MsXLabs
Sayfa 1 / 4

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Zooloji (https://www.msxlabs.org/forum/zooloji/)
-   -   Hayvanlar Hakkında Detaylı Bilgi Merkezi (https://www.msxlabs.org/forum/zooloji/6453-hayvanlar-hakkinda-detayli-bilgi-merkezi.html)

GusinapsE 22 Haziran 2006 23:00

Hayvanlar Hakkında İlginç Bilgiler

Deniz altında Binbir Surat Bir Ahtapot

Deniz altı canlılarının tümü birbirinden ilginç özelliklere sahiptir. Örneğin bilim adamları tarafından yakın zamanlarda keşfedilmiş olan fakat hala ismi olmayan bir ahtapot türü, mükemmel bir gizlenme örneği sergilemektedir. Bu ahtapot türü denizin kumlu diplerinde yaşamakta ve birbirinden çok farklı hayvanların şekillerini rahatlıkla taklit etmektedir. Bu canlı, resimlerde gösterilenlere ek olarak aynı zamanda bir Hermit yengecini, bir Nudiranch'ı, bir denizatını ve Mantis karidesini de aynı şekilde taklit etmektedir. Öyle ki bu canlı taklit ettiği canlıların bütün hareketlerini de aynen kopya etmektedir. Taklit yeteneği, gözlem, teşhis ve sonuç çıkarma gibi akıl gerektiren özellikler sonucunda ortaya çıkan bir yetenektir. Bu durumda akla ahtapotun taklit yeteneğinin nasıl ortaya çıktığı sorusu gelecektir. Taklitçi ahtapotun çevresindeki canlıları gözlemleyerek, teşhisler yaptığını, taklit ettiği türdeki canlılara ait davranış şekillerini aklında tutarak tıpatıp aynısını yaptığını iddia etmek akılcılıktan son derece uzak bir davranış olacaktır. Allah bu canlılara yapmaları gerekenleri öğretendir. Allah'ın ilhamıyla hareket eden bu canlılar da yeryüzündeki diğer canlılar gibi Allah'a boyun eğmişlerdir.


GusinapsE 23 Haziran 2006 13:30

Yengeçler
 
Harlequin Yengeçleri
Harlequin yengeçleri yumurtalarını karın bölgelerinin alt kısmında yer alan bir bölümde taşır. Yengeçler bu dönemde kıskaçlarını açarak düşmanlarına karşı saldırgan bir hava vermeye çalışır. Alt soldaki resimde yengeç tarafından çok dikkatli bir şekilde karın bölgesinde korunan sarı yumurtalar görülmektedir. Aynı şekilde Trapez yengeçlerinin dişileri de yumurtalarını karınlarında bulunan koruyucu bir kapağın altında taşır. Sert mercanlarda yaşayan bu canlılara yavrularını koruyabilecekleri vücut yapısını ve yavrularını koruma içgüdüsünü veren Allah'tır.


Hayalet Yengeci
Hayalet yengeci doğal kamuflaj yöntemiyle savunma yapan canlılara güzel bir örnektir. Hareketsiz bir şekilde dururken, kumlu rengi sayesinde sahilde görünmez hale gelir. Başka bir hayalet yengeç yuvasına yaklaştığında, onu uzaklaştırmak için uyarı mahiyetinde bir sürtünme sesi çıkarır. Hayalet yengecinin ilginç özelliklerinden bir tanesi de yuvasını terk ettiğinde orada yaşamış olduğunu belirtecek işaretleri ortadan kaldırmak için yuvanın boşluklarını kapatmasıdır.

Fiddler Yengeci
Bilindiği gibi pek çok canlı renk değiştirme yeteneğine sahiptir. Fiddler yengecinin renk değiştirme mekanizması ise diğerlerinden çok farklıdır. Fiddler yengeçleri çamur oyuklarında yaşarlar ve günlük olarak renk değiştirirler. Akıntıların durumu, gece ve gündüz gibi etkenler yengeçlerin renk değiştirmesinde rol oynar. Yengeçler, gece olduğunda cansız ve solgun bir renk alırlar, gündüz olduğunda ise renkleri koyulaşır. Çünkü gündüz vakitlerinde dışarıda hareket eden yengeçler için koyu renk, çamurda rahatlıkla kamufle olmalarını sağlayacak bir yardımcı olacaktır. Bu, Allah'ın sanatıdır. Allah herşeyden haberdar olan, sonsuz güç sahibi olandır.


GusinapsE 23 Haziran 2006 20:03

Ortama Göre Renk Değiştiren Canlılar
 
Ortama Göre Renk Değiştiren Canlılar
Yaz mevsiminin bitimiyle birlikte birçok bitki yavaş yavaş kurur ve renkleri yeşilden kahverengiye döner. Bu bitkilerle birlikte yaşayan bazı böcekler de bu duruma uygun olarak renk değiştirirler. Öyle ki bu böcekler bir zeminden diğerine geçtiklerinde bile renklerini hızlı bir şekilde değiştirebilir. Üstelik bu hızlı renk değişimi sadece ergin canlılara ait bir özellik değildir. Kelebek pupaları ve tırtılları da ortama göre renk değiştirebilecekleri kompleks sistemlerle Allah tarafından donatılmışlardır. Örneğin baykuş kelebeklerinin tırtılları yaz başında yeşil renklidirler, fakat yazın sonlarında tüylerini döktükleri için yeni derileri kahverengi olur. Başka bir örnek olarak çatal kuyruklu kelebekler ve beyaz kelebekler yazın başlarında ortamın yeşil rengine uygun yeşil renkli pupalar üretirken, yazın sonlarında ise kahverengi pupalar üretirler.

Taklitçi Katydidler
Katydidler cırcır böceği ve çekirge benzeri canlılardır. Allah bu canlıları kendilerini başka canlılara benzeyerek koruyacakları özelliklerle birlikte yaratmıştır. Cycloptera türündeki Katydidler kanatları, damarları ve üstlerindeki diğer şekillerle tam anlamıyla bir yaprak görüntüsündedirler. Bu canlıların bacakları da ağaçların gövdelerine ve dallarına benzemektedir. 6 bacaklı olan Katydidler'in yarasa ve kuşlardan, yılan ve çayır farelerine kadar, keskin görüşe sahip pek çok düşmanı vardır. Buna karşılık -düşmanlarının çokluğu ile doğru orantılı olarak -Katydidler son derece kapsamlı savunma taktiklerine sahiptirler. Örneğin Katydidler'in "korkutma gösterileri", saldıran hayvanların uzun bir süre duraksamasına sebep olur. Bu sırada Katydidler, kaçıp uzaklaşabilecekleri kadar zaman kazanmış olur. Yaban arısı Katydidler'i kısa antenleri, neredeyse saydam, zarımsı ön kanatları ve dar karın bölgeleri ile en ince detayına kadar yaban arılarını taklit eder. Gerçek yaban arılarından tek farkları iğnelerinin olmamasıdır. Hatta duruşları bile gerçek yaban arılarından farksızdır. Taklit o kadar başarılıdır ki avcı hayvanlar bu canlılara yaklaşmaya cesaret dahi edemezler. Onları diğer böceklerden ayıran özelliklerinden biri de vücutlarından 3 kat daha uzun boyu olan antenleridir. Bu antenler, Katydidler'in karanlıkta yollarını bulmalarını sağlayacak olan özel duyu reseptörleriyle (alıcılarla) kaplanmıştır.

Bitki Görünümlü Hayalet Balıklar
Resmin üst kısmında görülen ve hayalet boru balığı olarak adlandırılan bu deniz altı canlıları olağanüstü kamuflaj yetenekleri sayesinde bulundukları yerde hemen hemen hiç fark edilemeyen canlılardır. Görüldüğü gibi hayalet boru balığının bu türü resmin altındaki bitkiye hem şekil hem de renk olarak tıpatıp benzemektedir. Bu canlılar düşmanlarından kurtulmak için krinoidler (zambak şeklindeki deniz hayvanları), yumuşak mercanlar ve deniz otları gibi farklı birçok türdeki organizmanın arasına karışarak onlarla adeta bir bütün haline gelebilirler.

İnce İğne Karidesinin
Usta Kamuflajı

Resimde görülen ve dış görünüş olarak birbirlerine tıpatıp benzeyen bu canlılar gerçekte birbirlerinden çok farklı türlere aittir. Görüldüğü gibi üstteki canlının alttaki canlının bir parçası olmadığını, tamamen bağımsız bir canlı olduğunu söylemek son derece zordur. İnce iğne karidesinin şekli desenleri ve renkleri siyah mercanların ve deniz kamçılarının dallarının oluşturduğu ortama çok büyük bir uyum sağlamaktadır. Allah deniz altında yarattığı canlılardaki renk ve desen çeşitliliği ile bize benzersiz renk sanatını tanıtmaktadır.


GusinapsE 19 Temmuz 2006 22:57

Mavi Denizlerin Sevimli Memelileri Yunuslar
 

Mavi Denizlerin Sevimli Memelileri Yunuslar

Günümüzde yunusların balık olduğunu düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Çünkü yunusların yapıları, sucul yaşama uyum sağlayarak vücudun balık şeklini almasına neden olmuş ve yunuslar diğer memelilerden oldukça uzaklaşmışlar. Yunuslar MÖ 400 yıllarında ilk kez Aristoteles tarafından balık olarak tanımlanmışlar ve bu yanılgı onların kedi, koyun ya da inek gibi bir memeli olduğu anlaşılıncaya kadar sürmüş.

Yunuslar tıpkı balinalar, foklar, morslar, deniz aslanları gibi birer deniz memelisi. Zaten balinalarla da yakın akrabalar ve bu yakın akrabalarıyla birlikte memelilerin Cetacea (Balinalar + Yunuslar) takımında yer alıyorlar. Bu takıma ait olan ve gerçek yunuslar olarak bilinen Delphinidae familyasına ait birçok yunus türü var. Ama hemen tüm denizlerde yaşayan ve Türkiye denizlerinde de en yaygın olan tür, Delphinus delphis. Bu türe "Tırtak" adı da veriliyor.

Yunuslar deniz memelisi oldukları için karasal memelilerden pek çok farklılıklar gösteriyorlar. Örneğin üyeleri çok farklılaşmış. Ön üyelerinde üst ve ön kol körelmiş. Yani göğüslerindeki yüzgeçleri, aslında yunusların elleri ve bu yüzgeçlerdeki 5 ışın da parmakları. Arka üyeleriyse kalça kemeri dışında tümüyle körelmiş.

Derileri diğer pek çok memeliden farklı olarak kılsız ve pürüzsüz. Bunun yerine ısı yalıtımını sağlamak için derilerinin altında kalın bir yağ tabakası görülüyor.

Yine diğer memelilerden farklı olarak gözleri vücutlarına oranla çok küçük. Kulak açıklığı gözlerle göğüs yüzgeci arasında bulunuyor ve kulak kepçeleri yok; ancak, işitme duyuları gelişmiş. Yönlerini ultrasonik dalgaların yansımasıyla buluyorlar. Tek bir burun delikleri var ve bu da başlarının üzerinde bulunuyor. Tıpkı balinalar gibi soluk verirken bu deliklerden su fışkırtıyorlar. Yavrularını suyun içinde doğuruyor ve suyun içinde emziriyorlar.

Karasal memelilerden farklı olarak yunuslarda ter atmayı sağlayacak ter bezleri ya da su kuşları ve kemikli balıklarda görülen tuz bezleri yok. Besin ve suyla vücuda giren fazla tuz yalnızca böbreklerle dışarı atılabiliyor. Bu nedenle böbrekleri karasal memelilere göre daha büyük ve gelişmiş.

Tırtaklar diğer yunus türlerine göre küçük boylular ve uzunlukları yaklaşık 1,7-2,6 m.; ağırlıkları 70-135 kg. arasında. Çeneleri, öne doğru kuşların gagasına benzer şekilde uzamış ve herbir çenede konik yapıda 80-120 küçük dişçik var. Dışarıdan belirgin bir boyun kısımları yok. Sırt kısımları genellikle koyu siyah, kahverengi ya da gri; karın kısmı beyaz. Gözlerinin çevresi açık renkli. Yan taraflarında gözden kuyruğa kadar uzanan sarımsı kahverengi "°°" şeklinde bir desen var. Sırtlarında bağ dokudan oluşmuş sırt yüzgeçleri de büyük ve belirgin.

Yüzey ısısı 10 0C'nin üzerinde olan suları tercih ediyorlar ve bu nedenle özellikle tropik ve subtropik denizlerde yaygınlar.
Çok hareketli olan yunuslar, memeliler içinde en iyi yüzen ve dalan hayvanlar. Yüzmelerinde en etkili yapıları da kuyruk yüzgeçleri. Kuyruk yüzgeçleri balıkların tersine, yatay konumlu ve bu yüzgeçlerini seri bir biçimde aşağı-yukarı hareket ettirerek hızlı yüzebiliyorlar. Yüzerken hızları saatte 35 km'ye ulaşıyor.
Çok sosyal hayvanlar oldukları için genellikle 10-500 bireyden oluşan gruplar halinde eşgüdümlü olarak yüzüyorlar. Bunun yanısıra 2000'den daha fazla bireye sahip gruplar da görülebiliyor.

Yunuslar insana en yakın hayvan gruplarından biri. Oyun oynamayı çok sevdikleri için ağızları ve yüzgeçleriyle numaralar yapmayı, grup halinde yüzerken aynı anda su dışına sıçramayı, gemilerin çevresinde dönüp onlara eşlik ederek yüzmeyi çok seviyorlar. İnsanlara olan yakınlıkları nedeniyle özel olarak yapılmış büyük havuzlarda rahatlıkla beslenebiliyorlar. Bu havuzlara "delfinaryum" adı veriliyor. Delfinaryumlarda, vücutları tamamen su dışında kalacak şekilde sudan dışarı sıçrayıp tekrar dalmak, bazen tüm vü-cutlarıyla su dışına çıkıp takla ve parende atmak ve akrobatik hareketler yapmak en sevdikleri oyunlar. Yine özellikle havuzlarda suyun yüzeyinde, yalnızca kuyrukları suyun içinde kalacak şekilde dik durup geri geri yüzmeyi de çok seviyorlar.

Yunuslar dünyanın en zeki hayvanlarından biri. Zekalarının akıllı bir köpeğinkine eşit olduğu düşünülüyor. Bu nedenle çok çabuk öğreniyorlar. Hem bu zekaları hem de insanlara karşı olan dostça davranışları nedeniyle eski Yunan'dan bu yana efsane ve öykülere konu olmuşlar. Örneğin yunusların deniz kazalarında insanları kurtardığına ilişkin bir inanış var. Ama bugüne kadar bir deniz kazasında yunuslar tarafından kurtarıldığını ileri süren hiç kimse çıkmamış. Yunusların suyun yüzünde duran bir cismi burunlarıyla itme ve eğer yakındaysa kıyıya atma gibi bir dürtüleri var. Belki bu inanışın ortaya çıkmasında bu özelliklerinin rolü de olabilir. Bu inanış doğru olsun ya da olmasın, yunusların insanların en iyi dostlarından biri olduğu kesin. Diğer bir yanlış inanış, yunusların tıpkı insanlar gibi anne, baba ve çocuklardan oluşan bir aile kurdukları yolunda. Oysa yukarıda da söylendiği gibi büyük gruplar oluşturuyorlar.

Bunun yanında Rusya ve bazı Avrupa ülkelerinde sinir sistemi rahatsızlığı bulunan çocukların tedavisinde yunuslardan yararlanılıyor. Bilimsel bir kanıtı olmamakla birlikte, delfinaryumlarda yunuslarla bir araya gelip oynayan bu çocuklarda iyileşmeler görülebiliyor.

Islığa benzer, çok güçlü sesler çıkartıyorlar ve sesleri teknelerin çevresinde dolaşırlarken suyun dışındakiler tarafından duyulabiliyor. Bu sesler bazen şarkı söyler gibi melodik oluyor. Önceleri bu seslerin çok karmaşık olduğu ve yunusların, kendi aralarında neredeyse insanlar gibi bir iletişim sistemi kurdukları sanılmış. Ama yapılan incelemeler bunların oldukça basit sesler olduğunu ortaya koymuş. Özellikle yaralandıkları ve yavrularını kaybettikleri zaman bu sesler daha da güçlü oluyor.
Küçük balıklar ve mürekkepbalığı gibi küçük omurgasızlar, en severek yedikleri besinler. Yüzeye yakın yaşıyorlar, ancak bunun yanında 300 m kadar derine dalabiliyorlar. Yalnızca üreme zamanında eş tutuyorlar. Bunun dışındaki zamanlardaysa ayrılar.
Çiftleşme dönemleri genellikle ilkbahar ve sonbahar ayları. Eş yunuslar yüzerken yanyana geliyorlar ve kuyruklarını birbirlerine yaklaştırarak çiftleşiyorlar. Gebelikleri 10-12 ay kadar sürüyor ve genellikle 1 ya da 2 yavru doğuruyorlar. Doğum sırasında önce yavrunun kuyruğu dışarı çıkıyor. Doğan yavrular hemen yüzmeye başlıyor ve annelerini izliyorlar. 19 ay kadar süt emen yavru yunus 15-16 ay sonra da erginleşiyor. Memeler karında, eşey açıklığı bölgesinde yer alıyor. Sütleri yağ, protein ve vitamin bakımından oldukça zengin olduğu için yavrular çok hızlı gelişiyorlar. Yaşam süreleri 30 yıl kadar.

Yunuslar özellikle Japonya, Güney Amerika ve Azorlar'da balıkçıların hedefi. Bunun yanısıra Pasifik, Akdeniz, Batı Afrika ve Yeni Zelanda denizlerinde ağlara takılarak yanlışlıkla avlanabiliyorlar. Türkiye denizlerinde de çok bulunan bu türe ait hayvanların sayısı, özellikle Karadeniz'de bir dönem çok fazla avlanma nedeniyle azalmış. 1971 yılında Türkiye'de 88.000 kadar yunusun öldürüldüğü kayıtlı. Bu nedenle, sayılarının giderek azaldığı bilinen bu sevimli memelilerin avlanmalarının kesin olarak önlenmesi ve mevcut populasyonların yoğunluklarının sürekli denetlenmesi öneriliyor.


Mystic@L 20 Temmuz 2006 03:36

Maymunlar



Maymunlar, memeli hayvanların bir takımına verilen genel ad (Primates). Babuin gibi yerde yaşayan bir kaç türün dışında, hepsi ağaçlarda yaşar. Çok çevik ve zeki hayvanlardır.

Ekvator'un 40° kuzey ve 40° güney enlemleri arasında raslanırlar. Avrupa'da yalnız Cebelitarık kıyılarında bulunurlar. Bunların da Afrika'dan geldikleri sanılmaktadır. İki grupta incelenirler: Asya ve Afrika'daki Eski Dünya maymunları ve Orta ve Güney Amerika'daki Yeni Dünya maymunları. Yeni Dünya maymunlarına, Güney Amerika'nın sulak ormanlarında bol rastlanır. Kuyruklarını, sarılma, kavrama, sallanma, tırmanma ve yiyecek toplamada üçüncü bir el gibi kullanırlar. Düşen yavrularını kurtarmada ve bir ağaçtan diğerine geçmede kuyruklarından maharetle istifade ederler. Bunun için bir ağacı elleriyle kavrarken diğerini de ayakları ve kuyruğuyla kavrayarak bir köprü kurarlar. Yavrular da buradan koşarak geçerler. Bazı türlerin kuyruk uzunluğu boylarından fazladır. İki beyin yarı küresinden biri kuyruğu ötekisi de diğer vücut olaylarını yönetir.


Maymun
Eski Dünya maymunları hafif ve ufak bedenlidir. Beyinleri daha büyük ve karmaşık olduğundan Yeni Dünya maymunlarından üstündür. Çok az kuyrukları vardır. Kuyruklarının sarılma ve kavrama özellikleri yoktur. Fakat kuyrukları dengelerini sağlamada, duruş vaziyetlerinde ve hatta haberleşmede rol oynar. Maymunun kuyruğunu tutuş vaziyeti, onun sosyal ve hissi durumunu belirtir. Maymunların ayak, taban ve yüzlerinin dışında vücutları tüylüdür. Kaba etleri kılsız olanlar da vardır. Kılsız yerleri kırmızımsı veya mavi renktedir. Büyüklükleri çok değişiktir. Boyları 12-13 cm olan makilerle sahibinin cebine veya bir bardağa rahatça sığabilen minik marmosetten 300 kg ağırlığı olan gorile kadar farklı birçok türü vardır.

Koku alma duyuları çok zayıf olmasına rağmen, görme ve işitmeleri güçlüdür. Çoğunlukla gündüz faaldirler. Hepsi otçul memelidir. Ağaç filizleri, yaprak, çiçek, tohum ve meyveler başlıca yiyecekleridir. Bunun yanında böcek, yumurta ve leş yiyenleri de vardır. Çoğu gruplar halinde tecrübeli bir erkeğin başkanlığında yaşar. Birkaç dişi ve yavrulardan meydana gelen tek erkekli gruplar da vardır. Hamilelik devreleri türlerde farklıdır.

Doğu Brezilya'da yaşayan kuyruğu beyaz halkalı kuisiti (veya ipek maymuncuk)nin gebelik süresi 3,5 aydır. Dişiler yavrularını göğüslerinde veya sırtlarında taşır. Aşırı derecede sevgi gösterirler. Tehlike karşısında erkek sürüyü kahramanca savunur. Maymunların vücutları tırmanmaya, sıçramaya, el ve ayakları da kavramaya uygundur. El ve ayaklar beş parmaklıdır. Baş parmak diğer parmakların karşısına geldiğinden, cisimleri mengene gibi rahatça kavrarlar. Kanca tırnaklı birkaç türün dışında çoğunun el parmakları yassı tırnaklıdır. Colobes ve Atales gibi cinslerde baş parmak bulunmaz. Yiyeceklerini ağızlarına götürmek için ellerini kullanırlar. Ellerini kullanmakta çok mahirdirler. Bir kısmı küçük yiyeceklerin tohumlarını çıkarmak için baş ve işaret parmaklarını rahatça kullanırlar.

Goriller, babuinler, orangutanlar bazan silah olarak taş ve sopa atarlar. Fındık kırmak için taş kullanırlar. Bunlardan şempanzelerde alet kullanmakta oldukça başarılıdır. Kopardıkları ince dal parçalarını yapraklarından temizledikten sonra, termitbal çekerler. Daha büyük değneklerle karınca yuvalarını dağıtırlar. Yuvalarını işgal eden böcekleri, ağaç dallarıyla kovalarlar. Ağızlarında çiğnedikleri yapraklarla ağaç deliklerini kapatarak içecek su birikmesini beklerler. yuvalarına sokup çıkarmak suretiyle, üzerlerine tırmanmış olan beyaz karıncaları yerler. Arı kovanlarına da çubuk batırarak

Yeni Dünya maymunları hariç, Eski Dünya maymunlarının çoğunun yanakları kese gibi olup, yiyecekleri buraya depo ederler. Sonradan parçalayarak yerler. Eski Dünya maymunlarında 32, Yeni Dünya maymunlarında 36 diş bulunur. Hür maymunlar çok hareketli olmasına rağmen bir yere kapatıldıklarında uyuşuk ve bezgin bir mizaç alırlar. En iyi şartlarda yaklaşık 30-40 yıl yaşarlar.

Maymunlar oldukça meraklı hayvanlardır. Yüksekte bulunan bir yiyeceğe ulaşmak için birkaç eşyayı üst üste koymayı akıl edebilirler. Bununla beraber insanlara hizmet edebilecek derecede eğitilememektedirler. Maymunlar, küçükken, sevimli, şakrak, zeki ve itaatli olurlar. Fakat yaşları arttıkça huyları haşinleşir. Hatta bazısı insanlara saldırır. Gençken zeki olduklarından bu devrede terbiye edilebilirler. Yaşlandıkça huysuzlukları artar ve zekaları azalır. Maymunlarda zekadan çok taklit içgüdüsü gelişmiştir. Kulak memeleri bulunmaz. İnsanın vücut hücrelerinde 46 kromozomRhesus maymununda 42, goril ve şenpanzelerde 48 kromozom vardır. bulunmasına rağmen maymun türlerinde farklılıklar görülür.


surgeon 13 Mayıs 2007 17:00

HAYVANLAR ALEMİ
 
SFENKS GÜVESİ



Kelebekler ve pervaneler çiçekleri sürekli ziyaret eden böceklerdendir. Bu hayvanlar çiçek özünü emebilmek için, uzun bir hortum olan emme tüplerini kullanırlar. Bu yapı hayvanın boyundan daha uzun olabilir; kullanılmadığında katlanarak karın altında saklanır. Bunun en güzel örneği Atmaca güvesi'dir. Sfenks güvesi diye de adlandırılan bu güvenin en önemli özelliği uzun hortumudur. Bu sayede başka böceklerin bal özlerini alamadığı bitkilerden kolaylıkla bal özlerini alır.

Görsel Okul Ans., Cilt 4, s.225


TROCHIDAE



Trochidae familyasına ait bazı salyangozlar taşların üzerinde bulunan alglerle beslenirler. Fakat, bu beslenme sırasında kendileri de başka deniz canlılarının tehdidi altındadırlar. Salyangozların özellikle sırt ve yan tarafları, diğer canlılar için güzel bir besin kaynağıdır. Bu salyangozlar düşmanlarının tehditlerinden korunmak için, yapışkan özelliği olan ayak tabanlarının yardımıyla kendilerini korumada kullanacakları uygun taşları seçerler. Bu taşların sağladığı ağırlık sayesinde vücutlarını ters döndürerek daha önceden yassı bir taş ile kazdıkları çukurlara kendilerini gömerler, böylece düşmanlarından korunmuş olurlar.

Bilim ve Teknik, Sayı 342, s.100


KUM KAZICI YABAN ARISI

Kum kazıcı yaban arılarının bir türü olan A.hungarica arıları, yuva yapımında oldukça özenlidirler. Öncelikle çeneleri arasına aldıkları taşları yuvaya taşırlar. Getirilen taşlar, yaban arısının yuvasını oluşturacak galerilerin açılmasında kullanılır. Galeri açma işleminin 1-2 dakikada tamamlanmasına karşılık, galerilerin taşlarla düzeltilmesi ve parlatılması yarım saat ila 1 saat arasında vakit alabilir. Toprağın kazılması sırasında yabanarısı 7 taş değiştirir. Ayrıca yaban arıları yuva yapımında kullanılacak olan harcın hammaddesi olan kuru toprağı nemli hale getirmek için de çiçek nektarından faydalanırlar.

Bilim ve Teknik, Sayı 342, s.100


ANTHOSCOPUS
Bazı Güney Afrika kuşları (Anthoscopuslar), iki bölüme ayrılmış olan özel yuvalar kurarlar. Bu yuvalarda kuluçka odasının asıl girişi gizlenmiştir. Yuvanın diğer girişi ise ortada bir yerdedir. Bu avcı hayvanlar için özel olarak hazırlanmış bir aldatmacadır.

Giovanni G. Bellani, Quand L'Oiseau Fait Son Nid, s.24


SU KERTENKELESİ
Suda yürüyen kertenkele saniyede 20 adım atarak suyun üstünde çılgınca koşar. Ayakları suya değdiği anda, her bir parmak iyice kasılarak ayağın yüzey alanının artmasını ve suyu kolayca itmesini sağlar. Böylelikle ayaklar, vücudun ağırlığını rahatlıkla dengelerler. Kertenkelenin ayakları suyu ittiğinde, bir hava baloncuğu oluşturarak fazladan destek sağlar ve diğer ayağın dönüşünü tamamlayıp suya değmesi için zaman kazandırır. Ağırlık ikinci ayağa aktarılırken kertenkele, baloncuk yok olmadan önce birinci ayağını sudan çeker. Hava baloncuğu çok önemlidir, çünkü ayağı doğrudan suya değecek olsa, kertenkele suya düşebilir. Ayrıca kertenkelenin hareketi insanla kıyaslandığında, insanın bu hareketi gerçekleştirebilmesi için saniyede 30 m. koşması ve azami kas esnemesinin 15 katı bir esneme yapması gerekir ki, bu olanaksızdır.

Scientific American, Eylül 1997, s.68


MÜREKKEP BALIĞI



Mürekkep balıklarının mükemmel refleksleri vardır ve saatte 11 km. hızla ilerleyebilirler. Salyangozlarla mürekkep balıklarını karşılaştıran bilim adamları, mürekkep balıklarında sodyum kanallarının bulunduğunu görmüşlerdir. Bunlar sinir hücrelerindeki zarları büken proteinden oluşan gözeneklerdir. Mürekkep balığının hücreleri uyarıldığında sodyum kanalları açılır ve beyin ve kas lifleri boyunca sinirlere işaret gönderir. Bu son derece hızlı bir şekilde gerçekleşir. Pleurobranchoca denilen deniz salyangozunun kanalları 3 milisaniyede açılır ve bunu saniyede 30 kere tekrarlayabilir. Mürekkep balığının kanalları ise 7 kat hızlı açılır ve bu işlemi saniyede 200 kere tekrarlayabilir.

Bilim ve Teknik, Sayı 356, s.10


DAĞ SIÇANI
Dağ sıçanları sonbaharda kış uykusuna yatarlar. Bunun için yuvalarındaki odacıklardan birine çekilerek, yuvanın ağzını toprakla kaparlar. Sonra bedenlerini yuvarlayarak bir top halini alır ve derin bir uykuya dalarlar. Dağ sıçanlarının solunumu hemen hemen 'durdu' denecek derecede yavaşlar. Sıçanlar normal zamanlarda dakikada 262 defa soluk alırken, kış uykusuna yattıklarında bu sayı 14'e düşer. Bu arada vücut ısıları da yavaş yavaş 140C ile 40C'ye iner. Oysa hayvanın normal vücut ısısı 37-400C arasındadır.

Hayvanlar Ans., C.B.P.C Publishing, Memeliler, s.241


ORNITORENK



Ördek köstebeği olarak adlandırılan Ornitorenkler'in ilginç özelliklerinden biri dişilerinin 7.5-10.5 m. uzunluğunda, dönemeçli yuvalar kazmalarıdır. Hayvan tünelin ucuna bir yuva odacığı kazar ve bu bölmeyi öncelikle ıslak ot ve yapraklarla astarlar. Dişi, ot ve yaprak yığınlarını kuyruğu ile taşır. Islak otlar yumuşak kabuklu yumurtaların kurumasını engellemeye yarayacaktır. Çiftleştikten iki hafta sonra, dişi Ornitorenk yumurtlamak için yuvaya çekilirken, tünele yer yer toprak engeller yapar. Kalınlığı 20 cm. kadar olan bu engelleri kuyruğuyla bastırarak sağlamlaştırır. 7 ila 10 gün süren kuluçka döneminde yuvasından ender çıkar; her çıkışında toprak engelleri yeniden yapar. Bu engeller Ornitorenkler için bir savunma aracıdır.

Hayvanlar Ans., C.B.P.C Publishing, Memeliler, s.173-174


SU SAMURU
Su samuru nesli tükenmekte iken son anda kurtarılan hayvanlardan bir tanesidir. Yumuşak, kalın ve kadifemsi kürkü için avlanmaktadır. Su samurlarının kürkü o kadar etkili bir koruyucudur ki, samurlar günlerce derileri ıslanmadan yüzebilirler. Kalın kürk su samurunu aynı zamanda soğuğa karşı da korumaktadır. Su samurlarının bir çok deniz hayvanının tersine, derilerinin altında izole edilmiş bir yağ tabakası yoktur. Soğuktan onları koruyan tek şey kalın kürkleridir.

Gardner Soul, Strange Things Animals Do, s.108-109


KAĞIT ARISI

Tropik ve ılık iklimlerde yaşayan kağıt arıları yuva yaparken ilginç bir yöntem kullanırlar. Kraliçe arı baharda uykudan kalkarak yuva yapmak için uygun bir yer arar. Yuvası açık olacağı için bunun şiddetli rüzgar alan ve güneşi fazla gören bir yerde yapılmaması gereklidir. Bu yüzden kağıt arısı yuvasını daha çok evlerin saçaklarına, çatılarına ya da ağaçların dallarına yapar. Kraliçe yuvayı bir tür kağıttan yapar. Çenesiyle bir ağacı kazıyarak odun çıkarır. Bunu çiğneyerek salyasıyla karıştırır ve böylece kendi kağıdını oluşturur. Önce bir damın ya da dalın altına yassı bir temel yapar. Bundan çıkan kısa bir sopa yuvanın ana bölümleri yani küre biçimi kovanı oluşturan üreme hücrelerine takılır.

Hayvanlar Ans., C.B.P.C Publishing, Böcekler, s.144


BUKALEMUN



Bukalemunu ilginç kılan tek özellik, kendi rengi üzerindeki şaşırtıcı hakimiyeti değildir. Bukalemun, onu yırtıcı bir hayvan kılan pek çok yeteneğe de sahiptir. Hareketli gözleriyle avını çok iyi gözleyebilir. Tek başına diğerinden bağımsız hareket edebilen gözleri konik bir kas yapısının içindedir ve böylece 1800'lik bir açıyla öne, arkaya ya da tam aşağıya bakacak şekilde dönebilir. Bukalemun böylece çevredeki böceklerden bir gözünü ayırmazken, diğeriyle de sürekli olarak gelebilecek tehlikeleri kollayarak kendini korur.

Görsel Bilim ve Teknik Ans., Cilt 9, s.3036

TARDİGRAD



Tardigrad böceği, büyüklüğü bir toplu iğne başından fazla olmayan, doğadaki "en dayanıklı" canlılardan biridir. Laboratuvar deneylerinde -2720C'de helyum içine atılmış; eksi 1920C'de 20 ay süreyle bırakılmış ve 920C de eter, alkol ve diğer zararlı kimyasal maddeler içine atılarak haftalarca kaynatılmış olan Tardigrad, normal ısıya döndürülüp, su verildiğinde tekrar yaşamaya başlamıştır. Bu minik canlının beyni, iki gözü ve sindirim sistemi vardır. Ancak kalp ve akciğerleri yoktur. Kuru ortamlarda büzülerek dokularındaki suyun buharlaşmasını sağlar. Bu sırada Tardigrad'ın oksijen tüketimi hemen hemen durur. Kurumuş Tardigradlar rüzgarla başka yerlere taşınır ve gittikleri yeni bölgelerde elverişli ortam bulunca (ıslak yosunlar ya da nemli yerler gibi) tekrar yaşama dönebilirler.

Görsel Bilim ve Teknik Ans., Cilt 1, s.24


BULDOG YARASASI
"Balık yiyen" diye de tanınan Buldog yarasası, sivri tırnaklarını bir balık zıpkını gibi kullanır. Yarasa, av sırasında ayaklarını suya sokar. Suyu ayaklarıyla 90 cm. kadar tarar ve tırnaklarını zıpkın gibi kullanarak rastladığı balıklara saplar. Yakaladığı balığı çarçabuk ağzına götürür. Avını da uçarken yer ya da tüneğine dönene kadar yanaklarında bulunan keseciklerin içinde saklar.

Hayvanlar Ans., C.B.P.C Publishing, Memeliler, s.36


BOLAS ÖRÜMCEĞİ



Bolas örümceği ipek gibi bir kemer örer ve bunun sonuna ağır zamk harcından bir ağırlık koyar. Kendi ürettiği bu silahı, bir kovboyun kementini andırmaktadır. Örümcek bu kementi daha sonra öndeki iki çift ayağına alır. Örümceğin ayakları kol görevi görürler. Çevresinde bir güve uçtuğunda örümcek kementini fırlatır. Yapışkanlı ağır kısmı havada uçurarak tam böceğin vücudunun üzerine çarptırır ve yapışkan madde böceğin üstüne yapışır. Ardından böceği içeri çeker ve Bolas örümceği avını daha sonra yemek üzere sarar.

Gardner Soul, Strange Things Animals Do, s.88-89


nünü 16 Ağustos 2009 18:50

Hayvanlar Hastalaninca Ne Yaparlar?


Hayvanlarin hastalandiklarinda ne yaptiklarini bilim adamlari merak etmisler ve yapilan arastirmalar neticesinde hayvanlarin kendilerine has tedavi metodlari oldugunu tesbit etmislerdir.


Aslanlar yaralandiklarinda en yakin su kaynagina giderek agizlarina bir miktar su ve toprak alip cignerler. Sonra yere tukurur ve yerde bir miktar yogurduktan sonra olusan camuru yaralarina surerler. Camur, yaradaki zehirli maddeleri emmenin yaninda, yaranin tedavisine faydali olan maddeleri de yaraya dogru ceker.

Genellikle memeli hayvanlar yaralarini yalarlar. Bu sayede hem yara temizlenir, hem de boceklerin yaradan uzak durmasi saglanir. Hatta yarali bir kaplan yarasina ulasamadigi zaman tukurugunu on pencelerinden biriyle yarasina surer. Daha cok Avustralya’da yasayan ve renklerinden dolayi gokkusagi papaganlari adi verilen papaganlar ise yaralarina ulasamadiklari zaman eslerinin yardimiyla tukurugunu yaralarina surerek yaralarin iyilesmesini saglarlar.


Yarali geyikler ve karacalar ise yosunlu topraklara uzanirlar. Bunu da yumusak oldugu icin degil, yosunlu topraklarda yaralari iyilestiren bir tur antibiyotik oldugu icin yaparlar.


Bal seven bir hayvan olarak taninan ayi ise ayagini ari kovanina sokar ve balin iyilestirici ozelliginden faydalanir. Arilar ise vucutlarinin urettigi bir antibiyotigi, ballariyla karistirip sifa bulurlar. Kunduzlar, vucutlarinda salgilanan bir tur jole ile iyilesirler.

Hayvanlar arasinda dis pansumanin yaninda dâhili rahatsizliklarini tedavi edenlere de rastlanir. Mesela kediler ve kopekler, hasta olduklarinda kusabilmek icin cim yerler. Kurtlarin ise ayni durumda tutam tutam isirgan otu yedikleri tesbit edilmistir. Kurtlar ayrica yilan sokmalarina karsi “Calla palutris” adli bir bitkiyi yerler. Halk arasinda yilan otu olarak bilinen bu bitkinin ozellikle kokleri yilan sokmalarina karsi eskiden beri kullanilmaktadir.


reyan 1 Eylül 2009 06:23

Böceklerin Uçuş Mucizesi


Böcek türlerinin çoğu kuşlarda olduğundan çok daha üstün uçuş becerilerine sahiptir. Kral kelebeği Kuzey Amerika'dan Orta Amerika'nın içlerine kadar uçabilir. Sinekler ve yusufçuklar ise havada asılı durabilirler.

Sinek kanatlarındaki kusursuz bir tasarım sözkonusudur. Bilim adamları çeşitli makalelerinde "Sinek kanatlarının işleyişini öğrendikçe, sahip oldukları tasarımın ne denli hassas ve kusursuz olduğunu daha iyi anlıyoruz.. Son derece elastik özelliklere sahip parçalar, havanın en iyi biçimde kullanılabilmesi için, gerekli kuvvetler karşısında gerekli esnekliği gösterecek biçimde hassasiyetle bir araya getirilmişlerdir. Sinek kanatlarıyla boy ölçüşebilecek teknolojik bir yapı yok gibidir." şeklinde ifadeler kullanmışlardır.

Bir böcek uçarken saniyede ortalama birkaç yüz defa kanat çırpar. Hatta kanatlarını saniyede 600 defa çırpabilen böcekler olduğu bilinmektedir..

Biyoloji bilim adamlarının meyve sineklerinin uçuş tekniğini ortaya koyabilmek için geliştirdikleri robotlar hiçbir zaman doğal hayattaki boyutlarda olmamış, çok daha büyük hacimlerlerde ekipmanlarla sağlanabilmiştir.

Meyve sinekleri üzerinde yapılan bu deneyler göstermiştir ki, sinek kanatlarının düz hareketler yapmadığını kanatların yönü değişmektedir:
Aşağı hareket eden kanatta üst kısım yukarı bakarken, yukarı harekette kanat döner ve bu kez kanadın alt kısmı yukarı bakar.

Saniyede 200 kez kanat çırpan 2,5 milimetrelik meyve sineğinin uçmasını sağlayan kas, diğer tüm böceklerin uçuş kaslarının arasında en güçlüsü olarak nitelendirilir.
Sinekler türlerinde bulunan, kanatların yanı sıra sahip oldukları keskin gözler, denge için kullanılan küçük arka kanatlar ve kanatların zamanlama ayarlarını yapan alıcılar gibi daha pek çok detay mükemmel uçuş ve hayatta kalma becerisi sağlamaktadır..




volture 13 Şubat 2010 19:47

Arılar nikotin bağımlısı çıktı


Bal yapan arıların sade nektar yerine az miktarda nikotin ve kafein içeren nektarları tercih ettikleri belirlendi.

İsrail'in Hayfa Üniversitesi'nden bilim adamlarının araştırmasında, bal yapan arıların sade nektar yerine az miktarda nikotin ve kafein içeren nektarları tercih ettikleri belirlendi.

Çiçek nektarı öncelikli olarak polen taşıyıcılar için enerji sağlarken, bazı bitkilerin çiçek nektarı az miktarda da olsa toksin olarak bilinen kafein ve nikotin de içeriyor, arılar da kafeinli ve nikotinli olan nektarı beğeniyor.

Arıların bu maddeleri bilinçli olarak mı tercih ettiklerini, bunların özel bir rolü bulunup bulunmadığını inceleyen araştırmacılar, bunun insanlardaki gibi alışkanlığa yol açan evrimsel bir bilinçli gelişme olduğu sonucuna vardı.

İsrailli bilim adamları, arıların kafein ve nikotin içeren nektarı tercih edip etmediklerini görmek için, değişik miktarlarda doğal şeker içeren yapay nektar ile değişik miktarlarda kafein ve nikotin bulunan nektarın yanı sıra sadece şeker içeren "temiz" nektar verdi. Sonuçta, arıların yüksek miktarda nikotin ve kafein içeren nektarı tercih ettikleri görüldü.

Doğada nikotin, çoğunlukla tütün bitkisi türündeki çiçek nektarında, kafein de özellikle greyfurt gibi turunçgillerin nektarlarında bulunuyor.
(Hürriyet)



volture 6 Mart 2010 12:34

DİNOZORLAR
 
Dinozorların ölüm nedenleri kesinleşti




Bilim adamları, 65 milyon yıl önce, dinozorların kesinlikle devasa bir asteroid tarafından yok edildiğini açıkladı.

Kretase-Tersiyer dönemi ile ilgili 20 yıllık verileri inceleyen 41 bilim adamının dün açıkladıkları araştırmada, Dünya'ya çarpan asteroidin, Hiroşima'ya atılan atom bombasından bir milyar kez daha güçlü olduğu belirtildi.

Science dergisinde yayımlanan araştırmada, dünyaya çarpan asteroidin 15 kilometre genişliğinde olduğu ve Meksika'daki Yucatan eyaletindeki Chicxulub'e düştüğü kaydedildi.

Araştırmaya göre, asteroidin çarpmasından sonra büyük miktarda toz ve kül atmosfere yayıldı, zincirleme tepki yaratıp, Dünya'nın soğumasına yol açtı ve böylece hayvan türlerinin yarısından fazlası birkaç gün içinde öldü.

(ekolay)


volture 23 Mart 2010 15:41

13 yıl sonra ilk kez görüntüledi




Dünyada soyu tükenmekte olan 120 memeli arasında yer alan kedigiller familyasından karakulağı (Caracal caracal), 13 yıl önce doğal ortamında ilk kez görüntüleyen Batur Avgan, bu hayvanı Antalya-Düzlerçamı ormanlık alanında ikinci kez hem gece, hem gündüz görüntüledi.

Türkiye'de, Ege ve Akdeniz'de çam ormanları arasında yaşadığı bilinen karakulak, Türkiye'de ilk defa doğal ortamında 1997 yılında görüntülendi.

Atlas Dergisi'nden Batur Avgan ile Ali Murat Atay, Antalya'daki Güllük Dağı Milli Parkı'nda 1993- 97 yılları arasında yabani kediler üzerine yaptıkları arazi çalışmasının son aşamasında bu hayvanı görüntülemeyi başarmıştı.

Araziye yerleştirilen 5 fotoğraf makinesinden (fotokapan) Avgan ve Atay'ın kamp kurdukları noktaya en yakın yerde olan 3 numaralı kapan, karakulakı görüntüledi. Bundan 12 yıl sonra ise karakulak, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğrencileri Anıl Soyutürk ve Alper Ertürk tarafından proje çalışmaları esnasında görüntülenebildi. Geçen yılın Haziran ayında 2 öğrenci, yine fotokapanla gündüz saatlerinde kabakulak görüntülemeyi başardı.

İsviçre Bern Üniversitesi Ekoloji Bölümü'nde yüksek lisans yapan ve ‘Karakulakların Habitat Seçimi, Beslenme Ekolojileri ve İnsanla Olası Çatışmaları' konusu üzerine bitirme tezi hazırlayan Batur Avgan, Termessos Milli Parkı ve Düzlerçamı Yaban Hayatı Geliştirme Sahası'nın yeraldığı 400 kilometrekarelik alanda 2008 yılı Eylül ayında yeniden çalışmalara başladı. Önümüzdeki Aralık ayına kadar sürecek araştırmaya ABD'de yaban kedileri üzerine ekolojik çalışmaları destekleyen Panthera Vakfı, Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Düzlerçamı Yaban Hayatı Geliştirme ekipleri de destek verdi.

Avgan, karakulakların yaşam biçimlerine ilişkin yürüttüğü araştırmalar kapsamında ormanlık alanın 24 noktasına 24 fotokapan kurdu. Günler süren bekleyiş ardından, fotokapanlardan biri 13 Şubat 2010 tarihinde karabulağı gündüz saat 12.31'de görüntüledi. Çalışmalar sürerken ikinci görüntüleme 14 Mart 2010 tarihinde bu kez saat 22.24'te yapıldı. Daha çok düzlüklerde yaşadığı bilinen karakulak, Türkiye'de ilk defa 1050 metre rakımda hem gece hem de gündüz fotoğraflandı.

13 yıl aradan sonra karakulağı görüntüleyen Avgan, şöyle dedi: “Geceleri avlanır ve doğada da çok iyi gizlendikleri için vahşi yaşamda görebilmek çok zordur. Düzlerçamı bölgesindeki araştırmamızda birine ait saha büyüklüğünün 5 kilometrekare olduğunu düşünüyoruz. Bu çok büyük bir alan ve o alanda sadece 1 tane bulunan ve çok iyi gizlenen bu hayvanı görüntülemek de çok zordur. Bir aylık süre içerisinde farklı bölgelerde kurulan fotokapanlardan biri ile gündüz, bir diğeriyle de gece görüntüledik.”

Dünya genelinde karakulak ekolojisi konusunda güvenilir bilimsel verilerin son derece sınırlı olduğunu anlatan Batur Avgan, Düzlerçamı Ormanı'nda bölgedeki köylülerin de bilmediği ve karakulakların kullandığını tahmin ettiği 12 yol tespit ettiğini ve her gün bu yollardan birinde 3 kilometreyi bulan gidiş ve dönüşlü yürüyüş yaptığını söyledi. Bu yürüyüşün çok yavaş olduğunu ve karakulaka ait dışkı topladığını belirten Avgan, “Genetik olarak dünyada ilk defa dışkısından hareket edilerek bu türün nelerle beslendiği, habitatı gibi bilimsel verilere ulaşacağız. Bugüne kadarki incelemelerimizde tavşan, keklik, üveyik ve çobanaldatan gibi yer kuşları ile beslendiğini tahmin ediyoruz. Çalışmalarımız Aralık ayına kadar sürecek” dedi.

ADINI TÜRKLER KOYDU
Tamamen farklı bir tür olan ‘karakulak' adını, kulaklarının kenarındaki siyah çizgilerden esinlenerek Orta Asya'da Türkler koydu. Karakulakın Latince adı da bu nedenle ‘Caracal Caracal’ olarak benimsendi. Ortalama ağırlığı 7- 9 kilo arasında değişen karakulakların yalnız yaşadıkları biliniyor. Geceleri avlandığı ve doğada çok iyi gizlenebildiği için vahşi yaşamda görebilmek çok zor olan karakulaklar, küçük kemirgenler olan tavşan, tarla faresi ve sincap, nadir olarak da meyve ile besleniyor. Son derece atik olduğu bilinen hayvan, bir kuşu havalanmak üzereyken yakalayabiliyor.

(ekolay)



volture 1 Nisan 2010 17:18

Kıkırdayışları her şeyi anlatıyor




Afrika'da yaşayan benekli sırtlanların (crocuta crocuta) çıkardıkları "isterik kıkırdayış" seslerini inceleyen bilim adamları, bu seslerin hayvanın yaşını, cinsiyeti ve sürüdeki yerini gösterdiğini tespit etti.

İtalyan Corriere della Sera gazetesinin haberine göre, ABD'deki Kaliforniya Üniversitesi ile Fransa'daki St. Etienne Üniversitesi tarafından ortaklaşa yürütülen araştırmada bilim adamları, 26 sırtlanın seslerini kaydetti.

Sırtlanların çıkardığı kıkırdama seslerinin tonunun hayvanın sosyal sınıfını gösterdiğini gözlemleyen bilim adamları, bu sayede işbirliği içinde avlanmalarına rağmen, avın paylaşılması sırasında oldukça rekabetçi olan bu hayvanların sürülerinde beslenme kurallarının belirlendiğini söyledi.

Sırtlan sürülerinde dişilerin otoritesinin hakim olduğunu da belirten bilim adamları, yani dişi sırtlanların yaşlarından bağımsız olarak sürüde öncelikli olduklarını kaydetti.

Bilim adamları, sırtlanların çıkardığı kıkırdama seslerinin içerdiği bilgilerin, sürüye yeni katılan bir erkek sırtlan için, grupta kimin sözünün geçtiğini anlaması ve kendi sosyal pozisyonunu iyileştirmesi açısından önemli olduğunu da ifade etti.

Kaydettikleri seslerin bir kısmının kızgınlık mesajı ve yardım çağrısı olduğunu da gözlemleyen bilim adamları, örneğin bir arslanla karşı karşıya kalan bir sırtlanın bu sesleri çıkardığını ve böylelikle sürüsünü yardıma çağırdığını söyledi.




KIRLANGIC 24 Nisan 2010 15:24

Vahşi Hayvanların İnsanlığa Yararları
 
Doğada vahşi olarak bildiğimiz hayvanların aslında bizlere ne kadar yararlı olduğunu bilmiyormuydunuz. İşte bazı doğadaki bazı vahşi hayvanların bize yararları.

Peçeli baykuş: Ölümcül kemirgen avcıları
Peçeli baykuş, baykuşgiller familyasından renkleri, beyaz veya kahverengi olan baykuş türlerinin ortak adıdır. Peçeli baykuş muazzam miktarda fare ve sıçan yer. Kemirgenlere olan bu düşkünlüğü insanlara en büyük iyiliğidir. Yaklaşık olarak 43 santimetre uzunluğundaki bu kuşun o kadar garip bir görünüşü vardır ki, bazı yerlerde "Maymun suratlı baykuş" olarak da bilinir. Ergin olanlarının sırtında karışık gri renk üzerinde siyahla çevrili beyaz lekecikler vardır. Bu gri renkli kısımlar arasında, özellikle boynun yanlarında, pas sarısı karışık renkler vardır.

Örümcek: Haşereyi önler
Böcek dünyasının belki de en mekanik görünümlü türüdür. En büyük zevki diğer küçük haşereleri ve sinekleri hızlıca yakalayıp yemesidir. Bu yönüyle aslında insanlara büyük fayda sağlar. Termit, sivrisinek ve arıların başlıca kovalayıcısı olan bu böcek türü aslında yırtıcıdır. Kendi içlerinde sürekli mücadele halinde olan örümcekler birbirlerine saldırmaktan çekinmezler. Zehirli ve zehirsiz olmak üzere farklı türü vardır.

Çizgili sırtlan
Yalnızca Afrika’da bulunan diğer sırtlan türlerinden farklı olarak bu tür, Asya’da hatta Türkiye’de de bulunuyor. Çizgili sırtlanın yaşam şekli benekli sırtlanınkinden çok farklıdır. Yalnız yaşamayı tercih eder. Çok nadiren, aile fertlerinden oluşan ufak gruplar kurabilir. Kendine ait olan bölgesine çok önem verir ve bu bölgeyi savunur. Kendi gücü ile büyük hayvanları avlayamaz. Genelde leş ile beslenir. Bunun yanısıra küçük kemirgenleri, kuşları, kertenkeleleri, avlar. Leş yedikleri için tehlikeli salgın hastalıkları önler.


BARIŞ 24 Nisan 2010 16:07

Hayvanlar Hakkında Detaylı Bilgiler
 

Hindistan cevizi toplayan maymunlar

Tayland ve Malezya’da yaşayan bu maymun türü, bölgede yaşayan çiftçilerin en büyük yardımcısıdır. Ağaçlara tırmanarak hindistan cevizi toplayan bu maymunlar, tek bir insan gücünden ortalama on kat daha fazla işgücü otansiyeline sahip. Hatta zaman zaman bir insanın bin katı kadar daha fazla iş çıkarabiliyorlar.

Kral yılan: Çiftçinin en büyük yardımcısı
Diğer yılanların zehirinden etkilenmediği ve yılan yediği için kendisine bu isim verilmiş. Avını boğarak öldürüyor. Yılanların besin zincirinde üst sıralarda yer alan kral yılan, kendisi zehirli olmamasına karşın zehirli yılanlarla da beslenebilmektedir. Bu nedenle yaşadıkları bölgelerdeki çiftçilerin en büyük koruyucusudur. Küçük memeliler, kertenkeleler, kuşlar, kaplumbağa yumurtaları ve kurbağalar da ilgi gösterdiği diğer canlı türleridir. Doğal yaşam alanı Kuzey Amerika’dır.

Misk kedisi ve solucanlar
Bazen hayvanlar kolay sindirim yapabilme özelliğiyle de diğer canlılara faydalı olabilir. Solucanlar da işte buna benzer bir özelliğe sahip. Birçok organik bahçede toprağın hava almasına ve mineral bakımından zenginleşmesine olanak sağlıyor. Gübre işlevi de görüyor.
Kopi Luwak, dünyanın en pahalı kahvesi! Üstelik bir tür kedi dışkısından üretiliyor.Hem de misk kedisinin dışkısından. bu kedilerin sindirim sistemi farklı olduğu için kahveye özel bir tat veriyor. Bu kahve türü aynı zamanda dünyanın en pahalı kahvesi olma özelliğine sahip.

Şahin ve güvercin
Şahinler genellikle böcekleri ve küçük memelileri avlar, ara sıra da kuşlara saldırır.
Çalı çırpıdan yaptıkları ve yumuşak maddelerle döşedikleri sağlam yuvaları, ağaçların ya da kaya çıkıntılarının üzerinde bulunur. Dişiler yuvaya birkaç tane kahverengi lekeli beyaz yumurta bırakır. Genellikle kartallara benzerler. Avlanma şekli insanlara avlanma konusunda yardımcı olmuştur. Yani insanların avlanma konusundaki ilk kılavuzu şahinlerdir.
Posta güvercinleri de geçmişte insanların en önemli iletişim kaynağıydı. İnsanlar arasındaki iletişim bu güvercinler
yardımıyla sağlanıyordu.

Çöp yiyen bakteriler
Bazı bakteri türleri büyük mikrop ve pislik yığınları içinde yaşar. Özellikle bazı bakteri türleri pis su artıma tesislerinde insan sağlığına zararlı bakterileri daha zararsız hale getirir veya tamamen yok eder.

Filler
Filler Güneydoğu Asya, Güney Asya ve Afrika’nın bazı bölgelerinde ağır yük kaldırmak ve çekmek için kullanılıyor.
Batıda büyük motorlu araçların yaptığı işi, Asya’da filler yapıyor. Maalesef Afrika’nın bazı bölgelerinde de eti için avlanılıyorlar. Yani bu kaslı hayvanın etini yiyen kabileler de var.

Deniz yosunu
Deniz yosununun hücreleri yüksek oranda yağ içeriyor. Bu küçük organizmalar geri dönüşümlü enerji devrimi için anahtar bile olabilir. Bilim adamları ve enerji şirketleri petrol ve dizel yakıta alternatif olarak yosunlar üzerinde çalılşmalara devam ediyor.


jaws 30 Nisan 2010 19:50

Canlılar hakkında ilginç bilgiler
 
Evlerimizde ya da işyerlerimizde sıklıkla karşılaştığımız canlılar vardır, birde bunun yanında hiç tanımadığımız yağmur ormanı canlıları, kutup canlıları yada çöl hayvanları vardırki bunları ancak belgesellerde gorebiliyoruz.Fakat gördüğümüz bu canlılar kendi dünyalarında mucizevi bir yaşam sürdürmektedirler. Her canlı yaşadığı ortama olagan üstü bir uyum içerisindedir. Buna karşın beslenme, avlanma ve ilginç savunma mekanizmaları ise insanı gerçektende hayrete düşürmektedir.

Doğada yaklaşık olarak 40 milyonun üzerinde farklı canlı türü yaşamaktadır. Bu gerçekende çok yüksek bir rakamdır.Fakat bu canlıların yanlızca küçük bir bölümü var olmasaydı şu an dünya üzerindeki "Ekolojik" dengeler altüst olacaktı. Sitenin bu bolümünde,canlıların yaşadıgı bu ortak ekosistem içerisinde birbirleriyle ne tür bir ilişki içinde olduklarını özetlemeye çalıştım.


PİRENİN TEKNOLOJİSİ

Canlı dostlarımızdan birisi olan pire vucut yapısının ufaklığına karşın olağan üstü bir tasarıma sahiptir. Hiç düşündünüz mü? "Bir pire nasıl oluyor da kendi vücudunun 30 - 40 katı yuksekliğe sıçrayabiliyor?" Bu sorunun cevabını pirenin anatomisini inceleyerek vermeye çalışalım.
Resimde mikroskop altına yatırılmış bir pire görülüyor.Belkide herkese itici gelen bu hayvan aslında bir muhendislik harikasıdır.Bir pire kuvvetli bir biçimde sıçradığı vakit 30-40 cm uzağa gidebilir. Bunu ise bacaklarındaki özel bir sisteme borçludur.
Şaşırtıcı olan bulgu ise, sıçramasindaki asıl etmenin bacak kaslarında değil, bacaklara bağlı potansiyel bir yay siteminde olduğudur.Bu sistem tıpkı bir sapan gibi çalışır. Bir miktar enerjiyi depo eden bu esnek sistem depoladığı potansiyel enerjiyi aniden bacaklara aktarır.Bacaklara aktarılan bu kinetik enerji sadece %5 lik bir kayıpla pirenin olağan üstü bir yuksekliğe sıçramasına neden olur.
Şu an insanlar tarafından üstün teknolojiyle üretilen yay,lastik vb maddeler bile depoladıkları enerjiyi ancak %15 lik bir kayıpla kinetik enerjiye çevirebilmektedir.Fakat bu kayıp pirenin bacaklarındaki sistemde %5 tir.Bu derece muthiş bir tasarıma sahip bir pire boyunun 80 - 100 katı yüksekliğe kadar rahatça sıçrayabilir.
Pire kendinden 100 kat yükseğe sıçradıktan sonra büyük bir hızla yere düşer.Buna rağmen vücüdünda hiçbir zarar meydana gelmez.Çünki vücudunda iskelet sistemi yerine pamuk gibi yumuşak tabakalar bulunur.Örneğin böceklerin sert kabuklarına karşın pirelerin kabukları oldukca yumuşak bir yapıya sahiptir.Bu yapı şiddetli darbeleri emerek pirenin hasar görmesini engeller.

SUDAKİ TUZAK

http://www.biyolojidunyasi.net/sukapani8.jpg
Bazı okyanus ve tatlı sularda yaşayan bir tür bitki beslenme ihtiyacını ilginç bir tuzak sistemiyle karşılamaktadır.Bu bitkinin Türkce ismi " Su kapanı " dır.Bu bitki tıpkı sönmuş bir balona benzer.Bitkinin vücudunun etrafından sarkan ilginç uzantılar vardır.Bu uzantılar aslında dokunma duyusunu algılayabilen reseptörlerdir.Bunun dışında birde bitkinin gövdesinin yanında bir kapakçık bulunur.Yakınlardan geçen bir canlı bu reseptörlere dokunduğu vakit kapakçık derhal açılır.Bir vakum sistemiyle bitkinin içine süratle su dolmaya başlar.
Şeklin bölumlerindede görüldüğü gibi suyun akım şiddetine kapılan canlı bitkinin içerisine sürüklenir. Ardından kapak süratle kapanır.
Tabii bundan sonra canlının yapacağı pek birşey kalmaz.Bu aşamadan sonra bitki salgıladığı enzimlerle (eritici maddelerle) böceği sindirerek besin ihtiyacını karşılamış olur.

BİR ARININ HİKAYESİ

http://www.biyolojidunyasi.net/ariviz.jpg
Hiç merak ettinizmi acaba arılar niçin bal yapar ?.Bir arı yaşamı boyunca ortalama olarak 3 - 4 damla bal üretebilir.Fakat ürettiği bu bal bile kendi besin ihtiyacının çok üzerindedir.Bu ise insanın aklına kocaman bir soru işaretinide beraberinde getirmektedir.Doğadaki tüm canlılar gereğinden fazla besin toplayarak israf yapmaktan kaçınırlar.Fakat arılar tam aksine, bir kovan arı sürüsü için gerekli olan 100 - 150 gram bal yerine litrelerce bal üretirler.Bunun nedenini arının yaşam hikayesini inceleyerek açıklamaya çalışalım.
Arının macerası kovanı terketmekle başlar.Arıdaki koku reseptörleri o kadar hassastır ki bu reseptörler kilometrelerce ötedeki güzel kokulu bir nektar çiçeginin bile varlığını algılayabilir.Arı çiçege vardığı vakit nektarını ağız aletleriyle içine çekmeye başlar.Arının diğer bir mucizevi özelligi ise geldiği yolu hiç şaşırmadan kilometrelerce ötedeki kovana tekrar ulaşabilmesidir.Arı yolculuk esnasında midesine depoladığı nektarı bala dönüstürmektedir.Bunu ise midesindeki o eşsiz enzimlerle gerçekleştirir.
http://www.biyolojidunyasi.net/petek.jpg
Arının sahip oldugu bu mükemmel özellikler bununla da bitmez. Altıgen petekler üreten arılar bir mimara bile parmak ısırtacak ince hesaplamalar yaparlar.
Matematikçiler arıların niçin peteklerini beşgen, dörtgen, üçgen veya sekizgen değilde altıgen yaptıklarını merak edip hesaplamaları kağıda dökmüşler.Karşılaşılan sonuç ise insana adeta " Arı ne zaman matematik öğrendi " dedirtiyor.
Altıgen diğer çokgenlere gore kenar uzunluklarının toplamı en kısa olan şekildir.Bunu bilen arı peteğini altıgen yaparak en az malzemeyle en fazla peteği üretmektedir.Böylelikle malzemeyi tasarruflu kullanarak balmumu israfını önlemiştir.Ayrıca altıgenler, yapıldığı petekte üretilen balı muhafaza etmek açısından maksimum hacim sağlar.Tabii arıların mucizeleri bununlada bitmiyor.
Bir arı kolonisi peteklerini yatayla 7-8 derecelik bir açı yapacak şekilde inşaa eder.Böyle yapmasının nedeni peteğin içine bırakılan balın yere dökulmemesi içindir.İlginç olan ise bu açının hiçbir zaman şaşmamasıdır.
Arılar peteklerini üretirken kovanın farklı yerlerinden başlarlar.Fakat arılar o kadar hassas hesaplamalar yaparlarki peteklerini merkezde kavuşturmalarına rağmen altıgenlerin simetrisinde bir bozukluk olmaz.
Başka bir şekilde açıklayalım.
Kovanın 4 köşesinden arılar peteği inşaa etmeye başlıyorlar.Her bir arı altıgenleri kusursuz bir biçimde meydana getiriyor.Kovanlar köşelerden merkeze doğru ilerliyor ve en sonunda merkezde birleşiyorlar.Arılar öyle bir hesap yapmıştırki merkezde birbirleriyle kavuşan altıgen grupları birbirine yapıştırıldığında sanki altıgen yapımına merkezden başlanılmış gibi bir izlenim verir.Ve dahası petekteki altıgenlerin herbiri aynı boyutta olup aralarında büyüklük olarak 1 mm bile fark yoktur
Gerçekten çok ince hesaplar üzerine oturtulmuş bu mimari eserin düşünme yeteneği olmayan küçücük böcekler tarafından yapılması, bir güç tarafından insanların hizmetine verildiğini göstermektedir.

BALON BALIK

http://www.biyolojidunyasi.net/balonbalik.jpg
Denizlerde yaşayan bir tür balık çok akıllıca planlanmış bir savunma mekanizmasıyla düşmanlarından korunmaktadır.Bu balık düşmanla karsı karsıya olmadığı zamanlarda sıradan bir balık gibi görünür.Vücudunun etrafında iri dikenler olup bu dikenler balık normal haldeyken yassı olarak vücudun yanına yapışık vaziyettedir.
Yandada görüldüğü gibi balık bir düşmanla karşı karşıya geldiği zaman düşmanının çene darbelerinden kendini korumak amacıyla vücudunu süratle suyla doldurmaya başlar.Balık bir yandan şişerken bir yandanda vücuduna yapışık olan dikenler dik konuma gelir.
Bu dikenler oldukca sert olup düşmanın ağızıyla yaptığı darbelere karşı bir engel oluşturur.Balık, kendisinden daha büyük başka bir düşman tarafından yutulsa bile vücududundaki dikenler balığın düşmanın boğazından geçmesine engel olur.
Düşman, balığı yuttuğu gibi ağızından geri çıkarır.
Bu kadar akıllıca bir savunma mekanizmasını balığın düşünüp uygulamaya koyması elbette mümkün değildir.

SAVAŞ UÇAĞI SİVRİSİNEK

http://www.biyolojidunyasi.net/sivrilarva.jpg
İnsanların çoğu, sivrisinek kelimesini duydukları vakit tiksinti duyduklarını söylerler.Fakat biz bu bölümde sivrisineği büyütec altına alarak sahip olduğu o essiz navigasyon cihazlarını siz okuyuculara aktarmaya calıştık.Eminizki sizlerde sivrisineğin bilinmeyen yönlerini öğrendiğinizde hayranlığınızı gizleyemeyeceksiniz.
Bilindiği üzere sivrisinek insanların kanını emerek yaşayan bir canlı türüdür.Bunun dışında diğer canlıların kanlarınıda emerler.Sivrisinekler belirli mevsimlerde yumurtalarını suya bırakarak üremeye başlarlar.Suya bırakılan larvalar bir müddet burada kalarak değişim geçirmeye başlarlar.Yumurtalardaki mükemmel bir sistem suda boğulmalarını engeller.Bu sistem tıpkı dalgıçların kullandığı borulara benzer ve sifon adını alır.Borunun bir ucu yumurtaya bağlı iken diğer ucu su yuzeyinin üzerindedir.Larva olgunlaştıktan sonra yavru sivrisinek yumurtadan çıkar ve hayata atılır.
yukardaki resimde su yüzeyinden baş aşağı sarkmış olan larvaların nefes almasını sağlayan sifon sistemleri net bir sekilde görülmektedir.
Bir sivrisinekte o kadar kusursuz reseptörler vardır ki bu reseptörlerle, sinek bir kan birikintisine hiç dokunmadan kanın grubunu bile belirleyebilir. Sinekteki reseptörler elbette bununla bununla sınırlı değildir.Özellikle bacak bölgelerinde bulunan çeşitli reseptörler, sineğin havadaki hızını ve çevre sıcaklığını çok hassas bir şekilde algılayabilir.Isı reseptörleri o kadar hassastırki çevredeki sıcaklığın 1000 de biri (0,001 C) değerindeki bir degişikliği bile rahatlıkla algılayabilir.


Sivrisinekteki diğer bir mucizevi sistem ise sahip olduğu gece görüş cihazlarıdır. Farzedinki siz geceleyin zifiri karanlık bir odada uyuyorsunuz.Üstünüze kocaman bir yorgan örtmüşsünüz fakat 1 parmağınız yorganın dışında kalmış.
Odada bulunan bir sivrisinek odada hiç bir ışık kaynağı olmamasına rağmen sizin yorganın dışında kalan parmağınızı rahatlıkla görebilir.Bunu başarmasının nedeni sahip olduğu kızılötesi görüş organlarıdır.
Bu organlar, parmağınızın sinek tarafından algılanması yanında parmağınızdaki damarların hangisinin deri yuzeyine daha yakın olduğunu bile tespit edebilir.
Burada durup düşünmek gerekir.Zifiri karanlık bir odada göz gözü görmezken küçücük bir sivrisinek yalızca parmağımızı görmekle kalmıyor birde parmağımızdaki damarların konumunu bile tespit edebiliyor.Bu sistem gerçektende harikulade bir yaratılış eseridir.Bu harikulade canlılar, bugünün savaş uçaklarında yeni yeni kullanılmaya başlayan kızılötesi görüş sistemini milyonlarca yıldan beri kullanmaktadır.
Bir sivrisinek sahip olduğu özel bir hortum vasıtasıyla avını sokarak kanını emer.Basit gibi görunen bu işlem aslında birtakım karmaşık basamaklar sonucunda meydana gelir.
http://www.biyolojidunyasi.net/sivri4.jpg
Yukarıdaki şekillerden soldakinde hortumunu deriye saplamış vaziyette kan emen bir sivrisinek görülmektedir.Sağdaki resimde ise " Elektron tarama mikroskobu " ile fotoğrafı çekilmis bir sivrisineğin ağız aletleri görülmektedir.
Sivrisinekteki ağız aletleri resimde görulenden çok daha karmaşıktır.Bir sivri sinek kan emeceği kurbanının üzerine konduktan sonra hortumundaki 6 adet bıçaktan 4 tanesi ile deriyi kesmeye başlar.Hortumunu en yakın damara kadar sokan sinek, hortumundaki diğer 2 bıçağıda deriye saplayarak damardan kanı çekmeye baslar.Fakat ortada büyük bir problem vardır.
Kurbanın kanı damardan çıkar çıkmaz pıhtılaşmak için bir seri reaksiyon geçirmeye başlayacaktır.Kanın pıhtılaşması ise sivrisineğin kan emmesi sırasında büyük bir engel teşkil eder.Fakat sivrisinek, kendisine yaratılışından verilen bir sistem ile bu problemi salgıladığı bir kimyasal madde vasıtasıyla halleder.Bu maddenin latince isimi " Hirudin " dir.Bu madde kanın pıhtılaşmasını sağlayacak reaksiyonları durdurur.Kanın pıhtılaşması durdurulunca sivrisinek akışkan kanı rahatlıkla emer.
Fakat sivrisineğin sahip olduğu bu mükemmel silahlar bununlada sınırlı değildir.Sivrisinek damarına hortumunu soktuğu hayvanın canının yanmasını engelleyecek bir formül geliştirmiştir.Sivrisinek, bugün tıp alanında kullanılan " Anestezi (uyuyşturucu) " kimyasallarını kendi salgı bezleri ile üretir.Bu kimyasalı hortumun içinden geçen bir kanal aracılığı ile hayvanın derisinin altına zerk eder.Hortumun girdigi bölge uyuşunca, kurban, sinek tarafından sokulduğunun farkına bile varmaz.
Bu kadar mükemmel savaş silahlarına sahip bir sivrisinek, bir uçak kadar büyük değil, yanlızca bir kaç santim büyüklüğündedir.Bu kadar silahın bir kaç santimlik bir vücuda sığması kuşkusuz kendisini tasarlayan akla işaret etmektedir.

KAKTÜSÜN AKLI

http://www.biyolojidunyasi.net/kaktus.jpg
Kurak çöllerde yasayan bir tür bitki görenleri hayrete düşürmektedir.Bu bitki kurak yaşam şartlarında yaşamaya elverişli bir yapıya sahiptir. Bitkinin gövdesini saran örtü ise çok kalındır.Bu vesileyle su kaybı en aza indirilmistir.
Bitkinin ilgi çekici yanı ise kendisini çöllerde yaşayan vahşi hayvanlara karşı korumak için özel bir kamuflaj sistemine sahip olmasıdır.
Resimde de görüldüğü gibi bu özel kaktüsü, hemen yanındakı çakıl taşlarından ayırmak çok güçtür.Çölde yaşayan hayvanların ise bu bitkiyi farketmeleri mümkün değildir.
Burada problem, bitkinin kendini kamufle etmesinin yanında çakıl taşlarının rengini nereden bildiğidir.
Çünki bitkinin gözü yoktur.Aklı ise hiç yoktur.Aklı ve gözü olsa bile kendi DNA sını keyfine gore degiştiremeyeceğine göre, bitki kendisine yaratılışdan verilen DNA programı ile hareket etmektedir.

KÜÇÜCÜK BİR BAKTERİ

http://www.biyolojidunyasi.net/bakteri.jpg
Yaşadığımız heryerde çok kücük canlılar yaşamaktadır.Bu canlılar o kadar ufaktırlarki ışık mikroskobuyla bile güçlükle görülebilirler.Bu mikroskobik canlıların büyük bölümünü ise " Bakteri " adı verilen tek hücreli bir canlı grubu oluşturur.
Bakterilerin vücutları yanlızca tekbir hücreden meydana gelmiştir.Bu kadar basit görünmesine karşın elektron mikroskopları ile yapılan araştırmalar, ışık mikroskobuyla bile zor görülebilen bu küçücük yaratıkların vücutlarında bile olağanüstü birer teknoloji ile tasarlanmış yapılar bulunduğunu göstermiştir.
Resimde bir bakterinin vücudunun, kamçısının bağlı olduğu bölgesinden boyuna bir kesiti görülüyor.Kesit oldukça karmaşıktır.
Özetlenecek olursa sırasına uygun olarak nizami bir şekilde yerleşen özel parçalar, bakterinin kamçısını maksimum verimle döndürecek şekilde birbirleriyle uyum içerisinde çalışmaktadırlar.
Sistem yakıt olarak ise hidrojen atomlarını kullanır.Yani (+) yüklü çıplak " Proton " ları.Bu ise insanların bile taklıt edemedigi olağanüstü bir sistemdir.
Belki gelecekte buna benzer enerji sistemleri kurulabilir kim bilir ?
Burada verilen örnekler canlıların devasal alemlerinden yanlızca birkaç örnektir.Biliyoruz ki doğada yaşayan milyonlarca canlı türünün herbiri ayrı ayrı birer tasarım harikasıdır.Canlılar aleminin insanı içine çeken yönüde bu olsa gerek.


nötrino 7 Temmuz 2010 17:51

Arılar Dumandan Neden Kaçar?
 
Arılar Dumandan Neden Kaçar?



Arıcıların kullandığı duman bal arılarını nasıl bir arada tutuyor? BBC Focus dergisinde yer alan haber, bunu detaylı bir şekilde açıklıyor.

Bal arıları alarm durumuna geçtiklerinde keskin kokulu feromon (İnsan ve hayvanlarda davranışları düzenleyen ektohormon tipi) yayıyorlar. Bal arılarında alarm feromonunun esas bileşeni iso-pentyl acetate'dir. Bu madde kraliçe arıda bulunmuyor. İso-pentyl acetate, 2-heptanone adlı bir başka kimyasal madde tarafından da destekleniyor. Bu madde işçi arıların mandibular bezlerinde bulunuyor. Bu bileşenler diğer arılarda alarm yanıtını harekete geçiriyor, böylece tüm arılar alarm duruma geçiyor ve davetsiz misafir olarak görünen her şeye karşı saldırmaya hazırdırlar.

Duman arıların koku duyusuyla çatışıyor, bundan dolayı arılar feromonların düşük konsantrasyonlarını uzun süre saptayamıyorlar. Bu nedenle de saldırmıyorlar ve kaçışmıyorlar.

Güçlü çiçek kokusu benzer bir etki yapıyor, ancak profesyonel arıcılar, genellikle dumanı tercih ediyor, çünkü dumanla ilgili deneyimleri daha fazla ve aynı zamanda duman daha ucuz. Dumanın etkisi bir süre sonra tersine çevriliyor. Arıların anteninin yanıt vermesi 10-20 dakika içinde derece derece azalıyor.





Kaynak:BBC Focus(zamanonline-19 Mayıs 2009 Salı)


nötrino 17 Temmuz 2010 16:43

Timsahlardaki Duyu Organı
 
Timsahlardaki Duyu Organı

Timsahlar geceleri avlarını gözleri ya da kulaklarıyla değil altçeneleriyle tanıyor. Çünkü bilim adamları bu bölgede şimdiye dek bilinmeyen ve sudaki en ufak kıpırtıları bile algılayan basınç reseptörlerinden oluşan bir duyu organı keşfettiler.

Maryland Üniversitesi’nden Daphne Soares'in, keşfiyle ilgili Nature dergisinde yayımladığı bilgilere göre;

Gece avlanan timsahlar bedenlerinin yarısıyla suya dalarak avlarını bekliyorlar. Gece karanlığında bile en küçük bir akıntıya tepki göstererek avlarına doğru yönlenmelerinin nedenini anlamak isteyen Soares, küçük timsahlarla bir deney gerçekleştirdi ve İşitme yetisi ortadan kalktığında bile timsahların aynı tepkiyi gösterdiklerini gözlemledi.

Ancak araştırmacı, altçenelerinde kıllarla kaplı bir deri çıkıntısının üzerini kapadığında timsahlar yapay olarak üretilen dalgaları hissetmemişler. Ayrıntılı incelemeler sonucunda ise bu deri çıkıntısının basıncı duyumsama organı olduğu anlaşılmış. Aynı zamanda haberleşmede de önemli bir rol oynadığı sanılan duyu organı tüm timsah türlerinde bulunmakta.




Kaynak: Enginbilim


nötrino 3 Aralık 2010 16:15

Köpekbalığında Golf Topu Teknolojisi
 
Köpekbalığını ağzındakilerden çok vücudunu saran dişler iyi bir avcı haline getiriyor



Köpekbalığı derisi, dişlerle aynı malzemeden yapılmış ve insan gözünün neredeyse ayırt edemeyeceği kadar küçük ve esnek pullarla kaplı. Alabama Üniversitesi’nden uzay mühendisi Amy Lang’e göre bu pullu giysi balığa bir zırh olmanın yanında akıcı bir hareket kabiliyeti de kazandırıyor.

Daha önceki çalışmalar köpekbalığının bu pulları gerektiğinde kabartarak sürat kazandığını ve iyi bir av için daha hızlı manevra yapabildiğini söylüyordu. Fakat Lang, yakın geçmişte yapılan bir deney sonucuna göre köpekbalıklarının tendonlarla sıkıca deriye bağlanmış olan pullarını aktif bir şekilde hareket ettiremediklerine dikkat çekiyor. Bunun yerine hayvanın çevresinde akmakta olan suyun köpekbalığının aerodinamik vücudundan koparken pulların kendiliğinden kabardığını belirtiyor. Sonrasındaysa pullar vücuda yeniden yapışırken, suyun hızlanmakta olan balık üzerindeki sürtünme etkisini en aza indiriyor.

Lang golf topu üzerinde yer alan minik çukurları örnek vererek açıklıyor, “Top üzerinde hareket etmekte olan akımı göz önüne getirin. Top havada yol alırken arkasında küçük girdaplar oluşacaktır. Fakat bu küçük çukurlar sayesinde bu girdaplar en aza indirgenir. Köpekbalığı derisinde meydana gelen şeyin de buna benzediğini düşünüyoruz.”

Lang, büyük beyaz köpekbalığının yakın akrabası olan Mako köpekbalıkları üzerinde çalışmış. Bu canlıların sudan 12 metre kadar sıçrayabildikleri biliniyor. Laboratuvar gözlemleri ve bilgisayar modellerinin karşılaştırarak ekip Mako köpekbalıklarının vücutlarında dizilmiş olan pulların farklı büyüklük ve esnekliğe sahip olduklarını görmüşler. Buna göre en sivri, konik ve hareketli pulların yüzgeçlerin arkasında ve vücudun yanlarında olduğu tesbit edilmiş.Akan suyun vücuttan ayrıldığı ve en fazla sürtünmeye neden olduğu bu bölgelerdeki pulların deriden 60 derece yukarı kabarabildikleri de bulgular arasında yer alıyor.

Lang, köpekbalıklarının 400 milyon yıllık evrim yolculuklarında geliştirdikleri sürat ve gücün, sürtünmeye maruz kalan uçak gibi araçların daha verimli tasarımına yardımcı olacağını düşünüyor.



Kaynak:APS-Physics(29 Kasım 2010,17:15)



nötrino 9 Aralık 2010 16:41

Güneş Toplayan Eşekarısı
 
Bir eşekarısı türünün güneş enerjisi toplama ve metabolik süreçte kullanma yeteneği olduğu keşfedildi



Yakın Doğu ve Hindistan arasındaki bölgede dağılım gösteren 'doğu eşekarısı' (Vespa orientalis), sabah saatlerinde aktif olan diğer yakın böcek türlerinden farklı olarak günün en sıcak saatlerinin yaşandığı gün ortasını değerlendiriyor.

Bilimciler uzun süredir yuvalarını yer altında yapan bu arı türünü inceliyordu. Tel Aviv Üniversitesi'nden doktor Marian Plotkin'in önderliğindeki araştırma grubu, bu eşekarısı türünün midesindeki özel bir yapı sayesinde güneşten gelen ışınları topladığını ve daha sonra yine özel bir pigment aracılığıyla bu enerji deposunu kullandığı saptamışlar. Keşif bu böcek türünün neden karınlarında sarı bir bant taşıdıklarına ve diğer yakın türlerden farklı zamanlarda aktif olduklarına da açıklama getiriyor.

Atomik kuvvet mikroskobuyla böceğin vücudunu kaplayan bir dış iskelet olan sert kutikula tabakasını inceleyen ekip, kahverengi olan kısmın 160 nanometre yüksekliğindeki oluklardan oluştuğunu görmüşler. Sarı bantın yer aldığı kısmın yapısı ise daha farklıymış. Buradaki bir dizi oval şekilli 50 nanometre yüksekliğindeki çıkıntının, bir diğeriyle kenetlendiği farkedilmiş. İleri aşama deneyler sonucunda yapının bu noktaya gelen güneş ışınlarının yansımalarını engellediği ve ışınların bu bölgede hapsedilerek enerji elde etmede kullanıldığı anlaşılmış.

İkinci aşamada kutikula içinde yer alan melanin pigmentinin kahverengi, ksantopterin pigmentinin ise sarı rengi verdiği tespit edilmiş. Plotkin, ksantopterin pigmentinin ışığı doğrudan elektrik enerjisine çevirerek adeta ışık hasadı yapan bir işçi gibi çalıştığını söylüyor.

Bulguyla birlikte bu böceklerin metabolizmasına dair mevcut varsayımlar da değişiyor. Bugüne değin, metabolizmanın büyük bölümünün 'yağ organı' adı verilen ve insandaki karaciğere benzer işlev gören bir yapı tarafından döndürüldüğü düşünülüyordu. Artık sarı pigmentin metabolizma üzerindeki temel etkiyi sağladığı biliniyor.



Kaynak:SpringerLink(08 Aralık 2010,12:35)


nötrino 23 Haziran 2011 12:49

Rengeyiklerinin Algı Mekanizmaları
 
Rengeyikleri Morötesi Işınları Algıyabiliyor


Uluslararası bir bilim ekibi, rengeyiklerinin insan gözünün göremediği morötesi ışınları da algılayabildiğini söylüyor

Kutup bölgesinde yaşayan rengeyiklerinin, insanların aksine, morötesi ışınlara tepki verdiği görüldü.Uzmanlar, kutup ortamında rengeyiklerinin bu kabiliyetleri sayesinde uzun kış aylarının alacakaranlığında daha kolay yiyecek bulabildiğini ve düşmanlarını uzaktan görebildiğini düşünüyor.

Morötesi ışınlar, dalga boyu kısa kaldığı için insan gözünün algıladığı ışık yelpazesi dışında yer alıyor.

Araştırmacılar, anesteziyle uyutulmuş rengeyiklerinin retinasına morötesi ışın vererek retinadaki tepkisini ölçtü.

Deneyde, geyiklerin retinasındaki ışık reseptörlerinin morötesi ışınları algıladığı anlaşıldı.

Uzmanlar, rengeyiklerinin ana besin kaynağı olan ağaçların üzerindeki yosunun geyiklere siyah göründüğünü düşünüyor, çünkü liken adı verilen bu yosun türü morötesi ışınları emiyor.

Keza kurtların da rengeyiklerine insanlara göründüğünden daha koyu renkte göründüğü tahmin ediliyor. Çünkü kurdun tüyleri de morötesi ışınları emme özelliğine sahip.

Bembeyaz karla kaplı bir ortamda, siyah görünen cisimleri ayırt etmek rengeyikleri için insanlara nazaran çok daha kolay.

Karda idrar izini de rengeyiğinin morötesi ışınlar sayesinde daha kolay algıyabildiği, böylece geyiklerin çevrede başka canlıların -belki bir düşmanın- olduğunu düşünerek hareket ettiği söyleniyor.

Araştırmacılar, rengeyiklerinden sonra benzer bir deneyi foklar üzerinde de deneyecek. Fok balıklarının da morötesi ışınları görme kapasitesine sahip olduğu varsayılıyor.

Londra'da bulunan Queen Mary Üniversitesi'nden Profesör Lars Chittka, arıların da morötesi ışınları görebildiğini belirterek, ''Aslına bakarsanız insanlar ve bazı memeliler, morötesi ışınları algılama kabiliyetini yitirmiş yaratıklar olarak, istisnai bir durum oluşturuyor olabilirler.'' diyor.


Kaynak:BBC Türkçe(27 Mayıs 2011,14:54)


nötrino 10 Şubat 2012 13:41

Zebralar
 
Zebradaki Çizgilerin Sırrı

Zebraların karakteristik siyah beyaz çizgilerinin sırrı sonunda çözüldü.Macaristan ve İsveç'ten bir grup bilim adamı, çizgilerin kan emen sinekleri uzak tuttuğunu ortaya çıkardı.Yapılan araştırmalara göre, zebradaki çizgiler kan emen sinekleri uzak tutuyor.

"Journal of Experimental Biology" adlı dergide yayımlanan araştırmaya göre, siyah beyaz çizgiler ışığı farklı bir biçimde yansıttığı için sineklerin yaklaşmasını da engelliyor.

Önce siyah, kahverengi ve beyaz tüylü atları incelediklerini belirten Lund Üniversitesi'nden Susanne Akesson, siyah ve kahverengi atlarda ışığın yatay olarak kutuplaştığını, böylece koyu renkli atların daha çok sinek çektiğini keşfettiklerini açıkladı.

Akesson, "Atın koyu renkli postundan yansıyan ışık, yatay düzlemde dalgalar halinde yolculuk ediyor. Bu ışık dalgaları, at sineklerini çekiyor. Beyaz posttan yansıyan ışık ise her düzlemde yolculuk ettiği için sinekleri kaçırıyor" dedi.

Sineklerin koyu renk postları tercih ettiğinin keşfedilmesi üzerine zebraları incelemeye başlayan bilim adamları, bir çiftliğe üzerlerine şekerli madde sürülmüş beyaz, siyah ve siyah beyaz çizgili levhalar yerleştirdiklerini kaydetti.

Levhaların üzerine yapışan sinekleri sayan bilim adamları, en az sineğin siyah beyaz çizgili levhaya konduğunu belirledi.

At sineklerinin tepkisini ölçmek için çiftliklere gerçek at büyüklüğünde, üç boyutlu ve yapışkan bir maddeyle kaplı beyaz, siyah, kahverengi ve siyah beyaz çizgili modeller yerleştiren bilim adamları, siyah beyaz çizgili modele sadece birkaç sineğin konduğunu gözlemledi.


Kaynak:Journal of Experimental Biology/Dünyabülteni(10 Şubat 2012,11:33)


nötrino 17 Şubat 2012 13:50

Dünyanın En Küçük Bukalemunu:Brookesia micra
 
Dünyanın En Küçük Bukalemunu Bulundu



Bilim adamları, Madagaskar'da dünyanın en küçük bukalemununu keşfetti.

Vücudu 16 milimetre olan bukalemun, kuyruğuyla birlikte en fazla 29 milimetre uzunluğa ulaşıyor.Alman Braunschweig teknik üniversitesi zooloji enstitüsü bilim adamlarından Prof. Miguel Vences, türün soyunun tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, minik bukalemunların ormanda yaprakların altında yaşadığını ve minik böceklerle beslendiklerini söyledi.

Darmstadt eyalet müzesi yetkilisi Jörn Köhler de mini bukalemunların kahverengi olduğunu, büyükleri gibi deri rengini değiştirebilme yetisinin ise bulunmadığını kaydetti.Keşifleri PLoS One dergisinde yayımlanan bilim adamları, cüce bukalemuna "Brookesia micra" ismini verdi.


Kaynak:Gençbilim/PLoS One(15 Şubat 2012,11:45)


nötrino 19 Şubat 2012 10:58

Deniz Kestanesinin Omurga Yapısı
 
Deniz Kestanesi



Deniz kestanelerinin güçlü omurga yapısı, bilim adamlarına gelecekte çok daha güçlü beton üretimi için ilham kaynağı oldu.

"Proceedings of the National Academy of Sciences" dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, deniz kestanelerinin omurgaları sanıldığı gibi tamamen kalsiyum karbonattan değil, daha çok kristal kalsitten oluşuyor.

Deniz kestanelerinin omurgalarından çekilen röntgenleri inceleyen bilim adamları, kalsiyum karbonatın çimento görevi gördüğünü ve kristal kalsit parçalarını bir arada tuttuğunu keşfetti.Aynı zamanda darbe emici niteliği sahip omurga, deniz kestanesini yırtıcılardan koruyor.

Araştırmayı yöneten Alman bilim adamı Helmut Coelfen, BBC'ye yaptığı açıklamada, Çin 'in başkenti Pekin'den topladıkları deniz kestanesi örneklerini, önce standart mikroskopta, sonra elektron mikroskopta, son olarak da Fransa 'nın Grenoble kentindeki Avrupa Sinkrotron Radyasyon Tesisi'nde (ESRF) X ışını ile incelediklerini söyledi.

Almanya 'daki Konstanz Üniversitesi'nde görevli Coelfen, yüksek teknoloji ürünleri kullanarak yaptıkları incelemede sanılandan çok daha farklı bir yapıyı ortaya çıkardıklarını belirtti.

Coelfen, omurga yapısının 200 nanometrelik kristal kalsit parçalarının kalsiyum karbonat ile bir araya gelmesinden oluştuğunu keşfettiklerini kaydetti.

Yüzde 98 oranındaki kristal kalsitin "tuğla", yüzde 8 oranındaki kalsiyum karbonatın ise "çimento" işlevi gördüğünü ifade eden Coelfen, doğanın deniz kestanesinin omurgasında yaptığını taklit ederek kırılmaya dirençli inşaat malzemeleri üretilebileceğini söyledi.

Coelfen, betonu daha güçlü ve kırılmaya karşı daha dirençli yapmak için içindeki nanopartikülleri düzenlemek amacıyla iki uluslararası inşaat şirketiyle çalışmaya başladıklarını sözlerine ekledi.


Kaynak:Gençbilim/Proceedings of The National Academy of Sciences(17 Şubat 2012,11:20)


nötrino 24 Şubat 2012 10:02

Karınca Kolonileri
 
Karıncalar, Düşmanlarının Kokusunu Unutmuyor



Doğanın en eski ve en etkin topluluklarından biri olan karınca kolonilerinin, düşmanları hakkında ''ortak bellek'' oluşturabildiği keşfedildi.

'Naturwissenschaften'' dergisinde yayımlanan araştırma, başka koloniden bir davetsiz misafir ile karşılaşan karıncanın düşmanının kokusunu aklında tutarak koloninin diğer üyelerine geçirdiğini ortaya çıkardı.

Böylece kolonideki diğer karıncalar, saldırıda bulunan diğer koloninin üyelerini kolayca tanıyabiliyor.Karıncaların kendi kolonilerinden olanları belirli kimyasal özellikler sayesinde ayırt ettiğini keşfeden bilim adamları, karıncaların düşmanlarını da aynı şekilde tanıyabildiğini belirledi.

Avustralya'daki Melbourne Üniversitesi araştırmacıları, yuvasını ağaçlara kuran tropikal dokumacı karıncaları (Oecophylla smaragdina) inceledi.

Yuvada yaklaşık 500 bin işçi karıncanın yaşadığını belirleyen araştırmacılar, karıncaların kendi yuvaları ve diğer yuvalardan karıncaları ayırt edebildiğini ve yabancı karıncalara saldırdıklarını keşfetti.


Kaynak:Ntvmsnbc/Naturwissenschaften(22 Şubat 2012,01:12)


nötrino 26 Şubat 2012 13:54

Zebra Balıkları
 
Balıklar Tehlikenin Kokusunu Alıyor



Bilim adamları, yaralanan bir balığın nasıl diğer balıkları uyardığının ayrıntılarını buldu.

Bir zebra balığı yaralandığında, öyle bir madde salgılıyor ki, diğer balıklar tehlikeli ortamdan kaçıyor. Singapur üniversitesi bilim adamları, sonuçları Current Biology dergisinde yayımlanan araştırmada, bu maddenin ne olduğunu buldular.

Bilim adamlarına göre, zebra balığının derisi büyük oranda kondroitin sülfattan oluşuyor. Bitkisel tedavilerde kıkırdak oluşumunu desteklediği için özellikle artrozda tavsiye edilen bu madde, balıklarda kokusu sayesinde uyarıcı rol oynuyor. Balıklar, şeker moleküllerinden oluşan kondroitinin kokusunu alabiliyor.

Zebra balıklarından oluşan bir sürüyü akvaryuma koyan bilim adamları, bir süre sonra belirli bir noktadan bu maddeyi akvaryuma bıraktı. Balıkların derhal daha hızlı yüzmeye başladığı ve bölgeden uzaklaşmaya çalıştığı görüldü.


Kaynak:Gençbilim/Current Biology (25 Şubat 2012,10:44)


nötrino 28 Şubat 2012 11:38

Kekliklerin Kanat Hareketleri
 
Formula-1 Tekniğine Sahip Keklikler

Keklikler bir tepeye tırmanırken hızlı hızlı kanat çırpıyorlar. Montana Üniversitesi biyologlarından Kenneth Dial'ın yaptığı gözlemlere göre, kanat çırpma hareketinin yardımıyla, keklikler yokuşları daha rahat çıkabiliyorlar. Bu hareket, hayvanın bedenini yere doğru bastırıyor, bu da bacaklarının kaldırma kuvvetini artırıyor.

Araştırmacı, yumurtadan henüz çıkmış civcivlerin bazılarının kanatlarındaki tüylerini kısaltmış, bazılarının da bu tüyleri yolmuştu. Tüyleri olmayan civcivler 60 derece açıya sahip bir yokuşta başarısız oldular. Dial, bir zamanlar yaşayan kanatlı dinozorların da düşmanlarından kaçmak için bu tekniği kullandıklarını tahmin ediyor.


Kaynak:Focus


nötrino 1 Mart 2012 11:32

Depremi Sezen Hayvanların Sırrı

Kimi hayvanların depremlerden önceki olağandışı davranış biçimi neye dayanıyor? Bilim adamları, bunun hayvanların sulardaki kimyasal değişimi sezme kabiliyetinden kaynaklanıyor olabileceğini düşünüyor. Araştırmacılar, 2009 yılında İtalya’nın L’Aquila kentini vuran depremden birkaç gün önce yakınlardaki bir gölde yaşayan kurbağa sürüsünün topluca göç etmesi ardından konuyu mercek altına aldı.

Hayvan davranışlarını daha yakından takip ederek depremleri önceden tahmin etmenin mümkün olup olmadığını sorguluyorlar. Journal of Environmental Research and Public Health (Çevre Araştırması ve Kamu Sağlığı Dergisi) adlı bilimsel yayında ayrıntıları yer alan araştırmada, basınç altındaki kayaların saldığı parçacıkların yüzeydeki su birikintilerinde yol açtığı kimyasal reaksiyon zinciri anlatılıyor.

Su kenarında ya da içinde yaşayan hayvanların, sudaki kimyasal değişikliklere son derece hassas olduğu bilinen bir gerçek. Bu tip hayvanlar, kaya kütleleri en nihayet yerinden oynayarak depreme yol açmadan önce, sarsıntının gelişini sudaki değişimden hissediyor olabilir. L’Aquila depremindeki kurbağa sürüsünün yanısıra, büyük bir yer sarsıntısından önce tanık olunan tuhaf hayvan davranışlarına başka örnekler de var.

Yılanların Uyanışı

Sürüngenlerin, suda ve karada yaşayan yüzergezerlerin veya balıkların büyük bir deprem öncesinde garip davranışlar sergilediği bilgisi birçok ülkede yaygın biçimde dile getiriliyor. Örneğin, 1975 yılında Çin’in Haicheng kentinde meydana gelen depremden yaklaşık bir ay önce, yılanların topluca yuvalarından çıkmaya başladığı görülmüştü.

Bu yıkıcı depremin Haicheng’i kış aylarında vurduğu düşünülecek olursa, yılanların kış uykusunu yarıda kesip kendilerini dondurucu soğuğun ortasına atması neredeyse intiharla eş anlama geliyor.

Kış uykusundan uyanan sürüngenler, topluca göçen yüzergezerler ya da yüzeye çıkan derin su balıkları gibi daha çok sayıda benzer anekdot var. Ancak büyük çaplı depremler çok nadir gerçekleşen bir durum olduğu için, önceden doğada yaşanan olayları bilimsel bir gözle incelemek neredeyse imkansız gibi.

İtalya’nın L’Aquila kentindeki kurbağalar, işte bu noktada istisnai bir konumda. İngiltere’nin Open University (Açık Öğretim Fakültesi) biyoloji bölümünde okuyan Rachel Grant, L’Aquila’daki kurbağaları yazdığı doktora tezi için şans eseri inceleme altına almıştı. Grant, ”Depremden önce üç gün içerisinde göldeki 96 kurbağadan geriye bir tanesinin bile kalmadığını gördüm, gerçekten çok şaşırtıcıydı.” diyor. Bunun üzerine Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, Rachel Grant ile temasa geçerek araştırmaya dahil oluyor.

Kimyasal Reaksiyon

Aşırı basınç altındaki kaya kütlelerinin kimyasal değişimini inceleyen NASA, L’Aquila’daki kurbağaların topluca göç edişinin bununla bir bağlantısı olup olmadığını gölün su numunelerini tahlil ederek araştırdı.

Laboratuar testleri, kaya katmanlarının yüzeydeki su birikintilerinin kimyasını değiştirebildiğini ve bu durumun suda yaşayan canlılarda olağandışı davranışları tetikleyebileceğini gösterdi. NASA’da çalışan jeofizikçi Friedmann Freund, tektonik tabakaların yol açtığı türden muazzam bir basınç altında kalan kayaların, deprem öncesinde çevrelerine elektrik yüklü parçacıklar saldığını kanıtladıklarını söylüyor.

Yüzeye kadar çıkan bu parçacıklar hava veya su ile karşılaşınca reaksiyona girerek yeni moleküllerin oluşumuna neden oluyor. Örneğin suya karışınca ortaya hidrojen peroksit çıkabiliyor. Kimyasal değişimin göl suyundaki organik çökeltiyi etkileyerek suda yaşayan hayvanlara karşı zehirli maddelerin oluşumunu tetiklediği düşünülüyor. Fakat araştırmacılar, çok karmaşık bir mekanizmanın işlediği kanısında ve henüz kesin bir teoriye varmadan önce daha çok sayıda bilimsel teste ihtiyaç duyulduğunun altını çiziyorlar.



Kaynak:BBC Türkçe/Journal of Environmental Research and Public Health




nötrino 2 Mart 2012 13:15

Pireler
 
Dinozorların Kanını Emen Pireler


Antik çağlarda yaşayan pirelerin, bugünkü boyutlarının neredeyse 10 katı büyüklüğünde olduğu ortaya çıktı.

Çin’de bulunan dokuz pire fosili üzerinde yapılan araştırma, kan emici parazitlerin korkutucu büyüklüklerine rağmen bugün olduğu gibi yükseğe zıplama özelliğine sahip olmadıklarını gösterdi.

Fransa’nın başkenti Paris’teki Ulusal Tarih Müzesi’nden Andre Nel, antik pirelerin, modern pirelere kıyasla güçlü arka bacaklardan yoksun olduklarını söyledi. Nel, “Antik pirelerin biyolojisi ve davranışları, bugünkü pirelere göre farklıydı. Üzerinde yaşadıkları canlının kürkü veya derisi altında sürünerek gizleniyorlardı” dedi.

Dev pireler, 250 ile 65 milyon yıl öncesini kapsayan Mesozoik dönemde yaşadı. Nanjing kentindeki Çin Bilim Akademisi’nden Diying Huang, inceledikleri bir dişi pire fosilinin 2 santimetreden daha uzun olduğunu ifade etti. Modern pirelerin vücut büyüklüğü ise genelde 3 milimetrenin üzerine çıkmıyor.


Nature dergisinde yer alan araştırmaya göre, antik pirelerin vücut büyüklüğü ve güçlü ağız yapıları sayesinde dinozorların kanını bile emebildiği tahmin ediliyor.Huang, “Tarak şeklindeki uzun ağızlarıyla dinozor derisini zorlanmadan delmiş olmalılar” dedi.

Nel, pirelerin ilk olarak bitkilerin sıvılarıyla beslendiğini, daha sonra bazı değişiklikler geçirerek hayvanlar üzerinde beslenme özelliği kazandıklarını söyledi. Kan emici hale gelen pireler, kanatlarını kaybetti ve yükseğe sıçramalarını sağlayan güçlü bacaklar geliştirdi.

Pireler, vücut uzunluklarının yaklaşık 200 katı kadar uzağa sıçrayabiliyor. Bu mesafe dikey olarak yaklaşık 20 santimetre, yatay olarak ise 35 santimetreye denk geliyor.


Kaynak:Ntvmsnbc/Nature(01 Mart 2012,12:21)


nötrino 6 Mart 2012 10:32

Nephila Maculaka Adlı Örümcek
 
Örümcek Ağından Kemanın Tellerine


Japonya'da bir araştırmacı, binlerce tel örümcek ipeği kullanarak keman teli yaptı.

Japonya'da telleri binlerce örümcek ipliğinden örülen kemanın geleneksel çelik telli kemana göre çok daha yumuşak ve güzel tınılı ses verdiği söyleniyor.

Bunun sebebi örümcek ipinin eğirilmesinin hiç bir boşluğa izin vermeyen sıkı bir yapı oluşturması olabilir.Bir japon uzman tarafından dokunan örümcek ipi keman tellerinin yapısı Physical Review Letters adlı bilim dergisinin yeni sayısında anlatılacak.

Nara Tıp Fakültesinden Şigeyoşi Osaki yıllardır örümcek ipliğinin mekanik özellikleri üzerinde çalışıyordu. 2007 yılında Polymer Journal adlı bilim dergisinde örümceğin ucunda sallandığı "sarkıtma" ipinin kuvveti üzerindeki bir çalışmasını yayımlamıştı.

Dr. Osaki beslediği örümceklerden büyük miktarlarda iplik elde etmenin yollarını geliştirmiş ve şimdi bu olağanüstü malzeme ile neler yapılabileceği üzerinde denemeler yapıyor.

Japon uzman makalesinde, "keman gibi yaylı çalgılar bir çok bilimsel araştırmanın konusu olmuştur. Ancak bunlarla ilgili herşey iyi bilinmiyor, çünkü bir çok müzisyen tellerinin özelliklerinden çok kemanın tahta kısmıyla ilgilenir" diyor.

300 Dişi Örümcek


Doktor Osaki keman tellerinin yapımında ihtiyacı olan ipliği, ağlarının güzelliği ve karmaşıklığıyla ünlü 300 Nephila maculata türü dişi örümcekten elde etmiş.

Dr Osaki bir teli yapmak için 3bin ila 5bin örümcek ipliğinden oluşan üç ayrı çile hazırlamış, sonra bunları birbirine ters yönde örmüş, sonra telin gerilmeye dayanıklılığını ölçmüş.Bir konserin orta yerinde kemanının telinin kopması ihtimali bir müzisyen için hayati önem taşıyor.

Örümcek ipliğinden yapılan tellerin gerilmeye, çok nadir kullanılan bağırsaktan yapılmış tellerden daha az, ama içi naylon dışı aliminyum olan ve daha yaygın olarak kullanılan geleneksel tellerden daha çok dayandığı anlaşılmış.

Elektron mikroskobu ile yapılan daha ayrıntılı bir inceleme, örümcek ipliğinden yapılan tellerin örgü yerlerinde aralarında hiç bir boşluk bırakmayacak şekilde çok sıkı ve değişik şekillerde içiçe geçtiğini gösterdi.

Dr. Osaki işte bu doku özelliğinin örümcek ipliğinden yaylara kuvvetini ve kendine özgü tınıyı verdiğini söylüyor ve ekliyor:"Bir çok profesyonel kemancı örümcek ipliğinden yapılan yayların çok daha iyi bir tınısı olduğunu söylüyor. Gerek müzikseverler gerekse müzisyenler açısından farklı bir tını ve yüksek kalitede keman yapımı için örümcek ipliği mükemmel bir malzeme."


Kaynak:BBC Türkçe/Ntvmsnbc(05 Mart 2012,12:35)


nötrino 6 Mart 2012 17:52

Hidralar / Hydra Magnipapillata
 
Gözleri Olmadan Görüyor



Deniz anası ve deniz şakayığıyla akraba olan ve gözleri bulunmayan Hydra magnipapillata canlısının, ışığı ve karanlığı ‘görebildiği’ tesbit edildi.

California Üniversitesi’nden Todd Oakley, büyüklüğü bir santim civarında olan deniz canlısının ışığa duyarlı sinir hücreleri bulunduğunu belirtti. Oakley, “Buna tam olarak görmek diyemeyiz. Çünkü ışığın ve karanlığın neden oluştuğunu algılayabilme kapasiteleri yok. Hidraların algıladıkları görüntü, insanlarınkine göre çok farklı” dedi.

“Knidliler” familyasına ait olan hidralar, diğer familya üyeleri gibi sahip oldukları iğneli hücrelerle su piresi gibi canlıları yakalıyor. İğneli hücrelerin dokunma ve tat alma hissi olduğunu önceden bilen bilim insanları, bu hücrelerin yanında ışığa duyarlı sinir hücreleri bulunduğunu fark etti.

California Üniversitesi’nden bir diğer araştırmacı David Plachetzki, yeni keşfedilen algılayıcı sinir hücrelerinde “opsin” adı verilen proteinler keşfetti. Araştırmacılar, bu proteinin, hidraların iğne hücrelerini tıpkı bir zıpkın gibi ateşlemek için kullandıklarını tesbit etti. Hidranın bulunduğu ortamın aydınlığına göre harekete geçen opsin proteininin, ışık bulunan ortamda daha aktif olduğu anlaşıldı.

Bunların yanında, hidraların sinir hücrelerinde, insan retinasında olduğu gibi ışığı elektrik sinyallerine çeviren ve görüş sağlayan ek proteinler bulunduğu ortaya çıktı. Oakley ve Plachetzki, şimdi avlanmakla ilgili olan iğneli hücrelerin neden ışıkla harekete geçtiğini anlamaya çalışıyor.Araştırmacılar, bu durumun, hidranın avından üzerine düşen gölge nedeniyle değişebilen bir durum olduğunu düşünüyor.



Hydra magnipapillata canlısının dokungaçlarındaki opsin proteini mavi renkte beliriyor.


Kaynak:Ntvmsnbc(06 Mart 2012,17:36)


nötrino 6 Mart 2012 18:27

Mamutların Antifriz Özelliği ve Hemoglobin Gen Haritası
 
Sibirya Mamutlarının Hemoglobin Gen Haritası



Mamutların kanında, dondurucu hava koşullarında vücutlarındaki oksijen akışını sürdürebilmelerini sağlayan bir tür “antifriz” olabileceği açıklandı.

Nature Genetics dergisinin haberine göre bilim insanları, kalıntılarına ulaşılan bir mamutun kanında yer alan proteini “canlandırmayı” başardı. Hemoglobin olarak bilinen bu protein, kırmızı kan hücrelerinde yer alıyor ve vücuda oksijen akışını sağlıyor. Bilim adamlarından oluşan ekip, mamutların, kanlarındaki hemoglobinin düşük sıcaklıklarda bile oksijen taşımasını sağlayan bir genetik adaptasyon geçirdikleri bulgusuna ulaştı. Soğuk ortamlar, genel olarak hemoglobinin dokulara oksijen taşımasına engel oluyor.

Araştırmacılar, onbinlerce yıl önce yaşamış ve kutup bölgesindeki donmuş toprak içinde bulunan üç ayrı Sibirya mamutunun hemoglobin gen haritasını çıkardı. Mamut DNA dizilimi (protein üretiminde önemli rol oynayan ve DNA’ya benzer bir molekül olan) RNA’ya çevrildi. Ardından da üretilen RNA koli basiline (E. coli bakterisi) şırınga edildi. Bu işlemin ardından koli basili, eksiksiz bir şekilde mamut proteini üretmeye başladı.

Mamutların Göçü

Kanada’daki Manitoba Üniversitesi’nden uzmanlar, ortaya çıkan hemoglobin moleküllerinin, gerçek bir mamuttan kan örneği alınmasından farksız olduğunu söylüyor. Uzmanlar, daha sonra mamutlardaki hemoglobinin yapısında, çok soğuk havalara dayanabilmelerini sağlayan üç ciddi değişim bulunduğunu keşfetti. Böylesi bir genetik uyarlama, günümüzdeki fillerde bulunmuyor. Tüylü mamutlar ve günümüzdeki fillerin ataları, ilk olarak ekvator Afrikasında ortaya çıkmıştı. Ancak mamut familyası 1 milyon 200 bin ile 2 milyon yıl kadar önce kuzeye göçtü. Bilim adamları, bu genetik adaptasyonun mamutların buzul çağında ayakta kalmasını sağlamış olabileceğini söylüyor.


Kaynak:BBC Bilim / Nature Genetics (Paul Rincon/BBC Bilim Muhabiri)


nötrino 7 Mart 2012 11:50

Gökkuzgun Yavrularının Kendilerini Savunma Mekanizması
 
Kendisini Kusarak Koruyor



Bir kuş türünün yavrularının, ''Düşman'' saldırısından korunmak için kustukları ve ebeveynlerine kokuyla haber gönderdikleri belirlendi.

İspanyol bilimadamlarının yaptığı araştırmada, gökkuzgun (coracias garrulus) yavrularının yırtıcı bir hayvan saldırdığında turuncu, mide bulandırıcı bir sıvı kustuğu belirlendi.

İngiliz ''Biology Letters'' dergisinde yayımlanan araştırma, turuncu sıvı sayesinde ''iştah kapatıcı'' hale gelen yavruların kendilerini koruyabildiğini gösterdi.

Bilimadamları, yavrular turuncu sıvıyla kaplandıktan sonra yuvaya yaklaşan ebevenlerin kokuyu algıladığını ve bir tehdit olduğunu anladıklarını belirtti.

Araştırmaya imza atanlardan Deseada Parejo, gökkuzgunların tehdide karşı kokuyu iletişim aracı olarak kullanan, bilinen ilk kuş türü olduğunu vurguladı.


Kaynak:AA/Biology Letters(07 Mart 2012,11:09)


nötrino 9 Mart 2012 10:47

Altın Küre Örümcekleri
 
Örümcek İpeği İle Aşırı Isınan Bilgisayarlar Tarihe Karışacak



Örümcek ipeği, bilgisayarların aşırı çalışmaktan ısınarak devre dışı kalmalarını önlemekte büyük bir atılım sağlayacak.

Bilim insanları, örümcek ipeğinin, dünyadaki diğer tüm materyallere kıyasla ısıyı çok daha iyi iletme özelliği olduğunu tesbit etti.Iowa Üniversitesi tarafından altın küre örümcekleri üzerinde yapılan araştırmaya göre, örümceğin ipeği geçmişte test edilen tüm organik materyallere kıyasla ısıyı 800 kat daha iyi iletebiliyor.

Örümcek ağının bu özelliği, ısıyı dağıtma özelliği bulunan maddelerden yapılan bilgisayarlarda, ilk kez bir organik materyalin kullanılabileceği düşüncesini ortaya attı.

Advanced Material dergisinde yayımlanan araştırmanın başında yer alan Xinwei Wang, örümcek ipeğinin 416 W/m-K (watt/metre Kelvin) oranında ısı dağıtabildiğini ölçtü. Aynı oran, bakırda 401 W/m-K. İnsan derisi ise elektriği ancak 0.6 W/m-K oranında dağıtabiliyor.

Örümcek ipeği, dünyada ısıyı en iyi dağıtan materyallerden biri olan bakırı geride bırakırken, iyi ısı ileten silikon alüminyum ve saf demir ile karşılaştırıldığında yine üstün gelmeyi başardı. Wang, örümcek ipeğini sadece elmas ve gümüşün geride bırakabildiğini ifade etti.



İpekten Yazlık Elbiseler

Bilim insanları, örümcek ipeğinin iletkenliğinde yatan sırrın kendine özgü moleküler yapısından kaynaklanıyor olabileceğini belirtti. Örümcek ipeği, kendini çok çabuk onaran sert, kristal parçalarla, dinamik ve elastik parçaların bir araya gelmesiyle oluşuyor.

Wang ve ekibi, örümcek ipeğinin tasarımını inceleyerek iletkenlik özelliğinin daha iyi anlaşılabileceğini düşünüyor. Böylece, bir gün elektronikten, yazlık elbiselere kadar birçok alanda örümcek ipeği kullanılabilir.


Kaynak:Ntvmsnbc / Advanced Material (08 Mart 2012,16:34)


nötrino 10 Mart 2012 10:50

Maymunların İşaret Dili (Afrika Maymunu Mandril)
 
Maymunların İşaret Dili Keşfedildi



İngiltere'de bir hayvanat bahçesindeki maymunların yeni bir işaret dili oluşturdukları keşfedildi.Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, yalnız bırakılmak isteyen maymunlar gözlerini elleriyle kapatıyor.

Essex kentindeki hayvanat bahçesinde yaşayan vahşi Afrika maymunu mandrillerin işaret dilini birbirlerine öğrettikleri düşünülüyor.

Gazetenin haberine göre, hayvanat bahçesi çalışanları Milly isimli dişi maymunun eliyle gözlerini kapadığını ilk defa 1999 yılında fark etmiş.Milly gözlerini kapatmaya ilk başladığında, hayvanat bahçesi yetkilileri gözüyle ilgili bir rahatsızlığı olduğunu düşünerek veterinere götürmüş.

Afrika, Avrupa ve Amerika'da maymunları inceleyen araştırmacı Mark Laidre 2007 yılında hayvanat bahçesini ziyaret edene kadar Milly'nin davranışının önemi fark edilmemiş.

Laidre, Daily Telegraph'a yaptığı açıklamada, bu davranışa daha önce rastlamadığını ve önemini hemen fark ettiğini söylüyor.Laidre, gözlerini kapatan maymunlara diğer maymunların fazla yaklaşmadığını gözlemlediğini de ekliyor.Milly'nin davranışının diğer maymunlar tarafından da zamanla öğrenildiği düşünülüyor.

Araştırma, daha önce de maymunların genetik veya doğa kaynaklı nedenlerle işaretle anlaşma yöntemleri geliştirdiğini ancak ilk defa kültürel nedenli bir harekete rastlandığını söylüyor.


Kaynak:Ntvmsnbc / Daily Telegraph (07 Ağustos 2011)


nötrino 11 Mart 2012 10:35

Büyük Beyaz Köpekbalığı
 
Ölümden Kıl Payı Kurtuldu



Okyanusların en yırtıcı ve korkutucu canlısı köpekbalıkları, bazen gözlerine kestirdikleri avı yakalamak ne kadar kolay görünse de amaçlarına ulaşamıyor.

Güney Afrika’nın False Körfezi’nde çekilen bu fotoğrafta, yaklaşık 4 metre boyundaki köpekbalığı, midesine indirmek istediği yavru foku yakalamak için çok ani bir hamle yapıyor. Ancak köpekbalığı hesabını iyi yapamıyor ve yavru fok dev balığın burnuna oturuyor.

Görenleri hayrete düşüren kareyi vahşi doğa fotoğrafçısı Chris Fallows çekti. Fotoğrafın çekildiği Seal Adası yakınları, yaklaşık 64 bin fok ve büyük beyaz köpekbalıklarına ev sahipliği yapıyor.Yavru fokun mucizevi kurtuluşunu gösteren anı bir tekne gezisinde yakalan Fallows, “Turistler gördükleri karşısında donup kaldı...

Yavru Fok Kaçtı

Dev köpekbalığının burnunda göğe yükselen yavru fok, avcısının ağzına düşmekten kurtulduktan sonra hemen suyun derinliklerine dalarak yetişkin fokların yanına yüzdü. Ancak yavru fokun peşine düşen köpekbalığından kurtulup kurtulmadığı bilinmiyor.Yaklaşık 30 yıllık ömrü olan büyük beyaz balıklar, yedi metre boya ulaşabiliyor. Köpekbalıkları, foklar dışında en çok diğer balıkları ve deniz kuşlarını avlamayı tercih ediyor.

Köpekbalıklarının doğal besinleri arasında büyük balıklar, bazı deniz memelileri, büyük mürekkep balıkları ve diğer köpekbalıkları yer alır.

Köpekbalıklarının milyonlarca yıldır hayatta kalmalarının sebeplerinden biri de diş ve çene yapılarıdır. Dişler alt ve üst çenede 4 ya da 5 sıra halinde dizilir ve sayıları türlere göre değişir. Bu dişlerin hemen arkasındaysa “yedek dişler” diyebileceğimiz dişler bulunur. Beslenme sırasında hayvanın dişleri kırıldığında yerini bu dişler alır. Bu hızlı değişim birkaç günle birkaç hafta arasında olabilir.

Köpekbalıklarının diğer canlılara üstünlük sağlamalarına yarayan bir başka özellikleriyse duyu organlarıdır. Koku alma ve işitme duyuları iyi gelişmiştir. Kan kokusunu 3 km uzaktan alabilirler. Acaba bundan dolayı mı köpekbalığı denmiş? Gerçi ısırma eylemini de unutmamak gerekir.

Çok küçük sesleri duyabilir ve geldiği yönü tayin edebilirler (Insan sualtında sesi duyar ama geldiği yönü tayin edemez). Görme duyuları pek gelişmemiştir. Zaten genelde derin sularda yaşadıkları için, görme duyularını pek kullanmazlar. Vücutlarının yan tarafında bir çizgi şeklinde bulunan ve “yanal organ” denen duyu organlarıyla manyetik alanları algılayabilir, yön tayini yapabilir (özellikle bulanık suda) ya da yaralı bir balığın çıkardığı titreşimleri saptayabilirler.


Kaynak : Ntvmsnbc / Ekoloji Magazin Dergisi (10 Mart 2012,12:26)


nötrino 12 Mart 2012 11:19

Metan Gazından Enerji Elde Eden Midyeler
 
Doğalgaz ve Kükürtle Beslenen Midyeler

Teksas Üniversitesinde J. M. Brooks ve meslektaşları, Meksika Körfezi’nde 250 km açıkta, 600-700 metre derinlikte tabii bir gaz olan metandan enerji elde etme özelliğine sahip bir midye türü keşfettiler. Bu midyeler metanın suya karıştığı deniz dibindeki hidrokarbon sızıntıları civarında yaşamaktaydı. Midyelerin bu garip yiyecekle beslenmeleri, solungaçlarında yaşayan bir tür bakterinin metanı sudan alıp ayrıştırarak enerji ve gıda ihtiva eden organik karbon bileşikleri üretmesi esasına dayanıyordu. Midyeler ve ev sahipliğini yaptıkları bakteriler, bir organizma ile bir bakteri arasındaki simbiyozun ilk örneği idi.

Midyelerin istifade ettikleri hidrokarbon sızıntı kaynakları, Meksika Körfezi ve Kaliforniya kıyısı açıklarında bol miktarda bulunabiliyordu. Kimi araştırmacılar, bu tür kaynakların gelecekte enerji ve yiyecek üretiminde kullanılabileceğini ileri sürmektedirler.

Araştırmacılara göre, midyeler sadece solungaçlarındaki hücrelerde olmak üzere büyük miktarda metan tüketmekteydiler. Bunun nedenini öğrenmek için midyelerin solungaçlarını elektron mikroskobu altında incelediklerinde, hücreler içindeki boşluklarda çok sayıda yuvarlak yapılı bakteriler olduğunu gördüler. Bu bakteriler “methanotroph” isminde, metan ile beslenen, kendi halinde yaşayan, bakterininkine benzer zarlara sahiptiler. Bakteriler, su içinde çözünmüş halde bulunan metanı kolayca alabilecekleri şekilde, solungaç yüzeyine yakın duruyorlardı. Bu midye-bakteri ortak yaşamından midye, ihtiyacı olan organik karbon bileşiklerini sağlamaktadır. Güneş ışığı, okyanusların derinlerine nüfuz edemediğinden, derin sulardaki canlılar için enerji temininin temelini fotosentez teşkil etmez. Mikrobiyolog Holger Jannasch’a göre fotosentezin mümkün olmadığı derinliklerde canlılar, gıdalarını kemosentez yoluyla temin edebilirler.

Kükürt Ile Beslenen Canlılar

Dipteki hidrotermal çatlaklardan çıkan kükürt, metandan daha önemli bir enerji kaynağıdır. Sıcak suyun yerkabuğundan dışarı fışkırdığı hidrotermal çatlaklarda büyük miktarlarda kükürtlü gazlar bulunur ve bazı bakteriler hidrojen sülfür ve thiosülfat’ı enerji elde etmede kullanırlar. Dev istiridyeler ve sindirim sistemi bulunmayan uzun yuvarlak solucanlar gibi, kompleks yapılı organizmalar da, kükürdü çözebilir ve kendi vücutlarında yaşayan simbiyozların yardımıyla kükürtten istifade edebilirler. Mesela mavi midye thiosülfat, yuvarlak solucan ise hidrojen sülfür tüketir. Solucanlar, çatlak ağzının hemen yakınında hidrojen sülfür’ün bol miktarda bulunduğu bölgelerde yaşarlar. Aslında, canlıların tükettiği maddelerdeki bu farklılık çatlak civarında yaşadıkları bölge ile yakından alakalıdır.

Kompleks yapılı canlılar, ihtiyaçları olan karbonu, etraflarındaki suda bulunan kemosentetik bakterileri filtre ederek sağlarlar. Fakat canlıların büyük bir kısmı (Jannasch’a göre yaklaşık % 90’ı) daha avantajlı bir özelliğe sahiptirler. Bunların ihtiyacı olan karbon bileşiklerini üreten bakteriler, kendi vücudunda mevcuttur ve böylece yiyeceklerini yakalamaya çalışmak mecburiyetinde kalmazlar.


Kaynak:New Scientist (Mart 1990)


nötrino 14 Mart 2012 11:03

Zırhlı Balık ve Uçan Kertenkele
 
120 Milyon Yıllık Kavga



Bilim insanları, bir zırhlı balığın, uçan kertenkeleyi avladığı anı gösteren 120 milyon yıllık fosil buldu.

Almanya'da bir zırhlı balık ile uçan kertenkele kavgasını gösteren 120 milyon yıllık fosil bulundu. Almanya’nın Bavyera bölgesinde bulunan fosil, kanatları olmasına rağmen aspidorhynchus olarak bilinen etçil balığın avı olmaktan kurtulamadığını gösteriyor.

Uçan kertenkelenin kanatları, yaklaşık 63 santim uzunluğundaki balığın ağzına sarılmış bir halde bulundu. Kanat açıklığı neredeyse 68 santim olan kertenkelenin, balığın ağzını makara gibi sarmaya çalıştığı düşünülüyor.

Fosilin tasvir ettiği hayatta kalma mücadelesinin yanı sıra, ortaya çıkan en ilginç detaylardan biri, kertenkelenin boğazında çok küçük bir balığın, leptolepides’in bulunması.



Bu da, kertenkelenin henüz yemeğini sindiremeden, bir başkasının avı olduğu anlamına geliyor. Ancak bilim insanları, bugün var olmayan zırhlı balığın uçan kertenkeleyi genelde tercih etmediğini ve yanlış bir saldırı düzenlemiş olabileceğini düşünüyor.

Yanlış Saldırı Düzenlenmiş Olabilir

Fosili inceleyen araştırma ekibinde yer alan Eberhard Frey, “Zırhlı balık ile uçan kertenkele normalde birbirleriyle hiç ilgilenmez” dedi.

Karlsrueh kentindeki Eyalet Doğal Tarih Müzesi yetkilisi Frey, “Sanıyorum ki bu karşılaşma her iki tür için öldürücü oluyordu... Balıklar, çok akıllı olmadıkları için ne yediklerine dikkat etmeyebiliyor” dedi.

Araştırmacılar, balığın baş edemediği kertenkele ile düşük oksijenli suya düştüğünü ve burada boğulduğunu tahmin ediyor.


Kaynak:Ntvmsnbc(13 Mart 2012,13:21)


nötrino 14 Mart 2012 12:25

İlk Siyah Ayaklı Kedi Vaşak: Chrystal
 
Laboratuar Ortamındaki Embriyodan Meydana Gelen Vaşak



Nesli tükenmek üzere olan bir vaşak türünün mensubu olan Chrystal, laboratuvar ortamında döllenen embriyodan dünyaya gelen ilk 'siyah ayaklı kedi'...

ABD'de bir ev kedisinin karnında hayata merhaba diyen Chrystal, laboratuar ortamında döllendikten sonra dünyaya gelen ilk ''siyah ayaklı kedi'' oldu.

Dünyada kedigiller familyasının en küçük bireyleri arasında yer alan, boyları ev kedilerinden bile küçük olan siyah ayaklı kedi türü Afrika'daki en küçük vaşak türü olarak biliniyor.



Nesli tükenmekte olan türler hakkında bilimsel araştırmalar yapan Audubon Center for Research of Endangered Species adlı kuruluştan Earle Pope, Chrystal'ın 6 Şubat'ta kendi kuruluşlarının New Orleans kentindeki kompleksinde dünyaya geldiğini belirtti.

Nesli Tükenen Türlere Çare Olabilir



Pope, Chrystal'ın, sayıları azalan türlerin embriyolarının başarıyla ev kedilerinin rahmine yerleştirilebileceğinin bir kanıtı olduğunu vurguladı.



Halen Güney Afrika'da yaşayan ve adını siyah renkleriyle dikkati çeken ayak tabanlarından alan bu vaşak türünden dünyada sadece 10 bin kadar kaldığı sanılıyor.


Kaynak:AA(14 Mart 2012,11:23)


nötrino 15 Mart 2012 13:02

Arı Gözünün Görme Kapasitesi
 
Arı Gözü Nasıl 360° Görür ?

Arılar üzerinde araştırmalar yapan bilim insanları, arıların güneşin ultraviyole ışınlarından bulutlu havada bile yararlanarak bulunduğu yeri belirleme, yön bulma ve diğer arılara besinlerin bulunduğu yeri tarif etme özelliği ve bilgisine sahip olduklarını keşfetmişler. Üstelik arılar bunu, tüm gün değişen güneş konumuna rağmen yapabilmekte, yani güneşten yararlanarak hesap yapabilmekteydi…

Arıların Güneş’ten faydalanabilme özelliklerini fark eden bilim insanları, yön tayinleri konusunda araştırmalar yapmaya başlamışlardır. İlk olarak arıların göz yapısı incelenmiş ve gözlerinin bu hesaplamaların yapılmasını sağlayacak bir tasarıma sahip olduğu bulunmuştur

Arıların çok özel bir göz yapıları vardır. Arı gözlerinde “ommatidia” adı verilen, 6.900′er adet birbirinden ayrı görme işlemi yapan bölüm vardır. Bu bölümlerin her biri kendi başına bir göz gibi hareket eder. Bunlar bir kutudaki kamışlar gibi biraraya toplanmışlardır. Ayrıca her biri dışta küçük konveks ve şeffaf bir lensle biter. Bu lensler de gözün cam gibi elips biçimindeki dış kabuğunu oluştururlar. Arıların başlarının iki yanında bulunan birleşik gözlerinin dışında, kafalarının üzerinde de 3 basit gözleri bulunur. Kafa üzerinde yer alan bölümlerin ışığın şiddetinin ölçülmesi için kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Ayrıca bu binlerce “gözcük” sayesinde arılar yüzlerce görüntüyü yakalayarak 360 derecelik etrafının tamamını görür. Tüm gözler arının beynine her saniye 70.000 kadar görüntü gönderir ve burada bulunan optik sinir merkezi bu görüntüleri değerlendirerek, arının yön ve yeri konusunda karar vermesine yardımcı olur.Arının bu sistemi insanın görme sisteminden 10 kat daha üstündür.

Arı gözünün insan gözüne göre iki üstünlüğü daha vardır:

1- Ultraviyole ışınlarını görme

2- Işığın polarizasyonunu ayrıştırma

İşte bu özellikler, arıların hem etrafının tamamını görmelerini hem de Güneş’in yerini ve açısını tesbit etmelerini sağlayan özelliklerdir. Bu sayede arılar, Güneş ilerledikçe kovanda diğer arılara yapacakları tarifin yönünde düzeltme yaparak hedefin yönünü hatasız olarak belirleyebilirler.

“Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver..” [Nahl Suresi, 68.Ayet]


Kaynak:İlim ve Bilim (23 Ocak 2011)


nötrino 16 Mart 2012 12:45

Sirke Sineklerinin Beynindeki Nöropeptid Molekülü
 
Reddedilen Sinek Kendini Alkole Vuruyor



Ünlü Amerikan bilim dergisi 'Science'' dergisinde yayımlanan bir araştırmada dişileri tarafından reddedilen erkek meyve sineklerinin alkol oranı yüksek yiyeceklere yöneldiği belirlendi.

Dişilerin reddettiği erkek meyve sineklerinin kendilerini ''Alkole vurduğu'' belirlendi.ABD'nin California Üniversitesi'nden bilimadamlarının yaptığı araştırmada, ''Sirke sinekleri'' de denilen meyve sineklerinin (Drosophila melanogaster) beynindeki nöropeptid F molekülünün, hayvanlar ''Tatmin'' olduğunda arttığı, aksi durumda azaldığı, dolayısıyla, ''Mutlu erkek sineğin'' alkol oranı yüksek yiyecekleri genellikle tercih etmediği ve beynindeki molekül seviyesinin yüksek olduğu belirtildi.Reddedilen erkek sineklerin ise alkol oranı yüksek yiyecekler tükettiği ve beyinlerindeki nöropeptid molekülü seviyesinin düşük olduğu görüldü.

Deney için bilimadamları önce erkek meyve sineklerini çiftleşmeye hazır dişilerin bulunduğu cam kafese koydu. Daha sonra, önceden çiftleşmiş dişiler ve yeni erkek sinekler de kafese koyularak dişilerin yeni erkekleri reddetmesi sağlandı.Erkek sinekler, birinde normal yiyeceğin, diğerinde yüzde 15 alkol içeren yiyeceğin bulunduğu iki ayrı kutuya konuldu.

Reddedilen erkek sineklerin alkol içeren, reddedilmeyenlerin ise normal yiyecekten tükettiği ayrıca hayvanların beynindeki nöropeptid F seviyelerinin de farklı olduğu anlaşıldı.

Araştırmaya imza atanlardan Ulrike Heberlein, insanlarda da nöropeptid Y olarak adlandırılan kimyasalın bulunduğunu, dolayısıyla araştırmanın, alkol ya da madde bağımlılığı konusundaki yeni tedavilere ışık tutabileceğini vurguladı.

Heberlein, ''nöropeptid Y'lerin alkol ve madde bağımlılığına iten psikolojik durumda rol oynadığından yola çıkarak, beyinde bu moleküllerin yeterli ve sabit kalmasını sağlamak için alıcıları etkisiz hale getiren tedaviler geliştirilebileceğini'' ifade etti.

Bilimadamı, nöropeptid Y'lerin anksiyete, bazı psikolojik bozukluklar ve obezite üzerindeki etkisini test etmek amacıyla klinik araştırmaların yapıldığını belirtti.


Kaynak:AA/Science(15 Mart 2012,22:39)


nötrino 16 Mart 2012 12:53

Leopar Kurbağalarının Yeni Bir Türü
 
Yeni Bir Kurbağa Türü Bulundu

http://cdn1.cnnturk.com/handlers/file.ashx?FileID=580712&Width=292&Height=0&BlackWhite=False&Quality=80

Biliminsanlarının, New York kenti ve civarında yeni bir kurbağa türü bulduğu bildirildi.

New York Times gazetesinin internet sitesinde yer alan haberde, leopar kurbağalarının yeni türü olan kurbağanın Staten Island bölgesinde açık alanda görüldüğü belirtildi. Biliminsanları, dünyanın en kalabalık kentsel bölgesinde yeni bir kurbağa türünün bulunmasının büyük sürpriz olduğunu bildiriyor.

Biliminsanları, yeni kurbağa türünü gösterdikleri özellikler nedeniyle uzun süre güney leopar kurbağalarıyla karıştırdıklarını ifade etti.


Kaynak:CNN(15 Mart 2012,16:23)


nötrino 16 Mart 2012 13:02

Küçük Deve Fosilleri
 
Uzun Burunlu Küçük Deve Fosilleri

Panama'da yaklaşık 17 milyon yıl önce uzun burunlu küçük develere ait 5 fosil bulundu."Journal of Vertebrate Paleontology" dergisinde yayınlanan makaleye göre, bilimadamları, yaklaşık 17 milyon yıl önce Panama kanalında tropik yağmur ormanlarında yaşayan uzun burunlu küçük develere ait 5 fosil buldu.

Fosillerden 4'ü en fazla 1 metre uzunluğundaki daha büyük bir türe ait iken, bilimadamları, diğerinin, 60 santimetre uzunluğunda olduğunu, develerin hörgüçlerinin bulunmadığını, dişlerinin timsahlarınkine benzediğini açıkladılar.

Florida Üniversitesi'nden araştırmacı Aldo Rincon'un, fosilleri, Panama kanalının yeni kargo gemilerine yer sağlamak için genişletilmesi çalışmaları sırasında bulduğu belirtildi.

Rincon ile birlikte Panamalı ve Amerikalı diğer bilimadamlarının, bölgede yaptıkları incelemelerde tarih öncesi dönemden kalma at, kaplumbağa ve kılıçbalığı fosillerine de rastladıkları bildirildi.

Smithsonian Tropik Araştırma Enstitüsü'nde görevli bilimadamı Carlos Jaramillo, bölgede "küçük bir köpeğe" benzeyen bir deve bulmayı asla ummadıklarını ifade ederek, "Bu gerçekten bir sürpriz oldu" dedi.

Bilimadamları, develerin, keskin dişlerini gür bitki yapraklarını ve meyveleri yemek için kullandıklarına inanıyor.Araştırmacılar, uzun süredir Panama kanalının 3 buçuk milyon yıl önce oluştuğunu düşünüyordu, ancak bir deve türünün 17 milyon yıl önce bölgede yaşadığının keşfedilmesiyle bu hipotez sorgulanmaya başladı.


Kaynak : CNN / Journal of Vertebrate Paleontology (15 Mart 2012,12:59)


nötrino 17 Mart 2012 11:23

Mürekkep Balığının Gözü
 
Dev Gözlerin Sırrı Çözülüyor



10 Şubat 1981'de çekilen bu fotoğrafta, kafasının büyük kısmı köpekbalıkları tarafından yenen ancak canlı bulunan dev mürekkep balığı görülüyor.

Bilim insanları, tüm canlılardan en az üç kat daha büyük göz küresine sahip olan dev mürekkepbalığının neden bu kadar büyük gözlere sahip olduğunu anlamaya çok yakın.

Araştırmacıların bilgisayar modelleri üzerinde yaptığı yeni analizler, mürekkepbalığının 28 santimetre genişliğindeki gözlerini, en büyük düşmanı ispermeçet balinalarının karanlıkta bıraktığı parlaklığı takip etmek için kullandıklarını öne sürdü.

En son teoriden bahseden araştırma, Current Biology dergisinde yayımlandı. İsveç’in Lund Üniversitesi’nden Dan Eric Nilsson, “İspermeçet balinaları, yemek bulmak için okyanusların derinliklerine daldığında keskin manevralar yapamıyor. Avlarının, yaklaştıklarını fark etmemesi gerekiyor” dedi.

Nilsson, “Analizler, dev mürekkep balığı gözlerinin, ispermeçet balinalarını 120 metre öteden fark edebildiklerini gösterdi. Böylece kaçmak için fırsat buluyor olmalılar” dedi.

Dev mürekkep balıkları, bilinen en büyük kafadan bacaklı canlı. Olgun bir dev mürekkep balığı, sekiz uzun kol ve iki anteni hesaba katılmadan, 2,5 metre uzunluğa erişebiliyor. Ayrıca, dünyanın en büyük gözlerine sahipler.

Dev mürekkep balığının gözlerinin genişliği 28 santimi bile geçebiliyor. Işığı algılamakta çok güçlü olduğuna inanılan bu gözleri, büyüklükte kılıçbalığı ve balinalar takip diyor. Her iki canlının gözlerinin genişliği 9 santimetre civarında.

İncelenmesi En Zor Canlı

Bilim dünyası için dev mürekkep balıklarının neden bu kadar büyük gözlere sahip olduğunu anlamaya çalışmak yıllardır devam eden bir mücadele. Okyanusların 600 metreyi aşan derinliklerinde yaşayan bu canlıları gözlemlemek başlı başına zor bir iş. Öyle ki, bugüne kadar incelenebilen dev mürekkep balığı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Nilsson, “Hayatta olduğum sürece bir araştırmacının bu canlılardan birini etiketleyeceğini sanmıyorum... Dünya’daki gözlemlemesi en zor canlılardan biri dev mürekkep balıkları” dedi.

Bilim dünyasını heyecanlandıran gelişmelerden biri, Şubat 2007’de, Yeni Zelandalı bir balıkçının şans eseri dev bir mürekkep balığını yakalamasıyla yaşandı. Balıkçı, dev mürekkep balığını dondurdu ve Nilsson, 2008’de canlının gözlerini geçmişte hiç olmadığı kadar yakından inceleme fırsatı buldu.

Nilsson ve dört meslektaşı, ellerine alıp inceledikleri ve bilgisayar modellerini oluşturdukları gözler hakkında birçok bilgi elde etti. Dev gözlerin yakın görüşü iyi değildi ancak dev retinaları hiçbir canlıda olmayan bir özellik sunuyordu: Karanlıkta oluşan parlaklığı 120 metre öteden fark edebilmek.

Plankton gibi okyanuslarda en çok bulunan mikro canlılar, rahatsız edildiklerinde ışık saçabiliyor. İspermeçet balinaları ise av için derinliklere daldıklarında ışık saçıyor. Dev mürekkep balığı, sağır olduğu için balinanın çıkardığı yüksek sesleri algılayamıyor ve hayatta kalmak için gözlerini kullanıyor.

Elektrik Faturası Çok Yüksek

Nilsson, dev gözlere sahip olmanın devasa mürekkep balığı için çok maliyetli olduğuna dikkat çekti: “Sinekler görebilmeleri sağlayan sinir hücreleri için elektriklerinin yüzde 20’sini harcıyor... Dev mürekkep balıkları için bu oran nedir bilmiyorum ama böyle gözlere sahip olmak çok maliyetli olmalı” dedi.

Nilsson, ileride daha fazla dev mürekkep balığı ve başka okyanus canlıları yakalamak istediklerini söyledi. Bilim dünyası böylece, okyanuslardaki canlıların neleri görüp göremediklerini anlayarak ekolojilerini daha iyi anlamayı amaçlıyor.



İspermeçet balinası derine dalarken, okyanus karanlığına ışık saçıyor.


Kaynak : Ntvmsnbc / Current Biology (16 Mart 2012,17:44)


nötrino 17 Mart 2012 11:32

Mamut Klonlama Projesi
 
Klonlamaya Rusya Engeli



Güney Koreli ve Rus bilim insanlarının mamut klonlama projesi Rusya'nın engeline takıldı. Rusya, Sibirya’da bulunan mamut kalıntılarının kullanılmasına izin vermedi.

Güney Koreli ve Rus bilim insanları nesli tükenmiş bir fil türü olan mamutu klonlamak için bir proje başlatmıştı. Klonlama işleminde, Sibirya'da bulunan 10 bin yıllık tüylü mamut kalıntılarındaki doku örneklerinin kullanılması öngörülüyordu. Ancak Rusya, bu yıl hayata geçirilmesi planlanan projede mamut fosillerinden doku örneklerinin kullanılmasına izin vermeyeceğini açıkladı.

Mamut klonlama projesi, bilim insanları Güney Koreli Hvang Voo Suk ve Rus Vasili Vasiliev tarafından hafta başında duyuruldu. Bilim insanları, ilk aşamada mamuta ait kalıntılardan kök hücre elde etmeyi planlıyordu.

Canlıların genetik bilgilerinin yer aldığı hücre çekirdiğinin daha sonra Hindistan'da yaşayan dişi bir file yerleştirilmesi ve bu şekilde mamutun genetik özelliklerinin file aktarılması hedefleniyordu.

Projenin mimarlarından Güney Koreli bilim insanı Hvang Voo Suk daha önce bir skandala karışmıştı. Hwang'ın 2005 yılında bir köpeğin klonlanması projesinde, insana ait doku örneği kullandığı öne sürülmüştü.


Kaynak : DW Türkçe (17 Mart 2012,10:41)


nötrino 24 Mart 2012 13:26

Timsahların Yuvaları
 
Timsah Yuvasını Nasıl Hazırlar?

http://www.populerbilgi.com/hayvanlar/timsah/timsah.jpg

Dişi timsah yavrusunu özenle taşır.

Florida Everglades'de yaşayan dişi timsah, yumurtaları için çok farklı bir yuva hazırlar. Önce çürümüş bitkileri çamurla karıştırır ve bu bitkilerden yaklaşık 90 cm. yüksekliğinde bir tepecik yapar. Tepeciğin üzerinde bir çukur oluşturur ve bu çukurun içine birkaç düzine olan yumurtalarını yerleştirir. Yumurtaların üzerini ise yine topladığı bitkilerle örter.

Sonra yumurtaları için tehlike oluşturabilecek hayvanlara karşı yuvayı gözetlemeye başlar. Yumurtalar çatlamak üzereyken yavruların seslerini duyan timsah, yuvanın üzerindeki bitkilerden oluşan örtüyü kaldırır. Yavrular hızla yukarı doğru tırmanırlar ve anne timsah yavrularını ağzına alarak onları suya kadar ağzının içindeki kesede taşır.


Kaynak: Popülerbilgi


nötrino 26 Mart 2012 13:52

Megalara Garuda Eşek Arısının Yeni Bir Türü
 
Yeni Bir Eşek Arısı Türü Keşfedildi



Endonezya’nın Sulawesi adasında, toprak kazıcı Megalara garuda eşek arısının yeni bir türü keşfedildi. Araştırmacılar, dev bir çeneye sahip olan arının dört santim boya ulaşabildiğini belirtti.

Megalara garuda, sadece Endonezya’nın Sulawesi adasında yaşayan bir canlı. Biyo çeşitliliğin çok yüksek olduğu bu adada 1930 yılında bulunan bir Megalara garuda türü, o tarihten bu yana Almanya’nın başkenti Berlin’de bulunan Museum für Naturkunde müzesinde sergileniyordu. 80 yılı aşkın bir süre sonra bulunan yeni türün erkeklerinde ise devasa bir alt çene bulunuyor.

Bilim insanları, Megalara garuda’nın yeni türünü elde edebilmek için Sulawesi’deki ağır hava şartlarına katlanmak zorunda kaldı. California Üniversitesi’nden entomolojist (böcekbilimci) Lynn Kimsey, “Adanın Megalara garuda karıncasının yaşadığı kısmı, yılda bin santimetre civarında yağış alıyor... Sulawesi’de bir kuru bir de yağışlı mevsim var. Kuru mevsimde yağmur sadece öğlen saatlerinde yağıyor... Bir keresinde iki dönüm genişliğinde bir örümcek ağı görmüştük. Buradaki yetişkin örümceklerin boyu altı santimi geçebiliyor” dedi.

İğne Kullanmıyor

Megalara garuda’nın yeni türünü keşfeden bilim insanları, yeni karıncayı henüz inceleyecek vakit bulamadı. Bu yüzden, ZooKeys dergisinde yer alan araştırma yazısında, karıncanın ağırlıklı olarak sadece çenesi hakkında bilgi verildi. Makalede, yeni türün erkeklerinin, kurbanlarını çenesiyle saf dışı bırakabildiğine dikkat çekilerek, düşmanını iğnesiyle öldüren eşek arılarında ilk kez farklı bir saldırı şekli kullanıldığı vurgulandı.



Bilim insanları, Megalara garuda’nın dişilerinin çok küçük ve çenesiz olduğunu, bu sebeple dev çeneli erkeklerin çiftleşmek için başka bir tür karınca seçiyor olabileceğini belirtti. Erkek karıncaya saldırı için olduğu kadar büyük bir savunma kabiliyeti de veren çene, bilim dünyasını şaşırttığı gibi canlılara ait henüz keşfedilmemiş birçok özellik olduğuna işaret ediyor.





Kaynak: Ntvmsnbc / ZooKeys (26 Mart 2012,12:14)


nötrino 27 Mart 2012 12:36

Keşfedilen En Küçük Kurbağa:Paedophryne Amauensis
 
Dünyanın En Küçük Kurbağası 7 mm Boyunda

http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2012/01/12/120112052605_smallest_frog_304x171_ritmeyeretal_nocredit.jpg

Amerikalı bilim insanları şimdiye dek tesbit edilmiş en küçük kurbağayı bulduklarını düşünüyorlar.

Papua Yeni Gine'de bulunan kurbağanın 7 milimetre boyunda olduğu bildirildi.Latince adı paedophryne amauensis olan kurbağanın çok küçük olması ve toprak rengini andıran derisi, canlının bulunması sürecini bir hayli zor hale getirdi.Araştırma ekibinde yer alan, Louisiana State Üniversitesi'nden Chris Austin, küçük kurbağanın varlığından sese dayalı bir yöntem sayesinde haberdar olduklarını belirtti.

Araştırma kapsamında, Papua Yeni Gine'deki ormanlarda kaydedilen seslerin analiz edilmesi sonucu farklı canlıların çıkardıklar sesler ayrıştırıldı.Chris Austin bu sesler arasından ayırt edemedikleri bazılarının kaynağına indiklerini ve bu bölgedeki bitki örtüsünü poşetlere doldurduklarını belirtti.

Daha sonra incelenen yaprak ve diğer bitkilerin arasında zıplayan yedi milimetre boyutundaki kurbağa ile karşılaşmak araştırma ekibini şaşırtmış.Papua Yeni Gine'nin bazı noktaları Madagaskar ile birlikte dünya üzerindeki en zengin yaşam formlarına ev sahipliği yapıyor.Bu bölgelerde daha önce keşfedilmemiş canlılar bulunduğu tahmin ediliyor.


Kaynak:BBC (12 Ocak 2012,12:45)


nötrino 27 Mart 2012 18:10

Kedilerin En Belirgin Özelliği : 4 Ayak Üzerine Düşmek
 
Kediler Ölümcül Düşüşlerden Nasıl Kurtuluyor?



Biyologlar kedilerin büyük sırrını açıkladı.

Kedilerin en dikkat çekici özellikleri, şüphesiz çok yükseklerden düşmelerine rağmen sadece ufak yaralanmalarla hayatta kalabilmeleri. ABD’nin Boston kentinde haftasonu bir gökdelenin 19’uncu katından düşen ama göğsüne aldığı ufak yaralarla kurtulan Sugar adlı kedi, bu gerçeğin en son örneklerinden biri.

Kedilerin çok yükseklerden düşmelerine rağmen hayatta kalmalarının sırrı ağaçlarda yaşayan ve daldan dala sıçrayarak hayatta kalan dev kedilerin, yani aslan, kaplan, çita ve jaguarların soyundan gelmelerine dayanıyor. Kısaca evcil kediler,çok yükseklerden düşmelerine rağmen hayatta kalmalarını sağlayacak biyolojik özelliklere sahipler. Peki bu özelliklerini nasıl kullanıyorlar?

BBC’nin haberine göre kediler, vücut ağırlıklarına oranla daha fazla alan kaplayan canlılar. Bu özellikleri, yere çaptıkları zaman maruz kaldıkları şiddetin azalmasını sağlıyor. Ayrıca, kedilerin düşüş hızı, insan veya at gibi daha büyük canlıların düşüş hızına kıyasla oldukça düşük. Örneğin, havada kol ve bacaklarını gererek çaresizce denge sağlamaya çalışan ortalama büyüklükteki bir kedinin düşüş hızı 96 km iken, yetişkin bir insan için aynı hız 192 km, yani kedinin iki katı.

Biyologlar, kedilerin hangi yönün aşağı olduğunu hissetlemelerini sağlayan içgüdüleri olduğunu belirttiler. Böylece, kediler aslında havada sadece çaresizce gerilme hareketleri yapmıyor, yeterli zaman bulabilmeleri halinde, yere 4 ayak üzerinde inebilmek için vücutlarını çevirebiliyor. Kuyrukları, vücut hareketiyle dönerek ayaklarının pozisyon alması için önemli rol oynuyor.



Kedilerin hayatta kalmasını sağlayan son özellik, havada devreye giren refleksleri. Ayaklarını en doğru yere basarak, yere iniş anında ortaya çıkan şiddeti vücuda yansımadan emiyor. Dahası, kedilerin kas yapıları kinetik enerjiyi o kadar iyi yayıyor ki, kemikler çarpma şiddetinden dolayı kırılmıyor. İnsan gövdesinden doğrudan uzayan bacaklar yerine, kedilerin bacakları vücutlarından belli bir açıyla uzanıyor. Böylece, kedilerin bacakları, çarpma anında şiddeti dağıtan ve ölüm riskini azaltan bir diğer faktör oluyor.

BBC’ye konuşan Virginia Tech Üniversitesi’nden Jake Socha, çok yükseklerden düşen ancak kurtulan çok sayıda kayıt bulunduğunu belirtti. 1987’de yapılan bir araştırmada, o yıl çok yüksek mesafeden düştüğü için New York acil veteriner kliniğine getirilen 132 kediden 118’inin hayatta kaldığı belirtildi. Bu kedilerden sadece 43’ü acil yardıma ihtiyaç duydu. Hatta bir tanesi, 32’inci kattan düşmesine rağmen sadece birkaç kırık diş ve akciğer hasarıyla kurtuldu ve 48 saat sonra taburcu oldu.


Kaynak: Ntvmsnbc / BBC (27 Mart 2012,16:57)


nötrino 30 Mart 2012 19:12

Arı Kolonilerindeki Azalış / Neonikotinler
 
Arıların Katili Bulundu


Bilim insanları, dünya genelinde arı kolonilerindeki endişe verici azalmanın nedenini bulduklarına inanıyor. Science ve Discover dergilerinde yayımlanan iki yeni araştırmaya göre, arı nüfusunun azalmasında sık kullanılan böcek ilaçlar olarak bilinen neonikotinler önemli rol oynadı.

Arı kolonilerindeki hızlı azalışa neden olan neonikotinler, İtalya, Almanya ve Fransa’nın bazı bölgelerinde yasaklandı. Buna rağmen neonikotinler dünyada en çok kullanılan böcek ilaçlarından biri olmaya devam ediyor. Neonikotinlerin kapsamına giren imidacloprid, 120 ülkede 140’tan fazla tahılın ilaçlanmasında kullanılıyor.

Yapılan iki araştırma, neonikotinlerin arıları hemen öldürmediğini, ilacın bu nedenle kolonilere yayıldığını ve kolonilerin tümden çökmesine neden olduğunu ortaya koydu.

Bilim insanları, böcek ilaçlarının yanı sıra, arıların parazit, virüs, yetersiz gıda veya cep telefonlarının yaydığı radyasyona kurban gidiyor olabileceklerini de öne sürmüştü.

Kraliçe Arılar Ölüyor

İngiltere’de yapılan ilk araştırmada, 75 yabanarısı kolonisi 14 gün boyunca çeşitli dozlarda neonikotinlere maruz bırakıldı. Bal arıları, kolonileri en çok azalan arı türüyken, yaban arılarında da önemli bir koloni kaybı tesbit edilmişti. Arılar altı hafta boyunca tarlalarda gezindikten sonra yapılan ölçümlerde, kolonilerin yüzde 8 ile yüzde 12 arasında küçüldüğü gözlemlendi.

Ayrıca, ilaca maruz kalan kolonilerdeki kraliçe arıların sadece bir veya iki tane olduğu tesbit edildi. Normalde, kolonilerdeki arı kraliçelerin sayısı 14’e kadar çıkıyor. Yaban arıları, kışları ölüyor ve bahar geldiğinde kraliçe arı yeni bir koloni kuruyor. Ancak neonikotinlerin kraliçelerin sayısını ciddi olarak azaltması, arı kolonilerinin ne kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Yön Bulma Kabiliyetleri Kayboldu


Discover dergisinde yayımlanan ikinci bir araştırma, Fransız araştırmacılar tarafından gerçekleştirildi. Araştırmacılar, arılara yerleştirdikleri RFID (radyo frekanslı kimlik tanımlama) çipleriyle, koloniye sağ salim dönmeyi başaran arıları tesbit etti. Belli bir süre sonunda, ilaca maruz kalmayan kolonilerdeki geri dönüş oranı yüzde 81.6 olurken, ilaca maruz kalan kolonilerde bu oran yüzde 56.8 olarak belirdi.

Nüfus modellerine göre, bu orandaki azalmanın koloninin çökmesine neden olabileceği ifade edildi. Araştırmacılar, neonikotinlerin, arının beynini etkileyerek yön bulmasını da zorlaştırdığına dikkat çekti.

İki araştırmada elde edilen veriler, neonikotinlerin arı nüfusunun azalmasında büyük rol oyadığına işaret etse de, arıların ölmesinde birbiriyle bağlantılı birçok sebep olabileceği ifade edildi. Örneğin, geçmişte yapılan araştırmalar, neonikotinlerin arıları mantar hastalıklarına karşı da zayıf bıraktığını ortaya koymuştu.


Kaynak: Ntvmsnbc / Science , Discover (30 Mart 2012,13:02)


Mira 7 Nisan 2012 12:20

Yunusların dayanılmaz cazibesi...

Yunuslar, balinalarla Cetacea adı verilen aynı memeliler grubuna ait. Onlar da bizim gibi hava almadan yaşayamıyorlar ve suyun altında fazla kaldıkları takdirde ölüyorlar. Bir yunusun su altında en uzun kalma süresi 15 dakikayı geçmiyor. Bilimadamları uzun yıllar yunusların zekâsı üzerinde çalıştılar ve onların ne kadar zeki olduklarını fark ettiklerinde hayretler içinde kaldılar. Kendilerine özel ve çok belirgin bir dil kullanan yunuslar, kendi aralarında mükemmel bir iletişime sahipler. Bu dili çözmek için özel olarak bu konuda uzmanlaşan bilim adamları, bu dilin hiçte diğer hayvanlarınkine benzemediğini, son derece özgün kuralları olduğunu ifade ediyorlar. Yunusların en büyük dezavantajı ne yazık ki görme duyularının, yarasalar gibi, titreşim ve yankılama yoluyla çalışması. Tabii ki bu kadarı onların işini görüyor, fakat görsel hafızalarını çok fazla sınırlıyor. Ancak zeki hayvanları araştıran uzmanlar, onlar hakkında öğrenmemiz gereken daha pek çok şey olduğunu iddia ediyorlar.

En çok nerelerde yüzerler?

Yunusların yaklaşık 50 türü var ve dünyanın hemen her yerine dağılmış durumdalar. En nadir görülen türleri, Amazon Nehri, Ganj Nehri ve bazı Güney Amerika nehirlerinde yaşamaktadır. Şişeburunlu Yunus gibi en çok bilinen türleri ise daha çok Pasifik Okyanusu’nun doğusundaki tropik sularda takılırlar. En fazla sayıda yunusun yaşadığı bölge ise 50.000 yunusu barındıran Japonya açıkları...

Bilmediğimiz bir şey kaldı mı?

  • Etobur olan yunusların favori menüsü ringa, uskumru ve sardalyadan oluşur, çerez niyetine de karidese bayılırlar.
  • Gece hayatlarına çok önem verirler, beslenmek için tercih ettikleri saatler gece saatleridir.
  • Bir yunusla boşuna yarışmayın, hızları 40 km’yi bulur. Ama hızları sizi aldatmasın, sıradan bir yunusun ağırlığı yaklaşık 200 kilo gelir.
  • Sakın boy ölçüşmeye de kalkmayın, yetişkin bir yunusun boyu yaklaşık 2-3 metredir.
  • Çok titizdirler, 2 saatte bir mutlaka derilerinin en üst katmanını yenilerler.
  • Geç anne olmayı tercih ederler, üreme yaşları 12’yi bulur.
  • En çok korktukları 2 şey deniz kirliliği ve balık ağlarıdır.
Bir yunusla hangi hayalimizi gerçekleştirebiliriz?
Yakın bir arkadaşınızın gerçekte bir yunus olduğunu öğrenmek çok eğlenceli olabilirdi, fakat şimdilik yunuslarla en fazla yaşanan macera bir gemi seyahatinde onları birdenbire yanı başınızda sizinle yarışırken bulmak. Bu yarış bazen saatlerce sürebiliyor. Yaşları 14-21 arasında değişen gençler arasında yapılan ''Denizde başınıza gelebilecek en güzel şey nedir?'' araştırmasını ise, gençlerin % 32’si bir yunusla birlikte okyanusta yüzmek olarak cevaplamışlar.

Peki, yanımıza yaklaşanın yunus mu yoksa köpekbalığı mı olduğunu nasıl anlarız?
Eğer yaklaşan buysa siz de ona yaklaşıp boynuna sarılabilirsiniz.
Yok eğer buysa, mümkün olduğunca hızla yüzerek kaçmakta fayda var.



Saat: 06:06
Sayfa 1 / 4

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık