![]() |
Sevgilim Hayat Yüzüme bak ve yüzümü hırpala yüzümü değiştir, dağlı bir anlatım bırak sen her hafta oğlunu leğende yıkayan hayat yaban, diri memelerinden ısırmak dudaklarındaki tuzu dudaklarıma almak için çok oldu tepelere vurdum kendimi bulutlara karıştım ve karanlık kahvelerde tıraşı uzamış adamlardan huylarını öğrendim senin. Mahmur bir tohumdun delikanlı bağrıma. Ve hatırlıyorum lokavt vardı bezgin fabrika düdüklerinin dizlerine yatırılmış olan sabah senin kalbini kakışlardı. Tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda patronları kudurtan gazteler satarlardı. Ey şehre başaklar: militan ruhlar ekleyen hayat! Gün turuncu bir hayalet gibi yükseliyorken izmarit toplayan çocukların üstüne çekleri imzalanıyorken devlet katlarında faşizmin bacımı koyvermiyorken şizofreni, yüzüme bak ve rahmini bana doğru tekrarla ben öyle bilirim ki yaşamak berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır çünkü biz savaşmasak anamın giydiği pazen sofrada böldüğümüz somun yani ıscacık benekleri çocukluğumun cılk yaralar halinde yayılırlar toprağa etlerimiz kokar gökyüzünü korkutur çünkü biz savaşmasak Uzak Asya’dan çekik gözlerimiz Küba’dan kıvırcık sakallarımızla savaşmasak güm güm vurur mu kömürün kalbi Kozlu’da Ke Şan’da, Kandehar’da ümüğüne basılır mı vahşetin ve sen boynunu öperken beni sarhoş bir okyanusla titreten hayat sevgilim olur musun. Ben savaşarak senin bulanık saçlarından tutup kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya dünya kirletilmez bir inatla dönüyor altımıza yıldızlar seriliyor yüzüm suya davranıyor koşaraktan ve inzâl. |
Zaman Her an duymak isterken nefesini, Bıraktım kendimi saatlerin ardına... Sabırla bekleyeceğim aramadan, Günler, haftalar sessizliğimde... Eriyip gidecek seni hiç soramadan! Sonunda sabır dolu kederli yıllar, Koparacak seni benden... Bir masal gibi hatırlarsın beni. Yılların ardından bir hayal gibi... Var ise biraz duygu ve sevgin, Bir şiir içinde... Kendi duyguların içinde, Gizlice satırlarsın beni... Neye yarar, bu inat nedir? Zamana boğdun beni yalnızlığımda... Ufacık bir parmağını dahi uzatmadın, Boğulup giderken zamana esir, Bir kement dahi atmadın... Senin o güzelliğini, Bilirim yüce Tanrı yarattı! Ben olunca sana esir, Çıktın sevginin doruğunda Ulaşılmaz oldun yükseklerde... Bu duygu, bu yücelik! Seni benden alıp götürdü... Nasıl büyüttüm seni böylesine, Kendi garip yüreğimle... Aştın aşkımın sevgi gücünü! |
Kendimi Arıyorum Hayatımı Arıyorum Gözlerim kapalı Kim bilir nerde bulacağım Belki sahilde belki sokakta belki uzak ülkelerde Hayatımı Arıyorum Son Zamanlarımda Yaş 70 iş bitmiş Ama yılmadım dewam ediyorum Hayatımı arıyorum tek başıma İnsan Bi yardım eder :D |
Cansız Suretler Gölgeler Sanki kafa tutmakta gökyüzüne Dağları deniz dalgalarına düşürmekte Denizler O dağları yüklenmekte Gölgeler derinlerde Balıklardan habersiz Balinalar korkusuz orada Dağ yamaçlarından Yılanlarsa sessiz Gemiler boğuşur dalgalarla Dağ gölgelerine çarpar uzaklarda Parçalanması yakın habersiz Bu gölgeler Yaşatmaz onu ufalar Pencereden düşen ışınlar söndürür bakışları Bahar özler yağmurlarını Ağaçlar umudu göçmen kuşları Toprak çiğdemleri navruzları Gözler güzellikleri özler Gölgelerse Özlem duyar serinliğine denizin |
Toplan Gidiyoruz Ey Kalbim Haydi toplan akşam oldu vakit doldu toplan gidiyoruz ey kalbim kırkikindi yağmurlarına kalamam kaldıramam bunca ağrıyı, ihaneti biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı çekip gidiyorum buralardan içimdeki cesetleri çiğneyerek kalbimdeki mahşere bak akşam vakit tamam duruldu işte bulanık denizler dürüp ömrümün defterini toplan gidiyoruz ey kalbim yorgunum bir sonbahar ezgisi gibi bekleyemem son yaprakta sevgisi iğdiş edilmiş tarihlere koma beni ey kalbim bak güz yağmurları iniyor acılar ve ihanetler üstüne çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir şiirim kimsesiz bir kış ortasında ne gülen gözleri ısıtıyor artık çocukların ne de sevdalı bakışları yeniyetme aşıkların bütün dinlerden kovuldum bütün ülkelerden bütün yüreklerden kovuldum (*)”Aliye gülümsesem Muaviye öldürür beni” hangi tanrıya sığınsam yaramın merhemi yok biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden yeni bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı sevdalı bir kuş yükleyip kanatlarına acılarımı alıp gitsin beni buralardan hamuru çürümüş dostluğun, vefanın, aşkın vefasız mevsimlere bırakma beni ey kalbim ağlatma beni sevda kapılarında ***** kapılarında eğme boynumu kurşunlar sıkılsada canevime çiğnetme yoksulluğumu ayaklar altında bırak başım dik, içim ezik kalsın onurlulara mahsus bir makamda ağırla beni satılmışlığın, alçaklığın, ihanetin ortasında koma biliyorum bu düş sığmaz kirlenmiş sokaklara bu sevda sığmaz bakmayın gözlerime nasıl saklarım yüreğimdeki incinmişlikleri kınalı bir kelebek konunca saçlarıma ah! Benim de hayallerim vardı baharlarım vardı, yazlarım vardı kuşlar göçüp gitti yüreğimden gökyüzüm yaralı kaldı bir isyan giydirip gözlerime dipsiz uçurumlara yuvarladım umutlarımı aşk diyordum talan oldu, yalan oldu ömrüm tınısı kırık bir keman sızısıyım artık yok gideceğim başka bir liman bak duruldu işte bulanık denizler haydi toplan vakit tamam toplan gidiyoruz ey kalbim boşalsın ince duygularımın sırtındaki yük paranın sevgiye ihanetini gördüm insanın önünde diz çöküp ibadetini dünler harabe yarınlar umut değil hüznün neresinden dönsem, kırgınım |
Yaşamak Tohum toprağa düştü, Toprak tavında. Ağaçlar tomurcuğa durdu, Yol alırken mevsim bahara doğru Yaşama sevinci, Bahar gibi doldu içime... Tutkunum yaşamağa, Yaşamağa değer olduğu için. Gerisi boş laf.... Çatladı toprağa düşen tohum, Çiçek oldu ağaçlardaki tomurcuklar. Meyveye duracak biraz sonra... Ve mevsim, Bahara erişti. Yaşamak ne güzel... Yaşamak,, Suyun duruluğu kadar saf; Tohumun çatladığı an kadar taze, Ak tomurcuk kadar hilesiz, Yaşamın anası Toprak kadar verimli; Birkaç günlük ömrü olan Doğadaki bir böceğin yaşamı kadar Mücadele dolu olmalı. Kısacası Ölürken bile yaşamalı... Bayram Ali Bayram |
Hayalin Gece bitti, gün bitti daha geçen yıl bu zaman söz vermiştin hiç gitmeyecektin?... sevdana prangalıyım yüreğine kelepçeliyim diyen sen.... ay ne çok hal değiştirdi gittin gideli, ne çok mevsim geldi geçti daha dün ******* emen çocuklar bu sene ilk mektebi bitti... tek şey kaldı bitmeyen tek sen var bende mevsimini hiç değiştirmeyen ne yağmurlar yağdı bu ilkbahar bir bilsen ateşi sönmeyen acısı dinmeyen sevdası tükenmeyen bir yürek kaldı bende birde yatırıp uzaklara gözlerini yareni bekleyen çaresiz ben... gözlerim gözlerine muhtaç yüreğim sevdana aç bir selamda mı çok gülüm bal damlayan dudakların utangaç!... nerde bana hasret çektiğin günler nerde beni sevdiğin günler yalan mıydı sevgili sözlerin yalan mıydı beraber dilediklerim bu gökyüzü,bu zindan gece yalan mıydı ... bu yıldızları boş yere mi şahit tuttun bak onlar biliyor derken, sevgini, sevdanı anlatırken yalan mıydı o gül dudağından dökülen inci tanesi sözlerin.... yıldızları pek sık görmüyorum artık kayarken görsem de emin ol dilekler dilemiyorum, hepsi yerli yerinde göz kırpmalarına devam ediyorlar alaycı gülüşlerle...... Ah Yaren şimdi uyumuşsundur kim bilir Ben dimdik kalırken sırtında sevda bıçağıyla belki bu saatte kim bilir ne görürsün düşlerinde, kim bilir ... bense yine yorgun, yine yitik yine hüzünlenmiş düşüncelerle sabahı bekliyorum gün olsa da aydınlansa diye karanlık, gün olsa da bitiverse diye bu yalnızlık başımı hasretine vura vura bu soysuz gecelere mecburen arkadaşlık ediyorum..... bilsem ki rüyamda seni göreceğim dalmışken o tatlı uykuda bilsem ki sana olan hasretim bitecek yalanda olsa... bilsem ki bir sabah kapımı çalacaksın yumruklarını kanatırcasına bilsem ki yanacaksın ateşimle sevdanı avuçlarıma bırakacaksın rüyada olsa seni bir kez seni son kez görebilmek için öyle bir uykuya dalarım ki sevgili, uyandıramaz başucumda Azrail olsa!. |
BARIŞ Ekmek kırıntıları serpiyorum cephede kumtorbaları üstüne su verirken evinde generalim kuşkonmaz çiçeğine.. |
Sus-ma Gizlerin..... O derin gömüt, o mitolojik bilmece İç yollarının kayıp harita parçası Kaybolduğum labirent Derinleştikçe düşmeyi sevdiren uçurumun Gizlerinde Kelimelerin gizlenmesindendir suskunluğun.... Gizlerin... Kalbinin sedef kakmalı köşesinde sakladığın Bir serçe kanadına benzerdi Gözlerindeki hüznü örtmeye çalışan kirpiklerin Duyardın seni çağırırdı hayat Duyardın; Sana seslenirdim, sesim yiterdi ağlamaya hazır bir dudak gibi bakışlarım kekelerdi... Sen; fırtınasını içinde saklayan bir limandın çapasını bulmak için açılan gemi tuzlu suyla vaftiz edilmiş siyam balığı ve ağır bir sistin kendinde kaybolacak kadar gizlerinde saklanıyordu öldürmeye korkan bir intihar... Mahcup yaşanan bir hayattı seninkisi. Borç alınmış kadar tedirgin yaşıyordun zamanı. Sana değdiğim zaman tanışıyordum acıyla çünkü senin derin görünen acın bir vadiyi kuşatan pus gibi yarı saydam ve durağandı. Oysa ben sana dokunduğumda tek şeyden emindim; senin acılarını elimde hissedebiliyordum. Gözbebeklerine yuvalanmış hüzün; bir tür beklentisizlikten öte bir vazgeçmişlikti. Dudaklarındaki soğuk damga, gözlerindeki mühür ve parmak uçlarının tedirgin izleri bir derin yaraydı hayatının gittikçe incelen teninde. Sana gelip susmak istiyordum lakin biliyordum; benim sessizliğim bile bozabilirdi senin sükunetini. Konuşmuyordun Ama ben duyuyordum............. Bir haykırışı gizlerdi ses tellerin Ve bir martıyı saçının dalgaları bir çingene ağlardı Bir imam ezan okurdu Yüreğin çatlardı, bir siren çalardı Susardın.... Öpmek isterdim, dudakların kanardı..... Örselendiği zaman hayallerin Bilirdin ki sen bir hayal tacirisin İflas eden Güncesi hesap defteri, bir hayal taciri Kazandıkça kaybetmeyi seven! İlişkilerinde ve dostluklarında paylaştığın hiçbir şeyi eşit bölüşmüyordun. Yetinme duygunu besleyen, giderek bölüşümlerini ve seni azaltan bir naiflik içindeydin. Gizliden gizliye biliyordun belki; senin kendinden verdiğin her şey, seni azaltırken, karşındakini daha güçlü kılıyordu sana karşı. Senin onlara verdiğin değerleri, anlamları kendileriymiş gibi kabulleniyorlardı. Onlar; senin, onlar için ürettiğin sıfat tamlamalarıyla övünürken, sen hiçbir sıfatla tamamlanamıyordun. Sen onlar için yalancı bir ayna olurken, onlar senin kırık parçalarını hunharca batırıyorlardı kuş tüyü tenine. Yaralarını gizliyordun. Sustukça, gizlerinden kan damlıyordu. Kendine sorduğun soruların vardı ama sen sorularını yanıtlarından yeni sorular üretebilmek için soruyordun. Küçüklü büyüklü soru işaretlerini birer heykelcik gibi biriktiriyordun yaşamının vitrininde. Lakin hem sorularından hem yanıtlarından korkuyordun. Kendine dokunuyor ama hissetmiyordun........ Sen; kendi yörüngesinde kaybolan bir yıldız Yaşamın; rüyasını kaybetmiş bir uyku Dişlenen dudakların ufak yarası; göz bebeklerin Sus! Konuştukça derinleşiyor gizlerin.... Korkma benden. Kendinden korkan hiçbir şeyden korkma. Soyun, bir tek gizlerin kalsın üstünde Parmak uçlarının sıcaklığı bir de Uzan yanıma uyu istersen Yakalarım uykundan firar eden düşlerini Ürkme benden Çünkü ben sana yeni hayaller getirmedim Kaçıyordum Gizlerinde saklanmak isteyen Yaralı aşkların firarisiydim Korkma benden; Ben hep yanlış teşhis edildim İçinin esrarını çözmeye değil Onu ellerinden içmeye geldim....... |
Hasret Geceleri Hasret geceleri gömülmüş karanlığa Yıldızlara dargın yorganına sarılır Ay Yine öyle eski haliyle Dudakları kırmızı Dökülür nameler buğday başaklarından Balıklar mendil tutar göz yaşlarına Ağaçlar boy verir meyve verir inada Bir de hasret türkülerini çalar radyolar Penceremi özler Bekler sarı güller Yollar düz yollar kıvrımlı Gündüz çiğnendiğinin yorgunluğunu atar Uzanır alabildiğince Hasret geceleri Hasret geceleri Sessiz kimsesiz yorgun Yürekleri çekingen Duymaz ıssız yatağında uzanan Irmağın sakinliğini Gözler kapalı gök kapalı Yer siyah Karanlık serin Hasret geceleri |
| Saat: 00:32 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık