![]() |
Harf Harf Alfâbem İstanbul Elif ıhlamur ağacının altında hafîf bir rüzgâr ......................../ birimiz zikir hâlinde ......................../ birimiz seyir âleminde salınıp duruyoruz aşkın medcezirinde sonsuzluğun eşiğinde ........................bize eşlik eden bir şarkı: ‘çok geç kalmışız canım vakit bu vakit değil eski radyolar gibi çatıya saklanmış aşk’ izbe yerlerin zulmet kokan hafakanları gelip tahtını kurar ellerin boşluğunda ömrü uzayan ölümler filizlenir Heybeli’de ah! ne eyleyeyim ben, şimdi şiirler mensûr şimdi kırgınsın bize, yangınsın içimizde sâhiplenmedik seni ......................../ teyakkuzda ekâbir dargınsın ey içime kümbetlenen azîze vakit çok geçmiş değil soylu hânedan için dâim ağlamaklıdır Leylâ, perçemi nemli hiçbir diken, süs diye takılmamıştı güle ......................../ yine de yakışıyordu büyük aşkın virandır akıttığı gözyaşı gizem saklı surlarda, durur hâlâ ab-ı sevda hâlâ sana sevdâlı ezelden güneş ve ay ah! ne saâdet dünyâ gözüyle Hüdâî yol; ................................................/ ateşe serinliği ......................../ suya dinginliği öğretiyordu çizdiğim resm-i yârdır Gerdan’ından akseden sâkî! bana bir bâde sun aşkın şarabından ......................../ kendinden geçsin bu dingin dudaklar şâirin sesine ses katsın renkli Alfâbe’m say ki unutmuşum kelâmı ......................../ unutmuşum kırılan her kalemi / beni de alfâbende bir elif say Be adım adım elleri çıkar, öpmek içindir ................................................Koca Sinan’ı çizgi çizgi elleri değiyordu Hattat’ın ........................…öperek Bâb-ı Âli’yi / harfler secde ediyordu sînelerde kaldırım yalnızlığında Hırka Cihangir’deki hüzün kuşatırdı göğümü ve bir anne duâsı kadar içten olurdu ................................................Sadâbâd kutlu bir şehzâdenin yangın suskunu dili ‘ya o beni alır, ya ben onu’ der Beyzâde’m ensar niyetlenmişti de gelin olunan Fâtih ................................................yüzgörümlüğü fetih hem ne yakışıyordu sancağım Ulubatlı’ya sancılı bir yağmurun dokunduğu intizâr saçlarında günlerin yorgunluğunda duran ................................................bir şehrâyin muştusu Beyoğlu nâr, Üsküdar yâr, revnak Çamlıca’da gülüşün kadar sıcak olurdu her münâcât ........................ - Yûşâ Tepesinde duâ - sonsuzluğa kayan aşk Sirkeci’de vedâya ................................................dönüşüyordu evvel şaşkınlık, sonra savurduğun telâşım görmeden denedimse de kâtil özlemlerini ................................................diriltmemeyi büyüdü şol sevdalar, kelimeler bendegân bir tezyin, bir tezhip, bir nakıştır kalpte Vefâ alıp götürür beni, okşar ruhumu neyzen Te saraylara kâh kumru, kâh güvercin konardı leylak halkalar zarîf, zerrîn, nârin olurdu nâzenin işlemeli, cumbalı evler virân ........................Ayasofya mahkûm ........................Topkapı serâzâd tiran istilâsında yıkılmıştı pâyitaht fayton kıvrımlarında uzayıp giden yollar ......................../ kuytudan kalabalığa ......................../ kesretten duldalığa bendenin zebânı mı Hak, zebûnu mu beşerin ........................bir dirhem iz’ân ya Rab! sağ yanın şark, sol yanın garp; gece ile gündüz Mihmandâr’da her adım maverâ sohbetleri unutturup dünyayı öteyi ifşâsıdır haberler uçuran her güvercin, şâhit olup ........................döker en mahrem sırrını Harem’in ........................ ve sırra kadem aşkını Hürrem’in şâir susarsa eğer kim anlar ki dilinden hiç bu kadar âşikar değildi ağlayan ney ikindi yağmurunda ıslanır münbit heyben ellerimle yıkarım, iki yakanı senin ......................../ okşasın parmak uçlarım bana mısın demeden ışırsın sabah akşam köprülerin altına hoyratça düşen çocuk: ................................................seni biz düşürdük ……. Sin kaç bin yıldır görünen cemâlin Yûsuf’a ayna ‘su uyur’ surlar nöbette gizemli nazarıyla / açılsan on asırlık bir buz dağı çözülür / açılsan çağ sökülür, yaprak yaprak çan sesi ................................................dökülür içini bir Fâtih’e açabilmiştin ancak ........................gece gündüz, elli üç gün / bilâ-fâsıla sabrı öğretiyordun kızıl renge boyanmayı suya, toprağa aşkı hercaî hayâllerin son şaşkın bakışında bir dev/in, hayâlinin ırağındaydı fetih başladı mı, bitti mi suskunluğu şâirin ve kana kana biter susuzluğu Fâtih’in Kız Kulesi şaz, Eyüp niyâz, naz Emirgan’da Yedi Tepe’nde işte en havadar Kanlıca nefesler susturulmuş Prensler Adası’nda koyu gölgesinde her Çınar’ın saklıdır keder sükûnet lügatlerde, devinirken çığlıklar ......................../ el ele tutuşur nârâ ve nidâ ses veriyorum suyun hayat kokan sesine acılardan sevince, erinçlerden kedere yırtınan gelgitlerde, dinginleş artık n’olur hangi sırra gark olur tende süveydâ-yı kalp arzuhâlimi mâzur görsün divân-ı hümâyûn hece hece yitirdim, harflerde arıyorum ................................................kaybettiğim izleri sen gelirsen naz biter, sen gidersen haz biter karşılıksız sevda yok, biter nihâyetinde kâim olduğunu her dîl/de, görebilseydi lâl olurdu Aslı… ve Şirin’de başka ahval ve ezelden masalmış Leyla’yla Mecnun aşkı ……. Nûn elvan elvan lezzetler resmeder ressâm hayat yeniden başlar mehtaplı gecelerde her vapur kalkışında eller askıda durur ........................biraz daha / yutkunur deniz kalpler beraber gider, gidemese de beden uzaktan uzağa bir akşam selâmı kalır yummadan gözlerimi dinlemeliyim seni zülfünü suya çalan tek dilberdir martılar kimine göre hüzün, kimine göre efsûn ........................umuttur beyaz sayfalardan taşıdıkları ........................kendi rengine benzer her şey neden uçtuklarını su üstünde, sormayın kaybettikleri bir şey mi var bulamadılar haberler uçuruyor, havâdis alıyorlar ................................................/ hülâsâ Haydarpaşa Garı’nda ne çok anlamsız bakış pususunda bekleyen inkisâr-ı hayâller anbeân gelip çarpar mahzun bir yığın yüze Hisar’lar kırgın, yılgın Beylerbeyi, utangaç ........................yaz akşamlarında muzdarip Kadıköy daha ‘küçüktüm, çocuk değildim... aşıktım’ ben intiharlara şâhit olunca Boğaziçi siliverir dalgalar… ve ölüm çığlıkları ........................yankılanır dilimde: ........................‘keşke toprak olsaydım’ Vav bir hattatın elinden çıkar gibi işveli ölümsüz bir çiçeğin kokusu yayılmakta eksiğim biliyorum, tamamlıyorsun dâim sende ağlamıyorum karanlığa, leyl başka ........................nehâr oluyorsun bana / mâsivâ mavi gözlü sevgili, ey rüyaların kızı nereye baksam, senin ikliminden bir rüzgâr sevginin gül kokusu, âhuzarı çiçeğin şehadet ederim ki güneşin ışığı ve dolunayı gecenin senden yanadır, inan. burçlarında hâlâ bir Akşemseddin duâsı erbabına bıraktık; Itri başlar nağmeye Haliç’te martılarla her sabah kahvaltı var ........................kim der Yalnız Servi’ler her şey revândır sana, sen kalender süedâ sen yine el değmemiş Meryem bakireliği ........................lâkin doğurgan billur belde en güzîde kelâmın ıtır neşîdesiyle: ........................‘beldetün tayyibetün’ ........................kutlu zafer müjdesi sıcak yürümeleri bir çınar serinletir görürsün, bütün yollar birleşir Galata’da orada bir Hezarfen alıp götürür sizi gökyüzünden temâşâ mâziyi ve bugünü ......................../ sonra nesl-i âtiyi ……. Lam-elif kalabalığı teskîn eden sandallar yüzer ........................denizin orta yerinde yüzlerinde yorgunluk, ellerinde bir umut ........................kaptanların, balıkçıkların hangi tarafa baksam, senden kalan buhurdân bir hıçkırık yayılır çılgınca dizelerden kim tutar bir şâirin şuh yadsımalarını mahzundur Ayasofya, âteş-i aşkında gam uzaktan uzağa bir ezan, bazen Bilâl’dir ........................kulaklarda tutunan ses bazen Dâvût sesinde oturur her yüreğe devr-i sâbıkta huşû, bize mi kaldı özlem Karacaahamet; kutsal ma’bedi ölülerin geceyi konuşturan şimdi kırık iskele Nef’î’nin susturulan sesinde Sihâm-ı Kazâ bana kaldı anlatmak aşkın derinliğini kıskanıyordu Bâbil küçülen her adımı ........................-Sahaf’larda, Mısır Çarşısı’nda- yer ve gök arasında hummâlı yolculuklar ne kelâm ki karşımda evrenin sonsuzluğu gülüşünde bin bir renk, takılmak için durur ........................yığınla insan gürûhuna meydanda arz-ı endâm, şâiran artık susar sana sınırlı, sende sınırsız rûz-i yeldâ ......................../ ismiyle müsemmâ Der/saâdet ıhlamur çiçek açar, sonra hafîf bir rüzgâr ......................../ birimiz salınmaktan ......................../ birimiz korkar yutkunmaktan öylece duruyoruz aldırmadan zamana işte ‘okudum harf harf alfabem İstanbul’u’ ........................‘doymadan tekrar tekrar ........................biz sevdiceğim yeniden’ susunca şâir, susuz kalır buyurgan kadın ‘ben derim utanma iftihar et sevmeyenler utansın aşksızlığa mahkum edildiysek bu dünya yansın’ ... .. . Zafer ŞIK |
Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek Yarım kalan hiç bir yolculuk yok bu yaşamda Bir birine karıştırılan hiçbir boyut yok 15 yaş nedir ki yılların sözde çizilen anlamında Ya bir duygu selidir aralıksız ya da Bir inanç fırtınasıdır yüreğin Dirence açılan gençlik boylarında Bir devrin sembolü diyorlar şimdi adına Toprağa ölüm düştükten sonra hiroşima’da Tüm bitkilerden önce yeşeren bir Açelya Şimdi Kadiköy rihtiminda Neyi çagriştiriyor sana Sen söyle direnç çiçegi Neyi Bir köpük Onur ugruna Çürüyen irmaklar Henüz dile gelmedi Istanbul’u ezen suskunluğunda senin Gazetelerde Resimlerinle dolarken sayfalar Nedense Söyleşilerde yalnızca Beyin hücrelerine Yöneltiliyor sorular Sense ölüm rengine inat Kan maviliğince Susuyorsun Yalnızca geçmişin Gelecekteki O ölümsüz sesini yansıtıyorsun Hani o bin renkli açelyanın İnançlı sesini yansıtıyorsun Gülümsüyorsun susuyorsun Eyyyyyyyyyyyyyyyyyy Ovaların ateş ateş çölleştiği yerde Toprağın ırmak ırmak yüreklenişi sen Yarınlara selamını iletsin diye adın Damarlarına bağlanan yaşam Ölümü kucaklarken ellerinle Kopardın Kurtarmak için enginlerin anlamını Gökyüzünü yere indirdiğinden beri Ve silmek için bir damlanın yüzünü Bir okyanusu kucağına bastığından beri Adın bir Açelyadır Artık senin Koynuna ölüm Düşen tüm topraklarda Bir açelya Yepyeni sözcükler yeşeriyor şimdi Alnının ışıklı yamaçlarında Yüreğini işitmek gerek duymak için Soluğunu solumak gerek Her dalıp gidişinde Bin şiir Çıkarıyor belki gözlerin Yaşama gözlerinle dalmak gerek Bir devrin sembolü diyorlar şimdi adına Ve imgelerin en ulaşmaz doruğunda Ey herşeye bitti diyenler Korkunun sofrasında Yılgınlık yiyenler Ne kırlarda direnen çiçekler Ne kentlerde devleşen öfkeler Henüz elveda demediler Bitmedi daha Sürüyor o kavga ve sürecek Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek |
bakışı züleyhayı kıskandıran adam yüreğinin sarısı saçlarına vurmuş tacirin kölesi hangi pazarlarda teşhir edildin denildi mi ederin? saçlarının her buklesi topuklarına inmek isteyen merhamet damlası mı okun kaç bedeni devirdi yoksa kozasına kabzolan ipek böceği miydin? bakışından sıçrayan eşk midir yoksa isyan mı? yüreğinin yangınları mı yoksa çevirdi kömüre gönül elmasını. ellerin hangi bilindik işlere değdi eyledin mi hiç kahveyi yeşil yeşili mi boyadın zifte hangi rüzgarlar değdi, hangi başaklar kıskandı sarını gözünün gidemediği hangi odakların yolcususun ellerin hiç değdi mi bir kızın gül kokan ellerine yoksa ellerin mi verdi kokusunu güle bakışı kendinden önde giden adam hiç değdi mi gözün bir başka gözün süveydasına yoksa ondan mıdır saclarının sarılığı isa dokunsa pinhan yarana bakışının gitmek istediği aralığa karanlık dehlizlerden koşarak hızla saclarından evvel bedenin savrulurdu. bakışı züleyhayı kıskandıran adam! saclarından damlayan sevdanın hüznü mü? |
Cadde bir caddenin adı ölüm olsun uyandırır mı bu sizi yolculuğunuzu beklerken şantajcıları birikmiş kahve köşelerinde kıpırdatmaz güvensizliğini bir tanesi kurşun eziktir, örümcek işini bitirmiştir dolgusu toplam bir düzinedir belki fazla gizini çözmek için yalnızlığını verir biri haykırışı sıradan, çaresiz bir caddenin adı korku olsun satılmış pompacıları, kuytularında uyumayan karanlığı hortlak, aydınlığı cesaret torbası her an bitebilir de, uçurumun kenarındadır belki bu bir kampanyadır, tükenişin varlığı tertemiz, sonuncusu gedik desenli parçalanmış bir tasarımıdır yerde duran alacalı siren sesidir aslında caddeyi korkutan |
Bir Destanım Vardır Zamana Uygun Bir destanım vardır zamana uygun Yattıkça yat kardeş sakın uyanma Bir meşhur cevaptır sen kazan sen ye El içinde beyhude ateşe yanma Ananın erine çağırma peder Ahırında sana kötülük eder Kemlik et elinden geldiği kadar Ey'lik edip sakın düşman kazanma Kime ki eyi dersen darılır söğer Merhamet zamanı değilmiş meğer Yanında birini kesseler eğer Bir hançer de sen vur sonra utanma Her nereye gidersen eyle talanı Öyle yık ki ağlatasın güleni Bir saatte söyle yüz bin yalanı Her doğru söz söyleyene inanma Hediye namile bir şey gönderme Adet edip hiç misafir kondurma Komşunun evi yanarken söndürme El karı için de bir adım uzanma Beyhude Mevla'dan eyleme dilek Asla zihin yorup çekme boş emek Babanın hayrına verme bir ekmek Aç kalıp da kapı kapı dilenme Bir yetim görürsen vur dök dişini Çalış ki bozasın halkın işini Günde yüz adam vur kır başını Bir yarayı sarma için dolanma Keyfin bozma altı için beş için Çekme kahır olur olmaz iş için Canın feda eyle bir sarhoş için Kuru sofuların sözüne kanma Huzuri neylesin dünya ülfetin Kesme doğruluktan sen muhabbetin Cenab-ı Mevla'dan iste izzetin Her şaşkının sözüne de inanma |
Gelmek bilmeyen sevgiye… Çare olmuyor camların buğusuna yazdığım şarkı senin için hangi şiirden kiralasam aşkı Sensiz kaçıyorum duygusuz yaşıyorum Sesin yalnızlığıma düştüğü an Kıyılarıma gelmezsen eğer kalabalıklar arasından Haydi kalk gönlüm açılalım bu limandan Kirletilmiş duygulardır nede olsa denizi kanatan Bakma öyle yorgun argın uyandığıma her sabah Hep sen sanırım martıların günaydın deyişini Nefesim dalgalara sığındığı zaman Bir gölge bulur, camların buğusuna yazarsam seni Ne olur gözlerinin ışığını söndürme şimdi Artık sesin konmaz hayalin geçmez oldu düşlerimden Galiba rüya saatinden kalmayım bir sarhoş küfesinden Deniz gibi aşklarda yüzmek varken Kaç güzellik yelken açar ki bize yeniden Son bir kez tutsaydı ellerin ellerimden Kiralık bir şiiri batırmazdın istesen ne zaman penceresi açılsa şu ömrümün ya bu sevda acı yada kalbimin tadı kaçtı kim bilir sevdiğimin gözleri nerelerde yaşlı ağrısı sızısı içimde saklı senin için hangi şiirden kiralasam aşkı |
Cahil Selamünaleyküm dedi oturdu Muskacı hocaya güvendi cahil Yanında da bir oğlunu getirdi Muskanın gücüne inandı cahil Hocam şu oğluma birhaller oldu Tazecik fidanım sarardı soldu De Allah aşkına bu nasıl oldu Hocaya muskaya pek kandı cahil Evli mi bekar mı bu oğlan dedi Kaşını kaldırıp seyran eyledi Babası konuştu hoca dinledi Sırrını anlattı saftandı cahil Oğlanın adını sordu ilk önce Acıdı oğlanla göze gelince Ooo ne büyüler deyince İrkildi hayretle sallandı cahil Ebced hesabıyla yıldızın açtı Yazacağı muska iyi ilaçtı Okuyup üfleyip bir sayfa açtı Hocanın eline kapandı cahil Yazdı muskaları tarifin yaptı Hocamız böylece milyonlar kaptı Allah'ı unutup hocaya taptı İNCE bir saygıyla toplandı cahil |
KAÇINCI GECEDESİN içimde ki kalbimden aynada ki kalbime- acısı büyüttü senelerin tortusu kaldı içimizde süpüremedik yenilgileri çizgisi arttı yüzümüzde ve gecede büyük düşler büyüttükçe sakın ola aldanmayın ey aynalarda çırpınan kalbim alışkındır etrafındaki sahte gülüşler sol kulağın çınlatarak ölü etini yemeğe ne yazıktır ki bu dağlarda sesin yapayalnız yankılanır işitemezsin şu üç günlük dünyada da herşeyine ayaz çalınmış üşüyor nefesin artık kimbilir ki sen aynalar da kaçıncı gecedesin |
Hayat Beni Kaçırma... Sıradan hayallerden uyanmak... işte en kötü buydu... yaşamak... Sanki taş molozları arasında, kıpkırmızı bir cevhere ulaşmaya çalışmak... Dumanlı akşamların gizinde, Soluk alışımı dinle.. Ne kadar yavaş değil mi? Ama bir Ateş evinde, hızla akıp gidiyor hissi... Bir küfür daha, İsyankar dudaklarda sıkışıp, Söz çölünde yere yığılır... Ve işte ben.. Herkesin dilinden bir buğday tanesi... Sahipsizim hem, Uzatsam sıkarlar elimi... Canım yanar... Kaybederim narin nefsimi... Tutanaklarda dua diye geçmiş düşlerim... Oysa ki ben sadece bir hayalperestim... Gerçekler emeline yatkın, Bakışlarda beden bilerim... Uyansam olmaz bugün... Çünkü yine doğrulur, Sonra kadere yenilirim... Buğulu bir müzik mırıldanırken çiçekler... Ne bu hüzün ne bu hayaletler... Sızılı bir kasırga misali, Nedir tanrım bu çekişmeler... Ya ne demeli bu bağrışlara.. Her nefeste yayılan hırs kokusuna... Oturdum bir taş üstüne... Ne bir lahitti.. Ne de bir kapı... Sadece soğukla yıkanmış bir kurtuluş umudu... Düşüncelerden başımı kaldırdım bulutlara... Boğulmuşlar yine gözyaşlarına... Üşüdüm galiba... herkesten uzak, bu leş kokulu mezarlıkta... Eve gitmeli ozan... Dönmeli hataların başlangıcına... Ah ömrüm, Sen beni bağışla... Sen beni kaçırma... |
Mezar Taşları Musallada başlar bilinen meçhule sefer. Hazır mı değil mi bilinmez bu yola nefer! Apansız zamandan kesilir zoraki bilet! Vardır bir sebep, bu sefere hayattır illet. Yataklı vagona yazılmış bu bilete yer. Şimdi dimdik olmak ayakta, her şeye değer! Gelince son tayin emri, hiç bakılmaz yaşa. Akıbet işte bu! İster çok, ister az yaşa! En önü sunar, dört tekbirlik acılı sükun. Boğazlar düğümlü, duygular hep hüzne meftun. Film şeridi iki kelimelik: Helal olsun! Nasıl bilirsiniz? şahadet: Nuru bol olsun! Sallanır yolcuya ıslak mendil, gözyaşından. Okunur hayatın özeti, mezar taşından. Uğurlar dört kolda ilk durağa birer omuz. Uzun mu kısa mı? Hiç görünmez ki yolumuz! Dünyaya sığmayan razı, bu iki mikaba. Atlas kaftanlara eşitlenir yırtık aba. Sevabı günahı örter, birkaç arşın ak bez. Sonsuz mekanlara sabittir gözler son bir kez. Herkes kendisiyle bu ilk durakta baş başa. Nura mı, nara mı? Şaşkın esnaf, köylü, paşa! Kavuşur toprağa, her şey dönüverir asla. Şahit taşlar, kimse dönemez geriye asla! Bu seferden var, ne bir mektup, ne de bir haber! Tohumlar yeşerir sevdikleriyle beraber... Künyeler boyunda, bak okunuyor yaşları. Asker gibi dimdik, nöbetçi mezar taşları! Ey mezar taşları! Bana da nöbetçi olun. Vatan, bayrak gibi, aşk gibi gönlüme dolun! |
| Saat: 13:24 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık