![]() |
İşte Beyaz,İşte Yaşam,İşte Aşk.. koridorlar tren istasyonları gibi pürtelaş vagonlarda yaşam kavgaları...odalar beyaz melekler üzgün doktorlarda bir telaş hayat memat meselesinde insanlar aşk varmı? gözlerde küçücük flörtler odalarda hayat anları feryat... figan... can pazarı... ah hayat,ah yok olma duygusu sevgililerde tereddütler, heyecan yaşama..yaşatma meslesi...dertler anlarda kücücük meşkler gönüllerde kaybolma korkusu gözlerde hatıralar.. beklenen sevgililer.. ve özlenilen anlar... aşk varmı? olmalımı olmamalımı derken olmalı hemde yüreğin tam ortasına konmalı gülümsemeli yaşam aşk gülümsemelerde tutuklanmalı.. hiçbirşey unutulmamalı.. koridorlar tren istasyonları gibi pürtelaş ve vagonlarda yaşam kavgaları...odalar beyaz melekler umutlu doktorlarda bir telaş işte aşk, işte beyaz,işte yaşam Nevin Kalafatoğlu 18 Mayıs-18 eylül 2003 içbükey yaşam dansı anları Antalya Tıp Fakültesi koridorları Nevin Kalafatoğlu |
Bir Rüyaya Dalar Gibi Sevgimizi Parmak uçlarımızdaki Dokunuşlara taşırdık Dokunuşlarımızda Özlem fırtınaları eserdi Fırtınalarımızda Sakin limanlar olurdu Sığınabileceğimiz Sakin limanlarımızda Çılgınca sevişirdik kimi Ve gözlerimizi kapardık Bir rüyaya dalar gibi Bekir Mutlu Gökçesu |
Ümit aşıkları Sevgiler umuda uyanıyor Beklerken baharı dallar umutla Yakamozlara ümit aşıkları bekleşir sabırsızca Benim gönlümde ayrılık türküsü Sabahlar uzak karanlık gecelerime Ay yüzlüm diyebilmek sabaha Gönülçelen olmadan Bakamam ışıklara gözüm alır Gönlüm zaten karanlıklarda Umut etmek ümit etmek Karanlıkların aydınlığına Sanmaki biter karanlıklar aydınlığa Işıklar yansada göremezsin Bende bu yürek sende bu inat Yeni arayışlara girmiş sende Küçük odalar havasız ve sıkıcı Affetmek zor arayan seni Ne kadar arasada ellerin Çaresiz ümit aşıkları... 27.03.2002 Erol Şen |
Yetersin Bana Bir yırtık pabuçla eski elbise, Giyerek gelsen de yetersin bana. İçimden sevdayı haykıran sese, Uyarak gelsen de yetersin bana. İstemem yanında getirme bir şey, İki gözün var ya, dünyada her şey. Sevgi mirasını gönlüme pey pey, Sayarak gelsen de yetersin bana. Yağmura bürüyüp son baharımı, Seninle göreyim aşk seherimi. Gülen bakışınla sarhoş serimi, Ayarak gelsen de yetersin bana. Sevgimizi kurtar, hasret yasından, Gözlerini içir, gönül tasından. Maziyi ömrünün yumurtasından, Soyarak gelsen de yetersin bana. Hüzün tarihini geride bırak. Vuslat sevinciyle titresin yürek. İpek saçlarına kırılmış tarak, Koyarak gelsen de yetersin bana Senden uzaklarda, umudum düşte. Hüznüm dudağında açan gülüşte. Yaralı kuş gibi ''Seninim işte',’ Diyerek gelsen de yetersin bana. Mehmet Nacar |
Çığlıklar Filiz Angayİçimin çığlıkları karıştı birbirine; Bir tarafta tekrar gün ışığına çıkmaya çalışan Umut çığlığı, Diğer tarafta derinlerdeki umutsuz sızıyı atmaya çalışırken bocalayan Sevda çığlığı... Hangisi galip gelecek? Umut, sevdanın ışığıyla sönecek mi, yoksa, Karamsar sevda, iyimser umuda yol mu verecek? Umudun üzerine kurulan yeni umut, Umudun, birgün gerçek sevdayı bulması Ve Sonsuz, tek bir mutluluk çığlığına dönüşmesi... |
SENİ DUSUNSEM Ne zaman seni dusunsem, Cogalir icimde gul bahceleri, Gozunun baktigi yerde, El degmemis tomurcuklar uyanir sevdama, Mavi denizi, yüce dagları daha bir sever olur gonlum, http://www.herice.com/mail/6211/annelergunu-kalp.gif Ne zaman seni dusunsem, Gunes yeniden dogar üzerime, Yildizlar sevisir gokyuzunun gonul bahcelerinde, Sevda ırmagında bogulur opuslerim, Seninle uyur, seninle uyanır duslerim.. alıntı... Gülün dikeni batti dün parmagima, ve hala gülümseyerek bakiyorum parmagimdaki kücük siyriga... kizamadim... cünkü gülün dikeni batmadan önce sükretmistim; " Ya Rabbi, ne kadar güzel yaratmissin " demistim. Kizamadim, cünkü bir dakika önce güzel kokusunu sineme cekmistim , bakmaya kiyamamis kokusuna hayran kalmistim, cünkü batmadan önce yüregime koymus onu sevmistim... dikenini unutmusmuydum? unutmustum dikenini... unutmustum iste.... acitmayayim diye dokunmaya cekindigim gül, ince ve derin bir yara acmisti parmagima... gülümsedim yarayada... süzülen iki damla kanada... cünkü o yarayi acan bakmaya kiyamadigim o güldü... .... .... .... sevdiklerimizin yüregimizde actiklari yaralarda aslinda o gülün actigi yara gibi degilmiydi... ince ve derin bir yara... aslinda cok önemsiz gibi görünsede her kimildadiginizda yüreginizi inceden sizlatan bir yara... ama dostlariniz o yarayi acmadan önce siz muhabbet dolu kokularini sineye cekmistiniz, zamani, mekani ve kalbinizi paylasmistiniz... yarayi acmadan önce siz onlari kalbinize koymustunuz... kizabilirmiydiniz... kizamazdiniz elbet... sevdiklerimizin actiklari yaralarda o gülün actigi yara gibi ince ve derin... ama yarimiz o yarayi acmadan önce biz sükretmistik, kokusunu sinemize cekmis, bakmaya kiyamamistik...dikenini unutmusmuyduk... unutmustuk tabi... ama biz gülümsemeliyiz yaraya... belki süzülen iki damla kanada... gülümsemeliyiz iste.... cünkü o yarayi acmadan önce biz onu kalbimize koymustuk ve sevmistik... -alıntı- |
Günahların en büyüğüydü gönülle oynamak En acısıydı Sadece son defa güzeli bulup Maksadım sadece sevdayı yaşamaktı Biraz da yaşatmak. Affet beni Sevdam gerçekti ben yalandım Ben kendi ateşinde Kendi közünde yanan olacaktım Alevlerim seni de tutuşturdu Affet beni yanıldım Oysa sadece ben yanacaktım. Hiç istemezdim güllerin solmasını yanaklarından Gamzelerinin hüznü taşımasını Gözlerinin mutluluk dışında Hiç istemezdim inan yaş akıtmasını… Affet beni Yaşla değilmiş cahillik Yürekle oluyormuş Yanlışlıklar komedyası hep yürekte duruyormuş. Yediğim lokmanın tadı sendin oysa İçtiğim su kadar berraktın Gözyaşların damladı biliyorum gönlüne Bulandın. Keşke diyorum o gece olmasaydı Keşke güneş hiç batmasaydı Sen ağlamasaydın, ben ağlamasaydım Yer yarılsaydı da En dibinde ben olsaydım… Heyhat, Heyhat ki heyhat Kuşlar sustu bir defa Yanaklarındaki kızıllık gitti, izi kaldı bulutların Şimşekler hevesiz Yol bilmeyen göçmen kuşlar gibi Hep kıyılara çarptı yüreğim yüreğini düşündükçe Ne yaptımların ucunda hep ben sallandım Kementler boynuma dolanıp durdu Çok bekledim gelmedi Azrail Ölüm kudurdu… turgut uzdu |
Rengin Gül Düeti Bir rüya resitalinde gölgelerin Yakıyor geceyi muhacir yüreklerde Şuh dalgalarında esaretim Çözülmelerindeyken tutkunun Tutunmada dillerim öfkene… çığlık çığlığa dolanmada ebruliler Sığınmada sessizliğe sevda… Bir yağmur anlatısındayken kadın Renklerini soldurtmadan rüzgar söylevlerine Ezik bir laterna sesinde uyuttu yalnızlığı Sanma ki İstanbul özlemi erguvan olacaksın Okşadıkça papatyalar hisarı Koklayacaksın Oya çiçeğini Meşk olacaksın Sanki bir yerlerde Rüzgarı kalmış sevda esintilerinin Ufuklarına mavi yağmış Titremede lila saçlarında hengameler Sıla muhabbetlerindeyken içli bir fasıl Varsayılarına eklenmede gülden düetler Sanma ki Beyaz üstü lacivert kalacaksın Çıkartacaksın hepsini renklerin Soyundukça gecenin gölgesi Şeffaf kalacaksın! Işın Ergüney |
HANGİ FIRTINANIN SEFERİSİN...? Hangi güneşle doğdun sen sabaha Hangi rüzgarla estin sen geceye Hangi dalgayla vurdun sen sahile Hangi yıldızla baktın sen gökyüzüne Söyle hangi sabah yaktın beni. Hangi rüzgarla vurdun sen yüzüme... Herzaman varmış ilkler ve sonlar sen hangisiydin. ilkimmi,sonummu söyle... Yada dur ben söyleyeyim... Ben çok ilkler gördüm,ama hiçbiri bu kadar acıtmamıştı... Hiç bu kadar yakmamıştı ve hiç bu kadar sızlatmamıştı yüreğimi... Sen hangi seferin fırtınasısınki;aşamıyorum,yene miyorum seni... Tıkanıyor yollarım fırtınandan şiddetinde parçalanıyorum... Hangi yağmurla yağdın sen üzerime Hangi karla düştün sen saçlarıma Hangi ateşle yaktın sen yüreğimi Hangi nemle kaldın sen gözlerimde Söyle nasıl ıslattınki beni kuruyamıyorum... Nasıl düştünki üstüme bu beyazlardan kurtulamıyorum... Nasıl bir gidiştiki bu sendeki gidiş ben hala titriyorum... Nasıl baktınki bana o gözlerinle,ben hala ağlıyorum.. hayalin düşmeyi versin aklıma ben heran tükeniyorum. Nasıl bir ateşsinki sen bir kartanesi gibi eriyorum... Sahi söylesene sen hangi fırtınanın seferisin... Erdoğan NAS |
Küflü Güller Bana bırakıp gitme şüphenin yükünü. Kaldıramaz umutlarım. Ya unuttukların, unuttuklarım... Kara defterde kuruttukların. Sus! .. Kaçmasın büyüsü aşkımın. Sus! .. Dolmasın gözlerime sözlerindeki zehir. Ve taşıp ağzından boğmasın süt beyazımı. Biliyorum kaçamak gözlerinde yarım kalanı. O muydu ilk aşk acısı? Yakıcı... Söyleme gözlerinin rengini. İğneli beşiğe teslim etme gözlerimdeki gün ışığını. O ışıkla büyüttüm küflü güllerimi. Sahici, deli dolu... Engel tanımaz yüreğimle. Güllerim yürek kırmızısı. Taşıdığım, güne koşan aşkımın doğum sızısı. Sus! .. Ağıtların sustuğu dünyama puslar çöreklenmesin. Ben çok kustum yüreğimdeki sevgileri yeryüzüne. Ben ağlarken topraklar ağladı. Ve ben sana yüreğimdeki okyanusları taşırdım. Sana umut çiçeklerimi taşıdım. Ölesiye, kan ter içinde... Sen vardın... Yasemin Yılmaz |
Vatan için bayrak için Akan kanlar giden canlar, Vatan için bayrak için, Yirmisinde yiten canlar, Vatan için bayrak için. Kına yakar anneleri, Allah için vatan için, Yaslı şehid anneleri, Gururludur vatan için. Şehid olur gazi olur, Vatan için millet için, Yaşanan gün mazi olur, Allah için vatan için. Ne mutlu Türküm diyene, Vatana kurban gidene, Ne mutlu Türküm diyene, Allah için vatan için milletim için. Ümüt Güngör |
Bizim Asker/Uğurlama Davul zurna yolcu ederiz seni En büyük asker bizim asker Emri vazife eyler isen eğer Melekler seni korur asker Arınırsın ocakta,sivil esvaptan Kolaylık dileriz sana Allahtan Korkma sakın gölgeden,karanlıktan Nöbetin kolay olsun asker Çok ararsın annenin aşını Olmaz bu kadar diye sallama başını Taşına dikkat et, kırma sakın dişini Salla kaşığı mercimeğe afiyet olsun asker Eksik etme bizden nameni Boşa gitmesin,vatanın emeği Unutma sakın,dostlarım demeyi Sigaranı arkadaşın ile böl’de iç asker Duygu selidir biliriz askerlik Arkadaş muhabbeti ile olur dirlik Hangi kıtadasın,birliğin hangi birlik Şiirine,türküne dökte yaz,gönder asker Güzel olur askerin izini, çarşısı Tozdan dumandan görünmez karşısı Kaş,göz,işmar ederse dişiden birisi Eve,sılaya kapta gel asker Biz, kurduk düğünü halay’ı Davulcu,kemani bekliyor,alayı Mendil yetişmiyor,bekletme anayı Tezkere,başına taç olsun asker Nizamiye çıkışı etrafına bakın Küfür etme maviye,yeşile sakın Kutsal emanetidir,ulu ecdadın Şerefli sancağı,öpte gel asker M. Akif Gülhan 10.12.2004- Kıymetli kardeşimiz Serkan Acar’a ve nezdinde tüm asker kardeşlerime ithafımdır Mehmet Akif Gülhan |
UMURUNDA MI SENİN Sensiz,sevgisiz kalmışım bir başıma, Hiç aldırmıyorsun döktüğüm gözyaşıma, Hasretten öldü yazın mezar taşıma, Acılara boğuldum,umurunda mı senin? İlk zamanlar seni seviyorum demiştin, Bırakmam seni deyip yemin etmiştin, Sonra durup dururken neden dğiştin? Günlerim sayılıyor,umurunda mı senin? Ben unutmadım sevda yeminlerimizi, Tüm günlerden güzel geçen günlerimizi, Umut nehrinde yüzdürdürdüğümüz gemimizi, Ama gülmeyi unuttum,umurunda mı senin? Şimdi tüm denizlerde gemilerim battı, O çok güvendiğim yarim aşkımı sattı, Felek beni benden alıp meçhule attı, Şimdi ben yokum,umurunda mu senin? Şansım sana şansızlığın bana kaldı, Kalbim ağır sevdanı taşıyan bir hamaldı, Gönlün benden alacağını fazlasıyla aldı, Ve bana dert kaldı,umurunda mı senin? Tüm bunları hak ettim seni sevdiğim için, Bunca çektiğim acı senin mutluluğun için, Hala yaşıyorsam bil ki bir tebessümün için, Gençliğim son nefesinde,umurunda mı senin? ................................. Adem GÜRCAN |
Sevgiliye Sitem Kırmızı beyaz renkler bayrak misali, Çokta yakışmıştı kıyafeti, Boş boş bakıp geçti içim cız etti, Gülüm beni tanımadı. Kırmızı karanfil takmış göğsüne, Rengi de canlı mı canlı. Köşede karşılaştık, Kalbim duracaktı. Boş boş bakıp geçti, Gülüm beni tanımadı. Yoluna turabolam, Hiç mi izi kalmadı anıların. Hikâyelerde böyle bitmez sanırdım, sevdaların. Hatırladı sandım, sevindim. Boynunu büktü güldü geçti, Gülüm yine tanımadı. Mefail Özbek |
SAVAŞÇI Yol uzun ve zorluydu, Gökyüzü soğuk ve gri, Beyaz ay donmuş ölü bir parça gibi... Hırsız ve ******, kral ve asker, Savaşçı, büyücü, sahtekar ve ozan Bu yolda benimle geldiler. Rüzgar, bilenmiş bir bıçak gibi keskindi Islak, tozlu denizlerden eserken; Kuru, siyah, İskelet gibi ağaçlar Fırtınada hayalete benzerdi... Yaşam köpüklü bir şarap benim için, yağma, şehvet ve savaşımdan oluşan, Ve ben bu şarabı en keskin tortusuna kadar içtim. Ben vahşi topraklardan, Görkem ve büyü ülkesine gelen savaşçıyım... Çelik, ateş ve kanla kazandım İnsanoğlunun kazanabileceği herşeyi. Oynadığım kumarda Şeytanı kendi oynunda yendim... Görkem, şeref, parıltı ve ün... Ve ölümün gülen kafatasıyla alay ettim. Döğüşüp öldürecek düşmanları vardı, Sevilip güvenilecek arkadaşları, Karanlık geceleri şenlendirecek şarkılar, Sabahlara dek içilecek şarap, Sonunda geçmişe gömülüp yitirilecekse ne çıkar?.. Ben tüm zenginliklerden payımı aldım, Kazanmak gibi yitirmeyi de tattım. Yaşamda var olanların en iyilerine alıştım. Mezar derin ve hava soğuk, Dünya kokuşmuş küflü beyinle dolu. Ve ben tüm değerlerinize baş kaldırırken, Boş inançlarınıza gülüyorum... Dünyanın karanlık kavrulmuş yüzeyinde Eğri yolumuz zorlu topraklardan geçiyor, Ama biz mutlu ve neşeli savaşçılarız Daha kolay yolları istemeyiz. Düzenbaz ve nefret verici yaşamın kaderi Sağ elimdeki kılıcımda çizilir Ve ölüm benim arkamdan gelir. Ben bu tozlu, sert yollarda kurudum. Ben artık yaşlı ve güçsüzüm Oysa ölüm tüm zamanlar boyunca güçlü. Fakat bedenler ölümü tatmak üzere doğdu. Selam tanrılar, Boş bir gökyüzünün altında Yanınızda neşeyle yürüyeceğim. Günahkar ruhların nasıl kıvranıp inlediğini, Şişko kurnaz papazlardan dinledim... Yalnız altın için alıp sattıkları o cennette, Benim gibi acımasız bir barbarın yeri var mı?.. Rahipler ve kutsal kitaplarıyla birlikte, Alevlere dalacağım. Cehennemin kızıl boğazından aşağıya yürüyecek Ve şeytanın tahtına oynayacağım. Yaşam, Ölümle benim yorucu, yıllar boyunca Oynadığımız bir oyundu. Yaşamı, korkmadan ve cesaretle karşıladım, Ölüm yaklaşırken kaçmalı mıyım? Selam savaşçım, yiğit dostlarım, Köleler, silahşörler ve oynak genç kızlar; Ayrıldığım yolda gözüm kalmadı. Burada son bulur yol, Azrailin kucağında... Lin Carter & Ali Recan |
adsız şiir Gitti gidiverdi Bir sükenin içinde bir parçam Parçam sende kalsın çocuk Ellerimi bana ver Bedenimde uzayıp giden gül ağaçları Oysa ruhumda son sevgi tılsımları Gitme gel bana Sesini duymalıyım Bakire sevgimi alırsan koynuna Tütün kokusunda dağıt etrafa beni Ansızın bütün doğa İsmimi geçirince dudakların Kaybolup giden zamandı Sakın ah çekme Bende sendeyim. Jale Bektaş |
Türkiyem içimde Vatandan uzakta sanmayın beni Türkiyem içimde,ayrı değilim Gurbetçi diyerek, anmayın beni Türkiyem içimde, ayrı değilim Ay-yıldız göğsümde, şanım, gururum İmanım kalbimde, parlayan nur’um Vatanım ben sana kurban olurum Türkiyem içimde, ayrı değilim Vatan sevgisini, bildim imanla Her karış toprağı, yoğrulmuş kanla Türkiye devleti, kurulmuş şanla Türkiyem içimde, ayrı değilim Atamın, babamın, anamın yeri Ruhumdur, nur’umdur, gözümün feri Et kemik misali, daha ileri Türkiyem içimde, ayrı değilim Mikdatî der yoktur başka vatanım Senin hasretinle, matem tutanım Türkiyem bendendir, ben de ondanım Türkiyem içimde, ayrı değilim Mikdat Bal |
Sonsuz olmalıydı seninle her şey Zamana sıkışıp kalmamalıydı Saatler değil günler, aylar, yıllar değil Sonsuz olmalıydı seninle her şey..... Misal, konuşmalarımız alelacele olmamalıydı Seni sevdiğimi sonsuzluğa yayıp söylemeliydim Sıkışmamalıydık zamanın acımasızlığına Gözümüz saatte değil yüreklerimizde olmalıydı Tutabilmeliydim zamana inat yüreğini ellerimle Gözlerine anlatabilmeliydim saatlerce sevdamı Dokunabilmeliydim zamansızca tenine dakikalara inat Dudaklarından bal toplamalıydım can özüme katmalıydım seni sonsuz kere Misal, sevişebilmeliydik zamanın acımasızlığına inat saatlerce Günlerce hatta aylarca Doyabilmeliydi tenim tenine Sınırlama olmadan, dakikalar dörtnala koşmadan Misal, kokunu çekebilmeliydim korkusuzca içime Zaman geçiyor telaşı olmadan sarılabilmeliydim sımsıkı sana Veda hiç olmamalıydı yaşanan sonsuzluklar içinde Bir sen bir de ben olmalıydık zamanın dar geçidinde Keşkeler ne kadar anlamsız kalıyor bu boyutta.. Zaman geçiyor durmadan ne yazık.. Oysa ki sonsuz olmalıydı seninle her şey Zamana sıkışıp kalmamalıydı.. Zamanım sensin benim. Zamanım yok. Sen yok. Hiçbir şeyin tadı yok. Zamansızlıklar içinde seviyorum seni..... alinti |
Özgür olmalı. Özgür olmalı ruhum, Doru tayın yelesine çarpan, şakacı rüzğarın estiğince. Özgür olmalı duygularım, kanat çırpan bulutların, gökte köpüren beyazınca. Özgür olmalı sevdam, Yağmurdan sonra açılan, gökkuşağının renklerince. Özgür olmalı ufkum, Deryada uzaklaşıp giden, buharlının dumanınca. Özgür olmalı dilim, Gecenin ortasına çakan, şimşeklerin özgürlüğünce. Özgür olmalı yarınlarım, Kendini ilah sanan, savaş lordlarının ipoteği olmadan, Dört mevsimin sürdüğünce. Özgür olmalı insanlığım, İnsanca yaşamayı, kendilerine hak görenlerin, yaşamınca. Ne bir eksik, Ne bir fazla, Yaradanın sunduğunca. İshak Özlü |
Vurma Zalim Arşa çıkar yetimlerin feryadı Vurma zalim şu zavallı yavruya Olmadı dünyada hiçbir muradı Vurma zalim şu zavallı yavruya Üstü yok, başı yok ayağı yalın Tadını unutmuş şekerin balın Sözüne bakıp ta riyakar elin Vurma zalim şu zavallı yavruya Bir deri bir kemik kalmış bedeni Gelen aratırmış, önce gideni Mevla affeder mi zulüm edeni Vurma zalim şu zavallı yavruya Sultan Karataş |
Üçün Sevdası Bu gece vurmalıyım kendimi Evet... Bu gece vurmalıyım kendimi tam üç yerimden Yakmalıyım bu şehri de bu gece Kendimle beraber yakmalıyım bu şehri de Bir daha gün doğmamalı Ve bir daha ışık yanmamalı bu şehirde Benim gibi ağlayan Benim gibi sevdiğinden ayrı kalan Ve benim gibi unutulan olmamalı Aslında hiçbir şey olmamalı Beni yakan bu şehri, kendimle beraber yakmalıyım bu gece Bu gece vurmalıyım kendimi tam üç yerimden Yakmalıyım bu şehri de bu gece Anılarımdan başlamalıyım Sonra senden Sonra cadde cadde sokak sokak yanmalı bu şehirde Beni yakan bu şehir şimdi kendi yanmalı... Bu gece vurmalıyım kendimi tam üç yerimden İlk başta gözlerimden başlamalıyım Sonra ayaklarıma sıkmalıyım Aslında mecburum ayaklarımdan vurmaya Gelmemeliyim yanına seni de vurmamalıyım Çünkü sen ölmemelisin Çünkü sen yaşamalısın. Çünkü bu şehri yakarken içinde sende olmalısın.. Bu koca şehirle beraber sende yanmalısın... Son olarak kalbime sıkmalıyım Ama önce resmine son bir kez daha bakmalıyım Ardından resmini de yakmalıyım Ve sonra Ve sonra kalbime de sıkmalıyım. Bu gece vurmalıyım kendimi tam üç yerimden O köşe de başlamalıyım kendimi vurmaya Seni beklediğim o köşedeki ağacın altında vurmalıyım. Ben öldükten sonra yanmalısınız sizde Öldükten sonra yanması gereken üç şeyde Bu koca şehir, sen ve üç yerinden vurulmuş cesedim... İsmail Demir |
Kunduz Ateşten geçmiş Kurtlar var Ateş çemberi benim vicdanımla yakılmamış Dört noktanın kimseye hesap vermediği Yerin hükmü Anka kuşu Nede değerli Hikayenin uzanamayacağı Senin hiç Yeniden ölçülse tutmayacak tabi sıkıntılar atıldı Koruma altına alamadığımız Dünya'da Altta kalana el uzatın 24 09 07 Ramazan Mehmet Tanal |
MİLYON KERE AYTEN Ben bir Ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor Şarkılar söylüyorum şiirler yazıyorum Ayten üstüne Saatim her zaman Ayten'e beş var Ya da Ayten'i beş geçiyor Ne yana baksam gördüğüm o Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz Günlerden Aytenertesidir Odur gün gün beni yaşatan Onun kokusu sarmıştır sokakları Onun gözleridir şafakta gördüğüm Akşam kızıllığında onun dudakları Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz. Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok Ayten'i size bırakmam Alın tek kat elbisemi size vereyim Cebimde bir on liram var Onu da alın gerekirse Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar Parasızlık da bir şey mi? Ölüm bile kötü değil Aytensizlik kadar Ona uğramayan gemiler batsın Ondan geçmeyen trenler devrilsin Onu sevmeyen yürek taş kesilsin Kapansın onu görmeyen gözler Onu övmeyen diller kurusun İki kere iki dört elde var Ayten Bundan böyle dünyada Aşkın adı Ayten olsun Ümit Yaşar Oğuzcan |
Umutsuz Aşk Bu mısralarım sana Ey zavallı sevgilim! Yine oradayım hıh çok komık değilmi Her zaman buluştuğumuz o cam ağacının dibinde Geçirdiğimiz vakitler,ağladığımız günler Film şeridi gibi geçti gözümün önünden Bir haykırış atayım dedim hırçınca vuran dalgalara umuduma yenik duşen sevgi bağıma Neden se yapamadım sevgilim.. Neden se sana olan kinimi kusamadım yosun tutmuş kayalıklara Neden se atamadım o masum o edalı sulara Çünkü hala senden kalan bir sevgi var içimde Kopartıp atamadığım yüreğimin en derin köşesinde sakladıgım bir sevgi Umutsuzca bekleyen bir AŞK ... Her umut edişimde sana daha da bağlanmamak Sana daha ağlamamak için içimden bir laf geçer UMUTSUZ bir aşk; YANMIŞ BİR EVİN CEPTE DURAN ANAHTARI GİBİDİR Sessiz Tan |
Hayırlı Olsun Eğitim öğretime başladık yavaş yavaş, Cehaleti yok etmek için açmıştık savaş, Heybemizde bir soğan, iki de kuru lavaş, Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Medeni! devletlerin çöplüğüne oturduk, Pırıl pırıl gençleri bataklığa batırdık, Normal insan değil de süper hamal yetirdik, Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Çocuk yirmi beş kilo, yükü kendinden ağır, Baş tarafta üç maymun, dilsiz, kör ve de sağır, Sınıflar altmış kişi, megafon al da bağır, Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Taşıma öğrenciyle değirmeni döndürdük, Araba çıkamadı, katırlara bindirdik. Sistem yalama oldu, sündürdükçe sündürdük. Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Lüzumsuz bilgilerle beyinler doldurulur, Dershane, kurs ve sınav, okuldan yıldırılır, Çocuk papağan olmuş, düşünce öldürülür, Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Görünce üzülürüm saygı, sevgi, edep yok, Hangisini sayayım, nezaket yok, hitap yok, Çanta dolusu kağıt, işe yarar kitap yok, Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Bu sistem toptan yanlış, aklı olan görüyor, Milli değerimizden hangisini veriyor? Uyuşturucu, alkol okulda ne arıyor? Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Okulların önünde kapkaççılar fırlanır, Türkçe’yi öğretmeden yabancı dil zorlanır, Umarım sorumlular akıllanır, arlanır, Yeni eğitim yılı hayırlı olsun dostlar. Şahin Yılmaz |
BEN BİR EYLÜL- SEN HAZİRAN Bir eylüldü başlayan içimde Ağaçlar dökmüştü yapraklarını Çimenler sararmıştı Rengi solmuştu tüm çiçeklerin Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara Deli deli esiyordu rüzgâr Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar Neydi o bir zamanlar Sevmişliğim, sevilmişliğim O heyheyler, o delişmenlikler neydi Ne bu kadere boyun eğmişliğim Ne bu acıdan korlaşan yürek Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım Beni kötü yakaladın haziran Gamlı, yıkık eylül sonuma Bir ilk yaz tazeliği getirdin Masmavi göğünle Cana can katan güneşinle Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime Çiçekler açtı dokunduğun.. Çimler büyüdü yürüdüğün Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi Oldurduğun yemişlerin ağırlığından Dallarım yere değiyor Güneşi batmadan saçlarının Bir dolunay doğuyor bakışlarından Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık Başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan Ölebilirim artık Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma Baksana; parmak uçlarım ateş Lavlar fışkırıyor gözbebeklerimden Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan Benimle meydan oku her çaresizliğe Benimle uyu, benimle uyan Birlikte varalım onuncu aylara Ben bir eylül, Sen haziran... Ümit Yaşar Oğuzcan |
Telepati beni düşünüyorsun biliyorum. çünkü ben seni düşünüyorum. az önce yüreğimden bir şeyler koptu. birden titredi bütün vücudum beni düşünüyorsun biliyorum ve buna bayılıyorum... Derya Özgür |
BEŞİNCİ MEKTUP Ayrılık diye bir şey yok. Bu bizim yalanımız . Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var. Şimdi nerdesin, ne yapıyorsun? Güneş çoktan doğdu. Uyanmış olmalısın. Saçlarını tararken beni hatırladın , değil mi? Öyleyse ayrılmadık. Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz . Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. Önce beklemekten. Ömür boyunca ya bekliyor, ya bekletiyor insan ikisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın. Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini... Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, kanunlara saygı göstermesini, insanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar. Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun. Ya o? Ya o? İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. Aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. İşte yaşamak maceramız bu. Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek ! Özleme bir diyeceğim yok. O, kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası. O, nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. O, tek güzel yönü bekleyişlerimizin. İnsanlığımız, özleyişlerimizle alımlı, yaşantımız özlemlerle güzel. Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem. Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin anlatılmaz . Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam; seni özlediğim içindir. Beklemenin korkunç zehiri öldürmüyorsa beni; seni özlediğim içindir. Yaşıyorsam; içimde umut varsa, yine seni özlediğim içindir. Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki ! Ümit Yaşar OĞUZCAN |
Sensiz sonum Artık beni bekleyenim yok Hayatın sensiz anlamı yok Çoluk, çocuk, aile viranmış Bir, bir hepsi çekip gidermiş Bu gönlümün sahibi gitmiş Ömrümün sonu hazanmış Sensizlik sonram azapmış Gittin gideli bu yok oluş Bana biçtiğin kadermiş Senden sonrası Senszice yaşammış Canın sağ olsun canım Bundan sonrası Canhıraş feryat figanmış Bekleyenim yok Sensiz sonum toprakmış Alaaddin Uygun |
ALTINCI MEKTUP Bir gün bir yalnızlığa düştüm yine. Başımı ellerimin arasına aldım, sessizce ağlamaya başladım . Önümde yarıya gelmiş bir konyak şişesi "beni iç" diye fısıldıyordu, "beni iç". Sonra yalvarmaya başladı: "Ne olur" dedi "ne olur haydi iç beni". Bir bardak doldurdum, tepeme diktim . Şişe rahatladı, sustu. Hani ellerimiz birbirine değince nasıl oluyorduk? İşte öyle oldum . Hani bakışlarımız buluştuğu zaman, bir başka türlü atması vardı yüreklerimizin. Onu hatırladım . Sonra bir tren hareket etti. Sabahtı. Karşıkarşıyaydık . Konuşuyorduk. Ben sevmek diyordum durmadan. Gözlerim gözlerine soruyordu: "seviyor musun?" diye. Hep evet diyordu gözlerin, ellerin, dudakların hep evet diyordu. Oysa ki, bir çok hayır diyen insan vardı çevremizde. Örneğin: bir çocuk hayır, diyordu, bir kadın, bir adam ve bir başkası, bir başkası hayır diyordu. Hayır'lar arasında ezilmeğe mahkûmdu evet'lerimiz . Tren ilerliyordu. Gözlerin gözlerime soruyordu ne olacak diye. Sigara üstüne sigara yakıyordum, kadeh kadeh içki içiyordum, fakat bilmiyordum ben de ne olacağını. Bizi sürükleyen bir akıntıydı. Durduramazdık onu, hükmedemezdik ona. Bir anafora rastlayıp yok oluncaya kadar akıp gidecektik işte. Peki anafor nerdeydi? Uzak mıydı? Belki çok yakındı kimbilir. Biz onu göremiyecektik. O, gözlerimizi kör ettikten sonra saracaktı bizi buz gibi kollarıyla. Tren ilerliyordu. Pencereden deniz görünüyordu. Denize akşam güneşi vurmuştu. Renk renk kayıklar gördük kıyılarda. Denize taş atan çocuklar gördük. Uzakta bir balıkçı ağlarını topluyordu. Ve tren ilerliyordu. Kadere yaklaşıyorduk . Bir alacakaranlık bastı zamanı. Gözlerim gözlerindeydi. Ellerini tuttum, titredin. Acı acı bir düdük öttü. Bir şeyler koptu içimizden. Sonra tren durdu, indik, yollarımız ayrı ayrıydı. Şimdi, o gün verdiğin yalnızlığı yaşıyorum . Ümit Yaşar OĞUZCAN |
Anılar İçinde Simdi kimsezizim yalnizim Sen gittin kaldin anilar icinde Fakat bilmeni isterdim Sarkimiz caliyor halen kalbimde Yine yildizlar serilmis yakamoz üstüne Munzur yikilmis dag etegine Bak her sey yerli yerinde Bir sen yoksun kaldin anilar icinde Gün doguyor yine kuslar ötüyor Benin icimde firtinalar dinmiyor Kuzey rüzgari götür beni savur tözumu dört yana Yarim gitti kaldim yalniz, sarildim anilara Sevmedim kimseyi seni sevdigim kadar Vermedim deger kimseye sana verdigim kadar Kapattim kapisini kalbimin sen giderken ardindan Simdi yoksun, kalacaksin anilarimda ben ölene kadar! ! ! Suat Atar |
Neydi Aşk gözlerinde cenneti gürdüm sen cehheneme çevirdin yüreğinde umudu gürdüm sen umutsuzluk eyledin sende özgürlüğü gürdüm sen darağacına yolladın bakışlarında sevgiyi gürdüm sen ihaneti sevdin elimi uzatım kolumu kopardın gözlerine baktım güzlerimde güzyaşı gürdüm sana göre aşk yoktu olamazdı da belki de gerçekten yoktu hayır sevgili vardı aşk gürdüğüm cennet hissetiğim umut adı sen koyduğum özgürlük kavuşamadığım sevgi anlıyamadığın gözyaşım Zekeriya Turan |
SEKİZİNCİ MEKTUP Bana çılgın diyorsun, seni sevdiğim için. Yanılıyorsun, sevmek çılgınlık değil. Sevmek insan tarafımızı bulmamızdır bence. Biraz da yaklaşmamızdır Tanrıya zaman zaman. Dünyada sevmeyenlere, sevemeyenlere acımalı. O, ot gelip, ot gidenlere acımalı. Sevebilen insan kendini keşfetmiş insandır. Talihli insandır. Çektiği bütün acılara rağmen; mutlu, kıvançlı insandır o. Aşktır yücelten bizi ve derinliğimiz aşktandır. Gerisi boş, yalan. Aşksa, sevmektir. Durmadan, nefes alırcasına sevmektir. Sevmakle sevilmek ayrı şeyler... Sevilmeyi çoğaltmak, ona bir başka şekil vermek, daha da yoğunlaştırmak onu, elimizde değil. Oysa ki, sevgimizi dilediğimiz gibi yoğurabilir, dilediğimiz şekli verebiliriz ona. Derinlikse derinlik, yükseklikse yükseklik, genişlikse genişlik. Sevmekle gücümüz var, irademiz, aklımız var. Biz varız sevmekte. Sevmek, yaratmaktır bir bakıma. Sevilmekse; yaratılmak... Demek ki, biz seninle birbirimizi yaratıyoruz durmadan. Sen beni yarattıkça güzelsin işte ve ben seni yarattıkça güçlüyüm, daha bir insanım. Beni sevmeseydin yine bir şey değişmeyecekti benim için. Sen biraz eksik kalacaktın, biraz sen kaybedecektin. O kadar. Şimdi insanların en güzeliyiz, en iyisiyiz elbette. Seviyoruz , seviliyoruz . Sevgimi anlamadığın ve ona saygı göstermediğin anda ölebilirim. Karşılık vermediğin anda değil. Birbirimizi yeniden yaratmaya devam edelim. Ümit Yaşar OĞUZCAN |
anlamadın ki anlamadın ki sana olan sevgimi anlamdın ki sana olan özlemimi anlamadın ki sensizligin kördügüm oldugunu anlamadın ki ona yanarım sen benim gönlümde yaralar açtın anlamadın ki beni bırakıp gittigin de , sessizce ağladığımı, anlamadın sensizligin kuytusundada boguldugumu şimdi anlarsın belki ayrıldığımızı peki mutlumusun....! Ayhan |
SONSUZ AŞK Dalga ile kıyının aşkını bilir misin? Öncesinden başlayıp, sonsuza giden dalga, Hep aşka kavuşma özlemiyle atılır kıyıya. Dalga, seven - kıyı, sevilendir. Dokunur parmaklarının ucuyla sevdiğine dalga Ve döner hep geriye Bilir kavuşamayacağını ama hep koşar kıyıya Her bir dokunuşunda aşkına verir bedenini hesapsızca İşte, ben de seni böyle severim yar. Yar, bilir misin dağ başında açan uçurum çiçeklerini? Bilirler görünmeyeceklerini... Sevilmeyeceklerini... Koklanmayacaklarını... Okşanmayacaklarını... Ama inatla açarlar aşkla, sevgiyle, özlemle. Hep beklerler gelmeyecek sevgilinin onu kucaklamasını İşte, ben de seni böyle beklerim yar. Yar, ipek böceğini bilir misin? Onun kozasının içinde ördüğü o ipliğe olan aşkını Bilir o, ördüğü ipliğin kendisinin ölümü olacağını Ama aşkına feda eder kendini. Öyle verir kendini yarenine korkusuzca İşte, ben de kendimi böyle veririm sana yar. Yar, ağaç ile meyvesinin aşkını bilir misin ? Meyvesini vermelidir ağaç yeniden doğmak için Öyle zorludur ki ayrılmaları Verir meyvesini ağaç meyve tohum olur, tohum kök olur Ve yeniden doğar ağaç kendi meyvesinden İşte bende böyle yar; Yok olmayı göze aldım, tekrar sende doğmak icin. Gassan Satar |
Vursunlar Beni bir gün gelir, senin tatlı sesini, duyamaz olursam, vursunlar beni. canıma can katan o gözlerini, göremez olursam, vursunlar beni... dünyaya değişmem senin aşkını, ölsem unutamam, bakışlarını, kendi ellerimle gözyaşlarını, silemez olursam, vursunlar beni... sevgini sökemez kimse kalbimden, yaksalar, yıksalar çıkmaz gönlümden, ellerimi açıp, seni Rabb'imden, dilemez olursam, vursunlar beni... vursunlar beni, vursunlar beni, ölmeden, mezara koysunlar beni... Cemil Kartal |
HİÇ BİLMEDİN Hiç görmedin, Senin için akan gözyaşlarımı... Hiç bilmedin, Seni düşünürken Nasıl dalıp gittiğimi... Hiç hissetmedin, Çöl ortasında, vadiyi özler gibi Seni özlediğimi... Unutmaya çalıştım... Unutamadım... SEN, unutamadığımsın... Hiç sormadım, Unutulmuşluk kervanının bir yolcusu Bir handa sabahlayan, bir yabancı Bir günlüğüne açan çiçek.. Bir gecede bitirilen sohbet mi olmak istedin??? Göremedin çabamı... Unutmaya çalıştığımı bilmedin... Çektiğim ızdırabı hissetmedin... Ne gelir elden?? Unutamadım... SEN unutamadığımsın... Özen KIRAÇ |
son Son zil sesini duyacaksın Yüreğinde Ama sana masal gibi gelecek Bitmeyecek gibi gelsede Herşey Paldır kükdür bitecek Dildeki tuz Gözyaşım mı diyeceksin Benim dediğin sevgiler Benim dediğin emekler Bütün bunlara değermiydi diyeceksin Herşey çok Yabancı gelecek Dinleyipte sevdiğin hiçbirşeyi Sevneyeceksin Duyduğun sesleri gördüğün yüzleri Dokunuşları Sevişleri öpüşleri Hatırlamak bile istemiyeceksin Neden.........? Öyle çok bitmiş olacak ki herşey Öyle çok tükenmiş ki sabır umut Güven sevgi İnanamayıp kendine Bunların hepsini ben mi yaşadım Diyeceksin zeynep salman |
SENİ DÜŞÜNDÜĞÜM TÜRKÜ Benim bir canla sevip bin özlemle andığım, Bari gölgeni bırak bana Su çiçeklerinin en güzel yanları budur, Giderken gölgelerini verirler suya. Güz akşamları dal kıpırdamazken, Suda halkalanan gözleridir Sen de gölgeni bırak bana. Gönlümün bin güzelliğiyle inanıp sevdiğim, Güzelliğini burada ince ince aratma. Bir kıyıya, bir gün inen fırtına gibi Birdenbire bir şeyler bırak. Bir şeyleri soğut, bir şeyleri yak, Dağıt bir şeyleri, bir şeyleri kur. Kendini hiç yokmuşsun gibi bırakma Kafamın her yanıyla bir şeyler öğrendiğim, Sonsuza uzanan sevinç, güzele vurgun tasa En azından bin yılda arayıp bulduğum, Bana aşk şiirleri yazdırma artık Beni burada gölgen gibi bırakma AFŞAR TİMUÇİN |
Sakın Sorma sevginin destanını ben yazdım sayfa sayfa aşkın acısını ben tattım yana yana yalnızlığın cehennemini bir ben bilirim sakın sorma Fuat Asığ |
YÜREKTEN SEVEMEM ARTIK İçime akıttım gözyaşlarımı Bir daha ardından Ağlamam artık İncittin acıttın duygularımı Bir daha yürekten Sevemem artık Bir daha gönülden Gülemem artık Verdiğin acılar şifasız derin Dilimin ucunu yakıyor İsmin Gözlerim gülse de gülmüyor içim Bir daha yürekten Sevemem artık Bir daha gönülden Gülemem artık Gururum delice gururum var ya Çiğnetmem ben onu Ayaklarında Yalvarsan yakarsan kul olsan bana Bir daha yürekten Sevemem artık Bir daha gönülden Gülemem artık Rüzgarlar misali kırdın dalımı Kopardın benimle sevgi Bağını Yitirdim ben çoktan bahar çağımı Bir daha yürekten Sevemem artık Bir daha gönülden Gülemem artık FAİKA SARP |
Ben seni hiç sevmedim ki Durgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim Birde yıldızları sevdim Eylül akşamlarında gelip, Gözlerinde tutulan. Ben seni hiç sevmedim ki Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim Kurşunları sevdim beni vurduğunda Ağlamayı sevdim unuttuğunda Yalnız olduğumu anladığımda Ayakta kalmamı sevdim Yıkılmamı sevdim seni hatırladığımda Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği Su gibi özledim Temmuz güneşinde sesini İkindide yağmur gibi Geceleyin yağan yağmur gibi sevdim seni sevdiğimi Ben seni hiç sevmedim ki Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim Menekşeyle konuşmanı Nisan'a hatırlatmanı Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını Düştüğün zaman kanayan yaralarını Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman Sakız satan çocukları Yeni çıkan şarkıları Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte Ben sevdim mi adam gibi severim |
Ölçüsüz Aşk Seni seviyorum desem, var olan en yüce dağlar kadar, En yücesi bir yol kadar düz olur... Seviyorum desem seni, bütün denizler kadar, yetmez ki, İçimdeki aşkın bir damlasından, zaten bin deniz olur... Desem seni seviyorum, evren ne kadar büyükse, Şu koca evren çok çok küçülür, ölçü olmaz az olur... Seni seviyorum desem,büsbütün mevsimler kadar, Dört mevsimin bütünü de, sımsıcacık yaz olur... Desem seviyorum seni, sayısız yıldızlar kadar, Yıldızlar güneşe dönüşür, tüm geceler gündüz olur... Seviyorum seni desem, bütün canlılardaki hayatlar kadar, Ölenlerde katılınca, yaşam dünyaya hiç sığmaz olur... Seni seviyorum desem, acı gerçek ölüm kadar, Yaşam utanır kendinden, zerreleşir, bir toz olur... Özlüyorum seni desem, bir anlığım bin romandan çok olur... Aşkımıza kalem yetmez, kağıt yetmez, bu sevdaya, bu özleme az olur... 04.06.2004 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca |
Ay Yüzlüm Utanır; Bakamam yüzüne Ama içim sevginle dolu Gözlerim seni arar. Diline gelse, desen Söylesen, açıklasan Soğuğum kışım bitse Gelse gönlüme bahar. Yanında Yanı dibinde Yardımına muhtaç Biri var. İki dünya arası gerçek aşka Vereceğin kararla En güzel mutluluğa Ruhu saran huzura Çağır beni ay yüzlüm Çağır... Bekliyorum... İbrahim Ethem Bingül |
Mutlu Ol Mutlu ol. Havada süzülen şu kuşlara bak. Ne kadar ahenkle uçuyorlar. Sen de uçmaya çalış, özgür olmaya çalış. Kanatlarını kopartma sakın kimselere. Gayret göster. Üzülme hiçbir zaman. Elbet seni kırmaya çalışanlar çıkacaktır karşına. Müsade etme. Kuşlara özen, onlar sevginin sembolüdür. Mutlu ol. Özlem Toprakçı |
Uzat Ellerini Firtinalar esti bugün icimde Herseyi koparip aldilar bendeArtik bir eser kalmadi kalbimde Seni yaziyorum Duy, duy parcalara böldün beni Hak etmedim bunlari yasamaya Tastan yüregini yimisat biraz da Gör, gör gözlerimden akan yaslari Feryatimi duy Cigliklar arasindayim,paramparca kalbim Senin yüzünden Nasil da vurdum duymaz bir insansin Nasilda anlamiyorsun beni Ucurumun kenarinda duruyorum bak Uzat ellerini, düsüyorum derinlere Son saniyeler hayal gibi geciyor Zaman sanki durdu duracak Rüzgari hissediyorum tenimde Bosluga dogru adim adim Yaklasiyor soguk karanlik kayalar Hayatim geciyor gözümün önünden Ve sonra............. Sessizlik ,sessizlik,sessizlik! |
BİR GEZGİN ADAM Bir adam belki de en çok bir rüzgardır şimdi Şişli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgar Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor Başlıyor içinde sonsuz susuzluk Avuçlarının içi terliyor. Erdem BEYAZIT |
Oranda Yüzümde hüzünden gölgeler varsa, O hüzün yüzündendir olsa olsa. Bilmiyorum, bu yaşamın çoğu yaşanmamışsa, Yaşanmadığı okunur, şimdi, daldımsa. Özledikçe yalnız durup-susup baktımsa, Sorulacakken nedeni nasıl sormadımsa. Geldiğini umudumda umudla umdumsa, Geleceğini görüyor-biliyordum anlattımsa. O geçip-gitti ora'sına, ben görmedim, baktıysa. Derim ki şimdi, bir daha gelse de, sorsa. Sözümle, yüzümle, gözümle dedim, duysa. Bense buramda onu bekledim oysa. Yüzümde hüzünden gölgeler kaldıysa, İçimde örülen duvardan düşmüştür, çatladıysa Özdemir Asaf |
Baharın Kokusu Var Teninde Güne, güzel başladım, aklıma geldiğinde. Baharın kokusu var teninde... Renklerin cümbüşünü yaşıyorum seninle. Dünyamı değiştirdin, bir gecede... Bulutlar dağılıyor, sen gelince. Neşe sevinç coşku iç içe... Dünyanın en güzel erkeğini yaşatıyorum yüreğimde... İstanbul, Nisan 2004 Hülya Arısan |
GECENİN KAPILARI Bütün kapılar kapandı, dışardayım Birden karşıma çıkmayın korkuyorum Uykusuzum fena halde, sokaktayım Karanlık bastırdı mı bozuluyorum Fena bir yerimden koptuğum doğru Kendimden çok fazla yaşamaktayım Nereye bağlanacak bu işin sonu Aslında ben kimim meraktayım Bütün kapılar kapandı, sokaktayım... ATTİLA İLHAN |
| Saat: 02:16 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık