![]() |
SANA BIRAKIYORUM Kelimesiz isyanlar döküldü gözlerimden Adları gözyaşı olan... Yüreğim yorgun artık, Bir zerre sevginin peşinde koşmaktan, Sana koca bir yaşam bırakıyorum... Yaşayamadığım zamanlarım sana hediyem olsun, Sana Bırakıyorum... Düşüncelerimi, kederlerimi... O elimi kolumu bağlayan, Karşılığını bulamadığım sevgimi Her yağmurda biraz daha ağırlaşan ruhumu Sabahı arayıp da bulamayan gecelerimi, Sana Bırakıyorum... Artık senin gözlerinden dökülsün sessizce isyanlar, Senin yüreğin yorgun düşsün sonu gelmeyen yollarda. Sevip de karşılığını bulamadığın kollarda, Seninde üstüne kapansın tüm kapılar. Sende çıkmaz yollara sürgün ol, Senin de dört bir yanını sarsın olmazların korkusu Seninde düşmanın olsun düşüncelerin, Artık sen ağla her yağan yağmurda, Senin de ellerinin arasında başın, Boş boş bak konuşmayan buz gibi duvarlara Sönük lambaların ışıklarında sen dur nöbetlere; Gecelerce... Sana Bırakıyorum... Artık sen seyret tüm gün batımlarını, Senin yüreğine insin o kızgın aşk sancısı Senin boğazın düğümlensin bir şiiri okurken, Her anlatılan masalı kendi masalınmış gibi dinle Seninde hayatın da siyah beyaz resimlere dönsün, Yaşamanın tadına sende varama, Sende sevgiyle bakan bir çift göz ara, Ama aradığın da asla bulama. Sana Bırakıyorum... Sen benim yaşadığım gibi yaşamadın ki hayatı Ben hep ön sıradan izledim oynayanları, Oysa sen oyunlara geciken, hayatı erteleyen tarafta Hep uzaktan izledin olanları. Seni sensiz yaşadığım her güne, sitemlerim diz boyu Sana olan özlemim bir ömür boyu, Şimdi... Seninde özlemlerin sarsın her yanını, çaresiz kal... Ben bu yorgun bedeni, bu ağır yükü taşımayı, Sana Bırakıyorum... Becere bilecek misin bakalım, Bu bayrağı hakkıyla taşımayı, Ağrıyı, sancıyı yürekte tutup, gözlere yansıtmamayı, Sevgiyi denklere sarıp, sarmalayıp saklamayı Yüreğini kimselere açamadan yaşamayı Tünelin sonu ışık demeden, Ne olursa olsun sevginin hatırına, Sonuna kadar yürümeyi, Sana Bırakıyorum... Şimdi ben yokum hayatında Zamanı dondurduğum günlere asılı kalan hayatımı Bir daha yaşayamayacağım sevdamı Gözlerine, sözlerine sürgün bu yüreği Ve... Artık yaşamayan bu bedeni SANA BIRAKIYORUM... SELDA SARIGÜL |
Doğunun gurbetleri akşam en güzel masaldır iyi anlatılırsa doğru olan herşeyde biraz öfke, biraz yılgınlık vardır der, bir kıssa câm incelince şarap da incelir yaşam acıdan kırmızıya ölüm hüzünden beyaza ve bir gül gelirse bu yol ayrımından gelir mutlaka ve nasılsa kendi elimizle kurduğumuz gurbetten daha zor bir sürgün yoktur yaşasak da, yaşamasak da umuda ve sonbahara hüküm ki: gülün saltanat devrinden ne sevdikse bugünden ve ne kaldıysa dünki acıyı yakuta döndürsün hüznü döndürsün elmasa akşam en güzel masaldır çünki iyi anlatılırsa Hilmi Yavuz |
hatır / mumyalanmış düşüm kalemin mahzeninde ey dalım ! güneşi gizinde tut rüzgara eğil ve sen zambak gülüşü mevsim gözüne düşen cemreymiş / doğru değil ilikle ruhunu suya düş aklıma serçe kanadından toprağımdan geceyi sil // uyanışım gün uçuran sahte başlık sonrası yalınayak şiir ey sabah ! sarışın ayrılıktır ezberim gül içirdim buluta gelişin yağmur / göğsüm bahçe bir söz ektin yüreğim kurak yoksun umudun telvesinde Ferhat Gülsün |
Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki Çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben Koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki. NAZIM HİKMET |
Hüzünü yaşayan yürek güçlüdür Yanarak kül olur diyerek korkma Sevdalı dolaşan gönül içlidir Gözyaşı yüzünde kurursa korkma Yavrusun yitiren koyunlar meler Sevgisi olmayan onu tekmeler Yüreğine bir gün inse inmeler Amelinde sevda var ise korkma Vücudun felç olsa sadece baksan Sevgiyle çağlayıp zirveye çıksan Olur a bir gün de ayağa kalksan Vücudun ayakta durursa korkma Gözünün yaşları aksa sel gibi Sevdiğin yüzüne baksa el gibi Eriyip tükensen ince tel gibi Yüreğin sevgiyle atarsa korkma Semahi biraz da özüne baksan Aşk ile eriyip su gibi aksan Kuş olup göklerde zirveye çıksan Aşk olup göklerden yağarsan korkma erol duran |
BENİM ÖZÜM DE SENSİN HER İKİ.. Baharı okşasa ellerim , Karanlığı saklasa . Ellerimle Özüne dokunmak isterim , Kendi özüme . Çünki ; Benim özüm de Her iki gözüm de Sensin .. Ne yana baksam , nereye gitsem ! Yanımda yoksan bile Özde sen varsın . Benim özümde.. Hem de her iki gözümde ... Hasret ! Mutlu eder mi hiç insanı ? Bak ! Nasıl da mutluyuz (!) Sevildiğini bilmek bile Aslında mutlu ediyor insanı . Ki ,içinde hasret Özlenen vuslat olsa bile .. Açıkça "canım" diyemiyorsam eğer , Şu sözlerimde bile "Sevgilim " geçmiyorsa ! Suçun yarısı senindir , Öbür yarısı kaderin . İnan , benim hiç suçum yok (!) Özümde sen varsan .. Sen`sen her iki gözüm , suçlu da sensin Suçsuz da ... Nihayet .. Baharı okşasa ellerim diyorum , Karanlığı saklasa.. Dokunsam özüme , kendi özüme .. Biliyorsun , Benim özüm de sensin , Her iki gözüm de .. Esat ANIK |
Kayıklarla kayıkçılar Dalgıçlarla balıkçılar Bilirsin ne ister, deniz! Kendini bu isteklerin; Yelkenlerin küreklerin Altına seriver, deniz! Balıkların kandillerin Ne varsa olsun ellerin Bana mavini ver deniz Arif Nihat Asya |
Korkuyorum siyah bir bulutun ardından menevişleriyle ay yitip giderken Durgun bir nehrin akışında öylece bakıyorum…Öylece bakıyorum cama dönüşürken ateş damlasında atıyor yüreğim geçmiş zamanların gölgesi düşüyor akşamlara son dansındayım korlar üzerinde biliyorum sarılacak birazdan ahengiyle çaresizliğim korkuyorum örümcek bağlamış ölü anılar mahzeni şeytan tüylerine binmiş savaşçılar gidin başımdan, kovun yarasaları duymak istemiyorum...duymak istemiyorum yitirilmiş umutlara dair …korkuyorum sedef kandemir |
Aşkınlığın gizli kafesinde barınan nedir, tortulaşmadan, kaskatı? Rüzgarın sürüklediği ışıksızlık diliminde bizi birleştiren ortak çağrışım? Bir ölünün sesi yoktur oysa, bize ulaşacak. Ama nedir, en sağır böğrüme saplanan bu sancı? Ya şimdi, ona doğru uzattığımız el kadar güneş? Upuzun bir şahin geçiyor üzerimizden, göğe doğru alçalarak. Akşamın basamaklarına yönelirken, gökte mürekkep balığı. Enis Batur |
VUSLAT Gönlümün sahibi bir hüsn-ü ân'sın. Temâşâ etmeye doyamam sana. Uzakta değilsin, cân içre Cân'sın; Aşkın bi-zâtihi vuslatttır bana. Huzurlu sabahsın, kutlu gecesin. Dillerde ezkârsın bitmez hecesin. Her-dem şahikâsın, her-dem yücesin Aşkın bi-zâtihi vuslattır bana. Tahayyül dışında "an" da Sen varsın. Bildiğim en güzel "zan" da Sen varsın. Yürekte, damarda "kan" da Sen varsın Aşkın bi-zâtihi vuslattır bana. Esat ANIK |
Doğrularım Uçup giden yaprağın damarında Ne birikmiş dünleri ödüyor Ne yaşamı erteliyor korku Ben Tüm zamanları harmanlayan yolcu Bugündeyim… Yuvarlanıp inanç dağlarından Kocaman ve bembeyaz Biliyorum Sevgi yargılamaz Tutuklamaz hücrelerini Biliyorum Şimdi beş vakit huzurlu Ezanlı Hint döşeğinde Beyaz dantelli uçsuz mavi Ezeli köprü Işık… dua… Şeker bile verilmekte Suya düşen karıncaya Sevdalıyım Çirkine, kötüye, aymaza İtalya çizmesinden Taaa Everest burnuna Yuvarlanıp inançlardan Bembeyaz ve kocaman Biliyorum Yüreğim mahşer! Bugündeyim… filiz bedük |
Bir plak gibi dönüyor gökte mavilik Sesi aşağıda, çok aşağıda Üstünde bir duvarın. Duvarsa Dondurma yiyen bir çocuğun eli sanki Taşmış akıyor Öpüyor toprağı kanatan nar çiçeklerini. Öpülüyorum bembeyaz çimlerinde yalnızlığımın Sonsuzluk yarın. Edip Cansever |
SÜVEYDÂ Ben aşığım diyorsan,acıyı bileceksin. Ağrıyan her dişini kıramazsın Süveyda. İndir şu silahını,boş yere nişan alma Kendi talih kuşunu vuramazsın Süveyda. Aşkın kaza kurşunu nerden gelir bilinmez. Hayat baldan tatlıdır,öl denince ölünmez. Sevenin cesareti kalpsizlerde bulunmaz, Sen bu yola başını veremezsin Süveyda. Yalan mı sevgimizi üç kuruşa sattığın ? Yalan mı hayatıma hikâyeler kattığın ? Gönül bahçeme dalıp,koparıp da attığın O güllerin eşini,deremezsin Süveyda. Her gece peronlarda gelişimi bekleme. Şu yaralı kalbime bir dert daha ekleme. Bir gün döner diyerek resimleri saklama, Kavuşmanın düşünü göremezsin Süveyda. Esat ANIK |
suya ateş, gündüze gece serptim güle toprak, yüreğe seni serptim ayrılığa bizi, yaşı gözüme serptim akı saça, doğruyu yalana serptim her ne varsa şiir'e serptim deniz karakaş |
SİHİRLİ HECE Anla ki, bütün güller dalında mağrur durur; Onlar bir susuz ölür, bir de bülbülsüz kurur. Yalnızlıktır kahreden, mahzun eden elemdir. Buğulanır ya gözler; hüzün veren o demdir. Gönül yargıya vurur başına gelenleri, Dertler isyan ettirmez sevmeyi bilenleri. Hayatın gerçeğidir ağlamak veya gülmek, İnsanı kâmil eder ölmeden evvel ölmek. İlahî nimettir aşk, kaynağı Yaradan`dır; Kendini bilememek nefsî bir yaradandır. Taşlaşmış gönülleri ağlamak yumuşatır; İnceltir, düşündürür insan gibi yaşatır. Sevgidir tılsımlı hâl, "AŞK" tır sihirli hece; Yaşadığım bu ahvâl bitmesin bütün gece. Esat ANIK |
bir damla su idin kızgın ateşte... bin geceye bir masaldın... binbir suretin ama bir yalanın vardı... deniz karakaş |
gümüşsü.. gümüşsü.. köz tenimde rüzgar yanığı bilir deniz hüznümden tanır ayaklanırım sonsuzluğuna sarnıçta uyuyan suyun uyanır ıslıkladığın bulutlardan akarım avuçlarına saçlarımın kokusu düşer yastığında beyaz kuğu adaları çarşafında kanatlanır kelebekler el değil elveren ellerim dokunur içine kırık sesim ince yasemin dalım gökyakut akşam vakitlerinde örter omuzlarını safkül şalım sıvanır yüzün yosun gözlerime ak göğsünden havalanır güvercinler süzülür bir akarın üstünde güneş uyanırsın.. şakağında boncuk ter aşk dediğin çıplak asi ve ıslak ağdalı sözlerden uzak parmak izi iki yürek üstünde yıldız yağmur her damlanın aynı anda titremesi Sinem Sevinç YILDIZ |
Seninle geçen bir saniye dahi sevdiceğim yüzlerce hatta binlerce sensiz saate bedel Seninle geçen bir saat, bir lahza bile olsa sensiz geçip giden koca bir ömre bedel Seninle geçen bir gün, bir hafta bile yârim sensiz geçip de giden bir asra bedel Senle geçen tek bir ömür bile inan ki sevgilim, herşeye ama herşeye değer timur ilikan |
bu gelen kainatın en nadide çiçeği saplanır delikanlı yüreğine aNsızın diken yüzlü atlılar takılar da peşine mor gülüşlü harami çıkar dağlar başına önünde hafif kumral perdeler dalgalanır ona düşen kırmızı elmaların çürüğü yüreğini umutla koyar sabır taşına mor gülüşlü harami çıkar dağlar başına Nurullah Genc |
Bu ayrılık belimi büktü inan Şimdi ağlatıyor Her şiir,her şarki beni Dertler sessiz sessiz giriyor penceremden Bazen soğuk bir rüzgar Bazen damla damla yağan bir yağmur gibi. Bu ayrılık dayanılmaz bilmelisin Sabahlara dek ağlıyorum Yalnız ve içli Bir umut bekliyorum gelecekten inan Bazen el açan bir dilenci Bazen muhtaç bir çocuk gibi. Seninle anlıyordum yaşamanin değerini ben Seninle otuyordu bahçemdeki kuşlar Ve Seninle açıyordu dört mevsim çicekleri Biliyorum...... Belki de dönmeyeceksin artık Ama Ne olur Gel Tut elimden Hiç olmazsa Bir dost Bir arkadaş gibi alaşara ışık |
Beyaz O siyahtı kurşuna dizenler beyaz silah sesinden ürkerek gökyüzüne uçuşan kuşlar bembeyaz Sunay Akın |
Herkesin bir rengi var Ya da kimi yeşil sever, kimi mavi Ama ben kahverengiye tutkunum Çünkü o renklerin en asili Bir çift gözde sevdim onu Bir çift gözde Yeniden hayat buldu kahverengi Elimden gelse Tüm doğayı onunla yeniden boyardım Yer gök kahverengi Ya ben renk körü oldum Ya da baktığım her yer kahverengi. ... Haa bir renk daha var sevdiğim Kahverengiye yakın sarı Sarı da nereden çıktı demeyin O da sevdiğimin sarmaşık saçları. sami bağcı |
Mavi üstünde yağmurdan başka hiçbir şey yoktu anlam olmak için yeterince çıplaktın şiirin nasıl bir şey olması gerektiğini hatırlatıyordu gözlerin, sana böyle inandım: ben inanmak için şiir yazıyorum, gözlerin cihangir'i hatırlatıyordu, hayal içinde fakir üsküdar'dan o rüyaya baktım: maviydin bir özletip bir geri çekiyordun denizlerini! usul usul inandım güzelliğin hatırına yağan yağmurun üstümüzde hakkı vardır, inandım uzak bir mavi kızın gözlerindeki bulut burada içimize yağacaktır, inandım, mavi bir yağmurluğun da olsa şiirden ıslanırdın! gövdene de böyle inandım, duruydu, şiirin nasıl bir şey olması gerektiğini hatırlatıyordu: öyle çıplaktın ki içinde şiirden başka hiçbir şey yoktu, gövden neyi hatırlatıyorsa ona inanıyorum, beni hatırılamasa da, biliyorum bazı uzaklıkların hiç mektup beklemediğini... bazı şiirler de bekleyemiyor yağmurun dinmesini! Haydar Ergülen |
Seni sevdim diye saçlarım döküldü gözlerim dökülür diye korktum kör olur seni bir daha göremem diye ben, seni sevdim diye bu dünya dursun istedim güneşli bir Mayıs sabahı dallar kiraz doluyken dursun gece kör olsun seni bir daha görmesin diye mahmut kaya |
Şimdi göçlere susuz bir şehir gibi, Sensiz günleri ekiyorum,kurumuş göz çukurlarıma. Bensiz bir hüzün gönderiyorum; Ve tüm terk edilmişliğimle sana ! Yalnızlığıma inat gözyaşı bırakıyorum, En derinimde yaşlanıyor,tüm kilit vurulmuş sözler… Yanlış bir yerinde canlanıyor , Hayatın en acınmaz gizleri. İçimin kuytularına birikiyor hüzünler Ve senden geliyor en sahipsiz düşler. Dokunsam ateş oluyor gözlerin, Buz kesiyor yaşlar uzağına kaçsam… Şimdi sürgünüm kendime, Alev buğulu rüzgarlarda üşüyorum. Ne zaman arasam kendimi içimde, sende kayboluyorum. Bilmiyorsun ki; sen bende ne kadar çok! Öyle acıtıyor ki beni, İçimin yollarındaki ayak izlerin. Kaç adım daha uzar hayat söyle, Geceler beni sana sürükledikçe… Ay düşünce kirpiğimin katresine, sen gecem oluyorsun. Ben boğulurken gecemde, Sen gözlerimden firari süzülüyorsun. Şimdi tüm küsüşler çağırıyor beni Güncemde yetim yağmur taneleri… Bir gidiş olmalı diyorum, bir gidiş !.. Sensiz her yerde, senli her şeye… Sahipsiz yalnızlığıma dokunuyor ellerin, Bense çocuksu bir ruhla üşüyorum. Sahipsiz bakışlarından; gözlerinde ölmemeyi öğreniyorum. Şimdi tüm kelimeler can çekişiyor aramızda Ağzımızdan kanıyor ayrılık; Kilitli dudaklarımız öfkeli yarına, Yasaklı kentler yuva kuruyor kuytularımıza. Yaralarım medet umuyor zamandan, Oysa unutmak ne zor hatırlamaktan. İçi oyulmuş acılar hafifliyor omuzlarımda Ama bana en ağır yine sen ! Şimdi ayrılığın bile gelmeden zamanı Gitmem gerek senden. Gözyaşlarımla yüreğine yazıyorum, Müsveddesi yaşanmış bir hayatın özetini.. Sen sayfa sayfa okurken her geçen yıl kendini Ben yolcusunu kaybetmiş bir yola başlıyorum. Şimdi tek bir söz kaldı kulağımda yankılanan Ve seni acıtacak olan; Ben seni severken terk ettim kendimi, Ve tüm terkedilmişliğimle daha çok sevdim seni ! MAVİEYLÜL |
İSTANBUL'A KAR YAĞIYOR İSTANBULA KAR YAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE KAR YAĞIYOR ERİK AĞACINA KAR YAĞIYOR KUMRULARIN ÜSTÜNE DAĞ ZORBASI GİBİ HAİN VE UMARSIZCA ERİK AĞACI ÖKSÜZ KUMRULAR EVSİZ KALIYOR BİRBEN GÖRÜYORUM BELKİDE BİRBEN BİRBEN ACIYORUM KUMRULARIN HALİNE İSTANBULA KAR YAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE ANSIZIN BİR KEDİ GEÇİYOR PENCEREMİN ÖNÜNDEN SÖYLENE SÖYLENE SİNİRLİ VE ISLAK BİR KEDİ BELLİKİ ANSIZIN YAKALANDI BİR ÇATININ TEPESİNDE VE MUHTEMELEN UYKUNUN EN TATLI YERİNDE BİRBEN GÖRÜYORUM BELKİDE BİRBEN BİRBEN ACIYORUM HALİNE İSTANBULA KAR YAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE SEN MUHTEMELEN ENDERİN UYKULARDA BEN PENCEREMİN ÖNÜNDE İSTANBULA KAR YAĞIYOR KAR YAĞIYOR PENCEREME O SEBEPSİZ GİDİŞİN GELİYOR GÖZLERİMİN ÖNÜNE KAR CAMDAN GEÇİYOR TEN'DEN GEÇİYOR USULCA DOLUYOR YÜREĞİME VE BİR ÇİÇEK YEŞERİYOR KENDİLİĞİNDEN DONMUŞ KALBİMİN ORTA YERİNDE UZUN KIŞ GECELERİNDE YİTİRDİM SENİ ÖLDÜNMÜ KALDINMI HABERİN GELMEZ BİLMEMKİ BİR TANEM NERDESİN ŞİMDİ HER YAĞAN KAR'DA KAYBEDENLER OLUR HEP KİMİLERİ YUVALARINI KİMİLERİ RÜYALARINI KİMİLERİDE SEVDALARINI İSTANBULA KARYAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE Naki Kızıldağ |
Erguvan Günler Erguvan günlerdi Gözlerini Kederli sözlerin gölgelediği Kalbim Nasıl uzak sana şimdi Erguvan denizlerdi Gözlerine baktığım zamanlar Örselenmiş zamanlar Ölü bir denizyıldızının Avcuma çizdiği med cezir Sedef köpüklü bir dalga gibi Gittin Ben kaldım orada " Bir denizin çekildiği bütün kıyılar " Konsolda kör bağ bıçağı Nicedir suyu incelmiş arkın vardığı Zerdali ağaçları kadar ıssız Soldum yüzünün burgacında Gittin Mor bindallı Bir sevdaya işleyerek beni... İLHAN BÜYÜKCEBECİ |
Buldum sende o tadı, Hani yağmur düştüğünde yenice, Toprağın neşesi gib... Hissettim; İçim çekilir gibi... Özledim; Ferahlatan yüreğimi damla gibi... Sevdim; Yağmuru sevdiği gibi toprağın... Yağmur, gizleme artık kendni. Boşalt neyin varsa üstüme. Bir senin, bir sevdiğimin, Çekerim hem nazını, hem kahrını.. Reşide Sarıkavak |
Susar kuşlar Susar kent Cadde... Sokak... Kurulur suskunun saati Öpüşleri nasıl da soğuk sevdiğimin Donup kalmış Sevda kokanı bile sözcüklerin Buz tutmuş şiir Buz tutmuş türkü... Kurulmuş suskunun saati Gelinir sonra Hem nasıl gelinir gör Devinir tarihsel birikim denizi Çatlar tohum... Çatlar zaman... Kırılır suskunun saati Gör nasıl kırılır... Ahmet Telli |
kapat beni o deliye çeviren gözlerini ve bir dilek tut ne istersen.... bilki o dilek yerine gelecek ama bugün ama yarın sadece dile ve bir bana söyle yerine getireceğim şartlar ne olursa olsun mutlu edecek ya seni gerisi boş ve önemsiz.... öyle sevineceksin ki sarılacaksın bana kabul olacak benim dileğim.... hatice eser |
Şarkı söylüyormuşum Sokaklarda, Görmüşler. Yere yere bakıyormuşum Yürürken Duymuşlar. Sonrasını kendileri uydurmuşlar Özdemir Asaf |
Mavi bir yıldız varmış Kendini boyamış Yıldızlar sarı ve sıcaktır Uzak mavi ve soğuktur Anlam gri ve boştur Duygu rengarenk ve doludur Ay ışığı pencerene dolanmış Boyalı yıldızlar Güneşin parıltısına mahkummuş Gösteri toplumunda projektör tutulmamış Parıltılar karartıya soğurulmuş Anlamsız anlamlar görünür kılınmaz ise Sarartıya yoğrulmuş Aracı kelimelerin kendisi diva olmuş Anlamsızlık katmerlenmiş Yürek nasır tutmuş Hissiyat formüle bağlanmış Duygulanım spot ışıkları altında Onun kadar sıcak yaşanır olmuş Yıldızlar Ulaşılamayacak kadar uzak ve sıcakken Kendi yıldızımız her gün tenimize dokunurmuş Öyleyse ayrılıyorum Yoldaşım dolunaydan Yıldızlar gibi olamam Varlığım ebedi insan istikameti Yaşarken bile kardan adam Güneşe davalıyım anlayacağın Yıldızların soğuk sanılan parıltısından Bir elbise biçmek istedim İnce keskin bir yansı Velhasıl bir ışık Bir sıcağın kendi içinden taşması Soğuk ışığını kendi içinde saklar Kendisine çarpanı düz parlak bir yüzeyse Anca o imiş gibi yansır İnsanın kendisinden o kadarını bile umması aptallıktır Ben sadece aşkı giyinmek istedim (sadece kısmı yalan) Varlığımdaki ince bir taşışı Evrenle dalga geçercesine Yıldızımı arzumda yaratışımı Meğersem her insan eylemi Bir arzu şekillenmesiymiş Formülatlar biçimlenimler yaşantılanımlar farklı Yıldızlar daha sıcak ve yoğunmuş Ama bir amibin varlığı Ondan doğmasına rağmen Daha karmaşık ve soğurulmuş Metaforumu hayat dolu sanırdım Yaşananlardan arzumun içi boşalmış Çeperi daralmış Yansılara sevdalı bu gönül Ne tür bir yansı sunduğundan habersiz Işığının daraltısına tozutmuş (Evrene zaruri olarak sunulduğu sanılan yansı Verili bir toplumsal yapıya göre anlamlandırılmadığında kuruntuymuş Anlamlandırıldığında daha beter kuruntuymuş Ama hiç değilse yaşantılanmak istenilenlerle Yaşantılanır olmakla malul Birkaç kırıntıymış) selim bayrak |
SİRKECİ BÜYÜK POSTANE Bin dokuz yüz üçte, başlamış bina Üç buçuk dönüme, zengin alana Soyumuz Osmanlı bağlı Sultan’a Eserde Sinan’ın ÖZ’ü görünür Yedi yüz yıllık büyük saltanatı Taşımış bizlere, muhteşem yapı Mimar harikası pencere kapı Yapıtta Sinan’ın YAZ’I görünür Barok mimaride, sanatsal zafer Vedat TEK başlamış, sonra Muzaffer Altı yılda bitmiş bu büyük eser Taşlarda Sinan’ın İZ’i görünür Mavi alınlıkta, Zarif kitabe Osmanlıca yazar, “Telgrafhane” Ser’de sanat varsa, hepsi bahane Resimde Sinan’ın POZ’u görünür Ata’nın radyosu, kulağı dil’i Bir dönem “Adliye “ kanunun el’i Kâğıtlar ırmaktır, mektuplar sel’i İçinde Sinan’ın GİZ’i görünür İkinci katında PTT müze Yüz bahar yaşamış, varmamış güz’e Seneler bezenmiş doygun bir yüze Aralar Sinan’ın GÖZ’ü görünür Pil paye sütunlu, mermer direkler Figürler işlenmiş ince motifler Görkemli bir tarih yüzlere güler Tuvalde Sinan’ın BEZ’İ görünür İlk PTT malı, tapulu bina İçinde memurluk kısmetmiş bana Nişliler asılı yüksek tavana Tavanda Sinan’ın YÜZ’Ü görünür… Konuşan bir eser işte öylesi Bir asır önceden duyulan sesi Üstünde görünen iki kubbesi Kubbede Sinan’ın TEZ’İ görünür… Halil Cındık Yayın: Ekim 2003 Pos-Tel Dergisi / 536.sayı Müdavimi olduğum Deniz feneri programına, İstanbul: Şubat 2005 DENİZ FENERİ Toplumdaki yaraya, neşterli ellerini Kurumuş topraklara, âhiret güllerini Can suyunu bekleyen, fukara çöllerini Sulayan bu fener, işte! “DENİZ FENERİ” Yardımın onurunu, hizmet doğuşlarını Azgınca dalgalara, karşı duruşlarını Mahzun–mahzun düşünen, idam koğuşlarını Yaşatan bu fener, işte! “DENİZ FENERİ” Nehrin öte yanında, öksüz kalan kuzuyu Merhametli kalplerde, o manevi sızıyı Garibin alnındaki, “kara” denen, yazıyı Değiştiren bu fener, işte! “DENİZ FENERİ” Çırpınan gönüllerin, ümit ışıklarını Küçücük bir çocuğun, yalın bakışlarını Karanlık gecelerin, Şafak atışlarını Aydınlatan bu fener, işte! “DENİZ FENERİ” Halil CINDIK TERMİNAL Bugün Terminal’e, telaşlı geldin Buluştuk mazinin, ilk suç’larıyla… İkimiz de üzgün, biraz da Çekkin, Beni uğurladın, göz uçlarıyla… Tepeden-tırnağa, siyah giymiştin Dikenler içinde, açan gül gibi… Önce bana koşup, sonra durmuştun Gönlüme yabancı, sanki - el gibi… Güle-güle deyip, koyup giderken Gözlerim süzüldü, bastığın yere… Peron’da, planı, dalgın okurken, Hep sitem eyledim, seyri-kadere… Camlar buharlıydı, parmağım kalem Takıldım ismine, yazdım dalgınca… Bir gizli hastalık, bilmesin âlem Gençlikte kapıldık, geçti salgınca… İki gün gittiğim, yolculuk boyu Seslendim adını, ıssız dağlara… Onmasın kaderin, kurusun soyu Vuslat ertelendi, başka bahara… Halil Cındık Görele: 15.02.2001 ÇİÇEKLER Sabah mahmurluğumu çiçekler görüyorlar Uyandırırken beni saksılarım masamda Gülücükler atarak sineme gülüyorlar Onlarla konuştukça sıkıntım yok, tasa’m da… Çiçekleri severim konuşurlar benimle Dalında kabarırken kırmızı bir tomurcuk Sevgiyi yüklenerek can olurlar tenimle Güne iyi başlatıp, aşılarlar mutluluk… Çiçek sevgi deposu dallarıyla sarışık Gönül koyar bahara bu parkın bahçıvanı İlgi duyup çiçeğe kendisiyle barışık Oldukça yüzü güler, hep sever tanıyanı… Halil Cındık Yayın: Size Edebiyat Dergisi Şubat 2006 Sayısı İstanbul:18 Mayıs 2006 Çevre Mühendisi, oğlum Deniz Çağlar Cındık’ a ÇEVRE DOSTLARI Doğaya âşıktır, amade–emre. Çiçek kokuludur çevre dostları Kurarak tertemiz, güzel bir çevre Bırakır yıllara çevre dostları… Soylu kokusuyla çiçek kokacak Rüzgârı arınmış, suları berrak Mevsim doyasıya, toprağı sıcak Bırakır yıllara çevre dostları… Kültürel dokuyu zedelemeden Yeşille Maviyi örselemeden Tarihi sırtlayıp, hiç gizlemeden Bırakır yıllara çevre dostları… Denizle, Gök kubbe, görür engini Boncuksu gözlerden alır rengini Yeşillik her yerde bulup dengini Bırakır yıllara çevre dostları… Yaşları- uzunca, sağlıklı dağlar Bin- bir çeşit çiçek, bahçeler- bağlar Dünü ağırlamış, günü ağırlar Bırakır yıllara çevre dostları… Halil CINDIK |
denizler hazırlanıyor yokamoz doğurmaya hayallerime çarpıyor çığlık, çığlık esmer bakışlar ben çileyim dehşet hüzünlü yalnızlığım bağışlanmaz suçluyum boyun kıldan ince ne yapsın gönül bahar gibi sevince suçluyum yıldırımlar düşüyor ellerime yaşamaya yalan değiyor kopuyor bam teli insan karşılıksız sevince herkes sanıyor deli kırılıyor ışıklar ince, ince gel hazıran boyun kıldan ince okan kurdoğlu |
Uzaktadır her şey; gökyüzü, deniz, Her an peşimizden koşan gölgemiz, Özlenen limanlar, yanan yıldızlar. Uzaktadır her şey; anneler, kızlar... Uzaktadır her şey, hep... yalnız ölüm, Her yerde, her an yakınımız, ölüm Ahmet Muhip Dranas |
yalan dunya zindan olsa sevenlerim suclu bulsa su bedenim cansiz kalsa af-etmem etmiyecegim nese sacip gulsemde bir arada kalsamda sozde mutlu olsamda af-etmem etmiyecegim hic aklimdan cikmiyorki hatalari bitmiyorki kadir kiymet bilmiyorki af-etmem etmiyecegim hüsamettin güven |
Sonludur aşk da Güzel anılar biriktirdim senden, Dudağıma solgun gülücükler getiren. Özenle sakladım belleğimde, Bir yığın oldu daha şimdiden. Nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın, Bir gün apansız gerçekleşiveren. Bir terazinin durgun pirnç kefesine Pat diye inince kara kiloluk, Nasıl kalkar havaya birdenbire Boşa kalan zavallı kefe. Nasıl titreşir terazi uzun süre, Denge sağlanıncaya kadar başka şeylerle. Anılarla bozdum o dengeyi ben önce, İkimiz için de yaptım bunu. Yaşadığımız günlerden biriktirdim sessizce, bir kefede sana hiç sezdirmeden. Koyabilirsin kara kiloyu artık, Bak, terazi nasıl kolay gelecek dengeye. Mutluydum yine de ben kendimcesenin girdilerin, çıktılarım benim, Doğrusu uygundu birbirine, Yanyana gelince, bir resmi tamamlayan. Vazgeçilmezdi ellerin sonra, Yangınımdan yorgar, döşek kaçıran. Ama inan sonludur aşk da, Kovalar sonunu kendi kendinin. Bana bir uçurum gerek şimdilerde, Yeterince dik ve derin. Bir çavlan istiyorum çünkü, Kırmak için kristalini hayatın ve şiirin. Metin Altıok |
Hiç özlemedim seni Özlemek dostluktandır dostluğundan öte bulmalıyım seni Sıcaklığını bulmalıyım dokunuşlarını, kenetlenişi Terimizle sulanmalı yeryüzü güneş terimizle ışıldamalı sabah olunca Apansız fırtınalar çıkmalı sarsılmalıyım Özlemek yanında olmak isteğidir gülüşünü görmek biraz da Hiç özlemedim seni Saçlarına gül takmam bir ırmak gibi akıtırım ovaya soluğunla yanar dudaklarımın bozkırı Akkor halindeki ufuk bakır bir tel gibi eriyip gider kraterler ortasında kalırım http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmet TELLİ |
HENÜZ ADI KONULMADI Resmini çizmek istedim Rafa kaldırılanların Kapalı dünyalarda İnsanı küçümseyen yazıların... Henüz adı konulmadı Umursanmayan emeklerin Hiçe sayılan duyguların Sekiz yılın On sekiz yılın Görülmediği yerlerde Anlamı yoktu Güneşsiz ufukların... Geçmişi iyice ıslatıldı Ve bir kenara atıldı Karanlıktaki insanların… Resmini çizmek istedim Rafa kaldırılanların Kapalı dünyalarda İnsanı küçümseyen yazıların... Üzeyir Lokman ÇAYCI Karasevda Şiir yazarım sanıyordum aşık olunca Olmadı Elimi kolumu bağladı dalga dalga saçlar Şiir yazamadım Şiir yazamıyor insan sevince Hele saçları karaysa sevdiğinin Yalnız kalmam sanıyordum aşık olunca Olmadı Gözlerinde kayboldum, Onu bile bulamadım Yalnız kaldım Yalnız kalıyor insan sevince Hele gözleri karaysa sevdiğinin Ağlamam sanıyordum aşık olunca Olmadı Her geçen an bir damla oldu Ağladım Ağlıyor insan sevince Hele karasevdaysa aşkı Fahri aydos, 3 Haziran 1998 Nef’i ye naziremdir Neylesin Âşıka ta’n etmek olmaz müptelâdır neylesin Âdeme mih-i muhabbet bir beladır neylesin, Nef’i Anlamı: Âşıkla alay etmek olmaz,bir defa aşka tutulmuştur,neylesin.insanın aşka yakalanması bir belâdır neylesin. Neyleyim Müptelâyım tevhidi aşka,zan-ı ta’n-ı neyleyim Züptelâyım tecvid-i nakşa,firak-ı an-ı neyleyim, Ailyy-Ül Razan, Anlamı: bu birlik; vahdaniyet ve ahadiyet aşkının müptelâsıyım, Bu güzel yaratılmış eksiksiz güzelliğin bu nakışın özüyüm; bu güzellikten ayrı ömrü anı neyleyim,ben bu yüzden belâ görünen bu sefanın hayranıyım.mecnunu müptelâsıyım. Bu eserimizde cennet mekân,değerli istat Nef’i ye naziremdir Ali Rıza Ünal Söz vermiştik Hani söz vermiştik kalu Bela da Başka yollara gitmeyecektik Bir yürüyüştür bu dünya insanlar için Yürüyüşün nereye ve kime bir iyi düşün Bu dünyaya biz ne için geldik Kalu belada biz ne ahid verdik Halimize bakıp şaşkına döndük senin Rabbın Allah değil mi düşün Bizim ilahımız tek bir ilahtır ilah demek kanun nizam koyandır Müslüman sahte ilahlara tekme vurandır Ya Rab ne demek iyi bir düşün çağrı var insana Allah dan yana Kulluktur görevin dönüşün bana Kimse yardım edemez orada sana Hayatın hesabı zor sen iyi düşün Sabiha Ateş Alpat Sevgilim, Bir Günün... Sevgilim, bir günün ortası şimdi Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık, Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde Uzat bana uzat ellerini İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu, Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor Ben seni düşünüyorum seni Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi Kalbim diyorum kalbim Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi Aşkı anılar besliyor düşler kadar Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır Sevgi eskidikçe sevgi. Günümüz ekmeğimiz, türkümüz Çoluğumuz çocuğumuz Binalar yan yana yükselip gidiyor Vapurların ağzı köpük içinde Uzaklarda ne kapılar açılıyor Tirenin biri bir istasyona varıyor Ordan çıkıyor biri. Her şey biliyor her şey Sen biliyor musun bakalım Seni nice sevdiğimi? Üstüne titrrediğimi? Geldiğimi? Gittiğimi Hadi! Cemal Süreya |
İşte geldik gidiyoruz hoşça kal kardeşim deniz biraz çakılından aldık biraz da masmavi tuzundan sonsuzluğundan da biraz ışığından da birazcık birazcık da kederinden bir şeyler anlattın bize denizliğin kaderinden biraz daha umutluyuz biraz daha adam olduk işte geldik gidiyoruz hoşça kal kardeşim deniz Nazım Hikmet |
adam ağladığında bırak ağlasın, kendine bırak belki gerçekten ağlamak istediği şeyler vardır kimse kimsenin derdinden duymaz da anlamaz da belki yalnızca budur insanı eşsiz, benzersiz kılan gülen gözlerin arkasında ağlamakla - rahatlamak istenilen birşey hep hazır bulunur ağlar birden hafif bir dokunuşla gözyaşları süzülür yanaklarından ağlar ya ağlamakla tükenmez gözyaşları da II adam ağladığında üzülecek bir şey yoktur aslında neyle dolacağı bilinemeyen boşluk vardır çünkü insan ancak derin bir felsefe ertesinde ağlarsa anlar yoksa boşa gider ağladıkları da III adam ağladığında onu rahat bırak dolup taşmak, dallanıp budaklanmak istemiyor olabilir eksilmek istiyordur belki bu şiir gibi eksildikçe rahatlamak uğu kır |
Birden anımsadın bunca yıl sonra o gördüğün badem gözlü çingene kadını tam yirmi beş yıl önce Sandıklı pazarında. Şimdiye kadar hiçbir kadın öyle bakmadı meydan okumadı sana; gözlerini gördün bir anda sevişip ayrıldınız. Gökyüzüyle birlikte bakmıştı sana, çaktırmadan arasta esnafında. Paris, 26.3.1986 Ozdemir Ince |
SENİ YAZDIM Seni yazdım sensizliğinde kanarken yüreğim İçimdeki kelebeklerin renkleri solmuş kanatları dökülüyordu kendiliğinden Oysa bir uzak mavi düştür şimdi gölgeli karanlıkların aydınlanışıyla yüzünü görmek ve kokunu taşıyan rüzgarları beklemek Bir hüzünlü şarkı gibi aklımda sen Seni yazdım ayrılığın buruk tadı dilimde Oysa uçsuz bucaksız yalnızlıklarından kopup gri bulutlar inerken karanlık sulara tepeden tırnağa veda vardı iskelede Koklanıp da atılan gül ve ıslak mendiller sallanıyordu gidişinle beraber Yarıda kalan şarkı gibi aklımda sen Seni yazdım gelişine dair umutlara benzeyen tomurcuğa durmuş ilkyaz çiçeklerini büyütürken içimde Oysa eylül yağmurlarında ıslanmış sonbahar yaprakları eziliyordu ayaklar altında Her giden vapurun ilk yolcusu sen oluyordun Aniden biten bir şarkı gibi aklımda sen Atila IŞIK |
İki damla yaş süzüldü senden, Uzaktan gördüğüm sürmeli gözden, Ben vazgeçtim canım inan ki benden, İki damla yaş süzüldü senden.. Ağlamanı istemem istemem inan, Dayanır yüreğim buna da inan, Uzaktanda olsa görürüm seni, Sen bilmeden inan severim seni.. İki damla yaş süzüldü senden, Ben vaz geçtim canım inan ki benden.. Hem aşkından hem senden vazgeçtim ben, Vazgeçtim inan ki vazgeçtim senden… Yılmaz BACACI |
Çocuk gönlüm kaygılardan azade; Yüzlerde nur, ekinlerde bereket; At üstünde mor kaküllü şehzade; Unutmaya başladığım memleket. Şakağımda annemin sıcak dizi, Kulağımda falcı kadının sözü, Göl başında padişahın üç kızı, Alaylarla Kafdağına hareket. Orhan Veli Kanık |
Ben acılarımı gelin ettim telli duvaklı, hüznümü bir yelkovanın ucuna bıraktım. Ve bir darağacının kollarında Bırakıp kaçtım Acziyet barındıran duygularımı… İhaneti oldum ihanetimin. Ve bir gelincik tarlasında Çiçek diktim ölümün avuçlarına. Düştükçe kalkmayı öğrendim bugün, Toprağı delen küçük bir kardelenden. Bir kırlangıç gagasında merhameti öğrendim anne yüreğinden… yandıkça pişmeyi güneşin gözlerinden, ve öldükçe dirilmeyi toprağın sinesinden… geceyi sıyırdım gökyüzünden. dans ettim yıldızlarla suya düşen bir yakamozun avuçlarında. demir parmaklık gibi gözlerimin önünde duran kirpiklerimi koparıp bir bir değiştirdim bir papatyanın yapraklarıyla. bir çiçeğin gözleriyle bakmayı öğrendim yaşama. ısmarlama hayatları uğurladım düş celletlarına… özgürlüğümü özgür bıraktım. hapsettiğim yerden çıkardım zamanı. bir güvercin kanadında buldum yaşamak kavgasını. şimdi dolu dizgin şimdi rüzgarlar gibi serseri ve dağ çayırları gibi haylaz yüreğim. bugün gülmeyi öğrendim kırık bir tarağın dişlerinden. ve şehirler yakmayı bir yiğidin gözlerinden… şimdi yıkasın bedenimi bir teneşir tahtasında erenler. bir parça beyaz bez getirsin başımda bekleyenler. gözlerim kapanmasın kör karanlıklara açın perdeleri, papatyalar düşsün göz çukurlarıma. şerha şerha kopayım acıların tırnağından. bedenimdeki hüzün mabetleri yıkılsın. ve yalnızlık senfonisi unutsun tüm notalarını… ölümü bir başka seviyorum bugün yaşamak arzusuyla bir tabutta can veriyorum… bugün tam gözbebeğinde bir sevginin yeniden hayat buluyorum bugün tam eşiğinde bir sevgilinin yeniden AŞKA DOĞUYORUM.. 24.12.2006 Filiz Eylül APAYDIN |
Sevdiğim Dedi ki bana Sen bana lazımsın Onun için kolluyorum kendimi Yoluma dikkat ediyorum ve Korkuyorum her yağmur damlasından Beni ezecek diye Brecht... |
Bir bilinmeze gidiyorum Başım önümde aklım sende, Ters bir sepken yağıyor Taneleri yüzümü okşar gibi.. Birden hızlanıverdi yağmur Nedendir bilmem, Belki bir şeyler anlatmak istiyor, Belki de bana ceza veriyor.. Hafifçe kaldırdım başımı İleriyi görmek için, Engelleri aşıp Sana gelmek için.. Bilinmez sendin asılında, Bilinmez erişilmez, Bitsin artık bu yol bitsin, Bitsin de sana geleyim.. Bitsin artık bu yağmur, Fırtına dinsin, Dinsin de sana geleyim Seni seviyorum diyeyim… Yılmaz BACACI |
Narsist Sevgili... Yağmura yağdım geceleri Sen güneşe taparken Kendimi sevdim ben hep Sana ise kalbim kaldı; Çirkin, Acınası… Ne manzaralar seyretti beni Ne gözler şavk bildi gözlerimi Yine de bir türlü açamadım Sahiplendiğin yüreğimi Düşlerin imgelerin saklı onda Kapısız, bacasız, kör kutu… Yağmur sonrası güneşinde Can veriyor Güzelliğime Ey Şaşkın! Benden sevgi bekleme Düşlerin, imgelerin kalsın sende Kendimi sevdim ben hep Fakat ne o kör kutu benim, Ne de onsuz çok güzelim… Yazan : zosimos |
Yoruldum artık yalnızlığıma. Söz dinlemez karanlığıma, Kırgın değilim... Aydınlığı düşleyemem, Bir başıma, Güneş doğmadı ki odama... Sebebini bilmediğim bu ayrılık Yüklendi omuzlarıma Kuru bir yumruk gibi Takıldı düşler boğazıma İri bir kaç damla Yuvarlandı yanaklarımda Dağıldı bütün saatler Eskidi sararmış resimler Kimsesiz avuçlarımda... Sonunda beklemekten yoruldu Kavuşmaya sabırsız zaman Bir kuş gibi yarınlara uçtu Kimsesiz hayatımdan. ismet bülent tan |
| Saat: 16:46 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık