![]() |
Hiç korkmadım aşktan.. Acıya acıya bazen yürüdüm üstüne Kanadı bazen her yanım Korkmadım.. Neler tükettim.. Ya da kaç gece uykusuz kaldım Kurudu bazen ağlamaktan gözlerim Yine de değer aşka dedim.. Hataysa hata.. Yaptığıma pişman olmadım. Keşkelerimin gölgesinde olmaktansa içim ferah arkamı döndüm.. Kazanmayı da kaybetmeyi de çoktan öğrendim… Sevda masalları yazacak sözler biriktirdim. Ve sana öyle büyük bir şey vaat ettim ki, göremedin. Bunun adı sevmekse ben seni sevdim. Geç kalınmış değildir çünkü hiçbir duygu eğer deyiyorsa içindeki bir yere Sen benim sevda yerimdeydin.. Saatlerce kurulan cümlelerden anladıkların aslında anlayamadıklarının onda biri Anlamaya şans vermedin. Oysa ben seni anladığını sandığım yerden sevmiştim |
Yalnızca bir yudum sen hayaliyle yasıyorum Yalnızca bir tek çağrına bakıyorum Yalnızca sen varsın diye bende , Geleceğimde , düsünmeden yasıyorum Sakındıklarının bedelini sen olmakla ödüyorum Yalvaramıyorum… Gururumun bedelini koca bir imlayla ödüyorum! Yalnızca sende kaldım diye sensiz seviyorum seni Ve yalnızca seni sevmeye harcadığım için kalbimi , Unuttum , kaybettim kendimi Yalnızca küçük sevmelerinle tutunuyorum Anladığım her şeyi soluğum kadar belirsiz uzaklıklarda bitiriyorum Farkına varamadan hiçbir hiçliğin , Farkları sorguluyorum Yalvaramıyorum… Katı , çok katı bir örtü ile çepeçevreyim Gözlerim açıkta yalnızca Yalnızca seni görebilmek için kullanıyorum onları da… Zorundasın belki Belki zorsun ; zorlanıyorsun.. Ve bu yüzden bitiriyorsun… Köküne ulaştın kalbimin sök kopar da Kurtulsun sendeki bu mülteci… Varlığınla süslenmis bir yoklukta Senin yokluğunda yok olmak istiyorum , Yalnızca sen , sen olduğun için istiyorum… Ertele öyleyse ! Tüm hiçliğini ertele ! Ben de yok olurum böylece seninle… |
Bir deli var içimde Haksızlığa zulme karşı çıkar Bir akıllı var içimde Haksızlığa zulme karşı susar... Şaştım ben bu işe Bu düzende deli akıllı ise Haklılar haksız ise Elini önüne bağla ve sonunu bekle... |
TÜm Mektuplarım Hangi yöne baksam hep sen varsın Bâzen sıcak ve nemli nefesimle Buğulanan bir camda şekillenen bir resim Bâzen bir ressamın tuvalinde beliren Renk çÜmbÜşÜndeki bin renkten bir renksin Elimi nereye uzatsam sen Aklımın her bir köşesinde hep sen Adımımı attığım her yerin her santimetrekaresinde Yine sen Senle dopdolu hemen her yanım Sen kokulu pembe renkli tÜm mektuplarım SONSUZLUK Yıldızlar öperken gökyÜzÜnÜ mavi bir gecenin atlasında oturup seni dÜşÜndÜm ılık bir gözyaşı damlasında sesler geldi uzak denizlerden gemiler kalktı sıra sıra bir martı havalandı Üzerimden bin özlem dökÜldÜ sulara hasret yÜreğime bulandı yÜreğim sevdalara bir demet bulut oldu gözlerim dağıldı uzaklara seni şiirlerde aradım kitaplarda tÜrkÜlerde şarkılarda aradım ıssız bir gecenin oylumunda oturup seni kanadım YEŞİL GÖZLÜM Unuttun mu diye sorma Unutamam ceren gözlüm Sitem edip gönül kırma Dayanamam yeşil gözlüm Sen ufkuma doğan güneş Sen gönlüme düşen ateş Burcum bile burcuna eş Ayrılamam yeşil gözlüm Bahtımdaki uğurumsun Gönlümdeki gururumsun Yarınımsın umudumsun Unutamam yeşil gözlüm Seni yazdım hayatıma Gönlümün her sayfasına İnan senden başkasına Sarılamam yeşil gözlüm Sen gözümde tüten duman Sen vardığım en son liman Sen Tanrı'mdan bir armağan Unutamam yeşil gözlüm Islanırsa eğer gözün Yüreğime çöker hüzün Ne olursun gülsün yüzün Dayanamam yeşil gözlüm AŞK NEDİR SEÇEBİLMEK KOLAYMIDIR DUYGULARINI YA AŞIK OLMAK MÜMKÜN MÜ BEN İSTEMEZSEM OLMAZ DEMEK İÇİNDEKİ FIRTINALARI SADECE ÜZERİNE YORGAN ÇEKEREK ÖRTMEK YOK ETMEK MÜMKÜN MÜ? HADİ BEN Bİ AŞIK OLUYUM DEMEKLE YAŞAYAMAZSIN ''AŞKI'' BÖYLE KENDİNİ BİLMEZ DUYGULAR ÇOKTAN DEVRİNİ AŞTI. BİR TEK TÜRK FİLMLERİNDE GÖRÜRDÜK GERÇEK AŞKI, AMA BİLİRDİK Kİ GERÇEK HAYATTA O BAMBAŞKAYDI. ŞİMDİLERDE O TUTKULAR NERDE, SEVİPTE GÖZÜNÜN KÖR OLMASI, ÖLÜMLERE ATILMAK ,HATTA DESTANLARA YAZILMIŞ ,ŞİİR OLMUŞ ŞARKI OLMUŞ AŞKLAR NERELERDE? SONUNDA BAŞARDILAR GERÇEK AŞKI ÖLDÜRMEYİ ONUN İÇİN BİRBİRİNE SORARDI HERKES ACABA ''AŞK'' NEYDİ? TUTKU MU, İKİ İNSANIN BİRBİRİNE VERDİĞİ ANT MI,ÖLÜMÜNE SEVMEK Mİ, NEYDİ? BULABİLEN BİRDE BANA GELSİN ÖYLE TARİFSİZİM Kİ AŞKTAN YANA ONUN TARİFİNİ BİLE SİZLERE TARİF EDEMEM BEN GERÇEĞİ BULAMADIKÇA. |
Aysun'un hikayesi Aysunun elleri pek temizdi, ipektendi. Gülleri okşayınca, güller bin bir hale girerlerdi. Üzülürler sevinirler, özlerlerdi. Dallarındaki dikenleri. Aysundan uzak tutmak için. Kanlı yaşlar dökerlerdi. Aysunun gözleri alımlıydı, canlıydı. Gözlere bakınca, gözler utanırlar, sıkılırlar. Gizliden gizliye ağlarlardı. Aysunun gözüne, ışık vurmasın diye. Güneşe her gün isyan ederlerdi. Açık kalırlarsa canalıcının kucağındayken. Bilinirki aysunu göremeden gitmişti. Aysunun teni yumuşaktı, sıcaktı. Giysiler değince paklığına, titrerlerdi. Kırışmasın isterler, hafiflerlerdi. Aysunun aşıklarının eli tenine dokundukça. Kirlendik diye çıkarılırlardı. Cansız düşen bezler yeni yetmelere söylenir. 'Sefanız bir aşığın koynuna girene kadardır'. |
Bir AŞK Masalı Binlerce renk renk çiçeğin açtığı, bitkilerin bittiği, sürü sürü kuşların geçtiği, pırıl pırıl suların aktığı, çeşit çeşit hayvanların barındığı bir dağın yamacında güzeller güzeli Dilara adında bir kız yaşarmış. Her sabah kalkar huzur ve esenlik içinde türküler, şarkılar söylermiş… Kiraz dudaklarından tane tane mutluluk dökülürmüş yamaçlara… Dilara her sabah uyandığında dağlara bakıp yüreğini bin çeşit renkle nakış nakış işler, güneşin rengiyle sevgisini, umudun mavisiyle umudunu süsler, çağlayan sulara, esen rüzgarlara bakıp bakıp sevinç pırıltıları serpermiş gözlerinden… Henüz bakir doğası insanlar tarafından kirletilmemiş, bozulmamış; yalanın, dolanın, kokuşmuşluğun hiç uğramadığı bir yermiş burası... Dilara’nın sevgisi yeryüzündeki çiçeklerin renkleri gibiymiş… Baharın sevgilisi, nisanın ilk aşkı, masumluğun sultanı, suların saflığıymış Dilara’nın güzelliği… Nisanın ilk gözağrısıymış Dilara… Baharın ilk öpücükleri değdimi narin kirpiklerine, uyanıverirmiş tüm çim – çiçek, börtü - böcek.. Hoyrat rüzgarlar inzivaya çekildiğinde, bahar rengi ılık ılık meltemler sararmış ince belini Dilara’nın, incecikmiş yüreği de tıpkı beli gibi… İpekten teni varmış, gün ışıdımı pırıltılar dans edermiş saçlarında, pırıl pırıl suların üzerine vuran güneş ışıkları gibi… Dilara her sabah erkenden kalkar çiçeklerle koklaşır, laleleri okşar, kuşlarla, kelebeklerle konuşur, dağ tepe demeden güneşe gülümseyerek mutlu bir şekilde kuzularının peşinde dolaşır dururmuş... Her seher bereket tohumları ekilirmiş dağların doruklarına, umut umut yeşerip halaya dururmuş çiçekler her bahar Dilara’nın güzelliğinde... Bir gün hiç beklemediği bir anda karşısına genç bir adam çıkıvermiş, şiirler okumuş ay ışığında, şarkılar söylemiş, masallar anlatmış Dilara’ya. Sık sık buluşmuşlar... Sevdalanmış sonra Dilara, bırakmış kendini kollarına genç adamın hiç bir kötülük düşünmeden, başlamış rüyalarda, masallarda yaşamaya... Çiçekleri, kuşları, kelebekleri bırakıp gece gündüz genç adamın hayaliyle yaşamaya başlamış... Sevdası yeryüzüyle, gökyüzünün sevdası kadar büyük; suyla, çiçeğin aşkı kadar da masum ve temizmiş... Sonra sevdasını açmış büyüklerine Dilara, hoş karşılamışlar kızlarının sevdasını, evlenmelerine izin vermişler... Davul zurna eşliğinde üç gün üç gece düğün olmuş, halaylar çekilmiş, inlemiş dağ taş... Bir seher vakti uyandığında canından bir parça eksilmiş gibi irkilmiş Dilara. o canı gibi sevip bağlandığı adam buralardan sıkıldığını, kendisini unutmasını isteyip bir kağıt parçası bırakarak çıkıp gitmiş... Oysa aynı adam her sabah uyanır uyanmaz “sen dünyanın en güzel varlığısın, seni ölümüne seviyorum”diye övgüler dizermiş Dilara’nın gözlerinin içine bakarak... O zaman bütün yeryüzü, gökyüzü Dilara’nın olurmuş... Çünkü dünyada ki; tek güzel Dilara değilmiş, her yerde kandırılacak dünya güzeli yüzlerce Dilara bulunurmuş yüzsüzler, yalancılar, sahtekarlar için... O gün ilk kez ağlamış Dilara, mavi mavi pınarlar akmış gözlerinden. Ceylan gözleri o gün ilk kez üzgün bakmış dağlara... Aylarca belki döner umuduyla uçan kuştan, esen yelden haber beklemiş, dalgın dalgın bakmış sulara... Ama ne gelen olmuş ne de giden... Huzuru ile beraber mutluluğu, sevinci de parçalanmış. Daraldıkça çıkıp bir dağ başına yankılı kayalara haykırmış içindeki ateşi... Bazen sessizce solumuş bir hazan yaprağı gibi, içi kanamış her baktığında dağların doruklarına... Gözpınarlarından akan damlalar bir nehir gibi süzülerek Munzur suyunun esrarengizliğine karışmış.... Kanadı kırılmış yavru bir kuş gibi uçmak istemiş masmavi gökyüzüne ama uçamamış... Uçuşan düşlerini önüne katıp götürmüş yüreğindeki fırtına, geride bir kırık ömür, yorgun gecelere asılı birkaç tebessüm kalmış yalnızca. Bir hazan çiçeği gibi solmuş günden güne Dilara. Derin okyanuslar dökülmüş yapraklarından her ağladığında.. Sevdanın kor yangını düşmüş yüreğine bir kez… Bir zamanlar tan kızıllığı yamaçlara vurduğunda rüzgarın şarkısını söylermiş, dağlar, pınarlar, kayalar Dilara’nın yüreğinde. Bir dağ çiçeği gibi yaprağına sığınırmış üşümemek için Dilara... Ama artık suskunmuş dağlar… Yağmurun gözyaşlarına karıştığı bir gece dönmüş yüzünü ve bırakmış kendini kayalardan aşağı ölmek istemiş Dilara... Yalancıların, sahtekarların, acıların var olduğu bir dünyada yaşamak istememiş... Bütün çiçekler kendi dillerince konuşmuş, üzüntülerini haykırmış dağlara… Ağlamış rüzgarlar; Bir tek laleler boyun büküp susmuş Munzur’da… Yüreğini açıp ses vermemişler… Suskunluğunda saklamışlar sırlarını, sevgileri söyleyemeyecekleri kadar çok şey anlatmış dağlara… Bu yüzdendir ki; Munzur’da bütün laleler boynu büküktür… Hep narin, ince, suskun ve asil durur… Sonra zaman geçmiş, gözyaşları betonlaşmış, çiçekler kokusunu yitirmiş, o güzelim dağlar kötülüklere esir düşmüş... Kayalar ağlamaya başlamış her gece... Ay ve yıldızlar doğmamış bir daha o kayaların üstüne, kuşlar uçmamış, her gece rüzgar esmiş çığlık çığlığa. O gün bu gündür ‘Çığlık kayası’ olarak kalmış ismi... O günden bu güne sevginin, masumluğum, temizliğin timsali olarak hala onun sevgisi konuşulur oralarda. Kimi kez onu “Çığlık kaya”nın başında sevgilisini seslerken geyiklerin içinde görüldüğünü söylerler, kimileri bir pınarın başında geyiklere su içirirken. Herkes yok olmuş, yalan olmuş, masal olmuş ama o hep var olmuş, dünya döndükçe de var olacak dağlar kızı Dilara... İşte böyle olmuş, böyle anlatılmış yıllar yıllı bu dağ masalı... Bir dağ başıydı sevdası sevdalanmıştı bir kez Dilara kardelenler kadar aktı sevdası kar kadar masum ve temiz ve de, sevmişti bir kez delicesine... ve sonunda terk edildi sevgi bilmezlerce bir sevda sözü geride kaldı bir de dağ gibi sevdası bakamadı kimsenin yüzüne Dilara vefâ sözü, sevdâ sözü yalan oldu hergün çıkıp yükseklere gidenin yoluna baktı belki gelir diye bir soluk resim elinde gelenden geçenden sual etti sevdiğini sonunda, tükendi umudu dayayıp rüzgarlara başını ateşlere bağrını verip bıraktı kendini kayalardan aşağı.. kara haber çabuk ulaştı obalara dağlara kor düştü ölüm vurdu hançerini kutsal aşkın yüreğine Sevgisi efsane oldu sevgisi destan oldu dolaştı dilden dile Yıllar yılları kovaladı mevsimler mevsimleri herkes unutuldu bir dilara unutulmadı bir de sevdası... |
Acı Bahar şurada burada sıkılmış limon kesikleri paslanmaya bırakılmış demir çubuklar tertemiz kaynaklara atıksu tarifesi taze sürgünlerin ince boyunlarında ağır kementler henüz sıcaklığı soğumamış körpe cesetler karanlıklar ortasında bir ışık adası gibi talancıların gözünden nasılsa kaçmış çimenler birkaç tomurcuk üç-beş yeşil yaprak ıslak bir kağıt gibi yırtıp atmış kentin dokusunu acımasız kasırgalar arıtmıyor sabun çıkartmıyor sular giysilerden yalnızlığın kokusunu aşk mevsimi değil miydi bahar elele tutuşmaktan korkan ürkek ceylanlar hani nerede eşlerine kur yapan kumrular kuş cıvıltılarına hasret kulaklar denizler denli derin içezikliği geleceksen sekizinci günde gel sevgilim burada haftanın yedi gününde de aşka geçit vermiyor yağmurlar yalnızca bir ad yaraşabilir bu mevsime: “acı bahar” |
...Ve Aşk Kerem kendi suretini görmeden Sen artık aslı-na bürün demişler. Ferhat doğduğu gün, isim vermeden Bu çocuk ne kadar şirin demişler Serdar TUNCER Bir Gün Anlarsın Uykuların kaçar geceleri, Bir türlü sabah olmayı bilmez, Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya Deli eden uğultudur başlar kulaklarında, Ne çarşaf halden anlar, ne yastık Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık, Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın, Onun unutamadığın hayali, Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine, Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu, Şerefin, faziletin, iyiliğin güzelliğin. Gün gelir de, sesini bir kerecik duymak için, Vurursun başını soğuk, taş duvarlara, Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın Duyarsın. Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin Niçin yaratıldığını. Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini Uzun uzun seyredersin aynalarda güzeliğini Boşuna geçip, giden yıllarına yanarsın. Dolar gözlerin, için burkulur Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların Sevilen gözlerin erişilmezliğini O hiç beklenmeyen saat geldi mi Düşer saçların önüne ama bembeyaz Uzanır gökyüzüne ellerin Ama çaresiz Ama yorgun Ama bitkin Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı Sevmek ne imiş bir gün anlarsın Bir gün anlarsın hayal kurmayı Beklemeyi Ümit etmeyi Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi Lanet edersin yaşadığına Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın. Ümit Yaşar OĞUZCAN |
mavi ay yitik gül bu durakta tutuştu rüzgar duman oldu ayaz küllendi bir devir oyuncak bahar...alev dibi mavi nisan sanma ki üşütmüyor artık bu şehir sus... yatağına sürgün dil bilmez kızıl nehir denizini sil öyle git bir avuç yalan elinden içtiğim şiir bilirim... her yürek kendine şair ... |
Kaç kez sildim seni haritamdan Kaç kez mil çektim o kahvegözlere Gel gör ki Kendime bile geçmiyor artık sözüm İşte bir kürek mahkumu İşte bir yürek mahkumu Kapında yine Bitmedi bu kara sevda Bitmiyor be kahve gözlüm tek kelimeyle harika eline sağlık..... |
| Saat: 20:38 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık