![]() |
Kırlangıç Kuşları Kırlangıç Kuşları bazan bir dağ koyağında uçurumlar aynanda saçını tarar bazan bozkırların yarıklarında gökyüzü gözlerine sığar gözlerin özlem uzunu ömrün kelebek kısası yürekte boş kalan nehir yataklarında yağmur çayları gibisin kara yağız kız... serseri yellere takılıp gelmiş tüten fesleğenler gibi bir başkalık olarak akarsın kaldırımları alnının ufkunda çığlık çığlığa bombalanmış kentlerin tüm çocukları bir göçmen turnanın akşamcıl kekre sesi ancak senin kadar aykırı bulvarlara gözlerinin şafağında kırlı hüzünler ve kaldırımlara düşen... ve zındanlar... ve ateşe fırlatılan yürek... kara yağız kız ellerin ki tenhalığı yitmiş aşkların yüzünde kırlangıç kuşları yalnızlıktır dalların hazan ayları gibisin... bellisin yabancısın her yerde uzak dağ köyünde gümrah bir gece elinde dört kaşık yıldızlarla oynadığın düğünde orada bir kanadın bir kanadın “yaslandılar çıvgalarım kırdılar yaz bahar ayında bir od verdiler yandım gitti ala karlı dağ iken” çıkınında katmer kokan kuşluklar çıkınında deli tayın özgürlüğe nal vurduğu ovalar aranma ilanlarından çıkmış gibisin gözlerinde yadigar bir gül gibi açlık grevinde ölenin son bakışı mihricanlar gülüşünü kovalar sokaklar cellat tuzağı bakışlar muhbir sarısı besbellisin düş dalısın sıkı sarıl yüreğine kara yağız kız yaşanmamış sevdaların faili kırçıl bulutlar üstünde pervasız kırlı kırlangıç hüzün nerden baksan ayan beyan gündüz ayları gibisin birazdan bir yerlere bombalar patlayacak gök depremler içinde yırtılıp tutuşacak birazdan fırtınalar kuduracak sevdaların kozası orada çatlayacak sıkı sarıl yüreğine kara yağız kız... |
AYLARDAN YALNIZLIK GÜNLERDEN GRİ arınmıyor kangren düşler yağmur sularına bata çıka yara almış bir söz öncesi fırtınasında kopuyor hiçlik limanda demirli bir enkaz yürek…darmadağın ayartılan ateş böceklerinin sönmüş ışıltısında sürüyor gece ritimsiz çalan eksik bir senfoninin virtüözünün kayıp enstrümanı dolunayda dönüştü dualar bedduaya azat edilemeyen bir suçlunun ayağına vuruldu zincir nefesinde ıssızlık kokusu var yılanların kol gezdiği bir kuyuya atılmış çokluğum ve yokluğum ağzıma sürülen biber acı da değil üstelik likörün nanelisi aymaz benim sarhoşluğumu nefretin kusmuğunda ilerler sefaleti sitemlerin ırmaklarda yıkanmayan kurusu çamurun zifiri karanlık bir gecede sıvanır gözlerime lanetli bir düş safsatasında boğulan şiir ıstırabın inleyen delinmiş sesinde şairin sözleri kan tükürür yarasalar içimdeki seviye galibiyetin yenilgisini avuçlar çoban üzerine serper denizlerin ...siler rengini mavinin nihayete yaklaştıkça her başlangıç labirent daralır kaybolur kapılar ellerinde yanan ayların son günü romanın son sayfasına düşer gözlerin son incisi ıslak sayfalarda yalnızlık doğar ayrılıkla durdurulamayan bir başınalığın sinsi beklentisi eski bir hikayede buluşur eskimeyen bir şeylerle noktayı koyamadığın öykü biteli öyle çok oldu ki girdabın tam ortasında delirir zaman kendinden yana ruhunu çalar bebeklerinden gözlerine dalıp intiharını çizer gökyüzüne ıssızlık sürer gün griye döner aylardan yalnızlık günlerden griye düşer söz dün ölür...şiir çıldırır…şair delirir |
Geçip Giderken bir sabah rüzgarı gibi tatlı bir esinti bırakmak ısıtmak içini insanların güneş gibi kokunu bırakmak dağ çiçekleri gibi hatırlanan sesini bırakmak cıvıldaşan minik kuşlardan birine geçip giderken bu dünyadan seni öyle hatırlasınlar diye Enfal Törün.İzmir, 27.09.2006 |
BİR DENİZİN TERK ETTİĞİ KIYILAR yaşlı çınarların dalları sızlar yeşilini sararttıkça sonbahar elveda dediğin yerde yüzyıla keser anılar bir rüzgâr çürür ıssızlık çınlar ağırdır taş olur taşıyamazsın gözünde bir damla sevgi bilir de anlatamaz bunları bir denizin terk ettiği kıyılar diken sarar gül büyüyen bağları dağ yürek dağlı yürek çatlasan erimez doruğu yurt tutan kar damarlarını kuruttu gelip geçen yolcular unutulmuş kör kuyu dipsizliğine kanar ve saklar hasretini bütün yalnızlıkların bir denizin terk ettiği kıyılar şimdi ayaz çatırdayan gecede ateşlerle sevişirdin bir zaman yalımlar küle döndü yıkıldı deniz feneri başını alıp gitti rüzgâr ne kapıları vardı çalacak ne ışık verecek pencereleri ne sağnak türkülerin coşku çağlayanların silemedi yüreklere bulaşan kiri çölün üzerinde bin yıl yatan su tek çiçek açtıramadı kumda ve aşkların aşındığı her yerde sızlar bütün bunlara bir denizin terk ettiği kıyılar taş suya suskun kalır kemirir graniti dalgalar kasırga kesilmiş öfkeler kıyıya kıyıya çarpar şafakların büyüsüne kapılır lâl akşamlar hatırına taş suya suskun kalır gün olur bir ay ölüsü gözleri kör körfezlerde yapayalnız hayaletler dolaşır ve cümle mavilerin mezarıdır bir denizin terk ettiği kıyılar önce martılar gider kanatarak kanatları bulutu ve sevda türküleri diner geçmiş güzellikler çürür dökülür küser baharlara yağmurlara sırt çevirir gözyaşında çiçek açmaz çakıllar sulara kapatır kapılar |
ÇAĞIR YÜREĞİMİ Unutmadım, unutamadım seni,o öldüren sevgini, Vazgeçmedim senden umudu kesmedim gözlerinden, Bekledim doğan güneşle, belki o getirir diye seni, Karanlıkta yıldızlara sordum, yoksa onlar mı getirirdi sevdiğimi. Durmadım,yılmadım kalbimden, kalbine duyurana kadar sevgimi, Bitiremedim, nefret etsem bile bu yok eden özlemi, Canımı yoluna verdim, yıkılmamak için savaştım, ah bir görsen beni, Ben seni sevdim, ben sana kaldım, yeter artık çağır şu yüreğimi. Elimden gelen sadece büyük bir haykırış, Umutsuz belki, bir ihtimal bile olmasa da bu yakarış, Neden bir tanem, neden, gelsen şimdi biter her acı yine kalplerde barış, Sevgiye senin ki, hadi bir kalp bağışla bana, sanadır bu yalvarış. Görmüyor musun bitiyorum sensiz, eriyorum bir mum gibi, Hadi ateş ol tekrar yak beni, hatırla hor görme geçen günleri, Boş kalmasın anılar kalmasın yaşanmışlığıyla, koparma içimden, Bitsin bu ayrılık, ellerimi tut yine sen değil misin ki yaşamımın tek sebebi. Koş tekrar benimle aynı hayallere, sımsıkı tut bırakma benim gibi, Ben seni tutarken kaybetmemek için, yakala hadi attım sana kalbimi, Gördün mü ışığı geleceği gösteriyor şimdi, ayrılmayan ikimizi, bitmeyecek sevgimizi, En güzel duyguların başladığı, senin bana gelen en saf halini. Anladın mı seni seven bir kalp var yeryüzünde, seni arayan, Buldun mu şimdi aradığını, yalnızlığın hain kollarında, Verdin mi kararını, uyandıracak mısın beni bu kötü rüyadan, Açacak mısın kollarını, yeniden ısıtacak mısın benimle varlığımı, yine her an. |
HAYALLERİMİZDİ Ulaşamadık hayallerimize / olsun Onlar değil miydi bizi hep mutlu kılan... Her sabah Boş bir sandalye olsun masanda Fazladan bir fincan çay / üç şekerli Akşam sekizi az geçe Çalmasa bile zil / aç sen kapıyı Bir mayıs gününde / bir yıl dönümünde Bir gül yoksa vazonda / üzülme Say ki unutmuşumdur gene telaştan Ve bakmıyorsam gözlerine öyle sıcak / mavi Yoksam yanında / bu dünyada yani Beni de o güzel / küçük hayallerimize ekle Onlardı bizi yaşatan |
|
ÇÖL ISSIZDA GÜL KOKUSU Çöl Issızda Gül Kokusu Hadi yüreğinin en dibindeki yaraları göster bana Bana en derin kıvrımlarını Belki istediğin yanıtı veremem sorularına Belki sözcüklerimdeki gizem Teselli olmaya yetmez acılarına Ama paylaşmanın tadını yaşarız birlikte Sevincin parmak uçlarında kalan tozunu Acıyı paylaşmanın tuz tadını... Acının bile tadını almak Yaşamaktır Bilirsin bunu... Yıldızsız yalnızlıklarınla yaslan Çöl ıssız yalnızlıklarımın hasırına Birbirimizin yüzlerini okuyalım Yürek çizgilerimizi çözelim susarak Evet acıyım- yaralıyım- kan içindeyim Sevinçleri- umutları korumak için Direnmenin bedeli değil mi senin de acın Sevdayı ve yaşamı Sürekli keşfetmenin ataklığı değil mi Yalnızlığın senin de... Kimi zaman bilinmeyen bir dinin Görülmemiş dervişinin akılalmaz sabrını Bir biz taşıdık... Kimi zaman tüm dinler kovdu bizi Sorguladık durmaksızın ne varsa Dünyayı sonsuzda Zamanı bir anda Yaşamı ölümlerde Sevdada kavgayı sorguladık Kendisiyle bizim kadar hesaplaşan Başka bir sorgucu olmadı... Kuşkusuz Yarın başka bir ayrılıktır bu günden An andan ayrılıktır Soluk soluktan Yarın başka bir rüzgâr savurur seni Beni başka bir rüzgâr Derler ki: tüm maceralar Ayrılıklarla başlar Gel Ayrılıklardan söz edelim bu akşam Susalım Bizim ayrılıklarımızı sözcükler tanımlamaz Sözcükler anlatamaz özlemlerimizi Tıpkı bir dua gibi Suskun geceler gibi susalım Susarak konuşmayı biz kadar Başka kim bilebilir... Bakışlarımızda kavgalar- yenilgiler Yangın yerleri Fırtınalar Batan gemiler Yüzümüzde çizgi çizgi İnsanlık tarihince yazılan onca keder... Zulanda giz edip gizle yüzünü Acını coşkularla bastırmak isteyince Açıp açıp oku bakışlarımı Tıpkı benim yapacağım gibi Kimi zaman işkencede buluştuk Kimi zaman zindanda- darağacında Elbet gene buluşuruz Belki kavga- belki sevda Ama mutlaka coşkuda Yaşamın anlamı coşkuda... |
Her sabah gözlerim Senin güneşinin ışıklarıyla dolsa Sıcacık gün yüzünü görmek için Yüreğim Hep senin adını atarak yaşam bulsa Yaşıyacaklarımız cehennem ateşi gibi yaksada Uğrunda uçurumlardan atılmak çöllerde susuz kalmak olsada Can suyum sen sen olursun Sen olmazsan bilki ben yokum seninle yeniden doğdum Acını acım,aşkını sevdam yapayım izin ver, Sana olan sevgimin adını Özlem çiçegi koydum Geldiğin gün çiçeğim katmer katmer açacak Bedenin bedenimle buluştugunda Sevda tohumları saçacak heryere Yaşadığımı o an hissedeçeğim işte ben. Sana sakladım en güzel kokularımı Anlam bulacak bedeninde kokularım Beklediğim özlemim hadi gel Geldiginde yakacak bahar Yaksın ki görsün cümle alem Belkide bir yalnış yerlerdeyiz Bilki senleyim her şeyimle Yeter ki benim olduğunu bilsinler. Ruhum her sabah yaşar seni yeniden Sen olmazsan bilki ben yokum Seninle DOĞDUM yeniden. |
Ve Hala Sıcacık Avuçları Güneşin usuma tünerken lirik mavi ölü martılar doldurdum yüreğime yeniden gelsem de düşlerine kayboluyor aşk suretinde yine de boğulmuştum bir şiir vakti özleminden nil yeşilinde sen bu kadar içimdeyken bu kadar sevgiliyken düşlerime sıcacıktı avuçları güneşin sadece bir avuç düşmüş yarını ipotekli yarım kalmış şiirlerim bu yüzden ölmüştüm bir şiir vakti ve hala sıcacık avuçları güneşin |
| Saat: 13:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık