MsXLabs
Sayfa 1 / 7

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Tıp Bilimleri (https://www.msxlabs.org/forum/tip-bilimleri/)
-   -   Sağlık Sektöründe Yeni Teknolojiler, Gelişmeler ve Son Haberler (https://www.msxlabs.org/forum/tip-bilimleri/7166-saglik-sektorunde-yeni-teknolojiler-gelismeler-ve-son-haberler.html)

Hi-LaL 16 Temmuz 2006 08:04

AIDS ilacı tek hapta (13.07.2006 13:11)


AIDS hastalarının çeşitli dozlarda kullandıkları çeşitli ilaçları biraraya getiren hap onaylandı

AIDS hastalarının çeşitli dozlarda kullandıkları çeşitli ilaçları biraraya getiren ve günde 1 kez alınan hap, ABD Gıda ve İlaç Dairesi'nden (FDA) onay aldı.

Atripla adlı hap, FDA'nın daha önce onayladığı 3 ilacı biraraya getiriyor. Bu 3 ilaç da, yine çeşitli ilaçların kokteyli biçimindeydi. İlaç kokteylinin bir hapta toplanmasıyla, AIDS'in bedendeki etkilerinin yavaşlatılması tedavisi kolaylaşır ve ucuzlarken, hastalığın diğer insanlara yayılmasının önlenmesi yönünde de önemli bir adım atılmış oldu. Hasta, çeşitli ilaçları birarada kullanırken zaman zaman bazılarını atlıyor, unutuyor ve bu da bedende, virüsün ilaca dayanıklı formunun gelişmesine ve hastalığın yayılma riskinin artmasına yol açıyor.


Hi-LaL 16 Temmuz 2006 09:06

Morfinden bin kat etkili ilaç (13.07.2006 13:13)

Bir tür deniz salyangozunun zehirinden yapılan ağrı kesici ilaç, İngiltere'de piyasaya çıktı. Tropik sularda yaşayan bir tür deniz salyangozunun zehirinden yapılan ağrı kesici ilaç, İngiltere"de piyasaya çıktı. Filipinler doğumlu olan Utah Üniversitesi Profesörü Baldomera Olivera"nın "Prialt" (Ziconotide) isimli ilacının 20 yıllık araştırmaların sonucu olduğu belirtildi.

Morfinden 1000 kat daha kuvvetli olduğu belirtilen Prialt"ın hiçbir bağımlılığa yol açmadığı ifade edildi. Şiddetli ve kronik ağrılara karşı kesin çözüm sunduğu belirtilen ilacın morfinin yerine geçmesi bekleniyor. İçeriğinden uyuşturucu madde bulunmayan ağrı kesici ilaç, 5 santim büyüklüğündeki zehirli erkek deniz salyangozunun kabuğundan yararlanılarak yapılıyor. Bilimsel adı "Conus Magus" olan salyangoz türü, Pasifik Okyanusu"ndaki kayalıklarda yaşıyor.


Hi-LaL 16 Temmuz 2006 17:40

Karum piyasadan toplanıyor (13.07.2006 13:12)

Sağlık Bakanlığı, Karum (75 mg film tablet) adlı ilacın piyasadan toplatılmasına karar verdi.

Sağlık Bakanlığı, kalp ve damar hastalıklarında kanın akışkanlığını artırmak ve damar tıkanıklığını önlemek amacıyla kullanılan Karum (75 mg film tablet) adlı ilacın piyasadan toplatılmasına karar verdi.

AA muhabirinin Sağlık Bakanlığı yetkililerinden aldığı bilgiye göre, Kanada merkezli Anapharm adlı firma, Sanovel İlaç Sanayi A.Ş. adına ruhsatlı olan ve Klopidorel etkin maddesi içeren Karum (75 mg film Tablet) adlı ilacın, biyoeşdeğerlik analiz çalışmalarının yeni bir yöntemle yinelenmesi yönünde rapor hazırladı.

Rapor doğrultusunda söz konusu ilaç, 16 Ağustos 1986 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ''Farmasotik ve Tıbbi Müstahzar, Madde, Malzeme ve Terkipleri ile Bitkisel Preparatların Geri Çekilmesi ve Toplatılması Hakkında Yönetmelik'' uyarınca piyasadan toplatılacak.

Yetkililer, ilacın çok hassas rahatsızlıklarda kullanıldığını, bu nedenle yeni bir biyoeşdeğerlik analiz çalışması yapılana dek hastaların ellerindeki ilaçlar da dahil olmak üzere toplatılmasına karar verildiğini bildirdiler.


Hi-LaL 16 Temmuz 2006 17:53

Türkiye' nin ilk hücre fabrikası ....
 
Seri hücre üretimi (17.04.2006 08:40)

Türkiye'nin ilk hücre fabrikası ise 2006'da Trabzon'da faaliyete geçecek. Amaç daha iyi tedavi.

İnsan vücudundan yoğun olarak omurilikte, kanda ve bebeklerin kordon kanında bulunan kök hücreler; kan hücrelerinin yanı sıra, kalp kası hücrelerine, beyin hücrelerine, sinir sisteminde nöronlara, kas hücrelerine, kalp kaslarına, karaciğer, kemik, kıkırdak, pankreas hücreleri gibi aklınıza gelen daha birçok hücreye dönüşebileceği yapılan çalışmalarda gösteriliyor. Bu yönüyle kök hücre, bir çok hasta için adeta ‘mucize’ olarak görülüyor ve çalışmaların sonuçlanmasını bekleniyor. Ancak, embriyonik kök hücrelerin kullanımı, bir çok ülkede yasak ve hâlâ tartışma konusu.

Bilim adamları, önümüzdeki 10 yıl içerisinde tıp alanında önemli gelişmeler olacağına, pek çok hastalığın ise “kökten” çözüleceğine inanıyor. “Cell therapy”, yani “hücre tedavileri”yli ilgili sorularımızı yanıtlayan, Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercüment Ovalı, hücre tedavilerinin önümüzdeki yıllara damgasını vuracağını söylüyor: “Örneğin çiçek hastalığı, tamamen kontrol altına alınabildi ve yok edildi. Bu hastalığı yok ederken sorun olan mikroorganizmaya karşı, bir başka organizma hücreleri tedavi amaçlı kullanıldı. Hücre tedavilerine ait ikinci örnek, kan bankacılığında kullanılan, kan ve hücresel kan ürünleridir ve bugün hâlâ yerine kullanılabilecek bir ürün üretilememiştir. Hücre tedavilerinin üçüncü kullanım alanı ise kök hücre nakilleri. Kök hücre nakilleriyle kanserli hastalarda kanser hücresi sağlıklı bir başka hücreyle yok ediliyor. Geçen 20 sene içerisinde kök hücre nakillerinin bize öğrettiği bir şey de, kök hücrenin birçok organın yenilenebilmesinde de kullanılabileceğidir.”

Hücre tedavileri pek çok alanda henüz deneme aşamasında ancak tıpta başarıyla uygulanan alanlar da var. Tıpta uygulanan en başarılı örnekler arasında ise klasik kök hücre nakilleri, anti-aging amaçlı hücre enjeksiyonları, yanıklarda hücre tedavileri, eklem ve kıkırdak hasarlarında hücre tedavileri yer alıyor. Bugüne kadar üniversitede ekibiyle birlikte ciddi kök hücre çalışmaları yapmış olan Prof. Ovalı, çalışmaları şöyle özetliyor: “Üniversitemizde embriyonik kök hücrelerden dokular elde etmeye çalışıyoruz. Örneğin embriyonik kök hücreyi sinir hücresine dönüştürdük, kalp kası yaptık. İnsan vücudundan alınan kök hücrelerle ise farelerde felç tedavisinde olumlu sonuçlar elde ettik. Ayrıca insanların kendi kök hücrelerinden cilt dokusu ve kıkırdak dokusu üretiyoruz.”

Hastalıkların tedavileri açısından en etkili kök hücre tipi embriyonik kök hücreler. Ancak bunların kullanımı hâlâ pek çok ülkede yasak. Bunun en önemli nedeni ise dinsel ve etik kaygılar. Yine de bu çalışmaların önünün açılacağı beklentisi yüksek.

Hücreler fabrikada üretilecek ...

Tüm bu hücre tedavilerinin uygulanabilmesi için özel “hücre üretim tesislerine” ihtiyaç var. Henüz Türkiye’de uluslar arası lisans ve kalite belgelerine sahip özel üretim tesisleri yok. Ancak Prof. Dr. Ercüment Ovalı, 2006’da Türkiye’nin ilk “hücre fabrikası”nı Trabzon’da hizmete açacaklarını söylüyor: “Tedavi amaçlı bir üretim normal laboratuvarlarda gerçekleşmemeli. Bunun için özel hücre üretim tesisimizi mart 2006’da tamamlayacak, yaz sonu itibariyle de hizmete açacağız. Üniversitelerin, kliniklerin ihtiyacı olan embriyonik kök hücre de dahil olmak üzere her türlü hücre tipini sağlayacak, araştırmaların içinde yer alacağız. 2600 metrekare kapalı alanı olan bir üretim fabrikası olacak Türkiye’de. Bunun için 5 buçuk trilyon harcadık. Hücre üreteceğiz. Bu tesiste izinli, üretimi söz konusu olan ürünler üretilecek. Kök hücre nakli yapılan hastaların kök hücrelerinin de özel şartlarda üretilme zorunluluğu var. İkincisi kanserli hastalarda ‘immünoterapi’ yapacağız. Şu an da zaten yapıyoruz.

Türkiye’de hücresel immünoterapi hâlâ yapılamıyor. Çünkü alt yapı yetersiz. İmmünoterapide, kemoterapi, radyoterapi ve diğer tedavilerle tümör kitlesini küçültüyor, geri kalan tümörün yok edilmesi için de bağışıklık sistemi hücrelerine ‘savaşmayı’ öğretiyoruz. Hijyen açısından insanların ‘uzay giysileriyle’ gezecekleri bu tesiste ayrıca bir kordon kanı ve örneğin kanserli hastaların spermlerini saklayabilecekleri bir sperm bankası da olacak.”

Genetik bilimi, pek çok hastalığın tedavisinde umut vaat ediyor. Bilim adamları, gen tedavilerinin ileride özellikle genetik hastalıkların “tarihe karışmasında” büyük rol oynayacağını söylüyor. Acıbadem Hastanesi Genetik Tanı ve Hücre Tedavi Merkezi Direktörü Doç. Dr. Ender Altıok, 2006’da yeni gen tedavi yöntemleri üzerinde çalışmaların artacağına dikkat çekiyor: “2006’da hücre tedavileri ve gen tedavilerinin birlikte kullanımları yaygınlaşabilir. Hücre tedavilerindeki başarıların kendini göstermesi ile bu alanda yeni tedaviler daha cesaretle denenebilir. Özellikle kas, beyin, karaciğer gibi dokularda hücre tedavileri görülebilir. Yeni teknolojilerin etkisi ile bilinmeyen pek çok hastalığın genlerle ilişkisi aydınlatılabilir. Gen ve hücre tedavileri alanında yasal ve etik düzenlemeler de ortaya çıkabilir...”

Gen tedavileriyle ilgili son gelişmelerden söz eden Altıok, bu yıl içerisinde insanlarda çeşitli hastalıklarda gen tedavisi denemelerinin yapıldığını söylüyor. Bu yıl yapılan denemelerde gen tedavileriyle hücre tedavilerinin birlikte kullanılmasının dikkat çektiğine değinen Altıok, “Tedavi edecek genleri taşımak için eskiden beri kullanılan virüslerin yanı sıra virüs bulunmayan yeni yöntemler de denendi. Alzheimer hastalığı bulunan 6 kişide, romatoid artrit hastası olan 9 kişide, kalıtsal bağışıklık eksikliği bulunan 1 çocukta gen tedavileri denendi ve umut veren sonuçlar alındı. Kistik fibroz, AIDS, kanser gibi çeşitli hastalıklarda da hayvan araştırmaları yapıldı” diyor.

Dr. Altıok’un söylediklerine göre genetik biliminde gelişmelerin dinamiğini teknolojik gelişmeler ve cihazlar belirliyor. Altıok, mümkün olduğu kadar çok genin mümkün olan en ucuz fiyata incelenebilmesi hedefini güden teknolojik yeniliklerin, gen işlevleri ve gen-hastalık ilişkilerinin aydınlatılmasında, her bireyin gen profilinin ortaya çıkarılmasında, gen şifreleri bilinmeyen canlıların çalışılmasında önemli kolaylıklar sağlayacağını vurguluyor...

Hücre Tedavileri ...

1. Tıpta uygulanan tedaviler

● Klasik kök hücre nakilleri
● Hücresel immünoterapi yöntemleri (Hastalıklarla savaşta kişinin kendi hücreleri kullanılıyor. Örneğin hastadan elde edilen kök hücreler, laboratuvar ortamında tümörle savaşabilen bağışıklık sistemi hücrelerine dönüştürülüyor)
● Anti-aging amaçlı fibroblast enjeksiyonları (Derinin doğrudan yaşlanma mekanizmasıyla ilgili olan en önemli hücresi fibroblast, kişinin kendinden alınarak, laboratuar ortamında çoğaltılıyor ve kırışık bölgeye enjekte ediliyor. Bu hücreler cildin genç kalması için gerekli olan “kolajen” gibi maddeleri orada sonsuza kadar üretiyorlar. Fibroblast enjeksiyonları, özellikle ABD, İngiltere, İsviçre ve İsveç gibi ülkelerde yaygın.)
● Yanık tedavilerinde hücresel tedaviler
● Diz ekleminde oluşan hasarlarda, kişinin kendinden alınan kıkırdak hücrelerinin kullanımı. (Bugün bu amaçla kullanılan protezlere göre hücre tedavisi çok daha az yan etkili, sonuçlar ise çok daha etkili. Bu tedavinin maliyeti ise daha düşük.)

2. Araştırma aşamasında olan hücre tedavileri

● Tümör aşıları
● Tümörü hedef alan hücre tedavileri
● Virüsü hedef alan hücre tedavileri
● Organ yenilenmesinde kullanılmak üzere erişkin kök hücre, kordon kanı ök hücreleri, fetal (fetusa ait) kök hücre kullanımı (Özellikle kalp-damar cerrahisinde bu uygulamaların rutin olarak uygulanmasına az kaldı. Ayrıca sinir sistemi hastalıklarında, Alzheimer, Parkinson, Amniyotrofik lateral skleroz (kalıtsal iskelet hastalığı), diğer motor ve duysal nöron hastalıklarında ümit verici çalışmalar yayınlanıyor. Karaciğer yenilenmesi, şeker hastalığının tedavisi ve böbrek yetmezliği hastalıklarında çalışmalar sürüyor)
● Embriyonik kök hücre kullanımı


Hi-LaL 20 Temmuz 2006 07:53

Balık Gözlere Birebir...
 
Balık gözlere birebir! (11.07.2006 15:14)

ABD'de yapılan bir araştırmaya göre balık yemek yaşlılıkta göze iyi geliyor.

ABD'de yayımlanan ''Archives of Ophthalmology'' dergisinde yayımlanan iki yeni araştırmada, balık etinde, özellikle sombalığında bulunan omega-3 yağının ilerleyen yaşta gözde görme kaybını azalttığı belirlendi.

Massachutestts-Boston Göz ve Kulak Hastanesi ile araştırmanın öncüsü Dr. Johanna Seddon, 75 yaşın üstünde artan göz lekelerinin (makula yozluğu) balıkyağı ile azaldığının kanıtlandığını söyledi.

ABD Ulusal Göz Kurumu'ndan Dr. Emily Chew da iki araştırma sonuçlarına katılarak, balıkta omega-3 ile ''lutein'' maddesinin hem gözü hem kalbi koruduğunu belirtti. Araştırma, ABD'de 5-6 yıl boyunca 680 yaşlı kişiyle Avustralya'da 2335 kişi üzerinde yapıldı.

Haftada iki kez balık yiyen yaşlılarda görme bozukluğunun yüzde 36 azaldığı görüldü. Uzmanlar, balık tadına alışkın olmayanların alışabileceğini yahut imkan varsa hap olarak alabileceğini belirttiler.


Hi-LaL 20 Temmuz 2006 08:27

Prematüreye Umut..
 
Prematüreye umut ışığı
Tarih: 22.06.2006

Türk hekimin ödül alan araştırması prematüre bebekler için yeni bir umut ışığı oldu.

Türk Neonatoloji Derneği, Antalya'da düzenlenen 14. Ulusal Neonatoloji Kongresi'nde Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk hekimlerinden Doç. Dr. Esra Arun Özer'in çalışmasını birinciliğe değer buldu.

"Beslenme intoleransı olan preterm bebeklerde glukagon benzeri peptid-2 düzeylerinin araştırılması" konulu bildiri başlığıyla klinik araştırma bildiri ödülü alan Doç. Dr. Esra Arun Özer, erken doğan (prematüre) bebeklerde diğer pek çok organda olduğu gibi sindirim sisteminde de gelişme geriliği ve buna bağlı beslenme problemlerinin sık olarak görüldüğüne dikkat çekti. Özer, "Son yıllarda keşfedilen glukagon benzeri peptid 2 isimli bir proteinin, erken doğan ve beslenmeyi tolere edemeyen bebeklerde yetersiz düzeyde salgılandığını bulduk. Bu peptid yurt dışında Danimarka'da Kopenhag Üniversitesi'nde bakıldı. Erken doğan ve beslenme problemi olan bebeklerde yapılmış olan dünyadaki ilk çalışmadır. Bu çalışmadan yola çıkılarak daha ileri çalışmalarla bu bebeklerde belki de gelişmelerini hızlandıracak ve beslenmelerini düzenleyecek tedavilere ışık tutacak bir çalışma oldu" diye konuştu.



Hi-LaL 20 Temmuz 2006 08:43

Prof. Dr. Mehmet Öz Patentli 3 icat...
 
Öz patentli üç icat....
( Tarih: 26.06.206 )

Kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, Columbia Üniversitesi'nde birlikte çalıştığı 'tasarım...

Kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, Columbia Üniversitesi'nde birlikte çalıştığı 'tasarım ekibi' ile geliştirdiği üç cihazla acil operasyonlarda hastayı yeniden hayata döndürüyor. Öz, patenti alınan ve 110 hasta için kullanılan son sistem cihazları anlattı. Mitral kapak zımbası
Hastalarda kapakların değişmesi için açık ameliyat yapılmasını önlüyor. Bunun yerine daha küçük kesiler yapılarak ve kasıktan girilerek cihaz mitral kapak içinden geçirilip kapağın yaprakçıkları birbirine zımbalanıyor. Kalp yetmezliğine sebep olan genişleme zımbalar yardımı ile önleniyor. Kapak açıklığı daraltılarak tedavi ediliyor.

Stent balon oluyor

Yaşlanma ve doğumsal problemlere bağlı aort kapak darlıklarında kullanılıyor. Kasıktan girilerek içinde balon olan stent kapak yaprakçıkları arasında şişiriliyor. Böylece, eski kapağın ezilmesi ve yeni kapağın yerleşmesi sağlanıyor. Hasta, 3 ila 5 yıl arasında bu stent ile yaşamını sürdürebiliyor

Kalp destek pompası
Kalp krizi ve kalbin görevini yerine getiremediği durumlarda ani müdahale için geliştirilen bir cihaz. Bir motor ve uzun bir hortum olmak üzere, iki ağızdan oluşuyor. Kasıktan girilerek aorttan geçilip bir ucu kalbin sol karıncığına yerleştiriliyor. Diğer ucu aortun içinde kalıyor. Cihaz, kalbin karıncığından emdiği kanı dakikada 3 litre gibi bir kuvvetle aortun içine pompalıyor. Pompalama gücü zayıflamış kalbe destek veriyor. Hasta komadan çıkabiliyor. Bu arada hayati organlar kan alabildiği için doktora zaman kazandırıyor.

(Not:Alıntıdır.)


GusinapsE 20 Temmuz 2006 22:06

Ödeme listesinden çıkartılan ilaçlar
 
Ödeme listesinden çıkartılan ilaçlar



Sağlık Bakanlığı, bazı ilaçları 'tedavi etkisi olmadığı' ya da 'tartışmalı olduğu' için ödeme listesinden çıkardı.
Bakanlık'tan yapılan yazılı açıklamada, Maliye Bakanlığı'nın 5 temmuz 2006 tarihli tebliği ve Bilim Kurulu üyesi klinisyenlerin görüşüyle ödeme listesinden çıkarılan ilaçlara ilişkin bilgi verildi:

Efervesan soğuk algınlığı ilaçları:

Tedavi edici yönden tablet ve süspansiyon formlarından hiçbir üstünlüğü olmadığından ve onlara nazaran pahalı olduklarından ödeme listesinden çıkarıldı.

Tablet ve süspansiyon formları ödenmeye devam ediyor.

Öksürük şurupları:

Ekspektoran olanların tedavi edici etkinliği olmadığından ödeme listesinden çıkarıldı. Mukolik olup balgam söktürenlerin ve öksürük baskılayıcıların tümü ise ödeme listesinde tutuldu.

Ağız ve boğaz gargaraları ve spreyleri:

Benzidamin hidroklorür içerenlerin tedavi edeci etkisinden dolayı geri ödemeleri sürdürülüyor.

Vitamin ve mineraller:

Bir tablet veya bir ölçeğinde tedavi edici miktarın (Mg) altında vitamin veya mineral içeren tabletler ve süspansiyonlar ödeme listesinden çıkarıldı. Tedavi edici miktarda Mg'ı olanlar ise ödeme listesinde tutuldu. Örneğin Ca'nın tedavi edici dozu bir tablette 600 Mg'dır. 600 Mg'ın altında Ca bulunduran tableti olan ilaçlar ödeme listesinden çıkarıldı.

Viskosublementasyon ürünleri:

Tedavi edici etkisi tartışmalı. Farmakolojide ilaç olarak kabul edilmiyor, tıbbi malzeme (CE belgeli) olarak kabul ediliyor. Bu ürünlerin uygulanmadığı eklem vakalarına karşı uygulanan olgularda ise tedavi edici üstünlüğü ispatlanmadı. Ödeme listesinden çıkarıldı.

Obezite ilaçları:

Önemli yan etkileri bulunan bu ilaçların da tedavi edici etkinliği tartışmalı ve kanıta dayalı sonuçlar yok. Avrupa, Japonya, Kanada, Amerika gibi ülkelerde geri ödenmiyor. Geri ödeme listesinden çıkarıldı.

Açıklamada, bu ilaçların kişi başına gayri safi milli hasılası Türkiye'nin 5-10 misli olan ülkelerde de sağlık sigortası kurumlarınca ödenmediği ve OTC (raf üstü) ürünler olarak nitelendirildiği belirtildi.

Ödenen ilaçlar

Açıklamada ödenen ilaçların listesine de yer verildi:

1- Vitaminler, multi vitaminler (kombinasyonlar) multivitamin-mineral kombinasyonları: Elevit pronatal film kaplı tablet, Megadyn pronatal film tablet, Supradyn pronatal lak tablet.

2- Multi vitaminler (yalın): Cernevit i.m. ve i.v. kullanım için liyofilize multivitamin prep, Polivit şurup, Sanasol şurup, Supravit pediatrik şurup, Vi-daylin şurup, Vitabiol şurup.

3- Vitamin a ve vitamin d (birlikte oldukları kombinasyonlar dahil) vitamin a (yalın): Avicap yumuşak kapsül (30.000 İÜ), Avigen draje (25.000 İÜ), Avigen fort draje (100.000 İÜ), Carovigen draje (50.000 İÜ), Carovit yumuşak kapsül (26.000 İÜ).

4- Vitamin d ve analogları: Alpha D3 (0.25 mcg), Alpha d3 (1 mcg), Calcijex ampul (1 mcg/ml), Calcijex ampul (2 mcg/ml), Devit-3 ampul (300.000 İÜ), Devit-3 oral damla (50.000 İÜ/15 ml), One alpha ampul (1 mcg/0,5 ml), One alpha ampul (2 mcg/1 ml), One alpha kapsül (0,25 mcg), One alpha kapsül (1 mcg), Osteod yumuşak jelatin kapsül (0,25 mcg), Osteod yumuşak jelatin kapsül (0,5 mcg), Ocaltrol Kapsül (0,25 mcg), Rocaltrol kapsül (0,25 mcg), Rocaltrol kapsül (0,5 mcg).

5- Vitamin b (yalın) ile vitamin b6 ve b12 kombine, vitamin b1: Bevigen ampul (250 mg/2 ml), Bevigen tablet (250 mg).

6- Vitamin b6 ve vitamin b12 ile kombine vitamin b1 ödenen vitamin b-kompleks (kombinasyonları dahil), vitamin b kompleks (yalın): Apikobal film tablet, B grup forte draje, Becovigen draje, Becovital şurup, Becozyme steril ampul İ.M./İ.V. enfüzyon, Beheptal ampul, Bemiks kompoze ampul, Benexol B12 film kaplı tablet, Benol tablet, Benoral tablet, Bevitab film tablet, Bevitol tablet, Histogenol vitamine şurup, Monvit-3B film tablet, Nerox-B film tablet,Neurogriseovit ampul, Neurovit enterik tablet, Neuvitan draje, Nuritrex B12 depot ampul, Poylbion ampul, Tonodex şurup, Tribeksol film tablet, Viteksir şurup.

7- Vitamin c ile kombine vitamin b-kompleks: Bevitin-c film tablet, Polivit c film tablet, Vitabiol c fort draje.

8- Mineraller ile kombine vitamin-b kompleks anabolik streoidler ile kombine vitamin b-kompleks diğerleri ile kombine vitamin b kompleks: Bemiks c draje, Bemiks draje.

9- Askorbik asit (vitamin c) ve kombinasyonları askorbik asit(vitamin c) (yalın): C-plan çiğneme tableti (500 mg), redoxon steril ampul i.v. (500 mg/ 5 ml), vitabiol c ampul (500 mg /5 ml).

10- Diğer yalın vitamin preparatları: B6 Vigen ampul (25 mg/5 ml), B6 vigen tablet (250 mg), B6 vigen tablet (50 mg), Bepanthene steril ampul İ.M./İ.V./S.C.)500 mg/ 2 ml), Ephynal steril ampul İ.M. (100 İÜ/2 ml), Evigen ampul İ.M.(300 İÜ/2 ml), Libavit B6 fort ampul (300 mg/ 2 ml), Pantebiol ampul (500 mg/2 ml), Pantemod ampul (500 mg/2 ml).

11- Diğer vitamin ürünleri (kombinasyonlar); ödenen vitamin kombinasyonları: Dapta 12 damla, Epargriseovit ampul İ.M, Polivitamin (P.V.7).

12- Vitamin mineral kombinasyonları: Calcidine granul, Fosfokalsiyum granule. -Ödenen vitamin b12 ve folikasit; ödenen vitamin B12 (siyanokobalamin ve türevleri): Aktibol kapsül (1000 mcg), Aktibol liyofilize ampul (1000 mcg), Cobanabol tablet (100 mcg), Dodex ampul (1000 mcg/ml).

13- Folik asit ve türevleri: Folbiol tablet (5 mg), Folic plusfilm tablet, Gyno-tardyferon depo draje, Gynoferon depo draje.

14- Kalsiyum: Calcium-sandoz ampul (yüzde 10), Calcium picken ampul, Ostream efervesan tablet (100 mg), Phos-ex tablet (1000 mg).

15- Kalsiyum (diğer ilaçlarla kombine): Bebekal granule, Ca-C 1000 sandoz efervesan tablet, CAL-D vita efervesan tablet, Calcimax D3efervesan tablet, Calcimed D3 efervesan tablet, Calcium D sandoz efervesan tablet, Zentius D çiğneme tableti.

16- Çinko preparatları: Zinco 220 kapsul (220 mg), Zinco şurup(66 mg/5 ml). Ödenen öksürük ve soğuk algınlığı preparatları; ödenen mukolitikler: Acetlystein 600 trom efervesan tablet (600 mg), Asist ampul (300 mg/3 ml), Asist kapsül (200 mg), Asist pediatrik şurp hazırlamak için granül (200 mg/5 ml), Erdostin kapsül (150 mg), Erdostin kapsül (300 mg), Erdostin süspansiyon (175 mg/5 ml), Extal efervesan tablet (200 mg), Extal efervesan tablet (600 mg), Mentopin efervesan tablet (200 mg), Mentopin efervesan tablet (600 mg), Mucocispediatrik şurup (100 mg 5 ml), Mucocis şurup (250 mg/5 ml), Muconex efervesan tablet (600 mg), Moconex şurup hazırlamak için granül 40 G yüzde 4 (200 mg/5 ml), Moconex şurup hazırlamak için granül 60 G yüzde4 (200 mg/5 ml), Mukobron tablet (250 mg), Mukoliz kapsül (250 mg), Mukoliz kapsül (375 mg), Mukotik çocuk şurup (100 mg/ 5 ml), Mukotik fort tablet (375 mg), Mukotik şurup (250 mg/ 5 ml), Mukotik tablet (250 mg), Nac efervesan tablet (200 mg), Nac efervesan tablet (600 mg), Oxxa kapsül (200 mg), Oxxa şurup (200 mg/5 ml), Pulmozyme ihnalasyon solüsyonu (2,5 mg/2,5 ml).

17- Öksürük baskılayıcı ilaçlar; ödenen opium alkaloidleri ve türevleri: Arkodin tablet, Fenokodin tablet, Neocodin tablet.

18- Öksürük baskılayıcı diğer ilaçlar: Fenko şurup (62,4 mg/5 ml), kalamin şurup (63,28 mg/5 ml), Kalamin tablet (200 mg), Kreval şurup (7,5 mg/5 ml), levopront şurup (30 mg/5 ml), Oksabron öksürük şurubu (50 mg/5 ml), Oksalamin şurup (62,4/5 mg), Peracon damla (50 mg/ml), Peracon draje (40 mg), Peracon şurup (40 mg/5 ml) Perbronş şurup (50 mg/5 ml), Perebron şurup (50 mg/5 ml), Prelon öksüsürk şurubu (50 mg/5 ml), Sekodin tablet (200 mg), Sinecod depo tablet (50 mg), Sinecod şurup (7,5 mg/5 ml), Subitol şurup (50 mg/5 ml), Toclase draje (25 mg), Toclase şurup (7,5 mg/5 ml).

19- Opium türevleri ve ekspektoranlar: Efetal öksürük şurubu.

20- Öksürüğü baskılayan diğer ilaçlar ve ekspektoranlar: Gayaben şurup.

21- Diğer soğukalgınlığı preparatları: A-ferin forte film kaplı tablet, A-ferin kapsül, A-ferin pediatrik şurup, A-ferin plus pediatrik şurup, A-ferin sinüs film tablet, Actıdem öksüürük şurubu apex kapsül, Arbitus draje, Arkodin şurup, Babyrhinol şurup, Benafed dekonjestan öksüsürk şurubu, Benical cold lak tablet, Benical öksürük şurubu, Bricanyl ekspektoran şurup, Broksin şurup, Bronkar-a şurup, Bronkar şurup, Buğuseptil inhalasyon için buğu solüsyonu, Cetaflu forte tablet, Coldex kapsül, Contex kapsül, Corsal kapsül, Corsal şurup, Coryban-d kapsül, Defeks şurup, Deflu fort film tablet, Deflu şurup, Deflu tablet, Deksan şurup, Dorfan öksürük şurubu, Dristan filmtablet, Ekorinal şurup, Espektan-a şurup, Espektan şurup, Forza pediatrik şurup, Forza tablet, Gerakon fort tablet, Gerakon tablet, Griban tablet, Kataljin merhem, Katarin forte tablet, Katarin kapsül, Katarin pediatrik şurup, Koklin ekspektoran şurup, Kongest forte tablet, Kongest pediatrik şurup, Medicold pediatrik şurup, Metorfan draje, Neo-jucodine şurup, Medicold pediatrik şurup, Metorfan draje, Neo-jucodine şurup, Neofedrin şurup, Nosetin, Oledro pediatrik şurup, Oledro tablet, Parasinus tablet, Parol cold kapsül, Peditus şurup, Pulmex pomad, Rinolar buğu, Tamol cold tablet, Theraflu forte tablet, Triamnınıc oral solüsyon, Triaminic tablet, Triatüs şurup, Tussifed öksürük şurubu, Tylol cold şurup, Vermidon cold tablet, Vicks medinaitşurup, Vicks vapodry şurup, Vicks vaporub buharlaşan merhem, Vicks vaporub limon buharlaşan merhem, Wintus draje, Zyrtıon şurup.

22- Hidroklorür içeren ağız-boğaz gargara ve spreyleri: Andorex (sprey), Benzidan (jel), Benzidan (gargara), Benzidan (oral sprey), Benzidan (film tablet), Farengil (gargara), Kloroben (gargara), Kloroben (oral sprey), Tanflex (draje), Tanflex (sprey), Tanflex verde (gargara), Tantum (draje), Tantum verde (sprey), Tantum verde (gargara), Tantum (jel), Temex (jel), Temex (gargara), Temex (oral sprey).

23- Parasetamol + kafein müstahzarları: Asko tablet 20, Darvolin tablet 20, Geralgine - P tablet 20, Kataljin - P tablet 20, Medafein tablet 20, Nopain plus tablet 20, Novaldon tablet 20, Novaldon tablet 30, Paramidon tablet 20, Setekaf tablet 20, Termalgineplus tablet 20, Tylol plus tablet 20, Vermidon tablet 20, Vermidon tablet 30, Vermol tablet 30, Pacofen-s tablet 20, Peraljin tablet 20, Remidon tablet 20, Panadol extra film tablet 24.


Hi-LaL 21 Temmuz 2006 13:14

Akciğer KAnserine Erken Tanı Umudu...
 
Akciğer kanserine erken tanı umudu (16.07.2006 )

Vücudun bağışıklık sisteminin, tümörlere verdiği tepkinin analizine dayanan yeni bir kan testi geliştirildi. Testi geliştiren Kentucky Üniversitesi öğretim üyesi Li Zhong, “Vücuttaki belirli bir proteine bakıp akciğerdeki tümör riskini ortaya çıkarmaya başladık. Şimdiye kadar insanlar üzerinde yaptığımız deneylerde yüzde 90’lık bir başarı elde ettik. 4 kişide, bir yıl önceden akciğer kanserini teşhis etmeyi başardık. 18 kişinin ise iki, üç ya da dört yıl önceden akciğer kanseri olduğunu ortaya çıkardık” dedi. Akciğer kanseri, dünyadaki en yaygın kanser türü olarak biliniyor. Dünyada her yıl 10 milyon kişiye akciğer kanseri teşhisi konuyor. X-ray veya CT taramayla teşhis konulduğunda, hastalığın etkileri ortaya çıkmış ve tedavi için oldukça gecikilmiş oluyor. Erken teşhis edildiğinde ise hastaların yaşama şansı yüzde 85 artıyor. Tümör vücudun başka organlarına yayılmışsa tedavi şansı oldukça güçleşiyor.

ABD kökenli ‘20/20’ GeneSystems’ firması yeni yöntemin lisansını satın aldı. ABD Ulusal Sağlık Kurumu da ‘20/20’ GeneSystems’ ve Kentucky Üniversitesi’ne testin geliştirilmesi için 175 bin dolarlık (yaklaşık 275 bin YTL) bir fon ayırdı.



( Not: Alıntıdır )


GusinapsE 22 Temmuz 2006 03:18

Kök hücreden sperm üretildi
 
Kök hücreden sperm üretildi

Kök hücreden laboratuvarda geliştirilen yapay spermler kısır erkeklere umut olurken, önemli bir soruyu da gündeme getirdi: Artık erkekler zamanını doldurmuş, gereksiz bir tür mü?
Bilim insanları, ilk kez kök hücreden geliştirilen spermlerin döllemede başarıyla kullanılabileceğini kanıtladı. Farelerde yapılan deneylerin ortaya koyduğu sonuçlar, uzun vadede erkeklerden kaynaklanan kısırlık nedeniyle çocuk sahibi olamayan çiftler için büyük umut yaratıyor.

'Developmental Cell' adlı bir tıp dergisinde yayımlanan araştırmada, bu yöntemle üretilen spermlerle yedi yavru fare dünyaya getirildi. Bunlardan altısı yetişkin olana dek yaşadı. Ancak farelerden bazılarının büyüme şekillerinin anormal olduğu ve birtakım sağlık sorunları ortaya çıktığı belirtiliyor.

Uzmanlar çalışmayı 'son derece önemli' bir gelişme olarak nitelendiriyor ancak embriyonlardan oluşturulmuş spermlerle yapılacak döllemenin bir de etik boyutu var. Zira bu yöntem, tamamen laboratuvar ortamında bebekler yaratılmasını öngörüyor.

'Çocuğun babası kim olacak?'

Yapay sperm geliştirilmesi bir yandan milyonlarca erkeğe umut olurken, uzak bir gelecekte soyun devamı için erkeklere gerek kalmaması ihtimali de ortaya çıkıyor. Çünkü laboratuvar koşullarında kök hücrelerden sperm yaratmak mümkünse, erkekler zamanını doldurmuş, gerek kalmayan bir tür haline gelebilir. Yetişkin bir erkekten sperm alınmadan doğacak bir çocuğun, toplumsal anlamda da ciddi bir sorun kaynağı olacağına dikkat çeken Londra'daki Imperial College'dan Anna Smajdor, "Laboratuvar sperminden dünyaya gelen çocuğun babası kim olacak?" sözleriyle yöntemi eleştiriyor.

Çalışmada, Almanya, Georg-August Üniversitesi'nden uzmanlar bir fare embriyonundan aldığı kök hücreleri laboratuvar ortamında geliştirmeye başladı ve sperm olarak gelişen bölümü ayrıldı. Spermler dişi farelerden alınan yumurtalara enjekte edildi. Döllenen yumurtaların dişi farelerin rahmine yerleştirilmesiyle yedi yavru doğdu.

'Uzun yıllar tartışılması gerekir'

Çalışmayı yürüten ekipten Prof. Karim Nayernia, yapay sperm yaratmanın, spermin insan vücudunda nasıl oluştuğunu ve erkeklerde bu mekanizmada karşılaşılan sorunları anlamaya yardımcı olacağını söylüyor. Uzak gelecekte, kısır olan herhangi bir erkeğin de biyopsi yoluyla kök hücre örneği vererek çocuk sahibi olabilmesi imkân dahilinde. Ancak uzmanlar denemelerde ortaya çıkan anormalliklere dikkat çekerek, yöntemin uzun yıllar tartışılması gerektiğini de belirtiyorlar


GusinapsE 22 Temmuz 2006 03:21

Viagra'nın kullanım alanı genişliyor
 
Viagra'nın kullanım alanı genişliyor


İktidarsızlık problemi olan erkeklerin ereksiyon sorunlarına çözüm getiren ilaç olarak bilinen Viagra, mucize üstüne mucize yaratmaya devam ediyor.
Viagra’nın bazı akciğer hastalıkları için de çok iyi olduğunun ortaya çıkmasının ardından, şimdi de, Afganistan gibi "yüksek rakımlı" bölgelerde terörizmle mücadele eden askerler için "performans artırıcı" niteliklere sahip olduğu kanıtlandı. Pentagon, "mucizevi mavi hap" ile denemelere başlamaya hazırlanıyor. Saygın Stanford Ünivetsitesi tarafından yapılan bir çalışma, yüksek rakım ve düşük oksijen koşullarında alınan Viagra’nın fiziki performansı artırdığını ortaya koydu. Simulasyon yoluyla gerçekleştirlen çalışma ile 3800 metre yükseklikteki bisikletçilerin performansı ölçüldü. Viagra alan bisikletçilerin performansı, belirli bir zaman dilimi için yüzde 39 iyileşme sergiledi. Viagra, sadece penis damarlarında değil akciğerlerdeki damarlarda da rahatlama sağlıyor.


GusinapsE 22 Temmuz 2006 03:50

Saç boyalarındaki 22 madde yasaklandı


AB, saç boyalarının üretiminde kullanılan 22 kimyasal maddeyi, mesane kanserine yol açtıkları gerekçesiyle yasakladı.
AB Komisyonundan yapılan açıklamada, bilimsel araştırmaların söz konusu maddelerden imal edilen saç boyalarının uzun bir süre kullanılması halinde mesane kanserine yakalanma riskinin arttığını ortaya koyduğu bildirildi.
Saç boyaları üretiminde 1 Aralık 2006 tarihinden itibaren kullanılamayacak kimyasal maddeler arasında hydroksindole, solvent kırmızı 1, portakal asidi 24, kırmızı asit 73, diaminobenzoic asit, methoksi, siklopentil, chloro 2 aminofenol bulunuyor.
AB'de kozmetik sektörünün yüzde 8'ini oluşturan saç boyası pazarının yıllık büyüklüğü yaklaşık 2,5 milyar avroyu buluyor.


Katarakt riskine, kolesterol ilacı

Bir kolesterol ilacının, ''nükleer'' katarakt riskini azalttığı bildirildi.

ABD'de yayınlanan araştırmaya göre, ''statin'' grubu kolesterol ilacı, göz merceğinde matlaşma sonucu sis perdesi oluşması riskini azaltıyor.

Wisconsin üniversitesinden Dr. Barbara Klein başkanlığındaki araştırma ekibi, beş yıl içinde katarakt oluşma riski taşıyan 1299 kişi arasında araştırma yaptı. Hastaları iki gruba ayıran uzmanlar, bir gruba ''statin'' verdi, diğerine vermedi. ''Statinle'' tedavi edilen deneklerin yüzde 12,2'si, kolesterol ilacı verilmeyenlerinse yüzde 17,2'sinde katarakt gelişti.

Katarakt riskinin ''statin'' tedavisiyle yüzde 40 azaldığını belirleyen uzmanlar, sigara ve şeker hastalığı etmenlerinin de katarakt riskini artırdığını hesaba katarak, denekler arasında bir de şeker ve sigara araştırması yaptı ve ''statinin'', sigara içmeyen ve şeker hastası olmayan grupta katarakt riskini yüzde 60 azalttığını belirledi.

65 yaşından itibaren insanların beşte birini, 75'ten itibaren üçte birini, 85'ten sonraysa insanların hemen hemen üçte ikisini yakalayan katarakt, ancak ameliyatla tedavi edilebiliyor.


NeutralizeR 22 Temmuz 2006 09:59

Kök hücreden sperm üretildi
"...önemli bir soruyu da gündeme getirdi: Artık erkekler zamanını doldurmuş, gereksiz bir tür mü?"


Bu tür haberleri, daha doğrusu haberin üstüne yapılan yorumları oldukça sinir bozucu buluyorum. İnsanlığın faydası için tıpta gelişmeler elbette ki olmalıdır, kısırlara faydalı olacaksa bu gelişme de olumlu sonuç verir umarım.

Benim tepki gösterdiğim, bu tür gelişmeler olduğunda hemen sansasyonel sloganlarla etiketlendirilmeleri...

En üstteki cümleden yola çıkarak ben de benzeri bir mantık pekala kurabilirim.

Madem gereklilik-gereksizlik miktarı yalnızca üremedeki katkı baz alınarak hesaplanıyor...

"Kadınlar da ilk doğurganlık zamanlarından sonra yaşadıkları her dakika gereksizdirler." (diyebilir miyiz?)

Yani o sapkın mantığa eş değer bir mantıkla düşünecek olursak, 12-13 (belki daha erken) yaşta kadınlar hamile kalabiliyorlar. Bebek doğduktan hemen sonra anne olmadan da yaşatılabiliyor. Kadınlar da bu durumda 12 yaşına kadar mı gerekliler?

Bu haberi yorumlayan kişi bir amazon muymuş? Kadınlar kendi kendilerine üreyip erkek bebekler doğurduklarında onları yok mu edecekler ve yalnızca bir kadın dünyası mı söz konusu olacak?

önemli bir soruyu da gündeme getirmişmiş... Benim gibi düşünen ve hisseden erkekler olduğu sürece kadının ve erkeğin gerekliliği üzerine son yorumu daima erkekler yapacaktırlar :)


GusinapsE 24 Temmuz 2006 03:34

Kalp naklinde çığır açacak cihaz
 
Kalp naklinde çığır açacak cihaz


İngiliz bilim adamları, donörden alınan kalbin 12 saat boyunca zarar görmeden atmasını sağlayacak bir cihaz geliştirdi. Cihazla, kalbin çalışması durmadan nakli yapılabilecek.
TransMedics adlı yeni cihaz, vericiden alınan kalbi 12 saat boyunca dokular zarar görmeden canlı tutuyor. Eski yöntemde kalbin 4 saat içinde nakli gerekiyordu.
Bugüne kadar kalp, ameliyattan hemen önce donörden alınıyor ve dondurulduktan sonra en fazla 4 saat muhafaza edilerek alıcıya nakledilebiliyordu.
İngiltere'de Papworth Hastanesi'ndeki bir kalp nakli operasyonunda, vericiden alınan organın hastaya nakledilmesinden önce kalbin yeni geliştirilen bir cihaz sayesinde atışlarını yapay olarak sürdürmesi sağlandı.
Mevcut yöntemde, vericiden alınan kalp durdurulup soğuk bir ortamda saklanırken, yeni yöntemde nakledilecek sağlıklı kalp, operasyon yapılıncaya kadar çarpmaya devam etti.

Cihazın adı 'TransMedics'
22 Mayıs'taki operasyonu Prof. Bruce Rosengard ile Cliff Chung ve David Jenkins adlı cerrahlar yaptı. Doktorlar, 58 yaşındaki hastaya nakledecekleri kalbi, ABD'de geliştirilen "TransMedics" adlı mobil kalp - akciğer makinesinde operasyon saatine kadar canlı ve çalışır vaziyette tuttu.
Şimdiye kadarki nakil operasyonlarında, durdurularak vericiden alınan kalbin hücreleri ölmeye başladığı için soğutulup doku kaybı yavaşlatılıyordu.

Zaman sınırı arttı
Makine sayesinde nakledilecek kalbe düzenli olarak oksijen ve besin içeren uygun sıcaklıkta taze kan pompalandı ve organ böylelikle normal sağlığını korudu. Eski yöntemde kalbin en fazla 4 saat içinde nakledilmesi gerekirken yeni yöntemde zaman kısıtlaması büyük ölçüde ortadan kalktı. Kalp yalnızca 1.5 saat süren nakil operasyonu sırasında durduruldu.

Yöntem, böbrek naklinde de kullanılacak
Tıp dünyasında çığır açan nakli gerçekleştiren ABD'li Profesör Bruce Rosengard, Milliyet'e yaptığı açıklamada, ameliyatın son derece başarılı olduğunu belirterek, hastanın mükemmel durumda olduğunu söyledi. ABD'li cerrah, "Kalbin pompaladığı kan miktarı mükemmel, kan basıncı çok normal. Kalbi genç bir insanınki gibi atıyor" dedi. Kalbin vericiden alındıktan hemen sonra küçük bir aygıta bağlandığını ve bu aygıt sayesinde kalbe kan dolaşımı ile oksijen verildiğini, böylece de organın canlı kalmasının sağlandığını söyleyen Rosengard, şöyle konuştu:

'Organ sağlıklı kalıyor'
"Geleneksel kalp nakli ameliyatlarında vericiden alınan kalp bir solüsyon içine konarak donduruluyor ve hastaya naklediliyor. Yeni yöntem hakkında kesin konuşmak için henüz erken, ancak geleneksel yöntemden daha uzun süre kalbi canlı tutmak mümkün olduğu için birçok testin yapılmasına imkân veriyor. Nakledilen kalbin fonksiyonlarını ve rahatsızlıklarını tespit etmeyi de sağlıyor. Üstelik bu süre içinde organ hem daha sağlıklı kalıyor hem de hastanın organı kabul etmesi daha çabuk oluyor."

20 ameliyat yapılacak
ABD'nin TransMedics firması tarafından geliştirilen aygıt üzerinde 11 yıldır çalışmaların sürdüğünü belirten Rosengard, bu sistemle kalbin sadece 1 saat kansız kaldığını ifade etti. Rosengard, yöntemin daha önce iki kez Almanya'da başarıyla uygulandığını ve kalbe kan dolaşımıyla verilen oksijenin organı taze tuttuğunu belirtti.
Yeni yöntem ve cihaz sayesinde, başarılı kalp nakli operasyonlarının 2'ye, 3'e hatta 4'e katlanabileceğini vurgulayan Prof. Rosengard, ayrıca çok uzak mesafelerdeki vericilerden kalp temin edilebileceğini belirtti. Bu yöntemin ileride karaciğer, pankreas, bağırsak ve böbrek nakillerinde de kullanılabileceğini dile getiren Rosengard, önümüzdeki günlerde bu yöntemle İngiltere ve Almanya'da 20 ameliyata hazırlandıklarını açıkladı.


Hi-LaL 24 Temmuz 2006 23:50

Kemik iliğinden elde edilen kök hücreler yumurta ve sperm üretebilecek.
 

Kemik iliği kısırlığa çare oldu!
Kemik iliğinden elde edilen kök hücreler yumurta ve sperm üretebilecek.

Kemik iliği kısırlığa da çare oldu. ABD ve Almanya’da yapılan araştırmalar, kemik iliğinden elde edilen kök hücrelerle yumurta ve sperm üretilebileceğini ortaya koydu. Cornell Üniversitesi’nden Prof. Dr. Kutluk Oktay’a göre bu araştırmalar hem kısır çiftler için hem de menopoz dönemindeki kadınlar için önemli bir gelişme anlamına geliyor.

Kemik iliği kadınlarda yumurta, erkeklerde de spermle ilgili kısırlık nedenlerini ortadan kaldıracak. Cornell Üniversitesi’nde Üremenin Korunması Bölümü Başkanı Prof. Dr. Kutluk Oktay, kemik iliğinden elde edilen kök hücrelerle kısır farelerde yumurta ve sperm üretimi yeniden başlatıldığını belirtiyor:
“Almanya’da bir araştırma yapıldı. Çok açık bir şekilde spermin kemik iliğinden yapılabileceğini gösteriyor. Bu tip araştırmaların klinik safhaya gelmesi bazen oluyor bazen olmuyor ama umut var. Bizim yaptığımız çalışmalarda da kısır farelerde kemik iliği verildikten sonra yumurta oluştuğunu gördük. Farelerde doğurganlık geri geldi. Kemik iliği nakli yapıldıktan sonra sonucu menopozdan çıkmış farelerden doğan 315 fare var.”

Menopoz artık doğurganlığın sonu değil...

Dünyada ilk kez Türk bilim adamı Prof. Dr. Kutluk Oktay, tarafından geliştirilen yumurtalık dokusu dondurma yöntemiyle artık kanser hastalarının yanı sıra, menopoz dönemindeki kadınların da çocuk sahibi olması mümkün. Bu gelişmenin ardından şimdi tip dünyası iki önemli konuyu tartışıyor. Menopoz döneminde doğum anne ve bebek için sağlıklı mı? Kadının üreme hakki hangi yaşta olursa olsun korunmalı mı? 50 yaşında menopoz dönemindeki bir kadın çocuk sahibi olmalı mı, olmamalı mı? Kanser hastası her kadına tedavi öncesi yumurta dokusu dondurularak çocuk sahibi olma şansı verilmeli mi, verilme-meli mi?

Üreme hakkı politik bir harekete dönüştü

Bilim adamlarını ikiye bölen bu önemli tartışma konuları tıp dünyasının sınırlarını da aşarak politik bir harekete dönüşüyor. Başta Amerika olmak üzere birçok ülkede artık hangi yaşta olursa olsun “kadının üreme hakkinin korunması” gerektiğini savunan sivil toplum örgütlerinin sayısı hızla artıyor.

Prof. Dr. Kutluk Oktay “Genelde doktorlar hasta için ‘ hayatını kurtarıyorum da ona sevinsin ileride çocuk sahibi olsun olmasın bunun ne önemi var’ diyordu. Bu anlayışı biraz değişmesi lazım Türkiye de de kanser hastalarının yüzde 98’ine böyle bir açıklama yapılmıyor veyahut da hastalar ‘ben kanser oldum yaşayıp yaşamayacağım belli değil bunun ne önemi var ‘diye düşünebiliyor. Kanser ilimi çok ilerlemiş durumda birçok hasta tedavi ediliyor hastalar uzun süre yaşıyorlar. Niçin bu olanaklardan yararlanmasınlar” diye konuşuyor.

Başkan Bush adına bir panel düzenledi

Üreme hakki son olarak ABD Başkanı Bush’un her yıl organize ettiği, bu yıl da konusu kansere ayrılmış bir panelin ana gündem maddesini oluşturdu. Panelde bir araya gelen uzmanlar “üremenin korunmasının bir hak olduğu” konusunda birleştiler. Prof Dr. Kutluk Oktay’ın da katıldığı Bu panelin sonucunda yayınlanan bildirgeye göre artık kanser tedavisi gören her kadına isterse çocuk sahibi olma şansı tanınacak. Prof Dr. Kutluk Oktay şöyle konuşuyor:
“Her kadının böyle bir hakkı olduğu ortaya çıktı. Hatta bu konuda Başkan Bush’un paneline ben de çağrıldım, oradan çıkan karar şuydu. Tıbbi nedenlerle herhangi bir şekilde doğurganlıkları etkilenerek hastalara çocuk sahibi olma şanslarını koruyacak yöntemler olduğu söylenmemesi tıbbı bir hata olarak kabul edildi Öncelikle derhal doktoruyla tartışmaları gerekiyor, en çok gördüğümüz sorun bunu en son tartışmaya gelmesi. Öyle oluyor ki hasta yarın kanser tedavisine başlayacak bizden bu konuda bir şey yapabilir miyiz diye fikir alınıyor. Eşi varsa hastadan embriyon elde edilip dondurulup saklanabilir bu da en az 2 hafta süren bir şey.”

Yumurtalık dokusu dondurma yöntemi

Kanser hastalarına çocuk sahibi olma şansını sağlayan yumurtalık dokusu dondurma yöntemi, Dr. Kutluk Oktay ve ekibi tarafından geliştirildi. Lenf bezi kanseri olan Ann Dauer bu yöntemle hamile kalıp sağlıklı bir kız bebek dünyaya getirdi. 4 kilo doğan bebeğe Sienna adi verildi. Hastanın lenf bezi kanseri tanısı almış bir hasta olduğunu belirten Prof Dr Kutluk Oktay, şöyle devam ediyor:
“Kanser tedavisi görmüştü aldığı kanser ilaçları kısırlığa yol açmıştı. kanser tekrarladığı için ağır bir tedavi verilecekti, kemik iliği nakli için. Bunun onu menopoza sokma riski yüzde 100’dü. Böyle olunca bir yumurtalığı çıkardık dondurup sakladık hasta tedavisini tamamladı 2.5 sene menopozdaydı.”

Bu süre sonunda Dr. Kutluk Oktay dondurulan yumurtalık dokusunu Ann Dauer’in karın cildinin altına yerleştirdi. Ann Dauer, yumurtalık nakli yapıldıktan 3 ay sonra, iki kez hamile kaldı. İlk hamileliği düşükle sonlanan Ann Dauer, ikincisinde sağlıklı bir bebek doğurdu.

Doktor Oktay’ın yaptığı çalışma, deri altına yerleştirilen yumurtalık dokusunun normal yumurtalık gibi çalıştığını göstermesi açısından “büyük önem” taşıyor.

Kariyer nedeniyle gebeliğini erteleyenler için de şans var

Yumurtalık dondurulması yöntemi, artık yalnız kanser hastaları için değil kariyer nedeniyle gebeliğini ileri yaşlara ertelemeyi düşünen kadınlar için de bir şans yaratıyor. Tıbbın geldiği noktada artık yumurtasını ya da yumurta dokusunu dondurmuş bir kadın, isterse 55 yaşında bile çocuk sahibi olma şansına sahip. Ancak bu gelişme etik kaygıları da beraberinde getiriyor. Prof Dr. Oktay şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Bu teknoloji bir yerde bize şuna gösterdi ki doğurganlık korunabilir her ne nedenle olursa doku dondurma teknolojisi ileride çocuk sahibi olma olasılığını artırıyor. Şu anki genel uygulama hanımların 50 yaşında çocuk sahibi olmalarını en geç olarak sağlıyor. Ama bu 55’e kadar uzatan programlar da var. Amerika’da sınır 50 yaştır. Kılavuz kuralıdır sağlıklı insanlarda 56’ya kadar uzatılıyor. Bunun karşı savunucuları da ne diyor, ‘Siz eğer 55’e çıkartırsanız çocuk sahibi olursanız 60-70’e geldiğinizde evinizde adölesan yaşında bir çocuğunuz olacak bu doğru mudur değil midir?’ Bunlar karmaşık konular belki de geniş çapı bir tartışma gerekir.

Kemik iliği yeni umut

Etik tartışmalar sürerken tıp dünyası şimdi ileri yaş gebelikleri için yumurta dokusu ve yumurta dondurma yöntemini de aşan çok önemli gelişmelerin eşiğinde. Eğer yeni araştırmalar olumlu sonuçlanırsa menopoz dönemindeki bir kadının kemik iliğinin özel ilaçlarla uyarılmasıyla yeniden yumurtlaması ve hamile kalması mümkün olabilecek. Prof Dr. Kutluk Oktay yaptıkları çalışmaların geldiği noktayı şöyle ifade ediyor:
“Son iki yıl içinde benim de işbirliği içinde bulunduğum Harvard Üniversitesi’nden bilim adamları çok ilginç 2 araştırma yayınlandı. Farelerde yumurta üretiminin doğumdan sonra devam ettiğini gösterdi ikinci çalışma şok edici bir çalışmaydı. O çalışmada farelerde yumurtaların kemik iliğinde yapılıp kan aracılığıyla yumurtalıklara gelip yerleştiğini gösterdi. Hatta kemik iliği nakli yöntemiyle kemoterapi verilmiş menopoza sokulmuş farelerde tekrar yumurta üretimi başlatıp normale dönmesini sağladığı gösteren bir çalışma yayınladı.

Şimdi Prof. Oktay ve ekibi Amerika’daki birçok araştırma laboratuvariyla işbirliği yaparak fareler üzerinde yapılan bu araştırmaların sonuçlarının insanlar için geçerli olup olmayacağının yanıtını araştırıyor:
“Son derece heyecan verici bir şey aynı zamanda da insanı biraz da gerginleştiren bir süreç hem önünüzü de büyük olabilecek tıbbın bazı temel kavramlarını değiştirecek bir şey var Kemoterapi olsun, yaşlanmaya ilgili olaylar olsun yumurtalığın kemik iliğinden kök hücre toplama ve çağırma mekanizmasını bozuyor. Sonuçta deri altına bu koyulmuş dokuyu yerleştirdiğinde kemik iliği ile diyaloğa girebiliyor ve diyor ki bana kök hücre yollayın diyor, kök hücreler gidip karın içinde menopozda olan çıkarılmamış menopozdaki yumurtalığa yerleşiyor yumurtalık fonksiyon görüyor”

Şimdi birçok ülkede menopozda doğum etik mi, değil mi diye tartışılırken, bu araştırma olumlu sonuçlanırsa bilim adamları, kadınların istediği yaşta çocuk sahibi olmasını sağlayacak biyolojik engellerin tümünün ortadan kalkacağını, menopozun da tarihe karışacağını düşünüyor.

Yumurtalığın hızlı dondurulması

Tüp bebek alanındaki bir başka önemli yenilik de, yumurta dondurma tekniğiyle ilgili. Özellikle 35 yaşını geçmiş kadınlar için,, “hızlı dondurulan” yumurtalarla çocuk sahibi olma şansı “yavaş dondurma” yöntemine göre çok daha yüksek. Prof Dr. Kutluk Oktay şu bilgileri verdi:
“Normalde yavaş dondurma yöntemi kullanıyorduk. Ancak bu yöntemle eve bebek götürme oranı son derece düşüktü. Yeni geliştirilen yumurtanın hızlı dondurulması yöntemi dondurulmamış yumurta kadar başarılı neredeyse. Bu araştırmanın başarı oranı haziran ayında yayınlanacak araştırma sonuçları. Birçok şeyi değiştirecek.

Dr. Kutluk Oktay, “Yumurtalıklarınızdan doktorları uzak tutun”
Sağlıklı insanlar için risk faktörleri konusunda da bilgi veren Prof Dr. Oktay, sigara bağımlılığının kadınların 4 yıl erken menopoza girmesine yol açtığını, erkeklerin de sperm kalitelerini etkilediğini hatırlatıyor. Prof Dr Kutluk Oktay’ın kadınlara bir de ilginç çağrısı var:
“Doktorları yumurtalıklarınızdan uzak tutun. Bazen gerekmediği halde yumurtalıklar alınabiliyor. Hastalar doktorlarıyla bir sağlık sorunu olduğunda iyi tartışsınlar. İleride çocuk sahibi olmak istediklerini belirtsinler. Yeterince bilimsel kanıt sunulmadan yumurtalıklarının alınmasına izin vermesinler.”
AA


GusinapsE 26 Temmuz 2006 03:56

Cinayete sürükleyen ilaç
 
Cinayete sürükleyen ilaç


Antidepresan ilaçların üzerine "Çocuklarda intihar eğilimi yaratabilir" ibaresini koyduran Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, şimdi de Efexor'un hastayı cinayet işlemeye sevk edebileceğini açıkladı. 2001 "de 5 çocuğunu küvette boğarak öldüren kadın da bu ilacı kullanıyordu.
ABD'nin en büyük ilaç firmalarından biri olan Wyeth, ürettiği Efexor adlı antidepresanın nadir de olsa hastalarda cinayet eğilimi yarattığını tespit etmesine rağmen bu bulguyu kamuoyuyla paylaşmamakla suçlandı. 2005'te dünya çapında 3.46 milyar dolarlık satış yapan ilacın bu yan etkisinin geçen yıl firma tarafından fark edilerek ilaçla ilgili iç raporlara dahil edildiği ancak bunun firma dışındaki çevrelere iletilmediği bildirildi. Efexor'un 'cinayet eğilimi yaratabileceği' şeklindeki yan etkisi, başka bir bağımsız ilaç kontrol kurumunca 2 hafta önce tesadüfen fark edildi.

Dozajı artmıştı
Efexor'la ilgili yeni bulgular, 2001 yılında 5 çocuğunu su dolu küvette boğarak öldüren Andrea Yates'in (42) davasıyla tekrar gündeme geldi. Wyeth, ilaçla ilgili bu yan etkinin kanıtlanmış olmadığını vurgulasa da, Yates'in çocuklarını öldürmeden birkaç ay önce ilacı kullanmaya başladığı vurgulandı. İdamla yargılanan, ancak cezası 'ağır depresyon' nedeniyle ömür boyu hapse çevrilen Yates, "Banyo yapacağız" diyerek çocuklarını tek tek banyoya götürüp, küvette boğmuştu. Öldürmeye 6 aylık Mary ile başlayan Yates, daha sonra 2 yaşındaki Luke, 3 yaşındaki Paul ve 5 yaşındaki John'u boğmuş; 7 yaşındaki Noah ise "Anne yapma" diye bağırarak kaçmaya başlamıştı, Cinnet getiren Yates, onu da öldürmüştü.
Cinayetlerden 1 ay önce Efexor dozajını iki kat artıran Yates'in avukatı, şimdi Wyeth'in, tüketicileri bu konuda uyarması gerektiğini belirtiyor. 2 hafta önce tekrar yargılanmaya başlanan Yates'in davasına yeni bulgunun etki edip etmeyeceği ise bilinmiyor.
Bu ilacın binde 1 oranında cinayet eğilimine yol açabileceğini ifade eden Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), benzer bir olayda, sonradan ortaya çıkan bulgulara dayanarak, bütün antidepresan ilaçların kutusuna "Gençlerde ve çocuklarda intihar eğilimi yaratabilir" ibaresi koyulmasına hükmetti. Şimdi benzer bir önlemin Efexor için alınacağı duyuruldu.


GozDemNur 26 Temmuz 2006 19:15

KALP KRİZİNE KÖK HÜCRE

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Tokaç, 1,5 hafta önce kalp krizi geçiren 56 yaşındaki erkek hastaya kök hücre nakli yaptıklarını bildirdi.

Tokaç, Konya'da kalbe ilk kez yapılan kök hücre nakliyle ilgili hastane başhekimi Doç. Dr. Ahmet Özkağnıcı, Histoloji-Embriyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Duman ve Yard. Doç. Dr. Murad Aktan ile birlikte tıp fakültesi hastanesi binasındaki toplantı salonunda basın toplantısı düzenledi. Dünyada kök hücre çalışmalarının hızla devam ettiğini ve çeşitli alanlarda başarılı sonuçlar elde edilen kök hücre naklinin son yıllarda kalp alanında da yapılmaya başlandığını ifade eden Tokaç, kendilerinin de kalbe kök hücre nakli yapılmasıyla ilgili çalışmaları 6 yıldır sürdürdüklerini söyledi.

Kök hücrenin kendi kendini yenileyebilen uygun koşullar altında değişik dokuların hücre tiplerine göre farklılaşabilen ve çoğalabilen öncü hücreler olduğunu belirten Tokaç, ''Örneğin kalbe yapılan kök hücre naklinde kalpteki ölü hücreler canlandırılmaktadır'' dedi. 1,5 hafta önce kalp krizi geçiren 56 yaşındaki erkek bir hastaya kök hücre nakli yaptıklarını dile getiren Tokaç, şunları kaydetti:

''Kalp krizi geçiren hastayı ilk olarak anjiyo ünitesine alıp tıkanan damarı açtık. Bir süre gözetimde tuttuğumuz hastanın kemik iliğinden ilik çektik. Bu iliği bazı işlemlerden geçirip ayıklayarak kalp için gerekli olan kök hücreleri elde ettik. Daha sonra da bu hücreleri aort damarından hastanın kalbine verdik. Bu uygulamanın 3 ile 6 ay arasında sonuç vererek kalbin eski sağlıklı durumuna yakın hale gelmesini bekliyoruz.''

Kalbe kök hücre naklinin gerçekleştirildiği Türkiye'de üçüncü kent olduklarını belirten Tokaç, şöyle devam etti: ''Bu yöntemle kemik iliğinden elde edilen kök hücreler, kalpte hasar görmüş bölgenin onarımını hızlandırıp, kalbin fonksiyonunu güçlendiriyor. Ancak bu uygulama, ilaçla tedavi ya da by-pass'a bir alternatif değil, kalbin sağlığına kavuşturulması için hızlandırıcı bir tedavi yöntemi olarak görülmelidir. Bu işlemin uygulandığı fark, kök hücre nakli yapılmayana göre kalbin kendini daha hızlı yenilemesi.'' Tokaç, bu yöntemin çok sayıda kalp krizi geçiren hastaya uygulanabilmesi için gerekli altyapı çalışmalarına devam edildiğini sözlerine ekledi.


Hi-LaL 1 Ağustos 2006 01:18


Sigara içme ihtiyacını ortadan kaldıran nikotin bantları ve nikotin sakızlarından sonra, tiryakilerin sigarayı bırakmasına engel olan haz duygusunu yok edecek bir aşı üzerinde çalışıldığı bildirildi. Amerikalı uzmanların denediği aşının çok yakında Avrupa pazarlarına sunulabileceği belirtildi.

Yaklaşık 300 gönüllü üzerinde halen denenen aşı, basit bir iğne gibi kola uygulanıyor. Nikotinin beyne ulaşmasını engelleyen aşı, böylelikle tiryakilerin sigara krizlerini ortadan kaldırıyor.


Hi-LaL 1 Ağustos 2006 01:31

Annelere Müjde!!!
 


Türkiye'nin tek bitkisel içerikli memebaşı pomadı Garmastan, hayatının ilk günlerinde bebeğin ve annesinin emzirmenin sağlık ve mutluluğunu yaşamalarına yardımcı oluyor.

Garmastan Pomat'ın içeriğindeki antienflamatuar etkili doğal madde, Venezuella, Kolombiya ve Paraguay'da bulunan gayazulen çiçeğinden elde ediliyor.

Emzirme döneminde oluşan memebaşı çatlaklarının önlenmesi ve tedavisinde kullanılan Garmastan Pomat, annenin ağrısız bir emzirme dönemi geçirmesini sağlıyor. Antiseptik, antienflamatuar, nemlendirici, antioksidan etki sağlayan içeriği ile cildi koruyor, memebaşı çatlaklarının iyileşmesini hızlandırıyor, memebaşında ve bebeğin ağzında oluşabilecek enfeksiyonları önlüyor.

Ağrısız emzirmenin çözümü Garmastan Pomat, her emzirmeden sonra meme ucu ve çevresine ince bir tabaka halinde sürülüyor. Hamileliğin sekizinci ayından itibaren göğüsleri emzirmeye hazırlamak için de her banyodan sonra göğüslere sürülmesi öneriliyor.

Hem bebek hem de anne için güvenle kullanılan Garmastan Pomat, meme başı çevresini yumuşak ve elastik tutup deriyi koruyor. Vücut sıcaklığında hemen eriyor, böylece hassas cilt üzerinde kolaylıkla dağılıyor. Kokusuz olduğu için bebeği annenin doğal kokusundan uzaklaştırmıyor ve yağsız olduğu için de giysilerde iz bırakmıyor.


kompetankedi 23 Ağustos 2006 11:28



TAVŞAN GRİBİ İLK KEZ İNSANA BULAŞTI!..

Talihsiz çiftçinin vücudunda 'Pasteurella multocida' adlı bakterinin bulunduğu açıklandı.
23 Ağustos 2006 Çarşamba 00:10


İngiltere'de ölen bir çiftçinin kanında tavşan gribine neden olan bakteri bulundu.

Tavşan gribi insana bulaştı

Meksika, Küba ve Avustralya'da 1998'de ortaya çıkan tavşan gribi ilk kez insana bulaştı. İngiltere'nin Suffolk kentinde geçen hafta mısır toplarken yakaladığı bir tavşana dokunduktan sonra ellerinde kızarıklar meydana gelen 29 yaşındaki İngiliz çiftçi hastaneye kaldırıldı. Doktorlar John Freeman'ın önce gribe veya suçiçeği hastalığına yakalandığını düşündü. Halsizleşen Freeman'a antibiyotik tedavisi uygulandı. Müdahaleler sonuç vermeyince Freeman kendi haline bırakıldı. Hastanedeki 4 günün ardından yatağında ölü bulundu. Daha sonra yapılan otopside talihsiz çiftçinin vücudunda tavşan gribine neden olan "Pasteurella multocida" adlı bakterinin bulunduğu açıklandı.

/Sabah


Hi-LaL 23 Ağustos 2006 20:28

Viagra akciğeri iyileştiriyor
 
Viagra akciğeri iyileştiriyor


http://www.internethaber.com/images/news/9991.jpg


Seks için üretilen Viagra'nın, akciğer rahatsızlıklarında olumlu etki yarattığı saptandı.

Almanya'daki Giessen Üniversitesi araştırmacıları, Viagra'nın cinsel hayat kadar akciğer rahatsızlıklarında da olumlu etki yarattığını açıkladı. Viagra'nın akciğerle bağlantılı olarak yüksek tansiyona etkisini araştıran uzmanlar, 14 sağlıklı erkek dağcıyı denek olarak kullandı. Bilimadamları, ilacın hem deniz seviyesinde hem de yüksek rakımda, kan basıncını düşürerek akciğerlere faydalı


Misafir 25 Ağustos 2006 09:28

Kalp ameliyatlarında bir ilk

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalı öğretim üyeleri, yaşları 3.5 ile 10 arasında değişen 5 çocuğun kalp karıncıkları arasındaki deliği, neşter kullanmadan anjiyo yöntemiyle kapattı.

Sabah saatlerinde başlayan ameliyatlarda, Chicago Üniversitesinden Dr. Ziyad Hijazi de hazır bulundu. Operasyonu çeşitli illerden 20'ye yakın uzman doktor da izledi. Operasyonla ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Saltık, yaptıkları işlemi ''anjiyoyla hastanın damarından girerek kalpte karıncıklar arasındaki deliği kapatma'' olarak niteledi.

Geçen yıl Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde uygulanan işlemi kendilerinin de ilk kez İstanbul'da gerçekleştirdiklerini belirten Prof. Dr. Saltık, şöyle dedi: ''Yöntem, Türkiye'de geçen yıldan bu yana 30 hastaya uygulandı. İşlemin en büyük avantajı hastanın göğsünün açılmaması, çocukta herhangi bir iz olmaması. Bunlar normalde açık kalp cerrahisiyle yapılabilen işlemlerdi.

Eğer hasta uygunsa, uygun şartlar varsa ve gerekliyse artık ameliyatsız, anjiyoyla da bu işlemi yapabiliriz.'' Bunun da diğer işlemler gibi artı ve eksileri bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Saltık, ''İşlemde sadece kasıktan iğne deliği oluyor. İnce uzun borularla oraya birtakım özel cihazlar yerleştiriyoruz. İnşallah bir sorun olmazsa hastalarımız yarın, en geç öbür gün evlerine gidecek. Aynı hastalar açık ameliyat olsalardı en az bir gün yoğun bakımda kalacaklardı'' dedi.

Prof. Dr. Saltık, yöntemi bebekler ile 8 kilonun altı, deliği tıbben uygun bulunmayanlara uygulamadıklarını söyledi. Prof. Dr. Saltık, bu işlemin maliyetinin, devlet hastanelerindeki açık kalp cerrahisinden yüzde 50-70 daha pahalı olduğunu sözlerine ekledi. Dr. Ziyad Hijazi de işlemi 2002 yılından beri uyguladıklarını ve hastalarının durumunun oldukça iyi olduğunu söyledi.

Bu hastaları 4 yıl takip ettiklerini belirten Hijazi, ''Yaklaşık yüzde 10-15 oranında, kalpte karıncıklar arasında delikle doğan bebeklerde geniş delik vardır. Bunlar erken dönemde kalp cerrahisinin tamir etmesine ihtiyaç gösterirler. Ama geri kalan yüzde 80-85 ve ileri yaşlara gelen hastalarda bu yöntem bir şans, bir ihtimal olabilir'' dedi. Neştersiz kalp ameliyatı uygulanan hastalardan 3.5 yaşındaki Kaan'ın anne ve babası Recep-Emine Uçar çifti de çocuklarındaki problemin 3 aylıkken rutin kontroller sırasında tespit edildiğini bildirdiler.


evo 25 Ağustos 2006 20:37

TÜRK BİLİM ADAMININ BAŞARISI
Genç Türk bilim adamı Dr. Umut Özcan (29), farelerde tip 2 diyabeti tedavi eden araştırmasıyla tıp dünyasında heyecana neden oldu.Harvard Üniversitesi'nde şişmanlık genini bulan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil'in laboratuvarında çalışmalarını sürdüren Dr. Özcan, tip 2 diyabet gelişiminde önemli bir rol oynayan endoplazmik retikulumda artan stresi bir ilaç grubu ile azaltmayı başardı.
Özcan, şişman ve ileri derecede tip 2 diyabet geliştirmiş farelerde diyabeti tamamen iyileştirdi. Dünyanın en saygın bilim dergilerinden Sience'nin dünkü sayısında yer alan çalışma kısa bir süre sonra insanlarda da denenecek.
Dr.Umut Özcan, moleküler ve genetik tekniklerle gerçekleştirdiği çalışmasında hücre içerisinde bulunan ve 'EndoplazmikRetikulum' diye adlandırılan organelde gelişen aşırı yüklenmenin (stresin), şişmanlıkta tip 2 diyabetin gelişiminde merkezi bir rol oynadığını gösterdi.
Dr. Özcan, bu çalışmasından yola çıkarak gerçekleştirdiği yeni çalışmasında tip 2 diyabet gelişiminde önemli birrol oynayan endoplazmikretikulumda artan stresi bir ilaç grubu ile azaltmayı başardı. Araştırmada, yapı olarak birbirinden farklı ama fonksiyon olarak kimyasal çaperon grubuna giren iki ilaç kullanan Özcan,şişman ve ileri derecede tip 2 diyabet geliştirmiş farelerde, diyabeti tamamen iyileştirdi. Farelerdeki yüksek kan şekeri değerleri tamamen normale döndü.
Özcan, bu ilaçların insülin direncini azaltarak insülinin çok daha etkin bir hale gelmesini sağladı.
Araştırmayı insanlarda da deneyeceklerini belirten Özcan, her iki ilacın da başka hastalıkların tedavisi için insanlarda kullanılan güvenilirliği kanıtlanmış ilaçlar olduğunu vurguladı.


ahmetseydi 26 Ağustos 2006 21:00

Çin Malı Tekstil Ürünleri Cilt Kanseri Yapıyor
 
Ankara Giyim Sanayicileri Derneği ve Karton firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Canip Karakuş'un Çin malı tekstil ürünleriyle ilgili ürperten iddiası çok tartışılacak...


TÜRKİYE işsizlikle kıvranırken, tekstilci ise kalifiye eleman bulamamaktan dert yanıyor. Ankara Giyim Sanayicileri Derneği ve Karton firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Canip Karakuş 'Bugün kalifiye eleman bulsam, tam 300 kişiyi işe alırım' dedi.

2.5 milyon kişinin tekstil işinde çalıştığına dikkat çeken Karakuş, maliyetlerin düşmesi halinde Türkiye'nin dünya devleri ile aynı arenada rekabet edebileceğine dikkat çekti. Vergi ve enerji fiyatlarının yüksekliğinden dert yanan Karakuş, 'Bir arkadaşım bana 'Bin 400 işçimi işten çıkardım; Çin'de üretim yapıp satıyorum, kafam çok rahat' dedi. İşçimizi sokağa atmak istemiyoruz. Maliyetler çok yüksek bunların indirilmesi lazım' değerlendirmesinde bulundu. Karakuş, ekonomik kriz sonrasında kapatılan fabrikalardan işsizlik sorununa, moda rekabetinden maliyette yaşanan sıkıntılara kadar sorularımıza çarpıcı cevaplar verdi.


Cilt kanseri

- Hükümetle görüşmeler yaptınız, kararlar uygulamaya geçirilebildi mi?

Başbakan'a çıktığımız zaman 'KDV'ler düşecek' diye bir karar alındı. Evet, KDV yüzde 18'den 10'a düştü; ancak, tekstile bir faydası olmadı. Ne söylesek 'Tabii olacak, merak etmeyin' deniliyor. Türkiye 35-40 yıldır aynı. Hep 'olacak'la, 'edecek'le gidiyor. Hükümetin bu işi çok iyi analiz etmesi lazım. 2.5 milyon işçi var. 4 kişilik bir aile olarak hesaplarsanız 10 milyon kişinin tekstilden ekmek yediğini görürsünüz.

İhracat firmaları ve hazır giyim konfeksiyonlarının maliyetlerinin çok yüksek olduğunu ilettik. Mesela ortada Çin faktörü var, Pakistan veya Hindistan var. Buralarda ayda 30 dolara çalışan bir iş sektörü var. Bu bizim maliyetlerimizi çok büyük şekilde etkiledi. Doğalgaz, benzin ve enerjinin en pahalısını kullanan ülkeyiz. Buna bir de işçinin sigortasını ekle; anormal bir girdi fiyatı çıkıyor ortaya.


- Çin tehdidi geçtiğimiz yıllara göre aşıldı mı?

Çin mallarında kalite diye bir şey yok; ancak, Çinliler ile kavga etmenin de anlamı yok. Bunlarla iş birliği yapmak lazım. Bir tekstilci arkadaşla görüştüm, bana 'Ben bin 400 kişiyi işten çıkardım, kafam rahat. Çin'de yaptırıp satıyorum' dedi. Benden daha çok kazanıyor, sigorta, vergi yok. Yüzde 1 vergi ödüyor, hiçbir şey değil. Bu işsizlik durumunda hepimiz işçilerimizi mi çıkaralım? Şimdi böyle bir çalışma şekli başlıyor. Dünya kadar işçimiz var, nereye koyacağız? Konfeksiyon işini bayanlar oluşturur. Erkek iş bulur ama bayanları sokağa attığımız zaman ne olacağını siz düşünün. Çin tehlikesi bitmedi ancak onlar da kaliteli ürün yapmaya başladı. Çin malı pazarlarda 3 - 5 YTL. Bu hazır giyim konfeksiyonun hammaddesi kimyasaldır. Bu paraya yapılması mümkün değil. Dünyanın her yerinde başladı bu tehlike; kimyasal madde cilt kanseri yapıyor. Adam cilt kanseri olmuş nereden olduğu belli değil.

Halbuki kazak ve gömlekler, kimyasal bir boya ile renklendiriliyor, standartlara uygun değil. Sonra bakıyorsun Versace gibi markalar koyuyorlar. Bunlara artık 'dur' demek lazım. Kaliteli mal üretiyoruz biz. Dünyanın her tarafına mal yapıyoruz ama maliyetlerimiz yüksek.


- Tekstilin en büyük sıkıntısı nedir?

Enerji, doğalgaz, vergi ve sigorta. Bunların düşmesi lazım. Bir kazak Çin'de 5 Dolar, bizde ise 14-15 dolara mal ediliyor. Bu masraflar düşsün ki, hem işçimizi elimizde tutalım hem de dünya ile rekabet edebilelim. Çin'den 5 dolara alan, benden 14 dolara almaz. Avrupalı bırakın 1 doları, senti düşünüyor. Ekonomik krizden bu yana çok fabrika kapandı. Fasoncular dediğimiz imalatçılar da çok yara aldı. Ekonomik krizden bugüne kadar yaklaşık tekstil sektörünün yüzde 20'sini kaybettik.


Dolar daha fazla düşmesin

Eskiden Türkiye'de kıyafetler dikilir, Avrupa'ya gider bir marka eklenir ve Türkiye'ye tekrar gelirdi. Halen bu tarzda bir işleyiş var mı?

Eski Mahmutpaşa yok artık, çok büyük fabrikalar var. Mesela biz, Maksmayra Grubu, Morgan, Alemuratti gibi Fransız firmalarla çalışıyoruz. Geçen gün bir arkadaşım aradı, 'Sana çok güzel bir bayan kazağı aldım Fransa'dan' dedi. Ben de 'Getir bir bakalım' dedim. Getirdi, bir baktım bizim yaptığımız ürün. Çok kaliteli ürün yapıyoruz, alt yapımız iyi, genç, dinamik bir nüfus var. Türkiye; Fransa'ya, İtalya'ya, Almanya'ya, Rusya'ya, Romanya'ya; her yere çok yakın. Çin'e 6 ay önceden sipariş veriyorsun mal dikmeye ancak biz günlük yapıyoruz. Dünyanın en büyük markalarına mal üretiyoruz. İstihdamın devam etmesi lazım. Dolar biraz yükselince iş alıyorsun. Bizim 700 işçimiz var, 16 ülkeyle iş yapıyoruz.


Kendi markamızı oluşturmalıyız

Tekstil sektörünün modayı belirlemede yeri nedir?

Tasarımcılar belirliyor, biz devamını getiriyoruz. Bizim zaten bütün kabahatimiz, Türkiye'deki markaların kendi markalarını yaratmaması. Dünyanın her yerindeki marka Türkiye'de de var. Bizim de kendi markalarımızı yaratarak dünyanın her tarafına göndermemiz lazım. Bugün kalifiye işçi olsa 200-300 kişi daha alacağım; gelsinler hemen alacağım.


Giyimde neyi tercih ediyoruz, kaliteyi mi ucuzluğu mu?

Kaliteye para verirsen 5 sene giyersin, ancak kalitesiz ürünü 5 gün giyersin. Ucuza yönelen çok vardı.

Artık Çin malı ayırt edilmeye başlandı.


GusinapsE 26 Ağustos 2006 22:02

Unutkanlığa karşı ilaç
 
Unutkanlığa karşı ilaç


Almanya'nın başkenti Berlin'de görev yapan Profesör Hans-Hilger Ropers (62), öğrenme zayıflığına ve unutkanlığa karşı ilaç geliştirdi.
Ropers, hap şeklinde alınması öngörülen ilaçla ilgili ilk deneylerin, Almanya'nın önde gelen araştırma kuruluşlarından Max-Planck Enstitüsünde başarıyla sonuçlandığını belirterek, "Farelerde hafıza kaybı giderilebildi" dedi.
Bild gazetesi, ilacın, beyindeki belirli sinir hücrelerinin aşırı faaliyetini engelleyerek, özellikle kısa süreli hafızanın daha iyi işlemesini sağladığını yazdı.
Bazı Amerikan ilaç firmalarının ilacı gelecek yıl içinde piyasaya sürmek istedikleri kaydedildi.


GusinapsE 26 Ağustos 2006 22:26

Sağlıkta ürküten rapor
 
Sağlıkta ürküten rapor


Antalya'da, Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Sağlık İşleri Müdürlüğü'nde görevli doktorların hazırlayıp, Ankara'daki SSK Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü'ne ve SSK Başmüfettişi Arif Aytürk'e gönderdiği raporda, korkunç iddialara yer verildi. Raporda devlet, üniversite ve özel hastaneler ile özel tıp merkezlerine tedavi için giden SSK'lı hastalara gereksiz ameliyatlar yapıldığı, normal doğum yerine sezaryen yöntemi uygulandığı, gerekmediği halde kalça ve diz protezleri takıldığı ileri sürüldü.

SSK sağlık kurumlarının Sağlık Bakanlığı'na devrinden sonra SSK teşkilatının bulunduğu illerde SSK Sağlık İşleri İl Müdürlüğü bünyesinde komisyonlar oluşturuldu. Antalya'da 35 doktor, 30 eczacı, 6 hemşireden oluşan komisyon üyeleri devlet, üniversite ve özel hastaneler ile özel tıp merkezlerine tedavi için giden SSK'lı hastaların faturalarını incelemeye aldı. Komisyon üyelerinden bazıları karşılaştıkları durumu bir rapor halinde geçen nisan ayında SSK Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü yetkilileri ile SSK Başmüfettişi Arif Aytürk'e gönderdi.

Devlet hastanelerinde doktorlara yaptıkları işlerden dolayı ek ödeme olarak ‘performans' adı altında bir komisyon verildiği belirtilen raporda şu tespitlere yer verildi:

“Hekimler buradan elde edecekleri geliri artırmak için yaptıkları işleri abartmakta, yapılmayan işleri yaptı gibi göstermektedirler. Yapılan uygulama suiistimale son derece açıktır. Normal fiziki muayene bulguları olan hastalardan bile ortalama 10 ve üzerinde tahlil istenmektedir. Özellikle üniversite hastanelerinde tahlil sayısı binleri bulmakta, bu konuda belki de dünya rekorları kırılmaktadır. Aynı tetkik üç dört defa yapılmış gibi gösterilmekte ve faturalanmaktadır. Bu tetkiklerin istemden sonra aynı günde randevu alınıp yapılması bile hemen hemen imkansızdır.

Bugün bir çok ülkede ayaktan yapılabilen veya bir iki gün yatırılarak yapılan işlem ve ameliyatlarda bile (fıtık, kolesisitektomi ve laparoskopik işlemler) hastalar 15- 20 günü bulan sürelerle yatırılmaktadır.

Performans uygulaması nedeniyle ve hastaneye gelir temin etmek amacıyla tedavi ve ameliyat gerekmeyen durumlarda bile ameliyat kararları verilmekte ve hastalar gereksiz yere ameliyat edilmektedir.

Bugün hemen hemen normal doğum uygulamadan çıkmış olup, her gebe kadında sezaryen ameliyatı yapılmaktadır.

Her hastada yakınma olmasa bile değişik organlarda kanser, hepatit, AIDS gibi hastalıklar rutin aranmakta, öksürse göğüs hastalıkları konsültasyonu, biraz ateşi çıksa mikrobiyoloji konsültasyonu istenmektedir. Neredeyse bir hekim tarafından tedavi edilen hasta artık kalmamıştır.

Kalça ve diz protezleri ile protez kullanılan diğer durumlarda da hastalara gerekmediği halde bu ameliyatların yapıldığı ve bu malzemelerin söz konusu hastalarda uygun olmadığı halde kullanıldıkları görülmektedir.''


Hi-LaL 27 Ağustos 2006 04:34

Genç Türk bilimadamı Dr. Umut Özcan (29), farelerde tip 2 diyabeti tedavi eden araştırmasıyla tıp dünyasında heyecan yarattı. Harvard Üniversitesinde şişmanlık genini bulan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil'in laboratuvarında çalışmalarını sürdüren Dr. Özcan, tip 2 diyabet gelişiminde önemli bir rol oynayan endoplazmik retikulumda artan stresi bir ilaç grubu ile azaltmayı başardı. Özcan, şişman ve ileri derecede tip 2 diyabet geliştirmiş farelerde diyabeti tamamen iyileştirdi. Dünyanın en saygın bilim dergilerinden Sience'nin dünkü sayısında yer alan çalışma kısa bir süre sonra insanlarda da denenecek.

DİYABETLİLERİN UMUT'U....



Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nin 3. sınıfına devam ederken Harvard Üniversitesi diyabet merkezi Joslin Diabetes Center'da dünyanin en ünlü diyabet profesörü olan C. Ronald Kahn'in laboratuvarına kabul edilen Umut Özcan, burada 2 yıl insülin salgılayan beta hücreleri üzerine araştırmalar yaptı. Joslin Diabetes Center'da arastırmalarını tamamladıktan sonra şişmanlık genini bulan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil'in laboratuvarında kendisinin oluşturduğu hipotez üzerine çalışmaya başlayan Özcan'ın bu araştırması, 2004yılında Science dergisinde yayınlandı. Özcan, moleküler ve genetik tekniklerle gerçekleştirdiği çalışmasında hücre içerisinde bulunan ve 'EndoplazmikRetikulum' diye adlandırılan organelde gelişen aşırı yüklenmenin (stresin), şişmanlıkta tip 2 diyabetin gelişiminde merkezi bir rol oynadığını gösterdi.

DİYABET TEDAVİSİNDE DEVRİM

Dr. Özcan, bu çalışmasından yola çıkarak gerçekleştirdiği yeni çalışmasında tip 2 diyabet gelişiminde önemli birrol oynayan endoplazmikretikulumda artan stresi bir ilaç grubu ile azaltmayı başardı. Araştırmada, yapı olarak birbirinden farklı ama fonksiyon olarak kimyasal çaperon grubuna giren iki ilaç kullanan Özcan,şişman ve ileri derecede tip 2 diyabet geliştirmiş farelerde, diyabeti tamamen iyileştirdi.

Farelerdeki yüksek kan şekeri değerleri tamamen normale döndü. Özcan, bu ilaçların insülin direncini azaltarak insülinin çok daha etkin bir hale gelmesini sağladı. İlaçlardan ilkinin etken maddesinin 4-Phenyl Butyrate (4-PBA) diğerininkinin de Tauroursodeoxycholic Acid (TUDCA) olduğunu anlatan Özcan, AA muhabirine yaptığıaçıklamada, ''Bu çalışma yeni bir grup ilacın diyabet tedavisinde kullanılabileceğini gösteriyor ve benim önceden bulduğum sistemin, tedavi için ciddi bir hedef olduğunu kanıtlıyor'' dedi. Araştırmayı insanlarda da deneyeceklerini belirten Özcan, her iki ilacın da başka hastalıkların tedavisi için insanlarda kullanılan güvenilirliği kanıtlanmış ilaçlar olduğunu vurguladı.

Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz da AA muhabirine, Tip 2 diyabetin insülin salgılamada bir yetersizlik ve hücrelerin bu hormona karşı duyarlılığının azalması sonucunda geliştiğini söyledi. Yılmaz, dünyada 180 milyon diyabetli bulunduğunu ve bunun yüzde 90'ını tip 2 diyabetlilerin oluşturduğunu kaydetti.

Türkiye'de etkin molekül bulma açısından hemen hemen bu konuyla ilgili hiç çalışma olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, Dr. Umut Özcan'ın araştırmasının hem Türkiye hem de dünyadaki diğer diyabetliler açısından sonderece önemli olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Yılmaz, çalışma boyunca Dr. Özcan ile istişare içinde bulunduklarını belirterek,''Diyabetin tedavisi açısından umut veren bir çalışma'' olduğunu kaydetti. Yılmaz, ''Dr. Umut Özcan'ın çalışması hastalığın tedavisi için yeni bir umut. Bu çalışmanın dünyanın en ciddi bilim dergisinde yayınlanması Umut ve ülkemiz açısından çok önemli bir olay'' diye konuştu.


TİP 2 DİYABET

Kanda sürekli yüksek düzeyde glikozu olan tip 2 diyabetliler, doğal insülinlerini üretmeyedevam eder fakat vücutları bu insülini uygun bir şekilde kullanmıyor. Bu durumda şekerin hücrelere girişi zorlaşır ve sonuçta şeker sağlıksız bir şekilde kanda birikip çoğalmaya başlıyor. Kesin tedavisi olmayan hastalıkta, ilaçlar yardımıyla kan şekeri kontrol altında tutulur. Hastalığın tedavi edilmemesi durumunda tip 2 diyabet, böbrek yetmezliği, körlük, kalp krizi ve felce yol açabiliyor. Dünyada tahminen 150 milyonun üzerinde insantip 2 diyabetlisi ve bu rakamın 2025 yılında 300 milyona ulaşacağı ileri sürülmekte. Hastaların üçte biri, hasta olduklarını bilmiyor.

UMUT ÖZCAN

1977'de Tunceli'de doğan Dr. Umut Özcan, Tunceli Atatürk İlkokulu'nu bitirdikten sonra ortaokula Elazığ Anadolu Lisesi'nde devam etti. Özcan, buradan geçtiği Ankara Fen Lisesi'nde araştırma yapmaya başladı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde İngilizce tıp eğitimi alan Özcan, ilk yılından itibaren Prof. Dr. Hüsrev Hatemi, Prof. Dr. Günnur Yiğit ve Prof. Dr. Selma Yılmazerile birlikte araştırma çalışmalarına devam etti. Üniversitenin ilk yılında, kapalı olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Araştırma Kulübünü tekrar faaliyete geçiren gençbilim adamı, birçok araştırma grubu kurdu. Özcan'ın bu süre içinde Türkiye'de yaptığı araştırmalar iki kez en iyi ulusal proje ödülü aldı. Genç bilimadamınaayrıca Türkiye Diyabet Vakfının ''En iyi Bilimsel Proje'' ödülü ile Türkiye Diyabet Cemiyetinin ''Celal Öker Bilim ve Teşvik Ödülü'' verildi. Özcan'ın 2004 yılında Science dergisinde yayınlanan çalışması dünyanın en iyi tıp dergilerinden biri olarak gösterilen Nature Medicine tarafından 2004-2006 yılları arasında dünyada yapılan en iyi 5 diyabet araştırması içerisinde gösterildi.


kompetankedi 1 Eylül 2006 12:08

ERKEK HAPI TÜRKİYE'YE GELDİ

Günümüzde bir çok erkeğin kabusu haline gelen cinsel işlev bozukluklarına çözüm sağlayan 'mucize hap' Türkiye'ye geldi.
01 Eylül 2006 Cuma 11:06

Günümüzde bir çok erkeğin kabusu haline gelen cinsel işlev bozukluklarına çözüm sağlayan 'mucize hap' Türkiye'ye geldi. Doğadaki 25 çeşit bitkinin karışımından oluşan 'Herbal Vivid' ilaç sınıfına girmediği için alımı sırasında reçete de gerektirmiyor. "Conan" ve "Terminator" filmleriyle tanınan Arnold Schwarzenegger'in de "onayını" alan Herbal Vivid tavsiye edildiği gibi günde iki kez kullanılması halinde cinsel isteği artırıyor ve üstün performans sağlıyor.


Misafir 1 Eylül 2006 18:11

Sigaranın akciğer kanseri ve kalp hastalıklarına neden olduğunu kanıtlayan bilim insanı Sir Richard Doll 92 yaşında yaşamını yitirdi.
LONDRA - Oxford Üniversitesi salgın hastalık uzmanı Sir Richard Doll, 1950 yılında sigaranın akciğer kanserinin başlıca nedeni ve kalp hastalıklarının da tetikleyicisi olduğunu ortaya çıkarmıştı. Sir Richard Doll’un çalışması 19’uncu yüzyılın başından beri dünya çapında hızla yaygınlaşan ve insanlarda tiryakilik yaratan sigaranan zararlarının anlaşılmasını sağladı. Bu sayede son 30 yılda sigaranın zararları bilimsel olarak irdelendi ve sigarayla savaş kampanyaları başlatıldı.
Dr. Doll, görevli olduğu Londra Hastanesi’nde akciğer kanseri vakalarını incelerken, hastalığa otomobillerin egzoz gazlarının neden olduğunu düşünmüş ve çalışmalarını ilk etapta bu yöne kaydırmıştı. Ancak, daha sonra o yıllarda yayılmakta olan sigara alışkanlığına odaklanan Dr. Doll, sigara dumanını da araştırma kapsamına aldı.
Londra hastanelerindeki 600 akciğer kanseri hastasına bir anket doldurttu. Ortaya çıkan sonuç, milyonlarca kişinin yaşamını kurtarabilecek bir bulguydu. Akciğer kanseri hastalarının çoğunluğu ciddi ölçüde sigara tiryakisiydi.
SİGARA İÇEN KANSER OLUYOR

Müteakip çalışmalar sigara tiryakilerinin normal kişilere göre akciğer riskinin 3 kat yüksek olduğunu gösterdi. Dr. Doll daha sonra sigaranın koroner kalp hastalıkları başta olmak 18 ayrı kalp hastalığının da direkt tetikleyicisi olduğunu kanıtladı. Dr. Doll’un ayrıca alkolün ana rahmindeki bebekler üzerindeki olumsuz etkileri ve doğum kontrol haplarının yan etkilerini de ortaya koydu.
Dr. Doll radyasyonunu insan vücudunda olumsuz etkiler yarattığını göstermişti. 1950’lilerde radyasyonun zararları henüz bilinmezken, Dr. Doll ışınların lösemiye yol açtığını kanıtladı. Televizyon ve cep telefonu gibi güçlü radyasyon kaynakları hala insan vücuduna yakın durmaya devam ediyor.
Dr. Doll bu çalışmaları ile 1972 yılında şövalyelik nişanına layık görüldü ve Sir ünvanı aldı.
‘SİGARA İÇEN KENDİ BİLİR’
Sir Doll’un 1973 yılında verdiği bir demeç İngiltere’de büyük yankı uyandırmıştı. Sir Doll, 65 yaşın üzerindeki kişilerin ölüme hazırlanmaları ve yaşamlarını uzatmak için hiçbir çabaya girmemeleri gerektiğini söyledi. Sir Doll, ayrıca İngiltere ‘de kamu sağlığından sorumlu kurum olan Ulusal Sağlık Hizmetleri (National Health Service)’nin yaşlıların yaşamını uzatmak için para harcamaması gerektiğini dile getirdiğinde, kendisi de 60 yaşındaydı. Sir Doll, kişilerin sigarayı kesmesi gerektiğini, bedenlerinin farkında olarak kendi kendilerini hasta etmeme sorumluluğunu göstermeleri gerektiğini savunuyordu.
Sigaranın zararlarının irdelenmesi sonucu düşüşe geçen sigara alışkalığı sayesinde birçok insanın yaşamı kurtuluyor. Özellikle, pasif içici denen, kendi içmese dahi yanında içilen sigarayı soluyan kişilerin de aynı oranda zarar gördüğünün anlaşılması üzerine, birçok Batı kentlerinde kapalı mekanlarda da sigara içilmesi yasaklandı.

Dr. Doll daha sonra anketi tüm İngiltere çapında bir kez daha denedi ve istatistik sonuçlar Londra Hastanesi’ndeki sonuçlarla örtüşüyordu, sigara içenler gerçekten de akciğere kanserine yakalanıyorlardı. Dr. Doll meslektaşı, Dr. Austin Bradford Hill ile birlikte sigaranın, akciğer kanserini tetiklediğini savundular


kompetankedi 2 Eylül 2006 10:37

İMMÜN HÜCRELERİ, KANSERLİ HÜCRELERİ YOK EDİYOR

Amerikalı bilim adamları, genetik yapılarını değiştirdikleri, immün hücrelerinin lideri konumundaki lenfositlerle kanserli hücreleri öldürmeyi başardı.
02 Eylül 2006 Cumartesi 09:44

ANKARA - Bilim adamları, genetik olarak değiştirilmiş lenfositlerin kanserli hücreleri yok ettiğini tespit etti.
Amerikalı bilim adamları, genetik yapılarını değiştirdikleri, immün hücrelerinin lideri konumundaki lenfositlerle kanserli hücreleri öldürmeyi başardı.


GusinapsE 3 Eylül 2006 16:20

Unutkanlığa karşı ilaç
 
Unutkanlığa karşı ilaç


Almanya'nın başkenti Berlin'de görev yapan Profesör Hans-Hilger Ropers (62), öğrenme zayıflığına ve unutkanlığa karşı ilaç geliştirdi.
Ropers, hap şeklinde alınması öngörülen ilaçla ilgili ilk deneylerin, Almanya'nın önde gelen araştırma kuruluşlarından Max-Planck Enstitüsünde başarıyla sonuçlandığını belirterek, "Farelerde hafıza kaybı giderilebildi" dedi.
Bild gazetesi, ilacın, beyindeki belirli sinir hücrelerinin aşırı faaliyetini engelleyerek, özellikle kısa süreli hafızanın daha iyi işlemesini sağladığını yazdı.
Bazı Amerikan ilaç firmalarının ilacı gelecek yıl içinde piyasaya sürmek istedikleri kaydedildi.


Hi-LaL 9 Eylül 2006 14:20

Tıp dünyasında büyük tartışma...
 
Tıp dünyasında büyük tartışma...
http://www.internethaber.com/images/news/14713.jpg


İngiliz ve Belçikalı bilimadamları tarafından ortaklaşa yapılan bir araştırma bitkisel hayatta beyin faaliyetlerine ilişkin yeni bulgular sağladı. Çalışmaya göre bitkisel hayattaki bir kişinin beyninin verdiği tepkiler, sağlıklı bir insanınkiyle aynı olabiliyor.


Uzmanlar, yani hastanın aslında karmaşık bir iç yaşamı sürdürdüğünü, dış dünyaya bilinçli olduğu yolunda hiç bir işaret vermese de, beynin komutlara karşılık verebilecek, hatta karar verebilecek durumda olduğunu savunuyor.

Bulgular bitkisel hayattaki bir hastanın kendi rızası olmadan hayatına son verilmesi konusunda yepyeni bir tartışma yaratıyor.

Bilim dergisi Science’da yayımlanan çalışmada bir hastanın beyin sinyalleri, verilen komutlara nasıl tepki verdiğini incelemek üzere görüntüleme sistemleri ile izlendi.

Bitkisel hayattaki kişiler, koma halinden çıkmış olmalarına rağmen bilinçli olduklarına dair bir işaret göstermiyor.

Bazı bilim adamları ise çalışmanın sadece tek bir hasta üzerinde yapıldığını ve her hastanın aynı tepkileri vermeyebileceğini savunuyor.

HASTA BEŞ AYDIR BİTKİSEL HAYATTA

İngiltere Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü uzmanları önce çok sayıda sağlıklı deneğin belirli durumlardaki beyin tepkilerini inceleyip kaydetti. Daha sonra sağlıklı deneklerle yapılan iki deneme, bitkisel hayattaki kadın ile tekrarlandı.

Hastaya önce beyninin konuşmaları algılayıp algılamadığını belirlemek üzere “kahvede süt ve şeker var” denildi. Beyin filmleri, beynin konuşmaya dair bölgelerinin sağlıklı deneklerle aynı şekilde aydınlandığını gösterdi.

İkinci denemede bu kez hastadan tenis oynadığını ve evde yürüdüğünü düşünmesi istendi. Bu sırada da beynin uzuvların hareketinden sorumlu motor kontrol bölümleri aydınlandı.

Söz konusu İngiliz hasta 23 yaşında bir trafik kazası geçirmişti. Kazadan beş ay sonra hala bitkisel hayatta olduğu belirtiliyor. Bazı uzmanlar hastanın belki de bitkisel hayat halinin sonuna geldiğini ve iyileşebileceğini savunuyorlar.

Uzun bir süre geçmesine rağmen durumunda değişiklik olmayanlar, kalıcı bitkisel hayat durumunda kabul ediliyor. Bu duruma geçen yıl uzun tartışmalar ardından yaşam destek birimleri kapatılarak ölüme bırakılan ABD’li Terry Schiavo gösteriliyor.

Çalışma bu nedenle ahlaki tartışmaları alevlendirmeye aday.

Kaynak:NTVMSNBC Anasayfa


Hi-LaL 9 Eylül 2006 14:45

Küçük Bir Hatırlatma!!!
 
NOT: Bu konuya yazı gönderen arkadaşlarıma teşekkür etmekle birlikte küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Konu başlığında geçen "son haberler" terimi ile daha çok sağlık sektöründeki ve teknolojisindeki son gelişmeleri/araştırmaları içeren haber başlıklarını kastetmiştim...

Günlük medyadaki sağlık haberleri için aşağıdaki konu başlığını içeren linki kullanırsanız sevinirim. Şimdiden hepinize sağlıklı günler dilerim.

Sağlıklı Yaşam ve Bilgiler

Teşekkürler:)))


Hi-LaL 11 Eylül 2006 07:30

Erken boşalmaya karşı ilaç
 
Erken boşalmaya karşı ilaç...
http://www.internethaber.com/images/news/11366.jpg

Erken boşalma sorununa karşı ABD'li uzmanlar tarafından ilk kez bir ilaç geliştirildi.


Daha çok depresyon tedavisinde kullanılan "dapoxetine" maddesinin 2 bin 600 erkekte kullanılması sonucunda, bu erkeklerin yaklaşık yüzde 30'unun boşalma süresi 3 kat uzadı.

ABD'deki 121 sağlık merkezinde rasgele seçilen erkeklere farklı dozlarda "dapoxetine" verildi, deneyin sonucunda maddeden 30 miligram verilen erkeklerin boşalma sürelerinde 2.78, 60 miligram verilen erkeklerin boşalma süresinde ise 3.32 dakika uzama kaydedildi. İlacın kana karışması ise 1 saat sürüyor


evo 15 Eylül 2006 15:13

PANKREAS KANSERİNE KARŞI D VİTAMİNİ

ABD'de yapılan bir çalışma, normal dozlarda alınan D vitamininin, pankreas kanseri riskini yüzde 43 azalttığını ortaya koydu.Ayrıntıları, ''Cancer Epidemiology Biomarkers & Prevention'' adlı tıp dergisinin Eylül sayısında çıkacak olan çalışmaya göre, 450 IU olan standart dozda D vitamini alımının, pankreas kanserini büyük bir oranda azalttığı gözlendi.D vitamininin ''colorectal'' ve ''göğüs'' kanserlerine karşı da etkili olduğu daha önce ortaya konmuştu.


kamyon 21 Eylül 2006 06:13

AIDS hastalarına yeni umut


İspanya'da yapılan bir araştırma ile kandaki kolestrolü düşürmek için kullanılan bazı kalp ilaçlarının HIV virüsünün etkilerini yavaşlattığı tespit edildi.

BBC'de yayınlanan habere göre, İspanyol Bilim Araştırmaları Konseyi laboratuarlarında gerçekleştirilen deneylerde, HIV virüsü taşıyan 6 hastaya, bir ay boyunca, kandaki yüksek kolestrole bağlı kalp krizi riskini düşürmeye yardımcı olan 'statin' türü kalp ilaçları verildi.

Deney sonucunda, deneklerdeki HIV virüsü sayısının azaldığı görüldü. Ancak ilaçların alınmaması halinde virüsün yeniden çoğalmaya başladığı da tespit edildi.

Bulgular sonucunda uzmanlar, piyasada bol bulunan 'statin' türü ilaçların AIDS'le mücadele için ucuz bir silah olabileceği kanaatine vardı.

kaynak:BBC


kamyon 28 Ekim 2006 03:53

Ceninler Parkinson'a umut oldu



Fransa Kretey Ulusal Tıp Araştırmaları Enstitüsü Doktorlarından Anselme Perrier yaptığı araştırmalarda kürtajla alınan ceninlerden elde edilen insan beyin nöronu kök hücrelerinin Parkinson hastalığı için bir tedavi yolu olduğunu ortaya koydu.
Uzun zamandır araştırmalarını sürdüren ve Parkinson hastalığı'na tedavi yöntemi arayışında olan Anselme Perrier, kürtajla alınan ceninlerden elde edilen insan beyin nöronu kök hücreleriyle, Parkinson hastalığı'na yol açan sorunu çözebileceği sonucuna vardı. Perrier, kök hücreden üretilen beyin nöronunun, Parkinson hastalığıyla beynin yitirdiği kimyasalları ayır detme fonksiyonunu yeniden sağlayabildiğine vurguladı. Bilimsel alanda bir kilometre taşı olarak kabul edilen bu yeni bulgu, cenin kaynaklı kök hücrenin Parkinson'lu hastaların beyinlerine aşılanabileceğini de ortaya koyuyor. Ancak yeni olan bu buluş, Parkinson hastalarına kısa vadede bir tedavi olanağı da sağlayamazken, araştırmaların geliştirilmesi ve yasal izinlerin sağlanması için gerekli çalışmaların başlatılacağı vurgulandı.


evo 2 Kasım 2006 10:20

AÇLIK HİSSİ VEREN GEN BULUNDU

Fransız ve İsviçreli araştırmacılar, açlık hissini uyandıran geni buldu.
İsviçre'deki Fribourg üniversitesiyle Fransa'daki Strasbourg üniversitesinin uzmanları, beyin ve bütün vücutta aktif olan "Per 2" adlı genin, açlık hissini haber veren sinyalleri ürettiğini tespit etti.
Uzmanlar, genin bulunmasının, obezite ve alkolizm gibi sorunlarla mücadelede çığır açabileceğini düşünüyor.
"Current Biology" adlı dergide yayınlanan makalede, bu yemek saatleriyle fiziksel tepkilerin eş zamanlılığına ilişkin keşfin, uykusuzluk ve depresyon gibi dertlerin tedavisi için yeni yöntemler geliştirilmesi bakımından da ümit verici olduğu belirtildi.
Uzmanların araştırmasına göre, biyolojik saatin gece mesaisi veya saat farkı yüzünden bozulması halinde insan alkole daha fazla meylediyor.
Uzmanlar, "Per 2"nin vücut ağırlığına da dolaylı etkisi olduğunu düşünüyor.


Hi-LaL 12 Kasım 2006 07:50

Kanser aşısında dev adım...
 
Fareler üzerinde kanseri engelleyen bir aşı geliştirildi...

Louisville Üniversitesi'nde yapılan araştırmalarda uzmanlar, kök hücrelerden faydalanarak elde ettikleri aşıyı kanser riski taşıyan farelere enjekte etti. Üniversite profesörlerinden John Eaton, "Aşı farelerde kanser gelişimini engellemede yüzde 80'den, yüzde 100'e varan oranlarda etkili oldu" diye konuştu. Prof. Eaton, aşının insanlar üzerinde de uygulanabilmesi için çalışmaların devam ettiğini belirtti. Eaton, aşının ilerleyen yıllarda genetik olarak göğüs kanserine yatkın kadınlar, ailesinde kanser geni bulunanlar ve sigara tiryakileri gibi yüksek risk altında olanlara uygulanabileceğini ifade etti.


NaughtY_BoyS 12 Kasım 2006 22:15

Soğuk havalarda yüz felcine dikkat
 
Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Serhan Sevim, ''Kuru bir yüz çok kolay yüz felci olmaz. Bu nedenle ıslak yüzle soğuk havaya çıkmamak ve sürekli rüzgardan korumak gerekiyor'' dedi.

Sevim, en sık görülen yüz felcinin nedeni pek bilinmeyen ve rüzgarla ortaya çıkan ''Bell paralizisi'' olduğunu söyledi. Yüz felcinin, beyinle omurilik arasından çıkan yüz sinirinin bir baskıya uğraması ya da yüzün soğuk alması, soğuk havanın yüzle uzun süre temas etmesi gibi nedenlerle ortaya çıktığını belirten Sevim, ''Yüz sinirinin çalışmamasının en belirgin bulguları arasında yüzün bir yanındaki hareketlerin azalması veya kaybolması bulunuyor. Yüz felci ile göz tam kapanmıyor, ağız tam çekilemiyor ve salya akmaya başlıyor. Yüzde hissizlik oluşuyor'' diye konuştu.

Yüz felcine karşı en etken yolun korunmaktan geçtiğini anlatan Sevim, şunları kaydetti:''Soğuk ve rüzgar yüz felcini tetikler. Kuru bir yüz ise çok kolay yüz felci olmaz. Bu nedenle özellikle ıslak yüzle soğuk hava çıkmamak ve sürekli rüzgardan korumak gerekiyor. Ama yüz, biraz ıslanmışsa, terlemişse ya da yağmur yemişse risk artıyor. Bu durumlarda ya yüzü kuru tutmak ya da yüzü açık bırakmamak gerekiyor.''


Hi-LaL 19 Kasım 2006 06:07

AIDS tedavisinde umut..
 
AIDS tedavisinde umut...

http://www.ntvmsnbc.com/news/245408.jpg

İranlı bilim adamlarının, nanoteknolojiyi kullanarak ölümcül AIDS hastalığının tedavisinde kullanılacak yeni bir ilaç buldukları iddia edildi.

TAHRAN - İlacı bulduğu iddia edilen araştırma grubundan Doktor Fereydun Mahbudi, Keyhan gazetesine yaptığı açıklamada, İranlı bilim adamları tarafından bulunan ilacın, AIDS hastalığına karşı vücudun direncini artırdığını söyledi. Bitkisel temelde üretilen ilaçta nanoteknoloji kullanılarak bazı değişiklikler yapıldığını belirten Dr. Mahbudi, ilacın vücuttaki savunma hücrelerini hareketlendirip sayılarını artırarak, vücudu HIV virüsüne karşı daha dirençli bir hale getirdiğini söyledi.

İran’ın Keyhan gazetesinde yer alan açıklamaya göre, bilim adamları bitkisel olarak ürtettikleri ve nanoneknoloji ile yapısında değişiklikler yaptıkları ilacın teyid almasını bekliyor.

İlacın birçok hasta üzerinde denendiğini ve başarılı sonuçlar alındığını anlatan araştırma grubundan Dr. Fereydin Mahbudi, ilaca isim belirlemeye çalıştıklarını, İran Sağlık Bakanlığı ve uluslararası bilim camiasının teyidinden sonra ilacın AIDS tedavisinde kullanılmaya başlanacağını belirtti. Aynı projede yer alan kadın doktor Minu Muharriz de, yeni ilacın AIDS hastalığının aşısı olmadığını vurguladı. AIDS’in virütik bir hastalık olduğuna ve virüs hastalıklarının da aşısı olmadığına dikkati çeken Dr. Muharriz, ancak bu ilacın virüsün hasta vücudunda yayılmasına engel olduğunu, bu yüzden de bir tür aşı olarak kabul edilebileceğini söyledi.

Ölümcül AIDS hastalığının tedavisinde umut olması beklenen yeni ilacın, İran Sağlık Bakanı Kamran Bakeri Lenkarani tarafından bir basın toplantısıyla açıklanacağı belirtildi. Resmi rakamlara göre 13 bin 357 AIDS vakasının bulunduğu İran’da gerçek rakamın çok daha yüksek olduğu ifade ediliyor.


( Kaynak : AA )


Hi-LaL 19 Kasım 2006 06:10

Kök hücreden retina nakli başarıldı
 
Kök hücreden retina nakli başarıldı
http://www.ntvmsnbc.com/news/251847.jpg
Görme özürlü farelerde yapılan bir deneyde, retina hücresi nakli sayesinde görme yeteneği yeniden kazandırıldı.

LONDRA - İngiltere’nin önde gelen üniversitelerinden University College London’a bağlı Optalmoloji Enstitüsü’nde yapılan deneyde, önce farelerin görme yetilerini kaldırdı. Daha sonra farelere olgunlaşmamış retina kök hücresi nakledildi. Farelerin görme yetilerini yeniden kazanması, aynı yöntemin insanlarda da uygulanması için umut verdi. Ancak insanlarda uygulanabilir bir tedavinin geliştirilmesi yıllar alabilir.

Retinadaki fotorezeptörler görevlerini yerine getiremediğinde, kişi görme yetisini de kaybetmiş oluyor. Şeker veya yaşlılığa bağlı sorunlarla fotorezeptörlerin zedelenmesine karşı çeşitli tedavi yöntemleri geliştiriliyor. Ancak, görme yetisini gençken yitirmiş kişiler için de kullanılabilir tedavilere ihtiyaç var.

Retina kök hücre çalışmaları yürütmek için oldukça elverişli bir organ, zira fotorezeptörler devre dışı kalsa dahi, beyinle göz arasındaki diğer tüm bağlantılar işliyor. Dolayısıyla fotorezeptörler onarıldığında görme yetisi kazanılıyor. Ancak, daha önceki kök hücre nakillerinde, hücreler yeterince gelişemediği için başarı sağlanamamıştı.

KÖK HÜCRE FARELERDE İŞLEDİ
University College London Institutes of Ophthalmology and Child Health and Moorfields Eye Hospital’da yapılan deneyde, nakli yapılan kök hücreler 3 günlük bir fareden alınmış ve fotorezeptöre dönüşmesi için büyütülmüştü. Ayrıca bu hücreler naklin yapıldığı zaman daha olgunlaşmış durumdaydı.

Nakledilen fotorezeptörler görme işlemi için gerekli elektrik akımını retina hücrelereine iletmeyi başardı. Denek farelerinin ışığıa karşı duyarlılığının arttığı gözlemlendi, optik sinirlerin beyinle iletişime girdiği belirlendi. Retinanın deney öncesinde işlemeyen bölümlerinin işlerlik kazandığı gözlemlendi.

İNSANLARDA TEDAVİ YILLAR GEREKTİRİYOR
İnsanda kullanılabilir retina hücresi nakli için durum biraz daha karışık, zira bunun için bebek henüz birkaç aylıkken kök hücrelerin ana rahminden çekilmesi gerekiyor. Yetişkin kişilerdeki görme kaybına karşı ise, en mantıklı çözüm, yetişkin retina hücrelerindeki bazı kök hücre özellikleri gösteren hücrelere odaklanmak. Bu hücrelerin fotorezeptöre dönüştürülmesi ise yıllar alacak bir çalışma gerektiriyor.

( Kaynak: BBC, NTV-MSNBC)


Hi-LaL 23 Kasım 2006 17:30

Ritalin adlı ilaç 6 yaş altı çocuklarda kalp krizine, beyin kanamasına yolaçıyor mu?
 
Ritalin adlı ilaç 6 yaş altı çocuklarda kalp krizine, beyin kanamasına yolaçıyor mu?

Tam adı "Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu" olan ADHD hastalığına karşı geliştirilen Ritalin adlı ilacın, 6 yaşın altındaki çocuklarda kalp krizine ve beyin kanamasına yol açtığı iddia ediliyor.

Çocuklarda konuşma düzensizliği, dikkatsizlik, aşırı enerji, saldırganlık ve hiperaktivite şeklinde de tanımlanabilecek bu rahatsızlığa, İngiltere'de her 100 çocuktan birinde rastlanıyor. Hastalık, bu çocukların yüzde 60'ını, ilerki hayatlarında da etkiliyor.

ABD ve İngiltere'de Bazı Ölümler İlaca Bağlanıyor
Hiperaktivite için geliştirilen ilaçlar ise, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'deki bazı çocuklarda kalp krizi ve beyin kanaması sonucu gerçekleşen ölümlerin sorumlusu olarak gösteriliyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de yapılan çalışmalar, bir doping maddesi olarak kabul edilen metil metilfenidat içeren Ritalin'in okul öncesi çağlardaki çocuklara verilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Zira bu dönemdeki çocuklara verilen Ritalin'in kalp krizi ve beyin kanaması gibi yan etkileri olduğu belirtiliyor.

Amerikan Hükümeti'nin yaptığı çalışmalarda söz konusu hastalıkla mücadelede yaygın olarak kullanılan ilacın, 6 yaşından büyük çocukların yüzde 70'inde olumlu etki yapabildiği de ortaya konuluyor.

İngiliz araştırmacılar da ilacın benzeri yan etkilerinden söz ederken, bazı uzmanlar ilacın faydalı olamaması ya da yan etkilerinin belirmesi durumunda diyet yapmanın bir alternatif olacağı görüşünde.

"Bu İlaç Yalnızca Günü Kurtarır"

Ancak bu görüşe karşı çıkan diğer uzmanlar ise ilaçların yalnızca günü kurtardığını belirterek, tedavinin uzun vadede faydalı olması için hastaların çinko ve magnezyum eksikliklerinin giderilmesi gerektiğini, bu maddelerin ise çocuk diyetlerinde olmadığını belirtiyor.

İngiliz gazetesi Guardian, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'nde 1999 yılından bu yana 60 çocuk ve yetişkinin kalp krizi, beyin kanaması ve beyinlerinde oluşan tümörlerden dolayı öldüğünü yazdı

Uzmanlar, bu yüzden ilacın reçete ile birlikte satılması ve reçeteye de "en üst seviyede uyarı" maddesinin konulmasını istiyor.

Türkiye'de de 15 yıldır reçete ile kullanılmakta olan ilacın, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'ndekine benzer bir yan etkisine henüz rastlanmadı.


evo 24 Kasım 2006 04:46

YUMURTA ALERJİSİNE ÇARE BULUNDU

http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Bilim_Cevre_Saglik/yumurta.jpg

WASHİNGTON - Amerikalı araştırmacılar, yumurta alerjisine karşı "zorlu" ancak işe yarayan bir tedavi geliştirdi.
Duke ve Arkansas üniversitelerinden araştırmacılar, içinde yumurta olan bir şey yediklerinde kusma, kaşıntı ya da solunum sorunları yaşayan 1-7 yaşındaki 7 çocuğa her gün çok az miktarda yiyeceklere karıştırılmak üzere toz haline getirilmiş yumurta verdiler.
Bir yumurtanın binde biri miktarla işe koyulan araştırmacılar, miktarı yavaş yavaş artırdı. 2 yılın sonundaysa çocukların çoğu çırpılıp yağda pişirilmiş 2 yumurtayı hiçbir tepki vermeden yiyebildi.
Şimdi araştırmacılar, yer fıstığı alerjisine de benzer yöntemle çözüm bulmaya çalışıyor.


NIK_MIK_YOK 24 Kasım 2006 15:33

Amniyon sıvısından 'kalp kapakçığı
 
Bilim adamları, hamilelerin karnındaki amniyon sıvısından aldıkları kök hücreleri kullanarak kalp kapakçığı yaptı.

Önümüzdeki yıllarda bebek ana karnındayken laboratuvarda yeni kalp kapakçıkları geliştirilmesi ve kapakçığın doğduğunda hasta bebeğe nakledilecek şekilde hazır bulundurulması planlanıyor.

Araştırmanın başkanı Zürih Üniversitesi'nden Dr. Simon Hörstrup, ''bu, doğuştan gelen kalp kusurlarının tedavisinde yeni bir tedavi kavramının yolunu açabilir'' dedi.

20'nci haftada tespit

Dünyada her yıl bir milyondan fazla bebek kalp rahatsızlığıyla doğuyor. Kalp kapakçığı kusurları gebeliğin 20'nci haftasında ultrasonla saptanabiliyor.

Bu yöntemde, kök hücre amniyon sıvısından alındığı için embriyonun zarar görmesi söz konusu olmuyor.

Hörstrup, amniyotik kök hücrelerin yıllarca dondurulabileceğini ve yetişkinlerde hasar gören kalp kapakçıklarının yenilenmesinde de kullanılabileceğini söyledi.

Araştırmanın henüz çok başında bulunulduğu ve bu kapakçıkların insan kalbine takılmasının daha yıllar alacağı belirtiliyor.

Boston Çocuk Hastanesi'nden Dr. John Mayer, amniyotik kök hücreden yapılan kapakçığın diğer hücre tiplerinden yapılanlardan üstün olup olmayacağının henüz bilinmediğini söyledi.

Geleneksel yöntemde yan etki

Kalp kapakçığı tedavilerinin geleneksel yöntemlerinin yan etkileri oluyor.

Yapay kalp kapakçıkları takılanlarda kan pıhtılaşması eğilimi olduğu için, bu kişiler yaşamları boyunca pıhtılaşmayı önleyici ilaç almak zorunda kalıyor.

Kadavradan alınan kapakçıklar ise kısa zamanda tahrip olduğu için sık sık değiştirmek gerekiyor


Misafir 25 Kasım 2006 04:02

Can boğazdan gelmiyor, gidiyor
 
Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre yediklerine dikkat etmeyen kişiler hayata daha erken veda ediyor

Can boğazdan gelir sözüne inanıp sofraya konulan herşeyi mideye indiriyorsanız ömrünüzden yediğinizi de göz önünde bulundurmanız gerekiyor. Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre yediklerine dikkat etmeyen kişiler hayata daha erken veda ediyor. Kalori kısıtlamasına giderek 110 yaşına kadar ömrünüzü uzatmanız mümkün.

"Can boğazdan gelir" diyerek sofraya konulan bütün yemekleri silip süpürüyorsanız sağlığınız ciddi bir tehdit altında demektir. Çünkü fazla kalorili yiyecekler tüketmek telafisi imkansız rahatsızlıklara yol açabiliyor.

Amerikalı bilimadamları can boğazdan gelir anlayışının aksine ömrü uzatmanın yolunun günlük kalori miktarını azaltmaktan geçtiğini ortaya koydu. Bunun için yağ, şeker, unlu gıdalar ve kırmızı etten olabildiğince uzak durmak gerekiyor. Aldığınız günlük kalori miktarını yüzde 33 oranında azalttığınız andan itibaren damar tıkanıklığı, kalp krizi ve kanser riski de otomatik olarak düşüyor.

Kalori miktarını azaltmanın dolayısıyla ömrünüze ömür katmanın yolu ise sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeden geçiyor.

Bir dirhem et bin ayıp örter anlayışı da çoktan gerilerde kaldı. Önemli olan dengeli beslenip sağlıklı bir ömür sürmek. Hatta az yiyip çok yaşayarak ömrünüzü 110 ila 140 yıla kadar uzatmak bile mümkün


kaynak: KanalA.com


shandelzare 10 Aralık 2006 20:56

bırı bana gen nakilleri ve etkileri hakkinda bilgi verebilirmi biri dönem ödevi icin önemli derecede önemli:)


evo 18 Aralık 2006 10:18

YENİ BİR OTİZM GENİ BULUNDU

PARİS - Araştırmacılar, otizm hastalığıyla ilgili yeni bir gen buldu.
"Nature Genetics" dergisinin internet sitesinde yayınlanan makaleye göre, Paris'teki Pastör Enstitüsü uzmanlarının bulduğu gen, sinir hücreleri arasında iletişimin sağlanmasında anahtar rolü oynuyor.
Thomas Bourgeron adlı uzman, SHANK3 adını verdikleri genin, bütün otizm çeşitleri için geçerli olmadığını belirtti.
Otizm, 3 yaşından önce ortaya çıkıyor, her 200 çocuktan birinde görülüyor. Hastalığa erkek çocuklarında kızlardan dört kat fazla rastlanıyor. İletişim ve sosyal ilişki bozukluğuna yol açan bu hastalığın mustaribi, hasta hep basmakalıp davranış ve sözleri tekrarlıyor.


shandelzare 21 Aralık 2006 16:13

saol yrdm ların ıcın + teşekkür


Hi-LaL 6 Ocak 2007 03:15

Migrenin nedeni bulundu
 
Aşağıdaki bilgi yaklaşık 1 yıl öncesinin bir haberi ama modern çağın hastalığı denilen "Migren" ağrılarını yaşayanların sayısı gün geçtikçe arttığı için faydalı olabileceğini düşünerek eklemek istedim ...
--------------------------------------------------------------------------

Migrenin nedeni bulundu


Almanya’daki Bonn Üniversitesi’nde yapılan bilimsel araştırmalar sayesinde, migren hastalığına genetik bir bozukluğun neden olduğu saptandı. Bilim adamları şimdi, hastalığın tedavisi için yeni ilaçlar geliştirilebileceğini söylüyor...

Dayanılmaz baş ağrıları, bulantı ve ışığa karşı aşırı duyarlılık... Bunlar, bugün sadece Almanya’da yaklaşık 14 milyon kişinin şikayetçi olduğu migren hastalığının belirtileri arasında yer alıyor. Dünya çapında ise yüzlerce milyon yetişkin ve çocuk bu hastalıktan muzdarip. Migren, “modern çağın hastalığı” olarak bilinse de, eski Yunanlılar’da da benzer şikayetlere rastlanmıştı. Bilim adamlarına göre ise bu hastalık, tüm kültürlerde benzer şekilde görülüyor.

Rahatsızlığın yol açtığı baş ağrısı nöbetlerini tetikleyen faktörler arasında; stres, bazı gıda maddeleri, aşırı veya az uyku geliyor. Bonn Üniversitesi’nde görevli bilim adamları ise son olarak hastalığa bir genetik bozukluğun yol açtığını saptadılar. Artık bu yeni bilgiler ışığında hastalığın tedavisine ilişkin, yeni ilaçlar geliştirilmeye başlanabilir.

DÖRT YILLIK ARAŞTIRMA

Bilim adamları, son dört yıl boyunca aralarında bir çok migren hastasının bulunduğu 45 aileyi yakından inceledi. Yapılan kan tahlilleri sonucunda aranan hastalığa sebebiyet veren unsur bulundu: Birinci kromozomdaki genetik değişiklik.

Deneye katılan tüm migren hastalarındaki genetik değişikliğin saptanması ise bu farklılığın sinir hücreleri üzerine yanlış bir sinyalin gönderildiği sonucunu ortaya çıkardı. Yani, sinir hücrelerinin, değişime uğramış bir kromozomun yol açtığı yanlış sinyaller sonucunda, farklı şekillerde uyarılması baş ağrılarına, baş dönmelerine, bulantı ve bayılmalara yol açıyor.

YENİ İLAÇLAR GELİŞTİRİLECEK

Bu buluşun ardından gelecek ikinci adım ise bu yanlış sinyal gönderimini engelleyecek yeni ilaçların geliştirilmesi. Konuyla ilgili olarak Bonn Üniversitesi İnsan Genetiği Enstitüsü’nden Unda Todt, yaptıkları son araştırmalar ışığında, migreni engelleyici yeni ilaçlar geliştirilebilebileceğini kaydetti.

Yıllardır bir sürü insanı etkileyen bu rahatsızlığın sebebinin tespit edilmiş olması, kesin çözüm getiren yeni ilaçların üretilebilecek olması ihtimalini doğurdu. Ancak hastaların, bu ilaçların piyasaya çıkmasını bir süre daha bekleyeceği öngörülüyor.

Not: Alıntıdır ( NTV )



Saat: 13:02
Sayfa 1 / 7

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık