![]() |
Geceler yıldız yıldız Geceler hain Geceler vefasız... İsyanım var diyorum, isyanım var Yâr diyorum, yâr! ! ! Tutup ellerinden getirmezler ki Lânet ediyorum gecelerden, lânet! ! ! Koynunda saklıdır zaten Yalnızlık, ihanet... Geceler hain, geceler insafsız Küsmüşüm kadere, küsmüşüm bir kere Dilimde yâr, başımda efkâr Dönüp duruyor içimde, hasret dolu cendere... Ne söylesem az gelir dostlar! ! ! Vefasız gecelere... yunus kulak |
ADIM SONBAHAR nasıl iş bu her yanına çiçek yağmış erik ağacının ışık içinde yüzüyor neresinden baksan gözlerin kamaşıroysa ben akşam olmuşum yapraklarım dökülüyor usul usul adım sonbahar Attila İLHAN |
çok soğuk bir yalandı; Gözlerin... öyle bir kaybolmuşum ki... karanlık ruhunda... kimsesizdim ya senin olmuşum birer birer... zaten bir siyahı sevmişim bir de seni... tutma ellerimi korkuyorum sussan sabaha dek ve senin olsam bu rüya bitmese hiç sıkı sıkı tutsam ellerini ve sevsen beni gerçekmişim gibi... Git... yalancı bir rüzgarım ben.. ruhum satılık; beş para etmez... sevme beni yalancı düşlerim var benim sahip olamadığım hayaller... ve sen... Gitmelisin... korkuyorum....tutma ellerimi... bırakamam sonra... tutma yüreğimi; sevemem seni,senin beni sevdiğin kadar... korkuyorum... avucuna aldığın eriyen bir kartanesiyim ben... ve nefesinle eriycem... Bırak beni... dokunma bana... ben sen değilim sende ben değilsin... sevme beni... yalanım ben... yalancıyım... ne seni sevmeye hakkım var, ne de düşlerine girmeye.. Gitmeliyim....Gitmelisin... Dedim ya yalancı bir kartanesiyim ben; Ve Nefesinle Ölücem... YALÇIN BOZ |
Tuz Ayarı Hep karlı doruklar göründü Burada kirli akşamlar arasından Bir telefonun ucunda oturdum Üşümüş sesini bekledim Evraklar ihanetler arasından Çakmamış çağlar arasından. Kanat çırptıkça esir kirpikler Yerini anımsayıp durdu gümüş yara Metropollerden içeri bir çarpıntı Haşhaş kapsülündeki hışırtı. Nasıl da kirlenmiş düşler denizinin kıyısı Burçlarında tutunamıyor rüzgar Kurnazın nezaketi mi, aptalın yürek temizliği mi? Hep o eksik şey, eksikliği tuzun eksikliği kadar şey. Arayıp da bulamazsan çıkıp gel Birlikte bakınalım yürek hurdalıklarında. isimsiz kıral |
utandım Bir hoş oldu dünya seni sevince Dilim tutuluyor daha görünce Ansızın karşı karşıya gelince Gözlerine bakacaktım .. Utandım. Hayalimden çıkmadı güzel yüzün . Aşk korku , aşk ümit, .bir tatlı hüzün Yanyana yürürken seninle bir gün , Ellerini tutacaktım...Utandım. Ümit ışığı vardı gözlerinde Biliyordum ki seviyordun sende Kaç kez , kaç kez karar verdiğim halde. Seni seviyorum diyecektim...Utandım. Yıllar geçti bugün yarın diyerek , Sevgilim seni daha çok severek Başımı avuçlarına vererek , Ağlamayı çok istedim..Utandım Ekrem Kemal Kırmacı |
kırılgan bir merdivenden iniyoruz sabaha esnek yüzlerimizde gecenin darılgan mimikleri kopup geldik nereden bilmem buraya önemi de yok hani varıyoruz işte çekirdeksiz bir sabaha aldık başımızı denize yürüdük düştük kalktık hayata yürüdük heybemizde karadut Marmara ve incecik kuzey şarabı damarlarımızda yürüyün arkadaşlar daha yürüyün! incelen bir çizgi var hayatımızda kırılgan bir merdivenden iniyoruz sabaha sonbaharın ihtiyar yaprakları saçılan antik bir kolye gibi dağılmış yollara biz sevdaya alternatif tanrı'larla büyüdük çok düşündük günahı ayıbı kadını kopup geldik nereden bilmem buraya önemi de yok yürüyoruz işte alabildiğine lirik maviliklere bütün aşağı renklerden yükselip sabaha mustafa gökhan tosun |
yaşanmaz bir daha yaşanmış olan beraberlikler gölgeler ve konuşmalar asılı kalır hava boşluklarında izlerimiz azalır anılar silinir biz kayboluruz zaman geçer hakkımızda masallaşır her şey birkaç sayfalık kitaplarda birkaç satırda hiç olur unutuluruz… belki bir yerlerde bir halı üstünde bulutlarda belki şu meşhur çaydanlık dünyasında belki birbirimizden iki üç metre ötede bir otobüsün içinde karşılıklı caddelerde alış veriş merkezlerinde başka başka reyonlarda göz göze gelir karşılaşırsak….ya da bir kaç metre ötede aynı mezarlıkta aramızda bir iki komşu kuzu kuzu yatıyor olursak… necmi dayan |
canımsın Bu deli bedende, bu deli kan aktıkça Akan her damlam seni haykırdıkça Sen bende hep var olacaksın Canımsın canım kalacaksın Sakın bırakıp gitmeye kalkma Dedim ya canımsın, canımı benden alma... Ayşe Tarhanlı |
SONUM OLURSUN Ölümsüz bir aşkla bağlıyım sana Terk edip gidersen sonum olursun Bir ömür adadım bu aşk uğruna Ayrılıp gidersen sonum olursun Yıkıldım kahroldum hayat yolunda Yeniden can buldum senin yanında Aşkıma elveda dediğin anda İnan ki sevgilim sonum olursun Hayatın anlamı senmişsin meğer Neyleyim dünyayı sen yoksan eğer Yırtılsın takvimler dursun saatler Gittiğin anda bil sonum olursun |
Nisan Sabahı Bir sabah uyandım gözlerim nemli Ellerim kararmış içim alemli O zalim bir mektup bırakıp terketti beni Yine yalnız kaldım nisan sabahı Hüseyin Şimşek |
Yolum düştü evinizin önünden geçtim, Eviniz yoktu, kiraz ağacınız yoktu, Tahtadan yapılmış çift kapılı, Gıcırdayan bahçe kapınız yoktu Bana hep sevgiyle yaklaşan annen yoktu Yoktular işte Sığırcıklar, Serçeler, Güvercinler konacak dal bulamamışlar dı onlar da yoktu. Mektuplarımızı taşıyan kepçe kulaklı çocuk büyümüş Öğretmen olup Eskişehir'e taşınmış Evinizin yerine 5 katlı apartman dikilmiş Kiraz ağacının yerine asfalt dökülmüş Vay be vay ki vay vay Şöyle bir bakıyorum da geçmişimize Şu an ile kıyaslıyorum O günler paramız vardı iyi kötü cebimizde Ama tüketeceğimiz mallar hep karaborsaydı Yağ kuyruklarında, tüp kuyruklarında Ellerimiz de para yerine geçen karnelerle sıralarda beklerken tanışmıştık seninle Yüreğimi yakan bir bakış kondurmuştun gözlerimin taaa içine hatırlarmısın? Her bakışında utangaç Kazım'ı kızartırdın Utanırdım sen bakarken, gözlerimi gözlerinden kaçırırdım Ama sen, sen güzelim Beni ayarlamayı kafana koymuştun Çok cilveler yapıyor, Beni tam kalbimin ortasından vuruyordun. Daha ne kadar utanacaktım ki Artık senin yanında çok rahattım Mahallemin en güzel kızlarından biriydin Buğday tenin,güneş sarısı saçların Toprak rengi gözlerin vardı. Onlar artık sadece benim di. Uzun zaman havadan sudan bahsederek geçti günlerimiz. Baktın benden teklif çıkmayacak Eeee dedin ne olacak bu halimiz Yaşlarımız daha 15-16 lardaydı be gülüm Daha orta sonlardaydık, Aşk'tan meşk'ten ne anlardık. Başımızda kavak yelleri esiyordu. Bir gün hiç unutmam, Beni okuluna çağırdın,sınıfından ders ortasında izin alıp koridorda benimle buluşmuştun. O gün dudağıma ateşli bir öpücük kondurmuştun. Hayatımda ilk defa bana güzel bir duygu yaşatmış, beni çok mutlu etmiş ve ayaklarımı yerden kesmiştin. Bu durum gizli yerlerde sık sık ve uzun süre devam etmişti ikimizde hayatımızdan memnunduk. Fakat bir gün; Bizden yaşça büyük sarışın bir delikanlı o gün, çok dikkatimi çekmişti Yanımda bakışırlarken gözlerini yakaladım Allah için benden de yakışıklı bir delikanlıydı Nereden bilirdim o aşuftenin o delikanlıyı kıskandırmak için Beni kullandığını. Hiç bir şey demeden uzaklaşıp gittim o ihanet ortamından Hala beni sevdiğini söylüyordu karşılaştığımızda utanmadan, Beni kıskandırmak için yaptığını söylüyordu durmadan, Bu olayı bana o gün en candan arkadaşı anlatmıştı zaten iyi ki bitirmiştim, iyi ki fark etmiştim ona fazla bağlanmadan. 30 yıl sonra o mahalle de dün onunla karşılaştım, Ayak üstü bir merhabalaştık, abisini ziyarete gelmiş, iki tane çocuğu varmış biri kız biri erkek Acelesi de vardı zaten kocam şimdi gelir diyordu, Huzursuz du, konuşmayı çok istiyordu, bir gören olur diye de çok korkuyor du Zaman ne kadar da çabuk geçmişti 30 yıl birbirimizden çok şeyler götürmüştü Kadının eski güzelliğinden eser kalmamış, gözlerinin önü çökmüş, sazlarına beyazlar düşmüştü. Cep telefonunu verdi, benim cebimi aldı, Ben müsait olunca seni ararım o eski günlerimizi yad ederiz dedi, Kırmadım aldım telefonunu ayrıldık. Telefon numarasını yırttım attım Telefon numaramı değiştirdim görüşmemek için Çünkü o evli bir kadın dı Tekrar başlamak, yuva yıkmak bana yakışmaz dı, Of of yine eski duygularım uyandı, iyi veya kötü günler yaşandı, Bazen fırtınalar esti yüreğimde, Bazen se süt liman dı Ne geldiyse başıma zaten aşırı duygusallıktan geldi. Ama yaşananlar yaşandı Yaşta zaten 47 ye dayandı. Ama bende öyle bir kalp var ki yaş hala onaltılardaydı Hayatım sanki hala ikinci baharındaydı Baktıkça söyle bir geriye Yaşanan çok güzel, çok acı anılarım kaldı. kazım doğan |
Geceleri hep seni hep seni düşünüyorum, Yalnız ve çaresiz başımla hayallerim geliyor gözlerimin önüne, Seni düşünüşümde her yaktığım sigaranın sonunda, Sen gelecekmişin gibi oluyor, Benliğimde bir yara saklı kendi kendimi avutup sabahı yapıyorum, Olacak gibi olmayacağını anladığımda bir köşeye çekilip, Yalnız seni düşünüp sessizce döküyorum gözyaşlarımı karanlığa, Herşeyim kaderim seni ve aşkı bekliyorum, Umudu ümitleri senin gelişini bekliyorum özge ünal |
Gözlerime bak! .. Göreceksin içimdeki seni.. Göreceksin birdamla umut için Terkedilen dünleri... Ağlıyorsam dokunma! Islanmasın yüreğin.. Dağılmasın yüzümdeki çiseler... Kimbilir kaç yağmur daha Üşüyecek bu beden Ve kırılacak filizlenen ümitler... Bak.. İyice bak gözlerime, Bulduğunda kendini çekinme, Kopar git karanlığımdan, Düşmesin yanlızlığımın gölgesi üstüne.. Giderken gönlümü al, Biraz olsun bana da bırak, Gülümseyen aydınlığından... Ağlamalıyım.. Doya doya.. Yıllanmış anılarımı, sancılarımı, Sana ve aşka dair ne varsa, Koyup cebime herşeyimi, Suskun bir deniz seferinde Atmalıyım balıklara... Gözlerime bak..Son kez.. Göreceksin.. Anılarda sen, Sende ilkbahar, Ve gözbebeğinde kaybolmuş, Yorgun, hiçliğiyle bir ben.... nihal abdal |
SEN Çalan sazımın mızrabında Anlamsız sözlerimin sonunda Üşüyen bedenimin terinde Gözlerim kapanıyor Sensiz yarınlara... BEN Seni seviyorum Dokundun yüreğime acıdı. Vaktin ölümünde Yaşatmaya çalıştığım ne idi. Kıyamadım ki zamana Yoksa çoktan giderdi. SEN Uçsuz bucaksız Güneşi doğmayan. Sabahı olmayan, Akşamcı kahvem. Gülümse hayata. BEN Suçluyum senle Suçsuz olsam da sensiz Orkinos balıkları gibi Çırpınıyorum yine. Batmamak için debelensem de... dilek hokkaömüroğlu |
Gitme... Yüksünürüm Yüreğimde bir parça bulut Avucumda biriken kan damlacıkları Gözpınarlarım çağlayan Gitme... Serde zerdali bakışın Sevmen yangın yeri Her tetik üşürüm yokluğunda Gitme... Tefsiri yapılan aşkın arzında Diz çöktüm bir şovalye sükutunda Kutsa beni Süprüntü imgelerin gel-gitinde Biriken sevdamın vurgunu Yüreğimin sahil şeridinde Gitme... Üşür düşlerim Kıyıya vurulur her zerre Faili sevdalar boy vermez Taranmaz sicim acılar Gitme... Yalandan dünya kıvranır Böğrüme acı çöreklenir Acı kahve tadından bölünür arzular Birileri asılır günah tohumu karasına Gittin... Esir düştüm sabıkalı bakışlara Kartvizitimde mühürlendi Müebbet bir aşkın mahkumu izdüşümü Giden... vuslata döndürmez yüzünü Kalan...sürgün olur hayaline Musa BİLİK Meral BOZOKALFA |
TÜKENDİM göklerde feryad ediyor biten sevdaya üzülsekte geri gelmez bosa aglama belki hayalimdesin sen belki yollarindayim ben istesende sana gelmem cünkü haramsin bana sen uzansan tutamazsin arasan bulamazsin ne faydasi var artik karalar baglayamazsin belki pismansin sevsende silada yansanda uzaktasin AMA ŞU BiR GERCEK NE YERiNi BASKASI ALIR NEDE BUNA iZiN VERiR KALBiM! ! ! CÜNKÜ KALBiM ASKINA SADIK GiTTiN AMA HiC BiTMEDiN... damarlarima kadar yerlesmisken sen askimi yalanla vuran katilken yinede ASIKTIM sana ben oysa karanliklara bile aldirmiyorken yüreginin isigini esirgedin benden senden ask istedim sevgi istedim sev istedim beni terket aski hapset demedim ama sen gittin durmadan gittin yalana dolana sahteye gittin bense caresiz yalnizligi sevdim sanmaki icimdeki kivilcim bitti sadece sonsuzluga hapsedildi sonsuzluk beni sana baglayan o derin bakisli gözlerindi NE ASKA KALDI CESARETiM NE SEVDANA KALDI ESARETiM ESiRiN BELKi KÖLENDiM AMA SONUNDA BENDE TÜKENDiM! ! ! KARDELEN GÜLCEMAL |
Sakarya Türküsü İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! .. Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal. Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan. Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna; Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler. Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz; Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz! Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! .. (1949) |
Oğlum ‘Bize şiir yazmadın mı baba’ dedi oğlum yüreğim satırlara sığar mı oğlum ‘bize şiir yazmadın mı baba’ dedi oğlum sizi yazmaya sözcükler yeter mi oğlum. Ben ağlayamam,gülemem;çünkü babayım tüm duyguları hapsederim yüreğime oğlum kuşak farkıdır,yaş farkıdır tüm haksızlıklarım bir gün sen de yaşarsın,bilirim oğlum. Senin canın yandığında,benim yüreğim yanar hangi acı büyüktür bilemem oğlum, her gülüşünde,yüreğimde güvercinler uçar, sevincim üşür diye,havaya salamam oğlum. Ne sevgiler yaşadım içimde,yazdım anlatamadım onun içindir size korkudan yazamadım oğlum. Yaşamak mı güzeldir,yazmak mı?Hala bulamadım. Baba derken gözüme bak..anlarsın oğlum. Bilsem ki sevgi anlatılır,dizelerim bitmez bir değil,binlerce şiir yazardım oğlum bilirim sevgiyi anlatmaya dizeler yetmez. Yetseydi şiirler çoktan biterdi oğlum. Ne babalar,ne oğullar göçtü dünyadan sevgiler toprağa sığmıyor oğlum, sevgi öyle bir duygudur, vermiştir yaradan dağı deler,çöller aşar kimse göremez oğlum. Sevgi dediğin bazen kar olur yağar. Üşütür seni,kar soğuktur oğlum. Erir,su olur toprağa hayat katar, sen baharı gör,sellere bakma oğlum. Dursun Yüksek |
Bana Evet Der misin Yanmadı mı bedenin daha Haydi yakalım tüm dünyayı Seviselim son kez bahar görecek gibi Evet der misin Esmedi mi rüzgarlar teninde deli deli Haydi estirelim mi rüzgarları Katarak tüm yıldızları kollarına Seviselim mi geceyi aydınlatarak Bana evet der misin Okumadın mı sevdamızı bir masalda Dokunmadın mı sevişmelerimize bir sevdalı şiirde Büyütmedin mi sevdamızı efsanelerin sonsuzluğunda haydi mavi katalım sevdamıza haydi ay ışığı ekleyelim şarkımıza haydi yok edelim ne varsa yaratılmış bir sevda kalsın ardımızda: bir bizim sevdamız kalsın bana evet der misin Gassan Satar |
UNUTLMAKTAN GELİYORUM Karın ağrılarıma basarak tuzu Tozlu yollara sürüyorum ayaklarımı Gözümün birinde toz ağrısı Diğerinde ayrılık ıslaklığı Nereye dönsem kaostayım Bir fırtına katmış beni önüne Üzerime örtünmüş karanlık uykularım Biraz sürgün, birazda firardayım Yollar ayaklarımın altına mıhlanmış Ne kadar gitsem de aynı yerdeyim İstikameti pusulasız ben Bir ceylan gibi boynumdan vurulmaktayım Dört tarafım avcı, Dört tarafım umut taciri Yaslasam sırtımı hançerin ağzında, Dönsem yüzümü namlunun ucundayım Sorma halimi Unutulmaktan geliyorum... SEMİH HAN |
Denizdeki Kent / The City İn The Sea Bak! ölüm kendine bir taht kurdu Loş batının aşağılarına doğru Yapayalnız uzanan tuhaf bir şehirde, İyinin, kötünün, en kötünün ve en iyinin bir de Ebedi ve ezeli uykularına vardıkları yerde. Bize ait hiç bir şeye benzemezler Oradaki mabetler, saraylar ve kuleler. (Zamanın kemirdiği kuleler ki titremezler) Etraflarında, kasvetli sular, Yükseltici rüzgarlarca unutulmuş, boyun Eğmiş uzanırlar altında göğün. Kutsal göklerden, uzun süren Gecesine ışık dökülmez o şehrin; Fakat korkunç denizden gelen nur Sessizce kulelere vurur - Aydınlatır bina doruklarını uzak ve özgür, Kubbeleri, kule külahlarını, krali koridorları Mabetçikleri, babilvari duvarları Yontma sarmaşıkların ve taştan çiçeklerin Çoktan unutulmuş belirsiz çardaklarını Viyola, menekşe ve asmaları bir birine dolanmış Frizlerle çelenklenmiş Bir çok harikulade tapınakları. Kasvetli sular eğip boyun Uzanırlar altında göğün. Kuleler ve gölgeler öyle karışmışlar ki orada Hepsi asılı gibi görünürler havada, Mağrur bir kulesinden şehrin Ölüm aşağı bakarken devcileyin. Orada açık mabetler ve aralanmış mezarlar Işıldayan dalgaların seviyesince doluyorlar; Fakat ne elmas gözlerinde yatan Zenginlikler oradaki her bir putun - Ne o göz alıcı mücevherleriyle ölü Kandırıp yataklarından çeviriyor suyu; Bu camdan ıssızlık boyunca, yazık! Yok çünkü bükülen tek dalgacık - Tek kabartı yok rüzgarların çok uzak daha şen Bir deniz üzerinde olabileceğini söyleyen - Yok korkunçluğu daha az dingin denizlerde Rüzgarlar olduğunu ima eden tek yükselme. Fakat bak, havada bir kıpırtı! Bir dalga var orada, bir çalkantı! Bellibelirsiz gömülerek duygusuz gel-gite, Kuleler bir yana atılıyorlar adeta- Uçlarına saydam tabakalı gökler içinde Sanki hafifçe bir boşluk verilmişcesine. Dalgalar şimdi daha kızıl bir kor gibi parlıyorlar - Saatler donuk ve zayıf soluyorlar - Dünyevi acılar arasında değil de, vakti geldiğinde, Aşağıya, bu şehir aşağıya çökeldiğinde, Cehennem, bin tane tahttan ayağa kalkarak, Saygı ile onu selamlayacak. Dr. Osman TUĞLU Edgar Allan Poe Helen'e Helen, senin adın Eskinin Nicean yelkenlileri gibidir, benim için Usulca, kokulu denizin üzerinden O yol yorgunu gezgini taşır Kıyısına kendi memleketinin Gezmeyi özler yapayalnız denizlerin üstünde Yunanlı yüzün, sümbül saçların Senin havaların getirmişti beni eve Yunanistanın görkemine ve Roma yüceliğine. İşte, oradaki pırıltılı pencere nişinde Nasıl da bir heykel gibi, görürüm dineldiği Ah, Pysche, kutlu topraklar olan bölgelerden Akik lamba elinde. Edgar Allan Poe |
Sinsi hüzün! kürd-i hicaz bir şarkıdan yayılan zamansız bir gül toğrağın böler uykusunu el değmemiş bohçasında Leyla'nın işte böyle güzel sevdikçe aşıyor kendini Leyla nice harlanır içi mecnundur yanan ve yakaran gün ve sabahlara kadar kalmalar dünyada sevildikçe aşıyor kendini Leyla işte böyle güzel güneşe yaslanmış bakıyor esmerlik dağıtan çöl artık kana kana içmeli bu seraptan mecnun artık yeniden bir mısra: Leyla işte böyle güzel merve betül özsoy |
Her nefeste içime çektiğim Ciğerlerimi dolduran Hava mısın? Çok havalanma Havan batsın.... Aldığım nefes kadar, Anlamsızsın. Sen ciğerimi zehirleyen Sigaramda dumansın.... Bir gün canımı Alacaksın.... Beni aldığım havadan kurtaracaksın..... seda ahmet |
SENİ SEVİYORUM… Seni Seviyorum; Çiçeğin güneşi sevdiği gibi… Nasıl sever çiçek güneşi? Her baktığı yerde onu arar, Güneş batarken o da batar. O da eğer ince boynunu… Güneşle doğar, güneşle batar. İşte; ben de öyleyim… Seni Seviyorum; Martının denizi sevdiği gibi… Nasıl sever martı denizi? Büyük bir tutkuyla… Aynı, benim seni tutkuyla sevdiğim gibi… Okyanusa bağlı, aşkını haykırıyor O yüksek, tiz sesiyle… İşte; ben de öyleyim… Seni Seviyorum; Kurak toprağın suyu sevdiği gibi… Nasıl sever kuru toprak bir parçacık suyu? Ona muhtaçtır, onsuz olamaz… Ona hasret kalmış… Bir damla suya… Yalvarır her anında, Allah’a; ‘Ne olur yağdır bir damlacık yağmur…’ İşte; ben de muhtacım böyle sana… İşte; ben de öyleyim… Seni Seviyorum |
Gündüzümde ben gecemde sen varsın Hiç birşeyi görmez gözlerim nereye baksam Yatağımda yastığımda düşlerimde sen Nasıl unuturum seni yaşamımda bedenimde Dolaşan kanımda aldığım nefeste içtiğim suda Uzaklara dalan gözlerimde yine sen varsın Her geçen günümde bir sen birde ben fahreddin çankaya |
Yanar gelirim sana Gökten yağan yağmur olur Güneş ile çiceğe ışık olur El ile kalbe giden yol olur Kalkar gelirim sana Gözden akan yaş olur Dudaktan çıkan söz olur Can'a giden kan olur Akar gelirim sana Ay ışığına bakan göz olur Açan kan kırmızı gül olur Senin sevdanla yanan alev olur Yanar gelirim sana Gülistan Eryörük |
O BENİ HİÇ SEVMEDİ ANNE Selamlar indirdiğim Karadeniz’den Karaman üstüne. Sevdalar düşürmediğim,yüreğim yaramın üstüne. Anne bir şeyler söylesene, O beni hiç sevmedi. Düşümde yer koymamıştı o sana. İnsan bu kadar mı yanar, Bu kadar mı yakın olur, Ve insan bu kadar mı uzak kalır insana. Anne anlasana. O beni hiç sevmedi. Gözlerinde deniz bulduğum, Gözlerine vurulduğum. Gözlerinde durulduğum. Yabana bakar da kırıldığım. Sevdalandığım. Darıldığım, Nefes gibi sarıldığım, Anne o beni hiç sevmedi. Dudaklarının bir kenarı İstanbul kokardı. Erciyes dağı gibiydi,kar vardı saçlarında. Manavgat gibi bakardı. Soğuktu hasreti,Şubat ayazında yakardı Nefesimle çekerdim içime, Damarımda o akardı. Falımda o, Düşümde o, Fikrimde o, Nereye gitsem karşıma o çıkardı. O beni hiç sevmedi anne Senin kadar sevdim anne, Yüreğin kadar sevdim , Hüsnü Yusuf çiçeklerini sevdiğin kadar hem de. Sevebildiğim kadar sevdim. Sevdasız küçük bir nokta, Severken koca bir devdim. O beni hiç sevmedi anne Yüreğimi sıkıştırdım Kenarı yakılmış mektuplarla zarflara. Posta çuvallarındaydım. Adını yazdıkça kumlara Adını silen Akdeniz’le boğuşmaktaydım. Her mevsim umutlar ektim saksılarıma. Kimisi papatya oldu kimisi menekşe. Umutlarla merhaba dedim sabahlarıma. Gülüşüme çiçeklerim oldu gerekçe. Adam gibi sevdim anne. Hem de erkekçe. O beni hiç sevmedi. O beni hiç sevmedi Anne. Adını andığımda dudaklarımın çatladığı yar, O hiç gidemediğim, Ulaşamadığım diyar. Benim bu diyar için kan dökesim var Anlasana annee O beni ,o beni hiç sevmedi anne... İbrahim ŞAŞMA |
Bu kentte böylesine hergün başlıyor hayat Sanki hiç yaşanmamış hiç gidilmemiş gibi Kalabalık doyumsuz telaşlı bir berhayat Sahte kalpler koşuyor kentim sen affet beni Hızlanan arzular var sonu hırs sonu acı Kalmadı insanların içinde sağbeğeni İçimde benden başka yoktu acıtan sancı Sessizlik çok kutsaldı kentim sen affet beni Kirlendi o sessizlik ürker oldum kendimden Gözlerim bana ait arıyorum gideni İkinci benliğimle yaşıyorum yeniden Peşinden geldiğimsin kentim sen affet beni Çünkü sende gökyüzü ve düş ağaçlarım var Sevgi inanç umut yok sevmiyorsun düşeni Herşey satılık burda herşey fiyat ve de kâr Yürekler arıyorum kentim sen affet beni Öğrendiğim şey susup arkama baktığımda Ömrümüze yapıştın kabullendim gerçeği Senle yaşamam lazım her nefes aldığımda Yârime benziyorsun kentim sen affet beni Sana aşığım ben de, acı çekmeme rağmen Yıkımdan varoluştan alıyorum sevgini Cam kırık, batar ama acıtmıyor tamamen Izdırap çekiyorsun kentim sen affet beni Kulak ver öfkelenme özlem çektiğim her şey! Düşün seni terk edip neler yitirdiğini Boyun eğme yargıla bu yüzünün sesi..hey! Daha fazla tükenme kentim sen affet ben nihal mirdoğan |
SEN GİTTİN HERŞEY GİTTİ sen gittin herşey gitti sevinçler mutluluklar hayaller artık herşey sıradan herşey basit bende seni sevmekten hiç korkmadım sevgilim artık sadece huzur diliyorum kendim için fazlada kalamıcam buralarda gün sayıyorum kimseyide sevemiyorum senden sonra sevmekte istemiyorum sadece seni gün geçtikçe daha çok özlüyorum daha fazla özlüyorum bazı anlar vardırya,ya vardır ya yoktur göremessin karanlıkta ahh çarparsın duvarlara ama yinede yürürsün bir sonraki adımın boşluk olsa bile gözlerine bakmaktan hiç korkmadım sevgilim ama yinede yürürsün bir sonraki adımın boşluk olsa bile gözlerine bakmaktan hiç korkmadım sevgilim sen gittin herşey gitti sevinçler mutluluklar hayaller artık herşey sıradan herşey basit bende seni sevmekten hiç korkmadım sevgilim Bazı anlar vardır ya, ya vardır ya yoktur yoksun! Göremessin karanlıkta ahh çarparsın duvarlara körüm! Ama yinede yürürsün bir sonraki adımın boşluk olsa bile belki yetişirim! Gözlerine bakmaktan hiç korkmadım sevgilim pişman değilim! |
Yine sen aklıma geldin bu akşam. Çok zaman oldu senli akşamlardan yoksunum. Mırıldanıyorum kendi kendime 'sevgi güzel kelime sevmek falan,sevilmek güzel' diyorum. Bir çoşku kaplıyor içimi ağrılarımı unutuyorum çocuklar gibi seviniyorum. Yine mırıldanıyorum 'Sen zor kadınsın zorun en kabadayısı hemde, narinsin,alınırsın öyle her şeyi sevmezsin ciddiliğini de seviyorum, deliliğini de seviyorum sana ait olan herşeyi seviyorum' Seni herkes taşıyamaz bunu biliyorum. Sonra boynum bükük sonra kalbim kırık bileğim çoktan yenik adam olmayan birşeyim ben; adını sen koy. Seni düşünmek yetiyor buraya kadar el atamam daha ötesine böyle operasyonları beceremem benim koyduğum noktalar kolay silinmez. Ben seni taşırım ama ne işe yarar daha sevdiğimi bile söyleyemedikten sonra. Silinmez noktalarımı koyun sürüsü gibi çoğalttıktan sonra, hayatımın her evresinde gürbüz öztürk |
Sen gençliğini yaşadın, Elele yürüdün bu sokaklar da, Bahçe demirlerine yaslandın, Meraklı komşulara inat, Loş ışıklı kuytularda koklaştın, Titrek yürekli o kızla.. Hatırlasana, Ayakları yere değmezdi, Sana koşarken... Bir kırmızı karanfi, Takmıştın kulak arkasına, Saçları karanfi kokmuştu aylarca... Titrerdi elleri, kızarırdı gül yanakları, Buğulanırdı, o bakmaya doyamadığın, Badem gözleri... Hatırlasana... Sen gençliğini bırakıp o sokaklarda, Olgunlaşmamış duygularla, Olgunlar arasına kattın kendini, O titrek yürekli kızı, Gözleri yollarda beklettin, Selamsız geçip gittin sokağından, Unuttun parfüm kokulu tenlerde, Olgunluğu yaşarken... Şimdi bu şehir de, Deli divane dolanıyorsan, Yitik sevdana ağıtlar yakıyorsan, Suç sende... Onun gibi sevebilseydin, Badem gözlerindeki, Sensizlik acısını görebilseydin, Terketmezdi sevda seni... Avuçlarına kuru bir karanfil, Ve loş sokaklardaki anıları...bırakmazdı. Şaşkın, bakakaldın arkasından, Elveda derken, Yutkunamadın, Pişmanım diyemedin. Ne suçu var şehirlerin, Suç sen de... Bir gün bekleyenin, Beklemekten usanıp, Sensizliğe alışacağını Düşünemedin... Düşünemedin... selma güneş |
http://www.edebiyatogretmeni.net/foretssmall2.gif GİT Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle, Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle. Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar, Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar, Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar. Hadi git, benden sana dilediğince izin, Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin. Kahrımın nedenini söylesem irkilirler; Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler. Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın; Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın. Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak, Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak! Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez, Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez. Her darbene tehammül edecektir bedenim, Gururum mani olur perişanıma benim. Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne? Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine. Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka, Sana gül bahçesini kim açar benden başka! Hercai arılara meyhanedir çiçekler, Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler! Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin, Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin. Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet, Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et! Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan! Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan! Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm, Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm. Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum; Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum. Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit, Günahıma girmeden, katilim olmadan git! CEMAL SÜREYYA http://www.edebiyatogretmeni.net/resim_6.jpg YAŞAMAYA DAİR Yaşamak şakaya gelmez büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani bütün işin gücün yaşamak olacak. Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından. Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, yani, beyaz masadan, bir daha kalkmamak ihtimali de var. Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz en son ajans haberlerini. Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için, diyelim ki, cephedeyiz. Daha orda ilk hücumda, daha o gün yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. Diyelim ki hapisteyiz, yaşımız da elliye yakın, daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız, insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla yani, duvarın ardındaki dışarıyla. Yani, nasıl ve nerede olursak olalım hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak... 1948 3 Bu dünya soğuyacak, yıldızların arasında bir yıldız, hem de en ufacıklarından, mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, yani bu koskocaman dünyamız. Bu dünya soğuyacak günün birinde, hatta bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil, boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. Şimdiden çekilecek acısı bunun, duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya "Yaşadım" diyebilmen için... NAZIM HİKMET |
seni senle anlatmak mümkün çiçeklerden,ağaçlardan medet umdum,olmadı ay,güneş,yıldızlar kifayetsiz seni senle anlatmak mümkün var olanların en güzeli evrende sana benzetilmeyi hak eden yok nasıl anlatılabilir,gözlerindeki sonsuzluk duygusu nasıl anlatılabilir gülüşü çiçek özlüm gülüşünde çiçeklerin kokusu nasıl anlatılabilir teninin dokusu sesinin tınısında çağlayanlar akarken gülüşünde yüzüşümü anlatsam kim inanır süzülüp yürüyüşüne gözlerimi banarken beynimdeki müziği dinletsem kim inanır seni senle anlatmak mümkün kalpten daha derinde izdüşümün algılarımın radar merkezindesin gündüzümün rengi,gecemin süsü en nadide parçasısın düşümün ismet hayri |
Firavun Sarhoşluğu savrulur… kum fırtınası düşünceler babilin semalarına doğru. güç… tutkuları kamçılar çılgınlık firavun sarhoşluğu kara dumanlarda kazanılmış kanlı zafer. yapmacık duruyor kırmızı kutularda prinç metal. siyah altına yeşil kâğıt lejyoner. hannibal… yüzüğünde zehir taşırmış meğer içebilir misin şiddeti? viski şişesi değil ki bu tövbekâr… yalanların üzerinde kir ve pas vahşet yenilgi çöküş acımasız ihtiras, zorbalığın keskin şehveti soluk benizli adamdan miras… Fatih Yavuz Çiçek |
Üşüyen yüreğimizdi,bedenlerimiz değil... Üşüyen yüreğimizdi,bedenlerimiz değil Yoksunduk bir yudum sevgiden Ve tamamlayıcı yarım değildin sen Aksine her geçen gün eksilten... Tutamadım ellerini sevgi dolu Zaten sende hiç uzatmadın Ve ben dokunamadım yüreğine defalarca denesem de Yolunda gitmeyen hayat değildi;bizdik Oysa hiç 'BİZ'olamadık seninle İki yabancıydık adını aşk koymak istedik gereksizce Şimdi beklenen sondayız işte Etkisiz elemanı oynadık birbirimizin hayat kümesinde Nasıl ki sıfırın yanına başka bir rakam gelmeyince Yaramıyorsa işe İkimizde sıfırdık anlam kazanamadık böylece Hiç bir şey katamıcakken birbirimize Ve zıt kutuplardayken düşüncelerimiz bile Yine de adım attık gelecek diye Üşüyen yüreğimizdi;bedenlerimiz değil Ve fazlalıktık birbirimize eksiklik değil.... Gülseri CANSEVER... |
http://www.hikayeler.net/hikayeresim/010.jpg Ömrüm Canım Senin Olsun Ömür her an imtihanla geçiyor. Acılarsa yaşanmakla bitmiyor. Sevdiğinde yüreğinde ki yara, Onsuzlukta kapanmak bilmiyor. Ağlama yavrum ağlama artık. Bir gün seninde yüzün gülecek, Hüzünler geride, solmayan sayfalar, Hep sen de yeşerecek. Aşk bu, sevda bu, hayat buysa eğer, Çekilen çilelerle ne yapayım baharı, yazı. Gönlümde isyan kol gezerken, İstemem kışı, hâzanı. Dilimde feryat, figan ederse, Yokluğunla geçen ömre yazık değil mi. Ellerim seni bu kadar özlerken, Gecelerde kalan yalnızlığa, günah değil mi. Can da canan da sensin gönlümde, Coşup gelsen bahar seli gibi yüreğime, Aksan ruhuma, dolsan sevdanla bedenime, Pınar gibi çağlasan, o güzel sesinle, Şiirler okusan hiç bitmese dizelerde. Şarkılar söylesen bakıp gözlerimin içine, Aşk biter mi sevgi söner mi söylesene, Söyle bebeğim, aşkımızın şarkısını hep söyle. Esen yel, kavak yeli olmasın başında, Rüzgarların söylediği türküler kalsın sazında. Ağıt yakma artık aşk süslesin şarkılarımızı, Sevda yaksın, hasret bitirsin bizde ki ahı, Doğ gönlüme yeniden, gökyüzündeki ay gibi, Sil hatıraları at bir kenara, öylece gel bana. Seni seven bu yürek, hep aşık sana, Ömrüm, canım senin olsun yeter ki gel bana. Menekşe Gülay |
Yeter Ki Gel Üzülme her hafta gelemem diye Haftada olmazsa ayda gel canım. Üçyüzaltmışbeşi böl onikiye Sırala otuzu say da gel canım. Bekletme geciken müddet ziyandır Güzel kin, öfke, hiddet ziyandır Varsa gurur, kibir, şiddet ziyandır Onları orada koy da gel canım. Kitap aşak, masal der, yıkar bırakmaz ? Akıl "tedbir al" der çöker bırakmaz Korku "gitme kal" der çeker bırakmaz Sen gönül sözüne uy da gel canım. Yazı, güzü, kışı bahar zamanı Yaşadın bilirsin ki her zamanı Dinle rüzgarları seher zamanı Uzaktan sesimi duy da gel canım. |
Şimdi Akın etti şehre, köyü, bucağı, Yaylalar, obalar bitiyor şimdi. Almıyor, kentlerin doldu kucağı, Geleni kenara itiyor şimdi. Heryerde aynıdır hayatın zoru, Anladı şehirde atınca turu, Anası yollamış unu, bulguru, Köyünden geleni yutuyor şimdi. Kahvede geçiyor günü yarısı, Öğleyi bulmadan kalkmaz karısı, Şehirli ya, mühim değil gerisi, Böbürlenip çalım satıyor şimdi. Tavukta, çullukta kalmış hevesi, Getirdi balkona kurdu kümesi, Şehire ayarlı horozun sesi, Aklına estikçe ötüyor şimdi. Çayırın, harmanın epey uzağı, Bodrumda, inekle yatar buzağı, Doldurur sobaya, yakar tezeği, Doğal gazdan güzel tütüyor şimdi. Oğlunun yolları, yolun sapası, Kulakta sallanır altın küpesi, Bağırır kızına, atmış tepesi, Önüne gelene çatıyor şimdi. Doğduğu köyünü gözü tutmadı, Şehirde kalmaya gücü yetmedi, Rasim'in denecek sözü bitmedi, Bu günlük bu kadar yetiyor şimdi. isimsiz kral |
Kayı Aşklar... Yakınlaştıkça uzaklaşıyordun aslında, En çok derin çizikli yaralardan ağladım.. Bitmez gibi duran şu ayrılık faslında, Kalbimi artık ağır hüzünlere bağladım.. Aynalarda artık eskilerden kalan bir giz, Gittiğin yerlerde yüzler maskesiz değil.. İçeride kalır acıyla yontulan soğuk iz, Yalancı aşklar çabuk biter bunu böyle bil.. Alıntıdır... |
batarken ufukta bir akşam güneşi bırakıp gitmiştin beni sen sevgilim yıllar yılı oldu hala dönmedin geri ne olur dön bana bak batıyor yine akşam güneşi akşam güneşi aşkımı dillerde, gözümü yollarda kimsesiz bıraktın şu gurbet ellerde sanki kara bulut seni saklıyor benden ne olur, ne olur, dön bana yine gölgelendi akşam güneşi akşam güneşi |
Zeytin karası saçında,mehtap geceyi parlatır, Mavi bakışlar sunar, mevsim getiren gözleri, Duygularda dans eder, göktendir ince sözleri, Rüyalarda ellerimi tutar ak yüreğinin sevgisi, Çöllere düşsem, o mecnun olur sergüzeştime, Rüzgârında aşkını serper, kucaklar benliğimi, Yağmur ruhunu buluta verip, ıslatır güllerimi, Can alır kalbimin sesi, nağmeli arzularıyla, Hayalini okutan kitapla, alırım geleceğimi. çiğdem çakır |
Zincirlere vuruldu o tatlı hülyalar banum kokardı mevsimlerinde rüzgarlar şimdi bir köşeye atıldı pırlanta kalpler hodgam aşk varsa biter üfledim yüzlerce kere ruhumu duy da hadi düş yollara elbet kavuşur hakiki sevgililer dünya ters dönerken onlar düze iner. Nısfılleyli buluşmalar handeler,buseler yerlerde kalır. kim bilir kim görür akıllarda kalan hatıralar. Kaç sabah kollarında uyandım mevsimler tükendi de ben sana kavuşamadım eller güler halimize biz yine aşk boşluklarındayız. üfledim yüzlerce kere ruhumu, hadi düş yollara yollara... Alpay ŞAHİN |
Yol Aydınlık Kolay değil bu havada yola çıkmak, yürek ister Ama çıkmışlar işte Bir kız Bir oğlan. Bir türkü çağırıyor kız Duymuşluğum var benim bu türküyü Bu türkü Bir elma ağacının Bir nisan gecesinin sabahında Çiçek açması olur sanki Ama kız diyor ki Karacaoğlan'dan Toros'larda akan Bir dereden yarısı da İşte o yüzden Yarısı çam kokar Yarısı da Elif Şerbet gibidir, al da iç Oğlan da sanki Güneşli yamaçlarda giden bir taşlı yol Mart deresinde biir kıyı Damarda bir alyuvar Çıkınında bir somun ekmek, üç kitap Kitaplardan biri Dimov'un TÜTÜN'ü, iki cilt Kafasında ayın ondördü Bir demet gül Bir şir Şiir dünyanın en güzel şiiri Elleri bin yaşında, kendisi yirmi. Çeliğe su vermek bir dakikalık iş Adama su vermek zor Ama bu oğlan suyunu Kendisi vermiş Aferin oğlana. Böylesine çıkılmaz da yola Kiminle çıkılır İşte kız da çıkmış Aferin kıza. Bulutlar geliyor dağlardan Kararıyor ortalık Ama yol aydınlık Kızın ve oğlanın şavkından. Mehmet Karabulut |
Hülyalarım!.. Karayel estiğinde açar eriklerin çiçekleri Kokunu getirir her yağmur öncesi Yağmur yağdığında arılar doluşur etrafa Kokunu toplarlar yapraklardan Ağaçlar imrenir yapraklara Ben, yolcuyumdur bilirim Gideceim ansızın diyarlarından Geldiğinde buralara Belki yapraklar fısıldar kulağına Gözyaşlarımın ektiği goncaların seni beklediğini Belki de anlarsın bir bakışta Hüzünlerini doğuranın Hülyalarım olduğunu ! Göksu GÖREL |
Kadın. Kadını bir dilime katık ettilerMarkuuuu! Torbanı sarkıt.Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyüngüzün gelişi bir öğürtüdür korkmayınkorkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların.Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralaraslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının?Gömleğimi zorlayan kuş sesleri İsmet Özel |
Sessizliğine aşığım.... Kara gözlerine susadığım yarim İlk andan beri aşığım sessizliğine Gözlerime yansıyan resminle avunur kalbim Seni yaşamayı diledim bütün gece Hiç söylemezdin sevgini Hep gözlerin anlatırdı sessizliğinin nedenini Bazen gözlerine hapsolurdum haberin yokken Sessizliğinle tanıdım seni Şimdi sana sesleniyorum kara gözlüm Gel kurtar beni karanlığımdan Tut ellerimden,sessizliğinle sürükle Ben seninleyim, Yeterki kalbinle sev beni... Şeyda ERCAN |
Anneme mektup Ben bu gurbete ile düştüm düşeli,Her gün biraz daha süzülmekteyim.Her gece, içinde mermer döşeli,Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.Böylece bir lâhza kaldığım zaman,Geceyi koynuma aldığım zaman,Gözlerim kapanıp daldığım zaman,Yeniden yollara düzülmekteyim.Son günüm yaklaştı görünesiye,Kalmadı bir adım yol ileriye;Yüzünü görmeden ölürsem diye,Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim. Necip Fazıl Kısakürek herkes gibi benim sağda duran teşkkr yazısı niye yok üsttekine bakın el cevap lütfen |
Alıntı:
------------------ Kutsa beni ey Aşk! Kutsamadın beni ey aşk Ne Leyla’nın susuşuyla büyüttüğü gibi Ne Kays’ın ilan-ı aşkı ve yaşadığı elem sonucu bulduğu Vahdet gibi Kutsamadın beni kutsamadın… Ben kimiyim? Ben sadece benim… Küçük kara bir kız çocuğu Ne benden ötem var ne benden gerim Ben sadece benim Ben sadece… Ne Leyla olmasını bilirim susmasını bilen Ne Mecnun… Yanmaktan ziyade yanmasını bilen… Susmak ve yanmak… İkisini de severim ya Gel gör ki ikisi olmasını da bilemem Ben sadece benim Adım gibi küçük yumuşak bir kaya parçası… Üzerimde ki oyuklar mı? Onlar… Onlar bir yaban atından kalma Adı gibi yaban… Sevdam gibi yavan… Severdik birbirimizi ya O benden çok özgürlüğe aşıktı Bense özgürlükten çok ona… Huysuzlaştı bir gün hırçınlaştı Belli ki kaldıramamıştı sevdamın ağırlığını Yada Benimseyememişti yüreğimde ki yerini Haklıydı da o bir yaban atıydı yaban… Ah adı aşktı ya Hani adı hep zehirle anılan aşk… İşte,ne ben zehir olmalıydım sevgiliye can çekiştiren Ne de o olmalıydı beni zehreden Olmamalıydık… İkimizde zehir olmamalıydık… Biz,biz olmamalıydık… Velhasıl, Ne zorbalık yakışırdı bana ne tutsaklık yakışırdı ona Salmalıydım Kördüğümle düğümlediğim iplerini bırakmalıydım sarı ovalara İnce bir zaman dilimin de elimle saldım o yaban atını Saldım da yuların dan sarkan ipin ucunda unutmuştum yüreğimi Ve sanırım bundandır hala ona hoşça kal diyememem… Olsun, Varsın onun olsun Varsın sürüklensin peşinden Varsın yara alsın, parçalansın, kanasın Elemsiz olgunlaşmayan aşk için… Senin için… Varsın sürünsün iz bıraksın en derininde yüreğimin… Nasılsa hepsi hepsi bir aşk için Hepsi hepsi senin için… Haydi kutsa beni artık ey aşk! Rahmet pınarlarına bırak ondan kalma oyuklarımı Zira onun geri de bıraktığı oyuklar çağlamazsa, Arklara dönmeyi hak eden şu yol izleri var ya, İşte o izler bu kuraklıkta kaybolup gidecek Ve eğer o izler kaybolup giderse, Yanmayı yeni öğrenen bu kalbim Bilki pişmeden tükenip gidecek Tükenip gidecek… Merve TOK |
Beklenen Ne hasta bekler sabahı, Ne kanlı şahidi mezar, Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar. Geçti, istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme artık neye yarar?.. Necip Fazıl Kısakürek |
Annem yok artık Annem yok artık.Beni düşünen kalbi yok.Bitti. Umutsuz olmak istemiyorum. Umutsuzlugun bir çıkar yol olmadığını biliyorum. Annem yok artık,yeryüzü çok gördü onu, Kalabalığın arasında kuş gibi çırpınan varlığını Çok gördü Dalgın yüreğini çok gördü Bizim için çarpan,kaygılarla dolu yüreğini. Annem yok artık.Bu kesin.Gelinecek bir yere gitmedi. İşte geldim çocuklar demeyecek Nasılsın yavrum demeyecek Sobanın yanında oturup uzatmayacak yorgun ayaklarını, Sabah kahvaltılarının masası olmayacak artık, Yine gel demeyecek, Çıkarken ben kapıdan,çıkıp karanlığa karışırken Yeni bir dönemi başladı ömrümün, Annemin olmadığı dönemi, Onu yüreğimin üstüne nasıl bastırmak İstediğimi bilemeyecek artık. Gençlik dönemleri birşey anlatmıyor bana, Aklımda hep son dönemlerinin annemi Hayatım sürüp gidecek,annem olmadan, Çocuklarım olduğunda onlara annemi anlatabileceğim Sadece. Fotoğraflarına bakacaklar, Ufarak,biraz mahsunca bir kadın Küçücük tozlu pabuçlarıyla merdivenleri tırmanıp Kapımı açıp girmeyecek Yüreği dopdolu,trafikten insanlardan şaşkın, Kocasına sığınan biraz bütün fotoğraflarında Hayatım rüzgar gibi akıp geçiyor, Uğultulu bir rüzgar gibi akıp geçiyor hayatım... Anne diyemeyeceğim artık bir başkasına, Sesimin anneme seslenirkenki tonuyla Tatil dönüşlerinde annemin uğrayacağım evi yok, Beni seven birileri olacak mı yine de Gidip koşulsuz uzanacağım bir yatak, Saçlarımı okşayacak bir el Ama ben anneme de bütün bütüne Bırakamadım kendimi Saçlarımı okşarken,yorulur şimdi Bırakır şimdi diye düşünürdüm Ve çılgınca yaramaz,beyni boş Denecek kadar yaramaz, Ve hastalıklı denecek kadar duyarlıklı Bir çocuktum çocukluğumda Dizlerine oturduğum birgün,indim utanarak, Kısa pantolonumdan fırlayan Ve bana artık büyümüş gelen dizlerimle Oysa ilkokul ikide ya var ya yoktum daha O zaman tanıdım sonsuz geniş caddelerini Kars'ın, Sonsuz geniş göğünü ve o zamanlardan kaldı Yüreğimde sonsuz bir uçurum duygusu Annem hiçbir zaman bilmedi bunları Yüreği büyümüş bir çocuktum ben Gizli gizli ne kadar çok ağladım Bir gün öleceğini düşünerek onun Annem yok artık, Onun yüreğindeki ben de yokum, Yani annemle tanımlanan ben de öldüm onunla Şimdi, Yeni bir tanıma alıştırmalıyım kendimi, Şimdi , Ben kendimi düşünmezken bile Kim düşünür beni... Umutsuz olmamak gerektiğini biliyorum, Bu acımasız gecede Yazgı diye birşey yok İçinde yaşadığımız bu toplum öldürdü annemi Çarpıntılarla hırpalanan yüreği Dayanamayıp parçalandı sonunda Şimdi toprak dolar gözlerine, Artık istese de kımıldayamaz, Yokluk esir aldı onu Bağladı ellerini,kollarını sessizlik, Çaresiz bile değil artık Bir çocuk gibi korunmasız, Karıştı bin yılın ölüsüne Ama onun umutları Benim de umutlarım olacak bundan böyle, Çaresizleri korurken Annemi de korumuş olacağım biraz O dilediğince yaşayamadı ömrünü, Varlığını özgürce geliştiremedi Ama bütün insanlar, Varlıklarını özgürce geliştirecekler birgün Ve annemi hiçbir zaman unutmayacağım Her ölüm kahramancadır, Annem hepimizden önce yaşadı Bu kahramanlığı Eyy benim yüreğim,güç ver bana Eyy hayat güç ver bana Anneme yaraşan şiirler söyleyim Boşuna yaşamış olmasın o, Sonsuzlaşsın İçten,pürüzsüz dizelerimle... Nasıl acı duyarsa bir mağara adamı, Nasıl çıkarsa ölçüsüz haykırışlar gırtlağından Öyle bağırayım ben de,sonsuzlaşsın yüreğim, Bütün insanlara sevgiler taşıyacak kadar Ve öylesine güzelleşsin ki her şey, Öylesine erisin ki yumuşak bir ışıkta Öylesine bilgileşeyim, Öylesine sevgiyle dolsun ki kalbim, Ölürken annemleşeyim Biliyorum var olmaz bir daha yok olan şeyler Umurumda degil Biçim değiştirdiği maddenin, Ruh diye birşey de yok Ama gizli sevgiler bulunup çıkarılırsa Yüreklerinden insanların Çıkarılırsa karanlığından unutuşun Yaşanmış olan şeyler Ve tek bir insan yüreği gibi çarparsa Bir günlük insanlık, Hiçbir şey yok olmamış olacaktır, Dönüşerek sonsuz,büyük ve Bütün zamanları birleştiren bir sevgiye... Ataol BEHRAMOĞLU AH ANNECİĞİM AH Ah anneciğim ah! Çok erken bıraktın beni öksüz, Böyle yapayalnız, böyle çaresiz... Şimdi kim uyutacak ki beni? Kim ninni söyleyecek ki? Soğuk kış gecelerinde kim? Kim üstümü defalarca örtecek ki?... Ah anneciğim ah! Kim soracak ki bıkıp usanmadan? Aç mısın oğlum? Yemek yedin mi yavrum? Sofranı kurayım mı evladım? ... O an şefkat damlardı gözlerinden anneciğim, Duymamazlıktan gelirdim ki yine sorsun diye... Ah anneciğim ah! Sen bir defa öldün ben bin defa! Küllenir dendi acılar ama küllenmiyor! Âhımdan içim yanıyor! Nerdesin anneciğim nerdesin? Merhamet kundağına sarsana gene beni, Sevgi dolu sinene alsana gene beni... Ah anneciğim ah! Bir gülüşün vardı ki gül bile kıskanırdı; Sabah güneşi gibi ışırdı gözlerin. Yaşama sevincimdin, huzur kaynağımdın... Şimdi sen yoksun! Ne ağlayanım var Ne senin gibi sevenim... Ah anneciğim ah! Kapıda beni hasretle bekleyişini özledim, Her kucaklayışında dirilirdi sanki yüreğim, Yok olurdu birden deryalar kadar derdim, Şimdi sen yoksun! Ve ben bir bebek kadar aciz! Bir bebek kadar çaresizim!... Ah anneciğim ah! Sensiz bu dünyanın, Ne cefası çekilir, Ne sefası sürülür. Biliyor musun anneciğim? Sana kavuşmaktır artık tek dileğim; Tek dileğim: ´sana kavuşmaktır´... Hızır İrfan ÖNDER |
| Saat: 11:14 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık