MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -1- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/333-siir-nehri-1-arsiv.html)

recruit87 4 Ekim 2006 20:50

Benim NefsimRuhuma bir kefen bezi yeter de,
Yetmez aç nefsime sırma ve ipek.
Çare yok, yüzünden düştüğüm derde;
Yesem de "toprakla karışık kepek..."

Güneşle bir tutsam girmez hizaya;
Dar bulur, sığmam der, dipsiz fezaya.
Kuyruk sallar, sonra hırlar ezaya;
Benim nefsim, benim nefsim ne köpek!..

necip fazil


ABERYY 4 Ekim 2006 21:11

Affet Anne
 
http://img220.imageshack.us/img220/6936/1ku5.jpg


Uzun zaman sonra, ilk kez dertleştik seninle,
Yudumlanan çay ve sigara eşliğinde.
Tam dertleşme denemezdi aslında,
İçimde gizlenen acılarımı anlatamadım sana,
Üzülmeyesin diye..
Sadece üzülmeyesin diye mutlu görünmeye çalıştım,
Göz yaşlarım için için kalbime akarken,
Yüzümde yedi rengin çiçekleri açan bir gülümseme gördün....
Affet beni anne....

Yakıştıramazdın bana biliyorum,
Çünkü beni hiç böyle görmedin...
Ne sen,
Ne de başkaları yüzümdeki maskenin sahteliğini fark etmedi...
Ben sizin gözünüzde, yenilmezdim,
En kötü zamanlarımda bile yılmazdım,
İçimdeki kopan fırtınalara inat,
Her zaman durgun bir denizdim...
Sen de öyle sandın anne..
İçimde sakladığım onca mücadeleyi,
Bıkkınlığı, yılgınlığı görseydin eğer üzülecektin,
Biliyordum.
Sana anlatamadığım için,
Affet beni anne..

Başkalarının gözünde güçlü oldum daima,
Benim düşüncelerim doğru olandı,
İçimden inanmasam bile
Doğruluk adı konduğu için kendi doğrularım oldu..
Yaprakları dökülmüş bir çiçek gibi,
Bir damlaya hasret çöl gibi,
Umudunu kaybetmeyen kul gibi,
Her zaman içimde saklanan,
Kimselerin bilmediği, duymadığı,
İçinde benden öte, bir başka ben oldum..
Anlatamadığım için affet beni anne...

Şimdi alkış tutuyor bana eş, dost, akraba,
Sen her şeyin üstesinden gelirsin diyorlar bana...
Bilmiyorlar anne..
Bilmiyorlar...
Hayat en ağır cezayı bana kesti...
İçimdeki yalnızlığı kimse görmüyor anne..
Hayat sadece düş kırıklığı getirdi bana..
Affet beni anne..


Ayşe Manav




MARLON 4 Ekim 2006 21:19

FELLUCE: MAHŞER MENZİLİ http://www.siir.gen.tr/images/mp3.gif
Sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapılarıÖlmek daha kolaydır sevmektenBundandır işte benim yaşamaya katlanmamAragon
sana bir sır söyleyeceğim aç yüreğiniburası benim vatanım ölmek de yaşamak da benim hakkım ve en çok bundan dolayısana burasını cehennem bana yine cennet vatan yapacağımsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğiniyaşadığın her an mahşer menzilimdesinsoluk aldığın her an mahşer menzilimdesinsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğiniburası benim vatanım camiler kenti: felluceben bağımsız yaşarım ben anasız yaşarımben babasız yaşarım ben oğulsuz yaşarımben kızım olmadan yaşarım ama vatansız yaşayamamsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğiniunutma benim öldüğüm yer de vatanımya senin ve sen petrolsüz yaşayamazsın yapamazsın yaşayamazsınöfken hayalet öfkem gerçek öfkem gerçek öfken hayaletölmek ve öldürmek benim için onur senin için utanç senin için yüz karasısana bir sır söyleyeceğim aç yüreğinisen uyut dünya uyusunsen uyut insanlık uyusun ama ben uyanığım ama ben direneceğim işte kefenim bedenimsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini felluce içinde redif sesi varbakın yüreğine acep nesi var beni duymayana dostlar hepten âhım varsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini mahşer menzilindesin mahşer menzilindesinsana bir sır söyleyeceğim aç yüreğini bayram bağımsızlığımladır
T. Asi BALKAR

http://www.siir.gen.tr/images/wfs.jpg
Fotoğraf : Marc Riboud



recruit87 4 Ekim 2006 21:36

AKSAM GUNESI
Hayatım temsili bir yenilgi gösterisidir Okulu seven çocuklara bıkkınlık getiren Yağmurda yalnız kalır, seyircisi yoktur Onun için yaşamak alelade bir lükstür Rüzgara karşı kalem oynatır hayatım Damla damla buyur beyninde bir gül Bir şiirdir ve hiç de kötü değildir Dizeleri birbirine iteleyerek geçer Sararmış bir devrimci fotoğrafıdır hayatım Genelevi bulamayan yeniyetmeye benzer Yalnızlığı yalnızlıktır ve çok sıradandır Her hafta sonu annesini görmeye gider Kartpostal görüntüleri ile intihar eder Donar kalır bir aynada eli yüzü çıplak Altıncı filo gibi bir şeydir, isyanlar bastırır Yasaktır elini koynuna sokmak yasaktır Sonuçta bir hayattır, naftalinler kullanır Parası çıkmazsa gider sakal bıyık bırakır Sevgilisi yoktur ve artık sevgiside yoktur Radyoda söylenmeyen bir ölüm sessizce kepenklerini kapatır...

Ahmet Erhan


Misafir 4 Ekim 2006 21:40

Her Ömür Kendi Gençliğinden vurulur

yaşarken de söyledim kimse bilmeyebilir bunu
fatiha suresi kadar eski
günlerin çarmıhında isa kadar yaslıyım
ve tanrılar kadar çok yaşadım
kimse bilmeyebilir

daha kırlangıçları yalancı bir dünyada yaşıyorum
dağları yıkılan, dalları kırılan bir dünyada
kayıp suretler için fotoğraflara koşuyorum
kimse bilmeyebilir...

günleri çarmıhında
küle savruldum, ayrılıkları saydım
bir hançer sapladım nevrozlu bir sevgiye
kan bile damlamadı, yürüyüp gittim
yüzüme yalancı bir sevinç iliştirdim...


fal bakan çingeneler esmerdi, yalancıydı
dönmeyecektin!
belki kuruyacaktım;
belki çarpa çarpa akacaktım o denizlere
intiharlara aktığım gibi o denizlere
bilmeyecektin!

çıkıp sina dağına o denizlerle
ibranice konuşacak, iblis’i kovacaktım;
iblis’i
kovmak
belki
yarısını dünyanın
kovmak demekti...


bir gülün bir odayı
bir leşin bir semti kokuttuğu kentlerde
bir ömür,
çarpar
akar
da nasıl eskitir yatağını
kimse bilmeyebilir..

tanıktım
yargıç
ve sanık
yürüyüp gittim
yüzüme yalan bir mutluluk iliştirdim

günlerin çarmıhında isa gibiydim!


günlerin çarmıhında
seni en güçlü yanlarımla sevdim
daha çok olsun dedim, her şey daha çok

günlerin çarmıhında
ben de kendimce bir meryem’i sordum
birer birer aralarken bu kentte kederleri
diyarbekir, böyle zavallı bir çöl gecesi...

günlerin çarmıhında
seni ağrıyan yanlarımla sevdim
tutuklu kollarımla
yokluğunda burada yıllar verdim

yokluğunda...burada
herkes bilecek bunu!


herkes bilecek bunu
tabancaya gerek yoktur
sen haklı bir cinayetsin günlerin duvağında

h e r ö m ü r
k e n d i g e n ç l i ğ i n d e n v u r u l u r . . .


ABERYY 4 Ekim 2006 21:50

HEP BİR GİDEN VARDI


“Ne yazacağımı bilmeden oturdum yine kağıt kalem ile masanın başına.
Kulaklarım uğulduyor, başımda ise tarifi imkansız bir ağrı.”

Bir gün karşıma çıkmıştın ve tatlı bir telaş olmuştun yüreğimde sakladığım.
Önceleri benim için bir avuç mutluluk getirmiştin.
Oysa ne sevdalar kayıyordu bir bir gökdeki yıldızlarla yarışırcasına.
İlk kez hem sevdiğimi hem de sevildiğimi düşünmüştüm.
Tadı kalmamıştı sensiz akşamların ve sensiz telaşların.
Her haliyle duyguları susmuş bir çocuk gibiydim.
Senindim.
İlk kez ayrılık için günleri saymıyordum.
Ve sensiz geçen zamanlarda damıttığım hasretlerde boğulmaktan korkuyordum.
Dualar ediyordum seninle olan düşlerim yaşlanmasın diye.
Yüreğimin gözleri kapanmasın diye.

Ama verilen sözlerin ağırlığı altında kaldık bir günbatımında.
İstemiyordum yarınmış gibi dünü taşımayı omuzlarımda.
Duygularım tıkanmıştı tıpkı ömrüm gibi.
Eskittiğimiz yüzlerimiz gibi.
Ve “son”a karar verildi dar bir odada.

Sözler yerine getirilirken ne çok gözyaşı döküldü,
Ne çok acı çekildi.
Ve ben her acıda,
Ne yapacağımı bilmeden, tüm isteklerimi çöpe attım.

Düşlerime ayrılık cümleleri iliştirdim,
Ve rüyalarıma geri döndüm.
Şimdi, o düşler sokağında ki rüyalarıma kimse el koymaya çalışmasın.
Hep derdim "içimde direnen bir çocuk var" diye...
İşte zaman onun şu an.

Ben isteklerimle sevişip ertesi gün bir ****** gibi terk edilmeye alıştım...
Yada onları ben ****** yerine koydum...
Ama hep bir giden vardı...


ABERYY 4 Ekim 2006 22:17



recruit87 4 Ekim 2006 22:23


Biz yalnızlıktan doğduk o dagdagalı sudan Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk Köy köy bucak bucak memleket memleket Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku Buzlu mehtap alçakca kesmişti yolumuzu Bütün kapılardan açıkca kovulmuştuk Silahımız avcumuza yapışmıştı soğuktan Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku Kestiremedik ne yaptığımızı kim olduğumuzu Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk Köy köy bucak bucak memleket memleket Yani afyon adilcevaz akçadağ turgutlu Birkaç litre kan bir hayli kemik epeyce korku Ne kadar korkmuştuk elimizden tutmadılar Doğrudur kendi içimizde daraldığımız Kim neyi savundu bilinmez nereye kadar Biz yani erdoğan ayşenur ali ve ahmet Başka bir yalnızlıkta boğulduk havasizliktan Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk Köy köy bucak bucak memleket memleket Ne solculuğumuz solculuktu ne sağcılığımız Karanlık bir kapı olup üstümüze kapandılar Kimse bizi sevmedi ağır kan kaybıyız




ABERYY 4 Ekim 2006 22:28

Ayrilik neden usutur insani

Bir kitapta okudum "Ayrilik neden usutur insani" diye soruyor...
Sahi neden?

Geceler uzar, yollar uzar, gozyaslari uzar, gokyuzunun mavisi griye uzar... Hicbirsey bitmek bilmez artik ayrilinca...

Dalgalar hircinlasir, yagmurlar hep ustumuze yagar, butun renkler degisir...

Gozler hep dolu doludur artik, hersey dokunur insana, dustu dusecek yaslar uzar... Nefesin kesilir, yuregin *******, aklin karisir... Gonlun karisir...

Butun dunyaya kapatip kapilarini oylece donup kalmak istersin, oylece dondurup kalmak herseyi, soguklar uzar...

Caniniz acir, icinize bir bicak saplamislar sanki, yanar da yanar insan... Goguste bitmek bilmez bir agri baslar... Agizlarda aksamdan kalan aci bir tat, midenize bir tas oturup kalir... Acilar uzar...

Artik ne evlere sigabilirsiniz, ne yollara, ne de yureginize.. Uykular haram, sanki butun sarkilar size soylenmis gibi olur... Can acitan sarkilar...
En guzel, en sevecen parcamizi alip goturur bizden...
Bir parca koparip 'neremizden bilmem' alip goturur...

Soguk sopsoguktur her yer, Agustos'ta bile usursun...
Ayrilik neden usutur insani?


recruit87 4 Ekim 2006 22:31

Çıplak heykeller yapmalıyım,
Çırılçıplak heykeller
Nefis rüyalarınız için
Ey önünden geçen ak sakallı kasketli,
Yırtık mintanından adaleleri gözüken
Dilenci
Sana önce
Şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım. resimlerden...

Şu oğlan çocuğuna bak
Fırça sallıyor
Kokmuş manifaturacının ayağına
Dörtyüzbin tekliğinden
On kuruş verecek

Seni satmam çocuğum
Dörtyüzbin tekliğe,
Ne güzel kasların var
Ne güzel bileklerin
Hele ne ellerin var, ne ellerin.

Söylemeliyim,
Yok
Yok... meydanlarda bağırmalıyım.
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.

Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım
Baygınlık getiren şiirler
Kiraz mevsimi, kiraz
Küfelerle dolu pazar.
Zambaklar geçiriyor bir kadın.
Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor
Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını
Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı
O biçimsiz bizans şarkısı.

Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem,
Nasıl etsem nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam
Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu...

Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını,
Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere
Mezarımda bu güzel, uzun kaslı boyacı çocuğunun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan'dan
Orhan Veli'den
Yunus'tan



Saat: 20:38

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık