MsXLabs
Sayfa 10 / 161

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Misafir 24 Aralık 2006 00:10

SANA BIRAKIYORUM

Kelimesiz isyanlar döküldü gözlerimden
Adları gözyaşı olan...
Yüreğim yorgun artık,
Bir zerre sevginin peşinde koşmaktan,
Sana koca bir yaşam bırakıyorum...
Yaşayamadığım zamanlarım sana hediyem olsun,
Sana Bırakıyorum...

Düşüncelerimi, kederlerimi...
O elimi kolumu bağlayan,
Karşılığını bulamadığım sevgimi
Her yağmurda biraz daha ağırlaşan ruhumu
Sabahı arayıp da bulamayan gecelerimi,
Sana Bırakıyorum...

Artık senin gözlerinden dökülsün sessizce isyanlar,
Senin yüreğin yorgun düşsün sonu gelmeyen yollarda.
Sevip de karşılığını bulamadığın kollarda,
Seninde üstüne kapansın tüm kapılar.
Sende çıkmaz yollara sürgün ol,
Senin de dört bir yanını sarsın olmazların korkusu
Seninde düşmanın olsun düşüncelerin,
Artık sen ağla her yağan yağmurda,
Senin de ellerinin arasında başın,
Boş boş bak konuşmayan buz gibi duvarlara
Sönük lambaların ışıklarında sen dur nöbetlere;
Gecelerce...
Sana Bırakıyorum...

Artık sen seyret tüm gün batımlarını,
Senin yüreğine insin o kızgın aşk sancısı
Senin boğazın düğümlensin bir şiiri okurken,
Her anlatılan masalı kendi masalınmış gibi dinle
Seninde hayatın da siyah beyaz resimlere dönsün,
Yaşamanın tadına sende varama,
Sende sevgiyle bakan bir çift göz ara,
Ama aradığın da asla bulama.
Sana Bırakıyorum...

Sen benim yaşadığım gibi yaşamadın ki hayatı
Ben hep ön sıradan izledim oynayanları,
Oysa sen oyunlara geciken, hayatı erteleyen tarafta
Hep uzaktan izledin olanları.
Seni sensiz yaşadığım her güne, sitemlerim diz boyu
Sana olan özlemim bir ömür boyu,
Şimdi...
Seninde özlemlerin sarsın her yanını, çaresiz kal...
Ben bu yorgun bedeni, bu ağır yükü taşımayı,
Sana Bırakıyorum...

Becere bilecek misin bakalım,
Bu bayrağı hakkıyla taşımayı,
Ağrıyı, sancıyı yürekte tutup, gözlere yansıtmamayı,
Sevgiyi denklere sarıp, sarmalayıp saklamayı
Yüreğini kimselere açamadan yaşamayı
Tünelin sonu ışık demeden,
Ne olursa olsun sevginin hatırına,
Sonuna kadar yürümeyi,
Sana Bırakıyorum...

Şimdi ben yokum hayatında
Zamanı dondurduğum günlere asılı kalan hayatımı
Bir daha yaşayamayacağım sevdamı
Gözlerine, sözlerine sürgün bu yüreği
Ve...
Artık yaşamayan bu bedeni

SANA BIRAKIYORUM...



SELDA SARIGÜL


Misafir 24 Aralık 2006 00:14

Doğunun gurbetleri

akşam en güzel masaldır
iyi anlatılırsa

doğru olan herşeyde biraz
öfke, biraz yılgınlık vardır
der, bir kıssa
câm incelince şarap da incelir
yaşam acıdan kırmızıya
ölüm hüzünden beyaza
ve bir gül gelirse
bu yol ayrımından gelir
mutlaka ve nasılsa

kendi elimizle kurduğumuz gurbetten
daha zor bir sürgün yoktur
yaşasak da, yaşamasak da
umuda ve sonbahara hüküm ki:
gülün saltanat devrinden
ne sevdikse bugünden
ve ne kaldıysa dünki
acıyı yakuta döndürsün
hüznü döndürsün elmasa

akşam en güzel masaldır çünki
iyi anlatılırsa

Hilmi Yavuz


Misafir 24 Aralık 2006 00:25

hatır





/

mumyalanmış düşüm
kalemin mahzeninde

ey dalım !
güneşi gizinde tut rüzgara eğil
ve sen
zambak gülüşü mevsim
gözüne düşen cemreymiş / doğru değil

ilikle ruhunu suya
düş aklıma serçe kanadından
toprağımdan geceyi sil

//

uyanışım
gün uçuran sahte başlık
sonrası yalınayak şiir

ey sabah !
sarışın ayrılıktır ezberim
gül içirdim buluta
gelişin yağmur / göğsüm bahçe
bir söz ektin yüreğim kurak
yoksun
umudun telvesinde



Ferhat Gülsün


Misafir 24 Aralık 2006 00:42

Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki
Çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben
Koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken
Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim
Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim
Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki.


NAZIM HİKMET


arwen 24 Aralık 2006 01:20

Hüzünü yaşayan yürek güçlüdür
Yanarak kül olur diyerek korkma
Sevdalı dolaşan gönül içlidir
Gözyaşı yüzünde kurursa korkma

Yavrusun yitiren koyunlar meler
Sevgisi olmayan onu tekmeler
Yüreğine bir gün inse inmeler
Amelinde sevda var ise korkma

Vücudun felç olsa sadece baksan
Sevgiyle çağlayıp zirveye çıksan
Olur a bir gün de ayağa kalksan
Vücudun ayakta durursa korkma

Gözünün yaşları aksa sel gibi
Sevdiğin yüzüne baksa el gibi
Eriyip tükensen ince tel gibi
Yüreğin sevgiyle atarsa korkma

Semahi biraz da özüne baksan
Aşk ile eriyip su gibi aksan
Kuş olup göklerde zirveye çıksan
Aşk olup göklerden yağarsan korkma



erol duran


Misafir 24 Aralık 2006 01:21

BENİM ÖZÜM DE SENSİN HER İKİ..

Baharı okşasa ellerim ,
Karanlığı saklasa .
Ellerimle
Özüne dokunmak isterim ,
Kendi özüme .
Çünki ;
Benim özüm de
Her iki gözüm de
Sensin ..

Ne yana baksam , nereye gitsem !
Yanımda yoksan bile
Özde sen varsın .
Benim özümde..
Hem de her iki gözümde ...
Hasret ! Mutlu eder mi hiç insanı ?
Bak ! Nasıl da mutluyuz (!)
Sevildiğini bilmek bile
Aslında mutlu ediyor insanı .
Ki ,içinde hasret
Özlenen vuslat olsa bile ..

Açıkça "canım" diyemiyorsam eğer ,
Şu sözlerimde bile
"Sevgilim " geçmiyorsa !
Suçun yarısı senindir ,
Öbür yarısı kaderin .
İnan , benim hiç suçum yok (!)
Özümde sen varsan ..
Sen`sen her iki gözüm , suçlu da sensin
Suçsuz da ...

Nihayet ..
Baharı okşasa ellerim diyorum ,
Karanlığı saklasa..
Dokunsam özüme , kendi özüme ..
Biliyorsun ,
Benim özüm de sensin ,
Her iki gözüm de ..


Esat ANIK


Misafir 24 Aralık 2006 01:52

Kayıklarla kayıkçılar
Dalgıçlarla balıkçılar
Bilirsin ne ister, deniz!

Kendini bu isteklerin;
Yelkenlerin küreklerin
Altına seriver, deniz!

Balıkların kandillerin
Ne varsa olsun ellerin
Bana mavini ver deniz

Arif Nihat Asya


arwen 24 Aralık 2006 02:02

Korkuyorum

siyah bir bulutun ardından menevişleriyle
ay yitip giderken Durgun bir nehrin akışında
öylece bakıyorum…Öylece bakıyorum
cama dönüşürken ateş damlasında atıyor
yüreğim
geçmiş zamanların gölgesi düşüyor akşamlara
son dansındayım korlar üzerinde biliyorum
sarılacak birazdan ahengiyle çaresizliğim
korkuyorum
örümcek bağlamış ölü anılar mahzeni
şeytan tüylerine binmiş savaşçılar
gidin başımdan, kovun yarasaları
duymak istemiyorum...duymak istemiyorum
yitirilmiş umutlara dair …korkuyorum


sedef kandemir


Misafir 24 Aralık 2006 02:08

Aşkınlığın gizli kafesinde barınan nedir,
tortulaşmadan, kaskatı?
Rüzgarın sürüklediği
ışıksızlık diliminde bizi birleştiren ortak çağrışım?
Bir ölünün sesi yoktur oysa, bize ulaşacak.
Ama nedir, en sağır böğrüme saplanan bu sancı?
Ya şimdi, ona doğru uzattığımız el kadar güneş?
Upuzun bir şahin geçiyor üzerimizden,
göğe doğru alçalarak.
Akşamın basamaklarına yönelirken,
gökte mürekkep balığı.

Enis Batur


Misafir 24 Aralık 2006 02:13

VUSLAT

Gönlümün sahibi bir hüsn-ü ân'sın.
Temâşâ etmeye doyamam sana.
Uzakta değilsin, cân içre Cân'sın;
Aşkın bi-zâtihi vuslatttır bana.

Huzurlu sabahsın, kutlu gecesin.
Dillerde ezkârsın bitmez hecesin.
Her-dem şahikâsın, her-dem yücesin
Aşkın bi-zâtihi vuslattır bana.

Tahayyül dışında "an" da Sen varsın.
Bildiğim en güzel "zan" da Sen varsın.
Yürekte, damarda "kan" da Sen varsın
Aşkın bi-zâtihi vuslattır bana.


Esat ANIK


arwen 24 Aralık 2006 02:16

Doğrularım
Uçup giden yaprağın damarında

Ne birikmiş dünleri ödüyor
Ne yaşamı erteliyor korku
Ben
Tüm zamanları harmanlayan yolcu

Bugündeyim…

Yuvarlanıp inanç dağlarından
Kocaman ve bembeyaz

Biliyorum

Sevgi yargılamaz
Tutuklamaz hücrelerini
Biliyorum
Şimdi beş vakit huzurlu
Ezanlı Hint döşeğinde
Beyaz dantelli uçsuz mavi

Ezeli köprü
Işık… dua…
Şeker bile verilmekte
Suya düşen karıncaya

Sevdalıyım
Çirkine, kötüye, aymaza
İtalya çizmesinden
Taaa Everest burnuna

Yuvarlanıp inançlardan
Bembeyaz ve kocaman
Biliyorum
Yüreğim mahşer!

Bugündeyim…


filiz bedük


Misafir 24 Aralık 2006 02:31

Bir plak gibi dönüyor gökte mavilik
Sesi aşağıda, çok aşağıda
Üstünde bir duvarın. Duvarsa
Dondurma yiyen bir çocuğun eli sanki
Taşmış akıyor
Öpüyor toprağı kanatan nar çiçeklerini.

Öpülüyorum bembeyaz çimlerinde yalnızlığımın
Sonsuzluk yarın.

Edip Cansever


Misafir 24 Aralık 2006 02:31

SÜVEYDÂ

Ben aşığım diyorsan,acıyı bileceksin.
Ağrıyan her dişini kıramazsın Süveyda.
İndir şu silahını,boş yere nişan alma
Kendi talih kuşunu vuramazsın Süveyda.

Aşkın kaza kurşunu nerden gelir bilinmez.
Hayat baldan tatlıdır,öl denince ölünmez.
Sevenin cesareti kalpsizlerde bulunmaz,
Sen bu yola başını veremezsin Süveyda.

Yalan mı sevgimizi üç kuruşa sattığın ?
Yalan mı hayatıma hikâyeler kattığın ?
Gönül bahçeme dalıp,koparıp da attığın
O güllerin eşini,deremezsin Süveyda.

Her gece peronlarda gelişimi bekleme.
Şu yaralı kalbime bir dert daha ekleme.
Bir gün döner diyerek resimleri saklama,
Kavuşmanın düşünü göremezsin Süveyda.

Esat ANIK


arwen 24 Aralık 2006 02:44

suya ateş,
gündüze gece serptim

güle toprak,
yüreğe seni serptim

ayrılığa bizi,
yaşı gözüme serptim

akı saça,
doğruyu yalana serptim

her ne varsa
şiir'e serptim



deniz karakaş


Misafir 24 Aralık 2006 02:47

SİHİRLİ HECE

Anla ki, bütün güller dalında mağrur durur;
Onlar bir susuz ölür, bir de bülbülsüz kurur.

Yalnızlıktır kahreden, mahzun eden elemdir.
Buğulanır ya gözler; hüzün veren o demdir.

Gönül yargıya vurur başına gelenleri,
Dertler isyan ettirmez sevmeyi bilenleri.

Hayatın gerçeğidir ağlamak veya gülmek,
İnsanı kâmil eder ölmeden evvel ölmek.

İlahî nimettir aşk, kaynağı Yaradan`dır;
Kendini bilememek nefsî bir yaradandır.

Taşlaşmış gönülleri ağlamak yumuşatır;
İnceltir, düşündürür insan gibi yaşatır.

Sevgidir tılsımlı hâl, "AŞK" tır sihirli hece;
Yaşadığım bu ahvâl bitmesin bütün gece.

Esat ANIK


arwen 24 Aralık 2006 02:52

bir damla
su idin kızgın ateşte...
bin geceye
bir masaldın...
binbir suretin
ama
bir yalanın vardı...


deniz karakaş


Misafir 24 Aralık 2006 03:20

gümüşsü..

gümüşsü..


köz tenimde rüzgar yanığı
bilir deniz hüznümden tanır
ayaklanırım sonsuzluğuna
sarnıçta uyuyan suyun uyanır

ıslıkladığın bulutlardan akarım
avuçlarına saçlarımın kokusu düşer
yastığında beyaz kuğu adaları
çarşafında kanatlanır kelebekler

el değil elveren ellerim dokunur içine
kırık sesim ince yasemin dalım
gökyakut akşam vakitlerinde
örter omuzlarını safkül şalım

sıvanır yüzün yosun gözlerime
ak göğsünden havalanır güvercinler
süzülür bir akarın üstünde güneş
uyanırsın.. şakağında boncuk ter

aşk dediğin çıplak asi ve ıslak
ağdalı sözlerden uzak parmak izi
iki yürek üstünde yıldız yağmur
her damlanın aynı anda titremesi



Sinem Sevinç YILDIZ


arwen 24 Aralık 2006 03:25

Seninle geçen bir saniye dahi sevdiceğim
yüzlerce hatta binlerce sensiz saate bedel
Seninle geçen bir saat, bir lahza bile olsa
sensiz geçip giden koca bir ömre bedel
Seninle geçen bir gün, bir hafta bile yârim
sensiz geçip de giden bir asra bedel
Senle geçen tek bir ömür bile inan ki
sevgilim, herşeye ama herşeye değer




timur ilikan


Misafir 24 Aralık 2006 03:29

bu gelen kainatın en nadide çiçeği
saplanır delikanlı yüreğine aNsızın
diken yüzlü atlılar takılar da peşine
mor gülüşlü harami çıkar dağlar başına

önünde hafif kumral perdeler dalgalanır
ona düşen kırmızı elmaların çürüğü
yüreğini umutla koyar sabır taşına
mor gülüşlü harami çıkar dağlar başına

Nurullah Genc


arwen 24 Aralık 2006 03:31

Bu ayrılık belimi büktü inan
Şimdi ağlatıyor
Her şiir,her şarki beni
Dertler sessiz sessiz giriyor penceremden
Bazen soğuk bir rüzgar
Bazen damla damla yağan bir yağmur gibi.

Bu ayrılık dayanılmaz bilmelisin
Sabahlara dek ağlıyorum
Yalnız ve içli
Bir umut bekliyorum gelecekten inan
Bazen el açan bir dilenci
Bazen muhtaç bir çocuk gibi.

Seninle anlıyordum yaşamanin değerini ben
Seninle otuyordu bahçemdeki kuşlar
Ve
Seninle açıyordu dört mevsim çicekleri
Biliyorum......

Belki de dönmeyeceksin artık
Ama
Ne olur
Gel
Tut elimden
Hiç olmazsa
Bir dost
Bir arkadaş gibi


alaşara ışık


Misafir 24 Aralık 2006 03:51

Beyaz

O siyahtı
kurşuna dizenler beyaz
silah sesinden
ürkerek gökyüzüne
uçuşan kuşlar
bembeyaz

Sunay Akın


arwen 24 Aralık 2006 04:10

Herkesin bir rengi var
Ya da kimi yeşil sever, kimi mavi
Ama ben kahverengiye tutkunum
Çünkü o renklerin en asili
Bir çift gözde sevdim onu
Bir çift gözde
Yeniden hayat buldu kahverengi
Elimden gelse
Tüm doğayı onunla yeniden boyardım
Yer gök kahverengi
Ya ben renk körü oldum
Ya da baktığım her yer kahverengi.
...
Haa bir renk daha var sevdiğim
Kahverengiye yakın sarı
Sarı da nereden çıktı demeyin
O da sevdiğimin sarmaşık saçları.



sami bağcı


Misafir 24 Aralık 2006 04:48

Mavi

üstünde yağmurdan başka hiçbir şey yoktu
anlam olmak için yeterince çıplaktın
şiirin nasıl bir şey olması gerektiğini
hatırlatıyordu gözlerin, sana böyle inandım:
ben inanmak için şiir yazıyorum, gözlerin
cihangir'i hatırlatıyordu, hayal içinde fakir
üsküdar'dan o rüyaya baktım: maviydin
bir özletip bir geri çekiyordun denizlerini!
usul usul inandım güzelliğin hatırına yağan
yağmurun üstümüzde hakkı vardır, inandım
uzak bir mavi kızın gözlerindeki bulut
burada içimize yağacaktır, inandım, mavi
bir yağmurluğun da olsa şiirden ıslanırdın!
gövdene de böyle inandım, duruydu, şiirin
nasıl bir şey olması gerektiğini hatırlatıyordu:
öyle çıplaktın ki içinde şiirden başka
hiçbir şey yoktu, gövden neyi hatırlatıyorsa
ona inanıyorum, beni hatırılamasa da, biliyorum
bazı uzaklıkların hiç mektup beklemediğini...

bazı şiirler de bekleyemiyor yağmurun dinmesini!

Haydar Ergülen


arwen 24 Aralık 2006 04:51

Seni sevdim diye saçlarım döküldü
gözlerim dökülür diye korktum
kör olur
seni bir daha göremem diye
ben, seni sevdim diye
bu dünya dursun istedim
güneşli bir Mayıs sabahı
dallar kiraz doluyken
dursun
gece kör olsun
seni bir daha görmesin diye



mahmut kaya


Misafir 24 Aralık 2006 14:05

Şimdi göçlere susuz bir şehir gibi,
Sensiz günleri ekiyorum,kurumuş göz çukurlarıma.
Bensiz bir hüzün gönderiyorum;
Ve tüm terk edilmişliğimle sana !
Yalnızlığıma inat gözyaşı bırakıyorum,
En derinimde yaşlanıyor,tüm kilit vurulmuş sözler…
Yanlış bir yerinde canlanıyor ,
Hayatın en acınmaz gizleri.
İçimin kuytularına birikiyor hüzünler
Ve senden geliyor en sahipsiz düşler.
Dokunsam ateş oluyor gözlerin,
Buz kesiyor yaşlar uzağına kaçsam…
Şimdi sürgünüm kendime,
Alev buğulu rüzgarlarda üşüyorum.
Ne zaman arasam kendimi içimde, sende kayboluyorum.
Bilmiyorsun ki; sen bende ne kadar çok!
Öyle acıtıyor ki beni,
İçimin yollarındaki ayak izlerin.
Kaç adım daha uzar hayat söyle,
Geceler beni sana sürükledikçe…
Ay düşünce kirpiğimin katresine, sen gecem oluyorsun.
Ben boğulurken gecemde,
Sen gözlerimden firari süzülüyorsun.
Şimdi tüm küsüşler çağırıyor beni
Güncemde yetim yağmur taneleri…
Bir gidiş olmalı diyorum, bir gidiş !..
Sensiz her yerde, senli her şeye…
Sahipsiz yalnızlığıma dokunuyor ellerin,
Bense çocuksu bir ruhla üşüyorum.
Sahipsiz bakışlarından; gözlerinde ölmemeyi öğreniyorum.
Şimdi tüm kelimeler can çekişiyor aramızda
Ağzımızdan kanıyor ayrılık;
Kilitli dudaklarımız öfkeli yarına,
Yasaklı kentler yuva kuruyor kuytularımıza.
Yaralarım medet umuyor zamandan,
Oysa unutmak ne zor hatırlamaktan.
İçi oyulmuş acılar hafifliyor omuzlarımda
Ama bana en ağır yine sen !
Şimdi ayrılığın bile gelmeden zamanı
Gitmem gerek senden.
Gözyaşlarımla yüreğine yazıyorum,
Müsveddesi yaşanmış bir hayatın özetini..
Sen sayfa sayfa okurken her geçen yıl kendini
Ben yolcusunu kaybetmiş bir yola başlıyorum.
Şimdi tek bir söz kaldı kulağımda yankılanan
Ve seni acıtacak olan;
Ben seni severken terk ettim kendimi,
Ve tüm terkedilmişliğimle daha çok sevdim seni
!








MAVİEYLÜL


Misafir 24 Aralık 2006 14:22

İSTANBUL'A KAR YAĞIYOR

İSTANBULA KAR YAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE
KAR YAĞIYOR ERİK AĞACINA
KAR YAĞIYOR KUMRULARIN ÜSTÜNE
DAĞ ZORBASI GİBİ HAİN VE UMARSIZCA
ERİK AĞACI ÖKSÜZ KUMRULAR EVSİZ KALIYOR
BİRBEN GÖRÜYORUM BELKİDE BİRBEN
BİRBEN ACIYORUM KUMRULARIN HALİNE

İSTANBULA KAR YAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE
ANSIZIN BİR KEDİ GEÇİYOR PENCEREMİN ÖNÜNDEN
SÖYLENE SÖYLENE SİNİRLİ VE ISLAK BİR KEDİ
BELLİKİ ANSIZIN YAKALANDI BİR ÇATININ TEPESİNDE
VE MUHTEMELEN UYKUNUN EN TATLI YERİNDE
BİRBEN GÖRÜYORUM BELKİDE BİRBEN
BİRBEN ACIYORUM HALİNE


İSTANBULA KAR YAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE
SEN MUHTEMELEN ENDERİN UYKULARDA
BEN PENCEREMİN ÖNÜNDE
İSTANBULA KAR YAĞIYOR KAR YAĞIYOR PENCEREME
O SEBEPSİZ GİDİŞİN GELİYOR GÖZLERİMİN ÖNÜNE
KAR CAMDAN GEÇİYOR TEN'DEN GEÇİYOR
USULCA DOLUYOR YÜREĞİME


VE BİR ÇİÇEK YEŞERİYOR KENDİLİĞİNDEN
DONMUŞ KALBİMİN ORTA YERİNDE
UZUN KIŞ GECELERİNDE YİTİRDİM SENİ
ÖLDÜNMÜ KALDINMI HABERİN GELMEZ
BİLMEMKİ BİR TANEM NERDESİN ŞİMDİ
HER YAĞAN KAR'DA KAYBEDENLER OLUR HEP
KİMİLERİ YUVALARINI KİMİLERİ RÜYALARINI
KİMİLERİDE SEVDALARINI
İSTANBULA KARYAĞIYOR GECENİN ORTA YERİNDE


Naki Kızıldağ



Misafir 24 Aralık 2006 16:47

Erguvan Günler

Erguvan günlerdi
Gözlerini
Kederli sözlerin gölgelediği
Kalbim
Nasıl uzak sana şimdi

Erguvan denizlerdi
Gözlerine baktığım zamanlar
Örselenmiş zamanlar
Ölü bir denizyıldızının
Avcuma çizdiği med cezir

Sedef köpüklü bir dalga gibi
Gittin
Ben kaldım orada
" Bir denizin çekildiği bütün kıyılar "

Konsolda kör bağ bıçağı
Nicedir suyu incelmiş arkın vardığı
Zerdali ağaçları kadar ıssız
Soldum yüzünün burgacında

Gittin
Mor bindallı
Bir sevdaya işleyerek beni...



İLHAN BÜYÜKCEBECİ


nazlisu 24 Aralık 2006 17:09

Buldum sende o tadı,
Hani yağmur düştüğünde yenice,
Toprağın neşesi gib...

Hissettim;
İçim çekilir gibi...

Özledim;
Ferahlatan yüreğimi damla gibi...
Sevdim;
Yağmuru sevdiği gibi toprağın...

Yağmur, gizleme artık kendni.
Boşalt neyin varsa üstüme.
Bir senin, bir sevdiğimin,
Çekerim hem nazını, hem kahrını..


Reşide Sarıkavak


Misafir 24 Aralık 2006 21:22

Susar kuşlar
Susar kent
Cadde...
Sokak...
Kurulur suskunun saati

Öpüşleri nasıl da soğuk sevdiğimin
Donup kalmış
Sevda kokanı bile sözcüklerin
Buz tutmuş şiir
Buz tutmuş türkü...
Kurulmuş suskunun saati

Gelinir sonra
Hem nasıl gelinir gör
Devinir tarihsel birikim denizi
Çatlar tohum...
Çatlar zaman...
Kırılır suskunun saati

Gör nasıl kırılır...

Ahmet Telli


arwen 25 Aralık 2006 00:12

kapat beni o deliye
çeviren gözlerini
ve bir dilek tut
ne istersen....
bilki o dilek yerine
gelecek
ama bugün ama yarın
sadece dile
ve bir bana söyle
yerine getireceğim
şartlar ne olursa olsun
mutlu edecek ya seni gerisi
boş ve önemsiz....
öyle sevineceksin ki
sarılacaksın bana
kabul olacak benim dileğim....


hatice eser


Misafir 25 Aralık 2006 00:40

Şarkı söylüyormuşum
Sokaklarda,
Görmüşler.

Yere yere bakıyormuşum
Yürürken
Duymuşlar.

Sonrasını kendileri uydurmuşlar

Özdemir Asaf


arwen 25 Aralık 2006 00:52

Mavi bir yıldız varmış
Kendini boyamış
Yıldızlar sarı ve sıcaktır
Uzak mavi ve soğuktur
Anlam gri ve boştur
Duygu rengarenk ve doludur

Ay ışığı pencerene dolanmış
Boyalı yıldızlar
Güneşin parıltısına mahkummuş
Gösteri toplumunda projektör tutulmamış
Parıltılar karartıya soğurulmuş
Anlamsız anlamlar görünür kılınmaz ise
Sarartıya yoğrulmuş
Aracı kelimelerin kendisi diva olmuş
Anlamsızlık katmerlenmiş
Yürek nasır tutmuş
Hissiyat formüle bağlanmış
Duygulanım spot ışıkları altında
Onun kadar sıcak yaşanır olmuş

Yıldızlar
Ulaşılamayacak kadar uzak ve sıcakken
Kendi yıldızımız her gün tenimize dokunurmuş
Öyleyse ayrılıyorum
Yoldaşım dolunaydan
Yıldızlar gibi olamam
Varlığım ebedi insan istikameti
Yaşarken bile kardan adam

Güneşe davalıyım anlayacağın

Yıldızların soğuk sanılan parıltısından
Bir elbise biçmek istedim
İnce keskin bir yansı
Velhasıl bir ışık
Bir sıcağın kendi içinden taşması
Soğuk ışığını kendi içinde saklar
Kendisine çarpanı düz parlak bir yüzeyse
Anca o imiş gibi yansır
İnsanın kendisinden o kadarını bile umması aptallıktır
Ben sadece aşkı giyinmek istedim
(sadece kısmı yalan)
Varlığımdaki ince bir taşışı
Evrenle dalga geçercesine
Yıldızımı arzumda yaratışımı
Meğersem her insan eylemi
Bir arzu şekillenmesiymiş
Formülatlar biçimlenimler yaşantılanımlar farklı
Yıldızlar daha sıcak ve yoğunmuş
Ama bir amibin varlığı
Ondan doğmasına rağmen
Daha karmaşık ve soğurulmuş
Metaforumu hayat dolu sanırdım
Yaşananlardan arzumun içi boşalmış
Çeperi daralmış
Yansılara sevdalı bu gönül
Ne tür bir yansı sunduğundan habersiz
Işığının daraltısına tozutmuş

(Evrene zaruri olarak sunulduğu sanılan yansı
Verili bir toplumsal yapıya göre anlamlandırılmadığında kuruntuymuş
Anlamlandırıldığında daha beter kuruntuymuş
Ama hiç değilse yaşantılanmak istenilenlerle
Yaşantılanır olmakla malul
Birkaç kırıntıymış)


selim bayrak


kambis 25 Aralık 2006 01:45


SİRKECİ BÜYÜK POSTANE


Bin dokuz yüz üçte, başlamış bina
Üç buçuk dönüme, zengin alana
Soyumuz Osmanlı bağlı Sultan’a
Eserde Sinan’ın ÖZ’ü görünür

Yedi yüz yıllık büyük saltanatı
Taşımış bizlere, muhteşem yapı
Mimar harikası pencere kapı
Yapıtta Sinan’ın YAZ’I görünür

Barok mimaride, sanatsal zafer
Vedat TEK başlamış, sonra Muzaffer
Altı yılda bitmiş bu büyük eser
Taşlarda Sinan’ın İZ’i görünür

Mavi alınlıkta, Zarif kitabe
Osmanlıca yazar, “Telgrafhane”
Ser’de sanat varsa, hepsi bahane
Resimde Sinan’ın POZ’u görünür

Ata’nın radyosu, kulağı dil’i
Bir dönem “Adliye “ kanunun el’i
Kâğıtlar ırmaktır, mektuplar sel’i
İçinde Sinan’ın GİZ’i görünür



İkinci katında PTT müze
Yüz bahar yaşamış, varmamış güz’e
Seneler bezenmiş doygun bir yüze
Aralar Sinan’ın GÖZ’ü görünür

Pil paye sütunlu, mermer direkler
Figürler işlenmiş ince motifler
Görkemli bir tarih yüzlere güler
Tuvalde Sinan’ın BEZ’İ görünür

İlk PTT malı, tapulu bina
İçinde memurluk kısmetmiş bana
Nişliler asılı yüksek tavana
Tavanda Sinan’ın YÜZ’Ü görünür…

Konuşan bir eser işte öylesi
Bir asır önceden duyulan sesi
Üstünde görünen iki kubbesi
Kubbede Sinan’ın TEZ’İ görünür…
Halil Cındık Yayın: Ekim 2003 Pos-Tel
Dergisi / 536.sayı





Müdavimi olduğum
Deniz feneri programına,

İstanbul: Şubat 2005

DENİZ FENERİ

Toplumdaki yaraya, neşterli ellerini
Kurumuş topraklara, âhiret güllerini
Can suyunu bekleyen, fukara çöllerini
Sulayan bu fener, işte! “DENİZ FENERİ”

Yardımın onurunu, hizmet doğuşlarını
Azgınca dalgalara, karşı duruşlarını
Mahzun–mahzun düşünen, idam koğuşlarını
Yaşatan bu fener, işte! “DENİZ FENERİ”

Nehrin öte yanında, öksüz kalan kuzuyu
Merhametli kalplerde, o manevi sızıyı
Garibin alnındaki, “kara” denen, yazıyı
Değiştiren bu fener, işte! “DENİZ FENERİ”

Çırpınan gönüllerin, ümit ışıklarını
Küçücük bir çocuğun, yalın bakışlarını
Karanlık gecelerin, Şafak atışlarını
Aydınlatan bu fener, işte! “DENİZ FENERİ”


Halil CINDIK





TERMİNAL


Bugün Terminal’e, telaşlı geldin
Buluştuk mazinin, ilk suç’larıyla…
İkimiz de üzgün, biraz da Çekkin,
Beni uğurladın, göz uçlarıyla…

Tepeden-tırnağa, siyah giymiştin
Dikenler içinde, açan gül gibi…
Önce bana koşup, sonra durmuştun
Gönlüme yabancı, sanki - el gibi…

Güle-güle deyip, koyup giderken
Gözlerim süzüldü, bastığın yere…
Peron’da, planı, dalgın okurken,
Hep sitem eyledim, seyri-kadere…

Camlar buharlıydı, parmağım kalem
Takıldım ismine, yazdım dalgınca…
Bir gizli hastalık, bilmesin âlem
Gençlikte kapıldık, geçti salgınca…

İki gün gittiğim, yolculuk boyu
Seslendim adını, ıssız dağlara…
Onmasın kaderin, kurusun soyu
Vuslat ertelendi, başka bahara…


Halil Cındık





Görele: 15.02.2001

ÇİÇEKLER


Sabah mahmurluğumu çiçekler görüyorlar
Uyandırırken beni saksılarım masamda
Gülücükler atarak sineme gülüyorlar
Onlarla konuştukça sıkıntım yok, tasa’m da…

Çiçekleri severim konuşurlar benimle
Dalında kabarırken kırmızı bir tomurcuk
Sevgiyi yüklenerek can olurlar tenimle
Güne iyi başlatıp, aşılarlar mutluluk…

Çiçek sevgi deposu dallarıyla sarışık
Gönül koyar bahara bu parkın bahçıvanı
İlgi duyup çiçeğe kendisiyle barışık
Oldukça yüzü güler, hep sever tanıyanı…


Halil Cındık

Yayın: Size Edebiyat Dergisi Şubat 2006 Sayısı











İstanbul:18 Mayıs 2006

Çevre Mühendisi, oğlum
Deniz Çağlar Cındık’ a


ÇEVRE DOSTLARI

Doğaya âşıktır, amade–emre.
Çiçek kokuludur çevre dostları
Kurarak tertemiz, güzel bir çevre
Bırakır yıllara çevre dostları…

Soylu kokusuyla çiçek kokacak
Rüzgârı arınmış, suları berrak
Mevsim doyasıya, toprağı sıcak
Bırakır yıllara çevre dostları…

Kültürel dokuyu zedelemeden
Yeşille Maviyi örselemeden
Tarihi sırtlayıp, hiç gizlemeden
Bırakır yıllara çevre dostları…

Denizle, Gök kubbe, görür engini
Boncuksu gözlerden alır rengini
Yeşillik her yerde bulup dengini
Bırakır yıllara çevre dostları…

Yaşları- uzunca, sağlıklı dağlar
Bin- bir çeşit çiçek, bahçeler- bağlar
Dünü ağırlamış, günü ağırlar
Bırakır yıllara çevre dostları…


Halil CINDIK




arwen 25 Aralık 2006 02:01

denizler hazırlanıyor
yokamoz doğurmaya
hayallerime çarpıyor
çığlık, çığlık
esmer bakışlar
ben çileyim
dehşet hüzünlü yalnızlığım
bağışlanmaz suçluyum
boyun kıldan ince
ne yapsın gönül
bahar gibi sevince
suçluyum
yıldırımlar düşüyor ellerime
yaşamaya yalan değiyor
kopuyor bam teli
insan karşılıksız sevince
herkes sanıyor deli
kırılıyor ışıklar ince, ince
gel hazıran
boyun kıldan ince





okan kurdoğlu


Misafir 25 Aralık 2006 02:50

Uzaktadır her şey; gökyüzü, deniz,
Her an peşimizden koşan gölgemiz,
Özlenen limanlar, yanan yıldızlar.
Uzaktadır her şey; anneler, kızlar...

Uzaktadır her şey, hep... yalnız ölüm,
Her yerde, her an yakınımız, ölüm

Ahmet Muhip Dranas


arwen 25 Aralık 2006 03:05

yalan dunya zindan olsa
sevenlerim suclu bulsa
su bedenim cansiz kalsa
af-etmem etmiyecegim

nese sacip gulsemde
bir arada kalsamda
sozde mutlu olsamda
af-etmem etmiyecegim

hic aklimdan cikmiyorki
hatalari bitmiyorki
kadir kiymet bilmiyorki
af-etmem etmiyecegim


hüsamettin güven


Kreacher 25 Aralık 2006 04:43

Sonludur aşk da
Güzel anılar biriktirdim senden,
Dudağıma solgun gülücükler getiren.
Özenle sakladım belleğimde,
Bir yığın oldu daha şimdiden.
Nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın,
Bir gün apansız gerçekleşiveren.
Bir terazinin durgun pirnç kefesine
Pat diye inince kara kiloluk,
Nasıl kalkar havaya birdenbire
Boşa kalan zavallı kefe.
Nasıl titreşir terazi uzun süre,
Denge sağlanıncaya kadar başka şeylerle.
Anılarla bozdum o dengeyi ben önce,
İkimiz için de yaptım bunu.
Yaşadığımız günlerden biriktirdim sessizce,
bir kefede sana hiç sezdirmeden.
Koyabilirsin kara kiloyu artık,
Bak, terazi nasıl kolay gelecek dengeye.
Mutluydum yine de ben kendimcesenin girdilerin, çıktılarım benim,
Doğrusu uygundu birbirine,
Yanyana gelince, bir resmi tamamlayan.
Vazgeçilmezdi ellerin sonra,
Yangınımdan yorgar, döşek kaçıran.
Ama inan sonludur aşk da,
Kovalar sonunu kendi kendinin.
Bana bir uçurum gerek şimdilerde,
Yeterince dik ve derin.
Bir çavlan istiyorum çünkü,
Kırmak için kristalini hayatın ve şiirin.

Metin Altıok


Misafir 25 Aralık 2006 13:51

Hiç özlemedim seni
Özlemek dostluktandır
dostluğundan öte bulmalıyım seni

Sıcaklığını bulmalıyım
dokunuşlarını, kenetlenişi
Terimizle sulanmalı yeryüzü
güneş terimizle ışıldamalı sabah olunca
Apansız fırtınalar çıkmalı
sarsılmalıyım

Özlemek
yanında olmak isteğidir
gülüşünü görmek biraz da
Hiç özlemedim seni

Saçlarına gül takmam
bir ırmak gibi akıtırım ovaya
soluğunla yanar
dudaklarımın bozkırı

Akkor halindeki ufuk
bakır bir tel gibi eriyip gider
kraterler ortasında kalırım
http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifAhmet TELLİ


Misafir 25 Aralık 2006 17:25

HENÜZ ADI KONULMADI

Resmini çizmek istedim
Rafa kaldırılanların
Kapalı dünyalarda
İnsanı küçümseyen yazıların...
Henüz adı konulmadı
Umursanmayan emeklerin
Hiçe sayılan duyguların
Sekiz yılın
On sekiz yılın
Görülmediği yerlerde
Anlamı yoktu
Güneşsiz ufukların...
Geçmişi iyice ıslatıldı
Ve bir kenara atıldı
Karanlıktaki insanların…
Resmini çizmek istedim
Rafa kaldırılanların
Kapalı dünyalarda
İnsanı küçümseyen yazıların...

Üzeyir Lokman ÇAYCI

Karasevda


Şiir yazarım sanıyordum aşık olunca
Olmadı
Elimi kolumu bağladı dalga dalga saçlar
Şiir yazamadım
Şiir yazamıyor insan sevince
Hele saçları karaysa sevdiğinin

Yalnız kalmam sanıyordum aşık olunca
Olmadı
Gözlerinde kayboldum, Onu bile bulamadım
Yalnız kaldım
Yalnız kalıyor insan sevince
Hele gözleri karaysa sevdiğinin

Ağlamam sanıyordum aşık olunca
Olmadı
Her geçen an bir damla oldu
Ağladım
Ağlıyor insan sevince
Hele karasevdaysa aşkı

Fahri aydos, 3 Haziran 1998


Nef’i ye naziremdir

Neylesin

Âşıka ta’n etmek olmaz müptelâdır neylesin
Âdeme mih-i muhabbet bir beladır neylesin,

Nef’i


Anlamı: Âşıkla alay etmek olmaz,bir defa aşka tutulmuştur,neylesin.insanın aşka yakalanması bir belâdır neylesin.

Neyleyim

Müptelâyım tevhidi aşka,zan-ı ta’n-ı neyleyim
Züptelâyım tecvid-i nakşa,firak-ı an-ı neyleyim,
Ailyy-Ül Razan,


Anlamı: bu birlik; vahdaniyet ve ahadiyet aşkının müptelâsıyım,
Bu güzel yaratılmış eksiksiz güzelliğin bu nakışın özüyüm; bu güzellikten ayrı ömrü anı neyleyim,ben bu yüzden belâ görünen bu sefanın hayranıyım.mecnunu müptelâsıyım.
Bu eserimizde cennet mekân,değerli istat Nef’i ye naziremdir

Ali Rıza Ünal


Söz vermiştik


Hani söz vermiştik kalu Bela da
Başka yollara gitmeyecektik
Bir yürüyüştür bu dünya insanlar için
Yürüyüşün nereye ve kime bir iyi düşün

Bu dünyaya biz ne için geldik
Kalu belada biz ne ahid verdik
Halimize bakıp şaşkına döndük
senin Rabbın Allah değil mi düşün

Bizim ilahımız tek bir ilahtır
ilah demek kanun nizam koyandır
Müslüman sahte ilahlara tekme vurandır
Ya Rab ne demek iyi bir düşün

çağrı var insana Allah dan yana
Kulluktur görevin dönüşün bana
Kimse yardım edemez orada sana
Hayatın hesabı zor sen iyi düşün

Sabiha Ateş Alpat


Sevgilim, Bir Günün...


Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor

Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
Sevgi eskidikçe sevgi.

Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde
Uzaklarda ne kapılar açılıyor
Tirenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.

Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrrediğimi?

Geldiğimi?
Gittiğimi

Hadi!

Cemal Süreya








Misafir 25 Aralık 2006 21:04

İşte geldik gidiyoruz
hoşça kal kardeşim deniz
biraz çakılından aldık
biraz da masmavi tuzundan
sonsuzluğundan da biraz
ışığından da birazcık
birazcık da kederinden
bir şeyler anlattın bize
denizliğin kaderinden
biraz daha umutluyuz
biraz daha adam olduk
işte geldik gidiyoruz
hoşça kal kardeşim deniz

Nazım Hikmet


arwen 25 Aralık 2006 23:22

adam ağladığında
bırak ağlasın, kendine bırak
belki gerçekten ağlamak istediği şeyler vardır

kimse kimsenin derdinden
duymaz da anlamaz da

belki yalnızca budur
insanı eşsiz, benzersiz kılan

gülen gözlerin arkasında
ağlamakla - rahatlamak
istenilen birşey hep hazır bulunur

ağlar birden
hafif bir dokunuşla
gözyaşları süzülür yanaklarından

ağlar ya ağlamakla
tükenmez gözyaşları da


II

adam ağladığında
üzülecek bir şey yoktur aslında
neyle dolacağı bilinemeyen
boşluk vardır

çünkü insan ancak
derin bir felsefe ertesinde ağlarsa anlar
yoksa boşa gider ağladıkları da


III
adam ağladığında
onu rahat bırak

dolup taşmak,
dallanıp budaklanmak istemiyor olabilir

eksilmek istiyordur belki bu şiir gibi
eksildikçe rahatlamak


uğu kır


Misafir 26 Aralık 2006 00:12

Birden anımsadın bunca yıl sonra
o gördüğün badem gözlü
çingene kadını
tam yirmi beş yıl önce
Sandıklı pazarında.

Şimdiye kadar hiçbir kadın
öyle bakmadı
meydan okumadı sana;
gözlerini gördün
bir anda sevişip ayrıldınız.

Gökyüzüyle birlikte bakmıştı sana,
çaktırmadan arasta esnafında.

Paris, 26.3.1986
Ozdemir Ince


kambis 26 Aralık 2006 00:18

SENİ YAZDIM



Seni yazdım

sensizliğinde kanarken yüreğim

İçimdeki kelebeklerin renkleri solmuş

kanatları dökülüyordu kendiliğinden

Oysa bir uzak mavi düştür şimdi

gölgeli karanlıkların aydınlanışıyla yüzünü görmek

ve kokunu taşıyan rüzgarları beklemek

Bir hüzünlü şarkı gibi

aklımda sen



Seni yazdım

ayrılığın buruk tadı dilimde

Oysa uçsuz bucaksız yalnızlıklarından kopup

gri bulutlar inerken karanlık sulara

tepeden tırnağa veda vardı iskelede

Koklanıp da atılan gül

ve ıslak mendiller sallanıyordu gidişinle beraber

Yarıda kalan şarkı gibi

aklımda sen



Seni yazdım

gelişine dair umutlara benzeyen

tomurcuğa durmuş ilkyaz çiçeklerini büyütürken içimde

Oysa eylül yağmurlarında ıslanmış

sonbahar yaprakları eziliyordu ayaklar altında

Her giden vapurun ilk yolcusu sen oluyordun

Aniden biten bir şarkı gibi

aklımda sen



Atila IŞIK





arwen 26 Aralık 2006 00:27

İki damla yaş süzüldü senden,
Uzaktan gördüğüm sürmeli gözden,
Ben vazgeçtim canım inan ki benden,
İki damla yaş süzüldü senden..

Ağlamanı istemem istemem inan,
Dayanır yüreğim buna da inan,
Uzaktanda olsa görürüm seni,
Sen bilmeden inan severim seni..

İki damla yaş süzüldü senden,
Ben vaz geçtim canım inan ki benden..
Hem aşkından hem senden vazgeçtim ben,
Vazgeçtim inan ki vazgeçtim senden…

Yılmaz BACACI



Misafir 26 Aralık 2006 00:34

Çocuk gönlüm kaygılardan azade;
Yüzlerde nur, ekinlerde bereket;
At üstünde mor kaküllü şehzade;
Unutmaya başladığım memleket.

Şakağımda annemin sıcak dizi,
Kulağımda falcı kadının sözü,
Göl başında padişahın üç kızı,
Alaylarla Kafdağına hareket.

Orhan Veli Kanık


arwen 26 Aralık 2006 00:49

Ben acılarımı gelin ettim telli duvaklı,
hüznümü bir yelkovanın ucuna bıraktım.
Ve bir darağacının kollarında
Bırakıp kaçtım
Acziyet barındıran duygularımı…
İhaneti oldum ihanetimin.
Ve bir gelincik tarlasında
Çiçek diktim ölümün avuçlarına.

Düştükçe kalkmayı öğrendim bugün,
Toprağı delen küçük bir kardelenden.
Bir kırlangıç gagasında
merhameti öğrendim
anne yüreğinden…

yandıkça pişmeyi
güneşin gözlerinden,

ve öldükçe dirilmeyi
toprağın sinesinden…

geceyi sıyırdım gökyüzünden.
dans ettim yıldızlarla
suya düşen bir yakamozun avuçlarında.
demir parmaklık gibi
gözlerimin önünde duran kirpiklerimi
koparıp bir bir
değiştirdim bir papatyanın yapraklarıyla.
bir çiçeğin gözleriyle bakmayı öğrendim yaşama.
ısmarlama hayatları uğurladım
düş celletlarına…
özgürlüğümü özgür bıraktım.
hapsettiğim yerden çıkardım zamanı.
bir güvercin kanadında buldum
yaşamak kavgasını.
şimdi dolu dizgin
şimdi rüzgarlar gibi serseri
ve
dağ çayırları gibi haylaz yüreğim.

bugün gülmeyi öğrendim
kırık bir tarağın dişlerinden.
ve şehirler yakmayı
bir yiğidin gözlerinden…
şimdi yıkasın bedenimi
bir teneşir tahtasında
erenler.
bir parça beyaz bez getirsin
başımda bekleyenler.
gözlerim kapanmasın kör karanlıklara
açın perdeleri,
papatyalar düşsün göz çukurlarıma.
şerha şerha kopayım acıların
tırnağından.
bedenimdeki hüzün mabetleri yıkılsın.
ve yalnızlık senfonisi unutsun
tüm notalarını…
ölümü bir başka seviyorum
bugün
yaşamak arzusuyla
bir tabutta can veriyorum…


bugün tam gözbebeğinde bir sevginin
yeniden hayat buluyorum
bugün
tam eşiğinde bir sevgilinin
yeniden AŞKA DOĞUYORUM..

24.12.2006
Filiz Eylül APAYDIN


Misafir 26 Aralık 2006 01:02

Sevdiğim

Dedi ki bana

Sen bana lazımsın

Onun için kolluyorum kendimi

Yoluma dikkat ediyorum ve

Korkuyorum her yağmur damlasından

Beni ezecek diye

Brecht...


arwen 26 Aralık 2006 01:09

Bir bilinmeze gidiyorum
Başım önümde aklım sende,
Ters bir sepken yağıyor
Taneleri yüzümü okşar gibi..

Birden hızlanıverdi yağmur
Nedendir bilmem,
Belki bir şeyler anlatmak istiyor,
Belki de bana ceza veriyor..

Hafifçe kaldırdım başımı
İleriyi görmek için,
Engelleri aşıp
Sana gelmek için..

Bilinmez sendin asılında,
Bilinmez erişilmez,
Bitsin artık bu yol bitsin,
Bitsin de sana geleyim..

Bitsin artık bu yağmur,
Fırtına dinsin,
Dinsin de sana geleyim
Seni seviyorum diyeyim…

Yılmaz BACACI



Misafir 26 Aralık 2006 01:12

Narsist Sevgili...

Yağmura yağdım geceleri
Sen güneşe taparken
Kendimi sevdim ben hep
Sana ise kalbim kaldı;
Çirkin,
Acınası…

Ne manzaralar seyretti beni
Ne gözler şavk bildi gözlerimi
Yine de bir türlü açamadım
Sahiplendiğin yüreğimi

Düşlerin imgelerin saklı onda
Kapısız, bacasız, kör kutu…
Yağmur sonrası güneşinde
Can veriyor Güzelliğime

Ey Şaşkın!
Benden sevgi bekleme
Düşlerin, imgelerin kalsın sende
Kendimi sevdim ben hep
Fakat ne o kör kutu benim,
Ne de onsuz çok güzelim…


Yazan : zosimos




arwen 26 Aralık 2006 01:24

Yoruldum artık yalnızlığıma.
Söz dinlemez karanlığıma,
Kırgın değilim...
Aydınlığı düşleyemem,
Bir başıma,
Güneş doğmadı ki odama...

Sebebini bilmediğim bu ayrılık
Yüklendi omuzlarıma
Kuru bir yumruk gibi
Takıldı düşler boğazıma
İri bir kaç damla
Yuvarlandı yanaklarımda
Dağıldı bütün saatler
Eskidi sararmış resimler
Kimsesiz avuçlarımda...

Sonunda beklemekten yoruldu
Kavuşmaya sabırsız zaman
Bir kuş gibi yarınlara uçtu
Kimsesiz hayatımdan.



ismet bülent tan



Saat: 16:46
Sayfa 10 / 161

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık