![]() |
Yaram derin, çarem yok Uzaktayım, çağıranım yok "Ben ettim sen etme" diyebildiğim yok Elim uzanmaz Basiretim yok Meraktayım, endişede.. Giderenim yok Ben anlamadım halden Anlayanım yok Kulağım seste, tetikte.. Haber verenim yok Duvarlara vurdum başım Kanım yok Gözümde yaşlar, yüreğim nemde Mendil verenim yok Çığlıklarım çok Sesim yok Karanlıklardayım, kuytularda Işığım yok |
(Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez... Hiçbir aşk da....) Öyle bir gelip geçtin ki hayatımdan Kurtulmak mümkün olmadı hiç izlerinden Ne kadar duygu varsa yaşadım sonuna kadar yaşattın.... Sevdim seni biliyorsun hem de nasıl! Gözlerini kattım gözlerime seninle baktım herşeye seninle gördüm görülecek ne varsa görmek adına... Nefret ettim senden biliyorsun hem de nasıl! Sendin nedeni bana göre konulan bütün noktaların Ölmüştük biz artık İhanet ettiğimiz sevgimizle sevgilere layık değildik... Sana göreyse bendim arkasını dönen çekip giden hayatından Oysa ben yitirilmişlerimizi görmüştüm çoktan Onaramayacağımız yıkıntılarımızın farkındaydım sadece Gittim ama hiç unutulmuşum olmadın sen benim Senin gözyaşlarınla ağladım hep Her deniz kıyısında her köhne balık lokantasında Taksim, Beyoğlu, Anadolukavağı’nda ve içtiğim her yudum rakıda acıdan öleceğimi sanarak senin şarkılarını söyledim Ne büyük aşklar dahil hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmediğini ben ilk senden öğrendim... |
"Mavi hangi acısını susar en çok? Ki ölmektir renk dilinde susmak! İşte bu yüzden dile kilit vurmuşum Bize yakışan şiirlerde konuşmak" ... Denenmemiş sevgi parçacıklarını Yanlış bir adres hüznüyle İliştirmeyin cinayet kafiyelerinize Zaman aşımına uğramasın beklenilen mutluluk Hayat ki bize verilmiş senetsiz bir kaç nefes Bir daha göremeyebilirsin zerdali çiçeklerini!... Bir bulut verebilseydim size keşke Bembeyaz sevgileri paylaşabileceğiniz... Susmam gerekiyor biliyorum Çünkü aşkın tutanağıdır mavi sevdalar Suskunluğun karanlıkta parçalanmasıdır! |
SORU(I) Gözlerine baktığımda, Birer buz parçası gördüm... Donuk Soğuk Mat Herşeyin bittiğini, o zaman anladım. Gözlerinin içinin gülmesini, Güldükçe, yüzünün aydınlanmasını istiyordum Söyle; Çok mu şey istedim? Soru (II) Rüya mıydı yaşadıklarım? Yoksa sen miydin benle konuşan? Senin sesin miydi o? Sen miydin bana beni soran? Yüzüne bakmaya kıyamazken, Gözlerimi gözlerine hapseden, Sen miydin? Soru (ııı) Elimi almayan dost Elini verir misin? Bülbüldüm sen küstürdün, Yine güldürür müsün? Eser Tunay |
UNUTULMUŞLUK... Unutulan izlerdi suyun üstüne yazılan Sakız kokan ağzımızda acıdı hayat Renkli şekerlere kanıp yaşadık ömrü Alnımızın yazısı demek kolay kaçıştı. Şarap kadehinde kızardı dilimiz Berduş harfler dökülürken bilinmeze Her sözcük yeniden dizilir hece hece Sabır zamanın amansız yansıması. Kurumaz güneşsiz günde asılan hazlar Durdukça sabahları kararan... Kör bir karanlıktı uğrayan özlem Yıldızlar kaçardı karanlık düşlerden. Ketum cümlelere düşerdi gece Dokunulmamış düşler satılırdı rüyalarda Kimsesiz bakışlar toplardı ertelenen gözler Ederi, kara sevda heybesinde gizli. Yanılan baharlar dururdu çiçeğe Akzambak gölgelerinde uyurdu aşk Ardıl umutlar gizlenirdi göğsünde Suspus ifadelerde kıvranırdı söz. Hep silikti gölgelerin izleri Yaprak dökümü, kırk ikindi yağmurları Sıvanırdı göz imlerine bulut Unutulan baharlara ertelenirdi sevişler |
YAĞMUR DAMLALARI Yürüyorum yağmurlu bir havada Sanki tabiat ağlıyor dışarıda Kavuşamayan aşıkların acısına Akıtıyor gözyaşlarını hiç durmayacakmışcasına Yağmur damlaları birikiyor yollarda İnatla akıp gitmiyorlar toprağa Yok olup gitmek istemiyorlar karanlığa Karşılıksız kalsa da yok olmayan aşklar gibi hayatta Güneş ortaya çıkıyor sonrasında Yerdeki yağmur damlaları başlıyor buharlaşmaya Direnemiyorlar güneşin o yakıcı gücü karşısında Kalplerin çaresiz kalması gibi aşk karşısında Sonunda yağmur damlaları kalmıyor ortada Geriye kalan sadece tertemiz bir hava Sonu kahreden bir acı da olsa Aşkın tertemiz kalması gibi insanın ruhunda. |
Vazgeçtim..! Vazgeçtim, üzüm karası gözlerinden, Masallar kadar tatlı sözlerinden vazgeçtim. Kiraz kırmızısı, çatlak dudaklarından, Bana senin kokunu getiren rüzgarlardan, Seni hatırlatan bütün şarkılardan vazgeçtim. Umudumun bittiği yerlere güller dikmekten, Her acı cigaramın sonunda "of " çekmekten, Hayatı, sen diye yaşamaktan vazgeçtim. Yalan dünyanın, doğrularını dinlemekten, Kadehlerden, gözyaşıma su katıp içmekten, Yalancı dostları, çevremde görmekten vazgeçtim. Bir adını silemedim kalbimden senin, Yıldızıma, gözyaşı dökmene alışamadım. Aşk sendin, sevginin anlamı sendin. Sen de yalan olup gittin ya... Sayende yalancı aşklardan vazgeçtim. Gecenin bir yarısı, elimde kalem, Yine seni anlatıyorum, bilmiyorum ki neden? Şehrin, ışıklarını izliyorum hayalinle, Nedensiz nedenlerden vazgeçtim, işte böylece, Senin yüzünden, artık güvenmiyorum aşka, İnanır mıyım, sevgi dolu dediğin o bakışa Yoruldum, bu yolda yürümekten be güzelim. Saçlarıma, yağdırdığın karlara bakıp da, Hayatımdan senin için vazgeçtim. Aslına bakarsan be gülüm, ben sana değil, Düşümdeki emsalsiz güzele vuruldum. Sonra da onun günahını senin boynuna yükledim.. Affet beni bir tanem, Galiba ben aşk adına büyük bir günah işledim, İşte bunun için de, ben aşkın platonik olanını sevdim... Sonunda platonik aşklardan da senden de vazgeçtim... http://img123.imageshack.us/img123/5229/florazuleo3.gif |
İkimiz aynı anda gülemiyoruz, biz senle ayrıldık... Doğrusu sen gülünce ben gülemiyorum, Seni başkalarıyla yan yana görüyorum, gülüyorsun... Gülmen için ayrıldım senden,Anlamıyorsun. Ben ağladım, çaresiz sana neşeyi öğrettim. Sen güldün, bana ölümsüzlüğü öğrettin. İkimiz aynı anda ölemiyoruz, biz senle ayrıldık... Doğrusu sen gülünce ben ölemiyorum, Seni başkalarıyla yan yana görüyorum, gülüyorsun... Ölümsüz olalım diye ayrıldım senden, Anlamıyorsun. |
Yalnızlık Yalnızlığımı büyütür kalabalık Gökdelen'in gölgesine siner Karanfil Sokak kalınlaşır yoksul kadın çocuklarıyla çöplerin üzerine konar gözleri cam kırıkları sevgilim gelir yalnızlığım büyür çocukken gökkuşağına düştüğüm gökyüzü gelir kirli güvercinleriyle. Kimin öznesiydi mevsimler işkence öyküleri kimindi ayrılığın sesi miydi adımlarım suyu bekleyen uçurum mu kanatlandım yalnızlığımla son mevsime içimde bir kedi yavrusu. A.Kadir |
LİMON ÇİÇEKLERİ Sen, benim Akdeniz’in limon bahçelerinde büyüdüğümü bilirsin. Limon ağaçları narindir. Çiçekleri de öyle. Minicik beyaz yaprakları vardır umut dolu. Emek verirsen yeterince, meyveye dönüşeceklerdir. Seversin onları, sularsın. İlaçlar, gübrelersin. Gözün gibi, kızın gibi bakarsın onlara. Senin benim gibi konuşmazlar. Ama onların da dilleri vardır anlayana. Çok su verirsen çürür, suyu esirgersen kururlar. Korumazsan böcekten, haşarattan hastalanır hatta ölürler. Onyedisinde bir gelin gibi ürkektir onlar. Üstelik savunmasız. Bir o kadar da vermeye hazır. Ama dedim ya... Emek ister, sabır ister, yürek ister, en önemlisi sevgi ister onlar. Bir fidanın meyveye dönmesi yıllarını alır insanın. Çocuğun gibidirler. Kuruyan yaprakları yüzünden korkular kaplar yüreğini. Her sabah bir bir kucaklarsın ağaçları adeta. Onları görmeden geçen bir tek günün bile tadı yoktur. Bir de Güney’in dolusu vardır. Denk geldin mi bilmem. Verirsin emeği,sabrı,yüreği.. Çiçeklenir bahçen bir gelin kadar beyaz. Ve bir gün bakarsın gökyüzü kararır. Hiddetlenir, öfke bağırır gümbür, gümbür. Gelin kız korkar. Sen korkarsın ama ne çare. Dolu taneleri vurur da vurur küçük, beyaz çiçeklere. Sabrın meyveleri ölür.. Sen ölürsün ardı sıra. İŞTE SEN; BENİM VURGUNUMSUM BİRTANEM. YAĞAN ACIMASIZ DOLU TANELERİ KADAR AĞIR, ÖLÜM KADAR HAFİF. Doludan sonra umut kalır gözlerinden yüreğine giden uzun yolda. Yeniden başlarsın yitirdiklerini unutmak için. “Bir yıl daha” dersin. “Bir yıl daha. Seneye kadar biraz daha sabırdan ne çıkar.” Ağaçlar hâlâ dimdik, sımsıkı toprağa sarılmış gelecek mevsimi bekler korkulardan arınıp. Sen de öyle... Daha beteri de vardır güney’in gecelerinde. Sana umudu da çok görür, bilir misin? Dona çeker havası. Toprak sıkışır, sıkışır, sıkışır... Nefes aldırmaz emeğine, sevgine. O yıl meyveye dönecektir yüreğin belki de yıllar sonra ilk kez. Ah... Ne çaresizliktir o... Eğer bilememişsen doğanın ne söylediğini, anlamamışsan iklimin dilinden ve ısıtmaya koşmamışsan bahçeni, ateşler yakıp toprağı gevşetmeyi akıl etmemişsen... Kan çekilmeye başlar yüreğinden damla damla... Hem onun hem senin. Kararır kökler, dallar. Karasından anlarsın olan biteni ve karalar bağlarsın. İşte güney'in donu vurdu mu artık umut yoktur. Bu gerçekten de ölmektir. Sen benim sevgimdin emek verdiğim.. Sabrımdın. Yüreğimdin. Ben doğanın dilini bilemedim. Dinlemedi beni hiç... Anlatamadım. Konuşmadı benimle. Anlayamadım. Don vurdu 23. yılında emeğimi Kan çekildi sevgimden Durdu sabrım.. Yüreğim vurgun yemişten beter.. İŞTE SEN; BENİM FELAKETİMSİN, YOK OLUŞUM BİRTANEM. Bu yüzden gitmeni istedim. Şimdi bende kalan ne varsa; serpiştirili ardın sıra. Gözyaşlarını görürsen dönüp ardına baktığında Yüreğinde dizeler sıralanırsa kendiliğinden, sevgiye dair. Rüzgârın sessizliğinde hüznü duyarsan Beni hatırla ne olur. Çünkü artık, sendeki sevgi, hüzün, gözyaşı ve sevgiyim ben. Bir tek limon çiçeği var sende olmayan Eğer bir gün onlarla tanışırsan Benim için topla olur mu? Benim sana veremediğim ne varsa mutluluk adına, huzur adına tümünü senin için diliyorum. Birtanem. Yolun açık olsun! Gülsüm Güven |
| Saat: 22:36 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık