MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -1- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/333-siir-nehri-1-arsiv.html)

Misafir 30 Eylül 2006 18:21

Hiç korkmadım aşktan..
Acıya acıya bazen yürüdüm üstüne
Kanadı bazen her yanım
Korkmadım..
Neler tükettim..
Ya da kaç gece uykusuz kaldım
Kurudu bazen ağlamaktan gözlerim
Yine de değer aşka dedim..
Hataysa hata..
Yaptığıma pişman olmadım.
Keşkelerimin gölgesinde olmaktansa içim ferah arkamı döndüm..
Kazanmayı da kaybetmeyi de çoktan öğrendim…
Sevda masalları yazacak sözler biriktirdim.
Ve sana öyle büyük bir şey vaat ettim ki, göremedin.
Bunun adı sevmekse ben seni sevdim.
Geç kalınmış değildir çünkü hiçbir duygu eğer deyiyorsa içindeki bir yere
Sen benim sevda yerimdeydin..
Saatlerce kurulan cümlelerden anladıkların aslında anlayamadıklarının onda biri
Anlamaya şans vermedin.
Oysa ben seni anladığını sandığım yerden sevmiştim




Misafir 30 Eylül 2006 18:48

Yalnızca bir yudum sen hayaliyle yasıyorum
Yalnızca bir tek çağrına bakıyorum
Yalnızca sen varsın diye bende ,
Geleceğimde , düsünmeden yasıyorum
Sakındıklarının bedelini sen olmakla ödüyorum
Yalvaramıyorum…
Gururumun bedelini koca bir imlayla ödüyorum!
Yalnızca sende kaldım diye sensiz seviyorum seni
Ve yalnızca seni sevmeye harcadığım için kalbimi ,
Unuttum , kaybettim kendimi
Yalnızca küçük sevmelerinle tutunuyorum
Anladığım her şeyi soluğum kadar belirsiz uzaklıklarda bitiriyorum
Farkına varamadan hiçbir hiçliğin ,
Farkları sorguluyorum
Yalvaramıyorum…
Katı , çok katı bir örtü ile çepeçevreyim
Gözlerim açıkta yalnızca
Yalnızca seni görebilmek için kullanıyorum onları da…
Zorundasın belki
Belki zorsun ; zorlanıyorsun..
Ve bu yüzden bitiriyorsun…
Köküne ulaştın kalbimin sök kopar da
Kurtulsun sendeki bu mülteci…
Varlığınla süslenmis bir yoklukta
Senin yokluğunda yok olmak istiyorum ,
Yalnızca sen , sen olduğun için istiyorum…
Ertele öyleyse !
Tüm hiçliğini ertele !
Ben de yok olurum böylece seninle…


Misafir 30 Eylül 2006 19:03

Bir deli var içimde
Haksızlığa zulme karşı çıkar
Bir akıllı var içimde
Haksızlığa zulme karşı susar...
Şaştım ben bu işe

Bu düzende deli akıllı ise
Haklılar haksız ise
Elini önüne bağla ve sonunu bekle...


the_pretty 30 Eylül 2006 19:42

TÜm Mektuplarım

Hangi yöne baksam hep sen varsın
Bâzen sıcak ve nemli nefesimle
Buğulanan bir camda şekillenen bir resim
Bâzen bir ressamın tuvalinde beliren
Renk çÜmbÜşÜndeki bin renkten bir renksin
Elimi nereye uzatsam sen
Aklımın her bir köşesinde hep sen
Adımımı attığım her yerin her santimetrekaresinde
Yine sen
Senle dopdolu hemen her yanım
Sen kokulu pembe renkli tÜm mektuplarım

SONSUZLUK
Yıldızlar öperken gökyÜzÜnÜ
mavi bir gecenin atlasında
oturup seni dÜşÜndÜm
ılık bir gözyaşı damlasında

sesler geldi uzak denizlerden
gemiler kalktı sıra sıra
bir martı havalandı Üzerimden
bin özlem dökÜldÜ sulara

hasret yÜreğime bulandı
yÜreğim sevdalara
bir demet bulut oldu gözlerim
dağıldı uzaklara

seni şiirlerde aradım kitaplarda
tÜrkÜlerde şarkılarda aradım
ıssız bir gecenin oylumunda
oturup seni kanadım

YEŞİL GÖZLÜM

Unuttun mu diye sorma
Unutamam ceren gözlüm
Sitem edip gönül kırma
Dayanamam yeşil gözlüm

Sen ufkuma doğan güneş
Sen gönlüme düşen ateş
Burcum bile burcuna eş
Ayrılamam yeşil gözlüm

Bahtımdaki uğurumsun
Gönlümdeki gururumsun
Yarınımsın umudumsun
Unutamam yeşil gözlüm

Seni yazdım hayatıma
Gönlümün her sayfasına
İnan senden başkasına
Sarılamam yeşil gözlüm

Sen gözümde tüten duman
Sen vardığım en son liman
Sen Tanrı'mdan bir armağan
Unutamam yeşil gözlüm

Islanırsa eğer gözün
Yüreğime çöker hüzün
Ne olursun gülsün yüzün
Dayanamam yeşil gözlüm

AŞK NEDİR
SEÇEBİLMEK KOLAYMIDIR DUYGULARINI
YA AŞIK OLMAK
MÜMKÜN MÜ BEN İSTEMEZSEM OLMAZ DEMEK
İÇİNDEKİ FIRTINALARI SADECE ÜZERİNE YORGAN ÇEKEREK ÖRTMEK
YOK ETMEK MÜMKÜN MÜ?
HADİ BEN Bİ AŞIK OLUYUM DEMEKLE
YAŞAYAMAZSIN ''AŞKI''
BÖYLE KENDİNİ BİLMEZ DUYGULAR ÇOKTAN
DEVRİNİ AŞTI.
BİR TEK TÜRK FİLMLERİNDE GÖRÜRDÜK GERÇEK AŞKI,
AMA BİLİRDİK Kİ GERÇEK HAYATTA
O BAMBAŞKAYDI.
ŞİMDİLERDE O TUTKULAR NERDE,
SEVİPTE GÖZÜNÜN KÖR OLMASI,
ÖLÜMLERE ATILMAK ,HATTA
DESTANLARA YAZILMIŞ ,ŞİİR OLMUŞ
ŞARKI OLMUŞ AŞKLAR NERELERDE?
SONUNDA BAŞARDILAR GERÇEK AŞKI ÖLDÜRMEYİ
ONUN İÇİN BİRBİRİNE SORARDI HERKES
ACABA ''AŞK'' NEYDİ?
TUTKU MU, İKİ İNSANIN BİRBİRİNE VERDİĞİ
ANT MI,ÖLÜMÜNE SEVMEK Mİ, NEYDİ?
BULABİLEN BİRDE BANA GELSİN
ÖYLE TARİFSİZİM Kİ AŞKTAN YANA
ONUN TARİFİNİ BİLE SİZLERE TARİF EDEMEM
BEN GERÇEĞİ BULAMADIKÇA.


Mystic@L 30 Eylül 2006 20:39

Aysun'un hikayesi

Aysunun elleri pek temizdi, ipektendi.
Gülleri okşayınca, güller bin bir hale girerlerdi.
Üzülürler sevinirler, özlerlerdi.
Dallarındaki dikenleri.
Aysundan uzak tutmak için.
Kanlı yaşlar dökerlerdi.

Aysunun gözleri alımlıydı, canlıydı.
Gözlere bakınca, gözler utanırlar, sıkılırlar.
Gizliden gizliye ağlarlardı.
Aysunun gözüne, ışık vurmasın diye.
Güneşe her gün isyan ederlerdi.
Açık kalırlarsa canalıcının kucağındayken.
Bilinirki aysunu göremeden gitmişti.

Aysunun teni yumuşaktı, sıcaktı.
Giysiler değince paklığına, titrerlerdi.
Kırışmasın isterler, hafiflerlerdi.
Aysunun aşıklarının eli tenine dokundukça.
Kirlendik diye çıkarılırlardı.

Cansız düşen bezler yeni yetmelere söylenir.
'Sefanız bir aşığın koynuna girene kadardır'.


the_pretty 30 Eylül 2006 22:36

Bir AŞK Masalı

Binlerce renk renk çiçeğin açtığı, bitkilerin bittiği, sürü sürü kuşların geçtiği, pırıl pırıl suların aktığı, çeşit çeşit hayvanların barındığı bir dağın yamacında güzeller güzeli Dilara adında bir kız yaşarmış. Her sabah kalkar huzur ve esenlik içinde türküler, şarkılar söylermiş… Kiraz dudaklarından tane tane mutluluk dökülürmüş yamaçlara…

Dilara her sabah uyandığında dağlara bakıp yüreğini bin çeşit renkle nakış nakış işler, güneşin rengiyle sevgisini, umudun mavisiyle umudunu süsler, çağlayan sulara, esen rüzgarlara bakıp bakıp sevinç pırıltıları serpermiş gözlerinden…

Henüz bakir doğası insanlar tarafından kirletilmemiş, bozulmamış; yalanın, dolanın, kokuşmuşluğun hiç uğramadığı bir yermiş burası... Dilara’nın sevgisi yeryüzündeki çiçeklerin renkleri gibiymiş… Baharın sevgilisi, nisanın ilk aşkı, masumluğun sultanı, suların saflığıymış Dilara’nın güzelliği…

Nisanın ilk gözağrısıymış Dilara… Baharın ilk öpücükleri değdimi narin kirpiklerine, uyanıverirmiş tüm çim – çiçek, börtü - böcek..

Hoyrat rüzgarlar inzivaya çekildiğinde, bahar rengi ılık ılık meltemler sararmış ince belini Dilara’nın, incecikmiş yüreği de tıpkı beli gibi… İpekten teni varmış, gün ışıdımı pırıltılar dans edermiş saçlarında, pırıl pırıl suların üzerine vuran güneş ışıkları gibi…

Dilara her sabah erkenden kalkar çiçeklerle koklaşır, laleleri okşar, kuşlarla, kelebeklerle konuşur, dağ tepe demeden güneşe gülümseyerek mutlu bir şekilde kuzularının peşinde dolaşır dururmuş... Her seher bereket tohumları ekilirmiş dağların doruklarına, umut umut yeşerip halaya dururmuş çiçekler her bahar Dilara’nın güzelliğinde...

Bir gün hiç beklemediği bir anda karşısına genç bir adam çıkıvermiş, şiirler okumuş ay ışığında, şarkılar söylemiş, masallar anlatmış Dilara’ya. Sık sık buluşmuşlar... Sevdalanmış sonra Dilara, bırakmış kendini kollarına genç adamın hiç bir kötülük düşünmeden, başlamış rüyalarda, masallarda yaşamaya...

Çiçekleri, kuşları, kelebekleri bırakıp gece gündüz genç adamın hayaliyle yaşamaya başlamış... Sevdası yeryüzüyle, gökyüzünün sevdası kadar büyük; suyla, çiçeğin aşkı kadar da masum ve temizmiş... Sonra sevdasını açmış büyüklerine Dilara, hoş karşılamışlar kızlarının sevdasını, evlenmelerine izin vermişler... Davul zurna eşliğinde üç gün üç gece düğün olmuş, halaylar çekilmiş, inlemiş dağ taş...

Bir seher vakti uyandığında canından bir parça eksilmiş gibi irkilmiş Dilara. o canı gibi sevip bağlandığı adam buralardan sıkıldığını, kendisini unutmasını isteyip bir kağıt parçası bırakarak çıkıp gitmiş... Oysa aynı adam her sabah uyanır uyanmaz “sen dünyanın en güzel varlığısın, seni ölümüne seviyorum”diye övgüler dizermiş Dilara’nın gözlerinin içine bakarak... O zaman bütün yeryüzü, gökyüzü Dilara’nın olurmuş...

Çünkü dünyada ki; tek güzel Dilara değilmiş, her yerde kandırılacak dünya güzeli yüzlerce Dilara bulunurmuş yüzsüzler, yalancılar, sahtekarlar için...

O gün ilk kez ağlamış Dilara, mavi mavi pınarlar akmış gözlerinden. Ceylan gözleri o gün ilk kez üzgün bakmış dağlara... Aylarca belki döner umuduyla uçan kuştan, esen yelden haber beklemiş, dalgın dalgın bakmış sulara... Ama ne gelen olmuş ne de giden...

Huzuru ile beraber mutluluğu, sevinci de parçalanmış. Daraldıkça çıkıp bir dağ başına yankılı kayalara haykırmış içindeki ateşi... Bazen sessizce solumuş bir hazan yaprağı gibi, içi kanamış her baktığında dağların doruklarına... Gözpınarlarından akan damlalar bir nehir gibi süzülerek Munzur suyunun esrarengizliğine karışmış.... Kanadı kırılmış yavru bir kuş gibi uçmak istemiş masmavi gökyüzüne ama uçamamış...

Uçuşan düşlerini önüne katıp götürmüş yüreğindeki fırtına, geride bir kırık ömür, yorgun gecelere asılı birkaç tebessüm kalmış yalnızca.

Bir hazan çiçeği gibi solmuş günden güne Dilara. Derin okyanuslar dökülmüş yapraklarından her ağladığında.. Sevdanın kor yangını düşmüş yüreğine bir kez…

Bir zamanlar tan kızıllığı yamaçlara vurduğunda rüzgarın şarkısını söylermiş, dağlar, pınarlar, kayalar Dilara’nın yüreğinde. Bir dağ çiçeği gibi yaprağına sığınırmış üşümemek için Dilara... Ama artık suskunmuş dağlar…

Yağmurun gözyaşlarına karıştığı bir gece dönmüş yüzünü ve bırakmış kendini kayalardan aşağı ölmek istemiş Dilara...

Yalancıların, sahtekarların, acıların var olduğu bir dünyada yaşamak istememiş...

Bütün çiçekler kendi dillerince konuşmuş, üzüntülerini haykırmış dağlara… Ağlamış rüzgarlar; Bir tek laleler boyun büküp susmuş Munzur’da… Yüreğini açıp ses vermemişler… Suskunluğunda saklamışlar sırlarını, sevgileri söyleyemeyecekleri kadar çok şey anlatmış dağlara… Bu yüzdendir ki; Munzur’da bütün laleler boynu büküktür… Hep narin, ince, suskun ve asil durur…

Sonra zaman geçmiş, gözyaşları betonlaşmış, çiçekler kokusunu yitirmiş, o güzelim dağlar kötülüklere esir düşmüş... Kayalar ağlamaya başlamış her gece... Ay ve yıldızlar doğmamış bir daha o kayaların üstüne, kuşlar uçmamış, her gece rüzgar esmiş çığlık çığlığa. O gün bu gündür ‘Çığlık kayası’ olarak kalmış ismi...

O günden bu güne sevginin, masumluğum, temizliğin timsali olarak hala onun sevgisi konuşulur oralarda. Kimi kez onu “Çığlık kaya”nın başında sevgilisini seslerken geyiklerin içinde görüldüğünü söylerler, kimileri bir pınarın başında geyiklere su içirirken.

Herkes yok olmuş, yalan olmuş, masal olmuş ama o hep var olmuş, dünya döndükçe de var olacak dağlar kızı Dilara...

İşte böyle olmuş, böyle anlatılmış yıllar yıllı bu dağ masalı...


Bir dağ başıydı sevdası
sevdalanmıştı bir kez Dilara
kardelenler kadar aktı sevdası
kar kadar masum ve temiz
ve de,
sevmişti bir kez delicesine...

ve sonunda terk edildi
sevgi bilmezlerce
bir sevda sözü geride kaldı
bir de dağ gibi sevdası
bakamadı kimsenin yüzüne Dilara
vefâ sözü, sevdâ sözü yalan oldu

hergün çıkıp yükseklere
gidenin yoluna baktı
belki gelir diye
bir soluk resim elinde
gelenden geçenden
sual etti sevdiğini
sonunda, tükendi umudu
dayayıp rüzgarlara başını
ateşlere bağrını verip
bıraktı kendini kayalardan aşağı..

kara haber çabuk ulaştı obalara
dağlara kor düştü
ölüm vurdu hançerini
kutsal aşkın yüreğine

Sevgisi efsane oldu
sevgisi destan oldu
dolaştı dilden dile

Yıllar yılları kovaladı
mevsimler mevsimleri
herkes unutuldu
bir dilara unutulmadı
bir de sevdası...


Mystic@L 30 Eylül 2006 22:57

Acı Bahar

şurada burada sıkılmış limon kesikleri
paslanmaya bırakılmış demir çubuklar
tertemiz kaynaklara atıksu tarifesi
taze sürgünlerin ince boyunlarında ağır kementler
henüz sıcaklığı soğumamış körpe cesetler

karanlıklar ortasında bir ışık adası gibi
talancıların gözünden nasılsa kaçmış çimenler
birkaç tomurcuk üç-beş yeşil yaprak

ıslak bir kağıt gibi yırtıp atmış
kentin dokusunu acımasız kasırgalar
arıtmıyor sabun çıkartmıyor sular
giysilerden yalnızlığın kokusunu

aşk mevsimi değil miydi bahar
elele tutuşmaktan korkan ürkek ceylanlar
hani nerede eşlerine kur yapan kumrular
kuş cıvıltılarına hasret kulaklar
denizler denli derin içezikliği

geleceksen sekizinci günde gel sevgilim
burada haftanın yedi gününde de
aşka geçit vermiyor yağmurlar

yalnızca bir ad yaraşabilir bu mevsime: “acı bahar”


fayzen25 30 Eylül 2006 23:17

...Ve Aşk

Kerem kendi suretini görmeden
Sen artık aslı-na bürün demişler.
Ferhat doğduğu gün, isim vermeden
Bu çocuk ne kadar şirin demişler

Serdar TUNCER


Bir Gün Anlarsın

Uykuların kaçar geceleri,
Bir türlü sabah olmayı bilmez,
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden uğultudur başlar kulaklarında,
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık,
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın,
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine,
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu,
Şerefin, faziletin, iyiliğin güzelliğin.
Gün gelir de, sesini bir kerecik duymak için,
Vurursun başını soğuk, taş duvarlara,
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın.
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzeliğini
Boşuna geçip, giden yıllarına yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz
Ama yorgun
Ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın

Bir gün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden

Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

Ümit Yaşar OĞUZCAN


Misafir 30 Eylül 2006 23:33

mavi ay yitik gül




bu durakta tutuştu rüzgar
duman oldu ayaz küllendi bir devir
oyuncak bahar...alev dibi mavi nisan
sanma ki üşütmüyor artık bu şehir

sus...
yatağına sürgün dil bilmez kızıl nehir
denizini sil öyle git
bir avuç yalan elinden içtiğim şiir

bilirim...
her yürek kendine şair




...


noxcu 30 Eylül 2006 23:36

Kaç kez sildim seni haritamdan
Kaç kez mil çektim o kahvegözler
e
Gel gör ki
Kendime bile geçmiyor artık sözüm
İşte bir kürek mahkumu
İşte bir yürek mahkumu
Kapında yine
Bitmedi bu kara sevda

Bitmiyor be kahve gözlüm


tek kelimeyle harika eline sağlık.....



Saat: 20:38

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık