![]() |
Yalnızlık mı? Yüzünü atıp sabah kuytularına Geceye göz kırpmaların yordu seni Yapma! Bir de gizini saklayamadığın Yetim kelimelerin Konuşma! Yıldızlara ninniler söyleyen Balıkçıyla seyrettiğin o serseri manzara Şimdi senin Sadece senin aklında... Bırak Şu buruşuk zamanların Ardından bakmayı Avunmak için Yalnızlığa sığınmayı... “Acıyı atlatmak” sadece bir şiirdi Ve sen bir türlü öğrenemedin gitti: Hiç bir gündüz geceyi yenemez Ve yalnızlık asla yalnız gelmez... / Sen hâlâ, şafak ile gurupta, gökyüzünün rengini aynı sanıyorsun… Üstelik hâlâ gözlerin var… Geceyi getiren ve götüren semânın aynı olmadığını öğrendiğinde, anlayacaksın yalnızlığın da kimsesizlik olmadığını… / |
GÜL ANNEM Yıllar denizlere düştü ıslandı annem. Gurbet çiğ, gurbet kıraç,gurbet hazan, Verir mi anılarımı yıldızlı geceler? Gelir mi giden günler, kokunu özledim annem. Soldu mu leylaklar, açmıyor mu güller? Vermiyor sesini gezdiğim sokaklar. Dayanmak zor, yokluğun ve rutubetli iklimler. Senin için ta oralarda bıraktım, gördün mü? Senin için atan kalbimi ey annem. Çağırsa da dilin gelemem, zincirlerle yürürüm, Yoluna gurbet olurum, her gün ölürüm, Canın, ciğerin yavrun olduğunu bilirim, Yıldızlara gittiğinde orada seni bulurum. Ağlamakla yollar yakın olmaz, Gözüm gözünü görmedikçe gülmez, ***** felek bu dünya sana da kalmaz, Yüreğim yanar, yanağım öpüşünü özler annem. Güller dalında ölür bir kaç gün ile, Hasret dağlara yükselir çıkmak nafile, Günler yalnızlık, günler ağıt, günler çile, Yanını özledim, uzat ellerini gül yüzlü annem... Yavuz Bayram ÇALIŞKAN |
-Gönlüm- Benim gönlüm bir kelebekDolaşiyor çiçek çiçek. Tükenecek ömrü böyle Çirpinarak, titreyerek Ne şerefli bir adi var, Ne bir büyük maksadi var. Hergün biraz zedelenen Iki ipek kanadi var Sabirlidir, gözü toktur, Zavallinin derdi çoktur. Yorulunca konacagi Bir yuvasi bile yoktur. Herşey ona karşi durur: Güneş yakar, kiş dondurur. Bazi tutar kanadindan Bir firtina yere vurur. Benim gönlüm bir kelebek Dolaşiyor titreyerek. Zavallinin bir baharlik Ömrü böyle tükenecek! |
İnsanlık düşüyor tutun çocuklar Kaldırın insanı düştüğü yerden Bülbüller kaçıyor gülşenlerinden Nuru perdelemiş ah karanlıklar İnsanlık düşüyor tutun çocuklar Değerler biçilmiş vehimler değer Her yerde kaos, nizam kaybolmuş Hayvani dürtüler, şehvet ve fuhuş İçi boş sözlere ait payeler Değerler biçilmiş, vehimler değer Çocuklar dinleyin bu çılgın sesi Kusuyor içinden zehirli balı Can çekişirken zihin sarmalı Veriyor tahripkar son nefesini Çocuklar dinleyin bu çılgın sesi Ufukta bittiği sanılan dünya Bu kadar mahpusu taşıyor nasıl Zindana cennet diyene şaşmalı asıl Bir ömür ki serap ya da boş hülya Ufukta bittiği sanılan dünya Kurt oldu insanlık, kurtlar utançlı Zayıf, fakir, sakat çile için var Akılsızı sömürmekte akıllar Melekler bakıyor gözleri yaşlı Kurt oldu insanlık, kurtlar utançlı Söyleyin çocuklar bitti mi kabus Başladığı yerden yoksa devam mı Bilgelik mahfoldu, bilgi evhamlı Ne zaman dağılır bu kasvetli pus Söyleyin çocuklar bitti mi kabus Çocuklar koşuşun dört bir taraftan İnsanlık ölmüştür, mezar kazmaya Sizler henüz ana rahminde maya Ferman alın bize yüce Allah'tan Çocuklar koşuşun dört bir tarafta |
Canım Mısın? Gözlerinde tebessüm, bana bir hâl ediyor Sevdâ dolu sözlerin, çok hoşuma gidiyor Yüreğimin ipini, tatlı dilin yediyor Ben senin mübtelânım, sen benim canım mısın? İşlemişsin içime, yakıp da kavurmuşsun Samyeli gibi esip, aşkınla savurmuşsun Etkili bakışınla, gözlerimden vurmuşsun Dolaşıp sıcak akan, damarda kanım mısın? Mehtâbda dolaşırken, seyrettiğim yıldızım Ummânlarda görünen, efsâne deniz-kızım Derde dü-çâr olup da, çektiğim tatlı sızım Hayâlimi süsleyen, özlenen yanım mısın? Mecnûn'dan çok yanmışım, belki olurum verem İbret olur bu sevgi, gölgede kalır Kerem Ferhât dağları delmiş, ya benim eksik nerem? Kamber'i imrendiren, övülen şânım mısın? Nerde beste yaptıysam, hâlâ hâtırân yaşar İlhâmım'ın boyutu, değme aşkları aşar Kalemim elimdeyken, kalbim coşup da taşar İsmin söylenen yerde, canlanan anım mısın? Bu iksîr-i kevn ile, bulalım derde devâ Muhabbet Rızâ için, olamaz bunda hevâ Yâr ol bana Ukbâ'da, bendeki gâm-ı cevâ Uçmağım'da Sultânım, sâlihâ hanım mısın |
ALACAK Yol kenarındaki yağmur mazgallarını kumbara sanıp harçlığımı atardım bu yuzden en çok denizden alacaklıyım FiveLight |
Öpüldünüz Efendim Buzul günlerinin çözüldüğü mevsimdi Şiirler gibi akıyordu ırmaklar Çekildi iğreti yollar ayaklarımızın altından Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim Herkes bir başınaydı, nedense biz ikimizdik Sokaklar yalın ışıklarla yıkanıyordu Özlemin kabarmış köpüğü yüreklerimizde Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim Sözcükler nereye kaçmışlardı öyle Neden susmalarla doluydu o uzun yürüyüşümüz Şehir mi ıssızdı, biz mi kimsesizdik Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim Kanlı yaşantıları tanımıştık, sınanmıştı sevgimiz Eksik değildi yine de içimizden bulutları Kendi dallarımızı savurup kıran fırtınaların Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim Kırgındı ömürlerimiz hiçbir şeyi değiştiremediğimizden İçten içe yaşadığımız pişmanlıklarla Kaç baharın gülü solmuştu yüreklerimizde Saat izmir sularıydı, öpüldünüz efendim |
‘’Dönülmez akşamın ufkundayım vakit çok geç’’ Benim şehrimin sokakları serin süpürülmüş Bahçemde mor menekşeler boyatmış büyümüş Sakın /-Dur gitme / deme Gideceğim geri gelmeyenlerin yanına. Bir adımlık yol bana. Uzak değil. Salıncağın ipi kopmadan Bırak ellerimi. Gideceğim. Korkak alıştırma gözlerini Ağlasınlar Uzat ellerini Yakalasın bulutları Yağmur yağmadan. Benim gitmem gerek Bırak ellerimi gideceğim. |
Yol kenarındaki yağmur mazgallarını kumbara sanıp harçlığımı atardım bu yuzden en çok denizden alacaklıyım |
DOKTORUN KARSISINDA Doktor bir kavisim var bir kavisim var Geçen günden beri bir kavisim var Ondan bir akıntı mıdır yarasalar Bir kavis önünde linç mi demek kurtarılacak bir kent ki Yeşil bir toprak selameti Bir kabrin bir cihanlık cömertliği cesareti Kitaplardan kitaplara Atılarak erişilmiş bir saygı saati Bir kırağı yaprağında son direniş çiçekleri Ölen bir hristiyanda bir yahudi zambak sesi Çarşıların boşluğunda ben bir eski çeşme yası Affedersiniz doktor siz süryani misiniz (Hayır ben süryani değilim ama arkadaşim süryani) Ben çok incil gördüm çıkmamış boyalari Biraz daha gerilmiş yazıldığı ceylan derisi Ama silinmiş ölüme karşı dayatan Lazarı ayağa kaldıran muştu defnesi Bütün defnelerı kırdık bir güveç neşesi Fırınlar açıldı narlar kurudu Kuyu deştik sular çekildi Doğ ey kuyruklu yıldızı ülker kümesi Bilirim en çorak toprağın bile var bir kehaneti Bir kerameti Bir gelecek zaman ticareti Demet demet muştuları Demet demet nimetleri Doktor siz süryani misiniz Yani eski bir süryani (Hayır ben süryani değilim ama arkadaşım süryani) Bilirim bilirim incilden yola çıktınız Ama yolu çabuk şaşırdınız İncilden kendinize bir şeyler katacağınıza Kendinizden incile çok şeyler kattınız Sevdiniz öyle sevdiniz ki sevdiğinizi tutup mermere işlediniz Ama sonra tutup mermere taptınız Mermeri kadeh kadeh Bir alacakaranlik gibi içtiniz Sonra kustunuz mermeri Çağlarca kustunuz mermeri Ey mermer kusan ırk Ey oruçsuz tiyatro Acıkmış iftarsız acıkmışlar Güneşten başka ne bulmuşsa yemiş olanlar Doğuya hücum demek doğuya hücum var Işte size bir kent ki Yanlış yanan bir linç ampulünden Size eşsiz bir şölen var Kemiklerimin ışıklarindan İyi sanat doğrusu misyonerlik Doktorluk gibi doktor (Hayır ben süryani değilim ama bir arkadaşım var) * Siz çin diyorsunuz anlıyorum Bir pirinç hastalığı falan Geçiyorsunuz da bengisulardan Bir hızır hızarından Bir tabut pınarından Gözümün hastalığından Nasıl ki Meryem de bir çocuk sezmişti Cebrail sularından Nasıl ki yeşil sancaklar inmişti bir gün Diyarbekir surlarından Kurtarıyordunuz beni Bana bir gemi gibi yaklaşan Üsküdar akşamlarından Fatih camii gibi aydınlıktınız Bir fakir ölüsü kadar sessiz ve sade Sağımda kırgın solumda çılgın Önümde Yakup Yusuf ve İshaktınız Arkada kaynak sular kadar berraktınız Dün akşam üzeri güneşi siz batırdınız Başkası değil doktor güneşi siz batırdınız Ama inandim ki doktorsunuz değilsiniz süryani Doktorsunuz doktordan başka birşey değilsiniz yani |
| Saat: 23:51 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık