![]() |
Deniz Sen Kokuyor Sen Deniz kokuyordun, Deniz sen kokuyor. Dalgalarına her baktığımda Hiç susmadı hep konuştu. Hareketleri öyle anlamlı, Öyle sakindi ki Onu sessiz bir ayrılığa benzettim. Kapılar kapayacak Giderken Ardında kalpler kıracaktı. Sana, Dermansız bir gökyüzü armağan ediyorum. Bu huysuzluk, Bu alınganlık neden? Bak kuşlar uçuyor Mevsimsiz yağan kar gibi Dön hayata Sen dön ki Kuşlar kaçmasın Kaçıpta buralardan ayrı kalmasın... |
Sen Kal Burda Ayrılık Düşünce denen bir şey vardır Beynimizin o ilkel noktasında Ya fabrikadayız, ya da tarlada Ya demiri un ediyoruz Ya da burçak yoluyoruz ellerimizle Biz, emekçi insanlar Ya sırtımızda küfelerle hamalız Ya da bezirgan bazarında Üç kuruşa satılan bir malız Hepsi bu... Bir Spartakus adı duyulur Sanki, başkası yokmuş gibi Ama ben diyorum ki, Kava’nın tarihini lakanlar utansınlar Asya’nın bozkırında Bibi Sultan Oğlunu bilmeyene aşkolsun Gılgamış’ın yenilmeyen gücüyle Usul usul ağlayan gökyüzü Yeni bir fırtınanın habercisidir Fırtına kaçınılmaz Yaşanmalıdır Gönlümüz enginler de esenlik dolu Şişirilmiş pupa yelken Geçilir ırmaklar Denize varılmalıdır oğlum, denize Deniz, görkemli bir dalgaysa Dalgalar aşılmalı Ufuklar daralmadan diyorum Umuda varılmalı Volkanların tutuşmasıyla Berraklaşırsa gönül denen o sevda Acılar Kilim gibi, Ayaklar altına serilecek kendiliğindeEmeğin çilesini eksik yazmışlar Eşkıya romanlarını tam Yangınlar ve yanlışlar çözülsün Gönlümüzün Bu fırtınalı sevdasıyla Emeğin ve özgürlüğün çilesi Tam yazılsın Geldik yol ayrımına Artık Bildiklerimiz yazılmalı Elveda deşip eşkıya romanlarına Emeğin çilesini yazmaya devam Görkemli, yeşil Kıyıların başlamasıyla birlikte Ayrılıp gidenler olacaktır Kendiliğinden Ufkun rengini gözetlerke Kavim, Kabile gözetmeden Sen kal burda ayrılık Öz gönlümde sevda filizlendi Deniz tanığımdır. Kavuşmaya gidiyoruz Sen kal burda ayrılık Çocukların umudunu onursuz bırakmadan Öfke denen volkanların bağrında |
Ne çare! Ağır yara aldı hasta yüreğim Atacaktım atamadım ne çare! Bu dünya da benim var mı gereğim Batacaktım batamadım ne çare! Bülbülüm yaralar açtı da gitti Gönlümü kırarak göçtü de gitti Kafesini açtım uçtu da gitti Tutacaktım tutamadım ne çare! Hem kalbimi çalıp etti talanı Yüzüme fırlattı geri kalanı Seviyorum demiş böyle yalanı Yutacaktım yutamadım ne çare! Sevenlerin hep böyle mi kaderi Bazıları der ki vardır beteri Paketledim gamı, derdi kederi Satacaktım satamadım ne çare! Ömrümün kışında çıktı karşıma Terkedip dünyayı yıktı başıma Kederlendim diye zehri aşıma Katacaktım katamadım ne çare! Mikdatî der artık gülmem hüzünden Yaralandım, kederlendim sözünden Bana elem tattırması yüzünden Çatacaktım çatamadım ne çare! (Mikdat Bal) |
Aşıkların Leyla ömrü bitecek Sevda gülleri bu dünyada hep böyle açacak Bir ömür boyu Leyla seninle birlikte aşkı sevecek Sana sahip olmadan âşıklarda hep açı çekecek Sana kavuşamadan âşıkların Leyla ömrü bitecek |
Benimle Gelebilirmisin Zümrütü-anka kuşunun kanatlarındaki incileri Toplayabilir misin kaf dağının ardında Çılgınca kanat çırpan martıları kovalıyabilir misin Deniz kıyılarında deniz kıyılarında Sayabilir misin ki ağlayan yıldızları yalnız gecelerim de Zümrüt rengi şafakları karşılayabilir misin benimle Balta girmemiş kuytu ormanlarda Aşk merdivenleri toplayabilir misin benimle Kırlarda tutsak olmuş papatyalara Sorabilir misin ahu-zarımı acılarımı Gülistanlarıma çiy damlaları gibi dökülen Gözyaşlarıma dokunabilir misin Oturabilir misin yaylalarımda kurulan Halil İbrahim sofralarına benimle Ayaklarını denize sallandırıp bekleyebilir misin İskelelerde göz kırpan yakamozlarımı bekleyebilir misin Karanlıklarıma gelebilir misin balığın karnındaki Yunus gibi Tufanımdan sonra Nuh'un gemisine binebilir misin korkusuzca Gelebilir misin uçsuz bucaksız çöllerime Kerem gibi serap uğruna Rakseden kankırmızısı gelincikleri toplayabilir misin benimle! Gelebilir misin ürperten baharıma Yakan yazıma Donduran kışıma Olabilir misin benim kadar özgür çılgın olabilir misin! ! ! ! |
Sen Kokan Papatyalar Dışarıda “Sevda Kıran” bir rüzgar, İçerde dört duvar arası Ruhunu köreltecek kadar nemli Yaşam alanı denen odam, Demir parmaklıklar arasından Sokulmaya çalışan güneş ışığına dahi Sevda tutan ben … Koy beni gideyim Gardiyan, Tam şimdi... İlk damla ulaşmadan toprağa Koy beni gideyim. Yağmur; Her damlasında bir kesit Her vuruşunda bir ihtar Her toprağa kavuşmasında Vuslat… Gün geldi Hazan sardı yüreğimi de Bahaneler uydurdum suskunluğuma. Gün geldi Zemheri vurgunu yanaklarımdan Buz sarmış kirpiklerimin hapsinde kalıp Süzülemedi isyanlarım. Ulaşmak istediğim Ne zirvesi buzul bir sevda Ne de saçlarında ölüm dolaşan melek. Dileğim, Bir kucak dolusu bahar Bir de sen kokan papatyalar… |
Masal çiçeği Ne zaman seni düşünsem bir kuş ötüşünde bahar gelir dağlara kanatlarında yüreğimi okşar maviler bütün ağaçlar yüregimde tomurcuklanır bütün çiçekler gözlerimde bin bahar saflığına bürünür hayat Nerede seni görsem sevinç çığlıkları saçar gözlerim sokaklara güzelleşir yeryüzü nereye baksam maviye bulanır sevdaya akan ırmaklar yüzünün güzelliğiyle yıkanır bütün duygular ve sen en güzel masal çiçeği olursun yeryüzünün Nerede sesini duysam avuçları gül kokan çocukların duaları yağar üzerime. akan pınarlarda sesini, öptüğün çınarlarda nefesini hissederim. ne zaman ışısa vefa gögünde hilal yıldız gülücükleri dökülür gözlerinden denizlere çağıl çağıl Ne zaman seni ansısam sevgiye bin çiçek açar yüreğim gül kokulu kötülükler alır gider başını bu şehirde ceylanlar iner pınarlara su gibi yudum yudum hava gibi nefes nefes sevgin dolar her yere nefesini hissederim nefesimde sımsıcak Bilirim ki aşk en güzel masal çiçeğidir gönüllerde mutlu mavi çiçekler açtıran insan hayatında bütün dillerde sevgi şiiridir masal çiçeği bütün dudaklarda sevinç nağmesi ben ki yalnız seni sevdim bu yalancı dünyada yalnız senin oldum taştıkça dudaklarımda ırmakları aşkın seninle bütünleşti hayatımın tüm renkleri Yağmursun sen, gökkuşağısın rüzgarsın, baharsın, aşksın, hayatsın tek mümkünüsün ömrümün, tek umudumsun her güz mavi çiçekler açan bahar çiçeğimsin Gök kuşağından, gün ışığından ayrılsa bile ben sana sarılırım yedirenk sevinçlerle her gece |
Sen mi Geldin Akşam olunca evine Dönse karıncalar Dönse turnalar katar katar Bir kuş vursa pencereme Sen mi geldin |
Meğer.. Yürümüşüm yıllar yıllı can kırıklıklarının üzerinde Bir kelebeğin ömrü kadar sürmüş aşklarım Son kullanma tarihinin geçtiği dostuklarım hala dolaptayken Ben fark etmeden nasilda kırılıp parçalanmış beni uçuran kanatlarım Elimdeki oyuncak zaferleri birşey sanıp taç takarken kendime Aynalar meğer nekadar da yalancıymış Ben gölgemi kendim kadar güzel zannederken Aslında bedenim gölgemin karanlığıymış Yaşamda sadece eglence aşk ve para menüsünü ısmarlarken ben Madalyonun öbür yüzünde başka tadlarda varmış Acıyı sadece kırmızı biberde var diye bilirken ben Acı en sevdiklerimin birer birer kaybıymış.. Meğer dinlemeyi bilirsem çiçeklerinde bir dili varmış Denizi izlerken eğer hissedersen,onun tuzlu elleri seni okşarmış Yüreğim nekadar hevesi aşk zannetmiş meğer Meğer ilk aşk anneye babaya olanmış.. Akıp giderken kum taneleri gibi saniyeler Hayatın dalgaları neler götürmüş sahilimden? Ve bir sonra ki dalga da ne getiricek denizinden? Meğer ne çok kırmışım insanları Ve özürlerle nekadar yapıştırmışım kalplerini Kilo yapmayan üzüntüler içerisinde Kimbilir nekadar aç kalmışım.. Meğer beni melek yapan babammış Beni sihirli bir değneye inandırmış Aslında sihir ondaymışta Masalı bana anlatmış.. Meğer,nekadar "eğer"lerim varmış Meğerlerimle nasilda karışmış Cildim gergin olsada bu keşkeler ruhumu kırıştırmış Meğer,dünya benim etrafımda değil Ben onun etrafında dönüyormuşum Oyuncak bebeklerin kırılan kollarını Hayatın göz yaşı sebebi sanıyormuşum.. Meğer göz yaşı nekadar değerliymişte Ben hep ama hep; BOŞA HARCIYORMUŞUM... Gerçekten yaşadığımı anlamak için Sadece Kendimi kanatıyormuşum |
| Saat: 15:38 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık