![]() |
Diyaliz merkezinde Hepatit C alarmı Diyarbakır'daki özel bir diyaliz merkezinde tedavi gören 22 hastada Hepatit C virüsü tespit edildi. Hasta sayısındaki artış, Sağlık İl Müdürlüğü'ne düzenli olarak bildirilen 3 aylık tahlil sonuçlarının incelenmesiyle ortaya çıktı. Diyarbakır İl Müdürlüğü durumu bakanlığa bildirdi. Dicle Üniversitesi'nden de uzman bir heyet istendi.. Yapılan ilk incelemede, virüsün diyaliz merkezinde bulaştığına ilişkin bir bulguya ulaşılmadı. Kesin sonuçlar, üniversiteden ve bakanlıktan gidecek heyetlerin yapacağı inceleme sonucu ortaya çıkacak. Diyarbakır Sağlık Müdür Yardımcısı Nihat Yavuz, heyetlerin raporlarına göre hareket edeceklerini açıkladı. 8 yıldır hizmet veren kentin tek özel diyaliz merkezi hizmet vermeyi sürdürüyor. Merkezin sorumlusu Doktor Uğur Yüce de, gerekli tedbirleri aldıklarını belirterek, "10 hastamız daha önce Türkiye'nin değişik bölgelerindeki merkezlerde tedavi görüp geldiler. Bunlardan bulaşmış olabilir. Virüsün bulaşma yolunu bulmak çok zor" dedi. |
KADINLARDAN ŞİDDETE MARUZ KALMAYA ONAY http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Bilim_Cevre_Saglik/2008/depresyon_9.jpg İSTANBUL - İstanbul'da yapılan bir araştırma, "kadınların bir bölümünün şiddete maruz kalmayı onayladıklarını" ortaya koydu. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı'nda görevli 4 öğretim elemanı, yüzde 82,9'u hiç eğitim almamış veya ilkokul mezunu 146 kadınla yüz yüze görüşme yoluyla bir çalışma yaptı. Çalışma, katılımcıların yüzde 63,7'sinin çocuklukta anne-babası, yüzde 40,4'ünün de kocası tarafından uygulanan fiziksel şiddete maruz kaldığını ortaya koydu. Araştırma, kadınların fiziksel şiddeti bazı durumlarda haklı bulduğunu da gösterdi. Katılımcıların yüzde 42,5'i "çocuklarının bakımlarını ihmal etmeleri", yüzde 41,8'i "kocalarına karşılık vermeleri", yüzde 37'si de "kadının parayı lüzumsuz yere harcaması" durumunda kocanın şiddet uygulamakta haklı olduğu görüşünü savundu. |
Survivor'a vize çıkmadı http://www.galatasaray.org/images/home/back_523.jpg http://www.globalstadia.com/fenerbahce.gif G.Saray ve F.Bahçe önce izin verdi, sonra ‘kulüpler arası gerginliğin artmaması’ için isim haklarının kullanılmasını kabul etmedi. Show Tv’de yayınlanan Survivor programının Türkiye-Yunanistan finali önceki akşam Türk takımından Derya’nın 250 bin Euro kazanmasıyla sonuçlanırken, yapımcı Acun Ilıcalı’nın gerçekleştirmek istediği ’Survivor F.Bahçe-G.Saray’ ise kulüp yöneticilerinin ’tansiyonu düşürme operasyonu’na takıldı. Survivor F.Bahçe-G.Saray için daha önce seçmeler bile gerçekleştirildi. İki takımdan da toplam 20 kişi (takımlarda 5 bayan 5 erkek bulunuyor), seçmeleri kazanarak, kulüpleri adına yarışma hakkı kazandı. Acun Ilıcalı, seçmelerden önce iki kulüp yönetimlerini arayarak, program için ’olur’ aldı. İHTARNAME YOLLADILAR G.Saray Başkanı Özhan Canaydın, Survivor Türkiye-Yunanistan Programı’nın 2 bölümünü izledikten sonra, F.Bahçe-G.Saray versiyonunun ’sakıncalı’ olacağını düşünüp, izin vermedi. Sarı-kırmızılı kulüp, noter kanalıyla Ilıcalı’ya bir ihtarname göndererek, programın yayınlanmasını istemediklerini ve ellerinde bulunan ’G.Saray ya da Cimbom’ isim haklarını kullanamayacaklarını bildirdiler. G.Saray’ın bu konuda “İki kulüp arasında son dönemde oluşan gergin ortam nedeniyle, olumsuz bir olay yaşanmaması ve gerginliğin daha da tırmanmasını engellemek” için izin vermediği öğrenildi. G.Saray gibi önce ‘olur’ veren F.Bahçe de, sonradan bu izni geri çekti. Programın ’Survivor Aslan-Kanarya’ adıyla yapılması için girişimler olduğu öğrenildi. |
Özel okulda uyuşturucu partisi http://www.cnnturk.com/images/1.gif http://www.cnnturk.com/images/turkiye/uyusturucu4hbr.jpg Görüntülerin tepki çekmesi bekleniyor Uyuşturucu kullanan öğrencilerin cep telefonuyla çekilen görüntüleri ortaya çıktı. Türkiye'nin en ünlü özel okullarından birinde çekilen görüntüler öğrencilerin uyuşturucu kullanmayı bir oyun, bir eğlence gibi gördüklerini kanıtlıyor. Görüntüler Türkiye'nin ünlü özel okullarından birinin erkekler tuvaletinde çekildi. Bir grup öğrenci teneffüs sırasında, ellerindeki spreyi bir poşete sıkıp içindeki kimyasal maddeyi ciğerlerine çekiyor. Poşetteki maddeyi soluyan öğrenciler önce gülme krizine giriyor. Bazıları ise, baygınlık geçiriyor. Öğrencilerden biri kameralı cep telefonuyla görüntüleri kaydediyor. Kendisine itiraz eden arkadaşına da, "Çok komik olacak" diyor. Bir genç ise, dersin başlayacağını söyleyerek acele ediyor. Gençlerin çıkardığı büyük gürültüyle rağmen, kimse tuvalete gelmiyor. Gençlerin rahatlığından, bunu ilk defa yapmadıkları anlaşılıyor. Öğrenciler arasındaki 'ilginç' diyaloglar Görüntülerde bir öğrenci, "Sana bomba yapayım mı?" diye arkadaşına soruyor. Bir diğer öğrenci ise "Elimi tut", bir başkası ise "Adam kaydı ya" diyor. Giyimleri ve kullandıkları dil, bu öğrencilerin iyi bir eğitim aldıklarını ortaya koyuyor. İçi uyuşturucu dolu poşet elden ele dolaşmasının sonunda öğrencilerin tümü kendinden geçiyor. Bakanlıktan soruşturma Öğrencilerin aralarında yaptığı konuşmalardan uyuşturucu partisini, ders aralarındaki teneffüste bir araya gelerek düzenledikleri anlaşılıyor. Uyuşturucu partisinin düzenlediği saatlerde diğer kolej öğrencileri ve öğretmenlerin de okulda oldukları sonucu ortaya çıkıyor. Milli Eğitim Bakanlığı, haberin yer aldığı televizyon kanalından okulun ismini alarak, olayla ilgili inceleme ve soruşturma başlattı. |
bende izmirin kötü ve pislik sayılan liselerinde mimar sinan aml deokudum orda herşey kullanılıyodu arkadaşlarımın çoğu içki ve sigara içer ama ben hala içmiyorum yani bunu yapmak istemekle alakalı bişey özenti falan olamaz bi insan beynini bu kadar aciz kullanıyosa zaten yaşamamalı daha ilkokulda sigara içmeye başlayan bi çocuk ilerde heer türlü şeyi yapar önemli olan kendini yetiştirmektir haber için çok teşekkür ederim mystical ama gerçekten yazık insanlık nereye gidio belli kıyamet çok yaklastı anlaşılan yazık çok yazık |
akal_hotmail.com burak_hotmail.com bu mailleri ve uzantılarını sakın kabul etmeyin herhangi bi şekilde bu adreslerden gelen maiileri açmayın yeni bi virüs olarak nette dolaşıyorlar haberiniz olsun |
06 Ocak 2007 DOĞAL GAZ ARZINDA SON DURUM... -İRAN'DAN PAZARTESİ GÜNÜ BİR MİKTAR DOĞAL GAZ AKIŞININ BAŞLAMASI BEKLENİYOR(A.A) - İran'dan doğal gaz akışının durmasının ardından alınan tedbirlerle şu anda bir sıkıntı olmadığı belirtilirken, Pazartesi günü İran'dan bir miktar doğal gaz akışının başlamasının beklendiği bildirildi. A.A muhabirinin edindiği bilgiye göre, İran'dan henüz bir gaz akışı sağlanmazken, bu durumdan Türkiye'nin etkilenmemesi için Mavi Akım ve Batı Hattından gelen gaz miktarı artırılırken, dünden itibaren ''kesintili'' tarifeden gaz alan bazı otoprodüktörlerin gazı kesilmeye başlandı. Söz konusu otoprodüktörler, doğal gazı daha ucuza alırken, sözleşme gereği doğal gazda kesinti yapılması ya da bir sıkıntı yaşanması durumunda, ilk önce bu müşterilerin gazı kesiliyor. Yetkililer, hafta sonu sanayi kesiminin çalışmaması nedeniyle sıkıntı yaşanmayacağını belirtirken, diğer sanayi tesisleri ile konutlara dönük bir kesintinin ise şu aşamada söz konusu olmadığını kaydettiler. Kesintili tarifeden gaz alan bazı otoprodüktörlerin gazların kesilmesinin de bir miktar rahatlama sağlayacağını ifade eden yetkililer, İran'dan gaz akışının kesilmesinin ardından alınan tedbirlerle şu anda üretim ve tüketim arasında bir açık olmadığını vurguladılar. Bu arada, gelecek hafta yeni bir sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) kargosunun da gelmesinin beklendiği, bunun da sisteme dönük takviye sağlayacağı bildirildi. |
http://www.elpais.com/elpaismedia/diario/media/200504/02/deportes/20050402elpepidep_2_I_SCO.jpg Daniela’nın fendi YouTube’u kapattırdı! Ocak 5th, 2007 Daniela’nın fendi YouTube’u kapattırdı! Cnn.com’da yer alan habere göre, Brezilya mahkemesi internetin en büyük video portalı Youtube’u Ronaldo’nun eski eşine ait seks videosunu çıkarana kadar kapatma kararı aldı. Real Madrid’in yıldız futbolcusu Ronaldo’nun eski eşi ünlü model Daniela Cicarelli erkek arkadaşı Tato Malzoni’yle sahilde sevişirken çekilmiş videosunun yayınlanması üzerine geçtiğimiz aylarda Brezilya mahkemesine başvurarak Youtube’a dava açtı. Video görüntülerinin yayınlandığı her gün için video portalından 116 bin dolar talep eden ve görüntüler yayından çıkarılana kadar YouTube’un kapanmasını talep eden Cicarelli’nin aralık ayında mahkemeye giden 3. davası sonunda Brezilya mahkemesi ünlü mankenin seks görüntüleri yayından çıkarılana kadar YouTube’a kapatma cezası verdiğini açıkladı. Hukukçular Brezilya mahkemesinin bu kararını ABD mahkemelerine aynı şekilde uygulatması konusunda zorluk yaşayabileceği görüşündeyken YouTube’un bağlı olduğu internet arama motoru Google’ın yetkililerinin henüz konuyla ilgili yorum yapmadığı bildirildi. kaynak:milliyet |
Efes Cup Eurosport'ta! Lig bitti, futbol bitmiyor. Heyecan Efes Cup'la devam ediyor. Mehmet Demirkol, Uğur Meleke, Banu Yelkovan Eurosport için Efes Cup mücadelerini yorumlayacak. Türk temsilcilerinden Beşiktaş ve Galatasaray'ın katılacağı turnuvada, Almanya'nın güçlü ekibi Werder Bremen ve Hollanda takımlarından Feyenoord'da yer alacak. Maç programı: 08 OCAK 2006 PAZARTESİ: EUROSPORT INTERNATIONAL 20:00-22:00 BEŞİKTAŞ – WERDER BREMEN, UĞUR MELEKE 09 OCAK 2006 SALI: EUROSPORT INTERNATIONAL 23:45-01:30 GALATASARAY – FEYENOORD (BANTTAN) 10 OCAK 2006 ÇARŞAMBA: EUROSPORT INTERNATIONAL 20:30-22:30 ÜÇÜNCÜLÜK MAÇI, BANU YELKOVAN 11 OCAK 2006 PERŞEMBE: EUROSPORT INTERNATIONAL 20:00-22:00 FİNAL, MEHMET DEMİRKOL |
Çocukları bölmeyin http://www.vatanim.com.tr/pics/news/102033000.jpg http://www.vatanim.com.tr/pics/clear_pixel.gif Velisi bağış yapan çocuklara ayrıcalıklı sınıf açma ayıbı yetmedi; İzmir’de bir okul, bağış yapanların çocuklarını yakalarına kart takarak diğerlerinden ayırmaya başladı http://www.vatanim.com.tr/pics/clear_pixel.gif 07.01.2007 Türkiye’de pek çok okulda ödenek yetersizliği gerekçe gösterilerek velilerden aylık ya da dönemlik “zorunlu aidat” alınıyor. Ekonomik durumu iyi olan ailelerden toplanan bu paralarla, onların çocukları için özel sınıflar yapılıyor. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in geçen gün ’münferit’ diye değerlendirdiği bu tür ‘devlet okulunda ayrımcılık’ uygulamalarına İzmir’den uç bir örnek geldi. Cemil Akyüz İlköğretim Okulu’nda “para veren-vermeyen öğrenci” ayrımına gidildi. İddiaya göre her veliden en az 50 YTL aidat toplamayı planlayan Okul Aile Birliği üyeleri, para verenlerin sayısının düşük olması üzerine, ödemeleri artıracak bir formül buldu. Velilere baskı olması amacıyla, aidatı ödenmiş öğrencilerin yakalarına kart takıldı. Bu kartın aidatları ödendiği için takıldığı da öğrencilere söylendi. RENCİDE EDİCİ, AŞAĞILAYICI Öğrenciler, “Kokartı kimler takıyor?” sorusuna, “Aidatı ödenmiş öğrenci” yanıtını verirken; veliler uygulamaya isyan etti: “Böyle bir uygulamanın eğitimcilerden çıkması akıl alacak gibi değil. Para veren velinin çocuğuna kart takarak, vermeyenlerin çocuklarını ezmeyi amaçladılar. Bizleri para ödemeye zorlamayı hedeflediler. Nitekim başardılar da. Pek çok veli, neden ödeme yapmadığını soran çocuğunun karşısında perişan oldu, yanıt veremedi. Bazı öğrenciler bu yüzden okula gelmek istemiyor. Okulların para için insanları rencide edici, aşağılayıcı, çaresiz durumda bırakacak yollara başvurmalarını kabul etmek mümkün değil. Yazıklar olsun.” MÜDÜR: İDDİALAR ASILSIZ Karşıyaka Cemil Akyüz İlköğretim Okulu Müdürü Hakkı Kırda iddiaları reddetti. Gönüllü velilerin okula her türlü desteği verdiğini, bir günüllü velinin de kart bastırdığını belirten Kırda, “Bu kartları öğrencilerin yakalarına takmalarını istedik. Aidat diye zorunlu bir uygulamamız yok” dedi. Eğitim- Sen 2 Nolu Şube Başkanı Ziya Kanya ise, “Okulda para veren- vermeyen ayrımı yapılması eğitim pedagojisi açısından çok sakıncalı. Bugün bir veli çocuğunun okula gitmek istemediğini, bunun kokartının olmamasından kaynaklandığını söyledi. Bu uygulamanın durdurulması, ortadan kaldırılması gerekir. Bu aynı zamanda bir suç duyurusudur” dedi. Klimalı, perdeli sınıf Sultanbeylİ’dekİ Mevlana İlköğretim Okulu’nda, maddi durumu iyi olan ailelerden alınan paralarla klimalı, kartonpiyerli, özel masa-sandalyeli ve özel perdeli iki sınıf hazırlandı. Para alınan ailelerin çocukları da bu sınıflara yerleştirildi. Ailelerin isteği doğrultusunda hazırlanan iki özel sınıfta okuyan öğrenciler ikişer kişilik özel sıralarda oturuyor. Sınıfların tavanları kartonpiyer; yerler kalebodur, duvarlar saten boyalı. Ayrıca pencerelerinde de kadife ve tül olmak üzere 2 perde asılı. Aynı okulda perdesiz, boyaları sıyrılmış normal sınıfta okuyan öğrenciler ise bir sıraya üç kişi oturuyor. 50 YTL’ye özel eğitim KARTAL’DAKİ Sabri Taşkın İlköğretim Okulu’nda aslında ikili eğitim uygulanıyor. Sabahları 6. ve 8. sınıflar, öğleden sonra birden beşe kadar olan sınıflar eğitim görüyor. Ancak bir, iki ve üçüncü sınıflarda ikişer etüt sınıfı var. Bu sınıflarda eğitim gün boyu sürüyor. Veliler çocuklarını bu sınıflara kaydettirmek için önce 50 YTL bağış yapıyor sonra da her ay 50 YTL ödüyor. Etüt öğrencileri ve öğretmenlerine özel yemek de getirtiliyor. Bunun için de 65 YTL alınıyor. Bu sınıflar bilgisayar, projeksiyon aracı, özel dolap, tekli ve ikili özel sıralarla donatılmış. Ayrıca, etüt öğretmenleri de, diğer öğretmenlerden 800 YTL daha fazla ücret alıyor. |
Çift Başlı Yılan İlgi Odağı Çift Başlı Yılan İlgi Odağı. http://www.haberalemi.net/resimler/haberler/15185.jpg Hayvanlar alemindeki ender görülen çift başlı yılan örneği Küba'da görüldü. Ormanlık bir alanda yılanı bulan Kübalı köylü kafesin içinde eve getirdiği çift başlı yılanı görücüye açtı. Kübalı köylünün evi ziyaretçi akınına uğradı.... haber7 07/01/2007 [flash=http://www.youtube.com/v/Zf6BsLE--ks]width=525 height=415[/flash] |
Ölen Türk hacı sayısı 71’e ulaştı Kutsal topraklarda 24 Kasım 2006 tarihinden bu yana ölen Türk hacı sayısı 71’e ulaştı http://www.vatanim.com.tr/pics/clear_pixel.gif 07.01.2007 Diyanet İşleri Başkanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre Türk hacılardan H. Hüseyin Aytekin (Öğer Tur), Ömer Özyaman (İstanbul 12. kafile) ve Hacı Gündoğdu (Kayseri 6. kafile) Mekke’de hayatını kaybetti. |
IRAK'TA ŞİDDET: 15 ÖLÜ http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Dunya/2009/irak_patlama_21.jpg BAĞDAT - Bağdat'ın batısında silahlı bir grup tarafından düzenlenen saldırıda 15 kişi öldü. Hastane kaynakları, işçileri taşıyan minibüsün, Şiilerin yaşadığı bir bölgeden Bağdat havaalanına gittiği sırada, Sünni nüfusun yoğun olduğu Emriye'de pusuya düşürüldüğünü, 15 kişinin de yaralandığını söyledi. Polis ve İçişleri Bakanlığı, olayın soruşturulduğunu kaydetti. Havaalanlarının denetimini üstlenen Irak Ulaştırma Bakanlığı, Şii lideri Mukteda Sadr'ın destekçilerinin kontrolünde. a.a http://www.aa.com.tr/components/com_haber/images/385pxdots.gif |
Korkmaya başlayın! http://www.vatanim.com.tr/pics/news/102094000.jpg Küresel ısınma kış mevsimini bahara çevirdi. Karlar eriyor. Deniz seviyesi her geçen gün yükseliyor. 2006, tarihin en sıcak 6’ncı yılı oldu. 2007 en sıcak yıl olacak http://www.vatanim.com.tr/pics/clear_pixel.gif 08.01.2007 Küresel ısınma hayatımızı kökten değişterecek. Akdeniz ülkeleri çöle dönecek. Toplu göç başlayacak. Endişelenin, çok endişenin. Hatta korkmaya başlayın. Çünkü küresel ısınma artık durdurulamaz bir noktaya doğru ilerliyor. Küresel ısınma insanlığın sonunu getirebilir... Bu ifade dünyanın en saygın haber dergileri arasında gösterilen Time’a ait.. Dünyanın son 5 yıldır üzerinde en çok tartıştığı konuların başında küresel ısınma geliyor. G-8 zirvelerinde ve uluslararası toplantılarda terörizmle birlikte gündemin ilk maddelerini oluşturuyor. Uyarılar, çoğumuza son birkaç yıla kadar felaket tellallığından öteye gitmeyen, hayal sınırlarını zorlayan senaryolar olarak geliyordu. Ancak küresel ısınmanın bir hayal ürünü olmadığı, hayatımızı derin bir şekilde etkilemeye başlamasıyla anlaşıldı. 2006 yılı, meteoroloji kayıtlarının tutulduğu 17’nci yüzyıldan bu yana en sıcak 6’ncı yıl oldu. Ülkemizde ve tüm dünyada yağış miktarı azaldı. Kuzey yarımküredeki diğer birçok ülke gibi Türkiye’de de barajlar kurudu. Ocak ayının ilk haftasını geride bırakmamıza rağmen sert kış soğukları hâlâ başlamadı. Türkiye’nin kayak merkezlerindeki kar seviyesi son yılların en düşük seviyesine geriledi. İklimde gözlenen anormallikler aslında Sanayi Devrimi’nden hemen sonra, yani 1750’li yıllarda başladı. Atmosfere salınan metan gazı oranı son 25 yılda yüzde 31, karbondioksit oranı ise yüzde 149 arttı. Karbondioksit oranı, dünyada binlerce volkanın aktif olduğu 40 milyon yıl önceki seviyeye çıktı. Son yüzyılda dünyanın ortalama hava sıcaklığı 0.6 derece arttı. Korkutucu olan ise ısınma hızının katlanması.... 1979’dan bu yana her 10 yılda hava sıcaklığı 0.12 derece yükseldi. Bu, artış hızının yükselmemesi durumunda bile 2100 yılında dünya atmosferinin ısısı 1.2 derece artacak. Küresel ısınma, sadece kışların daha ılıman olmasına değil, iklimlerin değişmesine, ilkbahar ve sonbahar gibi ara mevsimlerin yok olmasına, sert kışlar ve kurak yazlar yaşamasına neden olacak. Yani kuraklık nedeniyle göçler başlayacak, şehirler dolacak ve insanlık tarım, sanayi ve iletişim devriminden sonra bu kez de “iklim devrimini” yaşayacak. Peki dünya nasıl ısınıyor? Küresel ısınma, insanlar tarafından üretim veya tüketim esnasında atmosfere salınan karbondioksit ile metan gibi zararlı gazların yeryüzü ısısını artırması" olarak açıklanıyor. Güneş'in yaydığı kızılötesi ışınlar (UV) milyonlarca kilometrelik bir yolculuktan dünyamıza ulaşıyor. Işınları yeryüzüne çarparak toprağı ve denizleri ısıtıyor. Işınlar yeryüzüne çarptıktan sonra yansıyarak tekrar uzay boşluğunun derinliklerine karışıyor. Bu noktada gaz kirliliği devreye giriyor. Yeryüzünden yansıyan ışınlar atmosferde biriken metan ve karbondioksit gazlarına takılıyor ve yeniden yansıyarak yeryüzüne dönüyor. Böylece normal şartlar altında atmosferi terk etmesi gereken ışınlar, atmosferde "sıkışıp kalıyor" ve dünyamızın daha fazla ısınmasına yol açıyor. Eskimolar bile artık buzdolabı satın alıyor - Kuzey Kutbu’na en yakın ülkelerden biri olan İzlanda’da Haziran’da hava sıcaklığı 24 derece olarak ölçüldü. Kutup ayıları kış uykusundan erken uyanmaya başladı. - Dünyanın en yüksek noktası olan Everest tepesi küresel ısınma nedeniyle alçalıyor. Himalaya Dağları üzerinde bulunan 8848 metrelik yüksekliğindeki tepe, Çinli uzmanlara göre zirvesinde bulunan buzulların erimesi nedeniyle 1.3 metre kısaldı. - 1912 yılından bu yana Tanzanya’daki Kilimanjaro dağının 5 bin 895 metre yükseklikteki zirvesinde karların yüzde 80’i eridi, 2020’ye kadar zirvedeki karların tamamen yok olacağı tahmin ediliyor. - Kuzey Kutbu’ndaki Eskimolar da sıcaktan bunaldı. “Eskimolara buzdolabı, klima satılmaz” şeklindeki pazarlama deyimini tarihe gömen gelişme, Kanada’nın Montreal kentinin 1600 kilometre kuzeyindeki Eskimo köyü Kuujjuaq’ta yaşandı. Köyün yerlileri, geçen yaz kendilerini bunaltan sıcaklar yüzünden 10 adet klima ve 20 buzdolabı satın aldı. Kuşlar erken yumurtlamaya başladı tropik hastalıklar Avrupa’yı vurdu Terörizmle birlikte en büyük sorun olarak gösterilen küresel ısınma, dünya genelinde kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. İngiltere Meteoroloji Kurumu’na (MET) göre Avrupa ülkelerinde Aralık ayında sıcaklık mevsim normallerinin 3-5 derece üzerine çıktı. MET uzmanları, “Sıcaklar gidiyor sanmayın, 2006, tarihin en sıcak 6’ncı yılı olmuştu. 2007 ise en sıcak yıl olacak” dedi. İşte küresel ısınmanın etkileri: Yaprak dökülmüyor - Avrupa’da çiçekler 1950 yılına göre 1 hafta daha erken açıyor ve sonbaharda 1950 yılında göre 5 gün sonra yaprak döküyor. - Biyologlar birçok kuş ve kurbağa türünün erken üremeye başladığını belirtiyor. Araştırmalar, göçmen olmayan 35 tür kelebeğin eskiye oranla 240 kilometre daha kuzeyde dolaştığını gösteriyor. Alpler’de kar yok! - İskandinav ülkelerinde her kış donup karla kaplandığı için kapanan golf otelleri bu yıl yüksek sıcaklıklar nedeniyle hizmet vermeye devam ediyor. - İsviçre, Fransa ve İtalya’ya yayılan Alp Dağları’ndaki kayak merkezleri, kar yağmayınca yapay karla idare etmek zorunda kaldı. İsviçre bankaları Alpler’de 1500 metre altında olan kayak tesislerine kredi vermeyi reddediyor. - Almanya’da ilkbahar aylarında görülen saman nezlesi şikayetleri, yüzlerce yıl sonra ilk kez bu ay başgösterdi. Meyve ağaçları çiçek açıyor - ABD'nin New York kentinde hava sıcaklığı 18 dereceye çıktı. Mevsim normallerinin 10 derece üzerinde seyretmesi üzerine meyve ağaçları çiçeklenmeye başladı. - Moskova'da papatyalar ve menekşeler çiçek açtı. Dondurucu soğuğuyla tanınan başkentte Ocak ayı ortalama sıcaklığı 7 dereceye yükseldi. - Dünya genelinde mercan kayalıkları güneşli günlerde deniz suyu sıcaklığının 29.5 dereceye yükselmesi nedeniyle içindeki deniz yosunlarını ve organizmaları kaybettiği için ağarıyor. Afrika’ya döndük - Bilim adamları Avrupa’da 50 yıldır görülmeyen tropik hastalıkların yeniden patlak verdiğini açıkladı. Uzmanlar, “Ortalama hava sıcaklıkları arttıkça, Afrika’dan salgın hastalıklar Avrupa’ya sıçramaya başladı” dedi. 150 kişi can verdi - İtalya’da 1970’ten bu yana ilk kez sıtma vakaları görülüyor. Encephalitis adı verilen tropik hastalık, beyinde ölümcül enfeksiyonlara yol açılıyor. 100 yıl aradan sonra ilk kez Fransa, İtalya ve İspanya’da görüldü. Sineklerin taşıdığı parazitler aracılığıyla bulaşan visceral leishmanasas adlı hastalık da ilk kez görülüyor. Son 5 yılda Avrupa’da 150 kişi bu hastalık yüzünden can verdi. Balık göçü başladı - Akdeniz’in sularının ısınmasıyla deniz canlılarının yüzde 20’sini de Kızıldeniz’den göç eden tropik balıkları oluşturuyor. ABD’nin kuzey eyaletlerinde sıcaklık 15 dereceyi aştı.Buzlu sularda geleneksel yüzme yarışmaları düzenleyen Amerikalılar, şimdi kumsalda güneşleniyor. SAYILARLA 200 Karbondioksitin atmosferik ömrü yaklaşık 200 yıldır. Yani 200 yıl önce yayılan karbondioksit gazı hâlâ atmosferde varlığını koruyor. 1824 Sera etkisi ilk kez 1824 yılında Fransız bilimadamı Joseph Fourier tarafından tespit edildi. 150 Munich RE'nin yaptığı araştırmaya göre, küresel ısınmanın yol açtığı doğal felaketler ve sosyokültürel değişimlerin (Örnek, daha az kıyafet talebi, göç vb.) maliyeti yıllık 150 milyar doları buluyor. 1800'lerden beri en sıcak yıllar sırasıyla; 1998, 2002, 2003, 2001, 1997 ve 2006 oldu. 2006 1800'lerden beri en sıcak yıllar sırasıyla; 1998, 2002, 2003, 2001, 1997 ve 2006 oldu. |
Uzaylılar televizyon izler mi? https://www.msxlabs.org/forum/imaj/spacer.gif Diğer gezegenlerde akıllı türlere ait bir yaşam var mı, eğer varsa acaba uzaylılar TV'de ne izliyor? Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi, başka gezegenlerde hayat olup olmadığı araştırmalarına bir yenisinin daha eklenerek, nispeten yakında bulunan yıldızlarda yaşam olduğuna işaret edebilecek televizyon yayını ve benzeri sinyallerin araştırılmasının planlandığını açıkladı. Gelecek yıl başında hayata geçirilmesi planlanan projede, Dünya'dakine benzer radyo sinyalleri aramak üzere yeni bir teleskop kullanılacak. Bununla da Dünya'da radar, televizyon ve FM radyo yayını gibi amaçlar için kullanılan elektromanyetik spektrum araştırılacak. Elektromanyetik spektrum, gamma ve X ışınları gibi yüksek enerji dalgalarından düşük enerjili mikrodalga ve radyo dalgalarına kadar geniş bir radyasyonu kapsıyor. Projeye göre, yaklaşık 1000 yıldızı kapsayacak şekilde 30 ışık yılı uzakta bulunan Dünya'dakine benzer radyo sinyalleri saptanabilecek. Bu projenin, çarşamba günü Seattle'da düzenlenecek olan Amerikan Astronomi Derneği'nin konferansında sunulması bekleniyor. |
Scooby Doo'nun babası öldü http://www.new-dream.de/image/wallpaper/film/scooby-doo/scooby-doo-04.jpg https://www.msxlabs.org/forum/imaj/spacer.gif Çizgi film karakteri köpek Scooby Doo'nun tasarımcısı Iwao Takamoto ABD'de öldü https://www.msxlabs.org/forum/imaj/spacer.gif Warner Bros Animasyonun sözcüsü Gary Miereanu, "Çakmaktaşlar"daki bazı karakterlerin de yaratıcısı olan Takamoto'nun, Los Angeles'da solunum yollarındaki sorun nedeniyle tedavi gördüğü Cedars-Sinai Tıp Merkezinde kalp rahatsızlığı yüzünden 81 yaşında öldüğünü söyledi. Takamoto, 1960'ların sonunda Hanna-Barbera animasyonda çalışırken Scooby-Doo, Velma, Daphne ve Fred karakterlerini tasarlamıştı. Öldüğü sırada Warner Bros Animasyonun başkan yardımcılığı görevinde olan Takamoto ayrıca "Çakmaştaşlar"daki yeşil yaratık Great Gazoo ve "Jetgiller"in köpeği Astro'nun tasarımlarını yapmıştı. |
Chat Kurbanı Kadınlar! İnternetteki arkadaşlık sitelerinde kendilerini "yurtdışında eğitim almış, yakışıklı ve zengin erkekler" olarak tanıtan bazı kişilerin ilgi bekleyen ve arkadaş arayan yüzlerce kadını dolandırdığı ortaya çıktı. Web kamerayla bazı kadınların iç çamaşırlı görüntülerini elde eden "sanal sevgililer"in şantajla para sızdırdıkları da belirlendi. UĞUR Dündar’ın hazırlayıp sunduğu ve CNN Türk’te bu akşam yayınlanacak olan "Arena" programında, inanılmaz dolandırıcılık ve şantaj olayı mağdurların anlatımıyla izleyiciye aktarılacak. FOTOMODEL FOTOĞRAFI 28 yaşındaki T.Y, bir süre önce internetteki bir arkadaşlık sitesinde, yakışıklı ve iyi eğitimli olduğunu söyleyen biriyle tanıştı. Tanıştığı kişiyi "Kendisine ait işyeri olan, gelir düzeyi yüksek ve entellektüel" olarak tanımlayan T.Y, sohbet ettiği erkeğin gerçekte bir fotomodele ait olan tanıtım fotoğrafının da gerçek olduğunu sandı. İSVİÇRE’DE TATİLDEYİM Bir ay boyunca süren sohbetlerin ardından T.Y. web kamerasını açtığında, İsviçre Alpleri’nde karavanı ile tatil yaptığını söyleyen sözde işadamını gördü. Görüntüde gerçekten bir karavan ve spor kıyafetler içinde bir erkek vardı. Ancak karşısındaki kişinin resimdeki yakışıklı erkek olmadığını fark eden Y.T’nin duygusal ilgisi bir anda son buldu. Ancak telefon görüşmeleri sürdü. PARA SIKINTIM VAR Bir gün "sanal arkadaşı Toros Ekşioğlu" T.Y’ye ilginç bir istekle geldi: Bundan sonrasını T.Y. şöyle anlatıyor: "Bir gün beni aradı, ’büyük bir sıkıntım var, sen benim şu an en yakın gördüğüm kişisin. Benim bir yeğen var Antalya’da asker. Çok sıkışmış benden para istedi, ama biliyorsun ben İsviçre’deyim, buradan göndersem en az 3 gün sürer. Senden rica etsem oradan gönderebilir misin; ben de buradan sana banka dekontunu yollarım’ dedi." Başlangıçta bu talebi yadırgayan T.Y. sanal arkadaşını kıramadı ve onun verdiği hesaba bir miktar para yatırdı. Ancak 3 gün sonra ne dekont ne de bir haber gelince dolandırıldığını anladı. BABAM KAZA GEÇİRDİ Özel bir firmada çalışan S.E. ise internet avcılarına 2 bin YTL kaptırmanın yanında, iç çamaşırlı fotoğrafları nedeniyle dolandırıcıların uzun süre şantajına uğradı. Kendini yine "Toros Ekşioğlu" olarak tanıtan kişi, arkadaşlık kurup yazışmaya başladığı S.E’den daha ikinci gün para istedi. S.E, babasının trafik kazası geçirdiğini, sosyal güvencesi olmadığını ve zor durumda olduğunu anlatan dolandırıcının teklifini garipsemesine rağmen, Toros Ekşioğlu’nun verdiği banka hesabına 2 bin YTL yatırdı. Ancak uzun süre parasını alamayınca, web kameralı sohbet sırasında iç çamaşırlı görüntülerinin kaydedildiğini öğrendi. BENİMLE YATACAKSIN Ancak parasını istemeyi sürdürdüğünde, dolandırıcının tacizleri arttı. S.E’nin çok yakın bir arkadaşına bu görüntüleri gönderdi. Bu olayın ardından çok tehlikeli biriyle karşı karşıya olduğunu anladığını söyleyen S.E, "Kişilik haklarıma tecavüz eden bir saldırıydı bu. Kendisinin bir dolandırıcı olduğunu bunu birçok kadına yaptığını ve bu parayı bana asla ödemeyeceğini söylüyordu. Kendisi ile birlikte olursam bu parayı geri ödeyeceğini söyledi. Ben de paradan vazgeçip, tüm bağlantımı kestim" dedi. Dolandırıcıları teşhir ediyorlar İki kadın, Yavuz Koçoğlu’yla tanışıp kendileri gibi birçok mağdurenin bulunduğunu öğrenince Cumhuriyet Savcılığı’na başvurdular. Yavuz Koçoğlu, sitesinde dolandırıcı olduklarını iddia ettiği kişilerin resimlerini yayınlayarak kadınları uyarıyor, kullandıkları yöntemler anlatılarak dikkatli olmaları sağlanıyor. İddiaya göre ABD ve İsviçre’de olduklarını söyleyen bu kişiler aslında Türkiye’de yaşıyorlar. Koçoğlu, bugüne kadar yaklaşık 150 mağdureyle görüştüğünü, ancak Türkiye genelinde çetenin ağına düşen kadın sayısının çok daha fazla olduğunu tahmin ettiğini belirterek, "İç Anadolu’dan bir bayan beni aradı. Bunlara 35-40 bin YTL kredi çekip verdiğini söyledi. Üniversite öğrencileri var, memurlar var, işsiz kadınlar var" dedi. Kemara karşısında soyun 50 bin Euro yatıracağım Arena’ya ihbarda bulunan H.R. adındaki bir başka kadın ise sanal dünyada tanık olduğu bir dolandırıcılık girişimini anlattı. Sabaha karşı uykusu kaçınca okey oynamak için bilgisayar başına geçen H.R. kendisine bir komşusu olarak tanıtan bir kadından bir mesaj geldiğini, mesajda çok zengin bir adamın kendisine 30-40 bin Euro para verdiğini söylediğini, kendisinin de merak ederek adamın adresini aldığını ve konuşmaya başladığını belirterek, şunları anlattı: "Adam hemen konuya girdi. Ben 57 yaşında bir adamım, seks hayatım sıfır. Böyle bir bayanla konuşmak istiyorum, kaç paraya yaparsın? Göğsünü gösterir misin, üstünü çıkarır mısın, şuranı buranı açar mısın. Tamamen sekse yönelik şeyler. 58 bin 700 Euro vereceğini söyledi. ’Ama bunun bir masrafı var’ dedi, sana bir numara vereyim onu ara. Banka bilgilerini alacaksın. ’Sen 540 euro masrafı yatır 58 bin Euro hesabına geçecek’ dedi.. O zaman bu kişinin dolandırıcı olduğunu anladım ve yazışmaya son verdim." |
Fazla internet hasta ediyor https://www.msxlabs.org/forum/imaj/spacer.gif İnternet çılgınlığı, internet kullanıcılarına has rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden oluyor https://www.msxlabs.org/forum/imaj/spacer.gif İngiltere’nin saygın tıp dergisi The New Scientist’in haberine göre, milyonlarca insanı bilgisayar başına bağlayan internet, ego sörfü, blog ifşacılığı, youtube narsizmi ve wikipedializm gibi ilginç hastalıklara davetiye çıkarıyor. İşte The New Scientist’e göre internet kullanıcılarını bekleyen hastalıklar: Ego sörfü: Düzenli aralıklarla internette kendi ismini aratan ve hakkında internette ne gibi bilgilere ulaşıldığını kontrol eden kişilerin yakalandığı rahatsızlık. Enfornografi: Pornografi ve enformasyon sözcüklerinden türetilmiş bu kelime, "bilgi açlığını internette dindirmeye çalışma" olarak tanımlanıyor. Blog ifşacılığı: Bilinmemesi ve yayılmaması herkes açısından faydalı olan bilgileri on-line yayınlama merakı. Youtube-Narsizmi: Kendisini tanıtmak için sürekli kendi videolarını internet sitelerinde yayınlama, yayınlatma. Myspace Taklitçiliği: İnternette başka bir kişiliğe, başka bir role bürünme takıntısı. Google Takibi: Tüm yakınları ya da tanımadıkları kişiler hakkında internet üzerinden bilgi edinmeye çalışmak. Siberhondrik: En ufak bir hastalık belirtisinde, doktora gitmek yerine internetten tedavi yöntemleri arama. Photolurking: İnternette saatlerce başkalarının fotoğraf albümlerine bakma. Wikipedializm: Günün önemli bir kısmını internet anskilopedisi Wikipedia’ya katkıda bulunmak, yazılar yazmak ve metinlerde tashih yapmaya harcamak. Crackberry: Özellikle yöneticilerin yakasına yapışan bu hastalık, adını daha çok kurumsal iletişimde kullanılan, e-mail alıp gönderebilinen, internette sörf yapılabilen ‘avuç içi’ bilgisayar türü Blackberry telefonlarından alıyor. Cheesepodding: Türkçe’de tam karşılığı olmayan bu sözcük ise, zamanının büyük kısmını internetten şarkı indirmekle geçirenler için kullanılıyor. |
"Sonuna kadar bu camiadayız" Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, Antalya'da düzenlenen 44. Yıl Sporun Zirvesi Semineri'nin ''Spor medyasının geleceği'' konulu bölümüne katıldı. Özkök, eskiden büyük gazeteci olmak için siyaset yazmak gerektiğini, ancak günümüzde artık bunun değiştiğini belirterek, ''Zaman içinde hiyerarşi değişmeye başladı. Spor, bundan 10 yıl öncesine oranla hayatımızda daha önemli bir yere sahip. Dünyada futbol rönesansı yaşanıyor. Spor hayatımıza sadece renk katan bir şey değil'' dedi. Seminerde konuşan Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın ise, spor camiasından ölene kadar çekilmeyeceğini söyledi. Canaydın, seminerde bir yazarın, Galatasaray'a ve kendisine yönelik ağır eleştiriler yaptığını ifade ederek, ''Bütün spor camiasında seviliyorum. Ama ciddi bir köşe yazarı devamlı vuruyor. Kendisi de 25 senelik arkadaşım. Ama ne kadar daha dayanabilir başka insanlar. Amatörce bu işi yapan, sporun, ailenin içine giren sizlere en iyi malzeme olan, her zaman yakın olan insanları da kaçırırsak, tribünlerimizin boşaldığı gibi Türk sporunun ve futbolunun iliklerinin de boşalacağı kanaatindeyim. Hiç kimsenin cevap vermesini beklemiyorum. Kendim de cevap vermiyorum. Sabırla bu tip kalemlerin süngülerinin ucunun kırılmasını bekliyorum. Fakat kırılmayabilir. İnat ettikleri müddetce, ben de sizlerle beraber sonuna kadar inat edeceğim. Ben bir çok gazeteyi ziyaret ediyorum. Her türlü, her kulübe mensup muhabirle sohbet ediyorum. Bilmeden yapılan hatalar varsa, gönül almaya çalışıyorum. Önce mesleğiniz, meslek haysiyetiniz diyorum. Herkesin onurla bu savaşı yapmasını, ders verir gibi özür dileyerek anlatmaya çalışıyorum" dedi. Futbolda kritik bir dönem geçirdiklerini vurgulayan Özhan Canaydın, şöyle konuştu: "Önemli günler yaşıyoruz. Kendimi feda ederek büyük çabalar harcıyorum. Bu işte yaranmak çok zor. Ama futbolun kritik bir dönemini geçiriyoruz. Eğer bu kadar senelik tecrübem ve sporculuğum olmasa, inanın kol kola gezen insanlar bulunduğumuz mahallede birbirine yumruk atar hale gelecek. Ben sabırla ağabeylik yapıyorum. Özhan Ağabey tabirini seviyorum. Ağabey olmaya çalışıyorum. Dikkatle takip ediyorum, spor, basında ön plana çıkıyor. Ama gerilemeye başladığını da hissediyorum. Tarafsız insanlar beni gördükleri zaman, "Başkan ne işin var senin bunun içinde?" demeye başladılar ve şimdi korkuyorum. Kendimden değil. Biz seçiliriz; sandalyeler devamlı değil, çeker gideriz. Ama spor camiasının içinden ölene kadar çekilmeyiz." |
Türk işçileri taşıyan uçak Irak'ta düştü... 30 ÖLÜ, 2 YARALI http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Turkiye/2009/ucak_kazasi_5.jpg ANKARA - Adana'dan Irak'a Türk işçileri taşıyan Moldovalı bir şirkete ait kargo uçağı, Bağdat'ta havaalanına inişi sırasında düştü. Dışişleri Bakanlığı, piste 200 metre kala düşen uçakta 30 ölü, 2 yaralı bulunduğunu bildirdi. Dün saat 06.09'da Adana Şakirpaşa Havaalanı'ndan kalkan ve içinde 29'u Türk, 1'i yabancı 30 yolcunun bulunduğu Aeriantur Havayolları'na Antonov 26 tipi kargo uçağı, Türk hava sahasından çıktıktan sonra bir süre bağlantı kesildi. Uçağın iniş sırasında sis nedeniyle ilk denemesini pas geçtiği, ikinci deneme sırasında düştüğü öğrenildi. Bu arada gelişmelerin takip edilmesi amacıyla Adana Valiliği ile havalimanında kriz masası oluşturulduğu bildirildi. |
Acı kırmızı biber kanserli hücreyi öldürüyor ANKARA (A.A) Acı kırmızı biberin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri, özellikle kanser hücrelerini yok eden özelliği, İngiltere'de yapılan bir araştırmayla bir kez daha doğrulandı. Nottingham Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, jalapeno biberinin (acı kırmızı biber) içinde bulunan "kapsaisin" maddesinin, hücrelerin enerji üreten ısı odası mitokondriye saldırarak, kanser hücrelerinin ölümünü tetiklediği belirlendi. Araştırmaya göre, kapsaisindeki molekül ailesi vaniloidler, kanser hücrelerindeki protein gelişimine engel olarak "apostosis"i veya hücre ölümünü tetikliyorlar. Vaniloidler, bunu yaparken, etraftaki sağlıklı hücrelere zarar vermiyorlar. Kapsaisin etken maddesini akciğer ve pankreas kanser hücrelerinde deneyen bilim adamları, bu etken maddenin tümörlü hücrenin tam kalbine saldırdığını belirterek, "Tüm kanserlerin (Aşil topuğunu) keşfettiğimizi düşünüyoruz" diye konuştular. Araştırmaya başkanlık eden Timothy Bates, kanserli hücredeki mitokondrinin biyokimyasal yapısının normal hücrelerdekinden çok farklı olduğunu kaydetti. Bates, bir doz kapsaisinin bir kanser hücresinin apostosise girmesine yol açtığını, ancak normal hücrede bu sonuca yol açmadığını belirterek, "Bu, kanserli hücreleri doğuştan diğerlerinden ayıran ve savunmasız olduğunu gösteren bir durum" dedi. Türkiye'de sıklıkla tüketilen acı kırmızı biberde de yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisinin başta kanser olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu hekimlerce daha önce dile getirilmişti. TÜRKİYE VE ABD'DEKİ ÇALIŞMALAR Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi'nde geçen yıl yapılan bir araştırmada da acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisinin, kanser başta olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu belirlenmişti. Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, çalışmalarının sonuçlarına göre, kırmızı biberin içerisinde bol miktarda bulunan kapsaisin maddesinin insan sağlığı üzerine birçok olumlu etkiye sahip olduğunu belirlediklerini ifade etmiş, "Ağrı kesici ve iltihap çözücü etkisini P- maddesi yok ediyor, kanser önleyici etkisini ise içindeki kırmızı karotenoid maddesi sağlıyor. Ayrıca kırmızı biber kolesterol düşürücü, mide asidini düzenleyici ve mikrop öldürücü etkilere sahip. Sanıldığının aksine kırmızı biber zayıflatıcı etki de gösteriyor” diye konuşmuştu. Yılmaz, bu faydaların sağlıklı kurutulmuş ya da taze yenilen kırmızı biberde görüldüğünü bildirmişti. ABD'nin Los Angeles kentindeki Cedars-Sinai hastanesi Kanser Enstitüsü ve Kaliforniya Üniversitesi'nde yapılan bir başka araştırmada da kırmızı biberin içinde yoğun olarak bulunan ve acılığını veren kapsaisinin, prostat kanseri hücrelerini yok eden etkisi ortaya çıkarılmıştı. Los Angeles'taki Cedars-Sinai Hastanesi Kanser Enstitüsü ve California Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre, acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisin, kanserli prostat hücrelerine enjekte edildiğinde, bunların parçalanarak yok olmalarını sağlıyor. İSOT-CAPSICUM-ANITUM Türkiye'de isot (ısı otu), bilim çevrelerinde ise “capsicum anitum” adıyla bilinen kırmızı acı biber, sevilerek tüketilen ve kültürü yapılan bir bitki. Anavatanının Meksika olduğu sanılan ve Azteklerin yazılı belgelerinde söz ettikleri kırmızı acı biber, Avrupa'ya 15. yüzyılın sonlarında geldi, 16. yüzyılda kıta ülkelerine ve Osmanlı topraklarına yayıldı. Kırmızı biberi en çok tüketen ülkelerden olan Hindistan'a ise bu bitki 17. yüzyılda Portekizliler tarafından ulaştırıldı. Hint ve Meksika mutfağında çok sık kullanılan kırmızı acı biber, Türkiye'de en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yetiştirilmekte ve tüketilmekte. L.T. Tresh adlı bilim adamı, 1846 yılında bibere acılığı veren maddenin kristal yapısında olduğunu tespit ederek, adını “capsaicin-kapsaisin” koymuştu. |
Uçan Kuş'a ihtiyati tedbir koydurdu https://www.msxlabs.org/forum/imaj/spacer.gif Aydın Doğan, Can Tanrıyar ve ekibinin hazırladığı "Uçankuş" sitesi için "ticari itibarını zedelediği" gerekçesiyle ihtiyati tedbir kararı aldırdı https://www.msxlabs.org/forum/imaj/spacer.gif İhtiyati tedbiri Aydın Doğan'ın sahibi olduğu Doğan Yayın Holding A.Ş., Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş., DTV Haber ve Görsel Yayıncılık A.Ş:, Işıl Televizyon Yayıncılık A.Ş., Eko TV Televizyon ve Yayıncılık A.Ş. adına avukat Şehnaz Yüzer talep etti. Başvuruda www.ucankus.com'da yayınlanan "Flaş!...Flaş!...Flaş!... Medya dünyasında 'gizli saklı' bir kıyamet kopuyor. Doğan Grubu'nun Medya Organları Kapış Kapış Satılacak mı? Hangi Kanal, hangi gazete kaç para ediyor? Doğan Grubu, yatırımcıların şimdiden iştahını kabartmış durumda! Doğan Grubu, 'masalarda' adeta paylaşılıyor... gibi ifadelerle davacıların mali durumları hakkında gerçek dışı ve kasıtlı iddialarda bulunulduğu belirtildi. Başvuruda bu yayınların amacının halka açık şirketlerin değerini düşürmek, panik havası yaratarak davacıların kamuoyunda sahip oldukları saygınlığı ve ticari itibarı zedelemek olduğu iddia edildi. Talebi görüşen Şişli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Uçankuş isimli internet sitesinin Aydın Doğan ve davacı şirketleri hakkındaki aleyhte yayınlarının ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına karar verdi. Kararın gerekçesi olarak haklarında yayın yapılan şirketlerden bazılarının İMKB'de işlem gören halka açık şirketler olması ve bunun sonucunda da haksız rekabete neden olunabileceği gösterildi. |
Çalışanlarına masaj bile yapıyor https://www.msxlabs.org/forum/imaj/spacer.gif En iyi arama motoru Google, ABD'de çalışanlarına en çok konfor sağlayan şirket seçildi https://www.msxlabs.org/forum/imaj/spacer.gif Fortune dergisinin yıllık araştırmasına göre internet arama motoru Google, Amerika'da çalışılacak en iyi şirket olarak seçildi. Google, çalışanlarına sunduğu yıkama, kuru temizleme ve otomotiv hizmetleri gibi ek yardımlar ile yüzme havuzu, spa tesisleri, gurme yemekleri, masaj ve ücretsiz doktor hizmetleri ile Amerika'nın en iyi işvereni seçildi. Google, Mesaiye bağlı kalmadan bilgisayar başında saatlerce çalışan yazılım mühendisleri için California'nın Mountain View bölgesindeki Googleplex olarak anılan ofis binasını adeta bir kampüs alanına çevirmiş durumda. Çalışanlar, molalarında rahatlamak için yüzme havuzundan, beyzbol sahasına, bardan kuaför salonuna birçok imkana sahip. Googleplex içinde yer alan 16 kafeden de çalışanlar ücretsiz yiyecek ve içecek temin ediyor. Bu uygulama yüzünden işe yeni başlayanların ortalama 7 kilo aldığı ve bu fazlalıkların "Google 7'lisi" diye anıldığı da belirtiliyor. Geçen yıl 2 milyar dolar kâr eden şirket, gelirini çalışanlarının rahatı için cömertçe harcamaktan kaçınmıyor. Araştırmayı Fortune dergisi için hazırlayan Çalışılacak en iyi İşyeri Enstitüsü adlı kuruluş, 446 farklı şirketten 105 bin çalışana anket uyguladı. Şirketlerin aldığı puanın üçte 2'si yönetim kadrosunun çalışanlara karşı tutumu, iş tatmini ve personelin kendi arasındaki ilişkilerle çalışanlara sunulan imkanların değerlendirilmesinden oluşuyor. Çalışanların memnuniyetini önemli ölçüde etkileyen bir başka etken ise maaşlar. İlk yüze giren şirketlerin ödediği yıllık ortalama maaş 33 bin 559 dolar ile 181 bin 99 dolar arasında değişiyor. İlk yüze giren şirketlerin üçte biri işyerinde kreş hizmeti veriyor. Arnold & Porter gibi bazı firmalar ise işe alınacak eleman tavsiye eden çalışanlarına 15 bin dolar prim ücreti öderken yatırım bankası Goldman Sachs, evli ya da birisiyle birlikte yaşadığını belirten çalışanlarının yıllık iznini bir hafta daha uzatıyor. Houston merkezli inşaat firması David Weekley ise çalışanlarına doğumgünlerinde izin kullandırıyor. Listede Google'dan iyi ikinci şirket ise biyoteknoloji devi Genentech oldu. Üçüncü sırada ise Wegmans Food Markets yer alıyor. |
"Kalsaydım bir kupa daha gelirdi" http://www.aksiyon.com.tr/resim/562/50.jpg Galatasaray'da kalsaydı neler olurdu? Siyaseti düşünüyor mu? İtalya'ya dönecek mi? 2008 yolunda rakiplerin son durumlarından seyircisiz oynananacak son maça, Ligin genel durumundan UEFA Kupası günlerine, Futbolculuk yıllarından Milan ve Fiorentina dönemlerine kadar FourFourTwo sordu, Milli Takımlar Sorumlusu Fatih Terim yanıtladı... İşte Coşkun Çelik'in sorularına Terim'in verdiği cevaplar... “RAKİPLERİ TANIYORUZ” Metin, Tolunay, Ünal ve Müfit hoca rakiplerimizin son maçlarını izlediler. Norveç ve Yunanistan hakkında tüm bilgilere sahibiz. Yani ‘nasıl oynar, kim oynar, kim ne yapar, oyunun her dakikasında nasıldır, şablonu nedir, düşüncesi nedir, maça tesir edecek önemli oyuncuları kimlerdir’ aşağı yukarı tüm bilgilere sahibiz. “FRANKFURT’TAN DAVET VAR” ‘Seyircisiz olduktan sonra ne fark eder’ gibi bir yaklaşımda değiliz. Diğer iki maçımızı Frankfurt’ta oynamıştık. Çok da güzel bir mektup geldi Frankfurt kulübünden. ‘Burası sizin eviniz’ diyorlardı mektupta. Açıkçası tam kararımızı vermedik ama büyük ihtimalle Frankfurt’ya oynayacağız gibi görünüyor. “HERKES KIRMIZI BEYAZ OLMALI” Cezamız bittiğinde maçlarımızı İstanbul’da da İstanbul dışında da oynayabiliriz. Hele içeride oynayacağımız tarih bir gelse... Habire dışarıda oynuyoruz. Benim önceki dönemlerimde A Milli ya da Ümit Milli takımlarla 35 bin, 40 bin kişiye oynadık. Seyircimizin gelmemesi ya da az gelmesi konusunda kafamda herhangi bir soru işareti yok. Yalnız burada olayın milli takım maçında kulüp taraftarlığı bazına dönmemesi lazım. O çok önemli bizim için, o gün herkes milli takımlı, o gün herkes kırmızı-beyaz olmalı. TERİM MODELİ Bana kafamdaki futbol modelinin ne olduğunu UEFA Kupası yolunda sormuşlar, ben de ‘Terim modeli’ demiştim. Şimdi bizim neleri daha iyi yaptığımız, neleri yapamadığımızın karışımından yola çıkarsak zaten ekolü buluruz. Türk futbolcusunun teknik kapasitesi hakikaten yüksek ama bunu oyun tekniği manasında üst seviyeye çekmemiz gerekiyor. Hem atak yapan hem de daha sonra gardını alan bir futbol oynanıyor artık. Türkiye de bunun dışında kalamaz. Bu arada tekniğini de ön plana çıkarmak durumundadır. Çünkü fizik kalitelerinde herhangi bir sorun olacağını pek sanmıyorum. Türkiye bunu mümkün mertebe top bizdeyken herkesin hücum düşündüğü, top rakipteyken herkesin defans düşündüğü dev tek blok halinde oynamalıdır. Defans bloğu, orta saha bloğu, hücum bloğundan ziyade tek blok olarak oynamalıdır. “ARA ÇOK” Çok ağır kış şartları geçiren bir ülke değiliz. Hoş, eğer ağır kış şartlarında çok ara vermezseniz, tolere edecek zamana sahip oluyorsunuz. Böyle olunca da seyirci uzak kalıyor, tekrardan bir yükleme antrenmanları uygulamak zorunda kalınıyor, tekrardan bir sürü hazırlık maçı yapılıyor, kulüpler de hasılat gibi ekonomik girdilerden uzak kalıyor… Onun için benim önerim mümkünse hep en kısa sürede tekrar başlayalım. Bu da 24’ü Christmas’la yılbaşını içine alan, hadi bir hafta daha koyulabilen bir ara olmalı… “İSMİMİZİN OLMASI LAZIM” Turnuvalarda ismimizin olması çok önemli. Kazanmaktan ya da kaybetmekten öte oralarda olmak çok önemli. A Milli Takım için turnuvalarda yer almak, kulüp takımlar için Ocak’tan sonraya birkaç takımla birlikte kalmak... Dünyadaki isminizin yerleşmesi, insanların sizi takip etmesi, güven ve istikrar adına bunun olması lazım. Bakıyoruz, bazı ülkeler hep var. Şampiyon mu oluyorlar? Hayır. Ama hep varlar İsveç, Norveç, İsviçre gibi. PIONTEK ve TERİM Piontek’le bir kaderi paylaştık biz. Yerli olması, yabancı olması pek fazla fark etmiyor, dostuz… Zaman geldi o bize, zaman geldi biz ona göğsümüzü gerdik birbirimize... Ben Arsenal maçı öncesi kendisine, ‘Sepp, kazanacağız. Ben takımıma güveniyorum’ demiştim. Kupayı aldığımızda kendisi kazanmışçasına mutlu oldu. Maç sonrası ‘Devre arasında ben sana dememiş miydim?’ diye sarıldı, ben de ona, ‘Sana daha önce söylememiş miydim?’ dedim. Bozuk Türkçesiyle bana ‘Büyük Adam’ demişti. Orada öyle bir sevinç yumağı oluşturmuştuk. “PAYLAŞMAYI ÖĞRENEBİLMEK” Herkesin UEFA Kupası’nda payı olmuştur. Allah bir tuğla koyandan bile razı olsun. Zaten başarıyı da paylaşmayı öğrenmeliyiz esasında. Herkesi yenerek üst turlara geçiyorsunuz, daha önceden olmamış birşey. Tabii ki gol kurtaranı da var, atanı da var, bu 11’i çıkaranlar da var… Yöneticisi de var, başkanıyla, masörüyle, malzemecisiyle, seyircisiyle hatta basınıyla muhakkak herkesin bu kupada ufak tefek payları vardır. Önemli olan, başarıyı paylaşmayı hazmedebilmek. “10 NUMARADAN 5 NUMARAYA” Ben futbola santrfor olarak daha doğrusu 10 numara gibi başladım. İstanbul’da bir Adana Demirspor-Galatasaray maçında zaruriyetten libero oynadım. Galatasaray’a orta saha oyuncusu olarak gelmiştim. İngiliz Don Howe beni libero oynattı ben de libero olarak futbola devam ettim. Sonra da milli takımda libero oynadım. Ama sonra ben kendi teknik direktörlüğüm hayatımda liberoyu kaldırdım. "SİYASETİ DÜŞÜNMÜYORUM" Şu anda teknik direktörlükten başkanlığa geçiş gibi şeyler düşünmüyorum. Aynı şeyi siyaset için de söyleyenler oldu. Ben ise düşünmediğimi söylüyorum. Ama hayat ne getirir bilinmez. Allah bilir. Allah uzun ömür verirse elimizden gelen hizmeti futbol adına bir yerlerde devam ettireceğiz. Yarın hangi kararı alırım bilmiyorum. “FUTBOLCUMUZ YURTDIŞINA GİTMELİ” Ben yurtdışında ne kadar oyuncumuz olursa o kadar mutlu olurum. Şimdi dışarıda oynamayı kafasına koymuş bir insan, başarısıyla gittiği kulüpten diğerine atlayabilir. Norveç’in, İsveç’in yüzlerce oyuncusu oynuyor İngiltere’de ya da diğer ülkelerde. Kimse de Southampton ya da Lecce’de oynuyor diye bozulmuyor, onlar takım değil mi? 70 milyonluk bir ülkede çok fazla sayıda oyuncunun yurtdışında oynaması lazım. Ülkenizin tanıtımı açısından, ülkenize getirilen döviz açısından, orayla buranın mukayesesini veyahut sentezini iyi yapabilme, ülkeye dönüp daha faydalı olabilme açısından, temsil açısından, her şey açısından bence önemli. Ben olaya bu gözle bakıyorum. “KALSAYDIM BİR KUPA DAHA GELİRDİ” Popescu beni gördüğünde hep ‘Hocam kalsaydın Şampiyonlar Ligi şampiyonu da olurduk’ der. Olabilirdi tabi. Olmayacak bir şey değil ama olmadı. Şimdi dönüp de neden olmadığına dair o konuda hiçbir zaman bir açıklama yapmadım. Ama yavaş yavaş herkes çözüyor zaten. Bir takımda çalışırken bir takımla anlaşmam. İtalya’ya gideceğim de son zamanlarda, sezon bittikten sonraki bölümde belli oldu. Öyle nasipmiş öyle kısmetmiş. Ben istikrar adına hareket eden ve onun başarı getirdiğine inanan bir insanım. Dolayısıyla kalsaydık tabi çok önemli işler olabilirdi. Ben de Popescu’ya katılıyorum. “NUMARALAR BENİ İLGİLENDİRMİYOR” Numaralar beni çok fazla ilgilendirmiyor. Oyun anlayışı ve prensip benim için çok önemli. Oyun içerisinde formatlarımız değişebilir. 4-4-2 çıkarsınız, bir oyuncu hücuma geçtiği zaman al sana 3-5-2. Muhakkak milli takımın oynamak istediği şablonlar var ama bulundukları yerde özgür bırakmayı seven bir hocayım ben. Özgür olmalarını istiyorum. Yetenekleri olduğu için buradalar. O zaman o yetenekleri kullanma serbestliği tanırım ben onlara. Bunun için neye ihtiyaçları var? Güvene. Hele bize bazı maçlarda geldiklerinde sarsılmış güvenlerini hep beraber yaşıyoruz. O güveni biz veririz. Kaybettikleri bana, kazandıkları onlara... O sorumluluğu ben almışımdır hep. O yüzden rahat hareket etmelerini, özgür olmalarını istiyorum. “OYUNCU ÇABUK ADAPTE OLABİLMELİ” Ha bire okuyorum herkesten şimdi. Ah sol tarafta bir Küçük Hakan olsa, ah bir eski Ergün, ah bir Abdullah olsa... Ben Abdullah’ı Beyoğlu Yeniçarşı’dan aldığım zaman tam mânâsıyla sol iç, eski 10 numaraydı. Küçük Hakan’ı aldığım zaman 11 numara, Ergün’ü Kilimli’den aldığım zaman 6 numaraydı. Üçünü de sol bek yaptım. Allah’a şükür iyi ki de yapmışız. 15 sene Türk futbolu tepe tepe bu çocukları kullandı. Aslan gibi de oynadılar. Ümit Davala neydi? Sağ bek koyduk. Milan’a da sağ bek gitti. Ama Ümit santrafor, topuzlu saçlarıyla. Biz bunları sağ bek, sol bek yaptık. Niye olmuyormuş? Neydi amacı? Tekniğiydi belki, süratiydi belki... Mevkilerin ne içerdiği belli. Ne istenildiği belli. ‘Takımımda böyle oynuyorum’, öyle bir şey yok. Oyuncu çok çabuk adapte olandır. Biz o bahaneleri kaldıralı çok uzun yıllar oldu. Artık buralara dönmeyeceğiz. “NON SI SA MAI…” (Kim bilebilir ki!) Rui Costa devamlı arıyor, selam gönderiyor. Nuno Gomez ve Di Livio da öyleler. Biri birini görüyor selam yolluyor. Geçenlerde Gattuso selam yollamış. Son milli maçta Brocchi otobüsün içine kadar geldi, ‘Mister bir telefonunuz yeter’ dedi. Beraber herhangi bir takıma gitmek için. Saha içinde herkes, ‘Merhaba mister’ diyor. Allaha şükür, bir Türk insanın görebileceği sevgi ve saygıyı gören ve yaşayan bir adamım. Maçlarına davet ederler, ağırlarlar. ‘Niye gelmiyorsunuz?’ diye sorarlar. Allah’a şükür ikinci vatanımız gibi . Onlar bize geliyor, biz onlara gidiyoruz. Hep, ‘İtalya’ya ne zaman dönüyorsunuz?’ diyorlar. İtalyanca’da ‘Non si sa mai’ diye bir kelime vardır. Kim nereden bilebilir? ‘No si sa mai’ diyorum ben de!..” |
KENAN DOĞULU'YA EUROVISION'DA GÜÇLÜ RAKİP: MORRISEY İngiliz pop müziğine 80'lerde damgasını vuran Smiths topluluğunun eski solisti Morrisey, İngiltere adına Eurovision şarkı yarışmasına hazırlanıyor. BBC'nin internet sitesinde yer alan habere göre, Morrisey, Eurovision'a yarışmacı olarak katılmayı ciddi şekilde düşünüyor. İngiltere'nin geçen yıl Daz Simpson ve "Teenage Life" şarkısıyla katıldığı yarışmadan ancak 19'unculukla dönmesinin ardından konuşan Morrisey'in, "Dehşete kapıldım ancak İngiltere'nin düşüşünü görünce şoke olmadım. Neden bana sormadılar ki" dediği de öğrenildi.Morrisey, yarışmaya katılmak için görüşmelerini sürdürüyor. Morrisey, geçen yıl İstanbul'da da bir konser vermişti. |
Brezilya You Tube'u tekrar açtı https://www.msxlabs.org/forum/imaj/spacer.gif Daniela Cicarelli'nin YouTube'daki sevişme görüntülerine koydurduğu yasak kalktı https://www.msxlabs.org/forum/imaj/spacer.gif http://msn.foxsports.com/id/3215944_7_2.jpg Brezilya Yüksek Mahkemesi, Real Madrid'li yıldız futbolcu Ronaldo'nun eski eşi topmodel Daniela Cicarelli'nin(27), sevgilisiyle birlikte çekilen sevişme görüntülerinin internet sitesinde yayınlanmasının yasalara aykırı olmadığına karar verdi. Geçen hafta topmodel Cicarelli'nin başvurusu üzerine yerel mahkeme, YouTube'daki görüntüleri yasaklamıştı. Yüksek Mahkeme'nin bu kararıyla görüntüler üzerindeki yasak kalkmış oldu. Brezilyalı ünlü model Daniela Cicarelli, erkek arkadaşı Brezilyalı Renato Malzoni ile İspanya'daki bir kumsalda çekilen sevişme görüntülerinin internette yayınlanmasının ardından ülkesi Brezilya'da YouTube aleyhine dava açmış ve görüntülerin yayından kaldırılmasını ve yayınlandığı her gün için de 119 bin dolar istemişti. Yerel mahkeme de görüntüler yayından kaldırılıncaya kadar portalın kapatılmasına karar vermişti. |
Kutuptan dev buzul kütlesi koptu Kuzey Kutbu’nda Kanada’ya ait bir adadan, 11.000 futbol sahası büyüklüğünde bir buzul kütlesinin koptuğu tespit edildi. http://www.ntvmsnbc.com/i/blank.gif http://www.ntvmsnbc.com/news/256899.jpg İSTANBUL - ABD’li ve Kanadalı bilim insanları Kuzey Kutbu’nun 800 km güneyinden yaklaşık 16 ay önce koptuğu tespit edilen dev buzulun ardında parçacıklar bırakarak yaklaşık 50 km batıya doğru gittikten sonra önceki kışın başında buz denizinin içinde donduğunu belirlediler. Bunun küresel iklim değişikliğine bağlı bir durum olduğunu tahmin eden bilim insanları, dev buzulun kopması sonucu Kanada coğrafyasının bir bölümünün değiştiğini, kopma sırasında meydana gelen sarsıntının 250 km öteden tespit edildiğini ortaya çıkardılar. BUZUL KÜTLESİNDE AZALMA Kuzey Kutbu’ndaki koşulları inceleyen Laval Üniversitesi’nden Warwick Vincent, yeni oluşan buzul adasına gittiğinde gözlerine inanamadığını belirterek, şimdiye dek buz denizinde böyle bir kayıp görmediğini söyledi. Vincent, kopmanın ardından bölgede kalan buzul miktarının 1906’da keşfedilenden yüzde 90 oranında azaldığını vurgulayarak, durumun önemine işaret etti. Uydu görüntüleri ve sismik kayıtları inceleyerek dev buzul kütlesinin 13 Ağustos 2005’te koptuğunu belirleyen bilim insanları, bunun bölgede 30 yıldır bu türde görülen en büyük değişiklik olduğunu belirttiler ve buna en büyük neden olarak iklim değişikliğini gösterdiler. |
Hepimizin hatırlayacağı gibi yılın en iyi toplama albümü olan "Kafile" albümünün hit parçası olan "Baytar"ın allbüm çıkmadan internette yayınlanması olay olmuştu ve nihayet adalet yerini buldu.Uzun süren uğraşlar sonucunda bu şahıs hakkında hem ağır hapis hemde yüklü tazminat istemiyle dava açıldı ve tutuklama kararı çıkartıldı...Yakın zamanda Sagopa Kajmer olayla ilgili detayları bizzat duyuracak.. |
Avrupa Yakası derbiyi solladı Beşiktaş ile G.Saray arasında önceki akşam Antalya’da yapılan Efes Pilsen Cup 6’nın üçüncülük maçı tv’de ’tavan’ yaptı. Yılın ilk derbisi, yurt dışında da büyük ilgi gördü. Eurosport ve El Cezire televizyonlarının da karşılaşmanın canlı yayınını tam 100 ülkeye birden ulaştırdı AVRUPA YAKASI ZİRVEDE Türkiye’de Kanal D’nin yayınladığı ve kıran kırana mücadelesi ile resmi maçları aratmayan Efes Pilsen Cup mücadelesi, yine de haftalardır ratinglerin zirvesinden inmeyen Avrupa Yakası dizisinin büyüsünü bozamadı. Avrupa Yakası, totalde ve AB Grubu’nda ilk sırayı alırken, Beşiktaş-G.Saray derbisi totalde, 10.00 rating ve 23.60 izlenme oranı, AB Grubu’nda ise 9.90 rating ve 23.40 izlenme oranı ile 2. sırayı aldı |
Misafirlerim dehşete düşüyorlar https://www.msxlabs.org/forum/imaj/spacer.gif Zülfü Livaneli misafirlerinin Türk TV'lerini izleyince dehşete düştüğünü söyledi İstanbul bağımsız milletvekili ünlü sanatçı Zülfü Livaneli de 'şiddet' görüntülerine isyan eden isimlerden. Yurtdışından gelen misafirlerinin Türkiye'deki TV yayınlarından dehşete kapıldıklarını söyleyen Livaneli, Meclis'in 'okullardaki şiddeti araştırma' komisyonunda, görüşlerini "Bizim yabancı arkadaşlar, yazar, çizer, dünyayı bilen arkadaşlar televizyona baktıkları zaman hayret içinde kalıyorlar, dehşete düşüyorlar. Otelde açıyorlar kanalları, 'Bu nasıl bir yayın?' diyorlar. Yani inanılmaz bir durum var ortada..." şeklinde dile getirdi. Bu konuda Avrupa'daki kanunlardan yararlanılmasını teklif eden Livaneli, Batı'da televizyon yayınlarında aşırı efektlerin bile yasak olduğunu söyledi. |
İKİNCİ ÇUVAL VAKASI 5 İranlıyı gözaltına alan Amerikalılar, bilgisayarlara ve belgelere de el koydu. ABD, İran’ı şiddetin körüklenmesine yardımcı olmakla suçluyor. http://img400.imageshack.us/img400/9903/48121va6.jpg Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçiren ABD, bu kez Erbil’de İran hükümet temsilciliği bürosunu bastı. ABD’den ikinci çuval operasyonu Bush’un, yeni Irak planında İran ve Suriye’ye karşı askeri tedbirler alınacağını açıkladığı sırada, Erbil’deki İran temsilciliğine baskın düzenlendi. 5 İranlı gözaltına alındı ve bilgisayarlara el konuldu. Baskınla ilgili henüz ABD bir açıklama yapmadı. Ancak ABD Başkanı George W. Bush’un yeni Irak planını açıkladığı sırada baskının gerçekleştirilmesi dikkati çekti. Yeni planda “İran ve Suriye’nin Irak’ta koalisyon güçlerine karşı ‘düşmanca’ eylemlerine karşı askeri önlemler alınacak” ifadesini kullanan Bush’un konuşmasına başladığı sırada baskın gerçekleşti. Bu gelişme Bush’un açıkladığı sırada planın uygulanmaya başladığı yorumlarına neden oldu. Baskınla ilgili ilk haberi Irak devlet televizyonu ve Kürt televizyonları verdi. ABD askerleri Aralık 2006’nın son haftasında Talabani’nin davetlisi olarak Irak’ta bulunan ikisi askeri yetkili, ikisi diplomat 4 İranlıyı gözaltına almıştı. İran ve Talabani’nin tepkileri sonrası gözaltındakiler serbest bırakılmıştı. KIRKBİN YENİ ÖĞRETMEN ATANACAK http://img400.imageshack.us/img400/4807/47941lx7.jpg Hüseyin Çelik,bu yıl atama yapacakları öğretmen kadrosunun 40 bine ulaşacağını açıkladı.2006’da emekli olan öğretmen sayısının yüzde 50’sinin de atama yapma şansına sahip olduklarını söyledi. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, bu yıl atama yapacakları öğretmen kadrosunun 40 bine ulaşacağını ve Şubat ayında 10 bin kadrolu öğretmen ataması yapacaklarını söyledi. Bakan Çelik, bu yıl, tüm kamuda, bu yıl kullanımı serbest bırakılan kadro sayısının 23 bin olduğunu ve bu 23 bin kadronun aslan payının kendilerine verilmesini ümit ettiklerini belirtti. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’den 15 bin kadro talep ettiklerini ifade eden Çelik, emeklilerden boşalan kadro ile ilgili yanlış yorumlar yapıldığını, 2006’da emekli olan öğretmen sayısının yüzde 50’sini herhangi bir yerden izin almadan doğrudan atama yapma şansına sahip olduklarını söyledi. Atanacak öğretmenlerin branşlara göre dağılımının henüz netleşmediğini belirten Çelik, şunları söyledi: Şubat’ta 10 bin “Diyelim ki 2006’da 20 bin öğretmen emekli olduysa, 10 bin kişi doğrudan atayabiliriz. Bir de bu yıl yine 17 bin belki 20 bin sözleşmeli öğretmen talep edeceğiz. Ayrıca, 23 bin kadrodan payımıza düşeni kullanacağız. Bunların hapsini topladığınız zaman 40 bin rakamına ulaşacağız. Genelde atamaların yarısını Şubat’ta yarısını, Ağustos’ta yapıyoruz. Ama bu Şubat ayında kadrolu 10 bin öğretmen ataması yapacağız. Eş zamanlı olarak veya ardından bir miktar sözleşmeli öğretmen ataması yapacağız.” Avcı: Sayı yetersiz, dersler boş geçiyor Bağımsız Eğitimciler Sendikası (BES) Genel Başkanı Gürkan Avcı, Şubat ayı içerisinde 10 bin kadrolu öğretmen atamasının yetersiz olduğunu söyledi. Avcı yaptığı yazılı açıklamada, öğretmenlik programlarını tamamlayan on binlerce öğretmen adayının asgari ücretle çalıştığına işaret ederek, 10 bin öğretmen atamasının öğretmenlerin hayallerini yıktığını belirtti. Türkiye’de öğretmen açığının 175 bin olduğunu belirten Avcı, “Bu yüzden bir çok okul öğretmensizlikten dolayı kapanmış ve yine birçok okulda da dersler öğretmen yokluğundan dolayı boş geçmektedir” dedi. Puanı yeten sözleşmeli kadroya alınacak Sözleşmeli öğretmenler ile ilgili çeşitli spekülasyonlar yapıldığına dikkati çeken Çelik, sözleşmelilik gibi bir statü tahsis etmemiş olsalardı, 20 bin gencin boşta kalacağını ifade etti. Sözleşmeli statüsündeki öğretmenlerin KPSS’ye girmiş ve belli puanlar almış insanlar olduğuna işaret eden Çelik, şu andaki sözleşmeli öğretmenlerin, puanları yettiği takdirde Şubat’taki atamalarda kadroya geçebileceklerini kaydetti. Çelik, şöyle devam etti: “Sözleşmeli öğretmenlerler SSK’lıdır, kadrolu öğretmenler Emekli Sandığına tabidir. Aradaki fark budur. Aldıkları ders ücreti ve maaş tamamen aynıdır” dedi. Öğrencilerle yemek yedi Milli Eğitim Bakanı Çelik, önceki gün Kırşehir’in Kaman ilçesinde yaptırılan Anadolu öğretmen lisesinin açılış törenine katıldı. Okulu gezerek yetkililerden bilgi alan Çelik, Kırşehir’e 24 derslikli lise yaptıracak işadamı Bülent Sungur ile protokol imzaladı. Çelik, okul yemekhanesinde öğrencilerle yemek yedi. Kırıkkale’de tayin şoku Kırıkkale’nin Karakeçili İlçesi Çok Proğramlı Lisesi öğretmenlerinden Hamdi Salar’ın IP bilgileri girilerek Milli Eğitim Bakanlığı’ndan tayini istendi. Öğretmen Salar, geçtiğimiz sabah okula gitmek üzere hazırlanırken, postacının getirdiği tebligatla neye uğradığını şaşırdı. Şırnak’ın Cizre İlçesi’ne tayin edildiğini gören Salar, soluğu savcılıkta aldı. 35 yaşındaki Salar, savcılıkta bilgisi dışında bilgisayara girilerek IP numarası ile kişisel bilgilerinin kullanıldığını, adına tayin istendiğini öğrendi. Tayinin iptali için mahkemeye başvuran Salar, mağdur olduğunu belirtti ve bunu yapanların tespit edilip cezalandırılmalarını istedi. Yapılan araştırmada Öğretmenin tayin isteğinin Kırıkkale Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden yapıldığı belirlendi. Savcılık, Rektörlük’ten olay gününe ait bilgisayar kullanıcısının tespitini isterken, üniversite yetkilileri ise bilgisayar kullanıcıları ile ilgili bir kayıt tutulmadığını belirttiler. Mağdur edildim 35 yaşındaki Hamdi Salar, IP bilgilerinin kendisinden habersiz olarak kullanıldığını söyledi. Salar, olayın bir sahtecilik olduğunu kaydederek “Mağdurum” dedi.. |
Kalbi dışarıda doğan bebek şaşırttı ERZİNCAN'da 1.5 yıllık evli 20 yaşındaki Ayşe Tozlu, Devlet Hastanesi, Kadın Doğum Servisinde kalbi dışarda bir bebek dünyaya getirdi. Ameliyatla alınan kız bebek, önce Erzurum’a oradan Ankara’ya nakledildi. Bebeğin Başkent Üniversitesi’nde bugün ameliyat edilmesi bekleniyor. Ameliyatla dünyaya gelen 3 kilo 360 gram ağırlığında kız bebeğin kalbinin dışarıda olması doktorları şaşırttı. Göğüs kafesi dışarda, kalbi ince bir zarla örtülü bebek ile annesi, hiç vakit kaybetmeden ambulansla Erzurum’a gönderildi. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aziziye Araştırma Hastanesi yenidoğan Ünitesine sevkedilen kalbi dışardaki bebek, Erzurum’dan daha iyi olanaklara sahip olduğu gerekçesiyle Ankara’ya gönderildi. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi’ne nakledilen bebeğin, bugün yapılacak ameliyatla dışarda olan kalbinin, yerine yerleştirileceği bildirildi. Bebeğin doğumunu gerçekleştiren Kadın Doğum Uzmanı Opr. Dr. Ali Kemal İlhan, Ayşe Tozlu’nun doğum vaktinin geçtiği için kendilerine başvurduğunu söyledi. Opr. Dr. İlhan, “Bebeğin kalp atımlarını incelediğimizde sıkıntı olabileceğini düşündük ve derhal ameliyata aldık. Ameliyatta kalbinin dışarda olduğunu gördük ve bebeği Erzurum'a sevk ettik. Her 100 doğumda 2-3 çocuk özürlü doğuyor. Ultrasonografi ile tanısının en zor olduğu anormallik kalpte görülür. Ektropya Kordis adı verilen kalbi dışarıda olma anormalliği, 100 binde birdir” dedi. http://img329.imageshack.us/img329/4531/klapyz3.jpg |
Irak'lı direnişçilere ''Google'' hizmeti... Basra ve çevresinde çeşitli ev ve işyerlerine yapılan baskınlarda, Google Earth’den indirilip basılmış bu tür belgelere rastlandığını öne süren The Daily Telegraph gazetesi, İngiliz askeri üsleri ve benzeri hassas bölgelerin yer aldığı noktaların işaretlendiğini de iddia etti. Yaklaşık 1000 İngiliz askerinin kullandığı Şattül Arab otelinin Google Earth’den indirilen uydu fotoğraflarının bulunduğunu bildiren gazetenin haberinde, Irak’ta görev yapan bir askeri istihbarat görevlisinin bu belgelerin teröristlerin Irak’taki İngiliz hedeflerine yönelik saldırılar planlamakta olduklarını gösterdiğini söylediği kaydedildi. Google şirketi sözcüsüyse verdikleri hizmetin kötü ya da iyi niyetle kullanılabileceğini belirterek, "ancak tabii ki her zaman için hükümetten gelen ricalara açığız" dedi. Sözcü, Irak’taki askeri komuta kademesiyle görüşmeler yaptıklarını da doğrularken, "ancak bu görüşmelerin detaylarını açıklayamayız, tek söyleyeceğimiz ordu ve hükümetten gelen ricalar karşısında çok hassas olduğumuzdur" diye konuştu. Google’un bir yan hizmeti olan Google Earth, dünyadaki hemen hemen bütün büyük şehirlerin uydudan çekilmiş fotoğraflarından oluşan bir arama motoru. Arama motorunda yer alan Basra fotoğraflarının, son iki yılda çekilmiş olduğu belirtiliyor. AA |
Erkek olduğuna yönelik iddialara cevap olarak bir video daha çekeceğini açıklayan 'Maskeli Aylin'in internet sitesindeki açıklama şöyle; REKLAMIN İYİSİ KÖTÜSÜ OLMAZ "Maskeli Aylin yani ben Erkek Çıkmışım. Nasıl anlamışlar helal olsun Hürriyete. Demek ki orada bir transseksüel uzmanı var ki haberin açıklaması niteliğindeki fotoğrafa bakarak böyle bir sonuç çıkarmış ve başka bir uzman da yayınlanmasını onaylamış. Öncelikle bu haber için Hürriyet’e teşekkür ediyorum. Reklamın iyisi kötüsü yoktur. Sansasyon haberciliği işte budur." YENİ VİDEO ÇEKECEK "Fotoğraf albümündeki resimlerimi dikkatli inceleyenler bu iddaanın ne kadar ASILSIZ olduğunu kolaylıkla farkedebilirler. Belki de beni tahrik edip “eteğin altını böylece daha yakından görürüz” diye düşünenler olmuştur. Buna eteksiz bir cevap videosu çekmeyi planlıyorum. Pek yakında… ;) NOT: MERAK EDİP GAZETEYİ SATIN ALMAYIN BOŞUNA. BU İDDAA İLE İLGİLİ HİÇBİR YAZI YOK. Sadece internet sitelerinin ana sayfasında haber değeri olmayan bir SAV şeklinde ortaya konulmuş. " |
Oğluma yazdığım şarkıyı TRT müstehcen buldu Güneri Cıvaoğlu bugün Kanal D'deki "Şeffaf Oda" adlı programda Sezen Aksu'yu konuk ediyor Sezen Aksu minik bir kuş kadar sevimli ama kişiliği ve sanatıyla sıradağlar kadar yüce. Tüm şarkılarıyla bizden biri ama hiçbirimiz gibi değil. Sanki bir gezegen. Onun etrafında biz milyonlar dönüp duruyoruz yıllardır. O da notalarının olağanüstü çekim gücüyle bizi sımsıkı tutuyor, uzayın yalnızlığına bırakmıyor. 400 şarkı, yılın kadın sanatçısı ödülü, 20 milyon satan albümleri, 100'ü aşkın farklı yorumcu tarafından seslendirilen yapıtları, müziğe kazandırdığı yetenekler, 20'den fazla ülkede 1500'ün üzerinde konser, şiir kitabı, edebiyat, resim, tiyatro, sosyal sorumluluk projeleri... Bu kadar büyük bir yelpazeyi şu kısacık ömre nasıl açabildi, nasıl sığdırabildi? "Abartıyorsun Güneri" diyecek ama o gerçekten bir mucize. Tanrı bazı seçilmiş kullarını yeryüzüne öperek gönderirmiş. Örneğin futbolcuların ayaklarını, virtüözlerin, ressamların ellerini, atletlerin bacaklarını... Sezen'in de herhalde bu güzel sesi için boğazını, insanlığı için kalbini, bu müthiş kişiliğin cesaretin, üretkenliğin oluşması için de başını öpmüş. Sezen önce Tanrı'nın öpücüğüyle başlayalım. Hissediyor musun onu? Her kulu hissediyordur. Yani kendim için ayrıcalıklı bir öpücük olup olmadığını hakikaten kestiremiyorum. Çünkü herkes doğduğu andan itibaren kendiyle beraber ve kendine alışıyor. Ama çok özel bir yaşamım olduğunu ve çok fazla ödül olduğunun farkındayım tabii. Ama bir kanal var diyorsun. Yazarken, söz yazarken, müzik yazarken... Evet. Benim işimi yapan insanların ya da yakınında dolaşan insanların, yani yazı, müzik, söz üreten insanların çoğunda böyle bir durum tespitine rastladım. Bazı anlar var, gerçekten öyle. İnsan kendinin seyircisi oluyor yaptığı şeyin. Hatta şöyle hissederim ben, genellikle o anlar çok ilginçtir. Gerçekten gizli bir ortak bilgiyi hatırlamak gibi aslında. Bazıları kaleme dökebilir, bazıları şarkıya... Yani biraz katip görevi yapar gibi hissediyorum kendimi. Geliyor diyorsun yani? Evet yani. Nereni öptü? Gırtlağını mı öptü en çok? Vallahi bilmiyorum ki. Bir de olanca güzelliğinle buradasın. Sen gittikçe daha güzel oluyorsun. Vallahi her kadın bunun için emek sarf ediyor. Çünkü biliyorsun, beden ruha ihanet ediyor zaman geçtikçe. O yüzden eskiden, özellikle gençlik yıllarımda dalga geçtiğim şeylere şimdi ben de önem veriyorum. Mümkün olduğu kadar gözü, gönlü, kalbi okşamaya gayret ediyorum. Kendime bakıyorum, dikkat ediyorum. Spor yapıyorum. Sağlıklı besleniyorum ama neticede tabii ki doğanın dengesine de çok fazla karşı durulmaz. Ama efendilik sınırları içinde bu süreci yaşamayı hayal ediyorum tabii ki. "Çok erken konuşmuşum" Bu sanat aşkının, müzik aşkının ilk ne zaman farkına vardın? Aslında farkına varmak gibi değildi, yani kendiliğinden oraya doğru akıyordum. 8 yaşında çıkarmışsın masaya, oynarmışsın, şarkı söylermişsin... Dokuz aylıkken. Nasıl oluyor dokuz aylıkken? Çok erken konuşmuşum ve yürümüşüm ben. Hatta senelerce bunu bir ayrıcalık, bir zeka göstergesi, bir farklılık gibi algıladım. Sonra kardeşim dört yaşında konuştu ama IQ'su bana basınca ben anladım ki bu çok özel bir durum değil. Ama sekiz aylıkken çok özel bir anım var. Sarayköy'de oturuyoruz. O zaman babam ortaokulda müdür. Annem de öğretmen. Annemin yün yumaklarından göğüs yapmışım kendime ve bir yaşıma kadar benim saçlarım yok. Sekiz aylıkken yapmışsın bunu. Zannediyorum mal müdürü o an evde olan kişi. Yanlış söylüyor olabilirim. Ama altı bağlı bir bebek düşün, kafası da kel, yamyam gibi, bir dudağı yerde bir dudağı gökte bir bebek... Annemin yün yumaklarıyla gelmişim, fenalık geçirmiş adam. Dokuz aylıktan itibaren de "Tini Mini Hanım"ı, ilk şarkımı söylemeye başlamışım. Masanın üstüne çıkıp oynadığım... Annem şöyle anlatıyor: "Ben hep baskı altındaydım ve kontrollü olmak zorundaydım, o yüzden seni özgür bırakmak istedim ama ipin ucunu kaçırmışım." Sekiz-dokuz yaşında da masaların üzerinde oynamaya başlamışsın. Neydi o zaman, "Azize" miydi? Sekiz-dokuz yaş değil, o biraz daha sonra. O zaman çok meraklıyım dans etmeye, şarkı söylemeye. Bu aslında enerjisini akıtacak doğru kanal bulana kadar herkesin yaşadığı taşkınlık dönemi. Benim 18 yaşına kadar sürdü. Bir tane naylon torbam vardı. İçinde dansöz elbiseleri... O zaman plaklar var, "Azize" 45'liği var. Mahallede gün filan olduğu zaman hemen haber veriyorlar. "Sezen koş" diye... Özellikle Pakize Suda "Çabuk koş, evde misafirler var" diyor. Ben hemen kendimi toparlayıp torbamı aldığım ve elbiselerimi giydiğim gibi "Azize"yle... "Troleybüste şarkı söyledik, biletçi ceza aldı" Bir de galiba bir troleybüs meselen var. Troleybüse binip İzmir'de bir uçtan bir uca şarkı söylermişsin. İzmir'de, o zamanlar bizim oturduğumuz yerle Konak arasında da bir troleybüs vardı. Kız lisesinin önünde iniyorduk biz. Çocukluk ve taşkınlık çağları. Troleybüste şarkılar söylüyoruz, türküler söylüyoruz. Arkadaşlarım ve ben öyle bir noktaya geldik ki bir süre sonra troleybüsü kullanan sürücü ve biletçi duraklardan kimseyi almamaya başladı. Şenlik yapıyorsunuz. Çakkıdı çakkıdı oynuyoruz. Bu çakkıdı belki de oralardan geliyor. İnsanlar bekliyor, o troleybüs direkt okulun önüne gidiyor, okulun önünden geri dönüyor. Boş gidiyor, boş geliyor. Sen oynuyorsun. Biletçi var, arkadaşların var. Bir de şoför... Tabii tabii ve ne yaptığımızın da farkında değiliz. İşte çocuk aklı, sonra onlar ceza aldılar. Yok canım. Benim yüzümden. Ben çok üzüldüm. Primlerinden kesildi, maaşlarından kesildi. Bir süre görevlerinden uzaklaştırıldılar. Seneler sonra İzmir Fuarı'nda program yapıyoruz. Meral Okay geldi içeriye, "Ya Sezen" dedi, "dışarıda yaşlı bir amca var. Ben Sezen Aksu'nun biletçi amcasıyım" dedi. Adını hâlâ bilmiyorum, biletçi amca olarak kaldı o. "Çabuk çağır içeriye" dedim. Biletçi amca bütün çoluğu çocuğu almış gelmiş. Biz birbirimize sarıldık filan. Ben dedim ki "O kadar üzüldüm ki size, ceza aldınız, primlerinizden kesildi diye". "Boş ver hiç kimse bizim kadar eğlenmemiştir" dedi. "Türkiye'deki bütün üniversiteleri kazandım" Sonra biraz daha büyüyorsun. Ziraat fakültesine giriş var. O nereden çıktı? Yani sen bu kadar müziğin içindesin. Resim yapıyorsun... İşte böyle taşkın duyguları olan genç biri enerjisini boşaltacağı asıl alanı bulana kadar oradan oraya savruluyor. Çok savrulan bir çocuktum. Tiyatro kurslarına gidiyordum. Haluk Bilginer arkadaşımdı. Resim kurslarına gidiyordum. Türk müziği kurslarına gidiyordum. Folklor derslerine gidiyordum... Hep sanat boyutu, sonra birdenbire ziraat... Tabii bununla ilgileniyordum. Babam olağanüstü bir insandır gerçekten. Ama o da kendi değerleri doğrultusunda... Onun ölçülerine göre şarkı söylemek, sahneye çıkmak filan mümkün değil yani. Ben yine de debeleniyorum. Siyasal bilgiler, basın yayın istiyordum. Türkiye'deki neredeyse bütün üniversiteleri kazandım. Şöyle kazandım; önüme bir tane gözlüklü düştü imtihanda. Ben normal okulda, ortaokulda, lisede hiç kopya çekmedim. Üniversite imtihanında ondan baktım. Tabii çok savrulan bir çocuk olduğum için babam bana çok güvenmiyordu. Bir hafta filan gözlerini tavana dikip yattı. Öğrenci olaylarına karışırım diye düşünüyor. Ankara'ya gideceğim çünkü. Onun üzüntüsü de beni çok etkiledi. Üst katta Sema diye arkadaşım var. Baktı ki babam çok ziyan etti kendini, "Ziraat fakültesine gireriz, beraber gider geliriz" dedi. Ben mecburen razı oldum ziraat fakültesine. Zaten daha çok şarkı söylemek için, bir de evlenmek için kullandım okulu. Orada bir de evlendin değil mi? Evet, evlendim, zooloji asistanıyla. Soyadını taşıdığım Ali Engin Aksu ile. "Hepimiz çok temizdik" Orada da senin bir devrimcilik dönemin var, bol bol okuyorsun. Ya herkes devrimci de ben biraz tuhaf bir şeydim. Yani görüntünle pek fazla uyuşmayan bir entelektüel. Evet ve çok da eleştiren bir genciz. Biz Engin'le evlendiğimiz zaman kayınpederim rahmetli Yavuz Aksu bunu çok istemedi. İkimiz de çok küçüğüz. Böyle bir evliliğe rıza göstermek istemediler. Birlikte çıkıyoruz her gün evden. Görümcelerim Feride, Cemile, Engin, kayınpederim, ben hep birlikte asansöre biniyoruz. Yavuz Aksu başka taraflara bakıyor. Çünkü sabah 7.30'da takma kirpiklerimi takmışım. Buradan buraya kadar kafamda şapkalar... Yani bir şekilde dikkat çekmeye çalışıyorum. Ben kendime o sıralar normal geliyorum. Bir yandan da okuyorum. "Kapital"i filan okuyorsun... Evet, o zaman herkes ne yapıyorsa ben de onları yapıyorum. Fakat bir yandan da makyajımdan, süsümden püsümden fedakarlık edemiyorum. Ama eylemlere girmedin pek. 12 Mart sonrasıydı. Zaten Türkiye'nin depolitize olduğu bir dönemdi. Yeniden öğrenci hareketlerinin yavaş yavaş başladığı bir süreçti. Kantinlerde konuşuyorduk ama çok temizdik. Hepimiz çok temizdik. Çok inanıyorduk. Ben de herhalde onların arasında tek makyajlı, takma kirpikli, şapkalı kızdım. Çok tuhaf bir kız gibi görünüyordum. Hatice diye çok sevgili bir arkadaşım vardı. Yıllar sonra bir mektup yazdı ve beni çok etkiledi o mektup. "O zamanlar anlayamıyorduk. Çok fazla kaçıyordu yaptığın her şey, hatta bizi mahcup ediyordu senin ölçüsüzlüğün ama biz seni şimdi anlamaya başladık" diye yazmıştı, benim de içimi rahat ettirmişti o mektup. "Bütün şarkılar hayattan çıkıyor" Zaten gençliğin o yılları için yazdığın, artık simge haline gelen bir şarkı var: "Kaybolan Yıllar". Pek çok kişi için yazıldı o. Evet, yani günlük hayatın, okulun, özel hayatımda çok erken karşılaştığım hüzünlerin bir toplamıdır. Hep merak ederler 19 yaşında, 18 yaşında böyle bir şarkı niye yazılmıştır diye ama hayattan çıkıyor bütün şarkılar. 30 yıl bütün nesillerin en sevdiği şarkılardan biridir o. Hepimiz bunu zaman zaman böyle içimizde hissetmişizdir. Çok seviniyorum bunları duyunca. İçimiz sızlamıştır. Şimdi kaybolmayan yılları yazacağım inşallah. Bu arada İstanbul'a geliyorsun ve ilk plağını çıkarıyorsun galiba. 45'lik değil mi? Tabii İstanbul'da bir şoför hikayem var. Biletçi amca gibi. Anlatayım mı? Anlat. Aç kaldık Nilgün'le ikimiz. Adam bizi evine götürdü. Sabahattin amca. Sokaklarda süründük, o da bizi eve götürdü. Bunu "Aynalar"da anlatmıştım. Seneler sonra buldum onu. Yani sen geldin, paranız mı yok? Ne oldu? İzmir'de Melodi Plak'ın şubesi vardı. Şubesi mi denir artık neyse. Orada benim de Tunç Yener ve Ahmet Şenyüz diye iki arkadaşım vardı. "Biz kayıt yapalım ve gönderelim" dedik. Melodi Plak ilgilendi. Yeşil Giresunlu ilk prodüktörüm benim. Doruk Onatkut da ilk düzenlemelerimi yaptı. Bizi çağırdılar. İşte beğenmişler filan. Bir de 45'lik yaptık. O 45'likte hiçbir şey olmadı. Ben de böyle çok fazla şey olacak diye hayal ediyordum. Ama hayal kırıklığı çok iyi oluyor insan için. Yani bir şekilde büyütüyor insanı. Bir sürü şeyi fark etmesine neden oluyor. Bir sene filan okula devam ettim İzmir'de. Sonra telefon açtım. Atilla Özdemiroğlu ile Şanar Yurdatapan'ın telefonunu buldum. O ilk hayal kırıklığından sonra şartları zorlamaya başladım. İstanbul'la ilişkiler kurdum. İşte çocukluk arkadaşım Nilgün burada biomedikal tıp mühendisi oldu, ben şarkıcı oldum. İstanbul'da Unkapanı'ndaki plakçıları dolaştık. Bütün plakçılara girip şarkılarımı söylüyordum. Sözlerimi söylüyordum. Hatta çok şeker bir anım var. Kuzenim Firuzan İstanbul'da onu evde bulamadık. Yol iz bilmiyoruz. Dolaşıyoruz. 75 lira da paramız var. Sezen Seley hikayesi O ilk 45'liğine günün modasına uygun olarak senin Aksu soyadın yerine Seley diye bir soyadı vermişler. Pek fazla süksesi olmamış o şarkının. Ama sen kızmışın, neden benim ismimi böyle yapıyorsunuz diye. Aksu yaptırtmışsın. Evet, kızdım tabii ki. Çünkü bir geldi 45'lik İzmir'e, Sezen Seley yazıyor. "Bu ne?" dedim. Telefon açtım. "İşte böyle çok güzel tınıyor, şarkıcı isimleri böyle yapılır" filan dediler. "Bunu hemen değiştiriyorsunuz" dedim. Tabii bir tane kıytırık, İzmir'den tanınmayan bir kız böyle bir ısrarda bulununca ne yapsınlar? Bütün kapakları yeniden basmak da masraflı. O 45'liklerde üzerini boyamışlar, siyah bir bantla üzerine Aksu yazmışlar ama alttan Seley görünüyor. Ama olsun, onu yaptırınca çok rahat ettim. Bir tuhafıma gitti çünkü birdenbire bambaşka biri. İsyan damarlarında var. Herkesin ruhunda vardır da ben çok bastırabilenlerden değildim. Özellikle o yıllarda gözüm dönünce öyle bir ayağa kalkmam vardı... Düzelttirdim yani. Kronolojide ileriye atlıyorum. İstanbul'a yerleştin, çok ünlüsün. Elinde tabancayla Onno'yu kovalayışını bir anlatsana. Aşk tabii insanı çok değiştiren bir şey, insan hiç kendine benzemez bir hale gelebiliyor. Ben biraz çocuğun insan evladına duyduğu sevgiyle de yakın bulurum. Karşılıksız, çok beklentisiz, insanın gözüne perde indiren bir şeydir. "Ailece iyi at bineriz" Zaten damardan aşk diyorlar senin şarkıların için. Bizim aramızda da tabii ki hakikaten çok fazla tarif edilemeyecek bir şey vardı. Şimdi ben o güne geleyim... Dünyanın en kibar insanıydı Onno, hatta dıydı diyemeyeceğim, di'li geçmiş zaman ona hiç yakışmıyor. Çok kibardı. Fakat artık soğukkanlılığını nasıl kaybettiyse aramızdaki tartışmanın şiddetiyle... 12 saat süren bir tartışma sonudur bu. Ağlaya ağlaya gözlerim kapandı böyle. Sonra iki-üç gün patates püreleri yaptım gözlerimin şişleri insin diye. Levent'te oturuyoruz o zamanlar. Oralar bugünkü kadar emniyetli değil, korkuyorum. Çok sevgili bir arkadaşım "Bu evde bulunsun, korkutursun" diye bir tabanca verdi. Ama içi boş. Yani kurşunlar ayrı bir yerde, tabanca ayrı bir yerde duruyor. Ama sen iyi de silah kullanıyorsun. Bizim bütün aile çiftlikte büyüdük, hepimiz iyi silah kullanırız. Baban Çerkez, değil mi? Hayır, babam Karadenizli. Ama anne tarafım Selanik'ten gelme. Bütün kuzenler, bütün aile, hepimiz iyi silah kullanırız. İyi at bineriz, annem de çok iyi at biner, rahmetli anneannem de. At mı biniyorsun? Tabii canım. Tekrar İstanbul'da at binmeye başladığımda annem telefon açtı. Rasputin diye bir atım vardı. Hadım edilmiş ama yine de annem telefon açtı. "Aygır aygırdır. Kesilse de dişi görünce kudurur, dikkat et" dedi. "Kazara gaza gelirse saçlarına yapışacaksın" diye bana ders verdi. Bazı aygırların saçları vardır, bazılarının yoktur. Saçına yapışamadığın zaman silaha yapışıyorsun... Bütün orkestra Bursa'da poligona gitmiştik. Herkes atış talimi falan yapıyor. Bizim davulcu Cezmi bana "Kraliçem gel sana da öğreteyim" dedi. "Bu tüfek" dedi. "Gez, göz, arpacık" dedi. "Dikkat et, tüfek tepmesin" dedi. Haberi yok benim nasıl bir çocukluk yaşadığımdan. Ben gecenin o saatinde hedefleri vurunca bütün orkestra yeşile döndü. Zaten o gece ben tabancayı alıp da "Sen ne ediyorsun?" diye Onno'nun arkasından koşunca... Silahı çektin, arkasından gidiyorsun... Silahı çektim ama o da poligondaki hikayeyi unutmamış. Benim nasıl nişan aldığımı, yani hedefi vurduğumu... Böyle zikzak yaparak kaçıyor. "Halıları tırmalaya tırmalaya ağladım" Benim de arkadaşım olan Sinan'ın (Özer) da karısı oldun... Tabii çok gençtik ikimiz de. Gerçekten tanıdığım en temiz insanlardan biri. Kadın-erkek ilişkileri de insanı kendine benzemeyen insan haline getiriyor. Hiç istemedim Sinan'dan ayrılmayı. Hakikaten böyle halıları falan tırmalaya tırmalaya ağladım. Mithat Can da çok küçük, daha bir yaşında bile değil. Uluya uluya öyle ağladım. O da bana "Ben Sezen Aksu'nun kocası olacak bir adam değilim. Benim şahsiyetim, kişiliğim var" dedi. Şimdi de "Biliyor musun, Sezen Aksu'nun eski kocası geçiyor diyorlar" diyor. Tipik Sinan. Ne güzel gülerdi Sinan. Hâlâ da çok derin bir bağlılığımız var. Eşi de çok sevgili arkadaşım, yani kocaman bir aile olduk. Dışarıdan bir fantezi gibi görünüyor. Ve hayatının en büyük Tanrı hediyesini alıyorsun. Mithat Can doğuyor. "İkinci Bahar"ı onun için yazdın. Sinan çok güzel gitar çalar. Çok da tatlı bir sesi vardır. Şarkı söyler evde. Gerçi o Boğaziçi'nden mezun, Amerikan şarkıları söylüyor. Bir ara bir baktım böyle bir makamlarda falan dolaşıyor. Dedim ki "Dur, benim aklıma bir melodi geldi". "İkinci Bahar" öyle çıktı. Mithat Can herhalde 45 günlük falan. Biz bunu yazdık. Daha doğrusu ben yazdım, o beni gaza getirdi. Motive etti. Sonra şarkının aranjmanı bitti, TRT'ye gönderdik. Müstehcen buldu TRT. Allah Allah dedim. Neden müstehcen? Ben Mithat Can'ı düşünerek yazdım sözleri ama nereden bilecekler benim oğlumla ilgili o sırada ne hissettiğimi? Bir tane lohusa kadın çocuğuyla ilgili ne hissediyor? Orada yarattığı algı farklı. Bazen öyle şeyler olabiliyor. Yani herkese göre değişebiliyor. Mithat Can 'ın doğum gününde de çalıyor musunuz bu şarkıyı? "Kınalı Kuzum"u zaten ona doğum günü hediyesi olarak yazdım. Ama perişan oldu çocukcağız. Yani ben hiç öyle olacağını düşünmemiştim. "Odama gel, sana bir hediyem var" dedim, CD'yi dinlettim. Laciverttir Mithat Can'ın gözleri. Lacivert lacivert yaşlar gözünden palyaço gibi fışkırıyordu. "Ya Mitoş ben seni üzmek istemiyordum. Ne yaptım?" dedim. "Yok yok, iyi bir şey anne" dedi. Tabii ki etkilendi. Sonra kendimi onun yerine koyunca anladım çocuğun başına geleni. Ne kınalı kuzular var... Yaşamlarını bir hiç uğruna yitiren fidan gibi gençler, çocuklar... Annelerin çoğu doğurduktan sonra bütün çocukları kendileri doğurdu zannetmeye başlıyor. Bende biraz daha da fazla var bu duygu. Zaten bu şarkı çocuklardan daha çok anneleri için. "Çok fazla ödüllendiriliyoruz" Yılmaz Erdoğan çok güzel bir laf söylemiş: "Sezen aşık olur, sonra ayrılır, onun her ayrılığı bize muhteşem şarkılar, ölümsüz şarkılar kazandırır." Mesela "Belalım"ı yazarken neler düşünmüştün? Aslında bu öyle özel bir şeyler düşünülerek yazılmış değil. Zülfü Livaneli'nin bestesidir bu. Sözlerini birlikte yazdık. Bence bir tek şarkı bir tek olaya ait olmuyor. Genelde bütün hayatımızdan, yaşadıklarımızdan akıp gelen şeyler birleşiyor. Üstelik iki kişinin ortak duygularının birleştiği bir andı o. Baştan başladık yazmaya, bitti. Şarkı üstünde hani düşünüp buraya da bir kelime mi koyalım olmuştur da yani çok azdır. Öyle tahmin ediyorum. Birdenbire başladı ve bitti. Zaten çok güzeldi Zülfü'nün bestesi. İç sesin birleştiği anlardan biriydi o. Şarkının gücü de muhtemelen şarkının içtenliğinden geliyor. İkimizin hayatında da önemli bir yeri oldu. İstanbul'a gelişinden itibaren yeni evlilikler, ayrılmalar, tekrar beraber olmalar var. Benim de arkadaşım olan sevgili Sinan'la evlendin ama bu arada altın plaklar alıyorsun, müthiş satış rekorları... Yani kızma, "Sezen efsanesi" almış başını gidiyor. Ama bu kelimeye nasıl kızmayayım? Hep kaybolmak istiyorsun. Hayır, kaybolmak değil, şunu söylemek istiyorum. Bu kadar ayrı bir yere koymak gerçekten doğru değil. Ben de diğer insanlar gibi işini yapan biriyim. Tabii ki çok coşkulu anlarının ortaklığını yaptığımdan dolayı alışkanlıklar var. Bu doğru bir şeymiş gibi görünüyor ama bu kadar ayrı, özel bir yere konacak bir durum hakikaten yok. Ben Edith Piaf gibi görüyorum seni. Ufak tefek oluşunuz, ses, müzik tutkusu, cesur aşklar, ayrılık acıları, yaşam deneyimleri... Bunlar bir araya geldiği zaman... O kişilikle birlikte bütünleşiyor. Burada müziğin kadar kişiliğinin de bir rolü olduğunu bilmen lazım. Biz yaptığımız işten dolayı, işin genel konsepti ve kurallarından dolayı kendimiz birebir tepki alabilme şansına sahibiz. Şarkıyı söylüyorsun, karşılığı geliyor. Dolayısıyla bu kadar öne çıkmanın sebebi zannediyorum ki bundan dolayı. Bu gerçekten şans ama farklı bir yere konmak için yeterli değil benim için. Mesela ben tıpla, cerrahlarla ilgili acayip bir heyecan duyuyorum. Orada olup biten şey gerçek, yani bir insana yeniden hayat vermek. Zaten o yüzden kendilerini Allah zannedermiş ya cerrahlar. İzmir'de bir cerrah arkadaşım "Allah'la cerrah arasındaki fark nedir?" dedi. Bilmiyorum dedim. "Allah kendini Allah zannetmezmiş" dedi. Şimdi tanıklar huzurunda yaşayan insanlar olarak çok fazla ödüllendiriliyoruz. Çok fazla göz önündeyiz. Yani şunu söylemek istiyorum: Kamuoyu önünde bu kadar çok göz önünde olup her yaptığı bu kadar ilgi gören, beğenilen insanların işinin de aslında hayatın bütünündeki diğer şeylerden çok fazla ayrılmaması gerekir. Yapılan üretim ve hayata kattığı değerle ilgilenmek, onu yapan insanların üzerinde bu kadar yoğunlaşıp onlara lüzumundan fazla anlam yüklemekle ilgili kişisel sıkıntım var. Bana fazla geliyor, olması gerektiği kadar olsun diyorum. n |
http://www.suikast.de/haber_resimleri/kolera_sagopa.jpg tum dinleyicilerime merhaba Ilk basta melankolia sitesine hosgeldiniz.Bundan boyle bizimle ilgili herseyi buradan takip edebileceksiniz. Bildiginiz gibi 2006 yilinin mayis ayi sonu bizim icin bir kabustu.kafile adli albumumuz henuz piyasaya cikmadan belirsiz bir kisi tarafindan internete dagitilmisti.Suikast.de sadece baytar yazmis fakat durum sadece baytar sarkisiyla sinirli olsa durum boyle olmazdi.Tum album,dolayisiyla herkesin emegi harcandi.bunu duzeltmek istedim. Zor gunler gecirdik,emeklerimizi birileri hice saydi.Kafile kendi sirketimizden cikacak ilk albumumuzdu ve bu guzel hadiseye golge dusurduler. Ben Yunus Ozyavuz olarak bu hirsizligin pesini birakmadim.Avukatim Arif Kilicarslan'a durumu intikal ettim ve harekete gectik.Sessiz bekleyis tam 8 ay surdu.Ve en sonunda bu cirkin saldiriyi yapan hirsiz bulundu.Bu cirkin hirsizlik hadisesi tam 8 ay evvel beni ve ailemi cok yipratmisti,simdi benim stresimi yapan kisi faiziyle yasayacak. Simdi Tum turkiye ve diger mahallerdeki dinleyicilerime bu suclu sahsin adini bizzat kendim vermek istiyorum sahisin adi:MUNIR ERBAY Muhiti:Kartal-Kocaeli. Dogumu:1951 Hukuken daha ote bir bilgi veremiyorum. Belki bu babam yasindaki insan olaydan haberdar bile degil,belki bir evladi var ve boyle bir aptallik yapmis.Bu kisim beni pek de ilgilendirmiyor. Fakat diyelimki bu kisi bir babaysa ve evladi sebebiyle buna maruz kaldiysa ,o evladin vicdan azabi agir olur .eger ki gercekten 1951 dogumlu bir kisi bana boyle birsey yaptiysa hicbirsey diyemiyorum. Suclu kisinin ev adresine tebligat yolladi ve kisi yuku oldukca agir bir bedelin altina girdi.bu yuk 2-4 yil hapis arti 10-50 milyar arasi tazminat. Bunun bir album hirsizligi oldugunu goz onunde tutarsaniz sonucu gercekten agir olur. zaman insanin acisini dindirse de benim acim pek dinmedi.Bu kisiye hala ilk gunku sinirim ve ofkem suruyor.Kolay kolay bu duruma gelmiyor insan. simdi bu kisi kafile albumunu kimden ele gecirdigini bizlere soyleyecek,ve olayin boyutunu daha da genisletecegiz.Dagitan kisi ile ilgili dava ile de bizzat kendim ilgilenecegim. Bu cirkin olay,kuvvetmirada kisa bir donem gerginlige neden oldu.Bircok kisinin adi gecti ve kaos yasandi. yeni kanunlar sanati ve sanati gozeten yeni maddelere sahip.Siz siz olun netcafeden,evden,ofis ya da herhangi bir yerden bu gibi basit hatalar yapmayin.sonucu pahaliya patlar. Yakin yakipcilerim bilir ki,ben bu olaylari gectigimiz senelerde de yasamistim,ama hem maddi olarak yetersizdim hem de kanunlarda bircok acik vardi.su an korsana karsi sert bir tavir hakim malum.Bu durum ben ve benim gibi sanatcilarin destegi durumunda. Bu arada sagopa kajmer-kolera-melankoliamuzik adlari basta olmak uzere tum kuvvetmira tescilli -patentli birer markadir.Izınsiz kullanilamaz.Internette adimizi iceren ve tilkandiginda farkli sitelere yonlenen birkac site var.Bu sitelerin sahiplerine son ihtarimdir.Bir sonraki ihtarimi posta kutusuna birakacagim. Turk adaletine ;bu denli curum sahiplerine uygun gordukleri yasalar icin sonsuz tesekkurlerimi sunarim. YUNUS OZYAVUZ.mahlas Sagopa Kajmer |
TELEFONDA ŞEHİR İÇİ VE ŞEHİRLER ARASINA TEK TARİFE http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Turkiye/2009/tt_telefon.jpg İSTANBUL - Türk Telekom, şehir içi konuşma ücretlerini arttırdı, şehirler arası fiyatları şehir içi ile aynı seviyeye çekti. Uluslararası ve GSM ile konuşma ücretlerinde de indirim yapıldı. Türk Telekom'dan yapılan yazılı açıklamada, 1 Mart 2007 tarihinden itibaren geçerli olacak yeni fiyat tarifesiy ile 2004 yılından bu yana ilk defa fiyat tarifelerinde değişikliğe gidildiği belirtildi. Türk Telekom'un yaklaşık 19 milyon ev ve iş telefonu abonesinin yararlanacağı yeni tarifede şehirlerarası aramaların yaklaşık yüzde 57 ucuzlayacağı belirtilen açıklamada, standart hatta şehirlerarası görüşmelerin fiyatının dakikada 17,5 YKr'den 8,1 YKr'ye, hesaplı hatta 27,5 YKr'den 11,8 YKr'ye düşeceği kaydedildi. Yeni tarifeye göre, ev veya iş telefonlarından gerçekleştirilen uluslararası görüşmelerin dakikasının standart hatta 10,6, hesaplı hatta 16, konuşkan hatta 9,8 ve şirket hatta 8,1 YKr olarak fiyatlandırıldığı, ev ve iş telefonları için alınan sabit ücretlerde ise 2,7 YTL'ye kadar artış yapıldığı, şehir içi aramalarda ortalamada 1,4-1,8 YKr seviyelerinde artış gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada, yeni düzenlemelerle birlikte geçen beş ay içinde ev ve iş telefonlarından cep telefonlarını aramanın toplamda yüzde 53'e varan oranlarda ucuzlamış olacağı bildirildi. |
Vista 30 Ocak'ta çıkıyor http://www.medyahaber.com/imaj/spacer.gif Microsoft'un son ürünü Windows Vista 30 Ocak'ta satışa çıkıyor http://www.medyahaber.com/imaj/spacer.gifhttp://www.channel9.ca/vista-1600.JPG Bilgisayar sektörünün uzmanları, şu anda kullanılmakta olan bilgisayarların yüzde 50'sinin Vista'yı çalıştırmak için gerekli asgari sistem özelliklerine sahip olmadığını, bu durumun şirketlerde kullanılan bilgisayarlarda yüzde 90'a kadar çıkabileceğini belirtiyorlar. Er ya da geç Vista'yı kullanmak isteyecek tüketicilerin yeni işletim sisteminin piyasaya çıkışıyla karşı karşıya kalacağı en büyük sorunun, yeni bir PC'mi satın almak mı yoksa var olan bilgisayarın sürümünü Vista'ya uygun şekilde yükseltmek mi olacağına karar vermeleri. Bilgisayar uzmanları, PC'nin ekran kartı ve hard sürücü gibi iki veya üç kilit parçasını değiştirmenin yeni bir bilgisayar fiyatının çeyreğine mal olabileceğine işaret ediyorlar. Microsoft'un belirttiğine göre, Windows Vista uyumlu bilgisayar asgari şu özelliklere sahip olmalı: -Modern bir işlemci (en az 800MHz1) -512 MB sistem belleği. -DirectX 9 uyumlu bir grafik işlemci. Canlı TV yayınlarını izleme ve kaydetme gibi özelliklere sahip Windows Vista Premium sürümüne hazır bilgisayarın da asgari şu özelliklere sahip olması gerekiyor: -1 GHz 32 bit (x86) veya 64 bit (x64) işlemci. -1 GB sistem belleği. -WDDM sürücülü ve 128 MB grafik belleği (en az) ile DirectX 9 grafik desteği -Pixel Shader 2.0 ve piksel başına 32 bit. -40 GB sabit disk kapasitesi ve 15 GB boş alan. -DVD-ROM Sürücü. -Ses çıkışı özelliği. -İnternet'e erişim özelliği. Bilgisayarının hangi özelliklere sahip olduğunu bilmeyenler ve cihazlarının Vista'ya uyumlu olup olmadığını anlamak isteyenlerse Microsoft'un web sayfasına girerek, "Windows Vista Yükseltme Danışmanı RC" sürümünü karşıdan yükleyerek, var olan bilgisayarı çözümleyip, ayrıntılı geribildirimden yararlanabilirler. Kullanıcılar ayrıca, PC Pitstop'ın web sayfasına (Vista Readiness Test) girerek, ücretsiz olarak bilgisayarlarının Vista'ya hazır olup olmadığını anlamak için taratabilirler. Bilgisayarları Vista'nın istediği asgari sistem özelliklerine uymayanların en çok ekran kartına bakmaları gerektiğine işaret eden uzmanlar, özellikle 4 yaşını geçkin bilgisayarların ekran kartlarının, fazlasıyla yer isteyen Vista'nın Aero arayüz uygulamasını kullanmaya uygun olmadığını belirtiyorlar. Sürümlerini güncellemek isteyen kullanıcıların ikinci önemli duraklarınınsa sistem hafızası olacağına işaret eden uzmanlar, 512 MB RAM'e sahip sistem belleğinin dahi zaman zaman boğulabileceğini ve kullanıcıyı sıkıntıya sokabileceğini kaydediyorlar. Uzmanlar, "upgrade" yapacak kullanıcıların dakikada 7200 turdan düşük hard sürücülerin de seviyesinin yükseltilmesinin yararlı olacağını ifade ediyorlar. Özellikle ekran kartını değiştirmenin olanaksız olmasa da zorluğundan ötürü dizüstü kullanıcılarının masaüstü kullanıcılarından daha çabuk yeni bir bilgisayar satın almak zorunda kalacakları da bir başka konu. Yeni bilgisayar satın alacakların cihazlarda Windows Vista uyumlu bilgisayar logosu bulunmasına dikkat etmeleri de öneriliyor. Windows Vista'nın ayrıca, yüklendiği donanımın özelliklerinden yararlanacak biçimde uyarlanabilen bir kullanıcı deneyiminin sunulduğu ilk Windows işletim sistemi olmasına da işaret ediliyor. Windows Vista'nın kurumsal kullanıcılar için hazırlanan sürümü kasımda piyasaya çıkmıştı. |
Tigana manşetleri süslüyor http://www.lequipe.fr/Xml/Football/Dossiers/Media/RET_EDF_Tigana.jpg Ajans Press, 'en medyatikler' listesini yayınladı. Buna göre basında en çok konuşulan Teknik direktör Jean tigana olurken, yönetici dalında Aziz Yıldırım ve sporcu dalında Hakan Şükür oldu. Tigana başı çekiyor Basında en çok konuşulan teknik direktör 8.677 haber ile Jean Tigana oldu. Milli Takım teknik direktörü Fatih Terim, 6.940 haber ile ikinci sırada yer aldı. Haber adetleri ile ilk sıralarda yer alan Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzonspor, Galatasaray eski-yeni teknik direktörlerinden sonra 7. sırada Vestel Manisaspor yer aldı. Vestel Manisaspor ‘un ligin ilk yarısındaki başarılı performansının Ersun Yenal’ı listede yukarılara taşıdığı görülmekte . En çok konuşulan Yıldırım Ajans Press verilerinde Aziz Yıldırım, haber adetleri ile 2005’ten sonra, 2006’da da 6.648 haber ile sıralamada birinci. İkinci sırada Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy yer almakta. Adnan Polat, Özhan Canaydın, Nuri Albayrak, Yıldırım Demirören, gibi 4 büyüklerin yöneticilerinin arasına Gençlerbirliği Spor Başkanı İlhan Cavcav 9. sıradan girmiş gözükmekte. H.Şükür tartışmasız 2006 yılında basında adını en çok söz ettiren futbolcu, 1.033 haber ile Hakan Şükür oldu. İkinci Nobre ve üçüncü Song’dan sonra Rus liginde oynayan Fatih Tekke 5.939 haber ile 4. sırada yer aldı. İlk 15 sıralamasında 5 Galatasaraylı Futbolcu, 3 Fenerbahçeli futbolcu, 1 Trabzonspor, 1 de Beşiktaşlı futbolcu yer aldı. |
Erdoğan'dan hakemlere destek http://www.ucankus.com/img/yilmaz_erdogan.jpg Sanatçı Yılmaz Erdoğan, hakemlerden kendilerine yönelik küfürlere karşı, örgütlü tepki göstermelerini istedi. Erdoğan, Antalya'nın Kemer ilçesine bağlı Beldibi beldesinde devam eden devre arası hakem seminerinde, futbol üzerine söyleşi yaptı. Televizyon programlarında pozisyonlarla ilgili görüş bildiren yorumcuları eleştiren Erdoğan, bazı yorumcuların hakemlerden, müsabakalar sırasında seyirci ve futbolcularla empati kurmalarını istediğini hatırlatarak, ''Empatik olun. Size birisi küfür ederse sakın cevap vermeyin'' dedi. Tribünlerin, tüm çabalara rağmen hakemlere olan küfürlerin zulme dönüştüğünü dile getiren Erdoğan, ''Buna karşı sizden daha güçlü bir ses ve örgütlü olmanızı bekliyorum'' dedi. Çirkin hareketlerin futbola ana müşterisini kaybettirdiğini de ifade eden Erdoğan, ''Ama bu oyun, iyi bir hakemle çok zevkli bir oyun'' dedi. Hakemlerin sahaların en yalnız insanları olduğunu belirten Erdoğan'ın futbolla ilgili esprileri hakemleri kahkahaya boğdu. |
Mersin'de yağmur duası yapıldı Doğu Anadolu'da kar yüzünden yollar kapanırken, bazı bölgelerimiz ise birkaç damla yağmura hasret kaldı. Mersin'in Silifke ilçesinde yüzlerce çiftçi yağmur duasına çıktı. Yaklaşık 2 aydır yağmur yağmaması nedeniyle kuraklık endişesi taşıyan çiftçiler, Akarca Deresi kenarında yağmur duası yaptılar. Yağmur duasına Atayurt Belediye Başkanı Kadir Ural ile birlikte yüzlerce çiftçi katıldı. Dua öncesi küsler barıştırıldı, kesilen hayvanın etinden yapılan yemekler duaya katılanlara dağıtıldı. Ellerini yere dönük olarak açıp yapılan duaya amin diyen çiftçiler, daha sonra okunan Kur'an-ı Kerim ve ilahileri de hep birlikte dinlediler. Atayurt Belediye Başkanı Kadir Ural, yağmur yağmaması nedeniyle çiftçilerin zor günler yaşadığını belirterek, özellikle buğday ekili alanların bazı bölümlerinin çimlendiğini, ancak bitkinin kuruma riskiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti. "Suriye ve İsrail anlaşmaya vardı" İsrail basınına göre Suriye ve İsrail yetkilileri iki yıldan bu yana Avrupa'da gizlice biraraya geliyor. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın öncülük ettiği görüşmelere Türk arabulucular da katıldı ve sonunda iki ülke yetkilileri barış için anlaşmaya vardı. İsrail'de yayınlanan Haaretz gazetesi, İsrail ile Suriye temsilcileri arasında yapılan bir dizi gizli görüşmede, Müstakbel Barış Anlaşması için anlaşmaya varıldığını yazdı. Haaretz gazetesinde yayınlanan haberde, İsrailli ve Suriyeli yetkililerin, 2004 Eylül ile 2006 Temmuz arasında Avrupa'da birçok kez gizlice bir araya geldiği bildirildi. Varılan anlaşmaya göre İsrail'in 1967'de işgal ettiği Golan Tepeleri'nden çekilmesinin de öngörüldüğü kaydedilen haberde, dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron ve şimdi Başbakanı Ehud Olmert'in görüşmeler hakkında bilgilendirildiği ifade edildi. Haberde, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın bu görüşmelerin başlatılmasına öncülük ettiği ve taraflar arasındaki gizli görüşmelere Türk arabulucuların da yardımcı olduğu bilgisine de yer verildi. İsrail hükümeti ise haberi yalanladı. |
Şimdi de ekmek arasında uyuşturucu! İstanbul narkotik polisinin operasyonunda, eşine az rastlanır bir uyuşturucu satışı ortaya çıkarıldı. Esenler'de bir büfeye düzenlenen operasyonda, ekmek arasına gizleyerek uyuşturucu sattıkları öne sürülen üç kişi yakalandı. Bir ihbarı değerlendiren İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Esenler'deki bir ilköğretim okulunun yakınında bulunan büfeye operasyon düzenledi. Polisin kameralı takibinde, birçok öğrencinin okuldan çıkınca dönerciden döner ekmek aldıkları görüldü. Polis de, müşteri gibi içeriye girerek döner ekmek arasında esrar maddesi satın aldı. Operasyonda, ekmek arasında ve meşrubat kasası içinde kağıda sarılı halde toplam 10 gram esrar ile 1 adet 'Ecstacy' adlı uyuşturucu hap ele geçirildi. Olaya ilişkin M.K. (17) ile büfenin sahibi Z.B. ve burada çalışan oğlu S.B. gözaltına alındı. Yaşı 18'den küçük olan M.K., Esenler İlçe Emniyet Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliği'ne teslim edilirken Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nde işlemleri tamamlanan baba ve oğlu ise adliyeye gönderildi. |
Türkiye'yi sevindiren haber 2011 Dünya Üniversite Kış Oyunları'nın ev sahipliği Türkiye'ye verildi. 2011 Dünya Üniversite Kış Oyunları'nın ev sahipliğine talip olan Türkiye için Torino'daki heyecanlı bekleyiş sona erdi ve kış oyunlarının ev sahipliği Türkiye'ye verildi. Uluslararası Üniversiteler Spor Federasyonu'nun (FISU), Türkiye ve Slovenya arasında tercih yaparak alacağı kararı az önce açıkladı. Türk heyetinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin de bulunuyor. Aday ülkeler sunumlarını bugün öğleden sonra Jolly Hotel Ambasciatori'de yaptılar. Türkiye'nin sunumu, sunucu Korhan Abay tarafından yapıldı. Sunum sırasında Türkiye'nin aday ili olan Erzurum ile canlı bağlantı da yapıldı. Kararın normalde saat 19.30'da açıklanması bekleniyordu. Ancak, basın mensuplarının içeri alınması TSİ 19.50'de başladı ve sevindirici haber az önce açıklandı. 2011 yılında Dünya Üniversite Kış Oyunları'nın ev sahipliğini Türkiye yapacak. |
Playboy'un soyamadığı Türk KOMŞU ülke Yunanistan podyumlarında Türk kızı Neshan Mülazım rüzgarı esiyor. Altı yıl önce tatil için gittiği Yunanistan'a yerleşen ve başarı basamaklarını teker teker tırmanarak top model olan Neshan, Playboy'un soyunması için yaptığı teklifi reddetti. Podyum dünyasıyla ilk tanışmasının 1995 yılında 17 yaşındayken İzmir'de bir bölge gazetenin düzenlediği ‘Miss Suzuki Güzellik Yarışması'nda kraliçe seçilmesiyle olduğunu belirten Neshan, “Yunanistan maceram ise 2000 yılında Cemil İpekçi'nin 10 Türk, 10 Yunan mankeniyle gerçekleştirdiği defile için Atina'ya gelmemizle başladı. İşte geliş o geliş oldu. Üç yıl Türkiye'ye hiç dönmedim'' dedi. Playboya red Dünyaca ünlü erkek dergisi Playboy, Neshan'ı soymak için peşine düşmüş. Güzel mankene 50 bin euro teklif edilmiş. Neshan, "Playboy çıplak poz vermem için 50 bin Euro teklif etti ama kabul etmedim" diyerek olayı doğruluyor. 'Müslüman Neshan' Yunanistan'a gelin giden Tuğçe Kazaz'ın din değiştirmesi ile ilgili fikirleri sorulduğunda mufazakar bir tavır sergiliyor. Neshan, "Benim düşünceme göre din ve milliyet aşkın önüne geçmemeli. Beni seven Yunan erkeği olsa bile beni ‘Müslüman Neshan' olarak sevmeli, ‘Hıristiyan Neshan' olarak değil. Allah'a, Muhammed'e inanmam hiçbirşeyi değiştirmemeli. Bırakın dinimi, hakkım olan Yunan vatandaşlığını bile tercih etmedim. Hala gururla Türk pasaportu taşıyorum. Evlenmem için illaki kiliseye mi gitmem gerekiyor. Hayatta hiç kimse için ne dinimi ne de pasaportumu değiştiririm'' dedi. |
Ahmet Hakan yatağa çişini yaptı mı? http://www.haber53.com/resimler/haberler/2887.jpg Hasan Karakaya, Ahmet Hakan hakkında öyle bir yazı yazdı ki, okuyanların ağzı açık kalıyor. https://www.msxlabs.org/forum/img/ikon_tarih.gif Ancak yazıdaki "Dalak" meselesi pek anlaşılamadı. Bakalım Ahmet Hakan mı, Hasan Karakaya mı açıklayacak "Dalak"ın ne olduğunu? Vakit’i "heceleme"yi bırak da, "peçeleme"yi yaz Ahmet! "İki kör"ün hikâyesini bilirsiniz... Oturmuşlar sofraya; artık "üzüm" mü, "dolma" mı, yoksa "köfte" mi yerlerken, biri diğerine; "Utanmıyor musun ikişer ikişer yemeye?" demiş... Diğeri, "Allah’tan kork be adam" demiş; "Sen kör ben kör!.. Nereden çıkardın ikişer ikişer yediğimi?" Cevap vermiş birincisi: "Ben, hep ikişer ikişer yiyorum da!" Bu, herkesin bildiği "kör"lerin hikâyesi... Aynı hikâyeyi "iki gazeteci"ye uyarlarsak, acaba nasıl bir sonuç çıkar?.. Hele bir deneyelim... "İki gazeteci"den biri, diğerine demiş ki; "Utanmıyor musunuz milleti cephelere ayırıcı haberler yapmaya?.. Böyle haberler yapıp da abone sayınızı arttırmaya mı çalışıyorsunuz?" Diğeri cevap vermiş: "Allah’tan kork be adam!.. Yılın 365 günü irtica haberi yapan siz!.. İslâmî simge diyerek başörtüsüne saldıran siz!.. Kadınlara açılmayı öğütlerken, vergileri peçeleyen siz!.. Şimdi nereden çıkardın bu tür haberlerle tiraj kazanmaya çalıştığımızı?!?" Cevap vermiş birincisi; "Biz, sürekli öyle yapıyoruz da!" "YAZMAYIN" DEDİ, YAZMADIK... FAKAT! Aslında "kör" ve "gazeteci" hikâyesine de gerek yok... Sanıyorum, şu söz, her şeyi anlatmaya yeter: "Kişi, başkasını da kendisi gibi bilir!" Sözü, Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’a getirmek istiyorum!.. 21 Mayıs 2006 tarihli "Vakit’e ihtarname" başlıklı yazısında; "Sayın Vakit gazetesi yöneticileri" diye başlamış ve şöyle demişti: "Gazetenizde, fotoğraflarımı yayınlayıp, ’Ahmet Hakan şaşırdı’ ya da ’O artık bizden değil’ tarzında başlıklarla çeşitli kritiklere yer vermektesiniz.. Benim yaşama biçimim ya da hayata bakışımla ilgili olarak ’dinî açıdan’ değer hükümleri ortaya koymaktan da zerre kadar çekinmemektesiniz. (...) Yani demem o ki... Bundan böyle fotoğrafımı ya da adımı gazetenizde yayınlamanızı istemiyorum." Sorarım size; Bu yazıyı yazan birinden "beklenen" nedir?.. "Aklı başında" olan her insan der ki; "Madem fotoğrafının ve adının yayınlanmasını istemiyorsun, o halde sen de Vakit’e saldırmaktan vazgeç!" Yani, sen "sus" ki, Vakit de sussun!.. Ama, Ahmet Hakan ne yaptı?.. O yazıyı yazdığı 21 Mayıs 2006’dan bu yana "tam 6 tane yazı" yazdı Vakit aleyhinde!.. İşte tarihleri: 29 Mayıs 2006, 4 Aralık 2006, 7 Aralık 2006, 18 Aralık 2006, 22 Aralık 2006, 14 Ocak 2007. Oysa, işte açıkça yazıyorum: O günlerde, yani 21 Mayıs 2006 tarihli yazısından sonra; karar vermiştik; Lehte ve aleyhte, ondan hiç bahsetmeyecektik... Hayır, "çekindiğimizden" filân değil!.. Nişantaşı "cafe"lerinde dolaşırken, başına "saksı" filân düşer de, "bizden bilir" diye!.. "Hadi" dedik; "Bizden bulmasın da, gitsin kör şeytandan bulsun!" Uzun süre "tahammül" ettik saldırılarına!.. Ama kendisi, yazdıkça yazdı, Azdıkça azdı!.. Eee, ne yapacaktık yani; Onun saldırılarına "cevap" vermeyip elimiz böğrümüzde "süklüm-püklüm" oturacak mıydık?.. Boks salonlarında asılı duran bir "kum torbası" değiliz ki; her "vuruş"ta sağa-sola sallanıp, duralım!.. O KÖY... TAŞ’LAR BAĞLI, İT’LER SERBEST! Ahmet Hakan istiyor ki; "Kendisi sürekli saldırsın, ama Vakit bunları görmeyip, bir devekuşu gibi başını kuma daldırsın!" Yok öyle yağma!.. Kim saldırırsa, cevabını da misliyle alır!.. Çünkü burası, "o köy" değil!.. Malûm, merhum Nasreddin Hoca, bir köye gitmiş... Köyün girişine varmasıyla birlikte "bütün köpekler" bir araya gelip, "topyekün saldırı"ya geçmişler!.. Merhum Hoca bakmış ki, ortalık "köpek" dolu, ama köpeklere "hoşt" diyecek bir tek "insan" yok!.. Çaresiz, "iş başa düştü" deyip yere eğilmiş... Ki, bir "taş" alıp da "köpek"lere atsın!.. Ama, ne mümkün!.. "Taş"lar, "devlet kadrolarına çöreklenen solcular" gibi, bir türlü yerinden kımıldamıyor!.. "Allah Allah" demiş Hoca; "Bu ne biçim köy?.. Taş’ları bağlamışlar, Köpek’leri salmışlar!" Evet, Ahmet Hakan da, işte böyle bir "köy" istiyor!.. "Kendisi" saldırsın, ama "Vakit" sussun!.. Nerede bu yoğurdun bolluğu?.. VAH VAH... "DİSKUR"DAN "UÇKUR"A! Size bir şey söyleyeyim mi; Ahmet, şu an "med-cezir" yaşıyor!.. Bunu açıkça "itiraf" edemese de, ruhundan yazılarına yansıyan "gel-git"leri görebiliyorum!.. Kanal-7’de iken "kral"dı!.. Benim de bir zamanlar yazdığım gibi, "Ülker’siz çay saati, Ahmet Hakan’sız Haber Saati düşünülemez"di!.. "İtibarlı"ydı... "Adam yerine konuluyor"du!.. "Ses" getiriyor, "gündem" oluşturuyordu!.. Yani, bir "diskur"u vardı!.. Ya şimdi?.. Kendisinin de "itiraf" ettiği gibi; "Flaş!.. Flaş!.. Ahmet Hakan bu sefer de falancayla beraber!.. İslâmcı gazeteciydi, playboy oldu" türünden, pespaye "Televole" haberleriyle gündemde!.. Kolay değil tabiî; "Diskur"uyla anılmak için yola çıkıp da, "uçkur"uyla gündeme gelmek, bir insanın kolay kolay hazmedebileceği bir "aşağılanma" olmasa gerek!.. Düşünün hele; Gecenin bir saatinde telefon açıp diyorlar ki; "Show TV’yi aç, senden söz ediyorlar!" Televizyonu açıp, bir de görüyor ki; hakikaten "Uçankuş" adlı "Gayyâ Kuyusu"na düşmüş!.. O da yetmemiş, yine kendi ifadesiyle Kenan Erçetingöz adlı birinin "dangul-dungul yorumları"na maruz kalmış, "basit ve avam" olmaktan öteye bir türlü geçemeyen Tuğba Özay adlı bir kadının diline düşmüş!.. Evet, evet; "Diskur" niyetiyle çıkılan yolun sonu, gelip "uçkur" muhabbetine dayanmış!.. Neye niyet, neye kısmet?!? İşte bunu kaldırmak kolay olmasa gerek!.. "SON"UNUN BÖYLE OLACAĞINI BİLİYORDU! Ama, şu da var!.. Ahmet Hakan, daha Kanal 7’de iken işlerin bu raddeye geleceğini, "sonunun bu olacağını" biliyordu!.. Evet, biliyordu ki, Gerçek Hayat dergisinin 24. sayısında, kendisine yöneltilen sorulara şöyle cevap veriyordu: "atv’ye transfer edilmeniz gündeme geldi?" -Hayır gelmedi, böyle bir şey yok. "Olsa gider misiniz?" -Gitmem... Büyük konuşuyorum, gitmem.!!! Niçin gideyim ki atv’ye?.. "Para?" -Bunun muhasebesini hiç yapmadım, fakat yüksek meblâğlar teklif edilse de kabul etmem... Çünkü bu benim için bir son olur. Bana verecekleri para, benim bir nevi emeklilik tazminatım gibi olur. Henüz, emekli olmaya niyetim yok!.. Lütfen dikkat!.. Ahmet Hakan, bu röportajın yapıldığı günlerde "Kanal-7’de"dir... Yani, "hatırı sayılır bir itibarı" vardır!.. Dolayısıyla, "atv’ye gitmeyi" reddederken; "Çünkü bu, benim için bir son olur" demektedir!.. Ahmet Hakan, işte şimdi "bu sonu yaşamakta"dır!.. "Diskur"uyla anıldığı günlerden, "uçkur"uyla gündeme gelmenin sonu, elbette "çukur"dur!.. Evet, yine kendi ifadesiyle; Son yıllarda tam bir "Gayyâ Kuyusu"na düşmüştür!.. Yazık, çok yazık!.. "GAYYÂ KUYUSU" NASIL BİR KUYUDUR? "Gayyâ Kuyusu" dedim de aklıma geldi... Ahmet Hakan, bu tabiri "Show TV" ve o kanaldaki "Uçankuş" programı için kullanıyor... Yanlış anlamalara ve yorumlara meydan vermemek için, ifadesini aynen alıyorum: "Televizyonu açıyorum, hakikaten de Uçankuş adlı gayyâ kuyusuna düşmüşüm!" Peki, Ahmet Hakan, bu kavramı "tesadüfen"(!) mi kullandı, yoksa "bilinçli" olarak mı?.. Çünkü efendim, "Gayyâ Kuyusu"nun sözlüklerdeki anlamı şudur: "Cehennemde bulunan bir kuyu!" Ahmet Hakan, şimdi "o kuyu"da, iyi mi?!? Şahsen ben, Ahmet Hakan’ın; bu "İslâmî kavram"a yabancı olmayan biri olarak, "Cehennemde bulunan kuyu" demek olan "Gayyâ Kuyusu" tabirini kullanmış olmasını, "bilinçaltının dışavurumu" olarak algıladım!.. Uzatmayalım... "Show TV"deki "Uçankuş" adlı "müptezel" programı, "Cehennem Kuyusu"na benzetiyor!.. Kendisinin, işte bu "Cehennem Kuyusu"na atılmış olmasına da "isyan" ediyor!.. Şu işe bakın ki; "Kendi kuyruğu"na basıldığında, "Uçankuş programı"nı "Cehennem kuyularından bir kuyu" olarak niteleyip, hakkında yapılan yorumları "dangul-dungul, basit ve avam, çemkirme, maskaralık" şeklinde değerlendiren ve bu tür yayınlardan "acayip gıcık olduğunu" söyleyen bir adam, önceki gün kalkmış; "Cenab-ı Allah’ın isimleri arasında bulunan Gaffur, Aziz, Kadir ve Mennan isimleri"nin, TV’lerdeki dizilerde; "iğrenç, aşağılık, ırz düşmanı ve yalaka tiplemeler"de kullanılmasını "şeytanlık" olarak niteledik diye, "gazetem Vakit"e demediğini komamış!.. Demek ki; "lümpen"liği tuttu yine!.. "SOY OĞLUM SOY!.. DAHA FAZLA KARI SOY!" Hepsi bir yana da; "Şeytanlık"lara yönelik eleştirilerimizin "din-iman" uğruna değil de, "gazetenin tirajını artırma uğruna" yapıldığını söylemesi, "çemkirme"nin de ötesinde, "hoşt" dedirtecek türden bir "saldırı" gibi geldi bana!.. Bir an için; "Bizim yayınlarımız; Ahmet Hakan’ın içine düştüğü Gayyâ Kuyusu’ndan acaba öyle mi görünüyor?" diye düşünmedim değil!.. Ama, hayır; kendisi "Gayyâ Kuyusu"na düştüğünü söylese de, ben onu "Cehennem çukuru"nda görmek istemem!.. Sadece ve sadece, içinde debelendiği "çelişki çukuru"nu hatırlatmak istedim... Bir de şunu söylemek istiyorum: Bizim; "sevdirmeyen, nefret ettiren!.. Birleştirmeyen, parçalayan!.. Yüceltmeyen, küçük düşüren" yayınlar yaptığımızı ve bununla da "tiraj ve abone sayısını artırmayı" amaçladığımızı yazmış ki; İşte açıkça söylüyorum; "Kim ki; mukaddes İslâm’ı ranta çevirmek, Müslümanları istismar etmek ve mukaddes değerleri daha çok abone yapmak için kullanıyor veya böyle bir şeyi aklından geçiriyor ise; onlardan daha alçak, daha sefil, daha namussuz ve daha ******** insan yoktur!.. Amma, böyle bir maksat taşımadıkları halde; böyle göstermeye yeltenen kim varsa da; aynı derecede namussuz, alçak, sefil ve ********dir!" Bunu böylece ilân ettikten sonra, şimdi de soralım "Gayyâ Kuyusu"nda çırpınan Ahmet Hakan’a: - "Soy oğlum, soy!.. Daha fazla karı soy ki, tirajımız patlasın!" diyenler, acaba "ne adına" yapıyor bunu?.. O karıları "yüceltmek" için mi?.. - Gazetelerinde 9 sütuna "Yalan rüzgârı" başlıkları atanlar; Erbakan Hoca’nın "sevilmesi" için mi atıyordu o başlığı, yoksa ondan "nefret" edilmesi için mi?.. - Ya, "irticaya karşı topyekün savaş" açanların "hedefi" neydi?.. Toplumu "birleştirmek" mi istiyorlardı, yoksa "parçalamak" ve "birbirine düşürmek" mi?.. - Al sana, taptaze bir örnek: Konya’daki bir "doktor ihmali"ni büyütüp de "türban faciası" başlığını atan, "benim gazetem" miydi, yoksa "senin gazeten" mi?.. Bu haberler "ayrımcılığın dikâlası" değil miydi?.. KEŞKE "YATAĞA İŞEMEK"LE KALSAYDIN! Bak Ahmet’im, Hakan’ım, Coşkun’um; Eğer "milleti cephelere bölmek isteyen birilerini" arıyorsan, "Vakit’in niyeti"ni okumayı bırak da, "Hürriyet’in cinayetleri"ne bak!.. Şu anda, senin de "çatısı altında" bulunduğun o gazetenin "manşet"leri yüzünden, bu ülkede nice insanın "maişet"leri kesildi ve bir kısmı da bunalıma girip "intihar" etti biliyor musun?.. Sadece "28 Şubat Süreci"ni hatırla, yeter!.. Unutma ki; "1997-1998 yıllarında İGDAŞ’ta yolsuzluk yapıldığı" iddialarına sen de muhatap olmuş, "şimdi altında bulunduğun çatı"dan, "Ahmet Hakan Coşmuş" şeklindeki saldırılarına, hem de manşetlerden maruz kalmıştın!.. "Başa kakmak" gibi olmasın ama; "sanık" diye yaftalanıp, "yargısız infaz"a uğradığın o günlerde sana "sahip" çıkan, yine "bu gazete" olmuştu!.. Ama, sen ne yaptın; "Paça"yı kurtarınca, onların safına geçip, başladın "çemkirme"ye!.. Aslında var ya; 1980’li yıllarda "misafir olduğun evin yatağına işediğini" yazarken, az bile yazmışım!.. Çünkü sen, şu anda "ekmek yediğin kabın içine eden" bir mahlûk oldun çıktın!.. Hem de; bizi "tiraj peşinde koşan" bir gazete olarak yaftalayıp, "kendi patronunun döndüğü köşeleri ve virajları" yazamayan, "POAŞ’taki 1 milyar dolarlık vergi peçelemesi"ne el uzatamayan bir garip mahlûk!.. Bırak "Vakit’i heceleme"yi de, "POAŞ’taki peçeleme"yi yaz aslanım!.. Bak Ahmet’im, Hakan’ım, Coşkun’um; Bunları yazmakla, sanma ki, seni "ciddi"ye alıyorum!.. Senin nasıl "psikolojik bir travma" yaşadığın, kulağıma geldiği için, sana sadece acıyorum!.. Benim derdim "sen" değilsin!.. Benim derdim; "Yaz Ahmet yaz!.. Bizimkiler nasıl olsa seni okumuyor, bari sizinkilerden okuyucu kaparız!" deyip de, sana "coşku" verenler!.. Evet, "sana" söylüyorum ki; "Üstündekiler" anlasın!.. Bak, demedi deme; Bundan sonraki yazılarımda, "bel altından" değil, doğrudan "dalak"tan başlarım yazmaya!.. İşte o zaman, tam düşersin "Gayyâ Kuyusu"na!.. Herhalde anlarsın "dalak" meselesini... Çünkü, O kadar da "çömez" ve "salak" değilsin!.. ------ Herhalde "görevi" bu! Önce "çetele"sini vereyim: - Fethullah Gülen Hocaefendi aleyhinde 22 yazı, - Vakit aleyhinde 10 yazı, - YeniŞafak aleyhinde 9 yazı, - Kur’an Kursları ve İHL’ler aleyhinde 6 yazı, - Milli Görüş Lideri Prof. Necmettin Erbakan aleyhinde 2 yazı - Cübbeli Ahmet Hoca aleyhinde 4 yazı, - "Radikal" yaftasını astığı Müslümanlar aleyhinde 3 yazı, - Ve, Mehmed Şevket Eygi aleyhinde 1 yazı. Bunlar, Ahmet Hakan’ın; "yönü kıblede, alnı secdede" insanlar için kaleme aldığı yazılar... Toplam olarak 57 yazı... Yani, "haftada birden de fazla" Müslümanlara dil uzatmış!.. Peki, "kartel gazeteleri" ve özellikle Hürriyet ve onun "frikikçi" patronu Aydın Doğan hakkında bir tek yazısı var mı?.. Hayır!.. Demek ki, "kendisine verilen görev" bu!.. Evet, "Müslüman"lara saldırmak!.. "Ücret"ini de, herhalde "bolca" alıyordur!.. HASAN KARAKAYA-VAKİT |
Su içme yarışması ölümle sonuçlandı ABD'de bir radyo tarafından düzenlenen yarışmada bir kadın ölünce, DJ'ler de dahil 10 kişi işten atıldı. ABD'nin Kaliforniya eyaletinde, 28 yaşındaki 3 çocuk annesinin ölümüyle sonuçlanan su içme yarışmasını düzenleyen yerel radyo istasyonu, 10 çalışanını işten attı. Radyonun bağlı olduğu Entercom/Sacraamento adlı firmanın bir sözcüsü, ölümle sonuçlanan yarışma yüzünden aralarında DJ'lerin de bulunduğu 10 çalışanın işten çıkarıldıklarını açıkladı. Sözcü, bu kişilerin, iş sözleşmelerindeki koşulları ihlal ettikleri gerekçesiyle artık radyoda çalışmadıklarını bildirdi. Yarışmanın kaydı sırasında, DJ'lerin su zehirlenmesinden ölen insanlar hakkında şakalar yaptıklarının ve hatta 2 yıl önce bu yüzden California'da ölen 21 yaşındaki bir gençten sözettiklerinin duyulduğu belirtildi. DJ'lerden birinin de, yarışmadan önce biraz araştırma yapmaları gerektiğini dile getirdiği de kaydedildi. 28 yaşındaki 3 çocuk annesi Jennifer Strange, Sacramento'nun yerel radyo istasyonu KDND-FM'in düzenlediği ''tuvalete gitmeden en çok su içme'' yarışmasına katılmıştı. Çocukları için yarışma ödülü olan Nintendo'nun yeni çıkan Wii adlı oyun konsolonu kazanmak için litrelerce su içen anne yarışmadan sonra gittiği evinde rahatsızlanarak yaşamını yitirmiş, yetkililer genç annenin su zehirlenmesinden öldüğünü bildirmişlerdi. |
Gülben'in Atlas bebeği dünyaya geldi Mustafa Erdoğan-Gülben Ergen çiftinin erkek bebeği biraz önce hayata merhaba dedi. Gülben Ergen, dün 13.50'de Metropolitan Florence Nightingale Hastanesi'nde doğum yaptı. Epidural anestezi ile doğum yapan Ergen'in, oğlunu kucağına aldığı an, gözyaşlarına boğulduğu öğrenildi. Sahnelerin ünlü ismi Gülben Ergen, sabaha karşı 04.00'de sancılanarak hastaneye kaldırıldı. Eşi Mustafa Erdoğan tarafından apar topar Gayrettepe Metropolitan Florence Nightingale hastanesine götürülen Ergen, bir süre doktoru Prof. Dr Süreyya Menteş tarafından gözetim altında tutuldu. Öğle saatlerinde doğumhaneye alınan sanatçı, 13.50'de epidural anestezi ile oğlu Atlas'ı dünyaya getirdi... Prof. Dr. Güner Kaya ve Dr. Savaş Cömlek tarafından gerçekleştirilen doğum sonrasında anne ve bebeğin sağlığının çok iyi olduğu söylendi. Doğum katında mini stüdyo Atlas bebeğin 3 kilo doğduğu ve Ergen'in mutluluk gözyaşları döktüğü öğrenildi. Doğum anının fotoğrafları, doğum fotoğrafçısı Şengül Pallı tarafından çekilirken, Nihat Odabaşı da kendisine tahsis edilen özel bir odada Ergen ile oğlunun fotoğraflarını çekti. Bu arada doğumhanenin olduğu kata mini bir stüdyo kuruldu. Bu stüdyoda gazete ve televizyonlara verilecek görüntüler hazırlandı. Gülben Ergen'in doğum sırasında yanında bulunan isimler arasında Yılmaz Erdoğan'ın eşi Belçim Bilgin Erdoğan da vardı. Belçim Bilgin Erdoğan, bebeğin çok sağlıklı olduğunu söyleyerek şu açıklamayı yaptı: "Bebeğimiz üç kilo doğdu. Herşey çok güzel. Çok güzel bir bebek. Gülben ve Atlas çok iyi. Doğuma herkes girdi ama ben giremedim, çok korktum. Mustafa'yı ilk defa bu kadar heyecanlı gördüm. Yılmaz çekimde olduğu için gelemedi ama gelecek..." Ziyaretçiler arasında Mustafa Erdoğan'ın kardeşi Deniz Erdoğan da vardı. |
"SU KONUSUNDA PROBLEM YOK" http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Bilim_Cevre_Saglik/2009/keban_baraji.jpg ANKARA - Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler,barajların her yıl olduğu gibi doluluk oranını sağladığına işaret ederken, su konusunda bir problem olmadığını bildirdi. Güler, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünde, Dünya Su Konseyi ile Türkiye arasında, 5. Dünya Su Forumunun Türkiye'de yapılmasına dönük imzalanan sözleşme mektubunun ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, bu yıl kış ve yazın sıcak geçeceğini hatırlatarak, barajlarda su durumunun nasıl olacağına ilişkin sorusu üzerine, barajların her yıl olduğu gibi doluluk oranını sağladığını, her yılki ortalamaya sahip olduğunu, bu konuda bir problem veya sorun olmadığını söyledi. Kendilerinin enerji yönetimi gibi su yönetimini de sürdürdüklerini belirten Güler, bütün barajların günü gününe su seviyelerini ve su rejimini takip ediyoruz, incelediklerini bildirdi. DSİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu da, özellikle hidroelektrik enerji üretimini sağlayan Keban, Karakaya, Atatürk, Karkamış gibi barajlarda, geçen seneden daha az bir üretim olmayacağını vurguladı. İç Anadolu'da barajlarda su düzeylerinde bir miktar eksiklik olduğunu belirten Eroğlu, Mart ve Nisan ayında beklenen yağışlarla bunun normal seviyeye döneceğini kaydetti. |
Türk karşıtı Stoiber'i Türk dostu yıktı Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Hıristiyan Sosyal Birlik lideri Edmund Stoiber, başbakanlığı bırakacak Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri Edmund Stoiber’in ipini çeken Fürth Kaymakamı Gabriele Pauli, Türk ve Türkiye dostu çıktı. 30’a yakın Alman gazetecinin izlediği basın toplantısında Hürriyet’e özel açıklama yapan Pauli, özetle şunları söyledi: "Türkiye’ye çok kez tatile gittim. Orada Türklerin Almanlara ne kadar yakın olduğunu gördüm. Burada Alman toplumuna entegre olmuş, onlarla bütünleşmiş Türkler var. Ben basın toplantımı buralı bir Türk işadamının restoranında yapıyorum. Bu bizim nasıl bütün olduğumuzu gösteriyor. Türkiye kendi içinde çok farklılıkları olan bir ülke. Ama İstanbul, Ankara birer Avrupa kenti. Oradaki yaşamla buradaki yaşam farksız. Eski Türkiye’yi hatırlatan köyler de var. Yani ülkede derin farklılıklar var. Ama ben daha çok İstanbul’u seviyorum. Ankara çok Avrupai. İstanbul’da ikisi de var." KIZIM TÜRKLE ÇIKABİLİR 19 yaşında bir kızı olan Pauli, ’Kızınız bir Türk’le çıksa nasıl davranırdınız’ sorusunu ise şöyle yanıtladı: "Eğer kızım mutluysa neden karşı çıkayım ki? Kızım kendine uygun gördüğü birisiyle çıkar. Bu Türk olmuş, Alman olmuş hiç farketmez." Kitap okumayı çok sevdiğini de anlatan Pauli, ancak şu sıralar Brezilyalı yazar Paulo Coelho’yu okuduğunu, sonra sırada bu yıl Nobel edebiyat ödülünü kazanan Orhan Pamuk’un geldiğini söyledi. Edmund Stoiber, parti içinde kendisine muhalif olan Pauli’nin özel hayatını araştırttığı ortaya çıkınca zor durumda kalmıştı. Skandalın ardından Stoiber dün, yıl sonunda 14 yıldır oturduğu Bavyera başbakanlık koltuğunu İçişleri Bakanı Günther Beckstein’e bırakmaya razı oldu. DÖNER VE KAHVEMDEN VAZGEÇMEM Türk şarabı içtiğini, döneri ve Türk kahvesini çok sevdiğini söyleyen Pauli, "Ben döner ve kahvemden vazgeçmem" dedi. |
İSTANBUL SAYIMA BAŞLADI, ANKARA SIRADA http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Turkiye/2009/insanlar_6.jpg ANKARA - Hüseyin Tunçay - ''Adrese dayalı' nüfus sayımı Türkiye çapında genişleyerek devam ederken, iki büyük şehir olan başkent Ankara ve İstanbul'da da sahaya iniliyor. İstanbul Pendik'te sayım çalışmaları fiilen başlarken, Ankara'da da Çankaya ve Keçiören'de sayımın önümüzdeki hafta başlaması hedefleniyor. Türkiye İstatistik Kurumundan (TÜİK) alınan bilgiye göre, Ankara'da numaralama yani adres tespit çalışmaları bitirildi. İstanbul'daki çalışmaların ise bu ay sonunda tamamlanacağı ifade ediliyor. Türkiye çapında devam eden çalışmalarda, şimdiye kadar sayımı gerçekleştirilen 4 milyon 115 bin vatandaş adresleri ile ilişkilendirilerek kayıtlara girdi. Günlük 250-300 bin kişinin kayda geçirildiği belirtilirken, alınacak geçici personelin Ocak sonundan itibaren göreve başlaması ile birlikte günlük kayıt sayısının Şubat başından itibaren 1 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu arada Nevşehir nüfus sayım çalışmalarını bitirerek, Türkiye'nin sayımını en hızlı tamamlayan ili oldu. Ülke çapında 250 ilçe merkezinde sayım çalışmaları da fiilen devam ederken, köylerin yüzde 90'ında sayım tamamlanmış durumda. |
| Saat: 11:41 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık