MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Mühendislik Bilimleri (https://www.msxlabs.org/forum/muhendislik-bilimleri/)
-   -   Önemli İcatlar - Otomobil (https://www.msxlabs.org/forum/muhendislik-bilimleri/24366-onemli-icatlar-otomobil.html)

Misafir 13 Şubat 2007 17:18

Önemli İcatlar - Otomobil
 
2 ek

otomobil

Alıntıdaki Ek 57818

temel olarak yolcu taşımakta kullanılan, içten yanmalı motorlu, dört tekerlekli taşıt.

Özitmeli taşıt düşüncesi daha 15. yüzyılın ortalarında geliştirilmiş ve bu tür bir aracın yay, zemberek gibi aletlerin yardımıyla ya da rüzgârın itme etkisiyle hareket ettirilebileceği düşünülmüştü. Ama gerçek anlamdaki ilk otomobili 1769’da Fransız mucit Nicolas-Joseph Cugnot’nun geliştirdiği kabul edilir. Bir top arabası olarak tasarımlanan ve buhar gücüyle çalışan bu araç üç tekerlekliydi, saatte 3,6 km hızla yol alabiliyor ve dört yolcu taşıyabiliyordu. 19. yüzyılın ilk yarısında İngiltere’de buhar gücüyle çalışan çok sayıda taşıt yapıldı; ama bunlar son derece gürültülü araçlardı, çevreye kötü koku yayıyorlardı ve buhar kazanlarının patlama olasılığı nedeniyle oldukça tehlikeliydiler.

1876’da Alman mühendis Niklaus August Otto dört zamanlı benzin motorunu geliştirdi, ama 20. yüzyılın başlarına değin otomobillerde temel itici güç kaynağı olarak buhar ve elektrikten yararlanmaya devam edildi. Bu dönemde hızla yaygınlaşan benzin motorlu otomobiller elektriklilere oranla daha hızlıydılar, uzun yolculuklar için daha uygundular ve buharlı otomobillere oranla daha az bakım gerektiriyorlardı.

Avrupa’da otomobil sanayisinin öncüleri, 1880’lerde Almanya’da bu işe girişen Gottlieb Daimler ve Cari Benz’di (şirketleri daha sonra birleşti). ABD’deki ilk otomobil yapımcıları ise Ramson Eli Olds ile Alexander ve James Packard’dır. 1898’de ABD’de otomobil üreten şirket sayısı 50 iken, 1908’de bu sayı 241’e yükseldi. Aynı yıl Henry Ford otomobil sanayisinde seri üretim yöntemini uygulamaya koyarak bu alanda yeni bir çığır başlattı; ucuz, seri ve bakımı kolay “T modeli” otomobilleri piyasaya sürdü. “T modeli” otomobili bir zengin oyuncağı olmaktan çıkartarak, orta gelir grubundan herkesin para yatırabileceği bir mal haline getirdi; otomobil 1920’lerin sonunda modern sanayileşmiş ülkelerde sıradan bir taşıt durumuna geldi.

1930’larda ve 1940’larda otomobil üreticileri Ford’un ve öteki öncülerin ilkelerini geliştirip sadeleştirdiler. Dönemin otomobilleri genellikle büyük, birçoğu aşırı pahalı ve lükstü; bu dönemden kalma otomobiller günümüzde son derece değerli antikalar olarak kabul edilmektedir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’de refah düzeyinin yükselmesi bu ülkede büyük ve çok fazla yakıt tüketen otomobillerin ortaya çıkmasına yol açtı; bu arada Avrupa daha çok küçük ve ekonomik otomobil üretimine yöneldi. 1970’lerin ortalarından başlayarak petrol fiyatlarının yükselmesi görece küçük otomobillere olan talebi artırdı ve bunun sonucunda Avrupa ve ABD’nin yanı sıra Japonya’daki otomobil üreticileri bu türe yöneldiler.

Sıradan bir otomobil birçok yapısal ve mekanik altsisteme ayrılabilen yaklaşık 14 bin parçadan oluşur.
Bu parçaların en önemlisi, yolcu, yük ve motor bölmelerini içeren karoser (kaporta) bölümüdür. Otomobil karoserleri genellikle kapı sayısına ve tavan türüne göre sınıflandırılır (iki kapılı, üstü açık gibi). Çelik sacdan yapılan karoser biçimlendirildikten sonra yenime karşı dayanımını artırmak üzere çeşitli işlemlerden geçirilir ve boyanır. Daha sonra karoser otomobilin çelikten iskeletini oluşturan şasi üzerine oturtulur; otomobilin motor, tekerlekler ve dingil donanımı, transmisyon ve direksiyon organları ile fren ve süspansiyon (askı) düzenekleri de şasiye tutturulur.

Alternatif piston hareketli ve dört zamanlı içten yanmalı benzin motorları en yaygın kullanılan motor türüdür. 1940’larda ABD’de, dört silindirli motorlardan daha güçlü, pistonları “V” biçiminde yerleştirilmiş sekiz silindirli büyük motorlar geliştirildi. Ama 1970’lerden başlayarak daha küçük ve daha ekonomik motor tasarımlarına yönelindi. Krank mili ve devindirici mil ile dişli aktarma organları ve kavrama düzeneğinden oluşan transmisyon sistemi motor ile devindirici tekerlekler arasına yerleştirilir. Transmisyon sistemi çeşitli yükler altında motorun gücünün en etkin biçimde kullanılmasını ve motor boşta çalıştırıldığında motor ile devindirici tekerlekler arasındaki bağlantının kesilmesini sağlar.
İki tür transmisyon vardır:
  1. Birincisinde vites dişlileri birbirine, sürücü tarafından kumanda edilen vites kolunun yardımıyla mekanik olarak bağlanır ya da boşaltılır;
  2. İkincisinde ise dişliler, hidrolik moment dönüştürücüsü gibi bir aygıtın yardımıyla otomatik olarak bağlanır ya da boşaltılır.
Hareket halindeki bir araba direksiyon ve fren sistemlerinin yardımıyla yönetilir. Direksiyon sistemi, direksiyon simitinin hareketini ön tekerleklere aktaran bir dizi mafsal ve dişli sisteminden oluşur. Fren donanımında her tekerlek için yarım daire biçiminde iki pabuç kullanılır. Sürücü fren pedalına bastığında, hidrolik bir sistemin yardımıyla pabuçlar her tekerleğin iç bölümünde bulunan kampanaların iç yüzeyine doğru baskı uygular ve tam fren halinde kampanaya yapışarak tekerleğin dönüşünü durdururlar. Son zamanlarda yastıkların ya da halka biçimindeki kelepçelerin tekerleğin iç bölümüne yerleştirilen bir diske bastırılması ilkesine dayalı olarak çalışan disk frenler yaygınlaşmıştır.

Otomobillerde, motor ile far, silecek, ısıtıcı ve radyo gibi yardımcı aygıtların çalıştırılmasını sağlayan akümülatör ve şarj dinamosu (alternatif akım üreteci) aygıtlarından oluşan karmaşık bir elektrik sistemi bulunur. Ateşleme sisteminin harekete geçmesi ve motorun çalışmaya başlaması için gerekli olan elektrik enerjisini akümülatör sağlar. Motor çalıştırıldığında şarj dinamosu aralıksız olarak akümülatörü doldurur ve öteki elektrik donanımına enerji sağlar.

Otomobillerde birçok başka yardımcı sistem de vardır. Yakıt sistemi yakıtın depodan motora iletilmesini ve motorun içinde yanabilmesi için havayla karıştırılmasını sağlar. Egzoz sistemi yanma gazlarını, motorun sesini azaltmaya yardımcı olan bir susturucudan geçirerek dışan atar. Yağlama sistemi hareketli parçaları sürtünmeden ve yıpranmadan korur. Motorda ince yağlar, transmisyon sistemi ile tekerlek yatakları gibi organlarda daha kalın yağlar ve gres kullanılır. Motor, organları arasında dolaştırılan sıvı bir soğutucunun yardımıyla aşın ısınmadan korunur; buna karşılık hava soğutmalı motorlar da vardır. Süspansiyon sistemi helezon ya da yaprak yaylar ile amortisörlerden oluşur ve aracı engebeli arazinin neden olduğu darbelerden korur.
Alıntıdaki Ek 57819
Otomobil üretimi oldukça karmaşık bir süreçtir. Motor, transmisyon organları, şasi vb gruplar başka bölümlerde hazırlanarak asıl montaj işlemine hazır duruma getirilir; daha sonra bunlar üretim zinciri içinde birleştirilir. Genellikle kaporta ve şasi bölümleri iki ayn montaj hattında hazırlanır. Kalıplanmış kaporta bölümleri önce birbirine kaynaklanır, boyanır ve cam, kapı kolu gibi bazı aksesuarlar ile kumanda tablosu yerleştirilir. Bu arada şasi hattında süspansiyon, fren ve egzoz sistemleri, ana güç grubunu oluşturan motor, transmisyon düzeneği, devindirici mil ve diferansiyel takımı ile tekerlekler takılır. Daha sonra karo ser şasiye oturtulur ve ardından koltuklar yerleştirilir, elektrik donanımı çekilir. Bir dizi son ayar işlemi ve denemeden geçirilen otomobil böylece piyasaya sürülmeye hazır hale gelir.

kaynak: Ana Britannica
BAKINIZ
İcatlar - Önemli İcatlar

Motor Nedir? Motor Teknolojisi


Mira 14 Şubat 2007 02:02

Otomobil Nedir? Otomobil Hakkında
 
1 ek
Otomobil
Karayollarında yolcu taşımaya elverişli, küçük, kendinden itimli, genellikle dört tekerlekli araç. Araba da denir. Otomobilde hareket genellikle içten yanmalı bir motorla sağlanır. Benzinin pahalı olması nedeniyle, daha ağır olmakla birlikte dizel motorlu otomobiller de yaygınlaşmaktadır. Motorun hızı, silindirlere gönderilen yakıt miktarını düzenleyen "gaz pedalı" ile ayarlanır. Motordan çıkan hareket çeşitli dişlilerden oluşan bir "şanzuman"a (vites kutusu), oradan da aktarma milleri aracılığıyla yine özel bir dişli takımı olan "diferansi- yel"e ve buradan da kamalı millerle tekerleklere iletilir. İtici tekerlekler genellikle otomobilin arka tekerlekleridir. Kimi araçlarda hareket ön tekerleklere iletilebilir. Bu tür otomobiller "önden çekişli" olarak bilinir. Otomobil, "direksiyon simidi"nin döndürülmesiyle yönlendirilir.

Direksiyon simidine bağlı "direksiyon mili" "direksiyon kutusu" içindeki bir dişliyi çevirerek "deveboynu" ve "rot" adı verilen çubuklarla hareketi ön tekerleklere sağ-sol biçiminde aktarır. Bütün tekerleklerde "fren pedalı" ile kontrol edilen değişik türden (genellikle hidrolik) frenler, ayrıca en az iki tekerlekte, araç park edilirken kullanılan "el freni" bulunur. Bugün son derece gelişkin modelleri bulunan otomobilin geçmişi pek eski değildir. Kendinden itimli ilk aracı (buharla çalışıyordu) Nicholas-Joseph Cugnot adlı bir Fransız subayı yaptı (1760). Modern otomobil çağı ise iki Alman'ın, Gottlieb Daimler'in, tek silindirli benzinli motoru gerçekleştirmesi (1885) ve Carl Benz'in benzinli motorla çalışan üç tekerlekli bir araba yapmasıyla (1886) başladı.
Alıntıdaki Ek 57839
Bunu izleyen yıllarda Fransa, ABD ve İtalya'da da benzinli motor ve otomobiller gerçekleştirildi. ABD'de ilk otomobili Duryea Kardeşler (1893) yaptı. Kısa süre sonra seri üretime geçildi. 1903'te Ford Motor Şirketi'ni kuran Henry Ford, 1908 Ford T modeli ile ucuz otomobil dönemini başlattı. Milyonlarca Ford T ile otomobil kitleselleştirildi. O günden bu yana otomobil üretimi tüm dünyaya yayıldı ve gelişmiş ülkelerin başı çektiği sayısız yenilik ve gelişmeler uygulandı. Son yıllarda çevre kirliliğinin ciddî boyutlara ulaşması ve bu konuda yürütülen kampanyalar, otomobil üretiminde yeni dizaynlara yol açtı. Petrolün pahalı bir enerji kaynağı oluşu da buna eklenince içten yanmalı motor yerine kimyasal enerji ya da güneş enerjisini elektrik enerjisine dönüştürmeye dayalı ve elektrik motoruyla ya da ısı enerjisine dönüştürmeye dayalı ve gaz türbiniyle vb. çalışan otomobillere ilişkin araştırmalara hız verildi. Türkiye'de otomobil üretimi, Ford Motor Şirketi'nin teknik işbirliğiyle Otosan fabrikasında (İstanbul) başlatıldı. 1966'da piyasaya sürülen ilk yerli otomobil (Anadol) daha sonra Bursa'da kurulu Tofaş'ın İtalyan Fiat işbirliğiyle gerçekleştirdiği Murat ve yine Bursa'da kurulu Oyak-Renault'nun Fransız Renault işbirliğiyle gerçekleştirdiği Renault marka otomobilleri izledi.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi


virtuecat 6 Nisan 2007 15:33

Önemli İcatlar - Otomobil
 
1 ek
Otomobil
Auto: Yunancadaki anlamıyla kendiliğinden , mobile: Latincedeki anlamıyla hareketli demektir. Otomobil kavramının ilk ortaya çıktığı zamanı göz önüne alırsak at kullanılmadan, itmeden veya çekmeden kendiliğinden hareket edebilen öz itmeli taşıt anlamına gelmektedir.
Alıntıdaki Ek 57841

Otomobillerin teknolojik gelişim kronolojisi

  • 1680— Çalışabilen ancak kullanışlı olmayan ilk içten yanmalı motor 1680 yılında Hollandalı Christiaan Huygens ’in yaptığı barutun yanması ile çalışan pistonlu makine oldu. Kapalı bir silindir içinde patlayan barut kayabilen bir pistona etki ederek piston’un hareket etmesini sağlamaktaydı.
  • 1698— İngiliz Thomas Savery ilk buharlı makineyi yaptı
  • 1769— İngiliz James Watt uzun süreli çalışan buharlı makineyı yaptı
  • 1769— Kendi kendine hareket hareket eden ilk araç Fardier İsveçli mühendis ve topçu yüzbaşı Nicolas Joseph Cugnot ( 1725-1804 ) tarafından yapıldı.
  • 1787— Oliver Evans Amerikada yolcu taşıyan araç yapmıştır.
  • 1801—İngiltere’de Richard Trevithick buharlı otomobil yaptı.
  • 1824— İçten yanmalı motorların, özellikle dizel motorlarının temel ilkeleri, genç bir Fransız mühendisi Sadi Carnot tarafından ortaya atıldı
  • 1830—15 – 20 km hızla giden buharla çalışan 14 yolcu taşıyabilen yolcu otobüsleri imal edildi.
  • 1860—İngiliz Parlementosu bütün arabaların iki sürücüsü ve önünde gündüz kırmızı bayrak gece kırmızı fener bulunmasını şart koşan kanun çıkardı. Bu kanun motor gelişim hızını biraz durdurdu. 1896 yılında bu yasa kaldırıldı.
  • 1860—Hava gazı ile çalışan ticari bakımdan elverişli ilk motor Belçikalı mühendis Jean Joseph Etienne Lenoir ( 1822-1901) tarafından yapılmıştır.
  • 1862—Fransız mühendisi Alphonse Eugene Beau de Rochas ( 1818-1893 ) 4 zamanlı çevrimin esaslarını ortaya koydu.
  • 1867—Alman mühendis Nicholaus August Otto ve Eugen Langen ( 1833-1895 ), Rochas’ın bulduğu prensipleri pratiğe çevirerek dört zamanlı çevrime sahip motoru yaptılar.
  • 1875—Viyanalı Siegfried Marcus ( 1831-1898 ) geliştirdiği motorla viyana sokaklarında 12 km hızla gezerken halkın panik yaşamasına sebep olmuş birkaç kaza yapmıştır. 17 suçtan mahkemeye verilen Marcus keşif yapmayı bıraktı.
  • 1876—Nikolaus August Otto ( 1832- 1891 ), ilk dört zamanlı gaz motorunu üretti.
  • 1877-Otto yaptığı motorun patentini Amerikadan aldı.
  • 1878—İngiliz mühendisi Dugal Clerk iki zaman esasına göre çalışan ilk motoru yaptı.
  • 1880—Amerika’da George Brayton benzin yakıtlı motor yaptı.
  • 1885—Benzinle çalışan içten yanmalı motora sahip ilk otomobil Alman mühendis Carl Friedrich Benz tarafından yapıldı
  • 1890— Herbert Akroyd Stuart Bir kaza sonucunda kızgın bir yere değen gaz yağının hava ile karışarak yandığını gördü. Bu olaydan etkilenerek yaptığı deneylerle motorunu geliştirdi ve patentini aldı. Motorunda yakıt emilen ve hafifçe sıkıştırılan hava içerisine bir memeden gönderilerek patlayıcı ve yanıcı bir karışım oluşturulmaktaydı. Bu karışımın yanabilmesi için cidarları yüksek derecede ısıtılan ve buharlaştırıcı adı verilen bir ön yanma odası vardır. Ana yanma odasına bir kanalla birleştirilen bu oda ilk hareket için dışarıdan alevle ısıtılmaktadır. Bu motorda havanın ısısının sıkıştırma oranıyla arttığı düşünülmediğinden verim düşük olmuştur.
  • 1890—Bir Alman mühendis olan Capıtaine , Akroyd’un motoruna benzeyen bir motorun patentini aldı. Bu motorlar yarım dizel ( kızgın kafalı ) motorların esasını oluşturdu.
  • 1890—İlk otomobillerin çoğu , dişlileri olmadığı için yokuş çıkamıyor , önce durup sonra geriye doğru inmeye başlıyordu .1893’da yapılan Benz Victoria marka arabada bir deri kayışı küçük bir kasnağa bindiren bir kol kullanılmıştı . Bu düzenek tekerleklerin daha yavaş dönmesini ve yüksek manivela gücünün arabayı yokuş yukarı tırmandırmasını sağlıyordu. Zincir çekişli Velo tipi araçtada bu şekilde üç ileri bir geri kasnağı vardı.Çekişin kolaylıkla arka tekerleklere iletilmesi için motor her zaman arkaya ya da sürücünün altına konuyordu.
  • 1892-1897— Münih yüksek teknik okulu mühendislerinden Rudolf Diesel dizel motoru yaptı ve geliştirdi.
  • 1893—Amerikanın ilk başarılı otomobili “duryea” , J.Franck ve Charles Edgar Duryea tarafından yapılmıştır.
  • 1894—İlk resmi otomobil yarışı düzenlenmiştir
  • 1898— Fransa Otomobil Kulübü (AFC) Paris'teki Les Tuiliers'in güneşli bahçelerinde ilk otomobil fuarını organize etmiştir.
  • 1902—İstenildiğinde benzinli istenildiğinde elektrik motoruyla ilerleyebilen ilk aracı 27 yaşındayken Ferdinand Porsche yapmıştır. 1902 yılında “Mixte-Wagen” adını verdiği aracı tanıtmıştır. Viyanalı bir fayton üreticisi olan Ludwig Lohner ile birlikte çalışan Porsche 4 silindirli bir Daimler motoruna aküler , bir jeneratör ve elektrik motorları ekledi. Bu haliyle Mixte benzinli motor stop edildiğinde bile akülerin çalıştırdığı elektrikli motorla ilerlemeye devam edilebiliyordu.
  • 1903—Fransız Gustave LİEBAU ilk emniyet kemerini tasarladı ve patentini aldı
  • 1904—Kısa adı FIA olan Uluslararası Otomobil Federasyonu kuruldu
  • 1905—İsveçli mühendis Alfred Büchi egzoz gazlarından yararlanarak çalışan bir türbin vasıtasıyla dört silindirli bir motora aşırı hava yüklemeyi başardı.
  • 1905—İlk 4WS ve 4WD sistemi Latil marka traktöre uygulandı
  • 1905—İlk tampon takılan araç İngilterenin Kilburn kentindeki Simms Manufacturing Co. tesislerinde üretilen 20 HP gücündeki Simms-Welback marka araçtır. Aynı yıl tamponun patentinin F.R.Simms tarafından alınmasına karşın aslında bu fikir yeni değildi 1897 yılında Moravya’daki İmperial Nesseldorf vagon fabrikasında yapılan çek malı Prasident marka otomobilin önüne tampon konmuş ancak Viyana yakınlarında yapılan denemelerde ilk 10 milden sonra tampon düştüğü için bir daha takılmamıştır
  • 1908—ABD li Henry Ford T modeli adındaki ilk seri üretim otomobili yaptı. İlk üretim bandı fikrinin de babası olan Ford 1913 de günde 1000 araba üretebiliyordu
  • 1918—İngiltere’de “ Royal aırcraft establıshment “ fabrikaları mekanik püskürtmeli dizel yakıt sistemini geliştirdi. Böylece yüksek devirli dizel motorları oluşturularak hafif taşıtlarda kullanılmasına zemin hazırlandı.
  • 1919—Avrupanın ilk seri üretim otomobili Type A Citroen tarafından piyasaya verildi. Citroen aynı yıl dünyada ilk organize satış sonrası hizmetleri yapılandırdı.
  • 1920—Voisin firması hidrolik olarak çalışan ABS'nin atası üzerine çalışmalar yaptı." Frenlemenin tekerlekleri kitlemesini önleyici donanımı " tanımıylada Almanyada 671925 nosuyla ilk patentini aldı
  • 1924—Citroen dünyanın ilk çelik karasörlü otomobili B10’üretti
  • 1924—MAN 'ın ürettiği bir kamyon direk enjeksiyonlu dizel bir motoru kullanan ilk vasıta oluyordu
  • 1934—Citroen seri olarak önden çekişli araç üretmeye başladı
  • 1938—Citroen Hidropnömatik süspansiyon sistemini icat etti
  • 1938—İsviçreli kamyon üreticisi Saurer ilk turbo motorlu kamyonu üretti
  • 1938— Klima'yı standart olarak kullanıma sunan ilk marka Studebaker Commander'dir
  • 1938—GM tasarımcısı Harley Earl ilk elektrikli cam sistemini Buick y'ye monte etti.
  • 1954 – Döner Pistonlu Motor ( Rotary-Wankel motoru ) Felix Wankel tarafından geliştirildi
  • 1957—İlk hız sabitleyicisi ( cruis control ) Imperial marka araçta kullanıldı.
  • 1958—İsveç'teki Volvo Fabrikasında mühendis olan Nils Bohlin Üç noktalı emniyet kemeri olarak bilinen sistemin patentini aldı.
  • 1962—İlk seri üretim turbo motorlu otomobil Chevrolet Corvair Monza tanıtıldı. Daha sonra bu modeli Oldsmobile F85 Jetfire takip etti
  • 1963- Wankel motoru ilk kez NSU Spider marka araçta kullanıldı
  • 1967—İngiliz otomobil firması Jensen İlk ABS'yi otomobillerine uyguladı
  • 1973—Avrupa’da seri olarak turbo motorla üretilen ilk otomobil BMW 2002 oldu.
  • 1978—Modern ilk ABS sistemi BMW 7 serisi ve Mercedes S serisinde uygulandı
  • 1984—Turbo üreticisi Garrett intercooler adını verdiği bir turbo soğutucusu geliştirdi. Bu sayede türbine giren hava soğutularak turbonun performansı artırıldı
  • 1986—Çift turbo takılan ilk araç Porsche 959 oldu
  • 1987—Bosch ilk üretici olarak ABS sisteminin daha gelişmişi olan ASR sistemini piyasaya sürmüştür
  • 1993—Fiat Croma TdiD değişken geometrili turboyla donatılan ilk otomobil oldu. Sistem düşük motor devirlerinde turbonun verimini önemli oranda artırıyordu.
  • 1995—Bosch 1995 yılında ESP sistemini aktif sürüş emniyetini sağlamak üzere üretime almıştır. Özellikle virajlarda ve ani yol değişikliklerinde ESP sistemi, yıldırım hızı ile motor, şanzıman ve frene müdahale ederek aracın savrulmasını önler.
  • 2004—Çift turbo takılan ilk seri üretim dizel motorlu otomobil BMW 535d oldu
  • 2005—Mercedes üç turbolu v6 dizel motorla donatılmış konsepti Vision SLK 320 Cdi’yi Cenevre otomobil fuarında tanıttı.


virtuecat 6 Nisan 2007 15:57

1 ek

Binek taşıtlarında karoseri yapı çeşitleri


Karoseri Şasiye monte edilen, aracın saçtan yapılmış kısmı. Bu kısımda pencereler, kapılar, koltuklar, yolcu ve motoru koruyan kısımlar bulunur.Otomobiller birçok form altında karşımıza çıkmaktadır ;

Otomobillerde karoseri yapı çeşitleri

Sedan


  • Sedan, 4 veya daha fazla oturma yeri olan 2 veya 4 kapılı, sabit şaseli veya orta kolonlu , 4 veya daha fazla penceresi olan kapalı binek taşıtlarına denir.
  • Limousine kelimesi pelerin anlamındadır eski anlamıyla 3-5 kişilik kapalı kabini bulunan kabin çatısının açıktaki sürücü yerini de örtecek şekilde öne doğru uzandığı otomobil şeklinde tanımlanmıştır.
  • Sedan geçmişte önemli ve zengin kişilerin taşındığı Türkçe karşılığı tahtırevan olarak adlandırılan taşıma aracının karşılığıdır. Car and Driver’e göre sedan adı sabit tavanlı ve en az dört kapılı ya da sabit tavanlı iki kapılı ve en az 933 litrelik iç hacmi olan otomobillere denir.
  • İngiltere’de sedan yerine saloon sözcüğü kullanılır.
  • İki kapılı bir sedanın diğer adı coach’tur. Ford iki kapılı sedan için Tudor sedan deyimini kullanmıştır.

Roadster


  • Roadster, arka koltukları olmayan, sadece iki kişilik üstü açılan, kilo başına düşen yüksek beygir gücü sayesinde seri ve genelde pahalı otomobil karoseri türü. Genel özelliklerinden biri de arka tarafının kısa, ön tarafının uzun olmasıdır.

Cabriolet


  • 2 veya daha fazla oturma yeri olan (arkada acil oturma yeri ) 2 veya 4 kapılı , 2 veya 4 yan pencereli ( tamamiyle indirilebilir camlar ) havaya dayanıklı açılır kapanır tentesi olan , açık veya kapalı olarak kullanılabilen binek taşıtı.

Coupe


  • 2 veya 4 oturma yeri olan , 2 kapılı , 2 veya 4 yan penceresi olan kapalı binek taşıtı
  • İki kişilik olup bir arka oturacak yeri olanlar clup coupe olarak adlandırılmıştır.
  • SAE coupeyi iç hacmi 934 litreden daha küçük otomobil diye tanımlar
  • Fransızlar yolcu bölümü bir ara cam bölme ile sürücü bölümünden ayrılarak aracın sürücüsünün açıkta yolcularının kapalı mekanda seyahat ettiği ilk taşıtlara coupe chauffeur adını vermişlerdi.
  • Genellikle dört kişilik iki kapılı arkada oturma yeri sabit tavanlı , öndeki oturma yerlerinin üstü açılabilir arabalar da coupe de ville ya da town coupe olarak adlandırılmıştır. Renault ve Bugatti bu adı Panel Brougham modeli araçlar için uygulamıştı. Brougham , motorlu taşıtlar döneminin ilk sıralarında iki ya da dört kişilik kapalı otomobili anlatmak için kullanılmıştır.Bu otomobillerin keskin çizgileri ve düz yüzeyleri olanları ise Panel Brougham olarak adlandırılmıştır.
  • İki kapılı sürücü yanındaki koltuğun katlanabildiği otomobiller ise Opera coupe olarak adlandırılmıştır.

Station Wagon


  • Kombinasyonlu araç 4 veya daha fazla oturma yeri olan koltular yatırılabilir 3 ila 5 kapılı binek ve nakliye araçlarının bileşimi taşıt

Hatchback


  • Hatchback, 3 ila 5 kapılı, 4 veya daha fazla oturma yeri olan, arka koltuklar yatırılabilir, bagaj uzantısı olmayan, arka tarafı düz yere inen, bagaj kapısı tamamen açılabilir, bagaj kısmı kabine dahil kapalı binek taşıtlarına verilen addır.

Grand tourer


  • Grand tourer (İtalyanca: Gran Turismo), kısaca GT, uzun mesafe sürüşleri için tasarlanmış yüksek performanslı otomobil. Herhangi bir araç grand tourer olarak isimlendirilebilir, ancak genel kabul iki kapılı coupé gövde ve iki veya 2+2 koltuk düzenlemesidir.
Alıntıdaki Ek 57844


The Unique 20 Nisan 2010 12:56

Otomobilin Tarihi ve Gelişimi
 
1 ek

Otomobillerin teknolojik gelişim kronolojisi


1680 — Çalışabilen ancak kullanışlı olmayan ilk içten yanmalı motor 1680 yılında Hollandalı Christiaan Huygens ’in yaptığı barutun yanması ile çalışan pistonlu makine oldu. Kapalı bir silindir içinde patlayan barut kayabilen bir pistona etki ederek piston’un hareket etmesini sağlamaktaydı.
1698 — İngiliz Thomas JAVERY ilk buharlı makinayı yaptı
1769 — İngiliz James Watt uzun süreli çalışan buharlı makinayı yaptı
1769 — Kendi kendine hareket hareket eden ilk araç İsveçli mühendis ve topçu yüzbaşı
1769 —FardierNicolas Joseph Cugnot ( 1725-1804 ) tarafından yapılmıştır. Fransız ordusu için 1765 yılında başladığı çalışmalarını 1769 yılında tamamlayarak buhar türbinini geliştirmiş ve 3 tekerlekli bir arabanın önüne kazanı ile birlikte bir buhar makinesi monte ederek ilk motorlu taşıt olarak kabul edilen ateşli askeri traktörü Fardier’i üretmiştir.Bu makine iki silindirden oluşuyordu . Makinanın krankından alınan dönme hareketi bir bisiklet zinciri ile öndeki tekerleği harekete geçiriyordu. Direksiyon tertibatıda aynı tekerleği kumanda ediyordu.Saatte 4-5 km hızla 15 dak. hareket edebiliyordu. İlk buharlı yol aracı Fardier at arabaları ve kağnıların arasında kendini gösterirken denemeler sırasında duvara çarparak, motorlu araçlar tarihindeki ilk trafik kazasına da imzasını atmıştı. Cugnot’un yaptığı otomobil halen Paris sanayi müzesinde saklanmaktadır.
Alıntıdaki Ek 57842
1785 — Richard Threvithick dişli transmisyon kullanarak arabasını 150 km yol yaptırmıştır.
1787 — Oliver Evans Amerikada yolcu taşıyan araç yapmıştır.
1794 — İngiliz mühendis Mr. Robert Street , terementin ve hava karışımını bir alevle ateşleyerek çalışabilecek bir motor projesi yaptı. Motor tersine çevrilmiş bir silindir ve hareketli bir pistondan meydana gelmişti.Silindirin alt tarafı veya silindir kafası bir ocakla ısıtılırken üst kısımları suyla soğutulmaktaydı. Bu ilk makinede birkaç damla terebantin esansı yakacak olarak kullanılmakta ve yanmayı temin edecek havayı silindire çekebilmek için piston bir levye vasıtasıyla hareket ettirilerek yukarı kaldırılmaktaydı. Ayrıca piston, silindir kafasına açılmış bir aralığa temas ettirilen harici bir alevin karışımı yakması veya meydana gelen patlama ile de yukarıya hareket edebilmekteydi. Silindirlerin su ceketiyle soğutulması, meydana gelen gayet düşük basınç dolayısıyla pistonun aşağıya dönüşünü temin içindi.Motorun çalışabilmesi için içine hava pompalanması gerekiyordu .Bu buluş bazı sakıncaları nedeniyle uygulama alanı bulamadı ama sonradan bu alanda çalışacaklara ön fikir verdi.
1796 — Murdock katı yakıtlardan hava gazı elde etmeyi başarmıştır. Hava gazı özellikle maden kömüründen özel yöntemlerle elde edilir içten yanmalı motorlarda yakıt olarak kullanılan hava gazı bu motorların gelişmesinde önemli rol oynamıştır
1801 — İngiltere’de Richard Threvithick yolcu taşıyan araç yapmıştır.
1824 — Sonradan içten yanmalı makinelerin, özellikle diesel motorlarının temel ilkeleri, genç bir Fransız mühendisi Sadi Carnot tarafından ortaya atıldı:
  • Yakıtın sıkıştırılmış hava içinde kendiliğinden yanışı . 15/1 oranında sıkıştırılan havanın 300 ºCye kadar ısındığı ve bu durumdaki havanın kuru odun parçalarını yaktığı.
  • Yanmadan önce havanın sıkıştırılması .Carnot, yanmanın atmosferik basınç yerine yüksek basınçta olmasını ve yakıtın sıkıştırma sonunda ilave edilmesini düşündü ve böylece kolaylıkla enjektörü keşfetmiş oldu.
  • Makine silindirlerinin soğutulması . Carnot, devamlı bir işletme için silindir duvarlarının soğutulmasının gerekli olduğunu buldu.Profesör R. Diesel buna inanmadı, fakat çetin çalışmalar neticesinde bu konuda Carnot ile aynı fikre sahip oldu.
  • Egzost gazlarının ısısından yararlanma. Yüz seneden daha fazla bir zaman geçtikten sonra, Carnot un bu buluşundan egzost gazlarını bir kazanın boruları arasından geçirmek suretiyle yararlanma yoluna gidilmiştir. Halen gemilerde ve endüstride bu ilkeden yararlanılarak egzost gazlarının artık ısısından faydalanılmaktadır. Özellikle diesel motorlarıyla donatılmış gemilerdeki yardımcı kazanlar hem akaryakıt ve hem de egzost gazlarıyla çalışacak şekilde yapılmaktadır.
1830 —15 – 20 km hızla giden buharla çalışan 14 yolcu taşıyabilen yolcu otobüsleri imal edildi.
1860 — İngiliz Parlementosu bütün arabaların iki sürücüsü ve önünde gündüz kırmızı bayrak gece kırmızı fener bulunmasını şart koşan kanun çıkardı. Bu kanun motor gelişim hızını biraz durdurmuştu. 1896 yılında bu yasa kaldırıldı.
1860 — İlk petrol kuyularının kazıldığı yıllarda hava gazı ile çalışan ticari bakımdan elverişli ilk motor Belçikalı mühendis Jean Joseph Etienne Lenoir ( 1822-1901 ) tarafından yapılmıştır. Bu motorda hava - yakıt ( hava gazı ) karışımı piston tarafından silindirin içine çekilmekte ve bu karışım bir elektrik sparkı yardımıyla ateşlenmekte ve piston strokunun sonuna itilmektedir. Egzost gazları ise dönüş strokunda dışarıya atılmaktadır. Lenoir in makinesi gayet güzel çalışmakla beraber en önemli sakınca yanmanın atmosferik basınçta oluşu sebebiyle termik verimin yaklaşık olarak %4 civarında bulunuşuydu. Yani hava gazı sıkıştırılmadan ateşlendiğinden motorun devri ve gücü ( sadece 1,5 HP ) istenilen seviyeye ulaşamadığından başarılı sonuç tam olarak elde edilememiştir.
1862 — Fransız mühendisi Alphonse Eugene Beau de Rochas ( 1818-1893 ) 4 zamanlı çevrimin esaslarını ortaya koydu. Böylece 1. zamanda emilen yakıt hava karışımının ateşlenmesinden önce sıkıştırılması gerektiği prensibide Rochas tarafından bulunmuş oldu. İçten yanmalı makinelerin verimini yükseltebilmek bakımından aşağıdaki fikirler Beau De Rochas tarafından ileri sürüldü :
  • mümkün olan en büyük silindir hacmi ile en az soğutma yüzeyi,
  • genişlemenin mümkün olan çabuklukta yapılması,
  • genişleme başlangıcında mümkün olan azami basınç .
1867 — Alman mühendis Nicholaus August Otto ve Eugen Langen ( 1833-1895 ), Rochas’ın bulduğu prensipleri pratiğe çevirerek dört zamanlı çevrime sahip motoru yapmışlardır.
1875 — Viyanalı Siegfried Marcus ( 1831-1898 ) geliştirdiği motorla viyana sokaklarında 12 km hızla gezerken halkın panik yaşamasına sebep olmuş birkaç kaza yapmıştır. 17 suçtan mahkemeye verilen Marcus keşif yapmayı bıraktı.
1876 — Nikolaus August Otto ( 1832- 1891 ), uzun yıllardan beri sürdürülen "Güç Kaynağı" arayışına son vererek ilk dört zamanlı gaz motorunu üretti.Otto’nun yaptığı 4 Zamanlı motorda ateşleme alevle yapıldığı için motor devri ancak dakikada 150-200 devire çıkabiliyordu. Kontrollü bir ateşlemesi olmayan bu motor geniş bir uygulama alanı bulamadı. Otto’nun çalışma arkadaşlarından Gottlieb Daimler ( 1834-1900 ) , Ottodan ayrılarak kurduğu atölyede sıcak boru ateşlemesi denilen bir sistemi geliştirdi. Boru sıcaklığı ayar edilerek , motor devrini ve çalışmasını kısmen kontrol altına aldı. Böylece motor devrini 800-1000 d/d’ya çıkarmayı başardı. Bu içten yanmalı motorların otomobillerde kullanılabileceğini ortaya koydu. Fakat motorlarda hala yakıt olarak hava gazı kullanılıyordu. Bundan sonraki çalışmalar havagazının yerine benzinin kullanılmasını sağlamak için ; benzini pülverize ederek hava ile karıştırılması üzerinde yoğunlaştırıldı. Bu amaçla Daimler Almanya’da , Forest Fransa’da çalışmalar yaptılar. Forest , filit tulumbası esasına göre çalışan ilk karbüratörü yaptıysa da başarılı olamadı.Daimler ise , havayı sıvı yakıt içerisine iterek yakıtı zerrelerine ayırıp bu zerreleri de ateşlemeden önce sıcak boru temas ettirerek buhar haline getirmeye çalıştı . Sonunda Daimler bu iki prensibi birleştirerek arkadaşı Wilhelm Maybach ile birlikte bugünkü modern karbüratörlerin esasını teşkil eden ilk şamandıralı karbüratörü yaptı. 1885 yılında Reitwagen adında bir motorlu bisiklet de üretti .Bu çalışmalar devam ederken Alman mühendisi Carl Benz (1844-1929) Daimlerin motoruna kendi bulduğu ilk elektrikli ateşleme sistemini de ekleyerek ticari yönden daha elverişli içten yanmalı motoru üretti.
1877 — Otto yaptığı motorun patentini Amerikadan aldı.
1878 — İngiliz mühendisi Dugal Clerk iki zaman esasına göre çalışan ilk motoru bulmuştur.Bu motorda dört zamanlı motordaki emme ve egzoz supapları yerine, silindirin yan tarafında bulunan emme ve egzoz pencereleri bulunmaktadır.
1880 — Amerika’da George Brayton benzin yakıtlı motor yaptı.
1886 — Alman Karl BENZ 14,5 Km hız yapabilen satış amaçlı ilk arabayı üretti. At kullanılmadan kendiliğinden hareket edebilen anlamındaki auto+mobile kavramının ortaya atılmasından sonra ilk otomobilin doğumu, bugün Otto motoru olarak bilinen bu motorun geliştirilmesinden tam 10 yıl sonra gerçekleştirildi. Karl Benz 3 tekerlekli otomobili yaparak fabrika etrafında deneme turları atmıştır. Bu esnada karısı ve işçileri heyacan içinde bağıra çağıra peşinden koştukları bilinir. Ancak araç dört turdan sonra bozulmuştur. 9 Ocak 1886 tarihinde Mannheim'li fabrikatör Karl Benz, Berlin'deki imparatorluk Patent Bürosu'na baş vurarak "Gaz motoruyla hareket eden araç" için patent hakkını aldı.Aynı yıl "Kendi kendine hareket eden otomobil" rüyasıyla uğraşan bir başka kişi, Gottlieb Daimler , Stuttgart yakınlanndaki Cannstatt kasabasında önemli bir başanya imzasını attı: Gottlieb Daimler ilk motorlu otomobilini denedi.Birbirine çok yakın mekanlarda, ancak birbirlerinden habersiz olarak otomobillerini geliştiren Daimler ve Benz buluşlanyla yeni bir çağın açılmasına, dünyanın tam anlamıyla harekete geçmesine neden oldular.
1890 — Herbert Akroyd Stuart Bir kaza sonucunda kızgın bir yere değen gaz yağının hava ile karışarak yandığını gördü. Bu olaydan etkilenerek yaptığı deneylerle motorunu geliştirdi ve patentini aldı. Motorunda yakıt emilen ve hafifçe sıkıştırılan hava içerisine bir memeden gönderilerek patlayıcı ve yanıcı bir karışım oluşturulmaktaydı. Bu karışımın yanabilmesi için cidarları yüksek derecede ısıtılan ve buharlaştırıcı adı verilen bir ön yanma odası vardır. Ana yanma odasına bir kanalla birleştirilen bu oda ilk hareket için dışarıdan alevle ısıtılmaktadır. Bu motorda havanın ısısının sıkıştırma oranıyla arttığı düşünülmediğinden verim düşük olmuştur.
1890 — Bir Alman mühendis olan Capıtaine , Akroyd’un motoruna benzeyen bir motorun patentini aldı. Bu motorlar yarım dizel ( kızgın kafalı ) motorların esasını oluşturdu.
1890 — İlk otomobillerin çoğu , dişlileri olmadığı için yokuş çıkamıyor ,
1893 — Benz Victoriaönce durup sonra geriye doğru inmeye başlıyordu .1893’da yapılan Benz Victoria marka arabada bir deri kayışı küçük bir kasnağa bindiren bir kol kullanılmıştı . Bu düzenek tekerleklerin daha yavaş dönmesini ve yüksek manivela gücünün arabayı yokuş yukarı tırmandırmasını sağlıyordu. Zincir çekişli Velo tipi araçtada bu şekilde üç ileri bir geri kasnağı vardı.Çekişin kolaylıkla arka tekerleklere iletilmesi için motor her zaman arkaya yada sürücünün altına konuyordu.
1892-1897 — Münih yüksek teknik okulu mühendislerinden Rudolf Diesel (18 Mart 1858-29 Eylül 1913_Pariste doğdu babası deri tüccarıydı Münih Sanat Okulundan mezun oldu, tam bir rönesans adamıydı. Sanat, dilbilimi ve sosyal teorilerde bilgi sahibiydi.) Buhar motorlarına uyguladığı bir takım mekanik değişiklikler sonrası performansdan %10 kazanç sağladı. Bir gün Diesel bazı şeylerin normal olmadığını düşündü: Kav parçalarını ufak bir cam tüpe koydu. Bir piston yardımı ile, Havayı tüpe sıkıştırdı ve kavın yanmasını sağladı. Bu deney sonucu alınan başarılı sonuç O'nu daha da hareketlendirmişti. 1885'de Paris'de bir laboratuvar açtı, 1892 yılında “içten yanmalı kuvvet makinalarının çalışma şekli ve imalatı” hakkındaki 67207 sayılı patenti aldı. Bu makinede havanın sıkıştırılmasından sonra yakıt üst ölü noktada tedrici bir şekilde püskürtülmeye başlanır ve bir basınç yükselmesi olmaksızın yanma başlar. Yakıtın püskürtülmesi sona erince gaz kütlesinin genişlemesi başlar. Dr Diesel önce Almanya da akaryakıt bulunmaması sebebiyle makinesini kömür tozu yakacak şekilde geliştirme teşebbüsünde bulundu. Fakat kendi olanakları kısıtlı olduğundan Krupp ve Maschinenfabrik Augsburger Nuerenberg ( MAN ) müesseselerini ikna ederek 1893 ağustosunda ilk modelin tecrübesini yapar. 3 metrelik demir silindirli, pistonlu bir düzenteker oluşturdu. Buhar motoru yavaş yavaş yerini termodinamik motora bırakmaya başlıyordu Silindirlerin soğutulmaması ve havanın 100 Kg / cm2 ye kadar sıkıştırılmak istenmesi Diesel in bu ilk makinesinin başarısızlığına sebep oldu. 1897 Yılında yapılan üçüncü makine Dr. Diesel in tam bir başarısı ile sonuçlandı. Bu üçüncü makine dört stroklu, sıkıştırma sonu basıncı 30 - 40 Kg /cm2 olan, su ile soğutmalı ve yakıtı yüksek basınçlı hava ( 70 atmosfer ) ile püskürtülen bir makineydi Teoride %75.6 fazla verim alıyordu. Elbette bu teori sağlanamadı. Bu motordaki teknik verim % 24 ‘ e kadar yükselmişti. Bu güne kadar bu motorlar üzerinde birçok değişiklik yapılmasına karşın Rudolf Dizel’in koyduğu esaslar değişmediğinden Bu motorlara dizel motorları adı verilmiştir.
1893 — Amerikanın ilk başarılı otomobili “duryea” , J.Franck ve Charles Edgar Duryea Tarafından yapılmıştır. Bir rivayete göre ilk karbüratörü Charles Duryea’nın karısının lavanta püskürtme şişesinden ilham alarak yaptığı söylenir. Halbuki Mayback karbüratörü bu tarihten çok daha önce bulmuştu.
1894 — Dünya'daki ilk resmi otomobil yarışı, 22 Temmuz 1894'te düzenlenmiş ve Paris-Roven arasında 50 km'lik bir mesafeyi kapsayan bu yarışta 19 otomobil mücadele etmişti. Yarışı Le Petit Journal Gazetesi organize etmiş ve sporcular saatte 18 km/h gibi baş döndürücü bir sürat ortalamasıyla yarışmışlardı. İlerleyen yıllarda otomobil sporlarında farklı branşlar gelişmiş ve ilk pist yarışı 1898'de Periqueeux'te düzenlenmiştir.
1898 — Fransa Otomobil Kulübü (AFC) Paris'teki Les Tuiliers'in güneşli bahçelerinde ilk otomobil fuarını organize etmiştir. Fuara 269 firma katılmıştır. İlgi çok büyük olmuş 140 bin meraklı ziyaret etmiştir. ACF fuara her firmanın katılmasına izin vermemiştir. Katılmak isteyen otomobilin Paris'ten Versailles'a kadar gidip geri dönebilmesi gerekiyordu.Paris'teki 15 Haziran 1898'de ‘‘Exposition Internationale d'Automobiles’’ adı altında Les Tuileries'in güneşli bahçelerinde başlayan Paris Otomobil Fuarı 1913 yılında, Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde, başlangıç tarihi sonbahara kaydırıldı. Paris'te en güzel mevsimin sonbahar olduğu konusunda fikir birliği sağlayan organizatörler, ekim ayında karar kıldılar. 656 firmanın katıldığı fuar otomobil sektörünün büyümesinin de habercisiydi. Yılda 5 ila 20 otomobil üreten ‘‘dev’’ firmalar Renault, Peugeot, Darracq ve Berliet fuardan çok memnun kaldılar... 2.Dünya Savaşı Fransız otomotiv dünyasına darbe indirdi. Fuar, 1939 yılından 1946'ya kadar düzenlenemedi. Fakat 1946'da düzenlenen fuar, sektörün ölmediğinin, tam aksine patlamaya hazır bir bomba olduğunun habercisiydi. 1950 ise otomobil dünyasının geleceğinin parlak olduğunu gösteriyordu.
1902 — İstenildiğinde benzinli istenildiğinde elektrik motoruyla ilerleyebilen ilk aracı 27 yaşındayken Ferdinand Porsche yapmıştır. 1902 yılında “Mixte-Wagen” adını verdiği aracı tanıtmıştır. Viyanalı bir fayton üreticisi olan Ludwig Lohner ile birlikte çalışan Porsche 4 silindirli bir Daimler motoruna aküler , bir jeneratör ve elektrik motorları ekledi. Bu haliyle Mixte benzinli motor stop edildiğinde bile akülerin çalıştırdığı elektrikli motorla ilerlemeye devam edilebiliyordu.
İlk hibrid otomobil Mixte-Wagen1902—MAN fabrikalarında Alman deniz kuvvetlerindeki gemilerde kullanılmak üzere dizel motorları yapılıyor.
1903 — Fransız Gustave LİEBAU ilk emniyet kemerini tasarladı ve patentini aldı
1904 — Kısa adı FIA olan Uluslararası Otomobil Federasyonu'nun 1904 yılında kurulmasıyla otomobil sporlarının gelişimi daha da hızlanarak devam etmiştir. Merkezi Paris'te bulunan FIA, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 90'ın üzerinde ülkenin 100'den fazla otomobil kulübü ve birliklerini bünyesinde toplamakta ve 50 milyonun üzerinde sürücüyü temsil etmektedir.
1905 — İsveçli mühendis Alfred Büchi egzoz gazlarından yararlanarak çalışan bir türbin vasıtasıyla dört silindirli bir motora aşırı hava yüklemeyi başardı.
1905 — İlk 4WS ve 4WD sistemi Latil marka traktöre uygulandı
1905 — İlk tampon takılan araç İngilterenin Kilburn kentindeki Simms Manufacturing Co. tesislerinde üretilen 20 HP gücündeki Simms-Welback marka araçtır. Aynı yıl tamponun patentinin F.R.Simms tarafından alınmasına karşın aslında bu fikir yeni değildi 1897 yılında Moravya’daki İmperial Nesseldorf vagon fabrikasında yapılan çek malı Prasident marka otomobilin önüne tampon konmuş ancak Viyana yakınlarında yapılan denemelerde ilk 10 milden sonra tampon düştüğü için bir daha takılmamıştır.
1908 — ABD li Henry Ford T modeli adındaki ilk seri üretim otomobili yaptı. İlk üretim bandı fikrinin de babası olan Ford 1913 de günde 1000 araba üretebiliyordu
1912 — İki zamanlı ve 12000 BG’de ilk yüksek güçlü dizel motoru yapılıyor
1918 — İngiltere’de “ Royal aırcraft establıshment “ fabrikaları mekanik püskürtmeli dizel yakıt sistemini geliştirdi. Böylece yüksek devirli dizel motorları oluşturularak hafif taşıtlarda kullanılmasına zemin hazırlandı.
1919 — Avrupanın ilk seri üretim otomobili Type A Citroen tarafından piyasaya verildi. Citroen aynı yıl dünyada ilk organize satış sonrası hizmetleri yapılandırdı.
1920 — Voisin firması hidrolik olarak çalışan ABS'nin atası üzerine çalışmalar yaptı." Frenlemenin tekerlekleri kitlemesini önleyici donanımı " tanımıylada Almanyada 671925 nosuyla ilk patentini aldı
1923 — Dünya'da otomobil yarışları düzenlenmeye başlandığı dönemde Osmanlı Devleti "Sanayi devrimini" kaçırdığı için, Anadolu'da sadece "at arabası" yapılabiliyordu. Bu nedenle ülkemizde otomobil sporunun başlangıcı Batı Avrupa'dan çok sonra oldu. Türkiye'de otomobilcilik, 1923 yılında o günkü ismi Türk Seyyahin Cemiyeti olan Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu (TTOK)'nun kurulmasıyla resmi kimliğine kavuşmuştur. TTOK'nın kurulmasından 4 yıl sonra ülkemizdeki ilk otomobil yarışı TOŞD tarafından, İstanbul Veliefendi çayırında yapılmış ve 30 otomobilin katıldığı bu yarışı Suphi Bey kazanmıştır. 1931 yılında İstinye-Maslak yolunda yapılan tırmanma yarışına Mustafa Kemal ATATÜRK'ün gelip sporcuları kutladığı ve Türk gençliğinin yüksek teknoloji isteyen bu spora eğilmesini istediği bilinmektedir. Daha sonra İstanbul Hipodromunda yarışlar düzenlenmiş ve at yarışlarında olduğu gibi müşterek bahisler yapılmıştır. İlk Türk bayan otomobil yarışçısı olan Samiye Morkaya, o dönemlerde yapılan bu pist yarışlardan bazılarını kazanmıştır.Türkiye'de Avrupa Ralli sistemine uygun olarak düzenlenen ilk yarış da 1954 yılında 4 etap üzerinden koşulan İstanbul-Ankara Rallisi, FIA kurallarına uygun olarak yapılan ilk ralli ise 1968 Trakya Rallisi'dir. Daha sonraki dönemlerde Ege Rallisi, Türk-Yunan Rallisi, Hitit Rallisi, Kocaeli Rallisi ile Uludağ, İzmit-Keltepe ve Ankara-Kızılcahamam Tırmanma Yarışları düzenlenmiştir. 1970 yılında Türkiye Otomobil Kulübü (TOK) Oran Sitesi inşaatı sokaklarında Türkiye'deki ilk pist yarışını organize etmiş, ancak güvenlik nedeniyle Ankara Emniyet Müdürlüğü izin vermeyince otomobiller tek tek zamana karşı mücadele etmiştir. Türk Otomobil Sporlarının dönüm noktası sayılan Günaydın Rallisi ise ilk olarak 1972 yılında düzenlenmiştir. Rahmetli Ali Sipahi'nin girişimleriyle Günaydın Gazetesi tarafından organize edilen yarışlar, gazetenin birinci sayfasından duyurulmuş ve halktan da çok büyük bir ilgi görmüştür. İlk yıllarda sadece yerli üretim otomobillerin katıldığı bu rallilerde o dönem ülkemizde üretim yapan Tofaş, Renault ve Anadol fabrikalarının takımları arasında kıyasıya çekişmeler yaşanmıştır. Taksi şoförlerinden oto boyacılarına ve üniversite profesörlerine kadar çok değişik sosyal seviyedeki insanlar büyük zevk ve sportmenlik içinde yarışmıştır. Hatta 1977 yılında Zonguldaklı bir taksi şoförünün damalı taksi otomobiliyle Türkiye Rallisi'ne katılarak çok iyi zamanlar kaydettiği bilinmektedir. 1979 yılından itibaren "Uluslararası" bir kimliğe kavuşan, önce Balkan Şampiyonası ardından da Avrupa Ralli Şampiyonası'na dahil edilen bu organizasyon halen düzenlenmektedir...
1924 — Citroen dünyanın ilk çelik karasörlü otomobili B10’üretti
1924 — MAN 'ın ürettiği bir kamyon direk enjeksiyonlu dizel bir motoru kullanan ilk vasıta oluyordu
1934 — Citroen seri olarak önden çekişli araç üretmeye başladı
1938 — Citroen Hidropnömatik süspansiyon sistemini icat etti
1938 — İsviçreli kamyon üreticisi Saurer ilk turbo motorlu kamyonu üretti
1938 — Klima'yı standart olarak kullanıma sunan ilk marka Studebaker Commander'dir
1938 — GM tasarımcısı Harley Earl ilk elektrikli cam sistemini Buick y'ye monte etti.
1950 — Formula 1 'in Tarihçesi Ne Kadar Eskidir?1894 ile (tarihte ilk kez Paris ile Rouen arasında motorlu yarışın yapıldığı tarih) 1900 yılları arasındaki dönemde "formula" yoktu. O zamanki araçların yarışları basitti. Araçlar arasında itiş gücü (benzinli veya buharlı) ve koltuk adedi ile ayırım yapılıyordu. O zaman, otomobillerde daima iki koltuk vardı ve 1920 lerin sonuna kadar tek koltuklu otomobiller kullanılmadı. Arka dikiz aynasının icadı bu gelişmelere önemli bir katkıda bulundu çünkü teknisyenlerden birisinin görevi kendisini geçmeye kalkan birisi hakkında pilotu uyarmaktı.1907 ile 1939 arasında hemen hemen mümkün olan her türlü formül uygulandı. Asgari ağırlık, azami ağırlık, tüketim ve silindir kutru konularında sınırlamalar getirildi ancak 1939 dan sonra en sık görülen kural motorların silindir kapasitelerinin sınırlanması idi. Bu sınırlama ilk kez 1914 yılında uygulandı. 1904 yılında FIA tarafından tanımlanan ilk "Formula" nın devreye girmesini takiben (ki azami ağırlık sınırlandı) daha küçük otomobiller için kategoriler oluşturuldu ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar "Formula 1" ismi kullanılmadı. FIA Formula 1 Dünya Şampiyonası 1950 de ortaya çıktı ve FIA Formula 1 Dünya Şampiyonası olarak kabul edilen ilk Formula 1 yarışı 13 Mayıs 1950 de Silverstone'da yapılan İngiltere Grand Prix'idir.
1954 — Döner Pistonlu Motor ( Rotary-Wankel motoru ):1954 senesinde Felix Wankel tarafından geliştirilmiş bir motor türüdür. Bu motorda silindir geometrik elips biçimi şeklindedir. Bu motorun çalışma prensibi kısaca, yakıt odasına sahip blok içinde üçgen şeklinde bir döner pistonun dönerek, silindir içinde değişik yakıt hacimleri ve sıkıştırma oranları meydana getirmesidir.
1957 — İlk hız sabitleyicisi ( cruis control ) Imperial marka araçta kullanıldı.
1958 — İsveç'teki Volvo Fabrikasında mühendis olan Nils Bohlin Üç noktalı emniyet kemeri olarak bilinen sistemin patentini aldı.
1962 — İlk seri üretim turbo motorlu otomobil Chevrolet Corvair Monza tanıtıldı. Daha sonra bu modeli Oldsmobile F85 Jetfire takip etti
1963 — Wankel motoru ilk kez NSU Spider marka araçta kullanıldı
1967 — İngiliz otomobil firması Jensen İlk ABS'yi otomobillerine uyguladı
1973 — Avrupa’da seri olarak turbo motorla üretilen ilk otomobil BMW 2002 oldu.
1978 — Modern ilk ABS sistemi BMW 7 serisi ve Mercedes S serisinde uygulandı
1984 — Turbo üreticisi Garrett intercooler adını verdiği bir turbo soğutucusu geliştirdi. Bu sayede türbine giren hava soğutularak turbonun performansı artırıldı
1986 — Çift turbo takılan ilk araç Porsche 959 oldu
1987 — Bosch ilk üretici olarak ABS sisteminin daha gelişmişi olan ASR sistemini piyasaya sürmüştür
1993 — Fiat Croma TdiD değişken geometrili turboyla donatılan ilk otomobil oldu. Sistem düşük motor devirlerinde turbonun verimini önemli oranda artırıyordu.
1995 — Bosch 1995 yılında FDR sistemini aktif sürüş emniyetini sağlamak üzere üretime almıştır. Özellikle virajlarda ve ani yol değişikliklerinde FDR sistemi, yıldırım hızı ile motor, şanzıman ve frene müdahale ederek aracın savrulmasını önler.
2004 — Çift turbo takılan ilk seri üretim dizel motorlu otomobil BMW 535d oldu
2005 — Mercedes üç turbolu v6 dizel motorla donatılmış konsepti Vision SLK 320 Cdi’yi Cenevre otomobil fuarında tanıttı.

Otomobillerin gelişmesine katkıda bulunan kişiler


  • Nicolas Joseph Cugnot ( 1725-1804 ) İlk motorlu taşıt Fardier’i yapan İsveçli mucit
  • Eugene Beau de Rochas ( 1818-1893 ) 4 zamanlı çevrimin esaslarını ortaya koyan Fransız mühendis
  • Jean Joseph Etienne Lenoir ( 1822-1901 ) Ticari ilk motoru yapan Belçikalı mucit
  • Eugen Langen ( 1833-1895 ) Rochas’ın bulduğu prensipleri kullanarak ilk dört zamanlı motoru yapan Alman mucit
  • Gottlieb Daimler (1834-1900) Motor endüstrisinin öncüsü ilk Mercedes otomobillerinin üreticisi
  • Karl Friedric Benz (1844-1929) İlk motorlu aracın patent sahibi
  • Henry Ford (1863-1947) Ford motor Company kurucusu
  • Ransom Eli Olds (1864-1950) Olds Motor Vehicle Company (Olds Motorlu Araçlar Şirketi)nin kurucusu
  • Rudolf Diesel (1873-1913) Dizel motorunun mucidi
  • Ferdinand Porsche (1875-1951) Porsche firmasının kurucusu Volkswagen kaplumbağanın tasarımcısı
  • Louis Renault (1877-1944) Renault firmasının kurucusu
  • Andre Citroen (1878-1935) Citroen firmasının kurucusu
  • Ettore Bugatti (1881-1947) Bugatti firmasınınkurucusu
  • Enzo Ferrari (1898-1988) Ferrari firmasının kurucusu

Otomobil markaları


Buhar gücüyle çalışan otomobiller çok daha önceleri ortaya çıkmışsa da, otomotiv sanayisinin gerçek kuruluşu; 1860’larda ve 1870’lerde başta Fransa ve Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde kısa bir süre sonra da ABD’de benzin motorunun geliştirilerek yaygınlaşmasıyla başladı.

ABD’deki ilk otomobil yapımcıları ise Ramson Eli Olds ile Alexander ve James Packard’dır. 1898’de ABD’de otomobil üreten şirket sayısı 50 iken, 1908’de bu sayı 241’e yükseldi. Her markanın öbüründen ayırdedilmesini sağlayan amblemi yada etiketi vardı. Bir tür övünme aracı olan amblemler değerli metalden elde mine boyalı yapılmaktaydılar. Ancak seri üretim otomobilleri ucuzlatınca küçük şirketler devler tarafından yutuldular yada piyasa dışına itildiler.Otomobil Avrupanın icadı idi. Avrupalı bilim adamları otomobilin teorik hesaplarını yapmakla vakit geçirirken pratik kafalı Amerikalılar otomobil imalinde Avrupaya önderlik etmeye başlamışlardır.

1920li yıllar tarihe Amerikalıların en yaratıcı yılları olarak geçti. “Kükreyen Yirmiler” diye bir de isim takmışlardı. “Kükreme” sadece müthiş bir hızla büyüyen ekonomilerini değil, radikal bir biçimde değişen yaşam biçimlerini de anlatıyordu. “Kükreyen Yirmiler”in en önemli buluşlarından birisi de seri üretimdi. Ünlü otomobil sanayicisi Henry Ford’un bu müthiş buluşu sayesinde üretim katladı. Ülkedeki otomobil sayısı kısa sürede altı milyondan yirmiyedi milyona yükseldi. Otomobil fiyatları düştü. Henry Ford, devrim niteliğinde bir çıkış daha yaptı, işçi ücretlerini günde beş dolar gibi görülmedik seviyeye çıkardı. Ve tarihte ilk kez işçiler kendi ürettikleri otomobilleri satın alacak parayı kazanır oldular! Yine tarihte ilk kez “yıllık izin” kavramı gündeme geldi. O zamana kadar zenginlere özgü bir ayrıcalık olan seyahat de “demokratikleşti.

Fransada yapılan otomobil yarışmalarında içten yanmalı otomobillerin çok pratik olduğu görüldü. 1910 yılında bu görüş çerçevesinde benzinle çalışan otomobillere daha fazla yer verildi ve çalışmalar bu yönde hızlandı.İlk otomobil şirketleri küçük imalathaneler biçimindeydi. Bu şirketlerden ancak birkaçı ayakta kalarak büyük ölçekli üretime geçebildi. Başlangıçta bunlar, başlıca üç grupta toplanıyordu: Almanya’daki Opel ve İngiltere’deki Morris gibi bisiklet yapımcıları; ABD’deki Durant ve Studebaker atla çekilen taşıt üreticileri; makine imalatçıları, Otomotiv sanayisine geçen bu şirketlerde temel olarak montaj işlemi yapılıyor, motor ve temel parçalar başka imalathanelerde üretiliyordu.

Bu şirketlerin montajın dışında başka üretime yönelmeleri, ancak bir dizi teknik ve mali sorunun çözülmesiyle gerçekleşti. Avrupa’da otomotiv sanayisi 1919-39 arasında ve temel olarak otomobil üretimi alanında gelişti .Aynı ölçekte olmasa da, Avrupa şirketleri de ABD’deki seri üretim yöntemini benimsemişlerdi. Almanya’da ise otomotiv sanayisi, 1. Dünya Savaşı’nın ağır yükünden kurtulana değin pek yaygınlaşmadı.Bu alandaki en önemli gelişmeler 1926’da Daimler ile Benz’in birleşmesi ve 1929’da General Motors’un Alman pazarına girerek Opel marka otomobilleri üretmeye başlaması oldu.

II. Dünya Savaşı ’ndan sonra motorlu taşıt üretimi çarpıcı bir hızla arttı ve 35 yıllık bir süre içinde dünya üretimi 10 katına çıktı. ABD’deki üretim artmakla birlikte, dünya otomotiv üretimindeki yüzde 80’lik payı, bu süre sonunda yüzde 20’ye geriledi.1980’lerin başındaki ekonomik gerileme en çok ABD’yi etkiledi; bunun sonucunda Japonya üretimde birinci, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ise ikinci sıraya yükseldi.


webo 29 Eylül 2011 16:11

Faydalı Bilgiler
 
1 ek

FAYDALI BİLGİLER


Otomobilinizi Nasıl Seçmelisiniz?
Bir araba alırken ne beklediğinize doğru karar verin. (Örneğin tercihiniz iki kişilik üstü açık bir araba ise, aslında ihtiyacınız olan şeyin 7 kişilik bir van olduğunu, iş işten geçtikten sonra fark etmeyin!)
  1. Ne kadar büyük bir kabine ihtiyacınız var; arka koltukları kullanır mısınız, yoksa beş kişilik bir araba bile size dar mı geliyor?
  2. Büyük bir bagaja ihtiyacınız var mı? Yoksa haftada sadece bir kere mi gerekiyor?
  3. Nasıl bir trafikte kullanıyorsunuz? Şehir içinde kısa mesafeler mi, yoksa otoyolda uzun seyahatler mi yapıyorsunuz? Seçeneğiniz ikinci ise, daha güçlü ve konforlu bir seçim doğru olur.
  4. Sizin için performans ne kadar önemli? 1.4 litre ile üç sene yaşayabilir misiniz, yoksa en az 2.0 litre mi yeterli?
  5. Güvenlik sizin için ne kadar önemli? Mümkün olan en çok sayıda airbag (hava yastığı) ve Euro Ncap yıldızına mı bakıyorsunuz?

Bütçenizi belirleme

  1. Bir bütçe belirleyin, satın alacağınız galerinin, size farklı bir ödeme planı ile daha fazla harcama yaptırmasına izin vermeyin.
  2. Cebinizden çıkacak para üstüne odaklanın, harcayacağınız her kuruşu hesaba katın.
  3. Arabaya sahip olmak için vereceğiniz paranın dışında, pul vergisi, sigortası, benzin ve servis masraflarını göz önünde bulundurun.
  4. Gerçekten sıfır kilometre bir arabaya ihtiyacınız var mı? Yeni araba, ilk yaşında çok değer kaybeder. Bir yaşında bir araba aldığınızda bu değer kaybını yaşamaz ve modeline göre bir veya dört sene daha, garanti kapsamı içinde kalırsınız.

Otomobilinizi alırken nelere dikkat etmelisiniz?

  1. Mutlaka test sürüşü yapın. Hafta içi, yolların daha boş olduğu saatleri tercih edin ve mümkün olduğunca farklı yollarda kullanın. Sadece galeri etrafında tur atıp gelmeyin. Birkaç alternatif varsa, araçlar arasına çok zaman koymayın, mümkünse aynı gün deneme sürüşü yapın. Sağlık sorununuz var ise; örneğin sırtınızda, koltuğa, sürüş pozisyonuna ve rahat inip binebildiğinize dikkat edin. Omuzlarınızda sorun var ise, direksiyonun sertliğine dikkat edin. Galeri vermek istemeyebilir, ama arabaya kesin karar verdiğinizde bir test sürüşü daha talep edin.
  2. Alacağınız araç amaçlarınıza uygun olsun. Örneğin, Aile arabası olarak alıyorsanız, bütün aile rahat yolculuk edebilecek misiniz?
  3. Hobileriniz var ise, araba bu konuda uyumsuzluk yaratıyor mu?
  4. Otomobili değerlendirirken dikkat etmeniz gerekenler;
    • Direksiyon
    • Vites geçişleri
    • Hızlanma ve frenleme
    • Genel büyüklüğü
    • Sürüş konforu ve gürültü seviyesi
    • Koltuk ayarları
    • Ön arka diz ve baş mesafeleri
    • Bagaj ve eşya saklama bölmeleri
    • Görünürlük; sürücü koltuğundan çevrenizi ne kadar görebiliyorsunuz?
    • Eğlence sistemi; Radyo, Cd, Dvd, Mp3 sistemleri
  1. Satın alma ile ilgili bilgi alırken dikkatli olun. Bazı galeriler, otomobili şahıstan satıyormuş gibi konuşabilirler. Bu yüzden telefonla aradığınızda, sözlerinize "ilan verdiğiniz araç için arıyorum" diye başlayabilirsiniz. Karşınızdaki ''Hangi araç?''derse, büyük olasılıkla galeridir.
  2. Şahıstan alıyorsanız, aracın sahibinin evinde buluşmak, otomobilin çalıntı olma riskini azaltır.
  3. Vergi borcu olmadığına dair kağıt isteyin.
  4. Satıcıya araba hakkında soru sorun; neden sattığını, memnun kalıp kalmadıklarını, satışa yetkileri var mı, yoksa vekaleten mi satacaklar öğrenin?
  5. Hangi serviste bakımı yapılmış kontrol edin, servisten araç için kesilen faturalarla ilgili bilgi almaya çalışın. (Böylece size söylenmeyen bir tamiratı öğrenebilirsiniz.)
Alıntıdaki Ek 57843

İkinci el alırken kontrol edilecekler:

  1. Lastiklerin durumuna bakın. Dişleri ve yanaklarına bakın, asimetrik bir aşınma, takımlarda bir ayarsızlık olduğunu gösterir.
  2. Direksiyon bir taraftan diğerine toplandığına akıcı olmalı. Herhangibir takılma, titreşim ve/veya ses, problemi işaret eder.
  3. Vitesler sorunsuz geçmeli, debriyaja tam basılı vites atarken, zorlanma veya ses gelmesi sorun olduğunu gösterir. Çok sert veya çok hafif debriyaj pedalı da, aşınmış parçalardan dolayı olabilir.
  4. Motor rölantide sarsıntısız çalışmalı. Devirlenirken rahatça devirlenmeli, titreşim veya takılma olmamalı. Yağ çubuğu ve yağ haznesi kapağını kontrol edin, kahverengi tortu görürseniz, vakit kaybetmeyin, başka bir arabaya bakın.
  5. Gaza bastığınızda egzozdan çıkacak mavi dumana bakın. Mavi egzoz gazı çokça çıkıyorsa, motorun iç parçaları aşınmış demektir.
  6. Arabanın kaportasını kontrol edin. Pas, çürüme var mı? Aracın altına bakın, değiştirilmesi gereken bir egzoz sistemi belli olur.
  7. Çok temiz bir motor bölmesi, sizden bir şey saklamak için yıkanmış olabilir.
  8. Kaputu açtığınızda pul pul dökülen bir boya, yapılmış bir kazanın habercisi olabilir.
  9. Arabanın içinin durumu ile kilometresi birbirine uyuyor mu, kontrol edin. Düşük kilometrede bir arabanın koltuk kumaşı/derisi ve/veya yayları aşınmış, pedalları erimiş olmamalı. Aracın kilometresi geri çekilmiş olabilir.
  10. Kapıları açıp kapayın, sorunsuz açılıp kapanıyor mu? Kapı lastiği yırtılmış, erimiş veya tam oturmuyorsa, aracın aldığı bir darbeden kaynaklanıyor olabilir. Kapı lastiğinde boya olmaması gerekir. Plaka ışıkları arabayla aynı renk parlıyorsa, kötü boyamadan kaynaklanabilir.
  11. Arabanın panellerinin hizasına dikkat edin. Bütün boşlukların eşit olması lazım.
  12. Test sürüşünde frenler, isteklerinize tepkili olmalı.
  13. Elektrik sistemi doğru düzgün çalışıyor mu kontrol edin; camlar, havalandırma, klima, açılır tavan vs..

Otomobilinizin dilinden anlamak:


Otomobiller komplike makinelerdir, güvenli ve dayanıklı olması için bakmanız gerekir. Aşağıdaki hususlara dikkat ederseniz, otomobiliniz daha verimli ve sorunsuz olur.
  1. Problemleri es geçmeyin, kontrol edin, tamir edemiyorsanız servise gidin.
  2. Aracınızın bakımını üreticinin tavsiye ettiği şekilde, yetkili kişilerce ve düzenli yaptırın.
  3. Otomobilinize muayene yapılınca güvenli olacağını sanmayın.
  4. Far ve kuyruk lambalarını düzenli kontrol edin.( Duvara karşı kontrol edebilirsiniz.) Ayarsız farlar, hem diğer sürücüleri rahatsız ederek gözlerini alacak ve tehlike yaratacak hem de sizin görüşünüz yetersiz olacaktır.
  5. Lastiklerinizi ayda en az bir kere kontrol edin. Basınçlarını üretici firmanın uygun gördüğü değerlerde tutun. Lastik dişlerinin 2 mm nin altına düşmesine izin vermeyin.
  6. Motor yağı, fren hidroliği, silecek suyu, soğutma suyu, hidrolik direksiyon ve debriyaj sıvılarının eksik olmamasına dikkat edin. Uyarı ışıklarını beklemeyin.
  7. Yağ seviyelerini ölçerken düz bir zemine park edin, yağ çubuğunu silin ve seviyeyi öyle kontrol edin.
  8. Cam sileceklerinizin yeni olmasına dikkat edin.
  9. Ön camınızdaki yağlı, yapışkan veya uzun süre kalmış kiri, sileceklerinizle temizlemeyin. Bu, durumu daha da kötü yapar.
  10. Silecek suyu fıskiyelerinizi bir iğne ile, hep ayarlı tutun.

Kışın dikkat etmeniz gerekenler:

  1. Aracınızın soğutma suyuna antifriz ekleyin. Motorunuzun soğutma suyunun donması, radyatörünüzü hatta motor bloğunuzu çatlatarak size çok pahalıyla mal olabilir. Üretici firmanın uygun gördüğü ölçüde kullanın.
  2. Silecek suyunuzun dolu ve antifrizli olduğuna dikkat edin. Silecekleriniz eski ise yenileyin.
  3. Soğuk havalarda aracınızı çalıştırmanız, buğu ve buz önlemek için kullandığınız rezistans, arabanızın aküsünden daha fazla akım çeker. Aracınızı sabahları çalıştırırken, ağır ve uyuşukça çalışıyorsa, akünüzü değiştirmeyi düşünün.
  4. Akü başlarının kirli olması akım kaybına neden olacaktır. Temizleyip yağlayın.
  5. Lastiklerinizi kontrol edin. Asimetrik aşınmış lastikler kış aylarında tehlikelidir. Kışın, diş profilinin 3mm nin altına düşmüş olan lastikleri kullanmanızı tavsiye etmiyoruz. Yedek lastiğinizi de kontrol etmeyi unutmayın.
  6. Kışın klimanızı haftada en az bir saat çalıştırın. Sistemdeki hareket eden parçaların çalışarak yağlanmasını ve pislik oluşumunun engellenmesini sağlar.
  7. Otomobilinizdeki sıvı seviyelerini, lastik basınçlarını kışın düzenli kontrol edin. Sorun gördüğünüzde tamir edin ki, yolda kalmayın.

İleri Derecede Kış Tedbirleri

  1. Camdaki buzlanmayı temizlemek için bir buz kazıma aleti veya spreyi bulundurun. Tırnaklarınızı ve havalandırma sistemini kullanabilirsiniz, ama çok yorucu olur ve uzun sürer.
  2. Yolda kalma ihtimaline karşı aracınızda kalın kıyafet veya bir battaniye bulundurun.
  3. İlk yardım çantası, reflektörlü üçgen kışın da daha işinize yarayabilir.
  4. Issız bir yolda yolculuk yapacaksanız cep telefonunuzun tam şarjlı olmasına veya araba yedek pil veya şarj cihazı olmasına dikkat edin
  5. Fener işinize yarayabilir, yedek pil bulundurun. Pahalı olmayan reflektörlü yelekler, görüşün bozuk olduğu zamanlarda etkili olabilir.
  6. Çok yer tutmayacak yüksek enerjili bir yiyecek ve içecek bulundurun.
  7. Tehlikeli bir havada muhakkak yola çıkmanız gerekiyorsa, içinde sıcak bir içecek bulunan bir termos, bir kürek ve çeki halatı yanınızda bulunsun.
  8. Aracınızda eski bir paspas bulundurun. Kara saplanmanız durumunda, bu amaç için yapılmış kaymaya dayanıklı paspaslar kadar işe yarar.
  9. Uzun süre bir yerde kalmanız gerekir ve akünüz de biterse, akü şarj kablosu daha sonra çok faydalı olabilir.

Arabanızı Satmak

  1. Otomobilinizi takas edebilir, ya da şahıs olarak satabilirsiniz.
    • Takas etmek hızlı ve basit bir çözümdür. Eğer satıcı takas etmek istediğiniz aracı size satmaya istekli ise, kaybınız biraz daha az olabilir.
    • Şahıs olarak satmaya karar verirseniz, daha uzun sürebilir, ama cebinize daha çok para girer. Aracınız için arayanlar ile, test etmek ve kontrol ettirmek isteyenlerle, siz ilgilenmelisiniz. İlan vermek için ayrıca biraz para harcamanız gerekecek.
  2. Otomobilinizin ederini anlamak.
    • Piyasada bulunan otomobil satış dergilerinin ve otomobil satış sitelerinin ortalamasını alabilirsiniz.
    • Arabanız iyi durumda ve kilometresi ortalamanın altındaysa, fiyatı biraz daha yüksek tutabilirsiniz. Kilometreniz ortalamanın üstündeyse, ilgi çekici olması için fiyatı düşük tutabilirsiniz.
    • Arabanızın durumu hakkında dürüst olun. Arabanın kötü durumda olduğunu gören kimse, pazarlık dahi yapmaz.
    • Ekstra donanımlı veya özel versiyon otomobilleriniz için daha fazla fiyat isteyebilirsiniz.
    • Sahip olduğunuz otomobil, nadir bulunan ve değerli bir model ise, fiyatını ortalamanın üstünde tutma şansınız, daha yüksek olabilir.
  3. Otomobilinizi hazırlamak.
    • Otomobilinizi en iyi görünecek şekilde temizlemek, aracın potansiyelini ortaya çıkarır ve satışı daha kolaylaştırabilir.
    • Profesyonel temizlik ürünlerini kullanın, kaportasını cilalı şampuanla temizleyin ve matlaşmış lastik parçalarını özel spreylerle parlatın.
    • Aracın içi derli toplu gözüksün, mümkünse iç temizlik için üretilmiş temizlik malzemeleri kullanın.
    • Her türlü kokudan arındırın, sigara kokmasın, evcil havyan besliyorsanız araçta tüyü kalmasın.
    • Eğer sizin yapmanız mümkün değilse aracı, bu işleri yapan bir firmaya götürün.
    • Buharla temizlenmiş bir motor bölmesi, kolaylık yerine şüphe uyandırabilir. Motor yağının temiz olması, kontrol edildiğinde size avantaj sağlayabilir.
    • Yeni veya Prestij arabalarındaki çizik veya göçükleri tamir ettirmeniz avantajınıza olabilir. Aracınız eskiyse, bu işler için harcama yapmanız getirisine değmeyebilir; eski araçlarda ezikler ve çizikler olması doğaldır.
    • Aracınızla ilgili bütün belgeleri bulundurun. (Vergi borcu olmadığına dair kağıt ve servis bakım faturaları gibi.)
    • Otomobil satışları mevsimle çok bağlantılı olmayabilir. Ama üstü açık bir araç ilkbaharda, arazi aracı sonbaharda daha kolay satılabilir.

İlan Verme


Verdiğiniz ilanın içeriğinin doğru olması, alıcıların ilgisini çekecektir. Hatalı bir ilanla bütün gün telefon gelmesini bekleyebilirsiniz.
  1. Gerekli bütün bilgiler ilanda olsun, samimi ve açık olun, "bayandan çok temiz", "doktordan çok temiz", "full+full" gibi klişelerden kaçının.
  2. Modelini, trafiğe çıkış tarihini ve kilometresini yazın. (2000 Kasım'da alınmış bir araçda 2001 Haziranda alınmış bir arada 2001 model olabilir ama aralarında 7 ay fark var.)
  3. Kilometresini açık yazın, ve araç sizden önce ortalamanın altında el değiştirmişse belirtin. Aksesuarlarını anlaşılır bir dilde yazın. Anlaşılmayacak kısaltmalardan kaçının.

Potansiyel Alıcı İle Görüşme


Eğer aracınızı şahsi olarak satıyorsanız, potansiyel alıcılar ile görüşmeniz, aracınızın kontrol ve test edilmesinde izin vermeniz gerekiyor.
  • Kendinizi savunmasız hissediyorsanız, ailenizden biri veya bir arkadaşınız size refakat etsin.
  • Gündüz vakti ve evinzde randevu verin ki, araca daha rahat bakabilsinler.
  • Test sürüşü yapmak istiyorsa ehliyetini görmeyi rica edin ve ehliyet numarasını bir yere not edin.
  • Test sürüşünde kesilen bir cezanın kendi sorumluluğunda olduğunu hatırlatın.
  • Aracınızı asla siz araçta olmadan test sürüşü yapılmasına izin vermeyin. Yolcu koltuğuna geçin, ondan sonra anahtarları verin.
  • Potansiyel alıcının aracı uygun bir süre (örneğin 20-25 dakika) sürmesine ve farklı yollarda kullanmasına izin verin. Kısa kesmeyin, bir şey sakladığınızı düşünebilir.

Ödemeyi Almak


Alıcı ile anlaşıldıktan sonra ve hırsızlık veya zaman harcayanlardan korunmak için bazı önlemler almalısınız.
  • Bir fiyatta anlaştığınız zaman, ilanı kaldırmadan önce bir kaparo alın ve vazgeçildiği takdirde bu miktarın sizde kalacağını açıkça söyleyin. Alıcı vazgeçerse, kaparo ile tekrar reklam ilanı verebilirsiniz.
  • Ödemenin hepsini almadan asla aracı teslim etmeyin.

Otomobil temizlik


Otomobilinizi yıkatırken veya yıkarken nelere dikkat etmelisiniz? Bazı otomobillerin eski gözükmelerinin nedeni, boyasının yıpranmasıi bunu da nedeni otomobilin yanlış yıkanmasıdır.
  1. Otomobilinizi hiçbir zaman fırça ile yıkamayın. Sünger, mümkünse alışveriş merkezlerinde satılan bu iş için yapılmış olan doğal süngerleri tercih edin.
  2. Hortum, kova ve otomobil yıkamak için yapılmış bir şampuan kullanın. Böylece hem kirler çabuk çözülecek hem de kova kullandığınız için daha az su kirleteceksiniz. Hortumun ucunda suyu kesen bir tabanca olmasına özen gösterin.
  3. Aracınızı her zaman tavanından yıkamaya başlayın, kaput ve bagajdan sonra kapılara, ordan tampon, kapı altı ve jantlara geçin. Siz temizden kirliye giderken süngerinize daha az kir birikir ve dolayısıyla arabanızın çizilme ihtimali de azalır.
  4. Arabanızı duruladıktan sonra kullanacğınız bezin yine otomobil kurulamak için yapılmış sentetik güderi denilen sarı bezler olmasına işinizi kolaylaştırır. Yanlış kurulama aracınızda hem çizilmelere hemde lekeler kalmasına neden olur. Doğal bezler sizi uğraştırırken sentetik güderiyi sıktığınızda hem eliniz acımaz hemde serbest bıraktığınızda anında gevşer.
Eğer işi daha da ciddiye alıyor ve bir pazar gününü otomobilinizin temizliğine ayırmak istiyorsanız, detaylı temizlik için gerekli bilgiye ihtiyacınız var demektir.

Detaylı Temizlik


Arabanızın kaportası için kullanacağınız şampuanın yanına;
  1. Jantlarınızın temizliği için özel asit (janta temizlemek için özel), lastiklerinizin parlaklığı için köpük veya sprey, biri kuru biri ıslak kullanmak için ince yağlı boya fırçası, iç temizlik için mat temizleme sıvısı (parlak da olabilir ama mat güneşte yansımaz, gözünüzü almaz), camlarınız için beyaz ispirto yada cam temizleme sıvısı, şimdilik işinizi görür.
  2. Bunların kullanımına gelirsek; jant temizliğinde, jantın önce normal sabun süngerle temizlenip durulaması, temizlenmiş jant üstüne asit sıkılması ve kurumasına yakın (yaz aylarında hemen kuruyabilir), 4-5 dakika sonra sert olmayan yağlı boya fırçası ile temizlenmesi tavsiye edilir.
  3. Lastiklerinizi arabanızı yıkarken muhakkak süngerle siliniz ve jant temizleme işlemi bittikten sonra, en iyi sonuç için kurumuş lastik üstüne sıkınız.
  4. Islak yağlı boya fırçasıyla arabanızın kapı çıtaları tampon ve gövde birleşimlerinin aralarını, cam fitillerini ve süngerin giremeyeceği bütün dış yüzeyde çok bastırmadan temizleyebilirsiniz. Bu işlemin sonucu arabanız kuruduğunda daha da belli olacaktır.
  5. Kuru fırça ile arabanızın içini, konsol ve kapı parça birleşimlerini, havalandırma deliklerini ve düğmelerini temizleyebilirsiniz.
  6. Camlarınızın bir sıvı yardımı ile temizlenip yağdan arındırılması kışın çok daha gereklidir. Su ve bezle silinen camda yağ kalır, yağmurlu havalarda hemen buğulanmaya ve karşıdan gelen ışığın kırılıp gözünüzü daha da almasına yol açar.

Yakıt Masrafını Azaltmak


Aracın değer kaybının yanı sıra, cebinizden çıkacak en büyük para benzin harcamalarıdır. Bu konuda dikkat edeceğiniz birkaç nokta tasarruf yapmanızı sağlayabilir.
  1. Aracınızın kullanım kılavuzunda yazan benzin sarfiyatı verileri, gerçek hayattakinden farklı olabilir. Örneğin Avrupa Birliğine üye ülkelerden birinden aldığınız bir otomobilin yakıt sarfiyatı verileri İstanbul trafiği ortalamasının altında olabilir.
  2. Aracınızı çok yavaşta kaldırmak iyi bir tasarruf yöntemi değildir ve bu diğer sürücüleri rahatsız edecektir. Normal bir şekilde kalkıp hızlanın ve mümkün olan en üst vitese atın.
  3. Aracın motor devrini dakikada 2000 ila 3000 arasında tutun.
  4. Bir dakikadan uzun bekleyeceğiniz zaman motoru durdurun.
  5. Her zaman kullandığınız yolların alternatifine bakın. Eğer biraz daha uzun ama daha az dur kalk yapacağınız bir yol bulursanız, tasarruf edebilirsiniz.
  6. Camları ve açılır tavanı kapalı tutun. Lastiklerinizin olması gereken basınçta olmasına kesinlikle dikkat edin. Hava direnci ve sürtünmeyi arttıran düşük lastik basıncı benzin sarfiyatını arttır.
  7. Müzik sistemindeki amfi, buğu önleyici ve klima benzin sarfiyatını arttırır.
  8. Kurumlu ve yağı eski bir motor benzin sarfiyatını arttırır.
  9. Lastik basıncınızın doğru olduğundan emin olun, düşük lastik baıncı sarfiyatı arttırır.
  10. Arabanızın hava filtresini düzenli değişimine dikkat edin; zor nefes alan bir araba benzini daha çok yakar.
  11. Orjinalinin dışında buji kullanmayın.
  12. Sert hızlanmalardan kaçının, sabit bir tempo ile sürün, mümkünse hız sabitleyici kullanın.


nötrino 27 Mart 2012 13:06

Hidromobil
 
1 ek

Hidrojen Yakıt Pili Sistemiyle Çalışan Otomobil



Alıntıdaki Ek 62008
Bu aracın egzozundan su buharı çıkıyor.

Hitit Üniversitesi öğrencisi 7 mühendis adayı, hidrojen yakıt pili sistemiyle çalışan otomobil yaptı. Yaklaşık 100 bin liraya mal olan ve Hitit krallarından Pithana'nın adı verilen hidromobil enerjili araç, atık olarak egzoz gazı yerine yalnızca su buharı çıkararak çevreci yönüyle dikkati çekiyor.

Öğrencilerin yaptığı araç, yüksek basınçlı yakıt tüpünde saklanan hidrojeni havadaki oksijenle birleştirerek elektrik enerjisi oluşturan sistemle çalışıyor ve atık olarak yalnızca su buharı çıkarıyor.

Aracın iç dış tasarımını, bağlantı parçalarını, flaşörlerini, jantlarını, direksiyonunu ve pedallarını kendileri yapan öğrenciler, motor, akü ve yakıt pilini Çorumlu sponsorların katkısıyla temin etti. Önde 2, arkada 1 olmak üzere 3 tekerlekle hareket eden araç, saatte 78 kilometre hıza ulaşabiliyor. Maliyeti 100 bin lirayı bulan aracın ağırlığı ise 130 kilogram.

Hitit Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. İrfan Kurtbaş, AA muhabirine "Pithana"nın, temiz enerji teknolojisine katkı yapmak isteyen mühendis adaylarının oluşturduğu grubun çabalarıyla yapıldığını söyledi.

Öğrencilerin bu girişiminin başlangıçta kendilerini maliyet yönünden korkuttuğunu ifade eden Kurtbaş, "Ancak öğrencilerimizin gayretiyle sanayimizden ve özel girişimcilerimizden destek bulduk. Bu da cesaretimizi artırdı. Projenin hayata geçirilmesinde öğrencilerimizin çok büyük katkıları oldu. Araç bittikten sonra güzel tepkiler aldık. Şevkimiz ve hevesimiz bir kat daha arttı. Öğrencilerim gerçekten çok özverili çalışmalar yaptı" dedi.

Projenin toplam maliyetinin 100 bin lira olduğunu belirten Kurtbaş, maliyetin 40 bin liradan fazlasınını üniversite tarafından karşılandığını, geri kalan kısmının da Çorum Belediyesi ve sponsorların desteğiyle sağlandığını belirtti.

"Pithana" ile İzmir'de düzenlenen ve 20 üniversitenin yer aldığı TÜBİTAK destekli hidromobil yarışlarına katıldıklarını ve burada üçüncü olduklarını bildiren Kurtbaş, daha iyi dereceler almayı hedeflediklerini söyledi.

Kaynak: CNN


_AERYU_ 24 Temmuz 2013 18:49

1 ek
Otomobil
Alıntıdaki Ek 57822
Otomobil, yolcu taşımaya uygun tekerlekli, motorunu kendi taşıyabilen kara ulaşım taşıtı. Otomobil kavramının ilk ortaya çıktığı zaman göz önüne alınarak hayvan gücü kullanılmadan, itmeden veya çekmeden kendiliğinden hareket edebilen öz itmeli taşıtlardır.

Motor kelimesi ayrıca o dönemde atsız taşımayı temsil etmiştir, bu vesile ile "beygir gücü" terimi ile bir aracın gücü ölçülmüştür. Aracı kullanan kişi için bir ve istisnalar dışında, en az bir yolcu için oturma kapasitesine sahiptirler.

Otomobiller yollarda kullanılmak için tasarlanmıştır, bunun yanı sıra yol dışı (Off-road) kullanıma olanak sağlayan otomobiller de vardır (SUV). Yollar diğer trafik öğeleriyle beraber paylaşılmaktadır.

Genel olarak otomobiller içten yanmalı motorlarla ve dört lastiğin dönmesiyle çalışır. Ancak 2001 yılı itibariyle, hibrit motorlu otomobiller satılmaya başlamıştır. Elektrikle çalışan hibrit motorlar için şu an Amerika Birleşik Devletleri de başta olmak üzere, bir çok ülke vergilerini minimuma indirmiş ; ve ücretsiz elektrik dolum istasyonlarını otoparklara ve benzincilere yerleştirmiştir.

3 teker ile çalışan otomobiller de üretilmiştir, ancak denge ve dayanınıklılık sorunu yaşanmasından dolayı kullanışlı hale gelememiştir.

Otomobiller bir çok form altında karşımıza çıkmaktadır ; bazıları Sedan , Station Wagon , Convertible , Coupe , Hatchback 'dir.


Jumong 16 Haziran 2016 10:14

Otomobilin Tarihi Gelişimi
 
1 ek
Alıntıdaki Ek 51021

Otomobillerin Tarihi


Günümüzün vazgeçilmez ulaşım araçları olan otomobillerin, aslında hayatımıza ne zaman girdiğini hiç merak ettiniz mi? Otomobil deyince gözünüzün önünde canlanan profili tamamen unutun ve tarihte ki yolculuğumuza başlayalım. Otomobillerin geçmişi, bütün çağların en önemli mekanik icadı olan tekerleğin geçmişine kadar uzanır. İlk tekerleğin günümüzden yaklaşık 5000 yıl önce Mezopotamya’ da kullanıldığı ortaya çıkarılmıştır. Atlı arabaların ise MÖ 2000′ li yıllarda kullanıldığı bilinmektedir.
Makine gücü ile çalışan ilk otomobillerin geçmişi 1600’ lü yıllara kadar uzanır. 1680 yılında Newton Buharlı Makina ile çalışan Arabasını tasarladı. Otomobil, Fransızca bir kelimedir. AUTO (kendi), MOBİLE (hareket) kelimelerinin birleşimidir. Kendi kendine hareket eden anlamına gelir. 1712 yılında İngiliz tasarımcı Thomas Newcomen ilk buhar makinasını yaptı. Daha sonraki yıllarda ; 1770 yılında, Joseph Cugnot “ FARDİER “ adını verdiği arabasını yaptı. Bu araba günümüzdeki otomobil ve lokomotiflerin atası sayıldı. Kendisi subay olduğu için topları taşımakta kullandı.
1786 yılında, James Watt buharlı arabasını tasarladı ve bu arabayı öğrencisi Murdack hayata geçirdi. Bu arabada lokomotife benziyordu ve kullanan kişiler için, Fransızca da “ Ateşci “ anlamına gelen “ Chauffeur “ yani “ Şoför “ sözcüğü kullanıldı.
1802 yılında, İngiliz Maden Müh. Richard Trevithich yüksek basınçlı buharla çalışan bir buhar makinası yapıp, bunu ilk buhar lokomotifini hareket ettirmek de kullandı. Attan daha hızlı giden ilk taşıt olan Rocket ise 47 km/s hız yaptı. 1860 yılında Belçikalı Mucit Etienne Lonoir tarafından İlk Gazlı motor icat edildi. İçten yanmalı ve kömür gazı ile çalışan bu motor araba üzerinde de denendi.
1877 yılında Alman Müh. Nikolaus Otto dört zamanlı benzin motorunu yaptı.
1885 yılında Alman Gottlieb Wilhelm Daimler gaz ve petrolle çalışan motorunu yaptı aynı yıl oğlu Paul Daimler ve Maybach “ Reitwagen “ adını verdikleri ilk motorlu aracı yaptılar. Bu araç daha çok motosiklete benziyordu.

Fransız mühendisleri Rene” Panhard ve Emile Levassor mekanik araçlar üretmek amacıyla bir ortaklık kurmuşlardı. Daimler, beratını onlara sattı ve gerçekten İlk otomobil 1891’de onların fabrikalarından çıktı. Bu, iki kişilik ve motoru önde olan bir araçtı. Arka tekerlekleri zincirle dönmekte, sürtmeli vitesler ve diferansiyelle işlemekteydi ve el freniyle durmaktaydı.
Montbeliardlı sanayici Armand Peugeot 1891’de Daimler motoruyla işleyen arabalar yapmaya karar verdi: Onun Ürettiği araçlardan biri büyük bir başarıya ulaştı: Valentigney’den hareket ederek ardında Paris-Brest bisiklet yarışçıları olduğu halde Paris’e girdi ve Valentigney’ye döndü; böylece 2.500 km.’lik yolu düzenli ve saatte 15 kilometre ile almış oldu.

Ertesi yıl Peugeot 29, 1893’te 40 ve 1895’te 72 araba sattı. Ortağı George Bouton’la başta buharlı arabalar yapmış olan Kont Albert de Dion, 1893’te benzinli araba yapımına geçti. Küçük ya da üç tekerlekli arabalara bağladıkları motorları herkesi haklı bir şaşkınlığa sürükledi, çünkü dakikada 1.500 devir gibi çılgın bir hızla dönüyordu. Gittikçe artan benzin motorlu araçlar gördükleri derin ilgiye karşı, buharlı motor icat etme düşlerine kapılanları ortadan kaldıramamıştı. Tersine çekişme gittikçe
kızışmıştı. Buharlı taşıt uzun bir deneyimin yararlarını kullanmakta ve değeri üreticilerin de ilgisini hâlâ çekmekteydi, bunlardan biri Le”on Serpollet idi. Bir demircinin oğlu olan Serpollet, petrolle ısıtılan bir kazan icat etmişti. Bu kazanın içinde su, dar tüplerde dolaştığından hemencecik buharlaşıyordu. Bu temele dayanarak yaptığı arabada sürücü, lokomotifteki gibi bir “şoför”; yani, ısıtıcıydı elbet ve bu ad, bugün için yanılgı olan anlamına rağmen kaldı. Serpolet bu aracı sayesinde saatte 120 kilometre gidebilen ilk sürücü oldu ve ertesi yıl (1903) bu hız 144 kilometreye çıktı. Yine buharlı makine sayesinde de Pilot Marriott, 1906’da 200 kilometreyi geçti. Benzini arabanın kesin zaferi, çeşitli aksamının en İyi şekilde işler duruma getirilmesinden sonra ancak gerçekleşebildi. Bu alandaki en etkili çalışmaları bir teknisyen olan Fransız Fernand Forest’e (1851-1914) boçluyuz.1882’de elektrikle ateşlenen dört devirli bir motor yaptı ve dört dikey silindirli, supaplı ilk çağdaş motor da onun eseri oldu (1891). Bugün hala gelişimine devam eden otomobil sanayi, durmadan büyüyor. Günümüz otomobillerine ulaşmamıza imkan hazırlayan yukarıdaki kişilerin yanı sıra Henry Ford, Henry Royce, Ettore Bugatti, Enzo Ferrari, Kiiçiro Toyota gibi katkı yapanları da şükranla anıyoruz.


Safi 14 Kasım 2016 00:42

1 ek
Alıntıdaki Ek 57823

otomobil yarışı


karayolu, parkur ya da kapalı pistte yapılan profesyonel ve amatör otomobil yanşı.

Grand Prix yarışları, pist yarışı, standart otomobil yarışı, spor otomobil yanşı, drag yarışı, mini araba yarışı ve karting'in yanı sıra, tırmanma yanşı, otomobil rallisi ve gymkhana gibi türleri vardır. Otomobilleri çeşitli sınıflara ve alt sınıflara ayırma ve yarışları yönetme işini, başta Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) olmak üzere çeşitli yerel, ulusal ve uluslararası kuruluşlar yürütür.

Tarihçe.


Otomobil yarışları, 1880’lerde benzinle çalışan içten yanmalı motorların geliştirilmesinden kısa bir süre sonra başladı. Düzenlenen ilk otomobil yarışı 1894’te Fransa’da, Paris-Rouen arasındaki 80 km’lik mesafede yapılan güvenilirlik denemesiydi ve yarışı saatte 16,4 km hızla giden bir otomobil kazandı. Gerçek anlamda ilk otomobil yanşı 1895’te Fransa’da, Paris-Bordeaux arasında, gidiş-geliş toplam 1.178 km’lik bir mesafede yapıldı. Yarışı kazanan otomobil saatte ortalama 24,15 km hıza ulaşmıştı. ABD’deki ilk otomobil yanşı 1895 Şükran Günü’nde, Illinois’da Chicago- Evanston arasında, gidiş geliş 87 km’lik bir mesafede yapıldı. İki yarışın da finansmanı reklam amacıyla gazetelerce sağlandı. Fransız kentleri ve Fransa’yla öteki ülkeler arasındaki yaygın otomobil yanşları, kaza- lann çokluğu nedeniyle Paris-Madrid Yarışı’nın Bordeaux’da durdurulduğu 1903’e değin sürdü. Bu arada 1898’de, bir turu 145 km olan Perigueux Yarışı’yla ilk kapalı pist yanşı yapıldı. 1895’te kurulan Fransa Otomobil Kulübü’nün yönettiği bu yarışlar zamanla İngiltere, Galler ve Iskoçya dışında bütün Avrupa’ya yayıldı. 1900’e gelindiğinde yarışçıların hızı saatte 80,46 km’yi aşmıştı. Yanş otomobilleri için pek uygun olmadığı ve izleyiciler, yanşçılar ve hayvanlar için tehlike oluşturduğundan karayollarında yapılan yarışların sayısı giderek azaldı. Bu tür yarışlardan yalnızca Mille Miglia 1957’ye değin sürdürüldü.

Modern anlamda uluslararası yarışlar, New York Herald’m sahibi James Gordon Bennett’in önerisiyle, her ülkedeki otomobil kulübünün kendi ülkesinde imal edilmiş üç otomobille katıldığı ve her yıl yinelenen ödüllü yarışmalarla başladı. İlk Bennett Trophy yarışlarını 1901, 1902 ve 1903’te Fransa Otomobil Kulübü düzenledi. Daha sonraki yanşlar İrlanda (1903), Almanya (1904) ve Fransa’da (1905) yapıldı. Uç otomobil sınırlamasına karşı çıkan Fransız otomobil yapımcıları 1906’da Bennett Kupası yarışlarını boykot ederek aynı yıl Le Mans’ta ilk Fransa Grand Prix Yarışı’nı düzenlediler. Bu yarışta otomobilleri yapımcıların ekipleri kullanıyordu. Aynı yıl Sicilya’da başlayan ve II. Dünya Savaşı dışında sürdürülen Targa Florio yarışlarının mesafesi 72-1.049 km arasında değişir. New Yorklu sporcu William K. Vanderbilt’in 1904-09 arasında (1907’de yapılmadı) Long Island’da düzenlediği 450-482 km mesafeli ve ödüllü yarışlar daha sonra değişik kentlerde 1916’ya değin yapıldı. 1936 ve 1937’de de New York’ta, Long Island’daki Roosevelt Parkuru’nda Vanderbilt Kupası yarışları düzenlendi.

Avrupa ve ABD’deki ilk yarışlarda kullanılan otomobiller, genellikle ertesi yıl piyasaya çıkacak yeni modellerin ilk örnekleriydi. Yüksek performanslı bu otomobillere bazen özel koltuk, lastik ve benzin depolarının takıldığı yarışların özel bir uzmanlık alanına dönüştüğü I. Dünya Savaşı’ndan sonra piyasa için üretilen otomobiller yetersiz kalmaya başladı. Özel yarış otomobilleri ilk kez 1939’da kullanıldı.

Pist yarışı.


İlk otomobil yarış pisti 1906’da İngiltere’de Surrey’deki Weybridge yakınlarında bulunan Brooklands’de inşa edildi. Uzunluğu 4,45 km, genişliği 30 m olan pistin, dış kenarı iç kenarından 8,5 m yüksekte iki virajı vardı. Brooklands’de pistin kapatıldığı 1939’a değin hız, bayrak, dayanıklılık ve handikap yarışlarının yanı sıra 1.600 km’lik uzun mesafe (1932) ve 24 saat yanşları (1929-31) yapıldı. İngiltere’de ilk karayolu otomobil yanşı 1932’de Lancas- hire’daki Donington Park’ta düzenlendi; bu yol II. Dünya Savaşı’nda yıkıldı. Avrupa’da inşa edilen oval ve yüksek virajlı özel pistlerin en önemlileri Milano dışındaki Monza (1922) ve Paris dışındaki Montlheray’di (1924). Otoyollara bitişik olan her iki pistin de yalnızca yarısı Grand Prix yarışları için kullanılıyordu. Montlheray’de birçok uzun mesafe hız rekoru kırıldı.

ABD’de Indianapolis yakınlarında bulunan 4 km’lik Indianapolis Pisti genellikle dünyanın en ünlü pisti olarak kabul edilir. 1909’da toprak bir yol olarak açılan bu pist 1911’de Indianapolis 500 yarışları için tuğlayla döşendi. ABD’de ilk kez I. Dünya Savaşı’ndan önce kullanılan oval, yüksek virajlı geniş pistler 1920’lerde daha da yaygınlaştı. Ama sonraki yıllarda yeniden yarım mil ya da bir millik toprak yollara dönüldü.

Amerika ve Avrupa yarışları, uluslararası yarışlar.


1950’lerde dünya çapında düzenlenen ilk Grand Prix’ye değin, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki otomobil yarışları önemli farklılıklar gösteriyordu. ABD’deki yarışlar daha çok pistlerde yapılıyor ve yarım millik toprak pistlerin yanı sıra India-napolis 500 yarışındaki gibi 2,5 millik özel pistler de kullanılıyordu. Standart otomobil yarışı 1930’larda, Florida’da Daytona Beach’teki kumsalda başladı ve daha sonra pistlerde sürdürüldü. Ulusal Standart Otomobil Yarışları Birliği (NASCAR) 1947’de kuruldu. Çeyrek millik bir pistte yapılan drag yarışı gibi özel olarak düzenlenmiş otomobillerin katıldığı yarışlar, 1930’larda California’nın güneyindeki çölde yapılan yarışlarla ortaya çıktı. Önceleri standart yarış otomobillerinin biraz değiştirilmiş bir türü olan bu tür otomobiller daha sonra öteki yarış otomobilleri gibi özel olarak imal edilmeye başladı.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra hızla yayılan ve hot rod denen bu yarışları yönetmek üzere 1951’de Ulusal Hot Rod Birliği (NHRA) kuruldu. Zamanla Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada, İngiltere, Almanya, İtalya, Japonya ve İsveç’te yaygınlaşan bu yarış türü 1965’te FIA tarafından resmen tanındı. Mini araba yarışları 1940’larda ABD’de başladı. 1950’lerde, kart denen daha küçük otomobiller ortaya çıktı. 1960’lardan sonra İngiltere, kara Avrupa’sı ülkeleri, Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya’daki uluslararası yarışmalarda da karf lar kullanıldı. Amatör ve profesyonel spor otomobil yarışları ise 1930’ların sonunda ABD’de yaygınlık kazandı; bu yarışlarda kullanılan ilk otomobiller Avrupa yapımıydı. Modern spor otomobil yarışları, 1944’te kurulan Amerika Spor Otomobil Kulübü (SCCA) ve 1951’de kurulan Kanada Otomobil Sporları Komite- si’nin (CASC) yakın işbirliğiyle düzenlenmeye başladı. Günümüzde amatör yanşçılar daha çok yerel rallilere ve gymkhana’ldirdi katılırken, halk arasında en çok profesyonel yarışlar ilgi görmektedir. 1960’lardan bu yana ABD’nin batı çöllerinde ve Meksika’daki Baja California’da yapılan en ünlü yarışlar Baja 500 ve Meksika 1000 yarıştandır.

Hız.


Otomobil yarışlarında başlıca amaç hızlı gitmektir. 1911’deki Indianapolis 500 yarışında ulaşılan saatte 120,04 km’lik hız 1970’lerin sonunda saatte 260 km’ye ulaştı. Parkur zemininin ve viraj sayısının değişiklikler gösterdiği Grand Prix yarışlarında hız daha düşüktür.

1920’lerde karada hız rekoru kırma çabalan yarışçıları karayolları yerine özel çöl ya da kumsallarda yarışmaya yöneltti. Aynca sırf rekor kırmaya yönelik otomobiller yapılmaya, daha sonra da otomobillerde jet motorları kullanılmaya başladı. FIA, yeni bir rekor kırmak amacıyla geliştirilen üç tekerlekli otomobilin rekorunu onaylamayınca, rekor Uluslararası Motosiklet Federasyonu’nca (FİM) onaylandı.

kaynak: Ana Britannica


Safi 14 Kasım 2016 00:58

6 ek

OTOMOBİL YARIŞI


Çeşitli otomobil yarışı tiplerinden pist (sürat pisti) yarışı esas olarak ABD’de gelişmiştir. On iki yarıştan oluşan ABD Otomobil Kulübü (USAC) Sürücüler Şampiyonasının bir numaralı yanşı Indianapolis 500 ilk olarak 1911’de düzenlenmiştir. Bu yarışta alçak gövdeli ve çamurluksuz otomobiller kullanılır. Otomobilin turboşarjlı motoru kadar süspansiyonu da önemlidir. Çoğu zaman otomobilin şasisi ile motorunu imal eden firmalar farklıdır. Bu nedenle otomobiller, örneğin Barabham/Repco biçiminde tanımlanır. Otomobilin kazanacağı para ya da ödülü şasi imalatçısı alar.

Grand Prix yol yarışlarında kullanılan otomobiller Formuia I (ya da F-I) olarak bilinir, çünkü bu otomobiller I. Dünya Savaşı’ndan sonra Uluslararası Otomobil Federasyonu’nun (FIA) kabul ettiği bir formüle göre üretilmişlerdir. Çoğu F-I’de bir Cosworth-Ford motoru kullanılır. Indianapolis 500 otomobilleri gibi F-I’ler de alçak gövdeli ve çamurluksuzdur. Ama, biraz daha küçük olan F-I’lerin manevra yeteneği daha yüksektir.

Dünya çapında her yıl yaklaşık 12 Grand Prix yarışı düzenlenmektedir. Bu yarışlara katılan sürücülerin hedefi Dünya Otomobil Sürücüleri Şampiyonası’m (1950’de başlatıldı) kazanmaktır. Grand Prix’lerde aldıkları dereceye göre puanlandırılan sürücüler arasında en yüksek puanı alan şampiyon olur.

Grand Prix yarışçılarından birçoğu dünya otomobil imalatçıları şampiyonluğunu oluşturan dayanıklılık yarışlarına da katılır. Bu tür yarışlar arasında Uluslararası Formuia I İmalatçıları Kupası (1950; yalnızca Formuia I otomobilleri katılabilir) ve Uluslararası İmalatçılar Şampiyonası sayılabilir. Yalnızca prototip spor otomobillerin (Grup 6), spor otomobilleri (Grup 5) ve özel binek otomobillerinin (Grup 4) katılabildiği bu şampiyonanın en iyi bilinen eleme yarışı 24 saat süren Le Mans Grand Prix’sidir. Bu arış Fransa’nın Le Mans kentindeki 13,4 m’lik Sarthe yarış pistinde düzenlenir. Bir başka popüler yarış ise ilki 1907’de düzenlenmiş olan otomobil rallisidir. Dünyada her yıl 35 dolayında ralli düzenlenmektedir. Ralliler özel pistler yerine karayollarının yarış sırasında trafiğe kapatılan bölümlerinde düzenlenir. Klasik ralli yanşı Monte Carlo Rallisi’dir. Bu ralli Avrupa’nın çeşitli kentlerinden başlatılır, ama bitiş noktası Monaco’dur.

Ulusal Standart Otomobil Yarışları Birliği (NASCAR) sezon şampiyonluğu, sezon içinde standart otomobil yanşlannda en yüksek puanı toplamış olan sürücüye verilir.
Alıntıdaki Ek 57824
Alıntıdaki Ek 57825

Alıntıdaki Ek 57826Alıntıdaki Ek 57827
Alıntıdaki Ek 57828
Alıntıdaki Ek 57829
kaynak: Ana Britannica


Safi 14 Kasım 2016 01:38

5 ek
OTOMOBİL
a. (fr. automobile'den). Patlamalı, içten yanmalı, elektrikli bir motorla ya da bir gaz türbiniyle hareket eden karayolu taşıtı.

—ANSİKL. Mekanik çekişli taşıtların ilk zamanlarında, araştırmacılar o dönemde bilinen tek enerji kaynağına, yani su buharının genişleme kuvvetine başvurdular.

Uygulanma özelliğine sahip ilk gerçek deney, 1769 ile 1771 arasında fransız mühendis Cugnot tarafından gerçekleştirildi; Cugnot "fardier" adı verilen, ön tekerleği devindirici, 3 tekerlekli bir taşıt yaptı. Deneyler 1770 kasımı ile 1771 temmuzu arasında yapıldı, ancak askeri alanda uygulanmadı.

1820’den itibaren, birçok İngiliz mühendis, Julius Griffith (1821), John Hill (1824) ve özellikle VValter Hancock (1831) buharlı dilijanslar tasarladılar; bu mühendislerden Walter Hancock, düzenli olarak hizmete girecek birçok tip inşa etti. Ancak bu girişim, demiryollarının gelişmesiyle başarısızlığa uğradı. Fransa'da, Amödöe Bollöe (baba) daha şanslıydı ve 1872'den itibaren üstün nitelikli birçok buharlı taşıt yaptı: Oböissante, 5 t'luk bir break idi ve 1875'te Le Mans-Paris yolculuğunu tamamladı; Mancella, 1878'de sergilenen bir Victoria’ydı ve Avusturya'ya bir yolculuk yaptı. Ama, Albert de Dion, Tröpardoux ve löon Serpollet gibi meşhur öncüler, buharlı hafif araçları büyük bir başarıyla yapmalarına karşın, otomobil gerçek başarısını büyük dönme rejimlerine ulaşabilen ve bu rejimi koruyabilen kütle gücü yüksek hafif bir motorun ortaya çıkışıyla kazanacaktı.

Gaz halinde hidrokarbonlarla ya da yakıt karışımlarıyla beslenen, patlamalı, hafif, kolayca yerleştirilebilen ilk motorların yapılması, otomobilin gerçek gelişmesinde büyük bir rol oynadı.

Bu motor türünün çalışma ilkesi, “4 zamanlı" (giriş, sıkıştırma, yanma-genişleme ve egzos) denilen motor çevrimini saptayan iki mühendis (fransız A. Beau de Rochas ve alman N. Otto) tarafından aynı anda açıklanmıştı (1862). Ön sıkıştırmak bu çevrime göre, bir motorun potansiyel gücü, Etienne Lenoir'ın aynı dönemde (1862) yaptığı yük arabasının motoru üzerinde elde ettiği güçten oldukça yüksekti.
Alıntıdaki Ek 57840
Otto-Langen firmasının fabrikalarındaki deneyinden yararlanarak, alman mühendis G. Daimler, mühendis W. Maybach ile işbirliği yaparak değişik taşıtlara (drezin, filika, motosiklet ve son olarak otomobil) takılan hafif bir motor tasarladı (1886). Aynı dönemde, bir başka alman, K. Benz, yatay motorlu bir araba gerçekleştirdi.

Daha önce, diğer öncüler, umut dolu deneylere girişmişti: avusturyalı S. Marcus (1875), isviçreli Isaac de Rivaz (patenti 1807) ve özellikle, arabası 1883'te Rouen'e kadar giden fransız E. Delamare-Deboutteville. Ama, pratik otomobil, Fransa'da, Daimlerin patentlerinin alınarak, R. Panhard ve E. Levassor adlı mühendislerin 1891'de denenen ilkörnekleri günlük üretime geçirmesiyle doğdu.

1890'dan itibaren, Peugeot, Clement, Darracq gibi güçlü sanayi gruplarınca desteklenen ya da E. Delahaye, A. de Dion ve G. Bouton, A. Bollee (oğul) gibi kendi otomobil şirketlerini kuran öncülerin sayısında bir artış görüldü. 1898 yılı, M., F. ve L. Renault ve sonradan Unic’e dönüşecek olan G. Richard gibi birçok otomobil şirketinin-yapımcı ve acente- kuruluş yılı oldu.

Hemen ardından, otomobil Fransa ve Almanya sınırlarının dışına yayıldı: 1899'da, İtalya'da FİAT kuruldu; F. R. Simms Daimler'leri Büyük Britanya’ya soktu ve ABD’de ise J. F. Duryea ile R. E. Olds ilk öncüler oldu, bunları H. Ford izledi. Avusturya, Belçika ve İsviçre'de de otomobil yapımcıları çoğaldı. 90’lı yılların sonlarında, gelişme çok hızlı oldu, ilk yol yarışları ortaya çıktı.

Temmuz 1894’te, Paris-Rouen yarışı yapıldı ve bu yarışı buharlı bir çekici kazandı, ama aynı tarihte benzinli arabanın doğum belgesi de kayıtlara geçiyordu: bu yarış için bir araya gelen Panhard ve Peugeot, ortalama 17 ile 20 km/sa'lik bir hıza eriştiler.

Ertesi yıl, Levassor'un ortalama 24,6 km/sa’lik bir hızla kazandığı Paris -Bordeaux-Paris yarışı yapıldı. 1896'da, Panhard de Mayade firmasının otomobili Paris-Marsilya-Paris yarışını ortalama 25 km/sa'lik bir hızla kazandı. Üç yıl sonra, Fransa turunu, Panhard marka bir arabayla, 48,5 km/sa'te R. de Knyff kazanırken, C. Jenatzy 1 mayıs 1899’da, elektrikli arabası Jamais-Contente ile "saatte 100 km'yi" aştı (105,850 km/sa).

1900'den sonra, otomobil, yarışlarla birlikte ortaya çıkan gelişmelerden genişçe yararlandı: daha güçlü motorlar, daha uzun şasi, daha iyi frenler ve direksiyon. Geleneksel büyük kaportacılar tarzlarını değiştirdiler ve klasik bir otomobil stili yarattılar.

Eleştirilere ve düşmanlıklara karşın, yarış arabaları, şehirden şehire yapılan büyük yarışlar sırasında benimsendi: Paris-Amsterdam (1898), Paris-Berlin (1901), Paris-Viyana (1902), Paris-Madrid (1903); bu son yarış, arabaların umulmadık hızı ve yol hizmetlerinin yetersizliğinden kaynaklanan birçok kazanın sonucunda Bordeaux'da yarım kaldı. Böylece otomoBf sürat yarışları pistler üzerinde yapılmaya başladı. 1906’da ise, 1895'te kurulan Automobile-Club de France ilk "Grand Prix”yi başlattı ve bu yarışı Renault marka arabayla Szisz kazandı (ortalama 101,195 km/sa).

1910'dan itibaren, otomobil sanayisi ABD'ye iyice yerleşti; ilk üretim yeri merkez Detroit olmak üzere Büyük Göller bölgesiydi. H. Ford burada seri üretimi gerçekleştirdi.
Avrupa'da, büyük otomobil fabrikaları Birinci Dünya savaşı'nda önemli bir rol oynadılar ve kütle halinde kamyonlar, uçak motorları, tanklar ve mermiler ürettiler.

Bu savaşı izleyen yirmi yıl boyunca (1919-1939 ve ABD'de 1942) otomobil ve kamyon, iyice gelişerek ve daha ekonomikleşerek dünya çapında bir ilerleme kaydetti. Bu dönem sırasında, seri üretim Avrupa'da yaygınlaşırken, küçük öncü markalar en son teknik olanakları araştırıyordu: önden çekiş (Grögoire), bağımsız tekerlekler (Sizaire), aerodinamik (Clavaud), tekgövdeli kasa (Lancia). Çelik ve nikel bakır ve ahşabın yerini aldı.

1929-1932'deki dünya krizinden sonra, seri üretim yapan firmalar en son teknikleri benimsediler ve geliştirdiler: bağımsız tekerlekli Peugeot, devindirici ön tekerlekli ve tekgövdeli Citroen; bunun yanı sıra transmisyonun otomatikleştirilmesi ABD' de, Avrupa patentlerine göre gerçekleştirildi.

ikinci Dünya savaşı sırasında, otomobil sanayisi, yeniden çok güçlü askeri fabrikalara dönüştü. 1945'ten itibaren de, otomobilcilik, dünyada belirgin bir gelişme göstermeye başladı. Her ülkenin sosyal yaşamına giren otomobil ve kamyon, daha geniş bir kullanım alanı içinde yetkinleşti. Sıradan hafif arabalar, yavaş yavaş, eskiden yalnız lüks arabalarda bulunan üstünlükleri içermeye başladı. Ama bu tip taşıtların üretimi büyük sanayi yatırımlarını gerektiriyordu, bu da küçük üreticilerin ortadan kalkmasına ve birçok büyük firmanın bir araya gelmesine neden oldu. 60'lı yılların başında, ABD'de yalnız üç grup vardı. Aynı olay, Avrupa için de geçerliydi.

Güvenlik ve toplum sağlığını koruma öğeleri, 1965'ten başlayarak, geçmiştekinden daha ciddi zorunlulukların ortaya çıkmasına yol açtı. 1973'ten bu yana da, enerji tasarrufunun yarattığı sıkıntılar bu zorunluluklara eklendi.

tanım


Bir binek otomobili aşağıdaki parçalardan meydana gelir: taşıtın yürümesi için gerekli mekanik enerjiyi sağlayan bir motor; bu enerjinin transmisyon'unu, devindirici tekerleklere ileten mekanik organlar; taşıtın konforunu ve yol tutumunu bozmadan, yol bozukluğundan kaynaklanan sarsıntıları soğuran bir askı donanımı; trafiğin gerektirdiği yavaşlamaları ve durmaları sağlayan bir fren sistemi; bir direksiyon; bir karoseri; bütün bu parçalar, tekerleklerin üzerinde duran bir şas/'nin üstünde ya da içinde yer alır.

Şasi, çelik saçtan iki şasi kirişi ile gergi çubuklarından oluşan bir iskelettir. Bu iskelet. yıllar boyunca çeşitli değişikliklere uğradı; örneğin maksimal bir bükülmezlik elde etmek için karoseri, iskelet üzerine kaynaklandı. Günümüzde, iki öğe, şasi ve karoseri soğuk şekillendirme işleminden sonra elektrik kaynağı yapılmış çelik saçtan yekpare bir gövde halinde, tek bir bütün oluşturur; bunun sonucunda da, sıradan arabanın, en modern biçimi elde edilir. Ayrıca, şasi yapımında pekiştirilmiş plastik malzeme de kullanılır. Bu son yıllarda, yapı ve karoseri, “profilli biçimler" denilen daha az dayanımlı biçimlere doğru gelişti. Bu incelemelerin amacı, harekete karşı koyan ve devindirici gücü büyük ölçüde soğuran hava direncinin değerini düşürerek, daha zayıf güçlü motorlarla daha yüksek hızlara daha az yakıt tüketerek erişmekti.

Devindirici organlar ve transmisyon üç değişik biçimde yerleştirilir:
  1. motor öndedir ve transmisyon arka tekerleklere uygulanır, bu uzun süredir kullanılan en yaygın biçimidir;
  2. organların önde toplanması; bu organlara karşılık gelen tekerlekler hem çekici hem yönlendirici duruma dönüşür, bu da, homokinetik kavramaların kullanılmasını gerektirir, aksi takdirde viraj alma olanaksızlaşır; bu çözüm, 1960’tan bu yana yaygınlaşmaya başlamıştır;
  3. bütün organların arkada toplanması; bu durumda transmisyon basitleşir, dingiller arasına dört koltuk konulabilir, ama motorun soğumasında güçlükler çıkar ve hareket halindeki arabada, tehlikeli kararlılık sorunları yaratabilir.
Askı donanımı, bütünün sağlamlığına, konforuna ve yol tutumuna etki eder. Lâstiklerin doğal esnekliği, koltukların minder ve arkalıklarına konan yaylar, şasi ve tekerlekler arasına yerleştirilen yaylar bu askı donanımını oluşturan öğelerdir Askı donanımı, ya üst üste yerleştirilmiş çelik lamalardan ya burulma çubuklarından ya da helisel yaylardan meydana gelir. Bunların esnekliği, eğer her yay genellikle teleskopik hidrolik ya da hidropnömatik türden bir amortisörle frenlenmezse, çalışma sırasında taşıtın kararlılığını bozabileeek çok yavaş sönümleme salınımlarına yol açar.

Askı donanımının, lamalı türdeki ana yayları genelikle şasi ile dingiller arasındaki bağlantıyı sağlar; ancak bağımsız tekerlekli askı donanımlarında bu bağlantı, tekerlek vuruntularını kontrol eden eklemli kollarla yapılır.

Başlangıçta, direksiyon'da, bir kavrama çubuğu yardımıyla tekerleklerden birini harekete geçiren levyeler ve çubuklar kullanılıyordu; sonradan bunların yerini ya bir vida ve tırnak sistemi ya bir vida ve tekercik sistemi ya da bir kremayer ve dişli takımı içeren vites kutulu direksiyonlar aldı. Kimi direksiyonlar ise ya hidrolik ya da pnömatik olarak desteklenmektedir.
Frenleme, sürtünme katsayısı yüksek balatalar içeren çelik bir diskin ya da kampananın sıkışmasıyla gerçekleşir; frenlere, pedal üzerine uygulanan kuvveti ileten yüksek basınçlı hidrolik bir sistemle kumanda edilir.

Şasi üzerine esnek olarak monte edilmiş motor, taşıtın tekerleklerine devindirici bir kuvvet çiftini iletmek için, bir yakıt karışımının yanmasıyla sağlanan enerjiyi kullanan bir değiştiricidir. Döner pistonlu ve gaz türbinli motorun ortaya çıkmasına ve Diesel motorunun gelişmesine (MOTOR) rağmen, özel binek arabalarında, yaygın olarak hâlâ patlamalı motor (benzinli motor) kullanılmaktadır. Bir karbüratör içinde dozu ayarlanmış hava-benzin karışımı, pistonun silindir içinde yer değiştirmesiyle emilir ya da daha gelişmiş tekniklerde, benzin bir püskürtme düzeneğiyle verilir. Sıkıştırmadan sonra, ateşleme, elektrik donanımı'nın meydana getirdiği bir kıvılcımla gerçekleşir. Yanma sonucu oluşan gaz dışarı atılır ve çevrim yeniden başlar. Pistonun gelgit hareketi, pistonlu yardımıyla krank mili'ni harekete geçirir ve bu mil tekerleklere aktarılabilir bir dönme hareketi yapar. Bu transmisyon doğrudan doğruya gerçekleşmez, çünkü devindirici kuvvet çifti yalnız dar sınırlar içinde değişebilir oysa yuvarlanmaya karşı dayanım değişmez değildir. Araya yerleştirilen vites kutusu, bir dişli takımı bileşimiyle hız düşürme değişimleri yaparak, motorun, en elverişli rejim bölgesinde kullanılmasını sağlar.
Debreyaj denilen bir özel organ, motoru diğer transmisyon organlarından ayırmayı sağlar. Debreyaj ve vites kutusu çoğunlukla yarı otomatik ya da otomatiktir.

Daha sonra hareket, devindirici tekerleklere konik dişlilerle ve uygun millerle aktarılır. Ayrıca, konik çark çiftiyle iletilen kuvveti tekerleklere eşit olarak dağıtan bir diferansiyel bulunur; bu düzenek virajlarda, tekerleklerin her birinin farklı hızlarda dönmesini sağlar.
Elektronik, gitgide ölçüm algılayıcıları, mikroişlemciler vb. yoluyla ateşleme elektronik hız sınırlayıcısı, gösterge bilgisaya- n, sayısal görüntülemen gösterge tablosu, karışım ayarlama ve egzos gazlarını yeniden çevrime sokma sistemleri biçiminde otomobillere girmektedir.

Sanayide otomobil.


Sanayi, ticaret ve kamu hizmetleri alanlarındaki kullanımlarda otomobilden pek çok hizmet beklenir Bu hizmetler, "sanayici" denilen otomobil uzmanlarını, yararlı yükü 750 kg olan kamyonetken 39 t'luk kamyon'a ve çekici'ye kadar bir dizi taşıt üretmeye zorlamıştır. Toplu halde yolcu taşımacılığı da, kentiçi ve kentdışı otobüslerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Yararlı yük 2 t'dan fazla olan sanayi taşıtları, genel kural olarak Diesel motoruyla donatılır.

Elektrikli otomobil


Bu arabanın çekişi büyük sığalı akümülatörlerden ya da yakıt içeren pillerden elde edilen enerjiyle sağlanır.
Toplu taşımacılıkta, çalışmaları için gerekli akımı havai hatlardan alan troleybüs'lerle birlikte, değişik bir çözüme başvurulur.
Elektrik motoruyla itme bir yenilik değildir, 1899 mayısının başında, Camille Jenatzy’nin elektrikli Jamais-Contente'ı 100 km/sa'i aşmıştı.

Birkaç yıl sonra, Krieger, üç yolcu taşıyan bir otomobille, Paris-Châtelleraut arasındaki 307 km’lik yolu, saatte ortalama 40 km'lik bir hızla, akümülatörleri yeniden doldurmadan katetti. Bu performanslar elektrikli otomobilin gerçek gücünü göstermiyordu, çünkü özel malzemelerle ve akümülatör bataryalarının ömrü hesaplanmadan yapılmıştı. Pratik uygulamalara geçildiğinde, hem ortalama hız sınırlılığı, hem de güzergâh boyunca her 100 ile 150 km'de akümülatörlerin yeniden doldurulması zorunluluğu ortaya çıktı. Ayrıca, ivme değerini kısmen belirleyen ağırlık/güç oranı çok yüksekti. Elektrik gücüyle itilen otomobil uzun süre gölgede kaldı, yalnız ikinci Dünya savaşı'nda benzin sıkıntısı baş gösterince yeniden ele alındı. Barışla birlikte ısıl motor, elektrikli motorun sunduğu üstünlüklere karşın (% 20'ye karşın % 80’lik bir randıman), bu motor karşısında yeniden değer kazandı. Elektrikli motor zararlı gazlar açığaçıkarmaz, performansı sabittir ve kilometredeki sarfiyatı dört kez daha azdır. Kullanılış olanakları, akümülatörlerin iki şarjı arasındaki katedebileceği uzaklığa bağlıdır. Bu otomobillerin yakıt ikmali yapmadan alabileceği yol, bataryanın volümetrik sığasıyla doğru, ağırlığıyla ters orantılıdır. Serbest beslemeli elektrikli arabanın geleceği, bir yandan dayanıklı ve daha hafif akümülatörlerin yapılmasına, öte yandan da yeni, hafif ve bükülmez yapıların gerçekleştirilmesine bağlıdır.

Elektroniğin ise, elektrikli arabaların gidişinin kontrolünü basitleştirmede etkili bir yardımı oldu. Hidrokarbon kullanan yakıt pilleriyle, ortalama 60-70 km/sa'lik bir hızla, 250 ile 300 km'lik bir yolu, yakıt ikmali yapmadan alabilecek şehiriçi ve şehirdışı taşımacılığına yönelik bir taşıt gerçekleştirme çalışmaları yapılmaktadır. En son araştırmaların ve deneylerin yönlendirilirinden anlaşıldığına göre öncelikle şehir- içinde bir elektrikli motorla, şehirdışında ise bir ısıl motorla çalışan ve karma taşıtlar denilen taşıtlar üzerinde uğraşılmaktadır.

Yine de, elektrikli arabanın, ısıl motorlu arabayla karşılaştırılabilecek performansta bir binek taşıtı olabilme olasılığı oldukça azdır.

Buharlı otomobil.


Patlamalı motordan çıkan egzos gazlarının yarattığı kirlenme, 1960'a doğru, enerji kaynağı olarak yeniden buhar kullanımına dönülmesine yol açtı. Ama uzmanlar, kapalı devre biçiminde buhar besleme tekniğiyle giderilebileceği umulan yer ve ağırlık sorunlanyla karşılaştılar. Motorun çıkışında, püskürtmeli bir kondansöre giden buhar, burada yüksek sıcaklıkta sıvı hale dönüştükten sonra soğutulmak üzere klasik bir radyatğre gönderilir. Ardından da, motorun ihtiyacı olan miktar bir besleme pompasıyla kazana yollanır, fazlası ise püskürtmeli kondansöre geri döner. Bu küçük boyutlu kondansörde, buharı bir venturi borusuna boşaltan enjektör biçiminde bir boru vardır; venturi, bir pompanın sürekli olarak püskürttüğü bir sıvıyla soğutulur. Klasik sistemde, kullanılması öngörülen kondansör-radyatörün boyutları kaputun altına yerleştirilemeyecek kadar çok büyüktür.

hız rekoru


Otomobilde dünya hız rekorunu, 1970 eylülünden 1979'a kadar amerikalı Gary Gabelich (1 001,667 km/sa'lik ortalama hızla) elinde tuttu; ancak bu rekor 1979 aralığında, Edwards Air Force Base’de (Kaliforniya) Stan Barret tarafından, 48 000 B. B. güce erişen üç tekerlekli bir taşıtla kırıldı. Barret 1 189 km/sa'lik bir hızla ses duvarını aştı. Kullanılan taşıt, sıradan bir arabadan tamamen farklı olduğundan, bu rekor yalnız "özel" kategoride geçerlidir. 12 m uzunluğunda ve 51 cm genişliğindeki bu araç, bir sigar biçimindeydi ve yakıt olarak hidrojen peroksit kullanan bir motorla itiliyordu.

otomobilin yol açtığı kirlenme


Otomobilin tekhik gelişmesi, dünyadaki tüm kamu güçlerinin egzos gazlarının yol açtığı hava kirlenmesini sınırlandırmak için girişimlerde bulunmaya başlamasıyla geçmişe oranla farklı bir yön aldı. Bu kirlenme sorunu yeni değildir. Özellikle, Avrupa ülkelerinde, üretilen motorlu taşıtlara, karbonmonoksit çıkarma oranının düşürülmesi konusunda önemli sınırlamalar getirilmiştir (% 4,5'tan daha az), işte bu nedenle trafikteki taşıtların bu sağlık yönetmeliğine uygunluğu servis istasyonlarında belli denetimlerin yapılmasına yol açmıştır; C02'nin ölçülmesinden ve ayarlanmasından sonra, CO oranı dozunun kesin olarak belirlenmesi, karbonmonoksit bakımından gerçek oranı saptamayı sağlar. Karbonmonoksit göz önüne alınması gereken tek kirletici değildir. Maksimal güç bölgesine yaklaşmak için motorun yüksek rejime çıkışı sırasında oluşan gaz fakirleşmesini düzenlemek amacıyla ralantide hatta orta rejimlerde, karışım içindeki benzin miktarını artırarak yapılan ayarlama, patlama sırasında kötü yanmadan ileri gelen yanmamış hidrokarbonların ortaya çıkmasına neden olur. Bu tehlikeyi önlemek için motorların yapısına, karışım hazırlama, silindir kafası çizimi, giriş boruları ve supaplarla ilgili değişiklikler getirilmiştir. Bu döneme kadar, yakıta vuruntu önleyici olarak katılan kurşun tetra- etil de kirletici bir rol oynadı. Yeni yanma rejimleri araştıran otomobil imalatçıları ile işbirliğine giren dünya petrol şirketleri "kurşunsuz" denilen benzinleri piyasaya sürdü; gerçekte bunlarda da az miktarda kurşun bulunuyordu. Son olarak, zararlı olduğu bilinen ve çok önemli araştırmalara konu olan azot oksitleri de unutmamak gerekir. Ayrıca, yanmanın kademeli olarak iki odada gerçekleştiği karışık yüklü motorların, üç kirletici ailesinin etkisini önemli ölçüde azalttığı da belirtilmelidir.

güvenlik


Bu sorun, uzun süreden bu yana, en azından etkin güvenlik bakımından büyük bir başarıyla işlenmiştir. Uzmanlar, askı donanımını (arkada iki parçalı dingil kullanarak dört bağımsız tekerleğin gelişimi), fren sistemini, tekerleklerin çevreye göre zemin üzerindeki yoltutumunu (ıslak, karlı ya da buzlu zemin) ve aydınlatmayı (uzun erimli iyot farlarını kullanma) değiştirerek taşıtların kararlılığını iyileştirmişlerdir. Bununla birlikte, burada sözkonusu olan yalnızca, önemi bütün otomobil üreticilerinin kabul edip uygulayacağı bir bütünsel plan gerektiren bir sorunun yetersiz çözümleridir. Bu ilke kabul edilse bile uygulanması çok zordur. ABD'de güvenlikle ilgili yasa, başlangıçta sabit engellere çarpan gerçek taşıtların davranışını inceleyerek hazırlanmıştı. Bu engeller, ilk başta, taşıtın önce 48 km/sa'lik sonra 100 km/sa'lik hızlarla cepheden çarptığı kalın bir duvardı. Daha sonra, arabaların içine yerleştirilen mankenlerin tepkilerini inceleyerek eğik engellere, hareketli bariyerlere, direklere ve başka arabalara çarpma deneyleri gerçekleştirildi. Bu deneyler, takla atma deneyinin yanı sıra taşıtlar arasındaki yan ve arka darbelerle tamamlanır.

Bu konuyla ilgili incelemelerin temel noktası bir arabanın bir başka arabaya verdiği hasar kavramına dayanır. Bu kavram, arabanın bükülmezliğine, kütlesine ya da yapısına göre üçe ayrılır Kayıtlara geçirilmiş sonuçlar, bu son yıllarda Avrupa'da saptanan bütün gelişmelerin, ABD' den çok önce güvenliği artırmaya yöneldiğini ispatlar.

Uluslararası bir alanda ele alınan bütün bu deneyler, deneysel güvenlik arabalarını (ESV [Experimental Safety Vehicle]) gerçekleştirilmesi ile somutlaştırılmıştır. Uzmanlar, kendi görüşlerini ve deney sonuçlarını, Renault 5, Peugeot 104, Calspan institut'sünün Simca-Chrysler'i gibi ilk- örneklerin sunulduğu konferanslar sırasında değiş tokuş ederler Sayısız iyileştirme bu ilkörnekler üzerinde gerçekleştirilen deneyler sayesinde seri olarak üretilen taşıtlara uygulanmıştır. Ayrıca, taşıtların yalnız başka taşıtlar karşısında değil yayalar karşısındaki uğradığı hasarların saptanmasına da yönelinmiştir.

Pasif güvenlik, oturma mahalleri için öngörülen iç donanımlarla sağlanır. En yeni gelişmeler, ön bölümde oturanlar için hazırlanan güvenlik kemerleridir. Bütün taşıtlarda bu kemerlerin bulunması zorunludur Bu kemerlerin en etkilisi hem omuzdan, hem belden geçen koşum biçimindeki kemerlerdir. Ayrıca, bir çarpma anında, ön tarafta oturanlarla gösterge tablosu arasında hemen şişerek bir amortisör görevi yapan çanta biçiminde güvenlik yastıkları da düşünülmüştür.

dünyadaki toplam otomobil sayısı


1990 yılının başında dünyada 450 milyon taşıt bulunduğu tahmin ediliyordu; bunların 350 milyonu özel araba, 100 milyonu ise hizmet taşıtıydı. Bu verilere göre dünyada her 12 kişiye bir özel araba düşmektedir.
En çok arabaya sahip 25 ülke içinde, yalnızca Rusya ve Çin’de özel arabadan (bunların çoğu da resmi arabadır) fazla hizmet taşıtı vardır. Yukardaki rakamlardan da anlaşılacağı gibi dünyamız üzerinde bir “otomobil uygarlığı" hüküm sürmektedir. Kuzey Amerika, dünya trafiğindeki taşıtların yaklaşık üçte birine sahiptir (yaklaşık 162 milyon, bunun 12,4'ü Kanada'dadır). Bu taşıtların % 80’i özel arabadır: ABD'de ve Kanada'da 1,5 kişiye ortalama olarak bir araba düşer. Batı Avrupa'da, özellikle de Fransa ve Almanya'da 2 ya da daha az kişiye düşen araba sayısı birdir.
Alıntıdaki Ek 57834
Otomobil sanayisine 1945 ten sonra geçen Japonya, özel arabaları (yaklaşık 32,6 milyon) kitlesel olarak kullanmadan önce hizmet taşıtlarıyla donandı (1990; 22,5 milyon). 55 milyon taşıtla, Japonya dünya otomobil sıralamasında İkincidir, bu ülkede binek otomobili sayısı Batı Avrupa ülkelerinden hayli fazladır; ama nüfusu çok olduğu için 2,2 kişiye 1 araba düşer. Özellikle toplu taşımacılık alanında gelişmiş olan Doğu Avrupa ülkeleri de iyi bir sıraya yükselmiştir. Kısacası, taşıtların % 80'i Kuzey Amerika'da, Avrupa'da ve Japonya'dadır: bu da, gelişmekte olan birçok ülkenin donanım zayıflığını gösterir. 1990' da, Hindistan'da 840 milyondan fazla kişiye 1,6 milyondan biraz fazla özel araba düşüyordu. Türkiye'de 1991'de binek otomobili sayısı: 1 864 344'tü (ortalama 30 kişiye bir otomobil).

otomobil sanayisi


Bu taşıt sayısına ulaşmak (ve yenilemek) için, sanayileşmiş ülkelerde, içinde her zaman önemli bir rol oynayan amerikan firmalarının yer aldığı güçlü bir sanayi kurulmuştur. 1991'de yaklaşık 43 milyon taşıt (bunun hemen hemen 34 milyonu binek arabasıdır) üretilmiştir.

Bu sanayi, değişik sanayiler (özellikle metalürji, yanı sıra kimya, cam ve tekstil sanayileri) tarafından sağlanan çeşitli donanımlar gerektirir: ayrıca, kimi ülkelerde (ABD, Japonya) bu sanayinin iyice entegre olmasına karşın, sayısız yan sanayiye de ihtiyaç gösterir. Bir fabrikanın inşasını kapsayan büyük yatırımları gerçekleştirmek ve rekabete dayanabilmek için, 1910 ile 1920 arasında gelişen merkezileşme, yılların akışıyla güçlendi. 1991 'de, yirmi kadar şirket, toplam taşıtların yaklaşık % 94'ünü üretti. Detroit'teki dev firmalar, General Motors ve Ford, japon grupları Toyota, Nissan-Datsun ve Honda, vb. ile Avrupa'daki, Volkswagen. Fiat, Renault ve Peugeot gibi birçok üretici şirketin rekabetine rağmen hâlâ bu sanayinin hâkimidir (9 milyondan fazla taşıt). Ancak, çokuluslu amerikan şirketleri, 1920'li yıllarda ve 1950'den sonra, Kanada'ya ve Batı Avrupa'ya büyük yatırımlar yapmıştır; ayrıca bu şirketlerin üstünlüğü ilk başlardakinden daha az hoşnutsuzluk yaratmaktadır: üç amerikan grubu (General Motors, Ford ve Chrysler) günümüzde dünya üretiminin üçte birini karşılar. Yukarıda adı geçen grupların tümü (filyalleriyle birlikte) dünyada üretilen taşıtların beşte dördünü piyasaya sürer.
Alıntıdaki Ek 57835Alıntıdaki Ek 57836
XX. yy.'ın başından 1980 lerin sonuna kadar. Kuzey Amerika, otomobil üreticilerinin başında yer alıyordu (şimdi Japonya başa geçti). Michigan'ın birçok şehrinde, özellikle de Lansing ve Pon- tiac'ta zanaatsal bir biçimde ortaya çıkan bu sanayi, ilk zamanlarda Detroit'te ve VVİndsor'un banliyösünde merkezlenmişti. Sonra, çok geniş bir coğrafi alanın talebini karşılamak için, Büyük Göller, bölgesindeki şehirlerde (Erie gölü kenarındaki Cleveland, Toledo ve Buffalo, Michigan gölü kenarındaki Chicago. South Bend, Kenosha ve Milwaukee) montaj fabrikaları açıldı. Bunları Indianapolis, Saint Louis, Kansas City, Saint Paul ve Minneapolis'te açılan fabrikalar izledi. Ayrıca Detroit'teki şirketler, doğu kıyısındaki bütün büyük şehirlere ve Güney'de, Memphis'e, Atlanta'ya ve Dallas'a yerleşti. Long Beach'te, 1917 de hizmete giren bir montaj fabrikasıyla Kaliforniya’da, otomobil sanayisinin temelleri atıldı. Bu sanayi dalı günümüzde San Francisco ve Los Angeles'ta çok güçlüdür.

Batı Avrupa, 1960 ile 1980 arasında süregelen bir genişleme döneminden sonra, dünya bilançosunda ikinci sırayı almıştı, şimdi üçüncü sıradadır. Paris, Midlands, Rheinland ve Torino Avrupa sanayisinin doğuş merkezleri olmasına karşılık günümüzde bu sanayi dalı oldukça dağınık haldedir. Otomobil yapımcıları, fabrikalarını önce limanların yakınına kurdular (dışsatım için): örneğin Ellesmere Port (Mersey üzerinde), Sandouville (Havre yakınında). Sonra diğer fabrikalar, kriz halindeki ağır sanayi bölgelerinde (Limbourg. Kuzey Fransa, Lorraine) ortaya çıktı, el işçiliğine duyulan büyük ihtiyaç, işsizlik sorununu çözmeyi sağladı.

Bochum ve Emden fabrikalarının açılışı, Almanya’nın, özellikle Köln’de (Ford), Frankfurt am Main (Opel [General Motors]) ve Stuttgart (Daimler) bölgelerinde, Aşağı Saksonya'da (Wolfsburgdaki Wolkswagen) bulunan sanayi yerleşimlerini fazla etkilemedi. Paris, Sen vadisine kurulan ek fabrikalarla (Flins, Clöon, Sandouville), fransız sanayisinin başkenti olarak kaldı; ama bu başkent, yüzyılın başından itibaren Montböliard (Peugeot) ile Lyon'un yakınlarındaki V6nissieux'de (Renault V6hicules Industriels [eski Berliefl) ve bundan on ya da yirmi yıl sonra Rennes'de (Citroen), La Rochelle'de, Mulhouse'da, Nord'da ve günümüzde de Lorraine'de ortaya çıkan sanayi kuruluşlarını canlandırdı. Torino, Fiat fabrikasıyla, Milano banliyösü, Modena ile Pamigliano d'Arco'yu (Napoli yakınlarında) gölgede bıraktı. Midlands. özellikle de Coventry; Londra'nın yerleşim merkezi (Dagenham) ve Liverpool'un yerleşim merkezi İngiliz sanayisinin kuruluş yerleridir; Anvers ve Brüksel'in yerleşim merkezi Belçika sanayisinin, Eindhoven (Daf) ise Hollanda sanayisinin can damarıdır. Ayrıca İsveç'te Göteborg (Volvo), Avusturya'da Steyr şehirlerinin yanı sıra Ispanya'da Valladolid (Renault), Vigo (Citroen) ve Barcelona (S.E.A.T.) şehirlerinde de otomobil sanayisi vardır.

Dünyanın diğer bölgelerinde Japonya ve Güney Kore hariç, çok az sayıda üretim merkezi vardır. Japon sanayisi (16 000 000 taşıt), Honşu'da, özellikle büyük metropollerin yakınında, çok özel olarak da Tokyo bölgesinde yerleşmiştir. Rusya'da Moskova. Nijni-Novgorod ve Volga belli başlı merkezlerdir, ayrıca birçok parça da Ural'da üretilir. Güney Afrika’nın ve Avustralya'nın kıyılarındaki büyük yerleşim merkezlerinde. Kuzey Amerika gruplarının montaj fabrikaları yer alır Bu şirketler ve avrupalı rakipleri, az gelişmiş ülkelerin özellikle Latin Amerika'da, Brezilya (Sâo Pauto ve Belo Horizonte), Arjantin (Cördoba ve Buenos Aires) ve Meksika'nın (başkent çevresi) pazarlarını, buralara filyaller sokarak ele geçirmeye çalışmaktadır.

Türkiye'de, 1950'lerin ilk yıllarında tarımda makineleşme ve karayollarının gelişmesine koşut olarak taşıt araçları dışalımı da hızla arttı. Ancak, 1950' lerin ikinci yarısında başlayan döviz darboğazı, yedek parça sağlama konusunda önemli sıkıntılar yarattı. Bu durum, dövizden tasarruf etmek amacıyla, kara taşıt araçlannın, montaj sanayisi yoluyla ve yabancı sermayeyi özendirici önlemlerle ülke içinde üretilmesi zorunluluğunu getirdi. 1958'de uygulamaya konulan kota sistemiyle montaj sanayisi için ayrılan özel kotalar, dışalıma getirilen kısıtlamalar ve yüksek gümrük vergileri vb. önlemlerle bu sanayi kolunun korunmaya alınması, tarım alet ve makineleri imalat sanayisi ile kara taşıt araçları imalat sanayisi alanlarında gelişmelere yol açtı. Montaj yoluyla kara taşıt araçları üreten ilk fabrika Türk WiılIys Overland limited, orduya cip ve pikap yapmak üzere kurulmuştu. 1954'te, Ziraat bankası ile Minneapolis moline firması arasında yapılan bir ortaklık anlaşmasıyla Atatürk orman çiftliği'nde bulunan uçak fabrikasında traktör yapımına başlandı.
Alıntıdaki Ek 57837
Onu kamyon ve kamyonet üreten Otosan'ın kuruluşu izledi (1959). 1961’de, dönemin Cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel’in önerisiyle Eskişehir Cer atölyesi nde prototip olarak Devrim otomobilleri (iki tane) yapıldı. Ancak, bu örnekler kitlesel üretime geçme konusunda umut verici olmadı. 1962'de kabul edilen Birinci beş yıllık kalkınma planı, yerli otomotiv sanayisinin ana ilkelerini ve hedeflerini belirlerken, 1967'de Montaj sanayisi talimatnamesi yürürlüğe sokularak bu sanayi koluna önemli ölçüde destekler sağlandı. Böylece, montaj kuruluşları 1963'te 7 iken, 1967'de 20'ye yükseldi; yan sanayi kuruluşları da giderek çoğaldı.

Bu arada ikinci beş yıllık kalkınma planı’nda alınan yeni önlemlerle montaj sanayisi kolunda döviz tasarruf oranı da % 50'yi aşmıştı. 1963’te Otobüs karoseri aş, 1966'da Bursa Karsan oto montaj ve karoseri aş, otobüs ve minibüs montaj ve yapımına başladılar. Onları MAN, Otoyol, Otomarsan izledi. Yine 1966'da ilk türk otomobili Anadol, bir Koç holding kuruluşu olan Otosan tarafından, Ford lisansı ile üretilerek piyasaya sürüldü. Aynı dönemde, TOE, Otosan, Chrysler, Genoto, BMC, Çelik montaj, Taşıt sanayii, MAN ve Otoyol kamyon üretiminin önde gelen kuruluşları olarak yerlerini aldılar. 1970'ten sonra otomobil sanayisi gelişmeye başladı Anadol'un yanında Renault lisansı ile Renault otomobillerinin, Fiat lisansı ile Murat otomobillerinin seri üretimine geçildi. 1972'de toplam üretim 49 000 birime ulaştı ve bu üretim rakamı içinde otomobil 29 628 birimle en büyük payı (% 60) aldı. Onu % 17,3 payla (8 491) kamyon, % 12,3 payla (6 044) kamyonet üretimi izledi. Bu üretim artışı yanında yerli imal oranı arttı, dışalım azaldı, yeni kurulan tesisler daha büyük yatırımlarla işletmeye açılırken küçük ölçekli tesisler devreden çıktı. 1976'da, otomotiv sanayisinde üretim 108 235 birime yükseldi. Böylece, Türkiye ekonomisinde ithal ikameci politikanın uygulandığı 1963-1976 yılları otomotiv sanayisinin en parlak dönemi oldu. Plan ilkelerinden giderek uzaklaşılıp ithal ikameci politikanın terk edildiği bir dönem olan 1976-1981 yıllarında ise otomotiv sanayisi üretimi belirgin düşüşler gösterdi. Nitekim 1977’de 99 657 birime düşen toplam üretim, 1979'da 72 749'a, 1981'de 47 278'e düştü.

Bu dönemde en büyük gerileme otomobil üretiminde olurken, kamyon üretimi göreli bir gelişme göstererek toplam üretimindeki payını % 25 dolayına çıkardı. Dünya petrol bunalımının yaşandığı, enflasyonun hızla arttığı, döviz sıkıntısının büyük boyutlara ulaştığı bu dönemde otomotiv sanayisinde birçok firma kapanırken, bir bölümü de geçici bir süreyle üretimlerini durdurdular Yan sanayide çalışan bazı firmalar da üretimlerini başka alanlara kaydırmak zorunda kaldı. 1981'den sonra ise, dışsatıma yönelik bir sanayileşme modelinin uygulanmak istendiği bir dönem başladı. Bu dönemde, dışsatım önemli ölçülerde destek görürken, bir yandan da kesimdeki bunalımın çözümlenmesi için alınan çeşitli önlemlerle üretim yavaş bir tempoyla tırmanmaya başlayarak 1982'de 58 457’ye, 1984’te 91 605 birime yükseldi. Bu arada. Ford Motor Company ile ortaklık kuran Otosan, Taunus marka otomobillerini üretmeye başladı (1985). 1987'de de, Otosan İnönü motor fabrikası’nda ilk türk Diesel motoru ERK üretildi ve Anadol pikabına takılarak piyasaya sürüldü. İzmir TorbalI'da bir fabrika inşa eden General Motors, 1990'dan itibaren Opel marka otomobil üretmeye başladı.

Türkiye'de binek otomobili üretimi, halen bu dört firma tarafından yapılmaktadır. 1980'de 31 529 birim olan toplam üretim, 1981'de 25 306'ya düştükten sonra, yeniden tırmanarak 1987'de 107 185'e, 1992'deyse 254 448'e yükselmiştir. Toplam üretim içinde Tofaş'ın payı % 53,6 (142 453 otomobil), Oyak-Renault'nun payı % 41,7 (110 606 otomobil), Opel'in payı % 3,53 (9 363 otomobil) ve Otosan'ın payı % 1,12 (2 980 otomobil) olmuştur.

1991'de, Türkiye otomotiv sanayisinde toplam 263 095 araç üretildi. Bu araçlar içinde 195 599 otomobil ilk sırayı alırken, onu traktör (21 964), kamyon (16 963), minibüs (14 567), ve kamyonet (12 985) üretimleri izledi. Aynı yıl 7 244 otomobil, 69 kamyon, 160 otobüs dışsatımı yapıldı. Araç dışsatımının yanı sıra, otomotiv sanayisinin önemli dış kalemlerinden birini oluşturan yedek parça satışından ise 8,4 milyon dolar sağlandı.

otomobil yapımı


Yüzyılla birlikte Avrupa’da ortaya çıkan bu sanayi, başlangıçta ortaklaşa çalışan genel mekanik firmaları ile karoseri atölyelerine dayanıyordu ve 1910 ile 1914 arasındaki seri ilk üretimlerin ortaya çıkışını görmek için R. E. Olds, Henry Ford I ve W. C. Durant gibi amerikalı girişimcileri beklemek gerekti. Bu programlı üretim içinde, otomobilin Fransa’da ve Avrupa’ da yaygınlaşabileceği anlayan Andrö Citroön'in dışında çok az kişi bu konuya özen gösterdi. Mali zorluklara karşın, Citroen amacına ulaşmayı başardı ve 30'lu yıllardan itibaren de Avrupa’daki büyük şirketlerin çoğu onun bu görüşüne katıldı. Ancak, Avrupa çapındaki olanakların eksikliği bu üretim biçimi için gerekli olan optimal sonuçların elde edilmesini engelledi ve önce ekonomik çöküntü, arkasından da İkinci Dünya savaşı’nın yol açtığı zorunluluklar, eşit kaliteli ve düşük fiyatlı, gitgide gelişen çeşitli arabalar ve taşıtlar üretmek için kaçınılmaz yöntem değişiklikleri yapılmasını gerektirdi. Avrupa'da ve dünyada 1950’den sonra başlayan bu değişim, giderek artan bir ivmeye yani otomobil üretimine yeni başlayan ülkelerdeki geçiş sürecini hızlandıran bir harekete bağlı olarak 1960’tan itibaren gelişme gösterdi.

Otomobil sanayisinin eskiden beri temeli olarak kabul edilen takım tezgâhı, güç ve duyarlık bakımından çok gelişti ve otomatikleşmeyi benimseyerek, "aktarmalı takım tezgahları" denilen ve daha sonra, sayısal bir kontrol programıyla otomatik olarak denetlenen takım tezgâhı gruplarının ortaya çıkışıyla, fabrikalarda ki birçok işleme yapılan insan müdahale sini en aza indirdi. İşleme yöntemlerinir ve özellikle de bilgisayarın ortaya çıkışıy la otomobil üretiminde yeni bir evreye ge çildi.

Programlanmış talimatlara ve bilgisayarın denetimine bağlı alanlar sürekl olarak yayıldı ve mikroişlemciler çağı, bu tekniğin el müdahalesine bel bağlamış sektörlere girişini hızlandırdı, işlemenin duyarlığı, zaman içindeki kesin sürekliliği, montajların ve birleştirmelerin doğruluğunun sürekli olarak denetlenmesi bu yeni, güvenli ve çok hızlı yöntemlerin özelliğidir. Montaj hatları üzerinde yapılan denetim ve üretim işlemlerinin hemen hemen tümünün bilgisayara geçmesinden sonra, bu güne kadar elle yapılan aktarma işlemlerinde elektronik robotların kullanılması yaygınlaşacaktır. Bu da, özellikle, kaynakla birleştirilen karoseriler, bunların denetimleri ve işlemeden sonra kasaların boyanmasında geçerlidir. Ama, otomatikleşme ve sayısal kontrol gibi iki özel niteliğine bağlı olan bu yeni yöntemler çok önemli yatırımlar gerektirir; bu nedenle de eskiden olduğu gibi tek tek ve bağımsız değil fakat üretici şirketlerin bir araya gelmesiyle gerçekleştirilebilecektir.

otomobil sporu


Otomobilin icadından kısa bir süre sonra otomobil yarışları başlamıştır. Resmi olarak düzenlenmiş ilk yarışın tarihi ise 1894'tür(Paris-Rouen). Fransızlar'ın yaptığı bu atılım, ABD’de olduğu kadar Büyük Britanya'da da yandaşlar buldu ve otomobil yarışı, özellikle şehirden şehire yapılan yarışlarla büyük bir gelişme gösterdi. Kapalı pistlerde Grand Prixler düzenleme düşüncesi, Automobile-Club de France'ın 1906’da gerçekleştirdiği Grand Prix ile yine Fransa’dan geldi. Kısa bir süre sonra, 1911'de, bir başka büyük yarış olan ve karayolunda yapılan Monte-Carlo Ralli'si düzenlendi.

İkinci Dünya savaşı'nın sonundan itibaren otomobil sporu büyük bir gelişme göstermiştir. Formula 1 Dünya sürücüler şampiyonası ise 1950'de gerçekleştirildi Fler yıl çeşitli ülkelerde on iki kadar Grand Prix yarışı koşulur. Sürücüler arasındaki klasman ise, bu Grand Prixler'de elde edilen yerlere göre kazanılan puanların toplanmasıyla belirlenir. Bu sporun en büyük adları şunlardır: J. M. Fangio, J. Brabham, J. Clark, J. Stewart, N. Lauda, E. Fittipaldi, A. Prost vb.

Uluslararası spor kodu, otomobil sporu yönetmeliklerini bir araya toplar; bu koda. pist üzerinde yapılan hız yarışları, mukavemet yarışları, yol yarışları (ralliler), hız rekorları ve karting girer. Aynca sekiz grup belirlenmiştir; 1’den 5'e tedarki gruplarda, sıradan arabalardan türetilmiş arabalar yer alır. 6. grup iki kişilik yarış arabalarının (eski ilkörnekler) bulunduğu gruptur, 7. grup, formula 1, 2 ve 3 arabalarını, 8.’ grup ise serbest formula yani silindir hacmi sınırlaması olmayan arabaları kapsar. Günümüzde formula 1 için normlar şu şekildedir: aşırı doldurmalı (türbokompre- sörlü motor) 3 000 cm3 ya da 1 500 cm3 ve maksimum 12 silindir.

Kaynak: Büyük Larousse


Safi 14 Kasım 2016 02:45

1 ek

otomotiv sanayisi


motorlu taşıtlar ile bu taşıtların motor, karoser, şasi gibi temel bölümlerinin imalatını kapsayan sanayi dalı.

Tarihçe.


Buhar gücüyle çalışan taşıtlar çok daha önceleri ortaya çıkmışsa da, otomotiv sanayisinin gerçek kuruluşu, 1860’larda ve 1870’lerde başta Fransa ve Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde kısa bir süre sonra da ABD’de benzin motorunun geliştirilerek yaygınlaşmasıyla başladı. İlk otomobil şirketleri küçük imalathaneler biçimindeydi. Bu şirketlerden ancak birkaçı ayakta kalarak büyük ölçekli üretime geçebildi. Başlangıçta bunlar başlıca üç grupta toplanıyordu: Almanya’daki Opel ve İngiltere’deki Morris gibi bisiklet yapımcıları; ABD’deki Durant ve Studebaker gibi atla çekilen taşıt üreticileri; makine imalatçıları. Otomotiv sanayisine geçen bu şirketlerde temel olarak montaj işlemi yapılıyor, motor ve temel parçalar başka imalathanelerde üretiliyordu. Bu şirketlerin montajın ötesinde üretime yönelmeleri, ancak bir dizi mali ve teknik sorunun çözülmesiyle gerçekleşti.

Benzin motorunun geliştirildiği dönemlerde, buhar gücü ve elektrikle çalışan taşıtlar denenmekteydi. Özellikle elektrikli otomobiller tutuluyordu, çünkü bunlar oldukça sessiz ve yönetilmesi kolay taşıtlardı. Buharlı otomobilleri çalıştırmak da kolaydı, çünkü bunlar transmisyon donanımı gerektirmiyordu. Elektrikli otomobiller çok yavaş, buharlılar ise çok pahalıydı, ayrıca sık bakım gerektiriyordu. Bu nedenle 1910’a değin, otomotiv üreticilerinin büyük bölümü benzinli taşıtlara yöneldi.

Otomotiv sanayisinin teknolojik gelişime en önemli katkısı, seri üretim yöntemini uygulamaya koyması oldu. Üretimde duyarlılık, standartlaşma, eşgüdüm ve süreklilik bu yöntemle gündeme girdi. Bu tür bir üretimle piyasaya ilk sürülen otomobiller, Henry Ford’unkilerdi. Bunu Ransom E. Olds’un ürettiği Oldsmobile’ler izledi. Ama Ford’un T modeli, Oldsmobile’lerden daha dayanıklı ve ucuzdu. 1908’de kullanıma giren bu otomobillerden 1927’ye değin 15 milyon adet üretildi. Bu denli geniş ölçekli bir üretim, ancak fabrikalarda hareketli montaj hatlarının kurulmasıyla olanaklı oldu. İlk montaj hatlan 1913’te Ford Motor Company’nin fabrikalarında kuruldu.

Ford’un başarısı, öteki şirketlerce kısa sürede taklit edilmeye başladı. 1920’lerde, artık eskimiş T modelinin yerine daha lüks ve daha ucuz otomobiller piyasaya sürüldü. Bu dönemde İngiltere’de William R. Morris ve Herbert Austin, Fransa’da da Andre- Gustave Citroen ve Louis Renault, seri üretim yöntemiyle küçük ve ucuz otomobiller üretmeye başladılar.

Geniş ölçekli üretim, otomotiv şirketlerinin örgütlenmesini de etkiledi; bu şirketler artık yedek parça üretiminden piyasa araştırmasına kadar uzanan geniş bir alana yayılmak ve buralara büyük yatırımlar yapmak zorundaydılar. 1920’lerde dünyanın en büyük otomotiv şirketi durumuna gelen General Motors Corporation (GM), 1908^de Michiganlı bir otomobil imalatçısı olan William C. Durant tarafından kuruldu. 1910’daki bunalım sırasında United States Motor Corporation’ın iflas ederek kapanmasına (1912) karşılık GM ayakta kalmayı başardı. GM’nin en büyük rakibi Ford idi. Ford yalnızca ABD’de değil, British Ford adıyla İngiltere’de de üretim yapıyordu.

“Üç büyükler” olarak bilinen dev otomotiv şirketlerinin üçüncüsü Maxwell Motor Company’nin denetimini üstlenen Walter P. Chrysler’in 1925’te bu şirketi dönüştürerek kurduğu Chrysler Corporation idi. 1928’de Dodge Brothers Manufacturing Company de Chrysler’e katıldı. 1927’de Ford’un T modeli’nin üretimini durdurduğu bir sırada Chrysler piyasaya Plymouth marka otomobilleriyle girerek etkinliğini artırdı. Bunların dışındaki öteki önemli ABD otomotiv şirketleri Hudson, Nash, Packard, Studebaker ve Willys-Overland idi. Ne var ki 1930’ların ekonomik bunalımı, ABD’deki toplam 108 üretici firmanın 10 yıl içinde 44’e düşmesine neden oldu. 1929’daki yıllık 5 milyon araç üretimi ise 1932’de 1 milyona düştü. ABD şirketleri bu bunalımı ancak II. Dünya Savaşı sırasında aşacaklardı.

Avrupa’da otomotiv sanayisi


1919-39 arasında ve temel olarak otomobil üretimi alanında gelişti. Aynı ölçekte olmasa da, Avrupa şirketleri de ABD’deki seri üretim yöntemini benimsemişlerdi. İngiltere’deki otomotiv üretimi (otomobil ve öteki ticari taşıtlar dahil) 1922’de 73 binden, 1929’da ancak 239 bine yükselmişti. İngiltere’deki pazarın yüzde 75’ini Austin, Morris ve Singer şirketleri ellerinde bulunduruyordu. Fransa’daki başlıca üç büyük şirket olan Peugeot, Citroen ve Renault, 1920’lerde üretime başladı. 1925’te üretimin yüzde 40’ını Citroen sağlıyordu. Bu arada, 1930’larda yeni bir Fransız şirketi, Simca, hızla büyüdü. Almanya’da ise otomotiv sanayisi, I. Dünya Savaşı’nın ağır yükünden kurtulana değin pek yaygınlaşmadı. Bu alandaki en önemli gelişmeler 1926’da Daimler ile Benz’in birleşmesi ve 1929’da GM’nin Alman pazarına girerek Opel marka otomobilleri üretmeye başlaması oldu. 1930’larda ise Nazi rejimi, Ford’un tekniklerinden yararlanarak Volkswagen’leri üretmeye başladı. Ama bu proje, II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla fazlaca gelişemeden kesintiye, uğradı.

II. Dünya Savaşı sırasında, Avrupa’da ve ABD’de otomotiv şirketlerinin önemlice bir bölümü askeri taşıtlar, hatta tank ve uçak üretmeye başladı. ABD’de 1940’a değin askeri taşıt üretimine fazlaca bir yöneliş olmadı ve lüks otomobil ve ticari taşıt üretimi sürdü; ama Pearl Harbor Baskınından sonra, özel araç üretimine belirli kısıtlamalar getirildi. 1940-45 arasında otomotiv şirketleri 2,6 milyon askeri kamyon ve 660 bin cipin yanı sıra, makineli tüfek ve tüfek, tank, zırhlı araç ve bomba da üretmişlerdi. Otomobil fabrikaları, belirli düzenlemelerden sonra uçak üretimine de yöneldiler.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra motorlu taşıt üretimi çarpıcı bir hızla arttı ve 35 yıllık bir süre içinde dünya üretimi 10 katma çıktı. ABD’deki üretim artmakla birlikte, dünya otomotiv üretimindeki yüzde 80’lik payı, bu süre sonunda yüzde 20’ye geriledi. 1980’lerin başındaki ekonomik gerileme en çok ABD’yi etkiledi; bunun sonucunda Japonya üretimde birinci, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ise ikinci sıraya yükseldi.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra otomotiv sanayisinde önemlice yeni bir buluş gerçekleşmedi ve daha çok eski tekniklerin geliştirilmesi ve yenileştirilmesiyle yetinildi. Kamyonlarda ve otobüslerde dizel motorları yaygınlaştı. ABD’de üretilen otomobillerde otomatik vites başlıca transmisyon sistemi durumuna geldi, ayrıca havalı fren ve direksiyon sistemleri uygulamaya kondu. 1960’larda Chrysler, binek otomobillerinde gaz türbinli motorlar denedi, ama sistem çok fazla teknik sorun içerdiğinden fazlaca başarılı olmadı.

Avrupa’da motorlu taşıt üretimi, ihraç yoluyla gelir sağlayacak ve savaş sonrası ekonomilerin iyileşmesine katkıda bujuna- cak sanayi dalı olarak görülüyordu. Örneğin, İngiltere üretiminin yaklaşık yarısını ihracata ayırmış, iç tüketime de belirli sınırlamalar getirmişti. İngiltere’de otomotiv sanayicileri temel olarak küçük ve ekonomik taşıt yapımına yöneldiler (Rolls- Royce’un dışında). Bu arada önden çekişli modeller yaygınlaştı. 1952’de Morris ve Austin birleşerek British Motor Corporation Ltd.’yi (BMC) kurdular. Bir başka birleşme ürünü şirket de Leyland Motors Ltd. idi; Leyland, özellikle otobüs ve kamyon alanında kısa sürede birinci şirket durumuna geldi. 1950’lerde Standard-Triumph ve Sunbeam şirketlerini bünyesine katan Leyland, 1968’de de BMC ile birleşerek British Leyland Motor Corporation Ltd.’yi oluşturdu (1978’den sonra BL Ltd). İngiltere’deki otomobil üretimi dört büyük şirketin (British Leyland, Ford, Vauxhall ve Rootes) denetimi altına girdi. Almanya’daki otomobil sanayisi ise önce Volksvvagen ile canlandı. Bu şirket, savaştan sonraki 10 yıl boyunca, AFC’deki motorlu taşıtların yarısını üretti. Şirket önce devlet tarafından kurulmuştu, ama 1960’larda hisselerinin yüzde 60’ı halka satıldı.
Alıntıdaki Ek 57838
İtalya’da pazarı, 1899'da kurulmuş olmakla birlikte ancak 1950’lerde geniş ölçekli üretim yapmaya başlayan Fiat SpA şirketi ele geçirdi. Fransa’da da Renault, Peugeot, Citroen ve Simca etkili oldu. 1944’te devletleştirilen Renault, 1960’larda Peugeot ile birleşti. Simca ise 1958’de Chrysler tarafında satın alındı; hisselerinin yüzde 15’ini de Fiat aldı.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra otomotiv sanayisindeki en büyük gelişme Japonya'da yaşandı. 1950’de son derece önemsiz bir motorlu taşıt sanayisine sahip olan Japonya, 30 yıl gibi bir sürede AFC, Fransa, İngiltere ve ABD’yi geride bırakarak, otomotiv üretiminde en büyük güç durumuna geldi. Japonya’da üretilen küçük ve yakıttan önemli ölçüde tasarruf sağlayan otomobillerin pazarı kesintisiz biçimde genişledi. 1970'lerde ve 1980'lerin başlarında önde gelen Japon şirketlerinin (Toyota, Nissan, Honda ve Toyo Kogyo [bugün Mazda]) ürettiği araçların ithalatı, ABD, Kanada ve Batı Avrupa hükümetlerince sınırlanmak istendi. Bunun üzerine Japon hükümeti, Kanada ve ABD’ye yönelik otomobil ihracatını sınırladı.

1980'lerin sonlarında otomotiv üretiminde yeni bir canlanış gerçekleşti. Avrupa’da motorlu taşıt üretimi 1987’de 12,2 milyona, 1988’de 12,5 milyona çıktı. Aslında bu üretim, Avrupa pazarının Japon istilasına karşı bir dizi “görünmez” önlemle korunması sonucunda gerçekleşti. Toplam motorlu taşıt satışları içinde Japonya’nın payı, bu tür önlemlerle İngiltere’de yüzde 11, Fransa'da yüzde 3 ve İtalya'da yüzde l’le sınırlandı. Japon üreticiler Avrupa pazarlarına, ABD yapımı lüks otomobiller ile Jaguar, BMW ve Mercedes Benz gibi Avrupa yapımı otomobillere rakip, daha ucuz ama en az onlar kadar lüks otomobillerle girmeye çalıştılar. Bu dönemde Avrupa’da en çok tutulan Japon otomobilleri yüksek teknolojiyle donatılmış Toyota ve Nissan modelleri oldu.

1980'lerin sonlarında Avrupa otomobillerinde önemli yenilikler gerçekleşmedi; yalnızca gelişkin elektronik donanımlar uygulamaya kondu, taşıtların aerodinamik profilleri düzeltildi ve çok supaplı motorlara ve önden çekişli transmisyon düzeneklerine doğru bir yöneliş oldu.

Japonya’da ise 1988’de Toyota 60 milyonuncu otomobilini üreterek, kendi ülkesinde bu alandaki rekoru eline geçirdi. Aynı yıl Nissan, Honda ve Mazda da satışlarını büyük ölçüde artırdılar. Japon pazarında lüks otomobillere doğru bir yöneliş ortaya çıktı ve bunun sonucunda Toyota Mark II ile Cresta, Nissan Maxima, Laurel ile Cefiro ve Mazda Persona modellerini piyasaya sürdü.

Japonya’da 1988’de toplam otomotiv üretimi 7,8 milyon otomobil ve 7,3 milyon kamyon ve otobüs olarak gerçekleşti. Bu toplamın 4,7 milyonu ülke içinde satıldı, diğer bölümü ise ihraç edildi. Ülkedeki inşaat sektörünün gelişmesi, özellikle kamyon ve öteki ağır taşıtlara olan talebi artırdı. ABD’de ise yerli otomobil satışı 1987’de 7,34 milyon, 1988’de 7,32 milyon; yabancı otomobil satışı 1987’de 3,18 milyon, 1988’de 3,12 milyon olarak gerçekleşti. Kamyon ve öteki ağır taşıt satışları 1987’de 4,9 milyondan, 1988’de 5,1 milyona çıktı.

Satış ve rekabet sorunlarıyla karşı karşıya bulunan ABD’li otomobil üreticileri, 1989’a yeni modellerle girdiler. Ford, 24 supaplı 3 litrelik motorlarla donatılmış Ford Thunderbird ve Mercury Cougar’ı çıkardı. Chevrolet ise Japon Toyota, Isuzu ve Suzuki ile işbirlikleri kurarak, Japon otomobillerini değişik adlar altında piyasaya sürdü. Bu arada Chrysler, İtalyan Fiat ile işbirliğine girerek Alfa-Romeo’ları ABD’de üretmeye yöneldi. Benzer işbirlikleri Ford ile İsveç şirketi Volvo, GM ile Çin Ulusal Otomotiv Sanayisi ve Ford ile Japon Nissan arasında da gerçekleşti. Volkswagen ise ABD’deki otomobil üretimine son verdi.

1990’ların başlarında Avrupa, özellikle de Almanya için eski Sovyet bloku ülkeleri yeni bir pazar oldu. GM-Opel, Volksvva- gen ve Fiat gibi Avrupa’nın belli başlı üreticileri Doğu Avrupa ülkelerinde yerel üretime ve ortak girişimlere büyük yatırımlar yaptılar. ABD’de ise otomotiv sanayisi aynı dönemde büyük bir kriz yaşadı. ABD otomobillerinde uygulamaya konan başlıca yenilikler, güvenlik donanımları alanında oldu. Önce Chrysler, ardından da Ford’lara, çarpma anında sürücünün ve öndeki yolcunun ön panele çarpmasını engelleyen,, ani şişmeli hava torbaları yerleştirildi. Otomobillerdeki bir başka yenilik de kilitlemesiz fren sistemi oldu. Bilgisayar denetiminde çalışan bu sistemle, durma sırasında tekerleklerin ani kilitlenmesinin ve taşıtın yol üzerinde kayarak denetimden çıkmasının önüne geçildi.

Türkiye’de otomotiv sanayisinin temellerinin atılışı 1950’lerde gerçekleşmişse de bu konudaki girişim denemesi daha eskiye dayanır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra kapasitesinin yarıya yakınını yitiren İstanbul limanının canlandırılması, Cumhuriyet’in ilk döneminde karşılaşılan önemli sorunlardan biriydi. Yapılan araştırmalar, 1927’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) bir yasayla İstanbul limanında serbest bölge kurulmasına karar vermesi biçiminde sonuçlandı. Yasanın çıkarılmış olması teknolojik olanaklar ve sermaye birikiminden yoksun olan ülkede serbest bölge kurulmasına yeterli olmadı. Serbest bölgenin kurulup işlerlik kazanabilmesi amacıyla 1929’da Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile Ford Motor Company arasında 25 yıllık bir sözleşme yapıldı. Bu sözleşmeyle sözü edilen yabancı şirkete getireceği uçak, traktör, kamyon, otomobil donanımları ile parçalarını hazırlamak ve tamamlamak için İstanbul’daki gümrük alanı içinde bir montaj fabrikası ile buradaki işletme etkinliğini yürütebilecek öteki tesisleri kurma hakkı verilmişti. Çalıştıracağı işçilerin başlangıçta TC uyruklu olmayabileceğinden çeşitli vergi bağışıklıklarına kadar birçok ayrıcalık tanınan şirkete, Türkiye’ye sokacağı montajı yapılmış her traktör, kamyon ve otomobil için hükümetin 30 dolar prim ödemesi de kabul edilmişti. Büyük Bunalım sırasında denenen bu girişim başarılı olmamış ve kısa bir süre sonra tesislerin kapanmasıyla sonuçlanmıştır.

1950’lerin başında Türk Silahlı Kuvvetleri’ nin bazı motorlu taşıt gereksinmesini karşılamak için yabancı sermayeli. Türk Willys Overland Limited adlı şirket İstanbul Tuzla’da bir fabrika kurdu. Bu fabrikada cip ve pikap montajı yapılıyordu. 1955’te kamyon montajı yapılan Türk Otomotiv Endüstrisi (TOE) fabrikası da aynı yörede açıldı. Marshall Planı çerçevesindeki yardımlarla öteki motorlu taşıt gereksinmesini karşılayan Türkiye, karayollarını geliştirme çalışmaları döneminde bu araçların ithalini kısıtlayıp montajdan aşamalı olarak yerli üretime geçme doğrultusunda siyasetleri benimsedi. Bu eğilimin ağırlık kazandığı dönemde kurulan ilk fabrika olan Otosan Otomobil Sanayii AŞ, 1960’ta açıldı. 1960’larda otomotiv sanayisinin geçirdiği ilginç ve ilginç olduğu kadar da önemli bir girişim, yerli otomobil üretimi deneyidir. 27 Mayıs Hareketi’nden sonra bir süre canlanma gösteren ulusalcı eğilimlerin etkisiyle Devlet Demiryolları İşletmesi’ne (TCDD) ait tesislerin olanaklarıyla bir otomobil yapılmasına girişildi. Otomobilin kaportası Eskişehir Lokomotif ve Motor Sanayii Müessesesi’nde (ELMS), 26 beygirgücündeki motoru ise Sivas Demiryolu Makinaları Sanayii Müessesesi’nde (SİDEMAS) üretildi. 1961’de tamamlanan ve Devrim adı verilen bu ilk yerli otomobilin seri üretimi, bunu sağlayaclak yeterli teknolojlik olanaklar bulunmadığından bir deney olarak kaldı.

Bir montaj fabrikası olarak İstanbul’da kurulan Otosan, 1961’de Consul marka otomobillerin yapımına başladıktan sonra 1963’te Taunus marka station-wagon’lan piyasaya sürdü. 1966’da Anadol marka otomobillerin üretimini gerçekleştiren şirketin İstanbul ve İnönü’deki çeşitli tesislerinde otomobil, pikap, minibüs, kamyon ve motor üretilir. Bu tesislerde 1985’ten beri Ford-Taunus marka otomobil üretimi de yapılmaktadır.

1966’da İstanbul’da kurulan Otoyol Sanayii AŞ, Fiat-İveco lisansıyla kamyon, kamyonet, çekici ve midibüs üretimi yapmaktadır. Aynı yıl Bursa’da karoseri üretimi yapan Karsan tesisleri kuruldu. 1960’larm sonuna doğru otomotiv sanayisinin merkezi, ulaşım bağlantıları güçlenen Bursa’ya kaydı. Burada kurulan ilk büyük şirket Türk Otomobil Fabrikası AŞ’dir (TOFAŞ). 1968’de kurulup Fiat lisansıyla 1971’de üretime geçen fabrika çeşitli tipte otomobil üretimi yapmaktadır. 1969’da Bursa’da kurulan OYAK-Renault Otomobil Fabrikaları AŞ, 197l’den beri Renault dizisinden birçok tip otomobil üretmektedir. İzmir’de GM ortaklığıyla Opel marka otomobil üreten bir fabrika kurulmuştur. Sabancı Holding, Toyota Motor Corporation ve Mitsui and Co. Ltd. ortaklığı olan Toyotasa’nın otomobil üretim tesisinin yapımı ise sürmektedir. Bursa’da yan ürün sağlayan birçok fabrika vardır. 1964’ te İzmir’de kurulan BMC Sanayi ve Ticaret AŞ, 1969’da Leyland lisansı ile motor üretimine başladı. Bu fabrika günümüzde motor, yedek parça, kamyon, kamyonet, minibüs ve traktör üretimi yapmaktadır. Tüm bunların yanı sıra İstanbul’da MAN marka kamyon ve otobüs ile Mercedes marka otobüs üreten fabrikalar vardır. Türkiye’de, Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) verilerine göre 1992’de 265.245 adet otomobil, 11.615 adet minibüs, 6.399 adet midibüs, 21.012 adet kamyon, 16.991 adet kamyonet ve pikap üretilmiştir.

kaynak: Ana Britannica



Saat: 13:02

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık