![]() |
BEN DELİYİM Haberiniz olsun, Denizlerin suyunu içeceğim, Yıldızları torbama doldurup gideceğim, Hepsini başka bir yerde gökyüzüne serpeceğim Ve suları rengarenk, Yıldızları hevek hevenk çizeceğim. Kim gelmek isterse benimle, Bir yıldız koysun cebine, Yüreğini alsın eline, Gizlice sürüne sürüne çıksın bu alemden, Tutsun gönlümden, Evreni bir uçtan bir uca geçeceğiz. Bu panayır yerinde çok eğleneceğiz, Ben deliyim... -- I SHE(AYSE) |
Beni Duyarmısın ? Yar yanar kervan geçer yüreğimden her gece Dilimde nakışlıdır bir kelime tek hece Yorulurum yorgunum senin derdinden nice Dağlarım var o dağlarda yollarım yok benim. Tükenmeyecek derdi ilaç azdırır imiş Mevla sevene mezar kazdırır imiş İki gününü bir asır azdırır imiş Sana ulaşmak için asırlarım var benim. Elime hançer değse gül zannederdi gönül Gözüme hazan değse yaz zannederdi gönül Bütün elemlerimi haz zannederdi gönül Onulmaz yaralarım sevdalarım var benim. Uzakların ışığı yanmaz oldu nicedir Senin ismin kalbimde saklı nicedir Hasretinle biçare beter oldum bilesin Yüreğime sığmayan yangınlarım var benim. Ey gözleri bir ormandan daha muamma yeşil Ey duyguları insan üstü müstakil Bir sen varsın bende benden içre ve tekil Sana gelmez feryatlarım çıglıklarım var benim. Beklenen gün gelir elbet, sabır ister dediler Zaman geçti büyüttüğüm goncalarım derdiler Seni benden ayırıp yaban ele verdiler Hiç tükenmez hicranım sancılarım var benim. Adını alışmak koymuşlar nicedir unutmanın Ben seni unutmuşşam yalan doğar fecirler Her şafakta her gurupta seni anar yüreğim Senden sonra sadece küllerim var benim. Yosun tuttu ağlamaktan gözyaşımın yatağı Sensiz kurulmuyor gönüllerin otağı Söyle sana bir lahza vuslatim var mı? Kavuşulması muhal yarınlarım var benim. Dalgalar senden yana çarpmaz oldu kıyıya Martılar selamını getirmiyor nicedir Uzaklarda sağ mısın yaşıyor musun hala? Kalbimde senin için topraklarım var benim... |
bir gün baktığında göreceksin donuk gözleri umursamaz dudakları, sarkmış suratları sıkıntıdan kırışan yüzleri kaçışan bakışları göreceksin ters dönmüş bedenleri sana bakarken geriye giden ayakları sarılamayan kısa kolları ucunda kibirli parmaklarıyla detone sesleri kulaklarını çınlatacak sessizlikleriyle bir gün baktığında göreceksin renksiz duyguları hissedeceksin selamsız tacizleri benliğinde anlamsız dokunmalarıyla davetsizce gelen göreceksin isimsiz gölgeleri çevrende birbirinin eşi karanlık ve çirkin korkacak duyguyu bile bulamayacaksın bir gün baktığında anlayacaksın neden okuyanın sen olduğunu bunu anlayacaksın farkın ne olduğunu anlayacaksın senin kollarının da ne kadar kısa olduğunu. |
kelebeğin papatyaya sevdası soğuk bir şubat gecesi başlar kelebek kurtların kanatlanmışı renk renk pulcuklarla kaplanmışı kanatlarında renklerin eşsizi yaşamı kısa aylarca yıllarca tırtıl yaşamış ağzı hortumu yok onun içindir ki kelebek bir çeşit çiçektir yani bir hayvanın tırtılın çiçeğidir kelebeğin papatyası baharda açar şubatın bahara müjdesidir olacak-olmayacak seviyor-sevmiyor diye koparılandır taç yaprakları sormazlar papatyaya "kimi seversin sevdan, sevdalın var mıdır?" diye papatya bekler kelebeğini kelebek papatyasını arar aylardan şubat şubatın ortası gecenin yarısı kelebek sevdalanır papatyaya papatyanın sarısı sevdanın kıyısı kelebeğin sıkıntısı koca bir yaşamın birkaç güne sığacak olması bundandır koşması kelebeğin papatyaya sevdası soğuk bir şubat gecesi başlar gece karanlık ve sessiz ve yalnız ay var mı yok mu bilinmez kelebeğin papatyaya sevdası kanatlarında rengarenk açar gökkuşağının tüm renkleri ve bilinmeyen görünmeyen renkleri gelip konmuşlar kelebeğin kanatlarına korkmaz kelebek minicik yüreğine sıkıştırıp da bir devrimcinin özgürlük meş'alesini koyup mavzerini sol göğsünün üzerine yaşıyor olmanın var olmanın eşsiz coşkusuyla kanatlanır havalanır bilir "korkmamak büyüklüktür" ne kadar bilir ki kelebek papatyayı papatyasını ya papatya bilir mi kelebeği karşılaşmamışlar daha önceden ayrı ayrı yaşamları paylaşırken gün sabaha dönerken karşılaşırlar ne kadar uzak ve ne kadar yakın yaşamışlar içlerinde yangınlar taşımışlar onları böylesine yakın eden de bu kimbilir hiç yakın olamamışken hiçbir zaman karşılaşmamışken korkar papatya papatya masum sevgi dolu sadık sevdasına papatya korkar zaten "her başlangıç değil midir tehlikeli ve bilinmez!" kelebek gelir papatyanın yanına bakar papatya kelebeğe şimdi kelebek ve papatya yan yana tanıyormuş gibi kelebek papatyayı sokulur papatyanın yanına şimdi kelebek ve papatya yan yana korkmadan cesur bir yüreği alıp yanına katıp bedenine militanlığın giysilerini, bakar papatyanın içine gözlerine bakar gibi papatyanın yüreğine inmek ister acelecidir kelebek yaşanmamışlıkları vardır yaşamı kısa aylarca yıllarca tırtıl yaşamış sevmeyi-sevilmeyi özlemiş yalnızlığı yokluğu yoksunluğu yaşamış aradığı sevda dolu bir bakış "kör kuyulardaydım sen olmadan önce gecelerim karanlık ve yalnızdı kahır sofralarında yoksunluğumu içerdim kadeh kadeh sıkı kapatılmış perdeler gibi güneşsizdi yüreğim sen olmadan önce..." Atila IŞIK |
Ne zaman sana benzeyen birini görsem,sen zannediyorum. Koşup bakıyorum ardından sesleniyorum, Oysa yoksun. Sen geliyorsun aklıma, Düşünüp ağlamaklı oluyorum. Sonra.. Boşver diyorum , boşver bitti. Her güzel şey gibi, Kısacık bir ömürdü belki bir kaç aya sığıveren. Sen yeni bir omuz bulursun, Başını koyup ağlayacak yalandan. Ben kadehime gözyaşlarımı doldurup içerim, Sevgimi meze yapıp unutana kadar seni. Bak. Ağlamıyorum artık, Gülebiliyorumda sen yokken. Nefretimi yaktım sigaramın ucunda duman,duman. Sevgimin üstüne bir çizgi çektim, Silmedi silgiler .Silemedim. İzin verde bende yaşasın sevgim. Bırak masamda karşımda otursun. Görmesemde bir kadehi paylaşsın benle. Hadi gülüm.Şerefe. Bakma sarhoş olduğuma ,bu da geçer. Kalkarız ayağa yine. Düşsek te yıkılmayız ölesiye. Öylesine içiyorum iş olsun diye. Sanmaki senin için sarhoşluğum, Sana değil gülüm unutamadığım başkası. Unutamadığım masum ağlamalar,masum göz yaşları. Nasıl da inanıyor insan sevince. Uykularımı kaçırıyor karanlık gece. Rüzgarın uğultusu korkutuyor gülüm. Hava soğuk, sarhoşum,denizde durgun. Aklımı kaçırıyorum sanki,birazda üşüyorum. Ne olur.Bir el dokunsa arkamdan, Öpse soğuk dalgalar bedenimi. Zor da olsa üzülme gülüm,gel gör cenazemi. Ağlama yalnızca alkışla, Ne zaman hatırlarsan beni. Şişeler boşaldı,film koptu,hatırlamıyorum gerisini. Yinede üzülme gülüm zorlayıp vicdanını. Yine bulursun bir kaç kuruş verecek birisini. Ama .Sevgiye ihtiyaç duyarsan bir an. Sanmaki sana,etinedir sevgisi. Bir anlık zevkin hırıltılarıdı rsahte sevgi sözcükleri. Sanmaki bende sevdim, Sanmaki sevgime isyanım geceleri. Başkası olsa yıkılırdı belki. Yıkılmadım ulan,düşmedim, Dim dik ayaktayım ilk günkü gibi. Kustuğum kan değil,kızılcık şerbeti, Sendemi zannettin seni sevdiğimi, Geç bunları gülüm ,geç.. Sevmedim vallahi ,sevmedim billahi, Ben ,beni sevmişim gülüm, boş ver. Ben kimseyi sevmem kaldıki seni. Dur biraz.Sigaramdan bir nefes, Rakımdan bir yudum alayım. Oh... yarasın. Zehir olsunda aksın içime. Kadehler ölüme ,sevgiler nefrete dönüşmeden Yazıyorum aklıma ne gelirse. Ben Şairim.... Şairler son yolculuğuna uğurlanır şiirle. Sende bana bir şiir söyle hiç sevmesende. Biraz sıkıntıya gir oku. Eğer gelirsen kabrime. Çiçek getirme istemem,duada etme. Suda dökme toprağıma üzülme. Bir damla göz yaşı ver yeter. Bir de şiir oku ihanet üzerine. Ben duyarım gülüm sesin titresede. Kim demiş şairler sevmez diye, Şairlerde sever ölümüne hemde. Bende sevdim ulan,sevdim işte. Delicesine. Tanrının laneti gibi çöktü üstüme, Sevginin gölgesi istemesemde. Artık şiirde yazmayacağım belki. Belki sevmeyeceğim kimseyide. Ölümü bekleyeceğim camdan bir kutuya koyup sevgimi. O gün geldiğinde. Belki hiç duymayacaksın katedrallerdeki çanları. Sabahın bilmem kaçında camilerdeki salaları. Üsküdar eşrafından olup, Bilmem nerde oturan, Vefat etmiştir .Allah rahmet eyleye... Duysanda umursamayacaksın belki. Nereden bileceksinki. Biten bir ömrün, Bitmeyen bir sevginin, Son yakarışları bu, Sessizce... |
Ne zaman döneceksin, bilsen sorduğumu! Konu romans uzaklıklar. Alıp başını yollara düşmeler veya düşüncede ayrılığa düşmeler gibi, Birbirinle aykırı kalmalar; yanındayken uzakta olmalar gibi, Ayrılıklar da çeşit, çeşit. "Ne olursa olsun, gönüller bir olsun" sözü hiç de boş değil. Uzaklık fark etmez, gerçek sevgi ayrılığa dayanır; Aklının bir köşesinde, yerli yerinde bekler. Günde kim bilir kaç kez "keşke" li bir cümle kurarsın, Gülüşü gelir aklına, sesi gelir... "Hazırlan, geliyorum" der hayalinde; birazdan yanında olacak sanırsın. Vuslata kaç gün kalmış, sayarsın. Bu bilginin hiçbir işe yaramayacağını bilsen de, "hangi coğrafyada acaba" diye kendine sorarsın. İmkansız gülümsemesi gelir aklına, Cebine koysan, demişsindir.. .!? Yanında yerin yoktur! ......... Ayrılıklar başka başka dedik ya! Bazen yan yana ama ışık yılı uzaktayızdır birbirimize. Sadece cisim olarak orada, o koltuğun üzerindeyizdir. Fikri ayrılıktır ki; iflah etmez kişiyi. Büyük aşkların şiddeti bile buna dayanmaz. Farklı kültürler, farklı anlayışlar, zamanla tüketir duyguları. Anlaşmazlıklar, kavgalarla yıpranır ilişki Gün gelir, taraflardan en az biri kaçacak delik aramaya başlar. Tutkalı kurumuş zarf kapağı gibi açılır, uçuverir aşk mektubu. Her geçen gün katlanarak artan boşanmaların Gerekçeleri hep aynı değil mi; Fikri ayrılık ya da fikri uyuşmazlık. Bazen, "ilişkimizin sağlığı açısından bir süre için ayrı kalmamız iyi olacak" denir. Anlaşmalı bir ayrılık süresi tespit edilir. Aşk sorgular; sınava alınır. Gergin beklenir, giden geri dönecektir, ama ya aşk, kurtulacak mıdır? ...... Başka bir ayrılık durumunda ise, taraflar dargındır. Vuslat olmaz bir türlü. Küslük, ayrılık sinir bozucu bir şekilde devam edip, gider. Karşılaşmaktan korkar, aslında hoş bir tesadüf beklersin. Biri "onu gördüm" der! Ondan gelecek ufacık bir bilgi bile çok önemlidir, "İlgilenmiyorum" görünür, kurnazca e-e! dersin. Güya "gördüyse n' olmuştur"... Merakın tahmin edilir, kimse o kadar aptal değildir. Dinler, olmadık anlamlar çıkarır ve olanları kendine yontarsın. ..... İşte böyle kızlar...Kim çözmüş ki, biz çözelim hayatı... "AYRILIK DA AŞKA DAİRDİR!" Aşklar da bizimdir, ayrılıklar da... ....... Evet, dolunay var bu gece. İçimden bir ses, yıldızları seyret ve mutlu ol diyor. Peki, mutlu olmak zorunda mıyız...? Belki, aykırı bir iş sevdamız! Ne zaman döneceksin, bilsen sorduğumu! |
Deniz deniz içerim maviliğinden Gemi gemi geçerim gözlerinden Her gelen gemiyi habercisi sayarım vuslatının Ve bakakalırım ardından içinde sen olduğunu saydığım uzaklaşan her geminin Martıların çığlıkları yalvarışlarıdır "gitme" demelerimin Hangi yüze baksam iki kara gözdür gördüğüm.. Öyle böyle değil, bu bir kördüğüm Şehr-i yârim'in yâri Sormaz mısın gece karası cürümleri mi? Nedendir bu bekleyiş, Ne zamana kadar bu firak? Gelsen de silsen tüm geçmişimi ardına koyarak? Deniz deniz akarım kıyılarına Gemi gemi yanaşırım limanlarına Kahır taşlarıydı hep sulara fırlattığım Senli saatlerdi hep baka baka eskittiğim Seni beklediğim sahillerdi yürüye yürüye aşındırdığım Penceremdi hep ardına dek açık bıraktığım İçime rüzgarını bekledim Ben üşümek nedir bilmedim Sen öyle bir sıcaklıktın ki bana güneşin bile ısıtamadığı Yüreğimi yüreğinden başka koyacak yer bulamadığımdın sen... Gel n'olur şehr-i yârim'in yâri Yüreğim ezelden beri sokağında avare Bu deniz bu gemiyi artık sensiz taşıyamaz; Bî/çâre... |
...son mektubumdan beri üç ay geçmiş... ...benim tüm günlerim üç ay gibi geçmiş... ...bulutlar geçerken senden damlalar getirmiş... ...her damla "sen" olup yağmış... ...ben bulutları görünce anlamışım... ...düşen her damla senmişsin... ...üç ayda doğan her güneş, "sen" diye ısıtmış beni... ...güneşe bakıp seni görmüşüm... ...deniz kıyısı mekanım olmuş, seyrine dalmışım... ...deniz mavisinde sen varmışsın... ...ufuklarda sen doğmuşsun... ...derin iç çekmelerim olmuş bol bol... ...saçlarım daha da beyazlamış... ...daha da artmış yüzümde çizgiler... ..."ah"larım geceleri sarmış... ...ya susmuş, ya ağlamış... |
hayata bır yerınden iliştirilivermişim eğreti bir kimliği sahiplenmek zorunda oluşum topuklarıma kadar çıkan çamur ne kadar dünyalı olduğumun belgesidir ensekökümde çakılı bir dağ hep birşeyler saklıyor benden uzak ülkelerden pembe ezgiler dinleyen ben yazık, yastığımın nabzını bile dinleyemiyorum hayallerim de acılarım gibi naftalinli putlar, hayatla aramdaki barikat boğazıma kadar girdiğim öfke tufanında boğacak beni hakikat |
Sen ağla ŞİMDİLİK doya doya... Ben toplarım gözyaşlarını. Ben öper koklarım senden kalan anıları. Sen ağla ŞİMDİLİK doya doya... Ben öperim gözyaşlarını. Isıtırım seninle sensiz kışlarımı. Her saniyede seni anarım, her andığım anda seni tekrar yaşarım merak etme. Dökülen yaşların ulaşır bana, ben görürüm seni, yüreğim şimdi bir volkanda saklı. Saklı ama yine de hissederim ben kucaklamaları. Kendimden gittiğim o günden beri zaten ben de hep hüzün rüzgarları esmiyor mu? Titriyor ruhum seni andıkça. Helezon duygular, loş güzellikler sarıyor beni. Ben NEY eşliğinde, ne olduğunu bilemediğim bir şekilde içli inlemeler duyuyorum. Sen ağlıyorsun sanırım. Sen ağla ŞİMDİLİK doya doya... Ben hazırım sana merhem olmaya. Ben talibim sende yok olmaya. İşte gökyüzünü aldım da geldim sana sunmaya. Bugün bizim için döktüğün gözyaşları filizlenecek ilerde. Filizlenecek ve mutluluk meyveleri verecek her akşam üstü. Ve her akşam dönerken yuvaya kuşlar bile bize imrenecek. Sen ağla ŞİMDİLİK şimdi doya doya... Saatleri tutmak imkansız, daha çok var benim için uykuya... |
| Saat: 13:01 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık