![]() |
O gün Gelecek Bir gün O gün de gelecek Sende arayacaksın beni Sokak sokak gezerek Ellerinde yırtık bir resmim Dudaklarında adım sesin,titrek. Eskimiş bütün takvimleri toplayıp Maziye dönmeyi düşüneceksin. Kimbilir kaç gece saatlerini alacaksın geri Delice. Bütün mektuplarımı çıkaracaksın sandıktan Ve sende kalan tek gömleğimde Geride kalan yılları koklayacaksın. Ve bir gün karşılaşacağız Uzak bir şehrin garında Ben taşıyacağım valizlerini. Önce tanımayıp 3 kuruşu tutuşturup elime çekip gideceksin Sonra kokumdan tanıyacak Geri geleceksin. Ben tanımazdan geleceğim seni İyice karışacak kafan. Şunu Bilki Şairler küser ama unutmaz asla Sen geç kaldın bu trene Ama yine de Bu beden bir gün ölür ama Seni seven bu yürek asla..... |
Çiçek Tozları Sevgi bir bilmecedir çözülmeyen, Sevgi bir denklemdir bilinmeyen, Sevgi çiçek tozlarıdır havada uçuşan, Sevgi kağıt helvadır Yiyip yiyip, doyulmayan, Sevgi şeker elmadır, yalayıp bitince Elinde sapı kalan, Kimine göre sevgi Sıcak, mutlu, bir ömürdür yar ile koyun koyuna yaşanan. |
Seni Sevdiğim İçin Özür Dilerim Adını kalbime aşkla yazmıştım. Boş ver aldırma, bir gün silerim. Güzel bir rüyayı, gerçek sanmıştım. Seni sevdiğim için özür dilerim!.... Dünyada çıkarcı ne kadar çokmuş meğer. Senin beni sevmeye niyetin yokmuş. Aşka karşılık beklemek suçmuş Seni sevdiğim için özür dilerim. |
yanar karaköy iskelesi kurtulur balıklar salonun ortasındaki piyano gibi duruyordu yalnızlık camlar mevsimin ilk yağmuruyla kırılıyordu ıslanıyordu portren ıslanıyordu saçlarım ve daha dündü verdiğim kararlar. kendimi yağmurdan ayırarak yalnızlığımın tuşlarına vuruyordum her ses kederli ayrılıklar tutuyordu içimde bir yanım karaköy iskelesinde yolcular uğurlarken bir yanım kendini son kalkan vapura atıyordu camyüzümdü bekleme salonunda yağmura itiraz eden verdiğim kararlardı bırakacağım denize oysa içimdeki vinçlerle kaldırıyordum hayatta kalma isteğimi ve sisler arasında çarpışan iki tekneden arta kalanlarla anlıyordum: rastlantı ancak hatır sayılırdı aramızda. vapurlar boş kalkıp boş yanaşırdı rıhtıma yine de el sallayan insanlar olurdu kendimi yağmurdan ayırarak güverteye geçecektim güverte hüznümün yarısıydı rüzgarda savrulan iki ağaç gibi duruyordum eşikte biri sevdiğim kitaplar alırdı, biri sevdiğim kitaplar adıydı ben piyano tuşlarına vuruyordum (yalnızlığımın tuşlarına) bu öyle bir dengeydi ki; aramızda her son söz denizin dalgalarında nöbet tutan fenerlerdi o çırpıntıda seni arıyordum derken orada gördüm: balıkçının livarını doldurma uğraşıydı umut ve aynı umuttu dudaklarındaki iğne yırtıklarıyla birbirine sokulan ve kaygan pullarıyla denizini arayan balıkları balıkçıdan ayıran. yani senle ben arasında yanaşmaydı karaköy iskelesi yeniden başlardı hayat elleri bavullu yolcular balık ekmek satın alırdı çiçek pasajına kadar kalbim, kalbine çelik halatlarla bağlanırdı sonra yeniden karaköy iskelesi çımacı önce seni savururdu vapura sonra beni atlar geceyi bir perde gibi gererdi aramıza gece hep ıslak olurdu ıslaklık beyaz bir ışık gibi inerdi güne ve kendime alıştırarak söylerdim yürümekte olduğun sokakların çoktandır unutulmuş olduğunu son kalkan vapurdan seni böyle uğurlardım. hatırlayabildiğim her şeyi gözden geçirirdim gözden geçirmek ıslak vücudunu sere serpe bulmaktı dokunmaktı ilişkinin lacivert sularına ki iki ucuna durduğumuzda otuzbeş seramik parçasıydı aklımızdan geçenler çünkü bu antre zamanın içimizde durduğu gibi tutmuyordu gidişini çünkü sen yokmuş gibi gelirdin bu yüzden ezberimde kalan son cümleyi de silerdim teninde ve ancak derinliğime ipler indirdiğimde anlardım bunun yalnızca ‘düş’ olduğunu ama bir karar almıştım, o güverteye çıkmalıydım senin mezopotamya kültürün atlasların bilmediğim öykülerini fısıldıyordu bir gitar sesi gibi açılıyordu sayfalar kendimi bu bitişiklikten alıkoyamıyordum her seferinde uzaklaştırdığım üşüme isteğim kendine kusursuz hikayeler ediniyordu böylece seni izliyordum. derken, önce gitar sustu sonra bildik bir hikayenin sonu gibi geldin elinde kibritle izliyordun her şeyi ben adres defterime ekliyordum yangını eğlenceli bir yolculuk olmalıydı havayı kuşatan koku dün pulları kaygan bir balığın dudağını sıyırmıştı. |
Sen Varsın Ne yürüdüğüm yol aynı, Ne gezdiğim yerler, Ne sevdiğim kişiler, Ne de...başka şeyler Herşey bambaşka artık. Nedeni nedir bilmem? Sorsam bile her akşam yatmadan önce, Cevap hep aynı oluyor... Eski günlerimi özler oldum Sadece sen varsın şimdiden... |
Dertliyim Yurekten Olmaz olaydim keske dunyada Gormez olaydim keske dunyada Sarmaz olaydim seni cana dunyada Dertliyim dertliyim yurekten cileliyim Seni goren su gozlerim kor olsun Bize eden zalim (ALLAH) dan bulsun Hem elleri hem kollari kirilsin Dertliyim dertliyim yurekten yaraliyim Ben aglamayimda kimler aglasin benim halime Aman el degmesin benim gonca gulume Bir gun olurum dostlar aglamasin olume Dertliyim dertliyim yurekten kederliyim Iki gozum pinar oldu durmaz cagliyor Felek benim elimi kolumu bagliyor Ayriligin acisi yuregimi dagliyor Dertliyim dertliyim yurekten derliyim |
Gecem gündüzüm kalmadı Şimdi sen yoksun yanımda Artık hiç tadım kalmadı Harab oldum yokluğunda Takatim,sabrım kalmadı Bu çileli aşk yolunda Sen varsın dualarımda, Yakarışlarımda Hüzünler sarmış her bir yanımı Söküp aldın benden bu canımı Yıkıp gittin tüm umutlarımı Günler,aylar geçti yıllar Sensiz kaldı dar sokaklar Bahtıma güneş doğmuyor Sabah olmuyor ki sensiz Gönlüme huzur dolmuyor Geçmiyor günüm kedersiz Dertlerim bitmek bilmiyor Soluyor ömrüm sevgisiz Bir başımayım ümitsiz, Çaresiz,kimsesiz. |
Ey Aziz Aşk Ezelde yaratılmış ebedî Her ruha kodlanan his Mümkünü mümkünsüz sır İnkârsız inkârsın… Hem zan’sın, hem de var Kâinatta tek mizan En hakikî hakikat En muhteşem yalansın… Ne, neden, nasıl ile Muallâk her sorunun Evet, hayır, çünkü, belki Tarifsiz tarifi, cevapsız cevapsın… Şekillendiremediğimiz şekil Mânâlandıramadığımız mânâ Sonuçlandıramadığımız dava Hem maraz, hem ilaçsın… Karınca’nın cüsseden büyük yükü Bağa’nın yarıştığı yol Kartal’ın koruduğu Serçe Ahu’nun parçaladığı Kaplan’sın… Çelikten kozayı delen kelebek Bebek dudağında nakıyy gülümseme İpek kadar zarif ve ince Mevcudat da ayarsın. Dervişin dilinde hâl Şairin parmağında sihir Ressamın fırçasında ahenk Ozanın gönül mızrabıyla çaldığı sazsın… Çölde bir avuç bengisu İrem kokulu rüzgar Suyun söndüremediği ateş Buzun içindeki nar-ı beyza’sın... İki kirpik arası yakalanan an Ürkekçe tutulan elde titreyiş Tende gezinen dilde ki haz Çift kişilik ilahî bir danssın... Kalbi besleyen taam, ruhun aldığı nefes Vazgeçilmez arayış, af beklenmeyen ceza Ben’in içindeki ben, can içre Can’sın… Her gönlün gizli niyazı Bir ömür yaşansan da doyulamayan İlmini öğrenmeye zaman yeter mi? Ey Aziz Aşk sen ki! Üç harfle ulaşılan kâmil sanat Tek heceyle yazılan külliyatsın… |
Yalnızlığım Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım, Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir. Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir, Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa, Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi, Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa. Bir camın arkasında açılıyor güllerim, Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı. İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı; Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde Belki bu mısralarım esecek gönüllerde Fakat herkese uzak kalacak,yalnızlığım. Fazıl Hüsnü Dağlarca |
Dertliyim Yurekten Olmaz olaydim keske dunyada Gormez olaydim keske dunyada Sarmaz olaydim seni cana dunyada Dertliyim dertliyim yurekten cileliyim Seni goren su gozlerim kor olsun Bize eden zalim (ALLAH) dan bulsun Hem elleri hem kollari kirilsin Dertliyim dertliyim yurekten yaraliyim Ben aglamayimda kimler aglasin benim halime Aman el degmesin benim gonca gulume Bir gun olurum dostlar aglamasin olume Dertliyim dertliyim yurekten kederliyim Iki gozum pinar oldu durmaz cagliyor Felek benim elimi kolumu bagliyor Ayriligin acisi yuregimi dagliyor Dertliyim dertliyim yurekten derliyim |
| Saat: 13:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık