MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

yaremce 29 Kasım 2007 15:01

Biraz sessiz kalacaktım ölürken,
Fırtına camları kırmayacaktı
Son akşamın ışıklarıyla erguvan hüzünler örecektim saçlarımdan
Geceye asarak gözlerimi gidecektim
Karanlığın tasına dolduracaktım yaşamak denen sihri
Biliyorum beceremedim zengin sofralar kurmayı gönüllerde
Ömrümün zarını hep yoksulluğa attım
Ağlarken nasıl gülüneceğini bilemedim, Rabbim

Gözlerinde bir ses olacağını bilseydim sevgilinin
Daha önce değiştirirdim cinlerimi ve perilerimi
Kötü renkleri silerdim tuvallerimden
Geriye kalan ölüm yüzlü yokluk yağmurlarını kuruturdum
Minyatür zaman aralıklarında peygamber çiçeği büyütürdüm
Mutlu olurdum, gök aşıkları süslerken kalbimin dallarını...

Kıpkızıl korkular yaşarken ruhunu günaha satmış ölümlüler
Gözyaşımı ümit olarak kaydederim defterime
Günahkar sokaklar, aziz düşler görse de duvarlarda
Ben biraz sessiz kalacaktım ölürken
Büyük maceralar çıkmayacaktı ölüm hikayemden...

Ben nerde kaybettim Rabbim, biliyorum
Güz sokaklarında erkekçe çıkılan savaşlarda türkü söyledim
"Bilmem hayal gibi, bilmem düş gibi"
Hain pusuları kuran kalleşlere acıdım, kardeşim de olsalar
Yosunlu sahillerde, ince maviliklerde saklanan silahları görmedim
Susan çiçeklerde, ateş almayan fişeklerde yaşadım yalnızlığı
Bembeyaz gemiler durmadı limanlarımda
Akpak sular hiç değmedi dilime...

Bir şey yok diyorum, değişen, uykusuzluktan
Bugün de ölmüyorum, inadına uyuyor bütün böcekler
Zamanın umulmadık bir anında çıkıyor karşıma turkuaz gülüşlü yüzü
Bir şey yok diyorum, ölüm sessiz gelir, sensiz kaldığım uykularda...

Kıyasıya diş geçiriyor canıma onun dalgıç gözleri
Soğuk terler döküyorum bir tabut hayaliyle ışıksız pazarlarda
Ağan beyazlar altında ısınıyor yüzümün gölgeli haritası
Yok oluyorum kör yaylalarında çılgınca özlemenin
- Aşk dursa, yürür mü hayat, soruyorum, aydınlıklara...

Hangi şarkıyla girsem insanlık tarihine aşk çıkıyor
Kağıttan çiçekler bile kokuyor onun ıtırlı nefesinde
Göğsünde açan güllerle geçiyorum ayağıma serilmiş sırattan
Yağmur altında ıslanan gülüşü koruyor şiirlerimi
Ellerim, görkemli bir yaşam seçiyor insanlık tezgahından

Ölüm belki, sessizce örtecek sevmeler yorganını üstüme
Rabbim, kokuşmuş cesetlerden koru yazgımı
Bu kentteki bütün trenleri öldür eğri duran yanlarından
Ruhsuz yanan bütün lambalarını söndür aşkın
Kurumuş gözlerimize merhamet işle
Bir elbise diktir terzilerine günahlarımızı örtecek
Ve affedilecek sevmeleri ilham et!

Benim sızım, coşkulu bir sevgiden geçer onun sabahlarında
Uykulu sessizlikle dağlardan yuvarlanan çığ gibi
Çaresiz ve suçsuz bir çağ devrilir sesi geldiğinde kulaklarıma
O zaman anlarım ne kadar öldüğümü tamamlanmış tutkularımla
El ele tuttuğumuzda gecelerin yolunu...

Biraz sessiz ölecektim belki,
Ürkütmeden gidecektim insanlığı,
Akıl sınavından geçirecektim gökyüzünü
Ölü balıklarla yan yana yatacaktım deniz seviyesinde
Mikrofonsuz okunacaktı salâm
Suzinaktan çalacaktı öldüğümü duyan plaklar
Kıyamet kopmayacaktı belki ama üzülecekti bütün anneler
Kudurmuş gözleriyle kanunlarını okuyacaktı kıskanç ağızlar
Dikenli gülümsemeler patlatacaktı düşman kılıklı kızgın tanrılar
Ellerini tutacaktım sızlayan yanlarımdan yüreğinin
Acıyla büyüyen ne varsa kalbinde söküp atacaktım
Beyazlığını engelleyen bütün başakları kurutacaktım sevgilinin
Dolgun bakışlarla kesecektim ateş topu tırnaklarını onsuzluğun
Dudağıma dokunan kancalarla korkutacaklardı beni dağıldığımda
Cambaz gibi oynatacaklardı aynada yansıyan görüntüsünü
Sahici bir aşktır bu diye bağıracaktım, üzeceklerdi beni son nefesimde
Uçsuz bucaksız bir ovada gül taktığım göğsünden ayıracaklardı beni
Ama götürecektim ya da gidecektim onun ardı sıra
Ne söylerse söylesin dili sarhoş tayfaları yaşamın
Çekecektim güverteme sadece onun sancağını
Geçmişimle sınayacaklardı kalbimdeki sevgiyi
Aldırmayacaktım...


Alıntı..



Demir YumruK 29 Kasım 2007 16:13

SEN BENiM HiÇBiR SEYiMSiN
Sen benim hiçbir seyimsin

Yazdiklarimdan çok daha az

Hiç kimse misin bilmem ki nesin

Lüzumundan fazla beyaz

Sen benim hiçbir seyimsin

Varligin yoklugun anlasilmaz

Galiba eski liman üzerindesin

Nasil karanligima bir yildiz olmak

Dudaklarinla cama çizdigin

En fazla sonbahar otellerinde

Üniversiteli bir kiz uykusu bulmak

Yalnizligi öldüresiye çirkin

Sabaha karsi öldüresiye korkak

Kulagi çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir seyimsin

Hiçbir sevismek yasamisligim

Henüz bos bir roman sahifesinde

Hiç kimse misin bilmem ki nesin

Ne çok çigliklarin silemedigi

Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir seyimsin

Yabanci bir sarki gibi yarim

Yagmurlu bir agaç gibi islak

Hiç kimse misin bilmem ki nesin

Uykumun arasinda çagirdigim

Çocukluk sesinle aglayarak

Sen benim hiçbir seyimsin

ATILLA ILHAN


nünü 30 Kasım 2007 17:31

Mektup

Biliyor musun
Senden ayrılalı sakal bıraktım
Zamanının akışına koyuverdim kendimi
Gömleklerim kolalı değil artık
Pantolonum ütülü değil
Ayakkabım boyalı değil
Öylesine değiştim ki
Görsen tanıyamazsın
Sabahları gün doğarken kalkıyorum
İlk işim bir sigara yakmak oluyor
Ve bir süre denizin hışırtısını dinliyorum
Sonra, apansız sen geliyorsun aklıma
Gözlerin, dudakların, ellerin geliyor
Şimdi nerdesin kimbilir
Yatağında uyuyor olmalısın
Artık beni görme rüyalarında
Korkarsın.
Mevsim sonbahar malum ya
Serde de kör olası şairlik var
Boyuna hüzünlü şeyler düşünüyorum
Ağaçların yaprakları dökülmeğe başladı
Keskin poyrazlar esiyor kuzeyden
Kuşlar durmadan göç ediyor
Ara sıra düşenler oluyor yorgun ya da yaralı
Tutup okşuyorum tüylerini, gagalarından öpüyorum
Ve diyorum ki
Sana kavuşmak için bir göçmen kuş olmalı
İşte böyle
Günler, haftalar geçip gidiveriyor
Saçım, sakalım birbirine karıştı
Yine de her geçen gün
Kendime biraz daha alışıyorum
Ve biliyor musun
Unutamayacağımı bile bile
Seni unutmaya çalışıyorum...

Ümit Yaşar Oğuzcan


kambis 1 Aralık 2007 02:02

HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN



Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.


Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır .

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani
ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin..

iki ucu keskin bıçaktır bu işin.

Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman.

Bu mahkemede hafifletici
sebepler yoktur.

İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.

Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın . Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.



"Peki o ne yaptı" deme.



Herkes kendinden sorumludur aşkta .


Sen aşkını doya, doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.


Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.



Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.


Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?

Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.



Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma;
yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.

Sen yeter ki koru


yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.

Elbet bitecek güneşe hasret günler.



Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler
değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

NAZIM HİKMET


CaNaRY 1 Aralık 2007 04:03

Gurbetimde sensin,
Vuslatım da sen.
Gidişim sanadır,
Dönüşüm sana.
Anlasana!

Sözümde sensin,
Özüm de sen.
Söylediğim sanadır,
Söyleyemediğim sana.
Anlasana!

Ateşimde sensin,
Közüm de sen.
Yangınım sanadır,
Yandığım sana.
Anlasana!

Yazanda sensin,
Yazdıran da sen.
Hikâyem sanadır,
Şiirim sana.
Anlasana!

Ey gözlerine şiirler yazdığım,
Nazlı güzel
Anlasaydın,
Ağlardın.
Ve emin ol
AĞLASAYDIN,
ANLARDIN...



Mustafa Türkaslan


Sedef 21 1 Aralık 2007 19:08

Mavi Bir Ege Meltemi Tenin

Mavi bir Ege meltemi
tenin, okşar ellerimi
öpüşlerin, bir gül ömrü
tadı, dudağımda şimdi...

gecikme telaşında, aşklar
her mevsim, çiçek
gözlerinde, Ay kavuşumu
yüzünde, esrik gölgesi...

özlemin, şarap kıvamında
tadında nice yıllar, gizli
her bekleyiş, her akşam üstü
bir dağbaşı yalnızlığı ateşi şimdi! ...

Önder Karadağ


Fırtına 1 Aralık 2007 22:00

HAN DUVARLARI

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,
Önde uzun bir kışın söldürdüğü etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler.
Ellerim takılırken rüzgarların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına,
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar.
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu
Serpilmeye başladı bir rüzgar ince ince,
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine
Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir koy var, ne bir evin hayali
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor.
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine,
Bir sarsıntı... uyandım uzun suren uykudan
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu;
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmis vatanın dört bucağı
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı,
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor,
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Heryüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı,
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler..
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler.
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
*On yıldır ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben*
Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi..
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk
Soğuk bir mart sabahı...Buz tutuyor her soluk
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri
Bulutların ardında gün yanmadan sönuyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor.
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar
Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu
Burada son fırtına son dalı kırıyordu
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü.
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı İste Araplıbeli
Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.
Bizden evvel buraya inen uç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor
Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri
Çicekliyor duvarı ocağın akisleri
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor
*Gönlümü çekse de yarin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgarın önüne katılmışım ben
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık
Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım.
Başucumda gördüğüm su satırlarla yandım
*Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Şatılmış'ım ben
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında
Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı
Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna
Post verenler yabanın hayduduna kurduna
Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu
Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi
Hana sağ indi ölü çıktı geçende
Yaşaran gözlerimde her sey artık değişti
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.
Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han raslasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar
Dönmeyen yolculara ağlayan yaşlı yollar
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları.

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL


arwen 2 Aralık 2007 02:39

Aşk mahkemesinde yargılanırsan
Çok sevmişti..öldürdüm dersin
Savunmak için sebep ararsan
Çok yanmıştı söndürdüm dersin

Ederse yüreğim seni şikayet
Dünyanı tersine döndürdüm dersin
Gözlerim çok ağlattı derseki şayet
Sizide birkaç gün güldürdüm dersin

Hakim sorarsa sana aşkımı
Dillere destan şöhretti dersin
Derse ki niye yaktın adamı
Benimki biraz şehvetti dersin

Mahkeme kararı çıkarsa idam
Söyle asmasınlar sana kıyamam
Yerine sehpaya çıkar bu adam
O kendi kendini katletti dersin

Vicdanınla başbaşa kaldığın zaman
Onada bir yalan cevap verirsin
Allah huzuruna vardığın zaman
Bilmiyorum nasıl hesap verirsin?


turan ergun


Sedef 21 2 Aralık 2007 02:41

Madeni Yürek Rubaisi

Yüregin:madeni ve sert
Sevgin:güçsüz ve cılız
Sevgim:yürek acıtan bir dert
Sevgin:senin ezdiğin bir filiz

Hüsrev Hatemi


arwen 2 Aralık 2007 03:03

Gece ağır ağır çöker sevdamızın üstüne
Bir yel eser savurur düşlerimizi
Bu şehir şehir olalı beri
Böyle bir aşk görülmedi sevgili
Her sokak duvarlarına senin adını yazdım
Öğrensin diye herkes seni sevdiğimi
Gece ağır ben sevdanın yılmaz nöbetçisi
Arşın arşın yürüyorum bütün sokakları
Sabaha kadar dolanıyorum sen yoksan
Uykular bile bana haram sevgili
Evsizlere dadanıyorum bir şişe
Köpek öldüren eşliğinde seni anlatıyorum
Onlar dinliyormu bilmiyorum ama
Ben sevdamı paylaşıyorum sevgili
Eskiden sokak bekçileri vardı iyiniyetli
Şimdi kolluk kuvvetleri var hiç dinlermi beni
Bir onlar bilmiyor seni ne çok sevdiğimi
Bir tek onlarda kaydı yok sevdamızın sevgili
Sabaha dek hep seni düşünüyorum
Sabahta yine kendime devrediyorum seni
Gün 24 saat seni düşünüyorum geleceğimizi
Geleceğimiz parlakmı matmı bilmiyorum ama
Bir türkü tuturuyorum hep seni anıyorum sevgili
Gece ağır ağır çökünce sevdamıza...


feridun özkaya


Misafir 2 Aralık 2007 09:33

Severken Unutmayı Öğrenemedim


Hayat mektebinde,
Kabuk bağlamış yaraya inat nefes almayı,
Karanlığa inat,
Bir mum ışığında yaşamayı öğrendim .
Öğrenemediğim tek bir şey vardı;
Unutulduğumu bile bile
Ölümüne severken unutmayı öğrenemedim.

Kuru ekmekle,
Tuza banıp karın doyurmayı,
Sırtımdaki kamburuna inat
Hayatla her an savaşmayı öğrendim.
Öğrenemediğim tek bir şey vardı ;
Gelmeyeceğini bile bile
Yetim yüreğimle sensiz yaşamayı öğrenemedim.

Her karanlık geceden sonra
Aydınlık bir sabaha uyanacağımı,
Nehir olup aksa da gözlerim
Bir gün güneşle kuruyacağını öğrendim.
Öğrenemediğim tek bir şey vardı;
Dönmeyeceğini bile bile
Mavilere sensiz kanatlanmayı öğrenemedim.

Severken unutmayı
Bir türlü öğrenemedim..
Tek kusurum buysa; özür dilerim.


İsmail Sarıgene


pearle 2 Aralık 2007 21:03

Kolay değil beni sevmek



Yürek ister beni sevmek..
aptal da olman lazım benimle olman için..
ben çok zor bir insanımdır..
ne sevmesini bilirim ne sevilmesini...
işim gücüm can yakmaktır..
....zalim ile aynı cümlede geçer adım..
konuşursam can acıtırım..

Cesaret ister karşımda durupta sevilmek..
tokat yemiş gibi olursun sevgimden..
mutlu olmasınıda bilmem mesela..
acılardır benim yoldaşım...
ve yoldaşım yol ile benim aramda kalır çoğu defa...
....ruhsuz ile aynı cümlede geçer adım..
konuşursam mutluluğunu alırım..



Emek ister, sabır ister beni sevmek...
öyle her istediğinide yaptırmam..
dediğim dediktir mesela..
kızarsam soğuk olurum,
zalim olurum, ruhsuz olurum...
ne biçim bir insan ile
aynı cümlede sıfatım olur adım..
konuşursam ayrılırım...

....beni sevmek,
ben olmak ister aslında..
ama bir rüya görürsün,
bir melek gelir dünyana...
herşey değişir, ne sen, sen olursun..
ne ben, ben...


böyle
bir adamı yok etmenin hazzını yaşatırsın...
beni sevmek.. yanımda olmayı istemektir..
sadık olmayı istemektir..
yalandan
uzak olmayı istemektir...
her daim sevmek, sevilmek istemektir..
beni sevmek, mutlu olmayı istemektir...
....aşk ile özlem ile aynı cümlede geçer adım..
konuşursam çocuk olur
ağlarım...

Alıntı


Fırtına 2 Aralık 2007 23:25

GİTTİN BENİ BURDA BIRAKIP

Gitme diyemiyorum sana
çÜnkÜ gitmek zorundasın biliyorum
gel diyorsun benimle birlikte ama
gelemem sen daha iyi biliyorsun

giderken bana bıraktığın eşyan elimde
bakıp bakıp ağlıyorum resmine
kaçıp gelmek istiyorum yanına
ama gelemiyorum kahretsin kaderime

gözlerin geliyor aklıma birden
başlıyorum ağlamaya yenideN
dur durak bilmiyor gözyaşlarım
sel olup akıyor yÜzÜmden

son bakışın kaldı bana yadigar
ve sen gittin memleketine
belki de bir daha görmemek Üzere
şimdi ölÜm yakın sen uzaksın bana

benden kolay kurtulamazsın diyorum sana
en geç iki sene sonra yapışırım yakana
artık sen nereye ben oraya unutma
seni çok seviyorum mavi gözlÜm
çok seviyorum aşkım, bitanem


Kum

Sen kum nedir bilmezsin
Deniz görmedin ki.
Yum gözlerini zamanı düşün,
Deniz bir gözünde
Kum bir gözündedir.

Sen taş nedir bilmezsin
Dağa çıkmadın ki.
Yürü ufuklara doğru,
Dağ bir ayağında
Taş bir ayağındadır.

Sen kül nedir bilmezsin
Ateş yakmadın ki,
Uzat ellerini gökyüzüne,
Ateş bir elinde
Kül bir elindedir.

Sen kan nedir bilmezsin
Ölmedin, öldürmedin ki.
Yat toprağa boylu boyunca,
Ölüm bir yanında
Kan bir yanındadır.

Sen aşk nedir bilmezsin
Beni sevmedin ki.
Ağla, ağlayabildigin kadar,
Bütün güzellikler sende
Aşk bendedir...
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN


CaNaRY 3 Aralık 2007 06:32

Kal Deme Ne Olur...Kalamam..Kalırsam!!!...

SonBaharı Yaşar Yüreğim..Dökülürüm..Sararıp Solarım...
Solar Çiceği Baharımın..Çekilir Tebessümlerim Yüzümden..
Yüreğime Süzülür GözYaşım...Çığlığım Sarar Sessizliği..İçimi Ahım....
Kal deme Bana..Ruhumu Esaretine Alan Bu Zindan Elinde...

Kalırsam..GözYaşlarım Dökülür Yanaklarımdan..Sevdamın Toprağına..
Katıksız Hüzünleri Kuşanır..Ömrüm..Hüzünleri Kuşanırım YaR...
İçimin Çöl Kuraklığında Eririm..Tükenirim..Ne Olur Anla..
Siyahi Umutlara Tutunan Yüreğim..Şimdi SimSiyah Renge Çalar...

Kal Deme Ne Olur!! Kalamam,Kalırsam...

En Acımasız,En Dİpsiz Girdaplara Girer ÖMRÜM,Tükenir Benliğim..
Yalnızlık Rüzgarları ardından Sürükler Beni,Sensizliğin Çölüne..
Suskun Hecelerim Kurur Dilimde,Sussuzlukta Kavrulurken Yüreğim..
Kal Deme Ne Olur!!Kalamam..Kalırsam!!Korlar Düşer En İçime..

Hecelerin Yetimliği Sararken Suskun Dilimi,İçimi Kaplar Tüm Varlığıyla..
Sensizliğin Zemherisinde Üşür İliklerim,Donar Yokluğunla Yüreğim..
Bil ki..Özlemin Karışırsa Varlığıma..Yenik Düşer Sabrım Zamana..
Bak YaR!!Sinemdeki Ayrılık Tufanlarına İnat,Gurbetine Asla Boyun Eğmedim..

Son Soluğumun Acılığında Bir Bengisu Bekledim..Yanarken İçim..
Sana Hasret Çekti Hep Yüreğim..Özleminin Ateşi ile Eridim..
Tüm Varlığımla Gelirsin diye Umut Ettim..Sabrettim..Sabrettim..
Şimdi Kal Deme Ne Olur Kalamam..Kalırsam..Tükenirim,Biterim..

Kalırsam..Tükenirim,Biterim..
Kalırsam..Tükenirim,Biterim..


M.Ali AKÇA(HüZüNLüGeNç)


CaNaRY 4 Aralık 2007 05:15

Dönemem
Dönemem sana.

öyle uzak diyarlara savurduki verdiğin kahır.

Öyle sonsuz derinliklere saldıki hicran fırtınası,

Çaresiz kaldım sayende,

Bir hüzün denizinin tam ortasında.

Artık tek ümidim sen olsan bile;
Mümkünü yok artık dönemem sana.
Bütün gemileri battı duygularımın.

Şimdi bir keder sandalındayım.

Küreksiz, savruluyorum meçhullere.
Arasıra kimsesizler rıhtımına uğramaktayım.
Bir fener bulamam yol gösterecek,
Bir yeldada, zifiri karanlıktayım.

Kulak vermiyor fikrim artık kalbimin sesine,

Kurusada dudaklarım;
Elim varmaz aşkın şarap tasına.
Gücüm yetmez istesemde sil baştan.

Mümkünü yok artık dönemem sana.
Kifayetsiz bir yalan tatlı anılar.
Anlatadursun maziyi, Bir varmış bir yokmuş masallar.
Var bir bildiğim gülüyorsam, kahrolmuyorsam,

Biliyorum ki aşklarda masallar kadar yalanlar.

Gül ile bülbül aşkı değil bizimki anlasana.

Gül olsanda,
Dikenlerin kanatıyor kalbimi dönemem sana.
Darağacında olsamda sevdanın,

Aşkın ilmek ilmek dursada boğazımda,
Deviremem,
Gücüm yetmez artık o idam sehpasına.

Yıkamam gururumu bir yalan aşk belasına.

Yani ben, anlayacağın, dönemem sana.....

İrfan Bakırcı


miss_didem 6 Aralık 2007 11:39

KENDİNİ SAKLAMA ÇİÇEKLERİ

Biz aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle
İçinde güvensizlik ağaçları,küstüm otları
Kendini saklama çiçekleri
Özlem kirli bir kan gibi yüreklerimizi boğmasın
Yalnızlık karanlık bir orman gibi çökmesin içimize diye
Biz aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle
Önümüzde dokunuşlardan uzak,
İnsafsız ve çok uzun bir kış var diye koca bir yaz
Saklama çiçeklerini,suladık durduk yalnızca
Biz aşk bahçemizi küçük,çok küçük tuttuk seninle....
................................
Cezmi ERSÖZ


ahmed 6 Aralık 2007 12:03

Sensiz Sokaklar

Dün gece yine yalnızdı sokaklar,
Yine seni sordu ıssız kaldırımlar.
Ve ben, o karanlık sokaklarda,
Sensizliği yaşadım ıssız kaldırımlarda.

Bu ilk değildi gülüm,
Ben, her gece seni düşünürüm.
Ve o karanlık sokaklar,
Seni bende, beni sende arar..

Sokaklar karanlık,lambalar sönük,
Gece artık gündüze dönük.
Ve benimıslak gözlerim,
Hâla senin buğulu pencerene dönük...

Gözlerim camda,
Ama siman yok o buğulu camda!..
Böyle giderse bu sevda,
Duramam göç ederim buralarda..


Demir YumruK 6 Aralık 2007 13:39

Baharın Kokusu Var Teninde

Güne,
güzel başladım,
aklıma geldiğinde.
Baharın kokusu var
teninde...

Renklerin
cümbüşünü yaşıyorum seninle.
Dünyamı değiştirdin,
bir gecede...

Bulutlar dağılıyor,
sen gelince.
Neşe sevinç
coşku iç içe...

Dünyanın
en güzel erkeğini
yaşatıyorum yüreğimde...


İstanbul, Nisan 2004
Hülya Arısan


nünü 6 Aralık 2007 19:32

ÇIKMAZLARIM...

Sonbahar fırtınaları esiyor ruhumda yüreğim duygularımın gövdesi,umut ise
dallarım Her gün batışında dallarımdan bir yaprak düşüyor savruluyor
sonbahar rüzgarına bastırılmış yaşanmamış özlem dolu duygular bir bir
rüzgarın kucağında sonsuza sürükleniyor,salına salına.. Oysa sevginin aşkın
ellerine tutunmak isterdi bu gönül bu yaşanası duygular Mutluluk sevgi aşk
uzak düşmüş bana bulamayacağını bile bile seni arıyor bu duygular bu buğulu
gözlerim,özlem ıslaklığında dudaklarım.ya ellerim..ellerini düşlüyor
sıcaklığını hissetmeyeceğini bile bile. Gecenin karanlığına yaslandı
yine,yalnızlığım sevgisizliğim sensizliğin siyahındayım umut kandilimin
yağı sancılı sevgisizliğin çıkmazında,umutların tükenişinde. Özlemlerimde
yaşanmamış duygularım , yaşanmamış sevgim aşkım gibisin...öylesine sahipsiz
ki,yüreğim..yüreğine dokunmak ister bulamayacağını bile bile. İçimde geç
kalmış çaresizliğin ertelenmiş duyguların pişmanlığı ağlıyor..gölgem oldu
yalnızlık, gecenin koynunda üşüyor duygularım düşlerimde sana sarılıyorum
bulamayacağımı bile bile. Göz yaşlarımın tuzu oldun dudağımı
yakan...Tenhalarımda bir biri ardına dökülen sevda notalarımsın bitmeyen
senfoni adın dilimde.sarıyorsun beni ateşten gömlek misali...


Sen...sen..kimsin nesin. biliyor musun ??? Aşamadığım dağların ardında ki,
AŞK-SEVGİ adın bu!... ulaşamayacağımı bile bile tutunmak istediğim...


Ayla Eker


Bluesorrow 6 Aralık 2007 22:46

AŞK ÜZRE

Sevişirken yılan bile dokunmaz
Tapınmakta aşktan saygın olamaz
Sevda üzre yıldırım olsa çarpmaz

İstiyorsan uzak kalmak ölümden
Hep aşk üzre olmaslısın a caanım
Ki ölüm de sevişirken kıyamaz




Sedef 21 6 Aralık 2007 23:53

Şiiristan

Bir yer var orada ikimiz için
Orada, bildigin gibi şiiristanda
Evler Yunus`un evleri
Yollar Emrah`ın yolları
ve Hayyam`dan birer rubai gemiler limanda

Deniz bildigin gibi Orhan Veli`den kalma
Mevsimse Yahya Kemal`in sonbaharı
Nedim`dir seyreyledigin bir elde mey, bir elde gül
Çeşmeler Karacaoglan`ın
Daglar Köroglu`nun dagları
Tarancı`nın kuşları havada dönen
Kadınlar Haşim`in kadınları görüyormusun?
Yeter bir nabız gibi vurdugun bende
Bana bir şiir ver güzelliginden
Bütün şiirler senin olsun

Şiiristan sultanı, devletlu gönlüm emreylesin yeter ki
Güzelliginden nice ülkeler kurulur
Yoksan gece ve ölüm
Varsan el sürdügün herşey şiir
Ayak bastıgın her yer şiiristan olur.

Ümit Yaşar Oğuzcan


sürgün_63 7 Aralık 2007 10:24

Geldim İşte
Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna
Tenhaydı düşlerim, geceydi, çıkıp geldim işte
Su ve ateş bir de gülünç yalnızlığım var sana
Getirebildiğim, kokularını yitirmişti çünkü güller

Suyu dinle ateşi yak özledim demek bu

Parasız yatılı hüzünlerden ne kalır geriye
Biraz Tamil biraz Türküz ayıptır söylemesi
İntiharsa günahtır külliyen yasak bilirsin
Pısırık bir ihtilal gibi getirdim sana bunları

Bir de belleğim, başıma bela hazin ve komik üstelik
Hatırla eskiyen meydan saatini, çocukluğundur
Tayyare pulları getirdim sana evden kaçışlarımı
İstersen yok say bunları tespih de yapabilirsin

Beni vur saatin altında seni seviyorumdur bu

Şiir yazan bir adamın fotoğrafı var yanımda
Kendini ölümlü sanıyor onu getirdim ganimettir
Büyüdü büyülenerek, taşlayarak kovdu kabilesi onu
Suyun öte yakasında yaşadı, Sisyphos dediler adına

Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna
Ayna pusluydu bunca yıl nice sır taşımaktan
Kırılmanın sesini duydum ve onu getirdim sana
Unutulmaya geldim işte onarılmaya değil

Kov beni kabilenden ama bekliyorum demek bu
Ahmet Telli


miss_didem 7 Aralık 2007 11:43

HERKES BİRAZ ÇOCUKTUR KENDİ İÇİNDE

Çocukken oynadığım,bıkıp usanmadan,saatlerce,
Komşunun oğlu gelince,
Teleşla kaldırdığım,
Oyuncaklarımdan bile çok sevmiştim seni.
En sevdiğim gazoz kapağım aklıma geliyor şimdi,
Gözlerini görünce....
Dinlediğim masalllarsa,sözlerindir bende.
Sözlerin ki,sonu olmayan,bitmesini istemediğim...
Söyledikçe gülümsediğim....
Yani içimin ilk aşkı,ilk acı veren cümleler...
Ve söyledikçe büyüdüğüm,dudaklarından dökülenler...
Çocukça sevdim ben,çok sevdim seni.
Bir miniğin gökkuşağını sevmesi gibi.
Az görüyordum yüzünü,bin yağmur gibi geliyordu.
Ama sevdim;
Katıksız sevgiyeydi uyanışlarım,
Seni düşünüp yastıksız yatışlarım...
Seni düşünüp yastıklara sarılışlarım...
Sana yazdığım,asla bilmediğin,
Şimdi okudukça güldüğüm masallar,
Bak şimdi satır satır ağlıyorlar...
Yine bilmiyorsun.
Şimdi sensizliğin haftasında ben,
Alışmaya çalışıyorum büyüdüğüme....
Ama bilirsin;
Herkes biraz çocuktur kendi içinde....
..............................
Evren GÖZ


sürgün_63 7 Aralık 2007 13:29

Sere Serpe

Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;
Entarisi sıyrılmış hafiften;
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum;
Yok, benim de yok ama...
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!


Orhan Veli Kanık


H€L€N 8 Aralık 2007 19:18


http://b9.img.v4.skyrock.com/b98/damlasu/pics/902479336_small.jpg

Gençliğine güvenip erken derken belki elveda bile diyemezsin giderken.


Bulutlara yükledim hasretimi, rüzgarlarla yolladım sevgimi, yağmurlar yağdırdım gözyaşlarımla küçük melekler gönderdim seni öpmeye! Geldiler mi?


Nasıl ki uzaktaki yıldız parlak gelirse insana, uzakta olduğun için tutkunum sana! Sana yıldızlar kadar yakın olmak isterdim, her baktığında beni görebilmen için, sana
bulutlar kadar yakın olmak isterdim, üzüldüğünde gözyaşlarını yağmur olup silebilmek iÇİN


Eğer gökyüzü bir parça kağıt, deniz bir şişe mürekkep olsaydı yine de sana olan duygularımı yazmaya yetmezdi. Seni o kadar çok seviyorum ki...


Biliyorsun her gökkuşağının bittiği yerde bir hazine saklanırmış. Gökuşağını takip ettim geçenlerde sende bitti... En değerli hazinemsin benim, canımsın.
Yedi ayrı iklimden yedi çesit arı getirseler yedi çesit arı yedi ayrı çiçeği dolaşsa yedi ayrı çiçekten bal yapsa senin kadar tatlı olamaz...


Ben seni dün sevmedim çünkü dün geride kaldı, ben seni bugün de sevmeyeceğim çünkü bugün de bitecek; ben seni yarın seveceğim çünkü yarınlar hiç bitmeyecek!


Ağzımdan çıkacak söz olsan konuşmam, gözümden akacak yaş olsan ağlamam, kalbime hapsettim seni hiçbir yere bırakmam!


Güneşin doğduğu da bir gerçek battığı da... Kalbimin attığı da bir gerçek, günün bittiği de... Ne çıkar tüm gerçekleri saysak tek tek. Seni seviyorum, işte o en büyük
gerçek...


Sen benim hayatımda olduğun sürece, ne sen kimseye rakip ne de kimse sana rakiptir? Çünkü sen benim için daima teksin!


Dünde, bugünde, yarında? Yüreğin kadar yanındayım. Kendini yalnız hissettiğinde elini kalbine koy; ben hep ordayım!


Sana yıldızlar kadar yakın olmak isterdim, her baktığında beni görebilmen için, sana bulutlar kadar yakın olmak isterdim, üzüldüğünde gözyaşlarını yağmur olup silebilmek için, sana sen kadar yakın olmak isterdim ki beni, seni sevdiğim kadar sevebilmen için?


Güneşi seviyorum diyorsun güneş açınca gölgeye kaçıyorsun. Yağmuru seviyorum diyorsun yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun. Korkuyorum sevgilim çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun!


Bana öyle bir mektup yaz ki sevgilim açar açmaz duyayım kokunu. Sevda essin başak saçlarında, sesin yüzümü rüzgarla bulsun... Bana öyle bir mektup yaz ki sevgilim, gelsin beni en koyu zulamda bulsun ve öyle bir mektup yaz ki sevgilim varsın ölümüm olsun.


Yardım etmek mi istiyorsun? O zaman dinle; yaşama sevinci getir bana çokça olsun çabuk tükenmeyenlerinden. İhtiyacım var bu ara unutmak üzereyim mutluluğu, unuttum sıcak bir çayın tadını, esen rüzgarın serinliğini, hadi durma öyle hatıralarımı canlandır, iyi olanları?


Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz, büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz, her şey olur da şu kalbim, bir tek sensiz olamaz. Mürekkepten denizler, kağıttan gemiler yaptım. Sonra ismini her yere yazdım. İsmini yazınca seni sevdiğimi sandın, ben seni sevmedim sana taptım!.. Güneşin buz tuttuğu yerde bir alev görürsen, bil ki o yalnız senin için yanan kalbimdir.


Eğer seni nasıl ve ne kadar sevdiğimi öğrenmek istiyorsan bana yeni bir dil bulmalısın çünkü sana olan sevgimi anlatmak için kelimeler bulamıyorum. Ama bir şeyi bil ki seni çok seviyorum?


Bir insanı sevmek onunla yaşlanmayı kabul etmek demektir benim için. Ben seni seviyorum ve bir ömür boyu seninle olmak istiyorum.


Kuyruklu yıldızlar vardır, dünyaya yetmiş yılda bir gelirler. İnsanlar onu hayatı boyunca belki bir kez görürler. Ben o yıldızı gördüm, o da sensin birtanem?


Sana bahçeden gül değil güneşten atom koparıp getirmek istiyorum ama kalbim gibi ellerin de yanar diye korkuyorum.


Karanlık gecede önemli değildir yıldızları görmek. Gündüzleri yıldızları görmek marifet, aşık olmak önemli değil, bir ömür boyu sevebilmek marifet..!

Mehmet Keskin


rummy 8 Aralık 2007 19:45

SERSERIYIM...!

Bir sarki besteleyip seni anlatmak isterdim
Herkes duysun sana olan askimi haykirmak isterdim
Ama düsündümde sarki olsan dillerde
Herkes duysa o güzelligini
Kiskanirim ellerden seni
Paylasamam kimselerle
Seni göstermem hic kimseye, resmini bile
Bakarken nazar deger bide
Aman uzak dursunlar bakmasinlar sana iste
Kiskaniyorum seni vermem ellere
Cektigim nefes attigin adim olayim
Ben susayim sen konus doyamadigim sesini duyayim
Ne bicim sevgi benimkisi
Hergün daha cok sevilirmi birisi
Ne gülümsün, ne günesim
Benim ruhumsun, kalbim!
Ben seviyorum kardesim
O üzülmesin ben üzülürüm onun icin
Kiyamiyorum ona napim
Söylermisin nedir benim bu halim?
Seviyorum onu iste serseriyim…!

Rumeysa Benli


Demir YumruK 8 Aralık 2007 20:35

Şehre Yağmur Yağdı

gök üzerime devrildi sanki
ezildim, ıslandım, ağladım
katmer katmer artı yalnızlığım
yağmurlarda gizlendi göz yaşlarım

yağmur sessiz mâhzun yağdı
bir köşede bir başıma ağladım

görüyor musun şafak yüzlü yâr
bulutların beyzası tenine
göğün mavisi damlıyor gözlerine
görüyor musun ayaz bakışlı yâr

yağmur sağanak sağanak yağdı
kuraklık içimde çöl kadardı

yağmur berrak yağdı
örtüsüne bürünen yâr
yanağında bahar açtı
yüreğime güller saçtı

yağmur kaldırımlara yağdı
şehrin yüreğine yağdı

sular her yanda gürül gürül aktı
biriken çamur eriyen günahtı
yağmur akşama deyin yağdı
yağmur toz duman günahkar şehre yağdı

şehre yağmur yağdı

Ramazan İlhan


Misafir 8 Aralık 2007 22:39

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi

Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz


En fazla içimde ölürsün
Sorarım
Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?

İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım


En fazla içimde ölürsün
Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayı
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmediğin her yere

Kim tutuklanmış yalnızlıktan
Gizin içine gizlenen kim
Söyle beni nerene sakladın
Ki şimdi bu kadar sokaktayım

En fazla içimde ölürsün
Karla karışık yağarsın yara Bereme
Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
Sana borcum olsun
Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde





En fazla içimde ölürsün
Yanağında yanar avucum
Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
Gırtlağıma kadar aşka batarım
Yeteri yok. Eksiği fazla.

Neyin kaldı eksilenlerden arta
İçeri doğru kapanan bir kapıydın
Saçlarından geçtim önce
Ve kendimden öylece
Neyim yoksa var bildim
Eğildim
Eksildim
Eridim
Bir seni bitirmedim

Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
Uğultusuna tutunamadın

Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
Öyle yaşadım gözlerini
Tenimde itiş kakış
Cebimde depremlerin
Esrarlı gece ayinleri
Volkanik şiirler
Usul usul giymedim mi sözlerini
Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer
Sensizlik seni anlattı en çok
Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti
Söyle saçlarında öldüğüm
Bir geri gidiş kaç günde gelirdi?


En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri
Açar gibi yaparak açık bir kapıyı
Beni ikiye böldün
Hadi içimi kendine aldın da
Beni nerde bıraktın
Hangisini seçerdin benim için
Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için

Ben yarama çoktan sen bastım
Yaşım kadar gencim
Adın çabuk diye geçti
Ardında aç köpekleri bırakarak
Ezberimden geçtim.
Hızla biten aşk şarkılarından geçtim
Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk
Bildim


Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine
Onurlu bir karanlığı seçtik
Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik
Cesurduk çünkü
Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar

Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız
Gerisi hiçlik
Gerisi yokluk

Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka
Bir hayatın tüm yanılgılarını
Saçlarında çözdüm
Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın
Sessizlikte bir dildir
Çoğul susulur
Pusulur
Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın

Yıkık şehrimin izbesi
En fazla içimde ölürsün
En çok
Gözlerime gömülürsün.
Gözlerimi kaparım
Vasiyetimi yazarım

Kahraman Tazeoğlu


Sedef 21 9 Aralık 2007 01:41

Yıldızlar ve Ben

gecenin son saatleri Yıldızları seyrediyorum, içinde en güzeli benimki An geliyor gözlerime kayıyor bir tanesi Ve bir tanesiyle arkadaş oluyorum sabaha karşı Kimisi alabildiğine geziyor gökyüzünü Anlıyorum yanlızlık onlarıda sarmış Genede kapılmıyorlar umutsuzluğa Genede mutlular benim gibi Gece onları sarıyor onlarda beni Yıldızları seyrediyorum onlarda beni Ve gitme vakti geldi diyor en güzeli Geceye elveda diyor bir tanesi Sen ! yıldızların en güzeli özliyeceğim sen

Son Şiir


CaNaRY 9 Aralık 2007 04:26

Bende Kalsın Al da git eğreti gülüşlerimi
İsyanı kutsayan yüz bende kalsın

Maviye boyama zor düşlerimi
Gemimi yakacak köz bende kalsın
Mermere saplanan bir deli su'ca
Nefreti sevdama etmişim boca
Karanlığa dönük bir çift namluca
Tetikte bekleyen göz bende kalsın

Neşeyi açmadan solanlara ver
Gülüp eğlenmeyi yılanlara ver
Baharı, Bahçeyi çalanlara ver
Van Gogh'un çizdiği güz bende kalsın
Bilirim yol uzun sürmek zor ama
Çekmediğin kahrı koy matarama

Azık kıt, vakit dar, tuz bas yarama
Çiledeki aziz giz bende kalsın...

Mustafa İslamoğlu


arwen 9 Aralık 2007 04:36

bir ölünün son saatlerini yaşar gibi sessiz şehirler
parmaklarını uzatmışlar küsmüş güneşler
kaç kişi taşır içimizde yorgun vagonlar
kimler diz çöker kimler dirilir
ezgiler ki sansürlenirse
kaçmaya kalkmazmı yıldızlar
...........................................................
çıkılması zor basamaklarda duruyoruz
ortalık yerlerde kıvılcımlar çaktırıyoruz
tanımadığımız yüreklerde umutlar
inşaatlarda çiviler gibi
unutulmuş paslanıyoruz

ummadığımız günlerin birinden sesleniyorsun
oysa dışlamıştık seni aşkla çıkıp geliyorsun
sürümüze katılmak istiyorsun
ulumak için can atıyorsun
yenilmiş kemiklerimizi yalıyorsun
……………....................................
haberin yok bir sürü şey değişti
bir ölünün saatlerini yaşar gibi sessiz şehirler
kavgasız ve havlamasız geçen anlarımızda
aydınlık yanlarını alıp götürdüler..


necmi dayan


arwen 9 Aralık 2007 14:50

Öylesine sevmiştim seni
Gülüşünü, saçlarını
Sevecen ve de sıcak olan bakışlarını
Elerini, teninin kokusunu
Hepsini öylesine sevmiştim

Her yağmurlu günde
Şemsiyeyi açmadan yürüdüğümüzde
Islandığımız zaman gözlerime bakarak
Seni seviyorum dediğini
Sonra birbirimize sımsıkı sarılarak
Pencereden bakanlara aldırmadan
Yürüdüğümüz o caddeleri
Hepsini öylesine sevmiştim

Ve ben seni
Öylesine sevmiştim ki
İşte bu yüzden bugün
Ben ilk kez
Sana ağlıyorum


atilla kızılkaya


Misafir 9 Aralık 2007 15:09

KENDİNİ BİRİKTİRME KOLEKSİYONCUSU


Aşkı ayrılıklar yaşatır
Hadi küs kendini ona
Sonra kendi içine kus
Bir şiir kana
Dilinden susul

İntihar kurgulu gözlerinde
Kör bir uçurum var dalgın
Gölgen kendine dargın
Ona çığlığın çok ama
İçin kendinden yorgun

Bir yağsan ıslanacaksın
Kanamalı bir düşe
Eski bir cinneti asacaksın
Gece kara çalınca yüzüne
Heybenden intihar çıkaracaksın
Aşkı ayrılıklar yaşatır
Kendini biriktirme
Ayrılacaksın

Kahraman Tazeoğlu


Misafir 9 Aralık 2007 15:19

ARAZ

"Yalnızım çünkü sen varsın"

"gel" desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim

ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz´a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun"
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun

yorgun Haliç´e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç

bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa "gel" desen gelecektim

gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim

artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim

gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz´ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler

her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim

susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz´ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma

denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı

ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim

ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum


en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için

kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum

gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum

yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya

üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim

yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum

yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden

kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sise intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken

çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
"gel" desen gelecektim oysa

kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme

şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum

çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım

içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun

herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin

Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...

eyvallah..
Yazar: Kahraman TAZEOĞLU


Sedef 21 9 Aralık 2007 15:24

Yıkık Ve Kırık

Yıkık ve kırıksa tüm umutların
Bir noktadan farkı yoktur yaşamın
Ve karanlıklar içinde ki,
Bir ışık özleminde ise bu çırpınışlar
Gözyaşlarında yitirilmiştir umutların

Kan ağladığın gecelerde ki hırçınlığın
Yanlızlığın içinde ki zavallılığın
Lanet yağdırdığın sevgiye,
Tekrar dönüşünde ki anlam
Bir ışık arayışıdır yoklukta
Yıkık ve kırıksa tüm umutların...

Uçurumların diplerinde
Açan çiçeklerdir aradıkların
Yokluk ile varlık arasında ki
Bir bağ gibi tıpkı...

Ulaşamazsın!...
Ellerin boşlukta kalır,
Gözlerin çiçeklerde
Ve gözyaşların düğümlenir yaşamın,
Yıkık ve kırıksa tüm umutların...

Bekir Sıtkı Özer


Misafir 9 Aralık 2007 15:29

ÖLÜMÜN EN SÜSLÜ HALİYLE GELİRİM SANA

Düştü ellerim içindeki boşluğa,
Çırpınırken tutunmak için,
Kırılan tırnaklarımdan sızan aşktı…
Sarıp sarmaladığım koca bir karanlık

Gömdükçe başımı yastıklara
Gözlerimden düşen her damlayla
Çiçek açtı çarşaflar…

Kirpiklerimi yoluyorum tek tek
Törpüleyip saklıyorum,
Yumduğumda ağır gelen göz kapaklarımı
Rüyalarına batmasın diye
Gerçek kadar acıtmasın içini diye…

Her nefes alışınla
Saçlarımda ki tüm kırıklar
Sana uzanıyor
Her kapı aralığında
Burnuma saplanan
Rüzgardaki kokun olmalı sonbahar
Tüm hücrelerime işleyen,
Ruhumu titreten.
Manzarasız tüm pencere önlerinde
Nefessiz gözlerinin doğuşunu bekliyorum
Şimdi uyandır beni bahara…

Sınırı çoktan aştı haddim
İçinin tüm katran karalarını
Hakkım sayarak kazıyorum
İçinin boşluklarından.
Benim artık bütün siyahlar
Sarsam da yakışmaz sana
Tezattır gözlerinin mavimsi yeşiline
Ve tezatlık yorar seni
Yorgunluğun sardığında beni
Bir damla su olurum okyanusta
Fark edilmeden dalgalanır
Sana durulurum…

Başla hadi sıra sende sar beni
Yalnızlığıma ilaç içinde h-iç et beni
İçinde iç et beni
Koca şehir yutsun diye
Kaldırımlarında sürüdüğüm ayaklarımın altından
Kesilirse sana gelen yollar;
Hilal, giyotinim olur boynumda en ışıltılı
Ölümün en süslü haliyle gelirim sana…!

Nereye yağsam acı taşar
Şehrin tüm sokaklarından
Kuruyan bedenimle titreyen
Sonbahar yaprağıydım ben;
Kızıl baharlara özenti.
Hiç değişmedi ki mevsimler
Ben seni geçişsiz bir aralıkta kokladım,
Islayıp içime bastım.
Hadi şimdi sıra sende
İstediğin kadar çocukluğuna özenip ağla.
Anaçlığıma emanet korkutan korkusuzluğun.

Başım göğsümde salınırken
Bir ileri bir geri anı sabitledim gözlerimle
Sana odaklı tüm düşüşlerim
Delilik hali bu;
Sigara dumanında ki kıvrımlarda
Yüzünü arayıp dokunmaya çalışmak.
Ve tek bir çığlıkla dışarı çıkıp yalınayak
Sokaklarda gölgeni aramak…!

Sonbahar,
sonbahar olmalı…
sebebi sonbahar…
soyunup tenden ruhunu giyinmek.
üşümüyorum
üşümüyorum…!
Şiir : Esra Soytürk (yitik umut)


Misafir 9 Aralık 2007 15:34

YANLIŞ ANLA BENİ

keskin bıçak aşkının kestiği damarımdan fışkıran
ayrılığı intihar ediyorum
kırık şakaklarıma yapıştırdığın teselliyi dudağımda uçuklattım
gidiyorsun yağmurun kızı çekmişsin pimini ayrılığa
gözlerinden ağrılar sızıyor çığlığını yüklerken gemilere
geldiğin her yere yabancısın içinde taşıyorsun katilini
tokada doydu yüzünün sol yarısı
kalın bir kalem altını çiziyor şimdi
kanat sürçüyorsun bir gidişe
ardında gurbetleşen kavuşmalarımız

yakıştırıyor her intiharı bana
benden çok sağanaksın
parmaklarımın ucusun
yaktım ve içtim
dön ve gül
gül ki
gözlerim
çiçeklensin
yalanlarla
saklıyorum
sevdamı

ne olur yanlış anla beni.....

Kahraman Tazeoğlu


Misafir 9 Aralık 2007 15:50

Şimdi gidiyorsun
Git
Oysa senden tek bir damla istemiştim
Sana kocaman bir deniz sunmak için
Şimdi gidiyorsun
Git

Ne zaman başladı bu hikaye
Anımsamak zor
Gençtim
Hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
Komazdı öyle üç-beş nöbetleri
Geceler içimi acıtmazdı böyle

Bir insan bu kadar eksilebilir mi

Hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı
Bu şehrin biryerlerinde
Düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
Gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
O adam bendim unuttun mu
Bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
Seni unutamadı

İşin kolayına kaçmadım
Uğruna ölmedim yani
Uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
Sen bunu da bilmedin
Ben bir bakışına bin anlam yükledim
Sen aşka kestirmeden gittin
Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
Şimdi gidiyorsun
Git
Bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
Bütün ışıklarımı söndürüyorsun

Bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
Sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
Yazıklar olsun yazıklar olsun
Susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
Hani sen sevdiğini
Yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
Düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin

Uzun lafın kısası yoktur
Anlatacağım çok şey var
Hoyrat bir rüzgar gibi geldin
Aklımı hayatımı dağıttın
Şimdi gidiyorsun
Git

Daha ayrılığa bile çarpmadan
Aşk bize döndü
Bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
Artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
Ama sana dokunmak da yasak bana
Göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
Sen var ya sen
Allah kahretsin

Yani şimdi
Gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
Yani şimdi başkaları mı sevecek seni
Ben saçlarını okşadığım zaman
Ellerin öksüz kalırdı
Şimdi gidiyorsun git


Kahraman Tazeoğlu


Misafir 9 Aralık 2007 16:51

.......

Meğer ne çok beklemişim gelmeyişlerini.
Sen beni anlarsın be usta
ne garip sıkıntıdır şu suskunluğuma en uygun makamı bulamamak.
İçimin buz kestiği yerden çıkıp geliyorsun gözlerime.
Sen geldiğinde ise düşürmüş oluyorum düşünden kendimi...
Kahraman Tazeoğlu


miss_didem 11 Aralık 2007 09:47

BENDE Kİ SENİ ALAMADI

Kumdan kaleymiş meğer sevgimiz
Denizin o kadar yakınına kurmuşuz ki
Küçük ufacık bir dalga yerle bir etmiş herşeyi
Fark edemedim......
Yalan mı vardı ihanet mi yoksa riya mı?
Neydi bizi bu kadar imkansız yapan
Neydi severken ayrı kalmayı göze aldıran
Neydi bizi bizden,bizi hayattan koparan
Gözyaşlarımı içime akıttım
Kalbimi görülmemmiş bir sel aldı
Ama o taşkın sel bile
Bende ki seni alamadı......
.................
Alıntıdır


nünü 11 Aralık 2007 13:27

Bir Mektup Bekliyorum

Bir mektup bekliyorum
Sevdiceğim gönülden
Bir mektup bekliyorum
Söz vermiştin çok önceden
Bir mektup bekliyorum
Dün gelmesi lazımken
Bugün hala gelmeyen...

Asiye Atabaş



CaNaRY 12 Aralık 2007 07:50

Kara çalınmış günlerin ertesinde, ellerinde güneşlerle gelen yar!
Huzuru içirdiğin yüreğim şimdi hüznü içiyor ellerinden, bilesin!
Yüreğine kanatlanan yüreğin kanadı kırıldı, kanıyor.
Göğe uçurduğum umutlarım vuruldu bir bir
Hüzün ki, yokluğuna katık ettiğim,
Yine dolandı eteğime, peşimi bırakmıyor.

Adının her harfini gözyaşıma çizdim ve titrek bir yürekle yokluğuna ektim
Sen avazın çıktığı kadar susarken ben taze çığlıklar yeşerttim sana!
Nefes nefes acıyı yonttum adınla,
Yokluğuna buladım ellerimi,
Yüzüme bölük pörçük diktiğim yamalı gülüşlerdeyim şimdi.

Ah yar!
Ah! yoluna ,can diye diye benden geçtiğim,
Ah suskuların şahı,
Bir çözebilsem boynuma doladığın sessizliğin düğümünü
Bir yudum harf düşse,hisseme alfabenden
Yalın ayak çıktığım yokuşlarında düşmeden bir yürüyebilsem.

Öyle bir acı ki bu! nasıl anlatılır bilmem
Kırsan kırılmaz,büksen bükülmez
Ateşler yakmaz,sular söndürmez!

Söylesene yar!
Hasretini adımlasam kaç adımda biter?
Özlemin kaç nefestir saysam?
Bilemessin ki
Akla sığdıramazsın bu denklemi
Nasıl anlatayım ki daha hal-i pür-melâlimi...

Sen yine sükutu giyin yar!
Dilersen hiç konuşma.
Ben kelamlarımı çürüttüm yolunda.
Çarpsada bir tokat gibi yüzüme, her harfi yoluna heceledim.
Ve bilesin üstüne aşkı giydirdiğim,
Söz verdim ben bu yüreğe,
Hiçbir harfi sensiz bir cümleye kurban etmedim!

NârveNur / Ekim 2007


jarule 12 Aralık 2007 10:10

Seni seviyorum diye
Gelişine kadar rötar yapmış hayatımı
Seninle yaşamaya hazırlanırken
Sana uzanan yollarımı kapaman niye?
Biliyorum haykırışlarım boşuna
Şahin pençesinde asılı serçe gibi
Nafile tüm çırpınışlarım
Boşuna sesleniyorum duymayacağını bile, bile
Seni beklemem nafile Gözlerinde zifir siyah bir perde
Alkış tutuyorsun alabildiğine
Şamdandaki mum gibi eriyip bitişime
Sen kulaklarını değil
Yüreğini tıkamışsın sana seslenişime Oysa ben
Tüm yokluğuna inat varlığını yaşatırken içimde
Gül pembesi çizgilerle resmini işliyorum
Karanfil moru gecelere
Şiirleri seninle yüklüyorum kanatırcasına
Dizeleri ağlatıyorum.
Seni işliyorum hecelere Tüm yaşayamadıklarıma inat
Seni yaşamak istememdi ütopyalarım
Tek sana adanmışlığımdı ölümüne
Tek senin doldurduğundu rüyalarım
Şimdi
Bir tutam gücüm kaldı en sona sakladığım
Bilmiyorum
Ansızın çıkıp gelecekmisin aniden
Bir avuç toprak olmadan sonunda
Sen diye kucakladığım. Bir gün
Anlayabilme ihtimalin var ya sevdiğimi
Düşüp gelme umudun var ya yüreğinin peşine
Yüreğin bende emanet biliyorsun
Ve ben
Yüreğin yüreğimde
Yüreğin ellerimde
Çok yakında
Çekip gideceğim yok oluşun koynuna
Beni düşürdün ya bu hale
Günahı boynuna.

Mustafa Şekerci


miss_didem 12 Aralık 2007 11:00

GİTTİN AMA BİR ŞEYİ UNUTTUN

Kızgınsın biliyorum,hatta kırgınsın bana,
Bense kalışımdaki suskunluğumla, sana sesleniyorum ;
Hızla kaçıyorum içimdeki tenha ülkeden,
Yamaçlara vuruyorum yüreğimi.
Ayaklarıma dolaşıyor mevsimler,
Aşk kuyusunda Yusuf oluyor sözlerin.
Bense yine koşuyorum düşlere.
Gönül infilak halinde şimdi,
Ayrılık fırtınası boğazıma kaçan…
Damarlarımdan çekiliyor aşkın yalanı,
Tüm sözler geçmiş zaman oluyor bende.
Bir avuç hasrete dem vuruyor,
Külleri batıyor gözlerinin, içime…
Kimsesiz bir söz aramızdaki,
Zamansız susuşlarla çevrili…
Gittikçe daralıyor yaşam çemberim,
Susmaktan öteye gidemiyor cesaretim.
Aşk iki kişinin tekleşme yarışıdır,
Ve bu yüzden tüm ayrılıklar erken yaşanır !
Yaşlanmışlığım zamandan değil, aşktan…
Şimdi hicaz bir hüzün soluyor gözlerim,
Ruhuma ecel firakı süzülüyor.
İçimi kanatıyor galeyan bir sızı,
En diri ölüm ayrılık olmalı…
Susuşlarıma düşüyor gaib bir aşk,
Ayrılığa borcum mahşer vaadi.
Gittin ! Ama bitmedin!
En çoktan ve en baştan başladı her şey,
Hüzün kaldığı yerden,sevda en derinden devam etti.
Bu gidiş bana hiç yaramadı.
Şimdi daha çok korkuyorum geceleri,
Ve daha çok kanıyorum sana ;
Adın yaramda tuz, kanım son mevsiminde güz !
İçimde külleniyor hüzün türküleri,
Gurbet soluyor cümleler, yalnızlığıma.
Ardında bıraktığın bir ihtimalle çıkıyorum,
Beni bir başıma bıraktığın bu yolda !
Gittin yar ! Gittin ama bitmedin.
Unutulmuşluğun koynunda yeşerdi zaman,
Göklerden taştı ahım, feryadım.
Aklımı kaybettim firari akşamlarda,
Hep seni düşündüm, hep seni üşüdüm.!
Şimdi bir avuç Sus sürüldü dilime,
Gözlerime katran bir hayal çekildi.
Kan gözlü ölümler düşüyor kahrıma,
Alnımda yıllanmış yıllar duruyor.
Gittin yar ! Gittin ,ama bir şeyi unuttun.
Şimdi yastığımda nemli bir hüzün,
İçimde küsüşümün izleri duruyor.
Ve kanıyor içimdeki Sen !
Ve içimde ateş çemberi bir yalnızlık üşüyor.
Ve ben burada her gün ölüyorum.
İntiharımı ilan ediyor takvimler.
Gittin yar ! gittin
Ama giderken kendini almayı unuttun,
Ve ben bu yüzden hiç olmadığım kadar suskunum !


alıntı


nünü 12 Aralık 2007 11:48


Doz Aşımı

Doz aşımına uğrayan hayallerim parçalanıyor...
İçimde acınası bir kırıntı gibi kalıyor,
Senin varlığın.
Gidiyorsun...
Geç kaldığım bir sevdanın son sözleri çınlıyor kulaklarımda,
Seni seviyorum, diyorsun ve
Gidiyorsun...
Düşüncesi bile bir çığlık gibi bölüyor mutlu dakikaları
İçime sebepsiz karabasanlar çöküyor.
Adın hecelere bölünüyor
Kalbimde mührün kalıyor.
Döneceğim, diyerek gidiyorsun...
Sevdamıza güveniyorum da
Vesveseler bırakmıyor yakamı
Ya unutursan beni!
Unutma beni sevdiğim
Unutma gözgöze geldiğimiz saniyeleri...
Sana geç kaldıysam...
Boşver be sevdiğim geçte olsa buldum seni.
Sen törpünlenmiş sevgi sözcüklerimle bile sevdiğimsin,
Söylemesem de, söyleyemesem de
İlk dakikadan içime düşen bir damla umutsun, huzursun...
Senli dakikalara yazılacak nice şarkılarım olacak
Çabuk dön,
Suskunlukların kadar kısa olsun gidişin...
Çabuk dön,
Satıraralarında kalmasın bizim sevgimiz...
Geç buldum ama erken kaybetmeyeceğim seni...
Seviyorum, seviyorum, seviyorum seni...

Solmaz Akça


miss_didem 12 Aralık 2007 15:53


AŞK TUT/SAK

/..Faili meçhul bir aşkın kimliğinde saklı kaybım.../

Bırak...sorma!
Hanesi boş kalsın ismine yüklediğim anlamın
Aşk de, nefret de ne dersen de..
Ben bile bilemezken bendeki vazgeçilmezliğinin sebebini
Bırak sözcüklerin kafası karışmasın...
Bir kelimeye
Bir dizeye
Bir şiire sığamayacak kadar ağrılı harflerim...

Yürekte sevmek çok zor
Dışarı çıkmak istedikçe içimdeki tutsak aşk
Susturdum çığlıklarını
Çırpındı
Yüreğimin duvarlarına yumruklar attı
Yırttı
Kanattı
İçim birkez daha acıdı
Sen acı/ma..!


Son gözyaşımı da yuttum
Şimdi ağrılarım dinmek bilmiyor
Aşk kaybından gideceğim...

Açın ışıkları geceler
Sigaramın dumanından kalemim ne yazdığını görmüyor...!



Yüreğimdeki mahkum aşk... Dur/ma kaç!
Nasıl olsa bulurum seni gidişinin ardındaki damla damla kan izlerinden!



Dilek Eğri


MaRCeLLCaT 13 Aralık 2007 11:58

ACILAR DENIZI

Ben acilar denizinde bogulmusum
isitmem vapur duduklerini , marti cigliklarini
Dalgalar hergun bir baska kiyiya atar beni
Duyarim yosunlarin benim icin agladiklarini

Oluyum coktan, bir baksana gozlerime
Gor, icindeki o kanli cam kiriklarini
Bu ne karanlik , bu ne zindan gece boyle
Butun gemiler sondurmus isiklarini

Ben acilar denizi olmusum, yaklasma
Sularim tuzlu, sularim zehir zemberek
Baksana; herkes icime dokmus artiklarini

Bu karanlik bitse artik, bir ay dogsa
Bir deli ruzgar ciksa; alip goturse
Yillarin icimde biraktiklarini...

U.Y. Oguzcan


Sedef 21 13 Aralık 2007 17:39

taş plaklar kırılmaz

benim alınamamış bir tek yedinci kapım var
içimdeki dehşetin boşalan zembereği
seni durdurmanın tek yoluna düşer giderim
konacak yer bulunamayan fotoğraflarda yoktur yerim
artık arananlar listesine yazılır adım
sürgün olmayı/sürgülü olmaya tercih ederim
çekecek resti yoktur gezginlerin
rast makamına uğrayan ezgilerin
düşerken tutunamadığı tek yer melankoli

neden bütün renkler tek beden
artık farkındayım
durup dururken gülümsemiyorum
beyazı büyüyor dışımızdaki resimlerin

gözlerin öpüldükçe harlanan
turunç mangallar senin
kimi zaman perşembe günleri
hayli tanıdık
kor ataşe benziyor
aralayarak üzerindeki külleri
kor ateşe benziyor perşembe günleri

yüreğim; hayasız temmuz
benim alınamamış tek kapım
hangi gümrüklerden geçmedi ki namussuz
ben kadını
çok satan bir kitap gibi sevemem
yüreğim / ağır kargom
sevgi koydu
her gün yaptığı işin adını

sana çok meraklıyım
eşzamanlara ayarlı
ortak isteklerde kararlıyım
herkesten sakındığım izmir
neleri sevdiğini bilmekte haklıyım

aşk sanal elbette
büyüdükçe giysileri daralan bir kentte
pekala üşüyebilir insan
kalabalık yalnızlıklardan
yabancı bir sözcük
kendine ait olmayan alışkanlıklar edinebilir
türkçe’de yapılan yanlışlıklardan

aşk sanal elbette
büyüdükçe giysileri daralan bir kentte

en değerli şeyler
bizden başka kimselerin
bulamayacağı yerlere saklanır
yüreğim senin saklı zeybek halin
seni sevmekte çok haklıyım
zeybekler/dağların yargısıyla aklanır

ben sana çok meraklıyım

kuğulu parktır bir havuzun düşleri
açılır gözkapaklarından
içine akar bu nehir
dilimin ormanından
sularına inen geyikler
ilkin ayaklarından vurulur
ağzının kıyılarında
vurulur fakat uykularında
şekersiz ve hep sıcak
bir bardak
çay tadındaki istekler
tatlı berrak ve soğuk sulara kaçar alabalıklar
arkamızdan boş mermi kovanı toplar bu şehir

küçük sular/ pet şişelere sığar
alçalanların
kendilerinden büyük korkuları var
yolların tükendiği yerdir sığınaklar
bulanır tabii ki örselenince akarsular
bulanır kimi zaman
akarsu gibi adamlar

düşerken bizi
yalnız sevdiklerimiz tutar
büyür elleri
yeryüzünü kaplar
birimiz azalınca artar diğer yanımız
ancak bir anlam kazanır
sevgiden söz açınca
bileşik kaplar

ten /gövdemdeki ipek gömlek
kıpırdar yerinden elbet
bulur kendine avunacak bir neden
imbatlardan derlenen
fırtınalar sen bilirsin
nereye çekip gider
dibi tutmayan teflon adamlar

dokunmayı bilirsen
pencerendeki begonyadan
karadenizdeki ormana
gizli bir geçit var

düşerken bizi
yalnız sevdiklerimiz tutar

benim hala alınamamış
açık duruyor yedinci kapım
hileli zarların da bilmediği şeyler var
bir adamı ancak kendi makamı yıkar
taş plaklar kırılmaz
olsa olsa kırgındır biraz

üzerine çekingen ve acemi
çiyler düşen bir kasımdayım
tüm ağırlığımı alıyor bu erken varışlar
düşüşler yap bana
hiç yakışmıyor bize
bu iç kanamalı duruşlar
beklenmedik düşüşler yap bana
kehribar saçların
şimdi tam farkındayım

satılacak eşyaların arasından çıkar beni
biraz umut kat acılarına
unut/olunca sars beni
düşür gövdenin lacivert benine
yüzünün sofralarına ser
en uzun kışlarına kurut beni
sen çok istememin ağır bedeli
rehin bırak beni
zamanla ödenir ürpermenin diyeti

gün gelir ödeşir bizi eflani

16.11.1997 / eflani

Sedat Kısa


CaNaRY 14 Aralık 2007 03:27

Kasım Yaprağı

Titriyor alev
Yoksa ben mi üşüdüm
Aynada gözlerim kahverengi
Sığmadı bakışıma sessizliğin
Güneş öptü uykumu
Yağmur dindi

Kasım yirmi...

Karıştık iki güz masalı
Çaresi yok
İçiyoruz...

Yaşamak...
Çatısı göçük cümle
Şişe dibi düş bulanık

Ayrılık...
Dil ucumda is kokulu tül
Her sevincin sonunda nokta
Her acıda virgül

Anla
Gelişin kadar var
Gidişin kadar yokuz

Dalımda sarışın gülüş
Ağardı kirpiğim yokluğuna

Topla düşlerini
Sana gidiyoruz...


Ferhat Gülsün


sürgün_63 14 Aralık 2007 10:22

kırkıncı oda

Ne kadarınız gerçek sizin,
kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
kilitler altında sakladığınız gerçek
duygularınızla,
gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor
hayatınıza,
söylenmeyen neler var kuytularda,
hani kendinizden bile sakladığınız,
bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da
ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz
içinizde...? ? ?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
Sevip de söyleyemediğiniz,
özleyip de açıklayamadığınız
ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize
gömdüğünüz oluyor mu,
korkaklıklar var mı,
kalleşlikler var mı,
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi
bekliyor...? ? ?

Göründüğünüz insan mısınız siz,
yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur
içinizde
ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi
taşıyorsunuz?
Derununuzda neler saklıyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?

Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz,
yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız,
gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı
saklıyorsunuz,
açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?

Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
yoksa...? ? ?

Uzun bir yolculuğa çıkar gibi
duygularınızla düşüncelerinizi denklere
sarıp da içlerinizde bir yerlere mi
yerleştirdiniz,
bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz
aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve
denklerinizi
hiç açmayacağınızı bilerek...
Bir gün çıldırsanız da
bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça
söyleseniz,
neler duyacağız sizlerden,
gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
yoksa korkaklığın altında,
bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
büyümüş yiğitlikler mi?

Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
öfkeleriniz, isyanlarınız?
Aşklarınız yok mu?
Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,
kendinize şaşar mısınız,
hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler
var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
dile getirilmeyen özlemler,
söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
hangi boşvermişlikler,
hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?

Ne kadarınız gerçek sizin?

Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz
kendinizden?
Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı
turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
şimşeklerle boşanan yağmur başladığında
şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz
kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir
sarsıntı yaratıyor?
yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de
ıssız gece,
sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
kırkıncı odanız size de mi kapalı,
kendi kendinize bile mahrem misiniz?

Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?

Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
kendinizi bile yanınıza almadan.

Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
yüksek sesle eleştirip de
içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde
gizliyorsunuz?

Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?

Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu
yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
Neler var kırkıncı odada?
Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı,
kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı
yaşıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz bunu?
Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede
belki...
Belki de hiç açmazsınız,
kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
kendinizden sıkılarak..

Ahmet Altan



Saat: 07:28

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık