![]() |
Bilir misin? Çok değer verdiğime Peki bilir misin kararsızlığın kara lanetini? Emin olamamanın ürkekliğini Umudu umutsuzluğu Umutla hayata gülmeyi Umutsuzlukla hayata küsmeyi Bilir misin? Derin gözlerde kaybolmayı Bir Gülücükte erimeyi Bir sözcükle ümidi Tende uyumu Öpücükteki derin sırrı Bilir misin? Düşünmeyi her hareketini Bir Anlamı olmalı? Yoksa yokmu ? Acaba? Saatlerce düşünmeyi Bilir misin? Kırılır diye görmemeyi göze almayı Sonra pişmanlığı İçe akan gözyaşlarını Gülerken ağlamayı Bilir misin? Duyarmısın Konuşurken sessizliği Anlarmısın Sessizliğin sesini Bilir misin? Seni ne çok sevdiğimi Ahmet Rıfat Dursunoğlu |
YAŞADIN MI DELİ DOLU? Boşver be yaşı başı! gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver? şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan, sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver? koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını, gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.. Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda, ama aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında bırak aksın yollarına yağ geç , yık geç, kimse inanmazsa inanmasın sen inan yüreğine hem ona geçmezse kime geçer sözün ? büyü büyü.... bak ellerin ayakların kocaman, aklında maşallah yerinde, e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye. akıllı ol, yüreğin gelir peşinden, boşver yaşı başı, aşk varmı aşk sen ondan haber ver? takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.. o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün, atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü öl gitsin... Boşver be yaşı başı! kim tutar seni kim? kendi yüreğinden başka kim? Aklını ak da öyle git ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra, bayıra vur da git Dert etme ellerini, onlarda gelir seninle bırakmadıkça birine o biri de gelir gerçekten istediğin oysa seveceksen ve öleceksen uğruna.. yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa... yaş 70'e gelse bile hayat daha bitmemiş sen mi biteceksin? çekeceksen bile bayrağı 'YAŞADIM ULAN DİBİNE KADAR' diyemiyecek misin? CAN YÜCEL |
Göç ve Ölemeyiş Mevsimi gülümsüyorum cumartesi gecesi İstanbul’da uyuyacağım büyük olasılık hazırlık bilgisayara koli kitaplar çamaşırlar el ve kol yayım atlama ipim geçmişten artan zaman yazı tura ya da dik ne maça kızı ne papaz cezamı istiyorum ödülü ve belki deli bir yalnızlığa ithaf etmek kendimi başlayamadığım şeyleri bitirmek bitiremediğim şeylere başlamak rengin öncesine grinin ötesine şiire öyküye ve romana bir martının kanadından düşmek istavritler aldatıyorlar mı hala galata köprüsünün altında sevgililerini son Kadıköy vapurunda unutan oluyor mu kendini bayanlar tuvaletinin kapısında başörtülü teyzeyle birlikte yine bekleyecek titreyecek miyim yaprağa dokunan el gibi nasıl bir saklambaçtır bu nerdeymişim ne olmuşum bir varmış bir yokmuymuşum yaz hiç gelmemiş ve hiçbir yere gidilmemiş mi olacak hiçbir yere akmayan bir sağanak mı yağacak herkes bir şeylere gülerken başka bir şeye güleceğim başka bir yerde üç sarı kuş konacak üç sarı gagasıyla ötüşeceğiz düş gibi sarı bir gülüş gibi gözlerim gözlerine dalacak ve kimse farkımıza varmayacak gönlü bende ayakları başka yerde duranlar olacak belki en yakınımda olacak uzak sevişmeler kül tablasında unutulacak söz metamorfoz saç yalpalayarak düşecek önümüze alıp bakacak mıyız ya da on yıl sonra bize hangi ayna bakacak öyküler geçiyor içimden |
ben mi? evet... bir gün çıkıp gideceğim kapıları, evleri, dergileri, hüzünler bırakarak... bir çiçek merhaba diyecek... hoş geldin diyecek dağ... orman gülümseyecek... anımsayışların, bekleyişlerin, ümitlerin ya da ümitsizliklerin hırsların, yarışların, tasaların kalktığı yerde tam anlatının, salt anlatının kaldığı yerde başlayacak şiir... hiç kimseye seslenmeyen, kendi kendine yeten sadece... kendi mantığı; kendi güzelliği içinde tutarlı... ama halkın yaşantısı girecektir oraya, çünkü yaşayan büyük bir şeydir halk... deniz ve ufuk girecek, karınca yuvaları, gökyüzü, kozalaklar ve kopuk ve artık hasetsiz bir aşk... yani sevişmek denizle, koşulsuz, önyargısız, hesapsız... yani uzanmak ve düşünmek binlerce yıl.. doğan, ölen ve yasayan şeyleri... doğumu, ölümü ve yaşamayı yani dingin ve büyük olan herşeyi anlatmak... ben mi?evet. çıkıp gideceğim bir gün... tasasız, gözyaşsız, geride birşey bırakmadan ve birşey beklemeden ilerde... sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle... |
YAZIKLAR BANA Herkese herşey oldumda Sana hiçbir şey olamadım Geceleri indirdim de ömrüme Sana güneşleri konduramadım.... Bakkalda merak etmiş seni Artık ekmekleride eskisi gibi yapmıyorlar Sen gittin ya senli yaşanılan herşey değişti Balkona atıyorum hala ekmek kırıntılarını Ama artık adını koyduğum serçelerde gelmiyor Parkta balon satan amcada yok Hatırlamısın bilmem, bütün balonlarını alıp adamın Dağıtmıştın bütün mahalleye Hani o yaşlı teyze bile istemişti senden Şimdi o parkada gidemiyorum. Yaşlı teyze her sabah işe giderken gene kapıdan bana bakıyor Sonra gözlerindeki bakış değişiyor.. Ben sana öyle alıştımki.. Seninle olan alışkanlıklarım bile sensiz acı verir oluyor.. Herkes seni bana soruyor.. Maç yaptıktan sonra gazoz ısmarladığın cocuklar bile yok kapıda Pazar günleri gazete almaya giderken açık olan çiçekçi bile yok Hatırlamısın bilmem sabah uyandığından odanın hertarafını papatyalarla donatmıştım.. Sen ağlamıştın ve ben bunu hak etmiyorum diyerek sarılmıştın.. Sen aslında her şeyi hak ettinde bir ben seni hak edemedim. Akşam sefasıda soldu. Ne yaptımsa açmadı. Ben anladım artık o bile sana alıştı Senin gibi konuşamadım onunla.. Artık sensiz zamanlar içimi parçalar oldu.. Hangi yana baksam hem içimde hem önümde her yerimdesin Herşey seni hatırlatıryor Merak etme seni hatırmak için bahanelerim yok Sen bende oyle içerdesinki. Ben beni bile unutsam sen gene kalırsın.. Bak küçük Ayşe 'de aşağıda hani senin o bez bebeği verdiğin varya o Her sabah sana çiçek getiren ayşe Artık oda gelmiyor. Yalnızlık cok acı be sevgilim Ben hergün sensizliklere uyanırken tarifsiz acılardayım Gel desem yalvarsam sana bak herkes yolunu gözler olmuş.. Bu arada telefonu gene kırdım.. Sakarlıklarım devam etmekte.. Kızma ne olursun ne bileyim ayağım takıldı kabloya devrildi gene Ben bekledim bana seslenirsin " Aşkım genemi diye " ama seslenmedin Sadece bekledim.. Telefon hala yerde.. Ben seni cok özledim Ben seni inan çok sevdim Ben seni içimde yaşarken ölmekten korkarım Ben seni SEVİYORUM Ben seni ..... Ve işte Son söz sevgilim Sen ömrüm olduğundan beri ölmekten Sen güneşim olduğundan beri Gölgemle Bile Yormaktan Korkar oldum. İSMAİL EFE ÜNAL |
Ağladığımı kimseye söyleme anne Onlar beni güçlü biliyor Onlar beni en zor günümde bile ayakta biliyor Ben aslında gülerek geçirdiğim he günün akşamı evde ağlarken Onlar benim içimin sızladığını, yüreğimiz yandığını bilmiyor... Ağladığımı kimseye söyleme anne Onlar beni kral belliyor Onlar beni kızdım mı dünyayı yakacak insan biliyor... Ben aslında onun gözlerine bakmaya bile kıyamazken Onlar benim biri uğruna üzülecegimi tahmin bile etmiyor Ağladığımı kimseye söyleme anne Onlar beni ağlamaz biliyor Onlar beni üzüldüm mü bulunduğum şehri bulutlar kaplar biliyor. Ben aslında odama kapanıp sitem duygusuyla bir köşeye sinerken Onlar beni hiç bir şeyin sarsacağını akıllarının ucundan bile geçmiyor.. Ağladığımı kimseye söyleme anne Onlar bunu hiç bilmiyor Onlar için ben en sağlam köprülerden daha sıkı baglıyımdır hayata .. Ben aslında ölümle yaşam arasındaki ince çizgide bir o yana bir buyana giderken Onlar hala benim için hayatın büyük bir hayal kırıklığı olduğunu bilmiyor |
Dağ RüzgarıKaderde senden ayrı düşmek de varmış Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim... Seni tanımadan Hele seni böyle deli divane sevmeden Yalnızlık güzeldir diyordum Al başını, kaç bu şehirden Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git Git gidebildiğin yere git diyordum Oysa ki, senden kaçılmazmış Yokluğuna birgün bile dayanılmazmış. Bilmiyordum... Yine de dayanmağa çalışıyorum işte Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye Rüzgar güzel bir koku getirmişse Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum Yaşamak seninle bir başka zamanı Bir başka zamanda seni yaşamak Herşeyden önce sen Elbette sen Mutlaka sen İster uzaklarda ol İster yanıbaşımda dur Sen ol yeter ki bu zaman içinde Ben olmasam da olur Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır Bitmiyorsun Çaresizliğim gün gibi aşikar Su olup çeşmelerden akan güzelliğin İnceliğin ışık ışık yüzüme vuran Sen güneş kadar sıcak Tabiat kadar gerçek Sen bahçelerde çiçekler açtıran Sudan, havadan, güneşten yüce varlık Sen, o tek sevgi içimde Sen görebildiğim tek aydınlık Bir nefes de benim için al Havasızlıktan öldürme beni Bulutlara, yıldızlara benim için de bak Susadım diyorsam Bir yudum su içmelisin Ben yorulduysam sen uyumalısın Ellerim sevilmek istiyor Saçlarım okşanmak istiyor Dudaklarım öpülmek istiyor Anlamalısın. Ağaçların yeşili kalmadı Gökyüzünün mavisi yok Bu dağlar o dağlar değil Rüzgarında kekik kokusu yok Kim bu çaresiz adam Bu kan çanağı gözler kimin Kaç gecedir uykusu yok Gündüzü yok Gecesi yok Yok Yok Anladım Sensiz yaşanmaz bu dünyada İmkanı yok. |
Ben nice ayriliklar gordum omrumce Kuslar gordum; kirilmis kolu, kanadi Ayri dusmus sevdiginden kuslar gordum Hic bir ayrilik bana bu kadar komadi Ayriligin bir agridir vurur sakalarimda Ve buyur gozlerimde bir okyanus kadar Derinden ses verir icimde bir tel Sonra, birdenbire kirilir, kopar Yeryuzu cekilir altindan ayaklarimin Gecer basima coken bir tavan gibi gokyuzu Durmadan calinir kulaklarimda Sarkilarin en huzunlusu Seni alip uzaklara giden otobus Benim uzerimden gecer hisimla Devrilir, bakakalirim ardindan Bir sel gibi akan gozyasimda... Artik ne yapsam bos, teselliler faydasiz Karanlik gitgide en derinlere ceker beni Caresiz butun sokaklarinda bu sehrin Boyle perisan beklerim donmeni Dolasir birbirine yorgun ayaklarim Ellerimi koyacak bir yer bulamam Nereye gitsem en koyusu acilarin Ne yana baksam, cildirtan bir aksam Istesem ben bu omru, bu talihi istemem Boyle durup durp senden ayrilmak varsa Orada bir mezar kazilir benim icin |
Adı Aşktı.... Sonu Ayrılıktı... ne güzel günlerdi onlar... fesat karlara inat uykusunda süslenmiş bir vadiydik sabahın çiyleri bile yeterdi düşlerimizi sulamaya biz telaşlı arıların aradığı çiçeklerin soyaçekimiydik henüz hazır değildi dallarımızdaki meyveler olmaya o zamanlar... yaşadıklarımızın adını hiç sormamıştık ki gözlerimize gecelerimizin aydınlığı günleri giydirir dururdu üzerimize ay ışığında dikerdik gönüllerimizin sığ yırtıklarını şüphe öyle dörtnal koşturamazdı içimizde yağız atlarını derken bir gün... davetsiz bir kervan geldi yerleşti çimenlerimize meraklı bakışlarımızda çözüldü hazanımızın kilitleri nice yağmurun çamurunu taşıyıp durdu içimize hoyrat adımlarda can verdi vadimizin kelebekleri ne çok yaprak kaybettik seninle o kış sönük yıldızlara bile ulaştı tenlerimizdeki yakarış ve dün geldi... artık yastaydık ezilen onca masum tomurcukların ardından önce adını sonra noktasını koyduğumuz neydi anlayamadan “aşktı koynumuzda besleyip yarınlara büyüttüğümüz adı bebeğin ayrılıktı bizi kendi kuyularımıza mahkum eden sondaki derbederliğin.” |
ASLA ONSUZ OLMAZ Gitmelerin ardından bağırırsın Yüreğinde fırtınalar kopar Yalnızlığınla isyan edersin Ama nafile duyan olmaz Susarsın Küsersin Ağlarsın Düşersin Elinden bir tutanın olmaz Hayallere dalarsın Verilen sözler gelir aklına Lakin onları veren bulunmaz Dalarsın eskilere Mazi canlanır Yaşlı gözlerinde Ve anlarsın Asla onsuz olmaz http://www.blackhag.de/Gifs/Feuer/Lagerfeuer.gif |
| Saat: 13:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık