hiç sevmezdim bu özelliği - bir bez olan tuvaller… ilk portelerim… natürmortlar… Ardından Devlet Güzel Sanatlar Akademisi giriş imtihanı... uygulamalı çalışmalardan sonra, mülakatta Bedri Rahmi Eyüboğlu, kitaplar açar önümde, kimdir der, neden der, sorular... hatırlıyorum, Braque ve Picasso’dan konuşur... resimlerin altlarını kapatıp, kimin bunlar diye sorardı… Akademide Galeri bölümü, Ali Çelebi’nin Atölyesi, çalışması uzun mu uzun bıktırası zaman alan antik heykeller… 1 metre boyunda olan o heykellerin 3 metreye büyütülen desenleri… sınıftaki her öğrenciye 1 metrekarelik yer… İkiye ayırdılar sonra bizi, 2 asistanı vardı hocanın. Özdemir Altan ve Devrim Erbil… Ben Devrim Hocanın grubuna devam ettim. Müzelerdeki eskizler, eski eserleri tanımalar… ardından… İlk özgün resim yapma hürriyeti… ve Sabri Berkel Gravür Atölyesi... malzemenin zengin çeşitliliği… ve yıl 1975 öğrenciliğimde aldığım İlk ödülüm... O günden bugüne, her yaşadığım, her gördüğüm, her duyduğum, her dokunduğum ve beyin gözüyle her gördüğüm için derin ulaşılamaz bir çoşkuyla çiziyorum, boyuyorum… ve en ince duyarlılıkla, en derininden yeniden var ediyorum yaşadıklarımı… ve sonra onları ummana salıyorum kendi oyunlarını oynasınlar diye… cenklerini ve neşelerini başkalarına da bulaştırsınlar diye…” Sergi Mekanı: AYKÜSAD / Ayvalık Kültür Sanat Derneği Vakıflar Zeytinyağı Fabrikası - Ayvalık Tel: 0 266 331 46 65 |
'Cumhuriyet’ için birleştiler 18 sanatçı “Uyanış” adlı karma sergide bir araya geldi. Cumhuriyet mitinglerinin ardından oluşan atmosfer sonucu ortaya çıkan sergi, 'rejime sahip çıkma’ yönünde bir mesaj vermeyi amaçlıyor. Türkiye’nin önde gelen koleksiyonerlerinden biri olan ve yıllardır Tem Sanat Galerisi’nin yöneticiliğini yürüten Besi Cecan, galeride 2 Temmuz’da açılan ve süresiz olarak devam eden “Uyanış” adlı karma sergide, 18 sanatçının eserlerini bir araya getirdi. Cumhuriyet mitinglerinin yarattığı havadan etkilenen Cecan’ın tanıdığı sanatçıları arayıp onlardan eser istemesiyle ortaya çıkan “Uyanış”ta Fuat Acaroğlu, Beril Anılanmert, Oktay Anılanmert, Gülden Artun, Zahit Büyükişleyen, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Talat Enlil, Hüseyin Ertunç, Zeki Fındıkoğlu, Selma Gürbüz, Devabil Kara, Fevzi Karakoç, Nur Özalp, Yüksel Özen, Abdulkadir Öztürk, Hale Sontaş, Sema Ilgaz Temel ve Bilgehan Uzuner’in yapıtları yer alıyor. 'Emrivaki yaptım!’ Besi Cecan “Önce Oktay Anılanmert’i, sonra da Fevzi Karakoç’u aradım. Diğerlerine ise 'Katılır mısınız?’ diye sormadım bile, onlara emrivaki yaptım” diyor gülerek. Gülden Artun ve Nur Özalp da Almanya’da olmalarına karşın Cecan’ın çağrısına yanıt vermiş ve sergiye katılmışlar. Besi Cecan, serginin içeriğinin ve adının nasıl ortaya çıktığını şöyle anlatıyor: “Laik cumhuriyeti ve demokrasi değerlerimizi korumayı amaçlayan cumhuriyet mitingleri beni düşünmeye sevk etti. Ankara’daki ve İstanbul’daki mitinglere bizzat ben de katıldım. 29 Nisan’da boynum rahatsız olmasına rağmen 5 saat boyunca Çağlayan mitinginde bulundum. Çektiğim acıya rağmen elimdeki bayrak 1 santim aşağıya inmedi. 20 Mayıs’ta Samsun’da düzenlenen mitingi televizyondan izlerken de çok etkilendim ve sanatçılar neden bu konuda bir şey yapmasın diye düşündüm. Ben sanatçı değilim ama böyle bir sergi düzenlemek zorunda hissettim kendimi.” 'Umutluydum ama’ Cecan, Atatürk’ün laiklik ilkesini sanat, özellikle de resim ve heykel sanatıyla yakından ilgili gördüğünü; kendisi bir toplum gerçeği olan sanatın toplumdaki sosyal, düşünsel hareketlerin, gelişmelerin ve siyasal çalkantıların dışında kalamayacağını belirtiyor. Tıpkı Picasso’nun başyapıtı “La Guernica” ile İspanyol İç Savaşı’nı kınaması ve Goya’nın siyah baskı “Caprice”leri gibi... Galerinin üst katını tamamen doldurmuş olan serginin belirli bir bitiş tarihi bulunmuyor. Besi Cecan, bunun nedenini “Uyanış”ı sonlandırmak istememesi olarak açıklıyor. Aslında kendisi, “Uyanış”ı bir sergiden çok oluşum olarak görüyor: “Bunlar gerçekten çok coşkuyla, Türkiye için yapılmış eserler. Sergiye katılan herkesin mevcut rejimin şu anda içinde bulunduğu durumla ilgili bir derdi vardı. Bu yüzden hepsi içten bir katılım gösterdiler. Sergiyi açarken çok ümitliydim ama 'Uyanış’ın şu ana dek yeterli ilgiyi gördüğünü düşünmüyorum. İsterdim ki insanlar galeriye gelsinler, bu konu üzerine tartışsınlar ve yeni fikirler üretsinler.” Tem Sanat Galerisi (0212) 247 08 99, 234 13 46 |
Sanatın betonlaştığı, endüstrileştiği ve buna paralel olarak da hızla tüketildiği bir ortamda, Arkhe grubu ressamları bir fidanın kırılganlığını ve masumiyetini inatla tercih ediyor... 11 Eylül 2007 tarihinde Caddebostan Kültür Merkezi’nde açılacak ve 6 Ekim’e kadar sürecek yeni Arkhe sergisi, hafızaya ve rüyalara has bir imgelem çeşitliliğini klasik pentürün doygun tadıyla sunuyor. Reyhan Hoş, Sayat Uşaklıgil ve Zeynep Akgün’ün tuval derinliğine yerleştirdiği her nesne, her figür, her uzam ve mekan, boya ve kanvastan yapılma bir ana rahmine sığınmış adeta: Bir köpekle uçmak, hayatın anlamını bir plaj hatırasında yakalamak veya kendini ‘tuval-içinde-tuval’ bir kompozisyona hapsetmek… Tüm bunların ne anlama geldiği, Arkhe grubu ressamlarını olduğu kadar, serginin ziyaretçilerini de ilgilendiriyor. Arkhe’nin rüyalarından damıtılmış kadrajlara dikkatle bakın: Kendi çocukluğunuzdan bir şeyler bulacaksınız… Belki kaybettiğiniz bir tahta oyuncak, belki güleç yüzlü bir ihtiyar, belki de gizli bir aşk… Arkhe Grup Sergisi, 11 Eylül - 6 Ekim 2007 tarihleri arasında Caddebostan Kültür Merkezi'nde görülebilir. |
http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/ekim/beyaz.jpg Ertuğrul Ateş "Beyaz" Resim Dönem Sergisi Çağdaş Türk Resmi'nin New York’daki temsilcisi olarak önemli sergilere imza atan Ertuğrul Ateş'in, "Beyaz" ismini verdiği sergisi GOSB"da açıldı. 2003 yılında Türkiye’ye dönüp “Hürrem Sultan” dans tiyatrosunu sahneye koyan sanatçı, Osmanlı Padişahlarının portrelerinden esinlenerek yaratığı yeni eserlerini kapsayan “Harem” konulu sergisi ile de büyük ilgi uyırmıştı. Bu çalışmalar, sanatçının yeni açılımının bir başlangıcı sayılabilir. GOSB Yönetim Merkezi Sanat Galeri'sinde sergilenen 21 eserde Ateş'in de söylediği gibi bir değişim geçirdiğini ve bu dönemi beyaz dönem ilan ettiğini, koyu ve kahverengi renklerden daha canlı renklere döndüğünü görüyoruz. Sanatçının 14 Ekim 2007 tarihinde GOSB Sanat Galeri'sinde sergilenmeye başlanan eserleri, Ekim ayı sonuna kadar görülebilir. Ertuğrul Ateş 1954 yılında Adana’da doğdu. 1977 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nü bitiren sanatçı aynı yıl İngiltere’ye giderek Kingsway Princeton Collage ve Bethnal Green Institue'de sanat eğitimine devam etti. Romantik sanat üzerine yoğunlaştı. William Blake ve diğer İngiliz romantiklerinden etkilendi. İngiltere'deki çalışmalarını 1979 yılına kadar sürdürdü. İstanbul’daki ilk sergisini 1980 yılında açtı. Çalışmalarını 1987 yılına kadar İstanbul’da sürdüren sanatçı o yıl ABD’ye giderek New York’a yerleşti. 1987 yılında New York’ta açtığı ikinci sergisinden hemen sonra başta Ahmet Ertegün olmak üzere 10 kişilik bir koleksiyon grubu ile anlaşma imzaladı. 1989 yılında, New York Japon Kültür Merkezi'nde bütün dünyadan sanatçılarla karma bir resim sergisine katıldı. Mayıs ayında Ismael Art Gallery´de ilk kişisel resim sergisini gerçekleştirdi. Bunu Los Angeles (1990), Ankara (1990), New York (1991), İstanbul (1991), ve yine New York (1992) sergileri izledi. Ünlü 57. Cadde galerilerinden Terry Dintanfass galerisine kabul edildi. Ardından Barselona, Kopenhag sergileri yaptı. Chicago Modern Sanatlar Müzesi’nde "Yükselmekte olan Sanatçılar" sergisine kabul edildi. Miami, Dallas, Los Angeles, Chicago, Palm Beach, Boston, South Hampton, New York’ta bir çok sergi gerçekleştirdi. Sonraki yıllarda bir çok ülkede sergiler açan Ateş, 2002 yılında M.E.B. Akademi Hayat’ı kurdu. Aynı yıl Hürrem Sultan Dans Gösterisi’ni sahneye koydu. Ertuğrul Ateş yaşamını 2003 yılından bu yana İstanbul’da sürdürmektedir. |
Hikmet Barutcugil "Bir İstanbul Lalesi" http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/ekim/ebru.jpg Ebruzen Hikmet Barutcugil, 5 Ekim 2007 saat 20.30 da gerçekleştirilecek açılış ve 6 Ekim 2007 saat 12.00 daki imza gününde sanatseverlerle buluşacak. Ebruzen Hikmet Barutçugil in 1970'li yıllardan beri sürdürdüğü ebru çalışmaları dahilinde ebru sanatının gelişimi, çağdaşlaşması anlamında büyük bir yenilik olarak ebru sanatına kattığı, Barut Ebruları, tabiatta zaten var olan görüntülerdir. Venüs , gezegeninden gelen fotoğraflar, bir hücrenin mikroskoptaki görüntüsü, bir sabun köpüğünün üzerinde oluşan ya da arabalardan damlayan yağların yağmur suyunda oluşturduğu desenler... Bu desenler sanatçının suyun yüzeyinde oluşturmaya çalıştığı ebru desenleri ile büyük yakınlık göstermektedir. Desenlerin nasıl olacağını kontrol etmek asla mümkün değildir. O kendi içinde bir oluşumdadır. Sürekli hareket eden biçimler, bir noktada kâğıda veya başka bir yüzeye aktarılarak dondurulur. Gökyüzündeki bulutlar gibi, hiçbir zaman aynı desen tekrar etmez. Ebrular bu anlamda ifadelere sığmayan özellikler ve güzellikler taşır. İç içe bir gizem yumağı şeklinde, çözülmesi çok zor, hep sonsuz sonsuzluklardır Ebruzen Hikmet Barutçugil, suyun yüzeyinde oluşan bu hayal alemlerinin yansımaları üzerine, tasavvuf da önemli bir yere sahip, doğanın en nazlı güzellerinden, Osmanlı döneminin en kıymetlilerinden ve Türkiyenin de tanıtımında esas olan lale çiçeğini, ona can veren suyun sanatı ile birleştirerek ebrular üzerine taşıyan sanatçının Marmaris de gerçekleştireceği ilk sergi olacak olan ''bir İstanbul lalesi'' sergisi, hayal alemlerindeki güzellikleri kısıtlamadan sanatseverlere sunmaktadır. Hikmet Barutcugil 1952 yılıda doğdu. 1973'de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu'nda tekstil eğitimine başladı. Yüksek öğreniminin ilk yılında tanıdığı ve öğrencisi olduğu Prof. Emin Barın'ın teşvikiyle hat sanatıyla ilgilenmeye başladı. Hat sanatı ile ilgili çalışmalarını sürdürürken ebru sanatı ile de tanıştı. Öğrencilik yıllarında çalışmalarını tek başına sürdürüp kendisini geliştirdi. 1977'de Akademi'den tekstil desinatörü olarak mezun oldu. Okuldan sonra çalışmalarını ebru üzerine yoğunlaştırdı. 1978-1981 yılları arasında ihtisas için gittiği Londra'da da araştırma ve çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Ebruyu her zaman bir bilim dalı gibi görüp, geliştirmeyi hedefleyen sanatçı, bu sanatı yaşatmak için yaşamanın gereğine inandığından, günlük kullanım araçlarından iç mimaride kullanılan malzemelere kadar birçok ürün geliştirdi. Daha önce görülmemiş ebru yöntemleri denedi. Literatüre; Barut Ebrusu olarak bilinen ebru türünü bulan kişi olarak geçti. Türk Ebru Sanatı'nı tanıtmak ve yaymak amacı ile yurtiçi ve yurtdışında(Amerika, Kanada, Almanya, Hollanda, Danimarka, İspanya, Avusturya, İngiltere, Mısır, Tunus, İsveç, Suriye, Ürdün, Pakistan, Hindistan, Bahreyn, İran, Japonya, Bangladeş, Slovakya, Lübnan, İsviçre, Porto Rico, Bosna Hersek, Fas, Dubai, Estonya) 60 kişisel ve 71 karma sergi ile 138 kurs ve seminer, 42 uygulamalı konferans ve çeşitli sanat terapi seminerleri gerçekleştirdi. Royal College Of Art (Londra), Internationale Gesellschaft für Musik-Ethnologie und Kunsttherapie Forschung (Viyana), Otonom University (Madrid), University of Graz (Avusturya), Basel Paper Museum (İsviçre), University of Massachusetts (Boston, ABD) ve Lok Virsa Museum'da (Islamabad) ve birçok Sanat Akademilerinde dersler verdi. Hikmet Barutcugil'in eğitim faaliyetleri halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü; Marmara Üniversitesi GSF; Ebristan Salacak (İstanbul Ebru Evi), ve bazı eğitim kurumlarında devam etmektedir. Uluslararası birçok ödülleri olan Barutcugil'in bunlara ek olarak, London British Museum başta olmak üzere dünyaca ünlü müzelerde ve bazı özel koleksiyonlarda sürekli olarak sergilenen eserleri bulunmaktadır. Ebru sanatı ile ilgili birçok TV programına katılan, dergilerde röportajları yayınlanan Hikmet Barutcugil'in bu konuda yayımlanmış birçok makalesinin yanı sıra "Renklerin Sonsuzluğu", "Suyun Renklerle Dansı", "Suyun Rüyası Ebru", "The Dream of Water", "Efsun Çiçeği", "Ebristanbul", "Siyah Beyaz Ebru" ve "Gül Kitabı" adlı yayınlanmış sekiz kitabı bulunmaktadır. Sanatçı 1996 yılında İstanbul, Üsküdar'da kurduğu "Ebristan" İstanbul Ebru Evi'nde halen kağıt, kumaş, seramik, cam, ahşap ve mum gibi malzemeler üzerine ebru çalışmalarını devam etmekte; hat, tezhip, minyatür, cilt gibi diğer geleneksel sanatları da uygulayarak sürdürmektedir. |
Murat Morova Sergisi Galeri Nev’de Açılıyor Murat Morova’nın yeni çalışmalarından oluşan sergi 2 Kasım 2007 tarihinde İstanbul Galeri Nev’in Tepebaşı mekanında açılıyor. Sanatçının “Menazir-i Mensiyye” yani “Unutulmuş Manzaralar” adını verdiği sergi dünyaya başka gözle de bakılabileceğini, her zaman gördüğümüzün gerçek olmayabileceğini bize göstermeye çalışıyor. Daha önce açtığı sergilerine “Remz”, “Nafile Yazılar”, “Yalan Dünya”, “Üryan”, “Dil+Suret” , “Dem Bu Dem”, “Ah Minel Aşk-ı Memnu” gibi başlıklar koyan sanatçı yine bu sergide geleneksel form-felsefe ilişkisini, bugünün çağdaş sanatınının ifadeleriyle – yerleştirme, fotoğraf, desen, kolaj – ve öğeleriyle birleştirerek sunuyor. “Bu iş hakkında neler söyleyebilirim diye düşündüğümde, önce hiçbir şey dedim, sonra Fuzuli’nin beyitindeki gibi Söylesem tesiri yok Sussam gönül razı değil Dünyaya başka gözlerle bakmak gerekiyor. Her gördüğümüz her zaman gerçek olmayabiliyor. “At gözlüğü” ile bakanlar da var. “Fildişi kuleler”den bakanlar da “Kem gözle”, “Yan gözle” de bakılır. “Büyüteçle” bakanlar büyük görür. “Dürbün”le bakan uzağı yakın. Sefer halinde düşünmeyle, seferi düşüncenin birbiriyle örtüştüğü anları yabancılaştığımız bir coğrafya üstünden yabancılaştığımız bir estetik bakışla ifadelendirmeye çalıştım.Bakışın değişimi ciddi bir tariflendirme sorunu şimdi. Ehlileştirilmeye çalışmadan,yüzeyde aykırı geleneklerin montajlanması gibi duran elemanların, alanlarını ayırarak çok kişisel bir vizyon dayatıldı. Sınır bilmezlikle kendi ötekilerine bağlanan bir vizyon bu. Asla deklaratif ve acil değil. Kendine değilse de suretine hayran olmanın tadına varmak icin, ”Gülzar-ı fena” dan “Gülzar-ı beka” ya giden yönünden değil, yolcululuğundan mesul bu iş simdiki zaman ile ilgilidir.” diye özetliyor Murat Morova “Menazir-i Mensiyye” adını verdiği bu yeni dizisini. 2001 Venedik Bienali’nde “Kokulu Bahçe” adlı sergiye katılan sanatçı daha önce de “Minimal / Maximal”, “Ruh ve Beden için Çoğaltmalar” ve “Bellekten Modernliğe” adlı grup sergilerine katılmıştı. II.Buenos Aires Bienali, Paris’de Parc de la Villette’de “Musulmans/Musulmanes” sergisi, Kopenhag’da Roundtower’da “İstanbul” adlı sergi, Almanya / Türkiye / Yunanistan’da tekrarlanan “Türkiye / Yunanistan Buluşma Noktası” katıldığı önemli sanat etkinlikleri arasında sayılabilir. Murat Morova’nın Galeri Nev’deki sergisi 1 Aralık 2007 tarihine kadar açık kalacak. Galeri Nev Pazar ve Pazartesi hariç hergün 11:00 - 18:30 arası açık. |
A. Celal Binzet “Karşı Kıyı” Resim Sergisi http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/ekim/binzet.jpg Atlas Sanat Galerisi, 16 Ekim - 17 Kasım 2007 tarihleri arasında A. Celal Binzet'in “Karşı Kıyı” Resim Sergisi'ne evsahipliği yapıyor. Kendini “doğanın sessiz bir gözlemcisi” olarak tanımlayan Binzet, Atlas Sanat Galerisi’ndeki son çalışma serisinde Ege sahillerinin deniz kültürünü mistik bir atmosfer içerisinde inceliyor. Denizin kıyıyla, insanla olan birleşimini, uzaklığını - yakınlığını, mavinin, turkuazın dinlendirici ton çeşitliği içinde kullanarak doğanın güzellikleriyle izleyiciyi buluşturuyor. Açılış kokteyli: 16 Ekim 2007, 18:00 Yer: Atlas Sanat Galerisi Cinnah Cad. 19/1 Çankaya - Ankara Sanatçı Hakkında 1949 yılında Adıyaman'da doğdu. 1971'de Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü'nden mezun oldu. 1983’de Türkiye ve Orta Doğu Amme İdare Enstitüsü’nde “Kent ve Plastik Sanatlar İlişkisi” teziyle yüksek lisansını tamamladı. Uzun yıllar Ankara’da Film Radyo ve Televizyon ile Eğitim Merkezi'nde grafiker olarak çalıştı. Grafik, karikatür ve resim çalışmalarıyla çok sayıda karma sergiye katıldı. On yedi kişisel sergi açtı. Birleşik Ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği, Sanat Eleştirmenleri Derneği üyesi olan sanatçı, Çağdaş Sanatlar Vakfı’nın da kurucu üyesi. Binzet’in sanatla ilgili gazete ve dergilerde çok sayıda yayınlanmış makaleleri bulunuyor. Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Kültür Bakanlığı, Gazi Müzesi, Merkez Bankası, Şekerbank, Emlak Bankası, Vakıfbank, Akbank ve özel koleksiyonlarda yapıtları bulunan sanatçı, çalışmalarını Ankara’daki atölyesinde sürdürüyor. |
Stanko Abadzic Fotoğraf Sergisi http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/ekim/abadzic.jpg Hırvatistan’ın en önemli fotoğrafçılarından Stanko Abadzic PG Art Gallery’de Türk fotoğrafseverlerle buluşuyor. Yaşamını fotoğrafa adamış olan Hırvat kökenli sanatçı foto muhabiri olmasının da etkisiyle pek çok ülkeyi dolaştı, bu ülkelerin sokaklarını ve insanlarını farklı bakış açısıyla fotoğraflarında yansıttı. Değişik ülkelerde çok sayıda kişisel ve karma sergide yer alan sanatçı aynı zamanda pek çok ödülün de sahibi oldu. Yaşamın dingin ve içe dönük yönünü yansıttığı fotoğraflarında ışık ve gölgenin birlikteliği ön plan yer alıyor. Geçmişin izleriyle yüklü siyah – beyaz fotoğraflarında sanatçı, karmaşa ve savaşın hakim olduğu günümüz dünyasında kendine dönen bireyin içsel dünyasını izleyiciye sunuyor. Sergi, 18 Ekim - 23 Kasım 2007 tarihlerinde Pazartesi günleri hariç 11:00 – 19:00 saatleri arasında izlenebilir. Yer: PG Art Gallery Cevdet Paşa Cad. No: 15/3 Bebek – İstanbul |
Ardışık Örüntüler Mac Art Gallery 8 - 30 Kasım 2007 tarihleri arasında çağdaş Türk sanatının özgün isimlerinden Hayri Esmer’in çalışmalarına ev sahipliği yapıyor. Sanatçı, mimari kurgu, mekan / boşluk ve bunlara bağlı olarak geçişlilik kavramını öne çıkardığı çalışmalarında, yoğun ve dinamik bir görsel etkinin arayışında. Katmanlaşan çizgi istifleri, ardışık yinelemeler, monokrom renk planları, arınmış bir imge / boşluk ilişkisi bu sorunsalın araçları. Böylece güçlü kütlesel formlarla, yalın bir kurgu şeklinde beliren yapı, çevremizdeki mimari yapıyı yeni bir bakış ekseninde görselleşiyor. Soyutlayıcı ve minimal bir algıyı referans alan son çalışmalarında Esmer; çizgiyi resimlerin esas unsuru; anlama dair her tür etkinin kaynağı ve sorunsalı yapıyor. Bu anlamda İmge ile uzam arasında oluşturulan geçişlilik, aralarındaki sınıra ve ilişkiye günümüz bağlamında yeni bir görsellik kazandırılıyor. Uzam ile imge benzerlikleriyle birbiriyle bütünleşmekte, ama aynı zamanda farklılıklarıyla da birbirinden uzaklaşıyor. Zayıf – güçlü, uzlaşmacı - çatışmacı, dinamik - dingin; yani belirsizliği ve muğlaklığı içeren karşıtlıklarıyla çizgi ve bu karşıt yapılanmaya paralel duran renk görsel gerilimi keskinleştiriyor ve bu ikili bütünleşme her defasında mistik bir algıyı referans alarak var oluyor. “Bu resimlerde kullanılan teknik akademik geleneğin dışından ödünç alınmıştır. Bir zamanlar reklam sektöründe kullanılan bu teknik yerini bugün bilgisayar teknolojisine bırakarak ölümünü yaşamaya terk edilmiş birçok şey gibi makul kaderini yaşamaktadır. Böylece sanata mal olmuş bir gerçek (çizgi), ona ait olmayan bir teknik ile yeniden ele alınmış olmaktadır.” Hayri Esmer “Ardışık Örüntüler” Sergisi Pazar hariç hergün 10:00 - 19:00 saatleri arasında Mac Art Gallery’de görülebilir. Kokteyl: 6 Kasım 2007 Salı saat 18:00 - 20:00. Sanatçı Hakkında 1966 yılında Diyarbakır, Çermik’te doğdu. 1987’de Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü'nü bitirdi. 1994 - 1997 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nde yüksek lisans; 1998 - 2001 yılları arasında ise, aynı üniversitede sanatta yeterlik yaptı. 1999 - 2001 yılları arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2002 - 2005 yılları arasında Anadolu Sanat Dergisi'nin yayın kurulu üyeliğini ve “Plastik Sanatlarda Eleştiri Sorunu” dosya konulu sayının editörlüğünü yaptı. Halen, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Baskı Sanatları Bölümü'nde öğretim üyesi (Doç.) olarak çalışıyor. |
Bu Manzara Başka! x-ist, 18 Ekim – 10 Kasım 2007 tarihleri arasında Emre Tandırlı’nın “Sanal Cennet” başlıklı sergisine ev sahipliği yapacak. Tandırlı, resimdeki manzara geleneğini tuvalleri aracılığıyla yeniden yorumluyor. Gördüğümüzü, dokunabildiğimizi sandığımız gerçeklikleri tuvalde bir kez daha dönüştüren Tandırlı’nın yeni resimleri, “Sanal Cennet” başlığıyla x-ist’e konuk oluyor. Gündelik yaşantının biricik tanığı ve bir o kadar da yabancısı olan kentler, Tandırlı’nın tuvalleri aracılığıyla bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Bir trenin ya da kendi evinizin penceresinden gelip, bir parçanız haline gelen bütün görüntüler bir ‘manzara’ resminde buluşuyor. Sergi izleyicisine tanıdık ve güvenilir gelen, "huzur verici" bir manzara resmini oluşturmak için bir araya gelmiş bütün imgeler, görünenin aksine bir yorumu zorunlu kılıyor. Serginin çıkış noktasını, “‘Sanal cennet’ internette sık kullanılan bir ‘wall paper’ın adı; aynı zamanda bu serginin çıkış noktası ve metafizik düzlemde saklı duran cenettin sanal yansımasıdır” sözleriyle anlatan Tandırlı, resimleri aracılığıyla “Yaşadığımız kentin ve doğanın bir parçasıyız, ama acaba onun neresindeyiz?” sorusuna yanıt arıyor: “Psikolojik açıdan bireyin görsel estetik ihtiyaçlarına uyumlu kılınmış olmakla birlikte günümüz teknolojik koşullarını da ihmal etmeksizin oluşturulan bu sıradan gündelik manzara imgeleri neo-romantik bir üslupla tuvale aktarılıyorlar. Yani en basit halleriyle bu resimler -pencereden görünenler, işe gidip dönerken geçilen yerler, batı insanının rutin yolculukları sırasında hafızasında kalan silik imgeler, bir bilgisayar ekranı, 80’lerden kalma bir görüntü olarak televizyon ekranlarındaki yayın kesintisi manzarası- aslında sadece günümüzün sıkça rastlanan imgelerinden ibaret olsalar da gerçekte, insan ruhunun sorunsallarını açılımlamaya yönelik bir çabanın detaylandırılması...” Emre Tandırlı Emre Tandırlı, 1977 yılında İstanbul’da doğdu. Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nü bitirdi. 2000'de Mimar Sinan Üniversitesi'nden Sakıp Sabancı Ödülü ile mezun oldu. Devrim Erbil, Aydın Ayan, Mahir Güven, Yalçın Karayağız, Zekai Ormancı'dan eğitim aldı. Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’nde yüksek lisans bölümüne girmesinin ardından, "Romantik Manzara Resmi ve Günümüze Yansımaları" konulu tezi için araştırma yapmak üzere Paris’e gitti. Sorbonne Üniversitesi Plastik Sanatlar Bölümü’nde Çağdaş Sanat Disiplinleri üzerinde çalışan ressam burada doktora programına devam ediyor. Resim çalışmalarını İstanbul ve Paris’te sürdürüyor. Halen Beykent Üniversitesi GSF Resim Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışan Tandırlı, Türkiye, Fransa, İngiltere ve Kanada’da birçok sergi açtı, karma sergilere katıldı. |
Ayşegül İzer ve Emre Senan Sergisi “İstanbul – Edmonton – İstanbul” Ayşegül İzer ve Emre Senan’ın yapıtları, 23 Ekim – 17 Kasım 2007 tarihleri arasında Kare Sanat Galerisi’nde sergileniyor. Ayşegül İzer ve Emre Senan, geçtiğimiz yıl Kanada’nın Edmonton kenti, Alberta Üniversitesi, FAB Sanat Galerisi’nde açtıkları “İstanbul – Edmonton – İstanbul” isimli sergilerinin ardından işlerini ilk kez bir arada, Kare Sanat Galerisi’nde sergiliyorlar. İstanbul’dan Edmonton’a giden sergi, tekrar İstanbul’a gelerek izleyicilerle buluşuyor. Emre Senan’ın bu sergideki işleri, 50x70 cm kağıt üzerine, sınırlı sayıda serigrafi baskılardan oluşuyor. Otuz yıldır her toplantıda her durumda devamlı çizen Emre Senan’ın bu sergide yer alan işlerindeki çeşitli karakterleri ve yaratıkları, sanki bir çeşit sözlük işlevi gören imgesel gösterge sistemine dönüşüyor. Grafik tasarımcı, reklâmcı ve öğretim görevlisi olan Senan’ın çalışmaları Kanada, Fransa, İsviçre, Kore, Çek Cumhuriyeti, Almanya, İran gibi ülkelerde sergilendi ve müzelere kabul edildi, çeşitli ulusal çizgi film yarışmalarında ve GMK sergilerinde birçok ödül kazandı. Ayşegül İzer, sergide yakın zamanda yapmış olduğu 50x70 cm serigrafi üzerine kolajlardan oluşan ve çoğaltımı olmayan çalışmalarını sunuyor. Italo Calvino’nun, “Görünmez Kentler” isimli eserinden esinlenerek ortaya çıkan bu çalışmalar, hem içerik, hem de uygulama açısından oldukça araştırmacı, şaşırtıcı ve çağdaş bir dile sahipler. Bu çalışmalar, şehir planlarından, haritalara, mimari çizimlerden, matematiksel koordinatlara, metinlere ve tipografiye, rakamlara, hatta kişisel fotoğraflara vs. kadar varan tüm kodları içeriyor. 1986 Yılında ilk birincilik ödülünü kazanan Ayşegül İzer’in pek çok uluslararası ödülü bulunuyor. Çeşitli ulusal ve uluslararası jüri görevlerinde bulunmuş sanatçının işleri müzelerde yer alıyor. Kare Sanat Galerisi Abdi İpekçi Cad. No: 26/ 9 Nişantaşı T: 0212 240 44 48 - 230 58 91 F: 0212 219 77 19 E: kare@karesanat.comwww.karesanat.com |
Fotoğraf sanatçıları Murat Germen ve Nazlı Sanberk'in "İnşa" isimli ortak sergileri Fransız Kültür Merkezi'nde 14 Kasıma kadar ziyaret edilebilir. Germen ve Sanberk, hazırladıkları sergiyi şöyle tanımlıyorlar: "İnşa, bir süre için varolan ve sonunda bitmiş bir ürüne dönüşen geçici bir süreçtir: Bir yapı, kültür, toplum, fikir, özgürlük veya dogma... İnşaatlar ise bu hiç bitmeyen sürecin devamlı icra edildiği sahneler olarak algılanabilir. İnşa eyleminin doğasında olan tamamlanmamışlık bizi hayal kurmaya iter; diğer taraftan, tamamlanmış bir ürün, bütünü oluşturan tüm detayları sergilediği için öyküsel potansiyelini kaybeder: Çözecek bir bilmece veya yazacak bir hikâye yoktur." Murat Germen "İnşa, bir daha aynı yalınlıkla görülmeyecek, yok olacak gizli, özgün ve geçici özellik ve güzellikleri ortaya çıkartmaya yönelik bir çalışma." Nazlı Sanberk Murat Germen biyografisi: İTÜ Kent Plancılığı bölümü mezunu olan Murat Germen, ABD'de MIT'de mimarlık yüksek lisans derecesini Amerikan Mimarlar Birliği (AIA) Altın Madalyası ile aldı. Halen Sabancı Üniversitesi'nde fotografçılık ve görsel iletişim tasarımı dersleri veren Germen, Türkiye, Amerika, İtalya, İngiltere, Özbekistan, Yunanistan ve Japonya'da olmak üzere otuzun üzerinde kişisel ve karma sergiye katkıda bulunmuştur. Etkin olduğu alanlarda yaptığı çalışmalar için ulusal ve uluslararası birçok ödül almıştır. Nazlı Sanberk biyografisi: İlk, orta, lise eğitimini Paris, Brüksel ve Ankara'da tamamlayan Nazlı Sanberk, London School of Economics'te ekonomi dalında yüksek lisansını tamamladıktan sonra uluslararası yatırım bankası CSFB'de Türkiye ve Doğu Avrupa üzerine araştırma bölümünde iki yıl çalıştı. 2001 yılında bankadan ayrılıp amatör olarak yıllardan beri sürdürdüğü fotoğraf merakını profesyonel olarak devam ettirmek için Londra Üniversitesi'nde fotoğrafçılık eğitimi aldı. 2002 sonbaharında Türkiye'ye döndü ve fotoğraf çalışmalarını burada sürdürmekte. Fransız Kültür Merkezi İstiklal Cad. N:8 Taksim 0212 334 87 40 |
Hatice Türkeli, Resim Sergisi... Hatice Türkeli’nin under the sheltering sky "esirgeyen gökyüzünün altında" adlı resim sergisi 30 Ekim - 9 kasım tarihlerinde Vakıfbank Levent Sanat Galerisinde gerçekleşecek. http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/art/news/2007/ekim/turkeli.jpg Under the Sheltering Sky "esirgeyen gökyüzünün altında" Türkeli'nin kendi tarihini, bilgi ve deneyimlerini, ümitleri ve umutsuzluklarını, mutluluğu ve mutsuzluklarını, kırgınlıkları ve sevgisini katarak oluşturduğu toplam on figüratif çalışmadan oluşan koleksiyon, dekoratif bir haz alma objesi olmaktan öte, sevinçten hüzne, en geniş yelpazedeki insani duygu ve durumları tüm naifliği ve benzersizliği (unique) içinde ele almayı amaçlamıştır. Yönetmen ve senarist, Tarkan Elbingil'in "Şeker Kız - Esirgeyen Gökyüzünün Altında" adlı yapım aşamasındaki filminin, görüntü yönetmeni için hazırlanan görsel eskizlerinin etkisi sonucu yola çıkılarak gerçekleştirilen bu sergi, dünya genelinde hızla yok olan köy realitesine bir çeşit "öteki dünya" adaletine Anadolu kültürü açısından öznel bir bakış açısı getirmeyi amaçlamıştır. Sinemanın tüm diğer sanat dallarının dominant bir ezicilikle önüne geçmesini baz alan sanatçı, Sinema-resim ilişkisi temelinde kendine has bir yol çizmiştir. Çalışmalarının en temel karakteristiğini ise Türkiye coğrafya ve demografik gerçeklerinden yola çıkarak, olabildiğince yeni ve evrensel sözler söyleyebilmek oluşturmaktadır. Hatice Türkeli Akademik eğitimini, Güzel Sanatlar Fakültesi, Plastik Sanatlar Bölümünde tamamlayan Türkeli, yüksek lisans araştırma ve tez çalışmalarını "mitolojinin resme etkisi" çerçevesinde sürdürmüştür. "Atölye Muse" adlı stüdyosunda hem seminerler veren hem de artistik çalışmalarına devam eden ressam, tüm dünyada giderek daha çok kabul gören figüratif (anlam yaratan) resim anlayışını benimsemiş ve eserlerini bu anlayışa uygun bir zihniyetle ortaya koymuştur. Sinemanın tüm diğer sanat dallarının dominant bir ezicilikle önüne geçmesini baz alan sanatçı, sinema-resim ilişkisi temelinde kendine has bir yol çizmiştir. Çalışmalarının en temel karakteristiğini ise, Türkiye coğrafya ve demografik gerçeklerinden yola çıkarak, olabildiğince yeni, ve evrensel sözler söyleyebilmek oluşturmaktadır. Yurtiçi ve dışında çeşitli sergilere katılan Türkeli, kitap kapak tasarımlarından sinema filmi storyboardlarına kadar artistik resim uygulamasına izin veren pek çok yan alanda da ürünler vermiştir. Hatice Türkeli, Resim Sergisi 30 Ekim 2007- 9 Kasım 2007 Vakıfbank Levent Sanat Galerisi Hacı Adil Yol Çayır Çimen Sk. No.2 1. Levent- İstanbul Tel: |
x-ist, 15 Kasım – 8 Aralık 2007 tarihleri arasında Erhan Özışıklı’nın “Akşamları Yemekten Sonra” başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapacak. "Akşamları Yemekten Sonra” (A.Y.S.) başlıklı sergi, Özışıklı’nın hayatlarına misafir olduğu tanıdıklarını A.Y.S. izlenimiyle tuvallerine aktardığı büyük boyutlu çalışmalardan oluşuyor. Sanatçı, akşamları yemekten sonra evde oturup yakınlarının evlerini, o anki hallerini canlandırdığı hayali yolculuklar olarak adlandırılabilecek A.Y.S izleniminin ve bu izlenimle ortaya çıkan resimlerini şöyle anlatıyor: “Akşamları yemekten sonra evde oturup yakınlarımın evlerini, o anki hallerini gözümde canlandırıyordum. Bu anlar benim için hayalimde ziyaret ettiğim evlere doğru yaptığım yolculukların yanı sıra yeni ve değişik bir rehavet hissini de içeriyordu. Eğer bu evleri belirli bir rehavet duygusunu gözeterek resmedersem, bu resimlerin karşısında durup onları izleyenleri de hem benim akşamları kanepemde otururken çıktığım gezintilere çıkarabilir hem de onlarla A.Y.S izlenimimi paylaşabilirim diye düşünüyordum. İzleyicinin resimlerde, dolayısıyla zihnimde çıkacağı bu gezintilerin benim diğer evlere yaptığım yolculuklara olan benzerliğinde, işlediğim konunun ne kadar yerinde olduğunun kanıtını bulur gibiydim… Fakat bu böyle olmadı….” Resimlerinde gerçek ile düşsel olanın sınırlarında bir "ara yer"e işaret eden Özışıklı, anlatımcılığın tuzağına düşmeden karşıtlıkları görünür kılmayı amaçlıyor. Ressam, çevresindeki insanların sıradan hallerini ya da onların hayali imgelerini resimlerine taşıyor. Renklerin seçimi ve boyanın sürülüşü ile bunlar arasındaki zıtlıklar, Özışıklı’nın resimsel dilini oluşturan en önemli unsurlar olarak öne çıkıyor. Ressamın gerçeküstücü referanslarla biçimlendirdiği yeni resimlerinde metafizik unsurlar belirginleşirken, tuvaline aktardığı semboller, sergi izleyicisinin belleğindeki işaretlere dönüşüyor. Erhan Özışıklı Kimdir? Erhan Özışıklı, 1980 yılında İstanbul’da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nü 2005 yılında tamamladı. Daha sonra yine aynı okulda yüksek lisans öğrenimine başladı. Çeşitli karma sergilere katıldı ve yarışmalarda ödüller aldı. Geçen yıl “Kesişme II”de resimleri büyük beğeniyle karşılanan ressam, gerek soyut gerekse figuratif çalışmalarıyla resim sanatının genç soluklarından biri olarak gösteriliyor. |
Paris Afiş Sergileri http://www.7inci.com/img/558/wg13125.jpg Asım İşler anısına düzenlenen Paris Afiş Sergileri bu haftasonu başlıyor. 28 Ocak'a kadar sürecek olan sergide kent insanının yaşamında önemli yer tutan reklam afişleri, tuval üzerine resimler, ve renkli gazete sayfaları üzerine gravürler sergilenecek. Sanki Paris'te bir ken turu yapmışçasına bir hava estiren sergiyi, Fransa hayranları ya da kısa bir süreliiğine de olsa İstanbul'dan ayrılmış gibi hissetmek isteyenler kaçırmamalı. Ne Zaman: 15 Aralık ? 28 Ocak Ne Kadar: Kişi başı: 8 ytl Nerede: Mac Art Gallery Adres: Mim Kemal Öke Caddesi, Lal Apt.23/3 Nişantaşı, İstanbul Tel: (212) 343 8540 |
Hollanda asıllı Maria Sezer’in ‘RAKU PLATES’ sergisi 14 Aralık-12 Ocak tarihleri arasında Galeri Kent’te sanatseverlerle buluşuyor. Maria Sezer doğa ile içiçe yaşayan, doğayı yakından gözlemleyen ve doğal malzemelerle çalışan bir sanatçı. Düşüncelerini ve hayat felsefesini anlatmak için baskı, resim, dokuma, yerleştirme (enstalasyon), fotoğraf, video, film ve seramik kullanıyor. Organik malzemelerle yerleştirmeler yaptığında, sergiden sonra bu malzemeleri doğaya geri atan sanatçı insanı da doğanın bir parçası olarak görüyor ve aynı evrelerden geçtiğine inanıyor. Bu sebeple projelerinden birinde insan vücütları üzerine çamurla doğadan aldığı motifleri yapıp bunlardan fotoğraf serileri hazırlamıştı. ‘Çamurun bir tür toprak olduğunu düşünürsek , çamurun da yaratsal kuvvetleri olduğunu düşünebiliriz. Çamurun içinde hayatın temel planı olduğunu varsayabiliriz’ diyor sanatçı. Maria Sezer’in Raku tabakları bu düşünce ile ortaya çıkmaya başladı. Sanatçı Galeri Kent’te raku tabaklarını insitu (yerinde) yapılan çamurla duvar resimleri ile beraber sunacak. Maria Sezer 1977den beri Istanbul’da oturuyor. Türkiye’ye geldiğinde Hollanda’da Breda’daki St. Joost Sanat Akademisinde dördüncü senesini bitirmişti. Istanbul’da kalmak istediği için Devlet Güzel Sanatlar Akademisine geçti ve 1980’de diplomasını aldı. Ardından Robert College’de sanat eğitmenliğine başladı ve 1996’a kadar bu işini sürdürdü. 1996’da, Mimar Sinan Üniversitesi adını alan eski okuluna dönüp, sanatta yeterlilik programına katıldı ve 2004’te bu programı bitirdi. Halen Işık Üniversitesi , Güzel Sanatlar Fakültesinde öğretim üyeliği yapan sanatçı yurtiçi ve yurtdışında birçok kişisel ve karma sergi ve çalışmalarda yer aldı. Galeri Kent Ahmet Fetgari sok. Niyagara apt.138/3 Teşvikiye/İst. Tel:0212 2256715 info@galerikent.com |
Moskova'daki Nazım Hikmet http://www.7inci.com/img/582/wg165.jpg Bu Hasret Bizim/ Kişisel Eşyalarıyla ve Özel Belgeleriyle Moskova'daki Nazım Hikmet başlıklı Nazım Hikmet sergisi bu haftasonu başlıyor. Nazım Hikmet'in daktilosundan cüzdanına, takım elbiselerinden pijamalarına, hesap cüzdanlarından imzaladığı kitaplarına kadar pek çok kişisel eşyasını bulabileceğiniz sergiyi gezmek bir belgeseli izlemek gibi. Sergide mavi gözlü devin oyuncakları bile şaşırtıcı bir şekilde mevcut. Edebiyat meraklılarının ve Nazım Hikmet severlerin bu haftasonu ne yapacağı sanırız belli oldu. Ne Zaman: 19 Ocak Cumartesi ? 22 Mart Cumartesi Nerede: Yapı Kredi Kültür Merkezi Adres: İstiklal Caddesi No: 285 Beyoğlu, İstanbul Tel: (212) 293 3710 |
Binbir Gece Balesi http://www.7inci.com/img/612/wg2.jpg Ödüle doymayan Binbir Gece Bale Topluluğu sonunda Türkiye'de. Binbir Gece Masalları'nın baleye uyarlaması olan gösteri izleyenleri büyülüyor. Azerbaycan Devlet Opera ve Bale Tiyatrosu tarafından sergilenecek bu görsel şovu sakın kaçırmayın. Bu fırsatı her zaman bulamayabilirsiniz. Ne Zaman: 01 Mart Cumartesi, 21:00 - 03 Mart Pazartesi, 21:00 Ne Kadar: Biletix 'ten, kişi başı; 45 ytl Nerede: AKM Büyük Salon Adres: İnönü Mah. Gümüşsuyu Caddesi Taksim, İstanbul Tel: (212) 245 2590 |
Cihat Burak Retrospektifi http://www.7inci.com/img/628/wg21mart5.jpg Mimar, ressam ve öykü yazarı Cihat Burak'ın yaşamını ve sanatını anlatan muhteşem bir sergi Cihat Burak Retrospektifi bu haftasonu sona eriyor. Sergiyi hala gezmediyseniz, zengin düş ve gözlem gücüyle yapılmış pek çok resimden mahrum kalmışsınız demektir. Haftasonu sergiyi gezmek için son fırsatı kaçırmayın. Ne Zaman: 12 Aralık Çarşamba ? 23 Mart Pazar Nerede: İstanbul Modern Sanatlar Müzesi Adres: Meclis-i Mebusan Cad. Liman İşletmeleri Sahası Karaköy, İstanbul Tel: (212) 334 7300 |
Rezan Has Müzesi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında gerçekleştirmeyi düşündüğümüz sergide, Atatürk’ün özellikle çocuklarla birlikte ve sosyal hayatının yansıtıldığı fotoğrafların büyük baskıların yanısıra, Atatürk’ün orjinal imzalı fotoğrafı ve imza denemeleri yer alacaktır. Aynı gün sergideki fotoğrafların çoğunun sahibi olan; Türkiye'nin 4500 adetle en büyük Atatürk Fotoğrafları koleksiyoncusu Hanri Benazus saat 15:00’da “Atatürk ve Hümanizm” adlı bir konuşma gerçekleştirecektir. Ardından şu ana kadar çoğu Atatürk ile ilgili 28 adet kitabı yayınlanmış olan Hanri Benazus kitaplarını imzalayacaktır. |
Topkapi’dan Surre Alayi geciyor Gectigimiz hafta Topkapi Sarayi'nda acilan Surre-i Humayun sergisi gorulmemis bir ilgiyle karsilandi. Osmanli Devleti'nin hac mevsiminde kutsal topraklara gonderdigi ayni ve nakdi yardimlari goturen Surre Alayi'na ait paha bicilmez objeler, yaklasik 100 yil sonra gun yuzune cikti. Yil 1916; Medine'den bir tren, degerli esyalar yuklu olarak Istanbul'a dogru yola cikar. O zamanlar 1. Dunya Savasi vardir ve Medine bosaltilmistir. Osmanli'nin Hicaz Muhafizi Fahreddin Turkkan Pasa da Mescid-i Nebevi hezinesinde muhafaza edilen maddi ve manevi degere sahip butun objeleri, savas sirasinda yagmalanmasindan korkarak trenle Istanbul'a gonderir. Yil 2008; Birinci Dunya Savasi'nin kaos ortaminda Istanbul'a getirilen paha bicilemeyen objeler, Osmanli padisahlarinin Mekke ve Medine'ye gonderdikleri Surre-i Humayunlarin hatiralariyla birlikte Topkapi Sarayi'nin depolarindan cikarildi ve sergilenmeye baslandi. Kultur Bakanligi, Istanbul Buyuksehir Belediyesi Kultur A.S. ve Topkapi Sarayi isbirligiyle sergilen eserler, bir taraftan kutsal topraklarin kokusunu hissettiriyor, bir taraftan da Osmanli'nin Mekke, Medine ve peygamber sevgisini gozler onune seriyor. Surre kelime olarak para kesesi demek. Terim olarak, Osmanli Devleti tarafindan her yil hac mevsiminde Mekke ve Medine ahalisine gonderilen ayni ve nakdi yardimlari ifade ediyor. Surre Alayi ise bu yardimlarla birlikte kutsal topraklara gidemeyenlerin gonderdigi hediyeleri ve Kâbe'nin yeni ortusunu tasiyan kafileye deniliyordu. Bu kafileye dunyanin dort bir tarafindan gelerek Istanbul'dan yola cikan haci adaylari da katiliyordu. Simdi olimpiyat atesi gittigi sehirlerde nasil heyecanla karsilaniyorsa Surre Alayi da her gittigi sehirde heyecanla karsilaniyordu. Her sehirde hacca gitmek isteyenler bu kafileye dahil olur, gidemeyenler ise kutsal topraklara gonderecekleri hediyeleri verirdi. Hazine degerinde bir yukle gittigi icin de alaya askerler eslik ederdi. Iste boyle gorkemli bir hikâyeye sahip Surre Alayi, kutsal topraklara en son 1917 yilinda gonderilmis; fakat Sam'dan oteye gidememis ve gelenek ortadan kalkmis. Surre Alayi'ndan geriye gorkemli hikâyesinin yaninda Topkapi Sarayi'nda korunan Surre Alaylarina ait esyalar ile Fahreddin Pasa'nin gonderdigi eserler kalmis. 15. ve 19. yuzyillar arasindaki doneme ait bu kiymetli koleksiyonda; halilar, seccadeler, Kâbe kapisi anahtarlari ve kilitleri, Kâbe ortuleri, ipek ve altin sirma keseler, yakut-zumrut islemeli samdanlar, Surre devesinin degerli taslar ve altinla islenmis ortuleri, Kur'an-i Kerim kaplari gibi bircok cesit obje var. Surre devesi Surre Alayi'nin basinda Kâbe ortusunu ve degerli hediyeleri tasiyan ve sirf bunun icin yetistirilmis develer bulunurdu. Bu develere Mahmil Devesi denirdi. Onlara baska yuk yuklenmez ve asla binilmezdi. Ozel olarak yetistirilirler ve sadece hacca gider gelirlerdi. Surre devesinin nesli de sadece bu isi yapardi. Develere mercan, lapis lazuli ve gumus islemeli ortuler giydirilir. Altin sirma islemeli kadife ortuler icinde hediyeler tasitilirdi. Hangi hediye kimin onceden belliydi Surreler daha yola cikmadan yardimlarin gidecegi sahislarin butun ayrintilari bir deftere yazilirdi. Bu defterlere surre defterleri denirdi. Arsivlerde ki en eski surre defteri 1601 yilina ait 16 sayfalik bir nusha. En son defter ise 1909 tarihine ait. Murassa aski Altin yaldizli gumusten yapilan bu aski gumus, yakut, zumrut, firuze elmas ve zebercet ile suslenmis. 18. yuzyil sonu 19. yuzyil basina ait oldugu saniliyor. Kâbe'ye gidemeyenlere ozel sergi Mukaddes beldelere gidip yuz surme imkâni olmayan sultanlar ve halk, kandil, samdan, buhurdan, tespih, Mushaf ve en kiymetli sanat eserlerini "benden bir nisane olsun" deyip Surre Alayi ile gonderirdi. Bu hediyelerin en kiymetlilerinden birisi muzede bulunan "Kevkeb-i Durri" elmasi; Sultan 1. Ahmet'e babasindan kalmis, padisah da bunu "Boyle bir elmas bize degil 'Alemlerin Sultani'na yakisir" diyerek Hazreti Peygamber'in kabrine hediye etmisti. Kutsal topraklara gidemeyenler icin bu sergi bulunmaz bir nimet. Yine Kâbe'nin anahtar ve kilitlerini, oraya gonderilen paha bicilemez eserleri gorebilirsiniz. Bayhan: Topkapi'dan daha cok sergi cikar Istanbul Buyuksehir Belediyesi Kultur A.S. Genel Muduru Nevzat Bayhan, Topkapi'da Surre-i Humayun gibi yuzlerce sergi cikartacak kadar bollukta eser oldugunu soyluyor. Kultur AS ile Topkapi Sarayi'nin ortak calismasiyla hazirlanan sergi, 25 Mayis'a kadar Topkapi Sarayi'nda gezilebilir. Kâbe'ye giden altin torbalari Osmanli Devleti tarafindan her yil hac mevsiminde Mekke ve Medine ahalisine ayni ve nakdi yardimlar gonderiliyordu. Bunlari ve hac kafilesini Istanbul'dan kutsal topraklara goturen alaya Surre Alayi deniyordu. Ilk defa Abbasi Halifesi El-Muktedir Billah, 924 yilinda surre adi altinda, Mekke ve Medine ahalisine para gonderdi. Kutsal topraklara surre (para) gonderen ilk Osmanli hukumdari ise Yildirim Bayezid Han'di. Misir'in fethinden sonra Osmanli'nin vazife olarak ustlendigi surre, asirlar boyu karadan gitmis. Daha sonra karayolunun uzun olmasi ve guvenlik sorunlari nedeniyle denizden gonderilmis. 1908'de 'Hicaz Demiryolu' hatti acilinca surreler yine karadan gonderilmeye baslandi. 1915'e kadar Mekke'ye surre gonderilmesi devam etti. Birinci Dunya Savasi'nda Mekke Emiri Serif Huseyin'in 1916'daki isyanindan sonra surre, Medine'ye kadar gitse de Mekke'ye ulasamadi. 1917 yilinda gonderilen son surre ise Sam'dan oteye gidemedi. Boylece 1517 yilinda Sultan Selim'in Misiri almasiyla Osmanli'ya gecen surre gelenegi, 1917 yilinda trajik bir sekilde son buldu. |
Rezan Has Müzesi'nden 2 Sergi Anadolu’da Pişen Toprak ve Türk Resim Sanatı’nın Bir Asırlık Öyküsü başlıklı iki önemli sergi 22 Temmuz’a kadar Kadir Has Üniversitesi Rezan Has Müzesi’nde görülebilir.Rezan Has Müzesi’nde yer alan bu iki sergiyle sanatseverler, Türkiye’nin hem tarihsel mirasını, hem de modern resmin temelini oluşturan yapı taşlarını birlikte değerlendirebilme şansına sahip oluyorlar. Gönül Paksoy’un İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kayıtlı koleksiyonu’nun bir bölümünden oluşan “Anadolu’da Pişen Toprak” sergisi, M.Ö. 7000 - M.S. 1500 tarihleri arasındaki 8500 yıllık döneme ait eserlerden oluşuyor. Uygarlıklar beşiği Anadolu’nun çağlar boyu süren serüveninin sessiz ve gizemli tanıkları olan bu eserler, bin yılların bilgelik ve estetiğini bugüne taşıyor. “Türk Resim Sanatı’nın Bir Asırlık Öyküsü” adlı sergiyse Osman Hamdi Bey, Hoca Ali Rıza, Halil Paşa ve Sabri Berkel gibi önemli ressamlarının eserlerinden oluşuyor. Sergi kapsamında 19. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan Türk resim geleneğinin karakteristik örneklerini bir arada görmek mümkün. “Anadolu’da Pişen Toprak” ve “Türk Resim Sanatı’nın Bir Asırlık Öyküsü” başlıklı sergiler, 22 Temmuz’a kadar 09:00 - 18:00 arası Rezan Has Müzesi’nde ücretsiz olarak görülebilir. “Anadolu’da Pişen Toprak” ve “Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü” Kadir Has Üniversitesi, Cibali Kampüsü Rezan Has Müzesi |
| Saat: 13:48 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık