![]() |
yokluğun bir unutulmuş şarkıyı katık ettiğim gecede ölü kuşların tatmadığı yem ve dalından kopan yaprakların suyu bekleyişine benzer Atila IŞIK ağaç dallarına kavuşmalar okunmuş mendiller bağlarım ters kapattılmış kahve fincanlarına kimseye söylemeden dilekler tutarım seviyor sevmiyor diye koparılmış papatyalar kadar korkak ve yalnızım uzak düşersin bana çıkmaz fallarım Atila IŞIK kabuğunu kırmaya çalışan yumurtadaki civciv kadar telaşlı ve sabırsız dökülen yağmur damlalarını kıskanırım benden önce saçlarına değdikleri için Atila IŞIK hüzünlü ve yalnız bakan gözlerin akşamın rengine benzer kadife akşamlar ve sümbül kokuları denize dökülürken martı çığlıklarıyla gözlerinin rengine benzer derin maviliğinde kaybolurum Atila IŞIK bulutların özgürce koştuğu gök yüzünün her zaman mavi ve ağaçların hep yeşil olduğu bir yerde sevdaların yarım kalmadığı yürek acılarının yaşanmadığı geleceğin hep geldiği bir yerde karanlık toprağında tohumların üşümediği gidenlerin olmadığı bir yerde seninle yaşamak isterdim Atila IŞIK |
Herkes Biraz Sen Gibi Hasretine yaslanıyorum Kalabalık bu şehir Senden başkası yok gibi Güneşin son damlası Bir buz sanki gözlerimde Karanlıklara yürüyorum Çıplak ayaklarımla Durarak… Koşarcasına… Umutlarımla… Yağmurlar kayıyor saçlarımdan… Önümde ayak izlerin Düşümden bağ bozumu gibi uyanıp Penceremden izliyorum sevgilileri… Kalabalık bu şehir… Hasretine yaslanıyorum Herkes biraz sen gibi… |
Kuş Tüyüne Degıpte Berelenmeden Bir Güz Yelinde Örselenmeden Hiç Çayırın Acı Yeşillerine Ugramaksızın Hırpalanmadan Gün Işıgında Papatya Kokularıyla Irgalanmadan Sen Yine Ordamısın Demeden Sen Hala Sen Hala Gel Demeden Gelıyorum Ben Sana.. |
Neredesin? Ve aynı şeyler var yine gönlümde biraz hüzün,biraz gam, biraz keder!!! Bu kasvetli gençliğimin, bu yorgun halimin bir sebebi olsa gerek ; gece her zamankinden daha karanlık oluyor bu saatlerde nedense... yıldızlar sanki sonbahar yaprakları gibi dökülmüş puslu ay ışığının altında gözükenlerde her an kendilerini bırakıverecekmiş gibi göz kırpmalarına devam ediyorlar.... ay sanki her yıldızın parıldayış çabalarına inat bembeyaz koskocaman yüzünü göstermiş sanki ağlıyormuş gibi ışıklarını döküyor ve dökerken de bakıyor yüzüme... ağlamaklı, üzgün,üzülmüş.... Bir kadın var köşe başında kucağında minicik bir yavru, gözleri ağlamaklı, bir yere gidiyor belli giyinmesinden ama bu saatte araba olmaz ki, ben bildim bileli hiç geçmedi bu saatte, gönlümün patika yolu gibi dar ve soğuk, rüzgarın hep dert estirdiği bir parça mutluluk varsa savurup uzaklara sonbahar yaprakları gibi götürdüğü bu sokaktan. Sokak lambasının aydınlığı vuruyor melek yüzlü yavrunun o yorgun ve masum yüzüne... gözleri dolmuş , tedirgin iri bakışları, soğuktan kızarmış yanaklarıyla etrafını yargılar gibi bakıyor, yargılayıp ta mahkum ettiği tek şey ne ki: gözleri!... gözleri ve o loş ışığın parlatabildiği, onun gözlerinden annesin yüreğinden damlayan iki damla yaş... Soğuktan üşüyen yüzünü avuçlarıyla ısıtmak isterken fark ediyor ağladığını, kucağından yere indirip diz çöküyor yanına ve tıpkı bir zamanlar ben ağladığımda annemin başörtüsünün bir kenarlarıyla göz yaşlarımı silmesi gibi o ceylan gözleri siliyor... sanki sildiği yaşlar kadının gözünden tekrar dökülüyor ve çaresiz kucağına alıyor kayboluyor sokakların aydınlık ama dünyasının karanlık çıkmaz sokaklarında..... Perdemi örtüp soğumuş çayımdan bir yudum alıyorum ve düşünüyorum seni ve senle geçen günleri.... Ne verdin bana, neleri alıp götürdün ve ne kaldı bu yalnız odamda senden, boynu bükük yarım hayallerimden ve masamın üstünde duran çerçeveli, bir zamanlar gülen resminden başka... Geçen gün yine Daralmışlığımla geç saatte yürürken sonbahar rüzgarlarıyla bir gariplik düştü içime içim bulandı derin sular gibi, geçmişimi düşündüm çocukluğumu , lise yıllarımı, aşklarımı... o zamanlar hayata iyi ki gelmişiz derdik nereden bilirdik sonradan hayatın bize güleceğini hem de kahkahalarla beynimizde patlarcasına.... sigaramda kalmamış, bitane var onu da eve dönünce çay yapar içerim demiştim... olmadı yine parçalı bulutlu oldu gönül, çaya fırsat kalmadı.... tuttum ucunu sigaramın, bastım yüreğime, yaktım... belki on tane daha olsa, onunu da içerdim.. .içimden bir şeyler akıp gitmişti, gözlerim doldu ağlamak istedim ağlayamadım oturdum olduğum yere, sensizliğinle üşüdüm havanın soğukluğuyla değil... tuttum evin yolunu yavaş yavaş, ömrümün en olmadık yerlerinde yaşadıklarımı düşündüm... uzandım o soğuk o buzdan yatağıma çaktım gözlerimi tavana; seni düşündüm..... Sen de böyle gitmiştin benden, avuçlarımdan, kollarımdan, yüreğimden... varlığını fark ettirebildiğin tek şey olur olmaz zamanlarda ayrılık hikayeleri anlatman olmuştu ve benim de uyku sessizliğiyle dinlemem çaresiz.... “böyle aşk olmaz” “bu şekilde seninle yaşayamam” “bu dünyaya seninle uğraşmaya gelmedim, mutlu olmaya geldim” der çekip giderdin... sonra peşinden gelir bin bir nazla seni bu kararından caydırmaya çalışırdım, olmadı ağlardım... küçük bir çocuğun karanlıktan korktuğu gibi korkardım sensiz kalmaktan... belki senin benim açımdan sorunların beni anlamamandan doğan ve adını ilgisizlik koyduğun, benim için anlamı olmayan ama senin için her şeyi yıkarcasına manalı bir o kadarda değerli saydığın fikirlerindi.. bana en çok “saçmalama” dediğim için kızardın ama işin doğrusu çokta saçmalardın... Yastık yapıp yattığım zaman, gecenin bir vaktinde , beni uyandırmamak için usulca çektiğinde kolunu, fark eder “nereye gidiyorsun” diye sorardım, gülerdin başını bir sağa bir sola çevirerek ve “korkma uzağa değil mutfağa kadar” derdin.... şimdi ben böyle bir başıma, böyle bitkin, böyle çaresiz böyle umutsuz kaldım... artık hüzünlü şarkılar içimi yakmıyor, en yalnız aşk şiirleri yüreğime çakılmıyor ve ben artık yalnızlığımla, küçük şeylerle mutlu olan yüreğimle ama büyük düşünen beynimle aldım bana yeten fikirlerimi, bohçaladım yüreğimdeki sevgileri düştüm gönlümün uçsuz bucaksız patika yoluna... sen anlayamadın beni!!! Veya anlamak istemedin, bizim hayatımızda suçsuz olan yoktu, mutlaka biri suçu üstüne almak zorundaydı ve susmalıydı; bizim hayatımızda biri diğerine göre yaşamak zorundaydı, bizim hayatımızda memnun iki kişi olamazdı ve bizim hayatımızda mutluluk kapıyı aralamazdı belki hüzün kapısı açık, cereyan yapar hasta oluruz diye korkardık, bizde açamazdık.... İşte geldi geçti bitti gidiyor..... ne sen varsın artık yanımda ne de yüreğini yüreğime hapsettiğim sevgiler, firar etmiş hükümlüler gibi her biri bir tarafta pusmuş, saklanmış gibi yaşıyor kendi kendilerine... tabi bunun adına yaşamak denirse.... İşte oldu, isteğin oldu, Sen beni terk ettirdin , ben seni terk ettirdim... ben senden soğudum, sen benden..... Giderken sana nereye gidiyorsun diye sormamıştım hatırlarsın.... Gönlümün düşmüş olduğu gibi düştüğüm, karşına çıkan yol ayrımlarında sadece mutluluk tabelasının asılı olmadığı patika yollarda bana doğru geliyorsun hayallerimde,görüyorum.... ve sırası geldi şimdi soruyorum : “mutfak o kadar uzakta mıydı be canım” |
BİR ACI SU VE SEVİNÇLİ BİR DAMLA Bu kalabalıklar sen oluyor gitgide... Gördüğüm her yüz sana benziyor. Elbet hiçbir göz bakmıyor senin gibi, ama her renkte biraz sen varsın işte, her seste bir ton sen. Yanıp sönen her ışıkta görünüp kayboluveriyor yüzün. Sayamıyorum ya kayan yıldızları, dileğim tek; teksin yüreğimde. Yokluğun aleni bir acı su bırakıyor gözlerime, kırpmıyorum... Korkuyorum seni kaybedeceğimden. Yüreğime damlayan her kan biraz daha can katıyor kimsesizliğime. Sevdamı yazdığım kesik yol çizgilerinden geçerken sen, biraz daha bulanıyorsun ya bana, farkında değilsin yazık ki. Yoksun! Gözüme değen her yüz sen, her kadeh senle dolu. Sen yoksun! Tüm bunlara rağmen burdasın işte her şeyinle. Şimdi avuçlarımdaki ter, göz pınarlarıma dolan acı su ve karası gözlerimin. Var oluşunu geçtim de, yokluğunla dahi sarhoş olurken ben, başka söze ne hacet, yüreğimdesin işte. Gözlerime düşen yıldızda, dilimden geçen her kelimede, avuçlarımda tuttuğum güneşte... Tamam, sustum! Ben çoktan sen olmuşum. Düşündüğümde kendimi, bir eşittir koyuyorum isminin yanına. Tamam, budur işte! ... Karşılıklı iki kadeh içtim bu gece seninle. Aldığım herbir yudumda biraz sen vardın, biraz ateş, biraz su, en çok da sevdam. Gözlerinde kaybolup var olmak vardı ya, yoksun bu ilk gerçekten varoluş gecemde. Ama yüreğimdesin şükür ki. Günler eklendikçe bir diğerine daha iyi anlıyorum seçimimin doğruluğunu, büyütmemişim seni gözümde. Bu bir armağandır bana. Bir annenin kucağına ilk verilişi gibi yavrusunun, öyle sevinçli bir damla yaşsın gözümde... Çandarlı Sevcan Koyuncu |
Benim Yolum Seni düşündüm de dün gece, Efkârlı bir sigara daha yaktım. Yol çıktı yine sigaramda. Bir nefeste düştüm yola; Silkeledim kendimi küllerimden Ateşin yalınlığına bıraktım. Çektim içime iyice iyice Her zerreme işlesin diye. Dumanlar arasında canlanıverdi Hasretle kavrulan kavuşmalarımız. Sarhoşluğundayken yolun, geldim sona. Parmaklarımın arasında kalan; Yolumun kokularını sindirmiş izmaritim. Avucumda saklıyorum hazinemi, Şimdi yaksa da ellerimi. |
Bu Aşk Burada Biter Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim Ve ben çekip giderem bir nehir akıp gider Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir Solarken albümlerde çocuklar ve askerler Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı! Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider |
Bu Aşk Burada Biter Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim Ve ben çekip giderem bir nehir akıp gider Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir Solarken albümlerde çocuklar ve askerler Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı! Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider Ataol Behramoğlu |
Gecede Keman Hıçkırıkları Akşam olmakta uzak dağların ardında trenler geçmektedir şimdi gözlerimde mavi gecelerin yıldızları yüreğimde özlemin ince sızıları yorgun güvercinlerin kanat çırpınışlarında soluğum bakakalırım her akşam öyle dalgın, dargın ve ıraklardan ırak yalnızlığımdır damlayan karanlığın kirpik uçlarında her gece her sabah bir çocuktur içimde alıp başını gider uzak dağların doruklarına yıllar var ki tek bir çiçek açmadı gönül bahçemde kabr-i hanemde tek bir yolcu geçmedi çöl oldu gülüstanım şiiristanım, düşistanım oysa hep yolculuklardı sakladığım kendime, keşifsiz denizlerdi yıllarca bir ayrılığı biriktirdim deltalarda, bir yalnızlığı kendimden kaçıp kaçıp kurtulmak isteyen bir gemiydim belki belki bir deliydim herkesin akıllı olduğu bir dünyada oysa yıllar varki tek bir gemi gecmedi denizlerimde göğümde tek bir martı uçmadı yaşlı ve yalnız bir ağaç gibi sürgün kaldım yüreğimin içinde bilirimki, her akşam gözlerimde akıp giden o çağıltı avuçlarımda taşıdığın ateşle sudur uzak dağların ardında kalan menekşe gözlü bir kızın kokusudur her dizede yüreğime kanayan sözcüklerle yazılan akşam olmakta uzak dağların ardında trenler geçmektedir şimdi yüzümde sınırları çizilmemiş bir hüznün camları parçalanıyor depremler başlıyor her gece, şehirler çöküyor içimdeki çukura ve her sabah yeniden yüreğimde sızılarla uyanır bir dağçiçeği bakarım öyle uzaklara kanayan gülüşlerle, kırık düşlerle ki, metropol duvarlara yapıştırılmış boynu bükük bir resim karesi gibiyim sanki hüzünlü yüzüm aykırı sakalımla Akşam olmakta uzak dağların ardında trenler geçmektedir şimdi gecede keman hıçkırıkları, başımda gam belki analar ağlamaktadır uzak bir kentte yittik çocuklar, yorgun babalar ve yüreklerinde ezikliği çaresizliğin belki herkes bir yarayı sarmaktadır kendi içinde kimbilir kimsesiz bir ölümü karanlığında yıllar varki, ayrılıklar yaralı bir nehir gibi akmaktadır içime rüzgarlar eserken alnımın sahillerinden, uzak denizlere savrulur düşlerim kirlenir mavi gülüşlerim, yaralanır martılar, havada asit ve kir kalır simsiyah bir bulut gölgeler yüzümü her gece, gecelerki, yaslandığım tek sığınak akşam olmakta yine ey geceden gelip geceye giden trenler bir gün yanlış saatlerin gözlerimde buluştuğu bir noktada bir damla su gibi düşünce hayatın uçurumundan son isyanını çekince yüreğim, alıp götür beni buralardan insanın uğramadığı uzak kıyılara bir derviş gibi ıssızda yanmak için, kendi içimde sarmak için yaramı ... |
Konuşak diyorsun sayın hakimim, hangi derdi nasıl söyleyim bilmem. beni ne sandın sen ben bir ademim ne yapıpda nasıl edeyim bilmem.. Bu aşka düşeli yanar ağlarım, everestden yüce gönül dağlarım nehirlerden şaşkın göz pınarlarım bu seli ben nasıl keseyim bilmem.. Gam yükünü kervanlara yükledim, geceleri gündüzüme ekledim. gelir diye yar yolların bekledim, o güzeli nasıl söyleyim bilmem.. Aşkın tandırına attım kendimi, kavurdu kul etti şu bedenimi, İnce bir ok deldi geçti sinemi, yara dosttan geldi nasıl söyleyim. |
| Saat: 00:32 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık