MsXLabs
Sayfa 1 / 2

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Soru-Cevap (https://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/)
-   -   Siyasi alanda yapılan inkılaplar nelerdir? (https://www.msxlabs.org/forum/soru-cevap/211882-siyasi-alanda-yapilan-inkilaplar-nelerdir.html)

furkan81 20 Kasım 2008 21:55

sıyası alanda yapılan ınkılaplar


Keten Prenses 20 Kasım 2008 21:57

SİYASAL ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR
«
SİYASAL ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR
• Saltanatın kaldırılması ( 1 Kasım 1922)
• Ankara’nın başkent olması (13 Ekim)
• Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
• Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
• Siyasi Partiler kuruldu.
a) Cumhuriyet Halk Fırkası:Cumhuriyet döneminin kurulan ilk siyasi partisidir. Atatürk tarafından 9 Eylül 1923’ de kuruldu.
b) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası: İlk muhalefet partisidir. Kazım Karabekir ve arkadaşları tarafından 17 Kasım 1924’te .kuruldu. Bu partinin Şeyh Sait isyanı ile bağlantısı olduğu düşünülerek 3 Haziran 1925’de kapatıldı.
c) Serbest Cumhuriyet Fırkası:Fethi Okyar tarafından 12 Ağustos 1930’da kurulmuştur. Laiklik ve Cumhuriyet karşıtlarının bu partide toplanmaya başlamasıyla kurucusu tarafından 17 Kasım 1930’da kapatıldı.


Ziyaretçi 27 Kasım 2008 10:28

ben bu soruyu yapamadım


Misafir 27 Kasım 2008 10:31

Kısaca şöyledir:
Alıntı:

SİYASAL ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR
• Saltanatın kaldırılması ( 1 Kasım 1922)
• Ankara’nın başkent olması (13 Ekim)
• Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
• Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
• Siyasi Partiler kuruldu.
a) Cumhuriyet Halk Fırkası:Cumhuriyet döneminin kurulan ilk siyasi partisidir. Atatürk tarafından 9 Eylül 1923’ de kuruldu.
b) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası: İlk muhalefet partisidir. Kazım Karabekir ve arkadaşları tarafından 17 Kasım 1924’te .kuruldu. Bu partinin Şeyh Sait isyanı ile bağlantısı olduğu düşünülerek 3 Haziran 1925’de kapatıldı.
c) Serbest Cumhuriyet Fırkası:Fethi Okyar tarafından 12 Ağustos 1930’da kurulmuştur. Laiklik ve Cumhuriyet karşıtlarının bu partide toplanmaya başlamasıyla kurucusu tarafından 17 Kasım 1930’da kapatıldı.


Ziyaretçi 3 Aralık 2008 12:48

Siyasi alanda yapılan diğer inkılaplar nelerdir?
 
bana siyasi alanda yapılan diğer inkılaplar nelerdir? bu soruyu bulurmusunuz?


fadedliver 3 Aralık 2008 12:50

Siyasi Alanda Yapılan İnkilaplar Nedir

Siyasi Alanda Yapılan İnkılaplar

1)saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti’nde anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 anayasası (İkinci anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM’de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk’e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası
5.f)Menemen Olayı


Ziyaretçi 13 Ocak 2009 14:38

siyasi alanda yapılan inkılaplar
 
cumhuriyetten önce ve sonra yapılan inkılaplarla siyası alanda yapılan inkılaplar


Misafir 10 Ocak 2010 21:52

siyasi alanda yapılan inkılapların öncesi ve sonrası


Misafir 14 Ocak 2010 16:50

siyasi alanda yapılan inkılapların önemi nedir???


Misafir 21 Şubat 2010 19:57

ya siyasi alanda yapılan inkılapların öncesi ve sonrası ufffffffffffffffffffffffffffffffffffffffff


asel karen 11 Mart 2010 18:08

halifeliğin gücü
 
HALİFELİĞİN GÜCÜ
Asel Karen
(Halifeliğin Kaldırılması 3 Mart 1924)

Evet Osmanlı devletinin zayıflaması ile Halifeliğin maddi gücüde azalmıştı.
Ama manevi gücü hala sürüyordu.Üstelik etkinliği sadece Osmanlı sınırları içinde değil,Sünni Müslümanların yaşadığı bütün coğrafyada sürüyordu.Bu,o kadar öyleydi ki,1867’de Doğu Türkistan’da bağımsızlığını kazanarak devlet Kuran Yakup Han hemen Osmanlı Halifesine bağlılığını bildirmiş,devletinin Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası olarak kabul edilmesini dilemiş ve kendisine biat ettiğini bildirmiştir. (Kaynak:Wikipedia:Yakup bey maddesi)

Aşağıdaki satırlar şimdiki gençlere mübalağa gibi gelebilir ancak Halifenin Bayrağının gücünü göstermesi açısından ibret vericidir;
“XIX.asrın ortalarında Siyah Afrika’nın Avrupalılar’ca keşfi sırasında Avrupalılar,ancak Türk bayrağı ile kara Afrikası’na girebilmişler,Türk bayrağı taşımayan Avrupalılar öldürülmüş veya pişirilerek yenmiştir.Padişahın (Halife’nin) bu korkunç nüfuzu başta İngiltere olmak üzere emperyalist devletleri çok ürkütmüş ve fevkalade kızdırmıştır.II.Abdülhamid’i cihan devleti İngiltere,birinci düşmanı görmüştür.” (Kaynak:Y.Öztuna,BTT.c:10 sf:37-38)
ERTUĞRUL ÖZKÖK’ÜN ŞAHİTLİĞİ
Bu gücün canlı tanıkları da vardır.2007 yılında güney afrikaya seyahat eden Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök,Rodezyayı keşfedip adını veren Cecil Rhodes’in terekesi arasında Osmanlı Bayrağının da yer aldığını gördüğünü hayretle nakleder:

“..Burası, bir anlamda ırkçı "Apartheid" rejiminin sembolik mekánı.
Çünkü, yeryüzünün bugüne kadar tanıdığı en büyük emperyalist Cecil Rhodes bu evde yaşadı.
Güney Afrika madenlerini bulan, demiryolunu getiren, Rodezya'yı keşfedip oraya adını veren insan.

Yemekten önce, Kanadalı bir genel yayın yönetmeni ve eşiyle birlikte evi geziyoruz.
İkinci katta mütevazı bir odaya giriyoruz.
Sol tarafta küçük, tek kişilik bir yatak duruyor.
Duvarlarda birkaç tablo, fotoğraf, bazı kitaplar ve bir çalışma masası var.
Yanımıza yaklaşan 70 yaşlarında, beyaz sakallı bir görevli, "Burası Cecil Rhodes'un öldüğü oda" diyor.
Yani bir emperyalistin ecel odası...
O anlatırken duvarda çerçeveli bir tablo dikkatimi çekiyor.
Daha doğrusu, iki bayraktan oluşan bir kompozisyon.

Bir tarafı Türk bayrağı. Ortasında bir İngiliz imparatorluğu bayrağı var.

Yan tarafında ise bir gemi çıpası.
Yaşlı görevliye, "Bu neyi simgeliyor" diye soruyorum.
"Cecil Rhodes'un emperyal ruhunu" diyor.
O dönemin iki büyük imparatorluğunu. Osmanlı ve İngiliz'i.
Ya gemi çıpası?
"O da büyük bir emperyalistin ruhundaki tek bayrağı. Yani, fethedilecek kıtaları, aşılacak okyanusları simgeliyor."Kaynak Hürriyet Gazetesi






ÇOCUĞUNU SATTI,HALİFEYE YARDIM ETTİ
İstiklal savaşı sırasında Türkiye’ye yapılan maddi yardımlarda İslam dünyasında Halifeliğe olan teveccühün göstergesidir.Bunların bir kaçı şöyledir;
Türkistan Türkleri 100 000 000 ruble ki 5 milyon altın eder;Hindistan Müslümanları 500 000 altın,Mısır 900 000 altın,Azerbaycan 1 milyon ruble altın,62 tank petrol ve gaz yağı göndermiştir.
Müslümanlar esaret altındaki Halifenin kurtuluşu için varını yoğunu seferber etmişlerdir.Bu konuda anlatılan bir olay insanın tüylerini diken etmektedir;

“YARDIM etmek istiyordu ama, verecek hiçbir şeyi yoktu. Yoksulluk mazeretinin arkasına sığınmak istemedi. Zor bir karar aldı. Çocuğunun elinden tuttu ve esir pazarına götürdü.

Çocuğunu orada, ömür boyu bir ırgat olarak çalışmasını göze aldı. Bir anne olarak kendisi için paha biçilemez kıymetteki çocuğu için biçtikleri fiyat karşısında beyninden vurulmuşa dönmüşse de, bu alışverişten eline geçen üç beş kuruşa daha çok ihtiyacı olan insanlar olduğunu düşündü. Sonunda bağrına taş bastı ve çocuğunu sattı.

Yukarıda bahsi geçen Hintli bir Müslüman kadın. Çocuğunu sattıktan sonra eline geçen parayı gönderdiği yer ise Anadolu. Yardımın amacı ise Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yürütülen Türk Kurtuluş Savaşı’nı desteklemek.

Bu hâdiseyi yıllar evvel Profesör Mim Kemal Öke’nin Hilâfet Hareketleri kitabında okuduğumda kanımın donduğunu hissetmiştim. Bu vatan bağımsızlığını bu tür fedakârlıklarla kazandı.”
(Kaynak:Tercüman gazetesi)

HALİFELİĞİN KALDIRILMASI KİMLERİ RAHATLATTI ?
Namazda kıble Mekke idi ama,hemen sonraki hutbede artık İstanbul’du,Darü’l Hılafe idi.Bu durum sömürgeci ülkeleri,en başta İngiltere olmak üzere dehşetli ürkütmüştür.Zira İngiltere,Fransa,Rusya,Hollanda,yüz milyonlarca Müslüman tab’ası olan sömürgeci devletlerdi..Sultan Vahdettin,İstanbul’da İngilizlerin esiri durumunda bir zavallı idi ama,İngiliz İmparatorluğununu yarısında İngiltere kralının değil, onun adı en büyük törenler ve saygılarla anılıyordu.Bu durum bilinmeksizin,emperyalist devletlerin siyaset ve entrikalarındaki inceliklerin ve bazı meselelerin anlaşılması mümkün değildir. (Y.Öztuna, BTT, c:8,sf:57)


Misafir 29 Mart 2010 20:11

siyasi alan yapılan inkılaplar nelerdir


Misafir 6 Nisan 2010 16:44

ya siyasal alanda yapılan ilnkılaplarla siyasi alanda yapılan inkılaplar aynı şey diil mi?


Misafir 6 Nisan 2010 16:53

Alıntı:

Misafir adlı kullanıcıdan alıntı (Mesaj 1743166)
siyasi alan yapılan inkılaplar nelerdir

Alıntı:

Misafir adlı kullanıcıdan alıntı (Mesaj 1750237)
ya siyasal alanda yapılan ilnkılaplarla siyasi alanda yapılan inkılaplar aynı şey diil mi?


SİYASAL ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR

• Saltanatın kaldırılması ( 1 Kasım 1922)

• Ankara’nın başkent olması (13 Ekim)

• Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)

• Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)

• Siyasi Partiler kuruldu.

a) Cumhuriyet Halk Fırkası:Cumhuriyet döneminin kurulan ilk siyasi partisidir. Atatürk tarafından 9 Eylül 1923’ de kuruldu.

b) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası: İlk muhalefet partisidir. Kazım Karabekir ve arkadaşları tarafından 17 Kasım 1924’te .kuruldu. Bu partinin Şeyh Sait isyanı ile bağlantısı olduğu düşünülerek 3 Haziran 1925’de kapatıldı.

c) Serbest Cumhuriyet Fırkası:Fethi Okyar tarafından 12 Ağustos 1930’da kurulmuştur. Laiklik ve Cumhuriyet karşıtlarının bu partide toplanmaya başlamasıyla kurucusu tarafından 17 Kasım 1930’da kapatıldı.




Misafir 9 Nisan 2010 23:34

SİYASİ ALANDA YAPILAN İNKİLAPLAR
 
SİYASİ ALANDA YAPILAN İNKİLAPLAR

İnkılap, kelime anlamı ile değişme, bir halden başka bir hale dönmeyi ifade eder. İnkılap; Arapça “ kalp” kelimesinden gelmiş olup, bir milletin sahip olduğu siyasi, sosyal ve askeri alanlardaki kurumların devlet eliyle makul ve ölçülü metotlarla köklü bir şekilde değiştirilmesi olarak tanımlanmaktadır. İnkılap ve devrim kelimelerinin Fransızca karşılığı “révolution”, İngilizce karşılığı “revolution”dur. Kelime Latince kökenli olup, revolvere kelimesinden gelmektedir. Revoultion kelimesi, ani ve şiddetli, kökten bir değişikliği ifade etmek üzere ilk defa 1789 Fransız İnkılabı ile kullanılmaya başlanmıştır. Kelime genel olarak, inkılabı ifade etmek için kullanılmışsa da, büyük harfle yazıldığında da Fransız inkılabını ifade eder. Fransız inkılabına Fransız ihtilali de denilmektedir. Dilimizde kullanılan inkılap kelimesi de bu yüzden, çok defa ihtilal kelimesi ile karıştırılmaktadır. Bazı yazarlarların eserlerinde, Türk İnkılabı, ihtilal olarak ifade edilmektedir. Aslında inkılap ve ihtilal aynı şeyleri ifade etmez. İhtilal, inkılabın bir evresini, mevcut otoriteye karşı gelmeyi, zora başvurmayı öngörür. İhtilal kelimesinin Fransızca ve İngilizce tam karşılığı mevcut değildir.

Bir başka anlamı ile ihtilal, karıştırmayı, düzensizliği ve karışıklığı ifade eder. İnkılap sözcüğünün karşılığı ise, “yerleşik toplumsal düzeni köklü, hızlı ve geniş kapsamlı olarak niteliksel değiştirme ve yeniden biçimlendirme eylemi” olarak açıklanmaktadır. Türk Hukuk Lugatına göre, “inkılap, eski bozuk düzenin, köhnemiş düzenin yıkılmasından sonra yapılan yenileştirme hareketidir.” Bu anlamda inkılap, ne hazırlık safhasını ne de aksiyon safhasını içermemektedir. İnkılap, basit bir olay değildir. Bir ülkenin sosyal bünyesinin kökten ve genel olarak değişikliğini ifade eder. Önemli bir halk hareketi olarak görülür ve genellikle kuvvet kullanımını gerekli kılar. İnkılap, yeni bir sosyal düzenin yerleşmesi amacına yönelik olarak da bir tür iktidarı ele geçirme tekniğidir. İnkılap deyimi, belirli alanlarda sosyal yönden, önemli değişiklikleri de ifade etmek üzere de kullanılır.

İnkılap, evrim veya tekamül (evolution) ve ıslahattan (reforme) farklıdır. Evrim veya tekamül genel anlamda tedrici gelişmeyi, değişikliği ifade eder. “Yavaş yavaş açılma ve şekil alma” anlamına gelir. Reform veya eski deyimle ıslahat, toplum hayatında belirli alanlarda yapılan düzeltmelerdir. Reformlar, o ülkenin hukuk düzenine uygun olarak yapılır, tedricidir, zorlayıcı değildir. İnkılap, hükümet darbesinden de ayrı ve farklı bir anlam taşır.

Hükümet darbeleri sadece iktidardaki kişileri değiştirirler. Toplumdaki sosyal, ekonomik yapıya ilişmezler. İnkılap ise her şeyden önce siyasal ve sosyal yapının kökten değiştirilmesini amaç edinir.
Geniş anlamda anılan inkılap kelimesi yanı sıra dilimizde bir de dar anlamda inkılap kelimesi kullanılır. Dar anlamda inkılap, sosyal hayatta ve sosyal müesseselerde belli yönlerden kökten değişmedir. Bu değişme, gelişme şeklinde ve genel anlamda inkılabın ana amacına uygun olarak gelişir. Milliyetçilik prensibinin tabii bir sonucu olarak dil ve tarih inkılapları, batılaşma prensibinin de sonucu olarak Şapka ve Harf inkılabının kabulü ve devletin laikleştirilmesi, dar anlamda inkılabı ifade eder. 1961 anayasasında da yer alan “Atatürk devrimleri” deyimi, dar anlamda anılan inkılapların topunu birden belirtmek üzere kullanılmıştır. Türk İnkılabı veya Atatürk İnkılabı denildiğinde, geniş ve şümullü anlamı ile Kurtuluş Mücadelesini de içine alan Büyük Türk İnkılabı ifade edilir.

Sonuç olarak inkılap basit ve sadece bir olay değildir. Yeni bir hukuki düzenlemenin aynı zamanda hareket noktasıdır ve idare edenlerin hukuk anlayışına karşı da müeyyidedir. Toplum mevcut olduğu andan itibaren fiil olarak inkılap da mevcut olmuştur. İnkılap fiili, inkılap fikrinden öncedir. İlkel toplumlarda bu tür hareketler, ya topluluğun ihtiyaçlarının tatmin olmamış olmasından veya politik grupların ihtiraslarından doğan şuursuz hareketleridir. Ancak XVIII’ inci yüzyıldan itibaren toplumda gelişmeler, topluma yeni bir yön vermenin zorunluluğunu ortaya koymuştur. Amerikan ve Fransız inkılapları yeni bir

fikrin, yeni bir dünya anlayışının zaferidir. Toplumu geliştirmek için insan aklının düşündüğü reformlar, aynı zamanda toplumu düzenleyen kuralları da değiştirmek gücüne sahip olmak istemişlerdir. Gelişmeye toplum düzeninin sert bir şekilde engel oluşu, iktidarların tarihi ve sosyal gelişme önünde direnmeleri inkılabı halk hareketi olarak zorunlu kılmıştır. İnkılap kaçınılmaz bir gelişmenin biraz sert ve fakat çabuklaştırılmış şeklidir. İnkılap, topluluğun hastalığına bir çaredir. İnkılap, iktidarı yenileştirme ve kuvvetlendirme gibi tarihi bir fonksiyonu da yerine getirir.

İnkılabın Unsurları

İnkılap, halk hareketi olarak mevcut düzeni zor kullanarak yıkmayı ve yıkılan düzen yerine yeni bir düzen kurmayı ifade eder. Bu tarife göre inkılap olayının unsurları şunlardır:

a. İnkılap önce bir halk hareketidir. Hareketten maksat ani ve enstantane bir hareket değildir. Modern inkılap teorisi, inkılabın sanıldığının aksine ani bir olay, birden patlak veren bir hareket olmayıp için için gelişen, oldukça uzun bir sürecin eseri oluğunu ortaya koymaktadır.
Buna göre bir inkılapta bir hazırlık, patlama ile başlayan bir uygulama devresi mevcuttur.
İnkılabın en başta gelen bir özelliği de topluma mal edilmesi, toplumca yapılan bir hareket olmasıdır. Bir kişiye, bir zümreye, bir sınıfa dayanılarak yapılan inkılap, toplumca benimsenmedikçe gerçek anlamda bir inkılap niteliğini taşımaz.

b. İnkılap mevcut düzeni yıkma olayıdır. Mevcut düzenin yıkılması, mevcut hukuk düzenine karşı gelmeyi, kanuna, aykırı olan harekete geçmeyi gerekli kılar. Dayanağını direnme hakkında bulan bu toplum hareketi, eskimiş, yıpranmış ve iktidarda bulunanların zorla devama çalıştıkları eski düzenin yıkılmasını öngörmektedir.

c. İnkılap, yıkılan düzen yerine yeni bir düzen kurmayı amaç edinir. İnkılap, yıkılan düzen yerine yeni bir düzen kurmayı amaç edinmekle inkılabın yeni bir hukuki düzen olduğu,
gelecek hukuk düzeninin geçerliliğinin temelini teşkil ettiği anlaşılır. İnkılap, eski hukuk düzeninin enkazı üzerinde yeni hukuk düzeninin kuruluşudur.

İnkılabın Evreleri (Safhaları)

İnkılap üç evrede gerçekleşir;

a. Birinci Evre: Birinci evreyi teşkil eden fikri cephe, cemiyette değişiklik fikrinin tohumlarının atıldığı ve geliştirildiği devredir. Düşünürlerin, yazarların ve filozofların hazırladıkları ve yön verdiği devredir. İnkılaplar önce akla dayanan yeni bir sosyal düzen arayan fikirler olarak doğar. Ölçülü bir istek ve şüphe iken, taraftar bulunca iman ve ihtiras haline gelir. İnkılap fikirleri halk yığınlarınca benimsenirse güç ve kuvvet kazanır.

b. İkinci Evre: İkinci evre, hazırlık evresinin tamamlanmasından sonra gelir ve aksiyon safhasıdır. Dar anlamı ile ihtilali ifade eder. İhtilal başarı gösterirse meşruluk kazanır. Modern ihtilaller bir tabiye ve taktik işidir. Disiplinli ihtilalciler ister.

c. Üçüncü Evre: Üçüncü evreyi, yıkılan, bozulan düzenin yerine bir yenisini kurma fiili teşkil eder. Yeniden kurma ile inkılap başarılmış olur. İhtilal kelimesi, canlı ve enerjik bir hareketin ifadesi olmakla beraber, inkılabın ancak bir safhasını, daha doğrusu tamamlanmamış durumunu ifade eder. İnkılap siyasi ve hukuki hüviyeti olan bir topluluk içerisinde eskilerin yerini yeni bir idarenin, yeni bir düzenin ve yeni müesseselerin almasıdır. İnkılapta topluma yeni ve ileri bir fikre dayanan yeni bir düzen ve değer getirilmiş olur.

İnkılapçılık ise; kurucu ve yapıcı bir düşünceyle modern toplum hayatında yeni ilerleme ve gelişmelere imkan hazırlamaya yönelik bir düşünceyi benimsemektir. İnkılapçılık bir taraftan uygarlık gereği yeni inkılapları öngörürken, diğer taraftan da ileriye yönelmeyi gerekli kılmaktadır. İnkılapçılıkla, Türk toplumu endüstri, bilim, teknoloji, tıp ve sanayi gibi her

alanda, her türlü gelişmeye yabancı kalmayacak kendini çağın gereklerine göre yenileyecektir. Bu anlamda, inkılapları sevmeyi ve korumayı, onları medeni ve insani
yaşayışın gereği olarak savunmayı öngörür. İnkılapçılık diğer bütün ilkeleri içine alır yani hepsini kapsayan genel bir ilkedir.

Türk İnkılabının Özelliği

Türk inkılabı, bir diriliş ve yenilik hareketidir. Milli bağımsızlık ve milli egemenlik mücadelesidir. Dışarıda işgalciye, içeride Sultan – Halifeye karşı birlikte, bir arada yapılmıştır. Milleti batıya – batı kültürüne, batı zihniyetine götüren kökten sosyal bir deşişikliktir. “Türk inkılabı Türkiye’de doğu kültürü yerine batı kültürünü kurmuş, softa zihniyeti yerine, modern zihniyeti getirmiş ve şeriat zihniyetinin söndürdüğü milli şuuru, milletin ruhunda uyandırmıştır.” Paul Gentizon (Pol Jantizon) “Hulasa, 1922’den 1928’e kadar Türkiye’de cereyan eden hadiselere benzer bir sey bütün dünyada vukua gelmiş değildir. Tabiri caiz ise, bütün bir millet derisini değiştirmiştir.” Türk inkılabı, amaç, hazırlanış ve uygulama yönünden diğer inkılaplardan çok farklılık gösterir. Fikir yönünden hazırlık, inkılabın kaynağını teşkil eder. Fransiz ihtilalini hazirlayan fikirleri, Fransız yazar ve fikir adamları Voltaire (Volter) ve Montesquieu (Monteskiyö), Diderot (Didero), Jena Jacques Rousseau (Jan Jak Ruso) yüzyıllar boyunca çalışma ve eserleriyle ortaya koymuşlardır. Türk inkılabı bir doktrin hareketinin sonucu değildir ve bir doktrine de bağlı değildir. Türk inkılabı Osmanlı Devleti’nin tarihi kaderine tabi olmasi sonucu olarak önce bir vakia ve daha sonra bu vakiaya bağlı bir fikir olarak ortaya çıkmıştır.

“Türk inkılabını bir başka özelliği de ondaki paragmatik durum ve her türlü teorik ve ideolojik hazırlığın yokluğudur. Öyle ki, Türk inkılabı hiç meydanda yokken, birden hakikat olmuştur. Tarih böyle bir ideolojik hazırlık için, ne Mustafa Kemal’e ne de Türk milletine vakit bırakmamıştır. Her ikisi de inkılap yapmak vaziyetine getirilerek tarih içinde irticalen birtakım işler yaratmak mecburiyetinde bırakılmışlardır.”

19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Atatürk’ün esas amacı yeni bir Türk devleti kurmaktı. Yeni Türk devleti bir taraftan milli egemenlik diğer taraftan da milli bağımsızlık mücadelesi ile birlikte kurulmuştur. Yeni devletin kuruluşunun baş özelliği inkılaplarla birlikte, bir arada kurulmuş olmasındandır. Türk inkılabının amacı sona eren Osmanlı İmparatorluğu yerine özgür ve bağımsız yeni ve modern bir devlet kurmaktı. Yeni Türk Devletini kurma amacı Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihi görevinin sona ermesi ile ortaya çıkmıştır. Esas problem, Osmanlı İmparatorluğu yıkıldığı için bu devleti yeniden kurmak değil, yıkılmaya yüz tutan ve fiilen yıkılan bir devletin yerine yeni ve modern bir devletin kurulmasıdır. Türkler, bu bakımdan sürekli bir devlet Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntıları üzerine kurulan yeni Türk devleti, Türk milletinin devlet kurma konusunda kabiliyetine ve üstün başarısına bağlı kalmıştır. İnkılapla Türk Milleti siyasi ve hukuki topluluk olarak modern bir devlet, sosyal yönüyle ileri ve medeni bir toplum olma tercihini yapmıştır.

1789 Fransız ve 1917 Rus inkılaplarından farklı olarak Türk inkılabında, inkılabın hazırlığını yapanlar, fikri yönden olgunlaştıranlar ve onu aksiyon alanında başarıya götürenler aynı kişilerdir. Büyük Atatürk, Türk inkılabının hem fikri hazırlığını yapmış, hem de aksiyon alanında onu başarıya ve zafere ulaştırmıştır. İnkılapçı Atatürk, artık zamanını tamamlamış olduğuna inandığı bir imparatorluğun üzerine yepyeni temellere dayanan bir devlet kurmuştur. Atatürk, inkılabı başarıya ulaştırırken aynı zamanda özgür, bağımsız, modern ve yeni bir devlet kurmuştur. Yeni devletin kuruluşu önce fikri yönden bir hazırlık çalışması gerektirmiştir. Türk inkılabının amacını teşkil eden yeni devlet kurma fikri Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihe intikali ile ortaya çıkmıştır.

Yeni Türk Devleti’nde yapılan inkılapları; siyasi alanda, hukuk alanında, eğitim ve kültür alanında, sosyal alanda ve ekonomi ve sağlık alanında yapılanlar olmak üzere beş ana grupta toplamak mümkündür. Bu inkılaplar gruplarına göre şunlardır;


A) Siyasi Alanda Yapılan İnkılaplar

1)Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni Türk Devleti’nde Anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 Anayasası (İkinci Anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM’de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I Hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk’e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası
5.f)Menemen Olayı


Misafir 11 Kasım 2010 19:05

halifeliğin kaldırılması nedir???


Misafir 12 Kasım 2010 10:18

Toplumsal ve Sosyal alanda yapılan devrimler
 
Kadınların Erkeklerle Eşit Haklara Sahip Olması(1934)
Şapka ve Kıyafet Devrimi (Şapka Kanunu), (25 Kasım 1925)
Lâkap ve Unvanların Kaldırılması (26 Kasım 1934)
Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)
Laiklik (1928)
Milletlerarası Takvim ve Saatin, Yeni Rakamların Kabulü ve Ölçülerde Değişiklik (26 Aralık 1925 - 26 Mart 1931)
Tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925)


Misafir 28 Kasım 2010 12:07

siyasi alanda yapılan inkilap ların eski ve yeni olusumu
 
çok önemli


Misafir 29 Kasım 2010 16:18

inkilap soyleyin lan bana (siyasi alanda olsun lıtven)


Misafir 29 Kasım 2010 19:22

inkılap demek cunmhuriyetten önce ve sonra yapılan yeniliklerdir...


Misafir 30 Kasım 2010 13:41

Siyasi Alanda Yapılan İnkilaplar Nedir

Siyasi Alanda Yapılan İnkılaplar

1)saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti’nde anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 anayasası (İkinci anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM’de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk’e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası
5.f)Menemen Olayı


Misafir 30 Kasım 2010 15:19

Ulu önder Mustafa kemal Atatürk’e borçlu olduğumuz cumuhuriyet rejimini oldukça detaylı bir şekilde anlatan çok işinize yarayacak bir proje/araştırma

A- Yönetim Şekli Cumhuriyet
Cumhuriyet; devlet reisi, millet veya millet meclisleri tarafından muayyen müddet için seçilen hükümet şeklidir2.
İslâmiyet’ten önce Türk Devletlerinde Devlet Başkanları yani Hanlar Kurultay tarafından seçilirdi. Türklerin bu Cumhuriyetçi anlayışına karşın Osmanlı Devleti tamamen teokratik bir devletti. Padişah’ın tek otorite olması, Atatürk’te Cumhuriyet ve millî hakimiyet fikirlerinin gelişmesinde çok etkili olmuştur. Diğer yandan o dönemdeki milliyetçilik fikirlerinin etkisinde kalmış ve ateşli bir milliyetçi olmuştu. Aynı zamanda bu fikrini fiiliyata geçirmiş, yeni Türk Devleti’ni millî temeller üzerine kurmuş ve siyasi rejim olarak da asrımızın en mükemmel sistemi diyebileceğimiz demokratik cumhuriyeti seçmiştir3. Dünyada uygulanan bir çok cumhuriyet çeşidi olmasına rağmen Atatürk “demokratik cumhuriyeti” yönetim biçimi olarak seçmiştir ve bunda da oldukça samimidir. Çünkü, o isteseydi kendisini tek adam ilan edebilir, halkın ve ilim adamlarının görüşüne değer vermezdi.
Bu konuyla ilgili olarak Lord Kinross ise bir anısını bize şöyle aktarmaktadır. Kendisine bazı Avrupalı yazarların ileri sürdüğü gibi diktatör olup olmadığını soran öğretmenlere, yumuşaklıkla şöyle diyordu; “Eğer böyle olsaydım sizin bunu sormanıza izin vermezdim”4.
Gene Atatürk diktatör mü? sorusuna Falih Rıfkı Atay “Çankaya” isimli eserinde şöyle cevaplamıştır. Ne mizacı ne de ideali bakımından diktatörlük inançlı değildi. Millî kurtuluş içinde şart saydığı inkılapların hürriyet içinde yaşayabileceğine güvenebiliyodu. Demokrasi için savaşçılığın zevklerini feda etmeyeceğine şüphe yoktu. Nitekim zamanın diktatörlerinden hiç birini sevmemişti”.
Mustafa Kemal neden Cumhuriyet dediğini TBMM’de şöyle dile getirmiştir.
“Baylar, yüzyıllardan beri Doğu’da kıyım ve haksızlık görmüş olan Ulusumuz, Türk Ulusu, yaratılışındaki gerçek niteliklerden yoksun sayılıyordu. Son yıllarda Ulusumuzun eylem olarak gösterdiği, beceri, yetenek ve anlayışı, kendisi için kötü sanıda bulunanların ne denli aymaz ve ne denli irdelemeden uzak, görüşüne önem veren kimseler olduğunu pek güzel kanıtladılar. Ulusumuz, kendisinde bulunan nitelikleri ve değeri, Hükümetinin yeni adıyla, uygarlık dünyasına çok daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünya devletleri arasındaki yerine yaraşır olduğunu, başaracağı işlerle kanıtlayacaktır”5.
Gene o, diktatörlük isteğinde olmadığını şu sözleriyle dile getirmiş ve Cumhuriyeti Türk Halkına armağan etmiştir.
“Har zaman sayın arkadaşlarımın ellerine çok içtenlikle ve sıkıca yapışarak onların varlıklarından kendimi bir an bile soyutlamış görmeyerek çalışacağım. Her zaman Ulus sevgisine dayanarak hep birlikte ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve utkulu olacaktır.
B- Millî Ekonomi
Atatürk’ün ekonomi ile ilgili politikaları Cumhuriyet tarihimizde önemli bir yere sahiptir. Atatürk tarihte az bulunabilecek askerî zaferlere imzasını attığı halde; “Askerî zafer kurtuluş için yeterli değildir; bugün erişilen nokta gerçek kurtuluş noktası sayılamaz”6 diyerek asıl kurtuluşun siyasî, sosyal ve ekonomik yapıyı çağdaş düzeye getirmesiyle sağlanacağını belirtmiş, bunu sağlamak için 17 Şubat 1925 tarih ve 552 sayılı7 kanunla aşar vergisi kaldırılmış, yerine maktu vergi konulmuştur. 1951’den sonra da yol vergisi kaldırılmıştır. Kapitülasyonlar Lozan Barış Antlaşması’yla ortadan kaldırılmış böylece, Millî Ekonomi rahat bir nefes almıştır. 1 Temmuz 1926 tarihinde kabul edilen kabotaj kanunu8 ile kıyılarımızda gemi işletme hakkı yabancı devlet ve milletlerden alınmıştır.
Ekonomi alanındaki yeniliklere devam edilerek 28 Mayıs 1927’de 1055 sayılı “Sanayi-i Teşvik Kanunu”9 kabul edilerek sanayi ve yatırım alanında yeni teşvikler getirilerek sanayi bakımından çok fakir olan memlekette yeni fabrikalar kurulma yoluna gidilmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün konuşmaları dikkate alındığında Kemalist Ekonomik Kalkınma modelinin amaçlarını şöyle özetleyebiliriz.
1. Tam çalışma,
2. Hızlı ve dengeli sermaye birikimi,
3. Dış ödemeler ve dış ticaret dengesi,
4. Dengeli gelir dağılımı,
5. Enflasyonsuz hızlı kalkınma,
6. Bölgelerarası dengeli kalkınma,
7. Özel girişimin getirilmesi,
8. Yabancı sermaye ile işbirliği10.
Atatürk Devletçi bir ekonomiden yana idi. Bunu bir konuşmasında şöyle dile getirmiştir. “Devletçiliğin bizce manası şudur. Fertlerin hususi teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak. Fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeyin yapılmadığını gözönünde tutarak, memleketin iktisadiyatını devletin eline almak”11.
C- Millî Eğitim
Atatürk’ün eğitime çok önem verdiği çeşitli yerlerde yaptığı konuşmalardan anlaşılmaktadır. O, “Eğer Cumhurbaşkanı olmasaydım Millî Eğitim Bakanı olmak isterdim”12 diyerek bunu dile getirmiştir.
Genç Türkiye Cumhuriyeti çağdaş eğitimle müreffeh olacaktır. Atatürk’ün Millî Eğitimle ilgili ilk icraat, 3 Mart 1924 yılında TBMM’ce kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nden önce 1839 Tanzimat Dönemi’nde, Osmanlı saltanatı da öğretim birliğine başlamak istemişse de bunu başaramamış, aksine bu konuda bir ikilik meydana gelmişti. Bu ikilik eğitim ve öğretim birliği açısından birçok zararlı sonuçlar doğurdu. Bir milletin bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder13.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun “Türkiye’deki bütün bilim ve öğretim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlıdır”,14 şeklindeki ilk maddesiyle bütün öğretim kurumları birleştirilerek Millî Eğitim Bakanlığı’na devredilmiştir.
Bu kanundan sonra eğitimle ilgili diğer bir inkılap ise Harf inkılabı olmuştur. “1 Kasım 1928 yılında TBMM’nin açılış konuşmasını yapan Atatürk “Her vasıtadan evvel büyük Türk Milleti’ne onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol haricinde kolay bir okuma-yazma anahtarı vermek lazımdır. Büyük Türk Milleti cehaletten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel asil diline kolay uyan bir vasıta ile sıyrılabilir”15 diyerek bu inkılapla hedeflenen şeyleri dile getirmiştir.
Atatürk’ün en büyük hedeflerinden birisi de sadece Selçuklu ve Osmanlı tarihi içine sıkışıp kalmış olan Türk tarihini, bu vaziyetten çıkarıp İslâm öncesi Türk tarihinin de araştırılmasını istiyordu. “15 Nisan 1931’de “Türk Tarih Tetkik Cemiyeti”ni kurdurarak bu yolda ilk adımı atmıştır16.
Bugün T.T.K. adını alan bu cemiyet Atatürk’ün istediği çizgide bir birinden güzel çalışmalar yapmış, İslâm öncesi Türk Tarihi üzerine çalışan bilim adamlarının eserlerini yayınlayarak onlara yardımcı olmuştur.”12 Temmuz 1932 yılında Türk Dilini sadeleştirmek üzere Türk Dil Tetkik Cemiyeti kurulmuştur”17.
Bu gün Türk Dil Kurumu olan bu cemiyet çalışmalarına devam etmektedir. Dilimizde bulunan Arapça ve Fransızca kelimeler atılarak dil sadeleştirilmek istenmiş ancak bu dilde bir yozlaşmaya sebep olmuştur. Atılan bu kelimelerin yerini Fransızca, İngilizce kelimeler almıştır. Atatürk’ün hedeflediği Türkçe’nin Bilim dili olması gerçekleştirilememiştir.
D- Millî Devlet
Osmanlı İmparatorluğu kozmopolit bir devletti. 3 kıtaya yayılmış devlet içinde bir çok etnik azınlık ve çeşitli milletler bulunmaktaydı. Bunlar Osmanlı Devleti’nin yüksek hakimiyetini tanımışlar ve bu hakimiyet altında yaşamayı kendilerine şeref addetmişlerdi. Osmanlı padişahları da bu azınlıklara her türlü hakkı, özgürlüğü tanımışlardı. Hatta, bunlardan bazılarına Müslüman olmaları şartıyla devlet yönetiminin en üst kademelere gelme izni verilmişti. Buna karşılık azınlıklarda daima kadirşinas olmuşlardı. Öyle ki Yıldırım Beyazıd’ın 1402 yılında Ankara Savaşı’nı18 kaybedip bunu müteakiben ölmesiyle başlayan ve 11 yıl süren “Fetret Devrinde” Osmanlı Devleti balkanlardaki topraklarını yeni fethetmelerine rağmen kaybetmemişlerdir. 1789 ihtilali ise bütün dünyaya yayılan “milliyetçilik akımı Osmanlı Devleti’ni çok etkilemiştir. Avrupalı devletlerin kışkırtmasıyla Osmanlı Devleti içindeki bütün azınlıklar, özellikle gayri müslim azınlıklar bağımsızlıklarını ilan edip ayrılmışlardır.
İmparatorluğun ve azınlıkların arda kalan bütün sorunları, buhranları Türk Milleti’nin omuzları üzerine kaldı ve Mustafa Kemal Atatürk bu durumu şu şekilde dile getirmektedir. “Efendiler, bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da, Hakimiyet-i Milliye’ye müstenid, bilakayduşard müstakil yeni bir Türk Devleti kurmak. İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz tatbikine başladığımız karar bu karar olmuştur”19.
Görüldüğü gibi Osmanlı Devleti tamamiyle çökmüştür. Buna göre M. K. Paşa, Kurtuluş Savaşı’nı başlatmadan önce kafasında yeni bir sistem oluşturmuştu.
Bu yeni sistem tamamiyle yeni bir devletin kurulmasına yönelikti. Bu sistemin özelliği şöyleydi.
1. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
2. Seçim sistemi çoğunluk esasına dayalıdır.
3. Millete ait olan egemenlik sadece ve yalnızca milletin seçtiği TBMM tarafından kullanılacaktır20.
M. Kemal’in en büyük hedefi görüldüğü gibi yeni bir devlet kurmaktır. Bu devletin yönetim şekli cumhuriyet ve bu devlet, Türkiye’de yaşayan Türklere aittir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin millileşmesini sağlayan diğer bir konu ise Lozan (Lozaunne) Barış Antlaşması’nın şartlan içinde yer alan Yunanistan’la yapılan nüfus mubadelesidir. Anadolu’nun çeşitli sancaklarında o tarihte yaşayan kesit bir Rum nüfus vardı. Özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde bu nüfus % 22’ye ulaşmaktaydı.
30 Ocak 1923 tarihli nüfus mübadelesine ilişkin sözleşme ve protokolün 23 Ağustos 192321’te TBMM tarafından onaylanıp yürürlüğe girmesinden sonra başlayan Türk ve Rum nüfus değişimi, o tarihlerde hemen hemen tamamlanmış bulunuyordu.
Bu süre içerisinde, 4 Ağustos 1924 tarihine kadar Türkiye’ye Yunanistan’dan 324.396 Müslüman göçmen gelmiş, Türkiye’den Yunanistan’a 52.144 Rum gitmiştir. Giden Rumlar’ın yerlerine gelen Türk nüfus yerleştirilmiştir. Bu, Cumhuriyet’in Türk Milleti’ne bir armağanıdır. Bunun önemini taktir etmek lazımdır. Mübadele Anadolu’nun Türkleştirilmesi olmuştur22.
E- Tam Bağımsızlık
Mustafa Kemal’in ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında “Tam bağımsızlık” üzerinde ısrar etmesi kadar doğal bir şey olamazdı. Çünkü, o, yabancıların hegomanyasından tümden kurtulmayı Osmanlı İmparatorluğu zamanında zorla kabul ettirilen, devletin egemenliği ile bağdaşmaz nitelikteki kısıtlamalardan ülkeyi arındırmayı amaçlıyordu.
Bilindiği gibi “Manda” ve “himaye” konusu cumhuriyet tarihinde sert tartışmalara sebep olmuştur. Erzurum Kongresi’nde bu konular tartışılmış “Manda ve himaye kabul olunamaz” şeklinde bir madde kabul edilmiştir. Ancak konu önemine binaen Sivas Kongresi’nde tekrar tartışılmış ve reddedilmiştir.
“İşgalci devletlere karşı bağımsızlık mücadelesi verilirken, özellikle BMM’de dış politika ve Sovyetler ile ilişkiler konuları görüşülürken M. Kemal’in ve öteki konuşmacıların en fazla kullandıkları kelimeler arasında emperyalizm bulunuyordu. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Batılı devletlerin Türkiye’ye karşı emperyalizmin her türlü tanımına göre emperyalist bir harekete girişmiş olduklarına şüphe yoktur. Bu durum karşısında Anadolu hareketini yönetenler için, aynı düşmanlara karşı savaşmakta olan Sovyet Rusya ile işbirliği yapmak ve bu devletin yardımını istemekten başka çare kalmamıştır23. Ancak Mustafa Kemal Paşa, Rusya ile olan ilişkileri iki devlet arasındaki ilişkiler nasıl olması gerekiyorsa o şekilde kurmuş ve geliştirmiştir.
Sivas Kongresi’nde manda konusu tartışılırken bu konuyu savunanlardan biri olan Refet Bey şöyle diyordu: “Bizim Amerikan güdümünü yeğ tutmaktan amacımızı bütün toplumları tutsak kılan, yürekleri, inançları söndüren İngiliz güdümünden kurtulmak, yumuşak ve ulusların inançlarına saygı gösteren Amerika’yı kabul etmektir”24.
Manda ve Himaye’ye taraf olanların haklı bir tezi vardı. Şöyle ki Kurtuluş Savaşı kazanılsa bile bu basandan sonra durum ne olacak idi?
Ekonomik, siyasal ve sosyal yıkıntıların altından nasıl kalkılacaktı? Ulu Önder Atatürk Millî Mücadele önderlerinde meydana gelen bu ümitsizliği şu sözleriyle kaldırmıştır.
“Tarih bir milletin nelere istidadı olduğunu gösteren en doğru kılavuzdur. .. Bizim yolumuzu çizen içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir”25.
F- Millî Birlik ve Beraberlik
Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan azınlıkları devlet içinde tutmak için genellikle Türk Milleti tabiri kullanılmaz, buna karşılık Osmanlı, tebasından söz edilirdi. Buna gerekçe ise Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını özlemektir. Ancak bunda başarılı olunamamıştır. Atatürk bu korkunç durumdan Türk Milleti’ni kurtararak Türk olduğunu her seferinde dile getirmiştir. “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyerek Türklüğüyle gurur duyduğunu milletimize göstermiş, halkımızın belleğine Türk sözcüğünü yerleştirmiştir. Millî birlik ve beraberlik Atatürk Cumhuriyeti’nin vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Zira o, bu konunun önemini şöyle dile getirmiştir. “Bu günkü Türk Milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine kurtluk fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş, vatandaş ve Milletdaşlarımız vardır. Fakat nazırın istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış tevsimler (adlandırmalar) birkaç düşman aleti, mürteci beyinsizden maada hiçbir millet ferdi üzerinde teellümden (Kederlenme, eseflenme) başka bir tesir hasıl etmemiştir. Çünkü bu millet efradı da, umum Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe ve ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar26.
Hiç kimse bu topraklar üzerinde yaşayan Laz, Kürt, Kafkas kökenli vatandaşlarımız zorla Türk olduklarını söylemeleri istenmemektedir. Ancak bu kardeşlerimiz tarih, dil, din birliğinin sonucu olarak kendilerini Türk veya Türklüğün bir kolu olarak görmektedirler. Zaten Atatürk Milliyetçiliği de renge, ırka, kafatasçılığa ve kana dayandırılmamıştır.
O Türk Milleti’nin milliyetçilik anlayışını şöyle dile getirmektedir.
“Millet, dil, kültür ve mefkure birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai hedeftir” Türk milliyetçiliğinin başlangıçtaki hedefi Türk Milleti’nin tam bağımsızlığını kazanmasıydı27. Türk milliyetçiliği esasında terbiyeci ve insaniyetçidir. Bütün söylemlerinde milletimizin mümeyyiz, vasıflarını görmek mümkündür. Erol Güngör’ün deyimiyle insanlığın evrensel doğrularına Türk Milleti kadar katkıda bulunmuş, geliştirmiş başka bir milletten söz etmek mümkün değildir. Yine ona göre; “Dünyada Türkler kadar eski bir tarihe sahip olan pek az millet gösterilebilir. Bu kadar uzun bir macerası olan bir millet hala yaşadığına göre ve yakın zamana kadar dünyanın en büyük imparatorluğunu yaşattığına göre her şeyden önce eşi az görülür bir hayat gücüne sahip demektir”28.
Hasılı Cumhuriyet millî birlik ve beraberliğimizi sağlamıştır. Bu birlik ve beraberlik kendimize olan güvenimizi artırmış, yarınlara daha güvenle bakmamızı sağlamıştır.
G- Lâik Bir Devlet
Lâiklik 75 yıllık cumhuriyet tarihimizde sürekli tartışılan bir konu olmuştur. Bunun sebebi bir siyasi araç olarak kullanılması ve Atatürk’ün lâiklikten ne anlatmak istediğinin iyi anlaşılmamasıdır.
Atatürk’e göre lâiklik dinsizlik manasına gelmediği gibi dinin devlet üzerinde otorite kurması anlamına da gelmez.
Türk tarihinde büyük Selçuklu Devleti sultanları ile Abbasi halifeleri arasındaki ilişkiler Atatürk’ün anlatmak istediğine güzel bir örnektir. Buna göre “Sünni İslâm Aleminin dini reisi olarak kalan halife siyasi bakımdan, Selçuklu Devleti’nin vasalı durumundadır. Mamafih dini reis olarak Selçuklu hükümdarları ona hürmet ve tazimde kusur etmemişler ve bastırdıkları paralarda önce onun adını zikretmişlerdir. Böylece Halife’nin dini reis olarak kalması ve dünyevi selahiyetleri Selçuklu hükümdarına devredilmesi, yalnız Türk tarihi bakımından değil, İslâm tarihi bakımından da çok mühim bir hadisedir: İslâm tarihinde ilk defa din ve dünya işleri halifenin tevcih ettiği, “Sultan” unvanına sahip hükümdar tarafından yürütülmüştür”29.
Osmanlı Devleti zamanında azınlıklara verilen sınırsız özgürlük ve gösterilen hoşgörü en az Halife-Sultan münasebeti kadar önemli bir hadisedir.
Halifelik Osmanlı hanedanına geçtikten sonra sadece dini bir unvan olarak kullanılmıştır. II. Abdulhamid (1876-1909) dünya Müslümanlarının birliğini sağlamak için siyasi arenada halifeliği kullanmak istemiş, kısmen muvaffak olmasına rağmen genel manada bir başarı sağlayamamıştır.
Atatürk’ün halifelik ile ilgili görüşler şu şekilde idi: “Halife ve halife makamının hakikatte ne dinen, ne de siyaseten hiçbir mana ve hikmeti mevcudiyeti yoktur. Türkiye Cumhuriyeti safsatalarla mevcudiyetini, istiklâlini tehlikeye maruz bırakamaz. Halife makamı bizce en nihayet tarihi hatıra olmaktan fazla bir ehemmiyete haiz olamaz…”30
Atatürk, halifeliğin kaldırılmasına karşı çıkanların aslında bu makamdan çıkarı olan kişiler olduğunu biliyordu. Bu ve buna benzer bir çok kurum kaldırılarak bu mufsit kişilerin emellerine ulaşmaları engellenmiştir. Bunun en güzel örneği 13 Şubat 1925 tarihli Şeyh Said isyanıdır. Din elden gidiyor yaygarasıyla ortaya çıkan bedbin insanların neler yapabileceklerini göstermiştir.
Türkiye’yi lâikleştiren yasaların bir çoğu 3 Mart 1924 yılında yapılmıştır. Böylece genç cumhuriyetin ideallerinin önü açılmıştır. Zira Mustafa Kemal Atatürk 10. Yıl Nutku’nda bunu şöyle anlatmaktadır.
“Az zamanda çok ve büyük işler başardık… Fakat, yaptıklarımızı asla kafi görmeyeceğiz. Çünkü, daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız…
… Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bundan da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk Milleti’nin karakteri yüksektir. Türk Milleti çalışkandır. Türk Milleti zekidir. Çünkü, Türk Milleti birlik ve beraberlikte güçlükleri yenmesini bilmiştir ve çünkü, Türk Milleti’nin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müsbet ilimdir.”
10 yıl konuşması, Ata söylev ve demeçleri, Cilt 2, 2. Bas. S. 275-7631
H- Uygar ve Çağdaş Bir Devlet
Özellikle medeniyet sözüyle kastedilmek istenen şey nedir? Medeniyetlerin birbirlerinden üstün yanları var mıdır? Çağdaşlık nasıl olur? Hukukta ulaşılan en son nokta nedir? Gibi bir takım sorulara verilecek cevaplar bu konuyu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.
Bilindiği gibi “medeniyet dar anlamıyla şehirliliği şehirleşmeyi geniş anlamda da yerleşik hayata geçmeyi ifade etmektedir. Bedevilikten kurtulmayı ifade edememektedir. Binaenaleyh, bedevi veya konar göçerlik nedeni olmaları yahut medeniyet vücuda getirmeleri mümkün değildir”32.
“Türk Dil Kurumu tarafından vaktiyle uygarlık kavramıyla karşılanan bu kelimenin Batı dillerindeki karşılığında civilization dır”33.
Medeniyetler birbirlerinin üzerlerine inşa olunmaktadır. Şöyle ki, 16 yy’ dan itibaren teşekkül etmeye başlayan Batı medeniyetinin ayaklarından birinin “Eski Yunan” birinin “Eski Roma” olduğunu söylemek mümkündür.
Çöküş her medeniyetin önüne geçilemez alın yazısıdır. Çökmüş bir medeniyetin üzerine ısrar etmek akıl karı değildir. Bu temel sebeplerinden biri şudur. Her medeniyet insanlığın büyük değerlerinden biri veya bir kaçını gerçekleştiriyor. Yunan - Estetiği, Roma - Hukuku, Sami - Dini, Çin -faydalıyı, Hint - Hayal ve tasavvuru, İslâm mimari ve tezkinatı, Batı - İlmi, şüphesiz her değerin bir gelişme sının vardır. Oraya varılınca görev tamamlanmış olur. Hiçbir medeniyet her alanda başkasından daha ileri gittiğini iddia edemez. Hem Osmanlı hem de Türkiye Cumhuriyeti’nde Garblılaşma, batılılaşma, çağdaşlaşma gündemden indirilememiştir. Osmanlı aydını için de bu tartışmalar tanzimattan I. Dünya Savaşı’na kadar devam etmiştir.
Özellikle Tanzimat’tan sonra Osmanlı aydını halkından, tarihinden, kültüründen ayrıldığı ölçüde batılı ve çağdaş sayılmıştır.
Osmanlı paşalarının bir çoğu çağdaşlaşmayı Avrupalı gibi yemek, içmek, giyinmek ve eğlenmek olarak kabul etmiştir. Fransızca konuşmak Osmanlı aydınının en mümeyyiz vasfıdır. Hatta “Abdullah Cevdet ve çevresine göre Türk Milleti’ni medenileştirmek için Avrupa’dan damızlık erkek getirmek lazımdır34.
Bütün bu örnekler gözönünde tutulduğu vakit, Osmanlı Devleti’nde batılılaşma hareketinin hiçbir zaman köklü ve sistemli olmadığını, yüzeysel kaldığını görürüz.
Batılılaşmanın bilinçli ve kapsamlı bir biçimde ülkeye getirilmesi ve yaygınlaştırılması Cumhuriyet Dönemi’nde Atatürk tarafından başlatılmıştır35. Zira bütün inkılâplar garblılaşmaya yöneliktir. Mustafa Kemal Paşa bu amacı şöyle ifade etmektedir.
“Memleketimizi asrileştirmek istiyoruz. Bütün mesaimizi Türkiye’de asri binaenaleyh garbi bir hükümet vücuda getirmektir. Medeniyete girmek aruz edipte garba teveccüh etmemiş millet hangisidir36.
Kurtuluş Savaşı’nın Batılı devletlere karşı yapılmasına rağmen savaş sonrası çok hızlı bir şekilde bu devletlerle sıkı siyasi ve kültürel ilişkilere girmiştir.
Bu devletlerin II. Dünya Savaşı sonrasında kurdukları örgütlere (Avrupa Konseyi, OECD, Ortak Pazar, NATO vd.) girmek Türkiye’nin dış politika amaçlan arasında yer almıştır.
I- Hukuk Devleti
“Atatürk’ün Devlet Politikasında politik yapımızda yaptığı devrimler, yani Cumhuriyet,- milliyetçilik ve lâiklik köklü örfümüze dayalı olduğu için yumuşak devrimlerdir. Yani bir şeyi kökünden değiştirmemiş, yerine yenisini getirmemiştir. Toplumda var olan eğilimler, geliştirilmiş, düzenlenmiş, biçimlendirilmiştir. Buna karşılık Atatürk’ün toplum yapımıza dönük devrimleri hiç de böyle değildir. Bu devrimler tam anlamı ile radikal tam anlamı ile kaya gibi sert devrimlerdir.
Şimdi bunlardan bir kaçı üzerinde duralım. Cumhuriyet Döneminde toplumsal yapımızda yapılan devrimlerin ilki hukuk alanında yapılanlarıdır. Atatürk 1 Mart 1924 tarihli bir söylevinde bu konunun önemini şöyle dile getirmiştir. “Önemli olan sorun hukuk anlayışını, kanunları, adalet örgütünü, toplumsal yaşayışın uyması gereken çağ koşullarıyla uyuşmazlık içinde olan ilkelerden kurtarma sorunudur. Aile hukukunda medeni hukukta izlenecek yol ancak Batı uygarlığının hukuksal yönü olabilir”37.
İki yıllık bir çalışmadan sonra 17 Şubat 1926 yılında İsviçre medeni hukuku kabul edilmiştir. İsviçre medeni hukuku Türkiye’de kabul edilişinden önce Japonya’da Türkiye’de kabul edildikten sonra da Çin’de uygulanan medeni hukukun temeli olmuştur.
Medeni kanunla birlikte, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları kanun önünde eşit sayılmıştır. İtibar ifade eden bütün şan ve şöhret ifade eden bütün unvanlar kaldırılmıştır.
Cumhuriyetle gelen diğer bir yenilikte kadınlara verilen seçme ve seçilme haklarıdır38. Bu konuda İslâm tarihine baktığımızda 6. yy Arap kadını genellikle hak subjesi değil hak objesi idi. Nitekim, cahiliye çağı denilen İslâm öncesi, çağdaş kadın evlenirken velisi tarafından satılmakta veya bundan dolayı satın alanın yani kocasının mamelikinden sayılmakta ve oğulları üvey anneleri ile evlenmekte idiler39.
İslamiyet’le birlikte Arap kadını bu onur kırıcı durumdan kurtarılmıştı. O devirde dünyanın diğer bölgelerinde de kadınların durumu fazla farklı değildi. İslâm’ı kabul eden toplumlarda kadınlar, İslâm’ın getirdiği haklardan yararlandılar. Ancak daha sonraki devirlerde İslâm kadınları yeniden eski hallerine dönüp, kendilerine tanınan hakların çoğunu kaybettiler.
“1926 yılında Medeni Kanun’un kabulü ile ve 5 Aralık 1934 kadınlara siyasal hakların tanınmasıyla, Atatürk’te tarihin en büyük devrimlerinden birini gerçekleştirmiştir”. Cumhuriyetle birlikte kadın nüfusun eğitim seviyesi hızla yükselmiş bilim, teknokrasi, bürokrasi, eğitim, öğretim ve ticaret alanındaki faaliyetleri göz ardı edilemeyecek güzellikte bir seviyeye gelmiştir. Bütün bu haklara rağmen cumhuriyet kadını hala kendisine verilen haklardan bihaberdirler.
Toplumun çeşitli katmanlarındaki kadınlar arasında bu hakların kullanılması konusundaki uçurumlar devam etmektedir.
Sonuç
Atatürk Cumhuriyet’in hayat damarları olan inkılâpları ilan ettiğinde bütün bu yenilikleri Türk halkına ithaf etmişti. O, hiçbir zaman yapılan yenilikleri tek başına gerçekleştirdiğini iddia etmemiştir. Bunun tam tersini dile getirerek şöyle demiştir. “… Türk Milleti’nin son senelerde gösterdiği harikaların hakiki sahibi kendisidir. Sizsiniz. Milletimizde bu istidat ve tekamül mevcut olmasaydı, onu yaratmağa hiçbir kuvvet ve kudret kafi gelmezdi… Bizim ilham kaynağımız doğrudan doğruya Türk Milleti’nin vicdanı olmuştur.”
Yine Mustafa Kemal Atatürk “Napolyon zaferleri” sözünü andıran “Atatürk Zaferleri” denmesinden hoşlanmazdı. Atatürk inkılâpları sözünü reddeder, Türk İnkılâbı sözünün kullanılmasını ısrarla isterdi. Bütün başarıları millete mâl etmekten zevk duyardı. Türk Halkı ona minnettardır. İstiklâl davamızı başlatması, kongreleri gerçekleştirmesi, Sakarya, Büyük Taarruz gibi savaşlar hasılı Cumhuriyet ve inkılâplar ona şükran duymamıza en büyük sebeplerdir. Zira onun kadrini ve kıymetini Türk Halkı bilmemiştir. İçimizde bulunan ve Müslüman olduğunu söyleyenler Hindistan İslâm Birliği başkanı Muhammed Ali Cinnah’ın onun hakkında söylediği şu sözlere dikkat etmelidir. “Atatürk çağdaş İslâm dünyasının en büyük Müslümanıdır.” Atatürk’ün ölümü üzerine yine Cinnah şöyle diyordu. “O, bütün dünya için özellikle Müslümanlar için bir örnekti… Atatürk’ün şahsında yalnız Müslümanlar değil, bütün dünya tarih boyunca yaşamış en büyük insanlardan birini kaybetmiştir.”
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde Atatürk ve onun ilkeleri siyasi malzeme olarak kullanılmaktadır. Bu ona yapılan en büyük kötülüktür. Bu duruma bir son verilmediği sürece Atatürk’ün anlaşılması ve halkın kalbindeki gerçek yerini bulmasının mümkünatı yoktur.
Sadece lafla Atatürkçü olunamaz. Zira Celal Bayar Atatürk ve Atatürkçülüğü şöyle tarif etmektedir; “Benim gözümde hiçbir tarife sığmayan Atatürk’ü değil de Atatürkçülüğü üç buçuk tarif etmek gerekiyorsa, belki şöyle söylenebilir: Tabiat kanunlarına aykırı düşmeyen insanın hayranı, yararına olan bütün fikir ve olaylar üstünde Atatürk metodu ile yani bilim deney ve akıl çizgileri içinde düşünmek Atatürkçülük’tür.
Gerçek Atatürkçülüğü anlatacak olanlar Türk aydınlandır. Fakat, bugün Türk aydınının içinde bulunduğu durum geleneksel özelliklerinden farklı değildir. Yani, halkı küçük görme sürekli boş bir tartışma ve kavgadır. İş yine Türk gençliğine düşmektedir. Türk gençliği Atatürkçülüğü yaşatmıştır. Yaşatmaktadır ve yaşatacaktır.

--------------------------------------------------------------------------------


Misafir 30 Kasım 2010 16:07

niye hep aynı şeyleri yazdınız alıntı mı bunlar daha fazla ve daha açıklayıcı olsun


Misafir 1 Aralık 2010 17:30

Siyasi Alanda Yapılan İnkılaplar

1)saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti'nde anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 anayasası (İkinci anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM'de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I hukuk Grubu'nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk'e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası
5.f)Menemen Olayı


Misafir 2 Aralık 2010 15:59

Siyasi Alanda Yapılan İnkilaplar Nedir

Siyasi Alanda Yapılan İnkılaplar

1)saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti’nde anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 anayasası (İkinci anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM’de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk’e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası
5.f)Menemen Olayı


xxHaMiT xxsefa 4 Aralık 2010 15:48

saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti’nde anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 anayasası (İkinci anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM’de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk’e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası


Misafir 4 Aralık 2010 18:58

ya lütfen daha düzgün siyasi alanda inkılaplar ?????


Misafir 6 Aralık 2010 21:59

siyasi alanda yapılan inkılapların önemi nedir???


ener 6 Aralık 2010 22:08

Alıntı:

Misafir adlı kullanıcıdan alıntı (Mesaj 1888338)
siyasi alanda yapılan inkılapların önemi nedir???

saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti’nde anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 anayasası (İkinci anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM’de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk’e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası


Misafir 7 Aralık 2010 18:07

1)saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti’nde anayasa hareketleri

5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları



Ardadaşlar fazzla ayrıntıya gerek yok alın kısa yazın ben böle yaptım öğretmen afferin dedi xD


Misafir 8 Aralık 2010 13:49

Siyasi Alanda Yapılan İnkılaplar

1)saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti’nde anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 anayasası (İkinci anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM’de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk’e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası
5.f)Menemen Olayı


Misafir 12 Aralık 2010 18:39

siyasi alanda yapılan inkilaplardan hangisini ödevime yazıyım


Misafir 13 Aralık 2010 19:30

ya ödevim var 5. sınıftayım cidden hangilerini yazayım


Misafir 14 Aralık 2010 16:08

SİYASAL ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR
• Saltanatın kaldırılması ( 1 Kasım 1922)
• Ankara’nın başkent olması (13 Ekim)
• Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
• Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
• Siyasi Partiler kuruldu.
a) Cumhuriyet Halk Fırkası:Cumhuriyet döneminin kurulan ilk siyasi partisidir. Atatürk tarafından 9 Eylül 1923’ de kuruldu.
b) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası: İlk muhalefet partisidir. Kazım Karabekir ve arkadaşları tarafından 17 Kasım 1924’te .kuruldu. Bu partinin Şeyh Sait isyanı ile bağlantısı olduğu düşünülerek 3 Haziran 1925’de kapatıldı.
c) Serbest Cumhuriyet Fırkası:Fethi Okyar tarafından 12 Ağustos 1930’da kurulmuştur. Laiklik ve Cumhuriyet karşıtlarının bu partide toplanmaya başlamasıyla kurucusu tarafından 17 Kasım 1930’da kapatıldı.
NOT:BEN BİR ÖĞRETENİM.bU Yüzden bunu paylaşmam gerektiğini düşündum.


Misafir 14 Aralık 2010 17:13

1. cumhuriyetin ilanı (1923)
2.saltanatın kaldırılması (1922)
3.halifeliğin kaldırılması (1924)


Misafir 25 Aralık 2010 12:32

Siyasi Alanda Yapılan İnkılaplar

1)saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti’nde anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 anayasası (İkinci anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM’de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk’e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası
5.f)Menemen Olayı


Misafir 26 Aralık 2010 21:45

Siyasi Alanda Yapılan İnkılaplar

1)saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti’nde anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 anayasası (İkinci anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM’de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk’e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası
5.f)Menemen Olayı


Misafir 30 Aralık 2010 19:54

off siyasal alanda yapılan inkaplarda türk medeni kanunu var mı yokmu yha offffffffffffffffffffff


Misafir 1 Ocak 2011 18:03

ya onları maddelemişiniz açıklasanıza ya haca öyle dio siz de açıklamayın


Misafir 2 Ocak 2011 09:39

ınkılapları yazmışınızda onlarının içeriklerini tek tek yazsanız olmazmı


Misafir 3 Ocak 2011 17:34

Siyasi Alanda Yapılan İnkılaplar

1)saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti’nde anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 anayasası (İkinci anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM’de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk’e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası
5.f)Menemen Olayı


Misafir 29 Mart 2011 21:50

yaaa arkadşlr hpsinin kısaca bilgi olanı yog mu?


Misafir 30 Mart 2011 17:45

ınklaplar
 
tüm ınklaplar nelerdir yhaaa


Misafir 2 Nisan 2011 12:21

siyasi alanda yapılan yenilik denildi.. :D


Misafir 10 Nisan 2011 16:49

yaaa bunuu istemiyorumm Müdafa-I hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
ile ilgili bilgi istiyorumm


Misafir 12 Nisan 2011 14:53

CEVAP...
 
SIYASAL ALANDA YAPILAN INKILAPLAR TAMAMI NELERDIR


Misafir 11 Mayıs 2011 15:45

Siyasi Alanda Yapılan İnkılaplar

1)saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti’nde anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 anayasası (İkinci anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM’de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk’e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası
5.f)Menemen Olayı


Misafir 5 Haziran 2011 19:40

yha bana bunların kısı kısa açıklamalarıyla lazım


Misafir 30 Ekim 2011 12:32

halehg
 
bir tanesi saltanatın kaldırılması


Misafir 31 Ekim 2011 17:32

Siyasi Alanda Yapılan İnkilaplar Nedir

Siyasi Alanda Yapılan İnkılaplar

1)saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
2)Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
3)Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
4)Yeni türk Devleti’nde anayasa hareketleri
4.a)İlk anayasanın kabulünden önce çıkarılan anayasa niteliğindeki kanunlar
4.b)20 Ocak 1921 anayasası (Teşkilat-ı Esasiye)
4.c)20 Nisan 1924 anayasası (İkinci anayasa)
5)Çok partili rejim denemeleri ve sonuçları
5.a)TBMM’de çeşitli grupların ortaya çıkışı
5.b)Müdafa-I hukuk Grubu’nun kuruluşu ve bunun Halk fırkasına dönüşmesi
5.c)Terakkiperver Cumhuriyet Fıkrası
i.Fırkanın kuruluşu
ii.Şeyh Sait İsyanı ve fırkanın kapatılması
5.d)Atatürk’e süikast girişimi
5.e)Serbest Cumhuriyet Fırkası
5.f)Menemen Olayı


Kaynak: Siyasi alanda yapılan inkılaplar nelerdir?



Saat: 10:10
Sayfa 1 / 2

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık