![]() |
Benim NefsimRuhuma bir kefen bezi yeter de, Yetmez aç nefsime sırma ve ipek. Çare yok, yüzünden düştüğüm derde; Yesem de "toprakla karışık kepek..." Güneşle bir tutsam girmez hizaya; Dar bulur, sığmam der, dipsiz fezaya. Kuyruk sallar, sonra hırlar ezaya; Benim nefsim, benim nefsim ne köpek!.. necip fazil |
FELLUCE: MAHŞER MENZİLİ http://www.siir.gen.tr/images/mp3.gifsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğiniburası benim vatanım ölmek de yaşamak da benim hakkım ve en çok bundan dolayısana burasını cehennem bana yine cennet vatan yapacağımsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğiniyaşadığın her an mahşer menzilimdesinsoluk aldığın her an mahşer menzilimdesinsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğiniburası benim vatanım camiler kenti: felluceben bağımsız yaşarım ben anasız yaşarımben babasız yaşarım ben oğulsuz yaşarımben kızım olmadan yaşarım ama vatansız yaşayamamsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğiniunutma benim öldüğüm yer de vatanımya senin ve sen petrolsüz yaşayamazsın yapamazsın yaşayamazsınöfken hayalet öfkem gerçek öfkem gerçek öfken hayaletölmek ve öldürmek benim için onur senin için utanç senin için yüz karasısana bir sır söyleyeceğim aç yüreğinisen uyut dünya uyusunsen uyut insanlık uyusun ama ben uyanığım ama ben direneceğim işte kefenim bedenimsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini felluce içinde redif sesi varbakın yüreğine acep nesi var beni duymayana dostlar hepten âhım varsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini mahşer menzilindesin mahşer menzilindesinsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini bayram bağımsızlığımladırSana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapılarıÖlmek daha kolaydır sevmektenBundandır işte benim yaşamaya katlanmamAragonT. Asi BALKAR http://www.siir.gen.tr/images/wfs.jpg Fotoğraf : Marc Riboud |
AKSAM GUNESI Hayatım temsili bir yenilgi gösterisidir Okulu seven çocuklara bıkkınlık getiren Yağmurda yalnız kalır, seyircisi yoktur Onun için yaşamak alelade bir lükstür Rüzgara karşı kalem oynatır hayatım Damla damla buyur beyninde bir gül Bir şiirdir ve hiç de kötü değildir Dizeleri birbirine iteleyerek geçer Sararmış bir devrimci fotoğrafıdır hayatım Genelevi bulamayan yeniyetmeye benzer Yalnızlığı yalnızlıktır ve çok sıradandır Her hafta sonu annesini görmeye gider Kartpostal görüntüleri ile intihar eder Donar kalır bir aynada eli yüzü çıplak Altıncı filo gibi bir şeydir, isyanlar bastırır Yasaktır elini koynuna sokmak yasaktır Sonuçta bir hayattır, naftalinler kullanır Parası çıkmazsa gider sakal bıyık bırakır Sevgilisi yoktur ve artık sevgiside yoktur Radyoda söylenmeyen bir ölüm sessizce kepenklerini kapatır... Ahmet Erhan |
Her Ömür Kendi Gençliğinden vurulur yaşarken de söyledim kimse bilmeyebilir bunu fatiha suresi kadar eski günlerin çarmıhında isa kadar yaslıyım ve tanrılar kadar çok yaşadım kimse bilmeyebilir daha kırlangıçları yalancı bir dünyada yaşıyorum dağları yıkılan, dalları kırılan bir dünyada kayıp suretler için fotoğraflara koşuyorum kimse bilmeyebilir... günleri çarmıhında küle savruldum, ayrılıkları saydım bir hançer sapladım nevrozlu bir sevgiye kan bile damlamadı, yürüyüp gittim yüzüme yalancı bir sevinç iliştirdim... fal bakan çingeneler esmerdi, yalancıydı dönmeyecektin! belki kuruyacaktım; belki çarpa çarpa akacaktım o denizlere intiharlara aktığım gibi o denizlere bilmeyecektin! çıkıp sina dağına o denizlerle ibranice konuşacak, iblis’i kovacaktım; iblis’i kovmak belki yarısını dünyanın kovmak demekti... bir gülün bir odayı bir leşin bir semti kokuttuğu kentlerde bir ömür, çarpar akar da nasıl eskitir yatağını kimse bilmeyebilir.. tanıktım yargıç ve sanık yürüyüp gittim yüzüme yalan bir mutluluk iliştirdim günlerin çarmıhında isa gibiydim! günlerin çarmıhında seni en güçlü yanlarımla sevdim daha çok olsun dedim, her şey daha çok günlerin çarmıhında ben de kendimce bir meryem’i sordum birer birer aralarken bu kentte kederleri diyarbekir, böyle zavallı bir çöl gecesi... günlerin çarmıhında seni ağrıyan yanlarımla sevdim tutuklu kollarımla yokluğunda burada yıllar verdim yokluğunda...burada herkes bilecek bunu! herkes bilecek bunu tabancaya gerek yoktur sen haklı bir cinayetsin günlerin duvağında h e r ö m ü r k e n d i g e n ç l i ğ i n d e n v u r u l u r . . . |
HEP BİR GİDEN VARDI “Ne yazacağımı bilmeden oturdum yine kağıt kalem ile masanın başına. Kulaklarım uğulduyor, başımda ise tarifi imkansız bir ağrı.” Bir gün karşıma çıkmıştın ve tatlı bir telaş olmuştun yüreğimde sakladığım. Önceleri benim için bir avuç mutluluk getirmiştin. Oysa ne sevdalar kayıyordu bir bir gökdeki yıldızlarla yarışırcasına. İlk kez hem sevdiğimi hem de sevildiğimi düşünmüştüm. Tadı kalmamıştı sensiz akşamların ve sensiz telaşların. Her haliyle duyguları susmuş bir çocuk gibiydim. Senindim. İlk kez ayrılık için günleri saymıyordum. Ve sensiz geçen zamanlarda damıttığım hasretlerde boğulmaktan korkuyordum. Dualar ediyordum seninle olan düşlerim yaşlanmasın diye. Yüreğimin gözleri kapanmasın diye. Ama verilen sözlerin ağırlığı altında kaldık bir günbatımında. İstemiyordum yarınmış gibi dünü taşımayı omuzlarımda. Duygularım tıkanmıştı tıpkı ömrüm gibi. Eskittiğimiz yüzlerimiz gibi. Ve “son”a karar verildi dar bir odada. Sözler yerine getirilirken ne çok gözyaşı döküldü, Ne çok acı çekildi. Ve ben her acıda, Ne yapacağımı bilmeden, tüm isteklerimi çöpe attım. Düşlerime ayrılık cümleleri iliştirdim, Ve rüyalarıma geri döndüm. Şimdi, o düşler sokağında ki rüyalarıma kimse el koymaya çalışmasın. Hep derdim "içimde direnen bir çocuk var" diye... İşte zaman onun şu an. Ben isteklerimle sevişip ertesi gün bir ****** gibi terk edilmeye alıştım... Yada onları ben ****** yerine koydum... Ama hep bir giden vardı... |
|
Biz yalnızlıktan doğduk o dagdagalı sudan Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk Köy köy bucak bucak memleket memleket Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku Buzlu mehtap alçakca kesmişti yolumuzu Bütün kapılardan açıkca kovulmuştuk Silahımız avcumuza yapışmıştı soğuktan Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku Kestiremedik ne yaptığımızı kim olduğumuzu Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk Köy köy bucak bucak memleket memleket Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku Ne kadar korkmuştuk elimizden tutmadılar Doğrudur kendi içimizde daraldığımız Kim neyi savundu bilinmez nereye kadar Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet Başka bir yalnızlıkta boğulduk havasizliktan Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk Köy köy bucak bucak memleket memleket Ne solculuğumuz solculuktu ne sağcılığımız Karanlık bir kapı olup üstümüze kapandılar Kimse bizi sevmedi ağır kan kaybıyız |
Ayrilik neden usutur insani Bir kitapta okudum "Ayrilik neden usutur insani" diye soruyor... Sahi neden? Geceler uzar, yollar uzar, gozyaslari uzar, gokyuzunun mavisi griye uzar... Hicbirsey bitmek bilmez artik ayrilinca... Dalgalar hircinlasir, yagmurlar hep ustumuze yagar, butun renkler degisir... Gozler hep dolu doludur artik, hersey dokunur insana, dustu dusecek yaslar uzar... Nefesin kesilir, yuregin *******, aklin karisir... Gonlun karisir... Butun dunyaya kapatip kapilarini oylece donup kalmak istersin, oylece dondurup kalmak herseyi, soguklar uzar... Caniniz acir, icinize bir bicak saplamislar sanki, yanar da yanar insan... Goguste bitmek bilmez bir agri baslar... Agizlarda aksamdan kalan aci bir tat, midenize bir tas oturup kalir... Acilar uzar... Artik ne evlere sigabilirsiniz, ne yollara, ne de yureginize.. Uykular haram, sanki butun sarkilar size soylenmis gibi olur... Can acitan sarkilar... En guzel, en sevecen parcamizi alip goturur bizden... Bir parca koparip 'neremizden bilmem' alip goturur... Soguk sopsoguktur her yer, Agustos'ta bile usursun... Ayrilik neden usutur insani? |
Çıplak heykeller yapmalıyım, Çırılçıplak heykeller Nefis rüyalarınız için Ey önünden geçen ak sakallı kasketli, Yırtık mintanından adaleleri gözüken Dilenci Sana önce Şiirlerin tadını Aşkların tadını Kitaplardan tattırmalıyım Resimlerden duyurmalıyım. resimlerden... Şu oğlan çocuğuna bak Fırça sallıyor Kokmuş manifaturacının ayağına Dörtyüzbin tekliğinden On kuruş verecek Seni satmam çocuğum Dörtyüzbin tekliğe, Ne güzel kasların var Ne güzel bileklerin Hele ne ellerin var, ne ellerin. Söylemeliyim, Yok Yok... meydanlarda bağırmalıyım. Bu küçük Güllerin buram buram tüttüğü Anadolu şehri kahvesinde Kiraz mevsiminin Sevişme vakti olduğunu. Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım Baygınlık getiren şiirler Kiraz mevsimi, kiraz Küfelerle dolu pazar. Zambaklar geçiriyor bir kadın. Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı O biçimsiz bizans şarkısı. Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem, Nasıl etsem nasıl yapsam da Meydanlarda bağırsam Sokak başlarında sazımı çalsam Anlatsam şu kiraz mevsiminin Para kazanmak mevsimi değil Sevişme vakti olduğunu... Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını, Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere Mezarımda bu güzel, uzun kaslı boyacı çocuğunun Oğlu bir şiir okusa Karacaoğlan'dan Orhan Veli'den Yunus'tan |
| Saat: 20:38 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık