![]() |
Şimdi Sonbaharda gelseydin, Beni öyle görseydin ; Hayalleri yıkılmış, Ümitleri kırılmış. Her şey , Bir özür dileyince Unutulurmuş gibi, Tüm dertler bitmiş gibi Yine içten gülseydin. Unutupta geçmişi İnan kanardım sana. Yine terketmen için, Fırsat tanırdım sana. Şimdi, Çok şey değişti Gözüm açıldı benim. Hiç boş yere sevinme Ben eski ben değilim. Şimdi, Sen,eski kurşun yaram, Sen,sönmüş bir sigaram, Fotoğrafı yakılmış, Unutulmuş hatıram. Şimdi, Orta halli gelirim, İki odalı evim, Bir de dünya güzeli, Şipşirin sevdiğim var. Ne gözü yükseklerde, Ne kibirli-havalı, Bir kahkaha yetiyor, Yarım ekmek arası. Uzandığım kapılar, Ümitlere açılır. Sevdiğim beni sever, Gör,sensiz de yaşanır. |
sisli bir akşamda ölümcül metaforlar sonra karanlık bir varoşa çıktı yolum. avucunu açmış dilenciler gördüm,orda bir korsan gibi yamalıydı kiminin tek gözleri.. bir bacağı bir kolu eksikti kimininkisi.. kiminin yüzlerinde o umutsuz bekleyişlerin açtığı acı yarıkları.. çilelerin çizdiği kimi derin kim sığ ;yaşanmışlık çizgileri.. felaketin zikzaklı çizgileriyle dolu yüzlerdi bunlar.. çıkarıp uzatmak istedim.. cebimdeki tüm meteliği.. bir kolumu,bir bacağımı gözlerimden birini.. umutsuza umutlarımı, gözüyaşlıya sevincimi bölüşüp paylaşmak istedim.. ya o yarıklar. acının açtığı o çukurcukları.. onları nasıl doldurabilirdim ki.. onlar içidolmayan tek boşluklarıyıdı o ümitsiz hayatların.. yüzlerindeki mührü,tenlerindeki rengiydi yoksulluğun.. sevgileri vardı ama cinsiyetsizdi. bir kadını organları için değil şefkatle severlerdi. ana ,bacı,oğul gibi.. sonra bir köprüden geçtim..iki kıtayı,iki medeniyeti, iki kavuşmaz sevgiliyi birbirinden ayıran fakat birbirine bağlıyan bir köprüydü bu.. tıpkı fabrikatör kızıyla varoş delikanlısının bir mutlu sona asla ulaşmayacak aşkı gibi.. her şey toz pembeydi orda..rengarek ışıklar..şatafatlı saraylar gösterişin albenisiyle donanmış bir yaşamın altuni hüzmeleri.. uzaktan baktım..geçip gittim yanlarından.. dalmadan hiç bir hülyaya..geçip gittim.. içlerindeki samimiyetsizliği yüzlerindeki öykülerde okudum.. bu nasıl gülüştür..her kahkahada -ben yalancı bir sevincim- diyen sevinçlerle doluydu caddeler. herkes birbirinin rağmınaydı..arada bir tilkilerde gördüm.. yarasalar için yuvalar bile vardı.. fakat bu yarasaların kanatları hep kanlı olurdu. iyi alırlardı kokusunu midelerine girecek yemin.. bazıları küçüktü henüz ilk deneyiminde düşüp ölürlerdi. kimi ağlardı onlara.. köprünün öte yakasından.. kimi paylarına düşecek olan rantın çoğalışına sevinirlerdi.. fakat çoğunun karanlık bir yüzü vardı.. çoğunun babası kardeşi öte yakadandı..bu dünyanın korkulu rüyalarıydı onlar.. belkide olmalıydı onlar..olmasalar o köprüler çoktan yıkılırdı.. bazıları kaniçiciydi bunların.. öyle olurduki..kazara kendi kanlarından birini bile acımasızca yokedebilirdi.. alışkanlıklarının esiriydi artık onlar.. kuralsızlığın ve zorbalığın sarhoşluğu gözlerinin akına kan lekeleri bırakmıştı.. hiçbiri mutlu değildi..ne şatafatın ortasında dansedenler.. ne de onların bir gece vakti sarhoşken sokaklarına savunmasızca dalmasını bekleyen o yarasalar... sonra bir patikadan geçtim.. envai çeşiit kuşların ötüştüğü güzel bir ormana çıktı yolum. kimse kimsenin umurunda değildi.. kimsenin mide telaşesi yoktu orda.. aç oldukları çoğu zaman akıllarına bile gelmezdi.. her biri bir ağaç dibinde oturan yalnız insanlar.. kimi resim çiziyordu..kimi bişeyler yazıyordu.. kimi durmadan okuduğu kitabın sayfalarını çeviriyordu. bazıları garip hareketler yapıyorlardı.. ruhsal şeylerdi galiba.. ötede birileriyle konuşuyorlardı sanki .. namaz kılanlarda gördüm. kendini bir çarmıha gerip acıyla inleyenlerde.. acı çekmeyi nedense seviyorlardı bir kaçı.. hepsinin ortak bir yanı vardı.. bakışları oldukça derindi ve midelerini unutmuşlardı.. her biri bir ruhtu sanki.. baktığında insanı soyut bir dünyanın derin kıyılarına götüren tarafları vardı her birinin.. her birini teker teker izledim uzunca..kimini resimledim..kimini yazdım.. hiçbirine görünmeden..sonra bu bu ormanı sevdiğimi anladım.. burası emin bir dünyaydı..gidip bir ağaç kovuğunu ev edindim kendime.. burası benim yurdumdu..ve sonsuza dek bende onlar gibi yaşayıp gittim.. bir ara ölmüşüm...ama bu ne zamandı hiç hatırlayamadım... hatırladığım tek şey adını bilmediğim bir kuşun o güzel ötüşüydü.. bu ötüşü bir daha hiçbir yerde duymadım.. |
Şimdi okyanuslar mı temizler seni Yoksa temizlenmek için bir kaşık su yeter mi Beni boğmana Soruyorum sana nefret mi duyuyorsun bana Yoksa onca şeye rağmen yine Seviyor musun beni |
ıstanbul gibisin.. ilk gülüşüm ıstanbul gibisin.. masallar böyle mi sonlanır hep,sevgilim.. böyle kanatır mı içlerde bir yeri, sonsuza dek. unuttum! en sevdiğim şarkıyı unuttum! nerdeydi gökte, benim yıldızım.. odam karanlık gece içimde gözlerin tütüyor gözümde rüyalarıma akıyor hüznünün nehri griye bulanmış o yeşil Nil içimde gülüşü yaralı bir çocuk, bir papatya ölüsü düşümde ağlıyorum; sana,bana ve bu yarımkalmışlığa gece şimdi gözlerimde karanlık ölümcül bir veba gibi tüm hücrelerimde. ey unutuş! al savur küllerimi o zaman unuturum belki,seni Nilbakışlım Gülümser Gülüm, Sevgilim!,..... |
Ne yapacağım şimdi Neyi yapsam olur istediğin gibi Karar verip fikir almak neyin nesi Bu saatte gelişin hayra alamet değil ki Onca özlemin ardından İçim sana yabancı sanki Farkın kalmadı Başı sıkışınca gelen dostlarım gibi Gecenin bir vakti |
Mutlu Yıllar Bu gün dünyayı istediğin bir renge boya. Rengârenk batan günü al karşına. Bir renk, de kendinden kat. Çocuklar gibi saf, temiz ve berrak. Kapat gözlerini bir hikâye yarat. Vazgeçme hissedilir biraz, da sıcaklığını kat. Kalbinde, ki elleri bırakma sıkıca tut. Çünkü varlıktır sevgiye en güzel kanıt. Yalnızlığın saltanatını sür, sür ama. Birikmiş sevginden, herkese bir parça ver. Bir tebrik, bir arama bin umuttur insana. Mutlu yıllar, mutlu yıllar sana....... Derin Öger |
gece çığlıkları... gece çığlıkları bekar odasıında askıda hüzünler .. içkargaşaları .. yastıkta bırakıp yine orda buldugum sorguçlarım anneme,ülkeme ve içkentime dair herşey .... üşümüş yanlarım , ıstasyon dokunaklılıkları yoklamış ,durmuş.. çarmıhta cançekişmiş sevdam... ilk gurbetim 13 üm Nilüfer geceleri söylüyordu kaçaktı müzik dinlemek yatılı parasız günlerde ... hep belaya mı çıkamış çağın labirentleri... Kasımın ağlatan akşamları telaşlı ama bi okadar dalgın, günbatımı yürüyüşlerim Edessa varoşları dur gitme diyen iki şizofren adam# bir baba ,bir sıla bir de, gelgitibol Deniz boğazımda düğümdür şimdi herbiri bir hıçkırsam......... |
eskiden hep giderken olsam derdim, bilmediğim oraları özlerdim. Nedir dönerken, nedir akşam Bilmezdim, bilmeden gülerdim. Başka, hep başka bir yerde olsam. O gelir beni bulur derdim. İçinde neler olup olmadığını düşünmeden, Evlerin, evlerin arasından geçip giderdim. |
SÖZ DİNLE OĞUL Hak yoluna dön, doğru at ayağın Yetiş ömür geçiyor, sen hakka sığın Bitiyor gençlik, geçiyor çağın Söz dinle oğul, yazıktır size Kötülük kaplar olmuş, dört bir yanı Tanrıya bel bağla, sen hakkı tanı İstemen yanmasın, kimsenin canı Söz dinle oğul, yazıktır size Gafilin farkımı kaldı kazdan Geçiyor günler, kış ile yazdan Son fayda etmez, boş niyazdan Söz dinle oğul, yazıktır size Gafile kanma, kanma sözüne Yalan söyleyenin, bakılmaz yüzüne Tanrı perde çekmiş, cahilin yüzüne Söz dinle oğul, yazıktır size İnsan öz olup, hakça pişmeli Durmadan hak yoluna, girişmeli Yanlış kafayı, mutlaka değiştirmeli Söz dinle oğul, yazıktır size Tanrı görünmez, kul şekline girmez Tanrının yaptıklarına, akıl sır ermez Günah lekesini, hiç bir ilaç gidermez Söz dinle oğul, yazıktır size Gam etme dostum, gidenler geçti Bu yoldan gidenler, ne sular içti Hepside dünyadan, gün geldi göçtü Söz dinle oğul, yazıktır size Allah görmezmi sanırsınız, siz O en gizli şeyi bilir, bilin hepiniz Hatalar bırakır, arkasında iz Söz dinle oğul, yazıktır size Bir gözün diğerine, faydası yoktur İnsanın insana, ettiği çoktur Kıskançlık yüreğe, saplanan oktur Söz dinle oğul, yazıktır size Dostunu bilir ol, düşmandan sakın Tanrıdan başka yok, insana yakın Önüne arkana, iyice bakın Söz dinle oğul, yazıktır size Şebap der ömür, geçmiyor sanma Kütüler uğruna, yazıktır yanma Münafıklara uyup, sakın aldanma Söz dinle oğul, yazıktır size |
stigmata.. Loş sokaklarda yürürdü içime ıslak türküsü varoş çocuklarının.. sabahı iple çeken yalnızlıkları bir ben bilirim bir de gritüylü ıslak sokak kedisi... göğü martısız şehirlerde yitirdim hasretlerimi, aşk mı; kafdağında sesi kısık bir kanaryadır; kokmayı gülmeyi unutmuş lal bir begonya.... hüzünler alırım koynuma hüzünler ki kırmızı şaraba banılmış, sarı ve savruk... hüzünler ki; en deli tayları bozkırlarımın, en karşılıksız notaları ruhumun.... bir yerlerde unutulmuş düşler gibi öksüz söylenceler taşırım içimin kıvrımlarında... şimdi durup durup şu sarp dağlara bakmak.. uzakbakışlı bir sevgilinin sözleriyle, gözleriyle; sevdalanmışlığının söylencesel şatolarından birinde olmanın ağır vebaliyle bakmak..... mevsim sonbahardı... gece yürüyüşümün birinde rastladım O'na kanadındaki ebruyla dillendi lal bir masal, kuyudibindeki zifir gece... söyleştim O'nunla yepyeni bir alfabeyle.. kelimelerim benzemiyordu hiç bir dile... şaşırmış olmalıydı filologlar ki dudak büktüler söylenip durdu biri, homurdandı bir ötekisi.. şaşırtıların yakamozlanmışlığını kıyıma vurmuş bir martının yarıaçık kederli gözlerinde görmüştüm ilkin.... sonraları uğrağım oldu o devasa keder, çok sonraları ırmağım... uykusuzluğumun dilegelmişliği... suskumun papatyalanışı... o gündür söyleşip durdum seninle hep Anzilha da kıstırırdın beni Dağkapı varoşlarında... Kadıköy iskelesinde... ıstasyonlarda,otogarda... ölmüş bi martının yarıaçıkgözlerinde... dökülürdü kelimeler dökülürdü şelaler gibi.. hep bir volkanyürek olurdum seninle... alabildiğine devrik gelirdin alabildiğine fütursuz... dilin kuralcı jönleriyle alayadercesine; gelirdin ve katardın önüne, delifişek mısraları stigmata yı bilmeyenler anlamazdı ayalarımdaki şu çivi deliklerini.... anlayamazdı kanayışlarımı, bağırtılarımın neden böyle yürekparçalarcası çıktığını, sesimde kopan tufana desibel barajlarının neden çaresiz kaldığını, anlamazlardı... çağın fildişikulelerine taşıdığım mavi şuleli sözleri anlasalardı eğer; bilge bir karartının, kasırgasonrası uysallığını hayra ya da şerre yormazlardı.... yormazlardı elbet... |
| Saat: 11:51 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık