![]() |
Biraz sessiz kalacaktım ölürken, Fırtına camları kırmayacaktı Son akşamın ışıklarıyla erguvan hüzünler örecektim saçlarımdan Geceye asarak gözlerimi gidecektim Karanlığın tasına dolduracaktım yaşamak denen sihri Biliyorum beceremedim zengin sofralar kurmayı gönüllerde Ömrümün zarını hep yoksulluğa attım Ağlarken nasıl gülüneceğini bilemedim, Rabbim Gözlerinde bir ses olacağını bilseydim sevgilinin Daha önce değiştirirdim cinlerimi ve perilerimi Kötü renkleri silerdim tuvallerimden Geriye kalan ölüm yüzlü yokluk yağmurlarını kuruturdum Minyatür zaman aralıklarında peygamber çiçeği büyütürdüm Mutlu olurdum, gök aşıkları süslerken kalbimin dallarını... Kıpkızıl korkular yaşarken ruhunu günaha satmış ölümlüler Gözyaşımı ümit olarak kaydederim defterime Günahkar sokaklar, aziz düşler görse de duvarlarda Ben biraz sessiz kalacaktım ölürken Büyük maceralar çıkmayacaktı ölüm hikayemden... Ben nerde kaybettim Rabbim, biliyorum Güz sokaklarında erkekçe çıkılan savaşlarda türkü söyledim "Bilmem hayal gibi, bilmem düş gibi" Hain pusuları kuran kalleşlere acıdım, kardeşim de olsalar Yosunlu sahillerde, ince maviliklerde saklanan silahları görmedim Susan çiçeklerde, ateş almayan fişeklerde yaşadım yalnızlığı Bembeyaz gemiler durmadı limanlarımda Akpak sular hiç değmedi dilime... Bir şey yok diyorum, değişen, uykusuzluktan Bugün de ölmüyorum, inadına uyuyor bütün böcekler Zamanın umulmadık bir anında çıkıyor karşıma turkuaz gülüşlü yüzü Bir şey yok diyorum, ölüm sessiz gelir, sensiz kaldığım uykularda... Kıyasıya diş geçiriyor canıma onun dalgıç gözleri Soğuk terler döküyorum bir tabut hayaliyle ışıksız pazarlarda Ağan beyazlar altında ısınıyor yüzümün gölgeli haritası Yok oluyorum kör yaylalarında çılgınca özlemenin - Aşk dursa, yürür mü hayat, soruyorum, aydınlıklara... Hangi şarkıyla girsem insanlık tarihine aşk çıkıyor Kağıttan çiçekler bile kokuyor onun ıtırlı nefesinde Göğsünde açan güllerle geçiyorum ayağıma serilmiş sırattan Yağmur altında ıslanan gülüşü koruyor şiirlerimi Ellerim, görkemli bir yaşam seçiyor insanlık tezgahından Ölüm belki, sessizce örtecek sevmeler yorganını üstüme Rabbim, kokuşmuş cesetlerden koru yazgımı Bu kentteki bütün trenleri öldür eğri duran yanlarından Ruhsuz yanan bütün lambalarını söndür aşkın Kurumuş gözlerimize merhamet işle Bir elbise diktir terzilerine günahlarımızı örtecek Ve affedilecek sevmeleri ilham et! Benim sızım, coşkulu bir sevgiden geçer onun sabahlarında Uykulu sessizlikle dağlardan yuvarlanan çığ gibi Çaresiz ve suçsuz bir çağ devrilir sesi geldiğinde kulaklarıma O zaman anlarım ne kadar öldüğümü tamamlanmış tutkularımla El ele tuttuğumuzda gecelerin yolunu... Biraz sessiz ölecektim belki, Ürkütmeden gidecektim insanlığı, Akıl sınavından geçirecektim gökyüzünü Ölü balıklarla yan yana yatacaktım deniz seviyesinde Mikrofonsuz okunacaktı salâm Suzinaktan çalacaktı öldüğümü duyan plaklar Kıyamet kopmayacaktı belki ama üzülecekti bütün anneler Kudurmuş gözleriyle kanunlarını okuyacaktı kıskanç ağızlar Dikenli gülümsemeler patlatacaktı düşman kılıklı kızgın tanrılar Ellerini tutacaktım sızlayan yanlarımdan yüreğinin Acıyla büyüyen ne varsa kalbinde söküp atacaktım Beyazlığını engelleyen bütün başakları kurutacaktım sevgilinin Dolgun bakışlarla kesecektim ateş topu tırnaklarını onsuzluğun Dudağıma dokunan kancalarla korkutacaklardı beni dağıldığımda Cambaz gibi oynatacaklardı aynada yansıyan görüntüsünü Sahici bir aşktır bu diye bağıracaktım, üzeceklerdi beni son nefesimde Uçsuz bucaksız bir ovada gül taktığım göğsünden ayıracaklardı beni Ama götürecektim ya da gidecektim onun ardı sıra Ne söylerse söylesin dili sarhoş tayfaları yaşamın Çekecektim güverteme sadece onun sancağını Geçmişimle sınayacaklardı kalbimdeki sevgiyi Aldırmayacaktım... Alıntı.. |
SEN BENiM HiÇBiR SEYiMSiN Sen benim hiçbir seyimsin Yazdiklarimdan çok daha az Hiç kimse misin bilmem ki nesin Lüzumundan fazla beyaz Sen benim hiçbir seyimsin Varligin yoklugun anlasilmaz Galiba eski liman üzerindesin Nasil karanligima bir yildiz olmak Dudaklarinla cama çizdigin En fazla sonbahar otellerinde Üniversiteli bir kiz uykusu bulmak Yalnizligi öldüresiye çirkin Sabaha karsi öldüresiye korkak Kulagi çabucak telefon zillerinde Sen benim hiçbir seyimsin Hiçbir sevismek yasamisligim Henüz bos bir roman sahifesinde Hiç kimse misin bilmem ki nesin Ne çok çigliklarin silemedigi Zaten yok bir tren penceresinde Sen benim hiçbir seyimsin Yabanci bir sarki gibi yarim Yagmurlu bir agaç gibi islak Hiç kimse misin bilmem ki nesin Uykumun arasinda çagirdigim Çocukluk sesinle aglayarak Sen benim hiçbir seyimsin ATILLA ILHAN |
Mektup Biliyor musun Senden ayrılalı sakal bıraktım Zamanının akışına koyuverdim kendimi Gömleklerim kolalı değil artık Pantolonum ütülü değil Ayakkabım boyalı değil Öylesine değiştim ki Görsen tanıyamazsın Sabahları gün doğarken kalkıyorum İlk işim bir sigara yakmak oluyor Ve bir süre denizin hışırtısını dinliyorum Sonra, apansız sen geliyorsun aklıma Gözlerin, dudakların, ellerin geliyor Şimdi nerdesin kimbilir Yatağında uyuyor olmalısın Artık beni görme rüyalarında Korkarsın. Mevsim sonbahar malum ya Serde de kör olası şairlik var Boyuna hüzünlü şeyler düşünüyorum Ağaçların yaprakları dökülmeğe başladı Keskin poyrazlar esiyor kuzeyden Kuşlar durmadan göç ediyor Ara sıra düşenler oluyor yorgun ya da yaralı Tutup okşuyorum tüylerini, gagalarından öpüyorum Ve diyorum ki Sana kavuşmak için bir göçmen kuş olmalı İşte böyle Günler, haftalar geçip gidiveriyor Saçım, sakalım birbirine karıştı Yine de her geçen gün Kendime biraz daha alışıyorum Ve biliyor musun Unutamayacağımı bile bile Seni unutmaya çalışıyorum... Ümit Yaşar Oğuzcan |
HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır . Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın . Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta . Sen aşkını doya, doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası.... Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini... NAZIM HİKMET |
Gurbetimde sensin, Vuslatım da sen. Gidişim sanadır, Dönüşüm sana. Anlasana! Sözümde sensin, Özüm de sen. Söylediğim sanadır, Söyleyemediğim sana. Anlasana! Ateşimde sensin, Közüm de sen. Yangınım sanadır, Yandığım sana. Anlasana! Yazanda sensin, Yazdıran da sen. Hikâyem sanadır, Şiirim sana. Anlasana! Ey gözlerine şiirler yazdığım, Nazlı güzel Anlasaydın, Ağlardın. Ve emin ol AĞLASAYDIN, ANLARDIN... Mustafa Türkaslan |
Mavi Bir Ege Meltemi Tenin Mavi bir Ege meltemi tenin, okşar ellerimi öpüşlerin, bir gül ömrü tadı, dudağımda şimdi... gecikme telaşında, aşklar her mevsim, çiçek gözlerinde, Ay kavuşumu yüzünde, esrik gölgesi... özlemin, şarap kıvamında tadında nice yıllar, gizli her bekleyiş, her akşam üstü bir dağbaşı yalnızlığı ateşi şimdi! ... Önder Karadağ |
HAN DUVARLARI Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya, Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları, Önde uzun bir kışın söldürdüğü etekler, Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler. Ellerim takılırken rüzgarların saçına Asıldı arabamız bir dağın yamacına, Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar. Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu Serpilmeye başladı bir rüzgar ince ince, Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine. Ne civarda bir koy var, ne bir evin hayali Sonunda ademdir diyor insana yolun hali, Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor, Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor. Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine, Bir sarsıntı... uyandım uzun suren uykudan Geçiyordu araba yola benzer bir sudan Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu; Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, Bir kenarda göründü beldenin viran hanı. Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. Bir noktada birleşmis vatanın dört bucağı Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı, Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor, Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı Heryüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı, Gitgide birer ayet gibi derinleştiler Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler.. Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı; Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, Aygın baygın maniler, açık saçık resimler. Uykuya varmak için bu hazin günde, erken, Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı; Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa; *On yıldır ayrıyım Kınadağı'ndan Baba ocağından yar kucağından Bir çiçek dermeden sevgi bağından Huduttan hududa atılmışım ben* Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi.. Gözüm imza yerinde başka ad görmedi. Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş Araya gitti diye içlenme baharına, Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk Soğuk bir mart sabahı...Buz tutuyor her soluk Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri Bulutların ardında gün yanmadan sönuyor, Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor. Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar, Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide, İki dağ ortasında boğulan bir geçide Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu Burada son fırtına son dalı kırıyordu Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla Savrulmaya başladı karlar etrafımızda Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü; Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü. Gönlümde can verirken köye varmak emeli Arabacı haykırdı İste Araplıbeli Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana Biz menzile vararak atları çektik hana. Bizden evvel buraya inen uç dört arkadaş Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri Çicekliyor duvarı ocağın akisleri Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor *Gönlümü çekse de yarin hayali Aşmaya kudretim yetmez cibali Yolcuyum bir kuru yaprak misali Rüzgarın önüne katılmışım ben Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım. Başucumda gördüğüm su satırlarla yandım *Garibim namıma Kerem diyorlar Aslı'mı el almış haram diyorlar Hastayım derdime verem diyorlar Maraşlı Şeyhoğlu Şatılmış'ım ben Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı Az değildir, varmadan senin gibi yurduna Post verenler yabanın hayduduna kurduna Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu? Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende, Dedi Hana sağ indi ölü çıktı geçende Yaşaran gözlerimde her sey artık değişti Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi. Aradan yıllar geçti işte o günden beri Ne zaman yolda bir han raslasam irkilirim, Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar Dönmeyen yolculara ağlayan yaşlı yollar Ey garip çizgilerle dolu han duvarları Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları. Faruk Nafiz ÇAMLIBEL |
Aşk mahkemesinde yargılanırsan Çok sevmişti..öldürdüm dersin Savunmak için sebep ararsan Çok yanmıştı söndürdüm dersin Ederse yüreğim seni şikayet Dünyanı tersine döndürdüm dersin Gözlerim çok ağlattı derseki şayet Sizide birkaç gün güldürdüm dersin Hakim sorarsa sana aşkımı Dillere destan şöhretti dersin Derse ki niye yaktın adamı Benimki biraz şehvetti dersin Mahkeme kararı çıkarsa idam Söyle asmasınlar sana kıyamam Yerine sehpaya çıkar bu adam O kendi kendini katletti dersin Vicdanınla başbaşa kaldığın zaman Onada bir yalan cevap verirsin Allah huzuruna vardığın zaman Bilmiyorum nasıl hesap verirsin? turan ergun |
Madeni Yürek Rubaisi Yüregin:madeni ve sert Sevgin:güçsüz ve cılız Sevgim:yürek acıtan bir dert Sevgin:senin ezdiğin bir filiz Hüsrev Hatemi |
Gece ağır ağır çöker sevdamızın üstüne Bir yel eser savurur düşlerimizi Bu şehir şehir olalı beri Böyle bir aşk görülmedi sevgili Her sokak duvarlarına senin adını yazdım Öğrensin diye herkes seni sevdiğimi Gece ağır ben sevdanın yılmaz nöbetçisi Arşın arşın yürüyorum bütün sokakları Sabaha kadar dolanıyorum sen yoksan Uykular bile bana haram sevgili Evsizlere dadanıyorum bir şişe Köpek öldüren eşliğinde seni anlatıyorum Onlar dinliyormu bilmiyorum ama Ben sevdamı paylaşıyorum sevgili Eskiden sokak bekçileri vardı iyiniyetli Şimdi kolluk kuvvetleri var hiç dinlermi beni Bir onlar bilmiyor seni ne çok sevdiğimi Bir tek onlarda kaydı yok sevdamızın sevgili Sabaha dek hep seni düşünüyorum Sabahta yine kendime devrediyorum seni Gün 24 saat seni düşünüyorum geleceğimizi Geleceğimiz parlakmı matmı bilmiyorum ama Bir türkü tuturuyorum hep seni anıyorum sevgili Gece ağır ağır çökünce sevdamıza... feridun özkaya |
Severken Unutmayı Öğrenemedim Hayat mektebinde, Kabuk bağlamış yaraya inat nefes almayı, Karanlığa inat, Bir mum ışığında yaşamayı öğrendim . Öğrenemediğim tek bir şey vardı; Unutulduğumu bile bile Ölümüne severken unutmayı öğrenemedim. Kuru ekmekle, Tuza banıp karın doyurmayı, Sırtımdaki kamburuna inat Hayatla her an savaşmayı öğrendim. Öğrenemediğim tek bir şey vardı ; Gelmeyeceğini bile bile Yetim yüreğimle sensiz yaşamayı öğrenemedim. Her karanlık geceden sonra Aydınlık bir sabaha uyanacağımı, Nehir olup aksa da gözlerim Bir gün güneşle kuruyacağını öğrendim. Öğrenemediğim tek bir şey vardı; Dönmeyeceğini bile bile Mavilere sensiz kanatlanmayı öğrenemedim. Severken unutmayı Bir türlü öğrenemedim.. Tek kusurum buysa; özür dilerim. İsmail Sarıgene |
Kolay değil beni sevmek Yürek ister beni sevmek.. aptal da olman lazım benimle olman için.. ben çok zor bir insanımdır.. ne sevmesini bilirim ne sevilmesini... işim gücüm can yakmaktır.. ....zalim ile aynı cümlede geçer adım.. konuşursam can acıtırım.. Cesaret ister karşımda durupta sevilmek.. tokat yemiş gibi olursun sevgimden.. mutlu olmasınıda bilmem mesela.. acılardır benim yoldaşım... ve yoldaşım yol ile benim aramda kalır çoğu defa... ....ruhsuz ile aynı cümlede geçer adım.. konuşursam mutluluğunu alırım.. Emek ister, sabır ister beni sevmek... öyle her istediğinide yaptırmam.. dediğim dediktir mesela.. kızarsam soğuk olurum, zalim olurum, ruhsuz olurum... ne biçim bir insan ile aynı cümlede sıfatım olur adım.. konuşursam ayrılırım... ....beni sevmek, ben olmak ister aslında.. ama bir rüya görürsün, bir melek gelir dünyana... herşey değişir, ne sen, sen olursun.. ne ben, ben... böyle bir adamı yok etmenin hazzını yaşatırsın... beni sevmek.. yanımda olmayı istemektir.. sadık olmayı istemektir.. yalandan uzak olmayı istemektir... her daim sevmek, sevilmek istemektir.. beni sevmek, mutlu olmayı istemektir... ....aşk ile özlem ile aynı cümlede geçer adım.. konuşursam çocuk olur ağlarım... Alıntı |
GİTTİN BENİ BURDA BIRAKIP Gitme diyemiyorum sana çÜnkÜ gitmek zorundasın biliyorum gel diyorsun benimle birlikte ama gelemem sen daha iyi biliyorsun giderken bana bıraktığın eşyan elimde bakıp bakıp ağlıyorum resmine kaçıp gelmek istiyorum yanına ama gelemiyorum kahretsin kaderime gözlerin geliyor aklıma birden başlıyorum ağlamaya yenideN dur durak bilmiyor gözyaşlarım sel olup akıyor yÜzÜmden son bakışın kaldı bana yadigar ve sen gittin memleketine belki de bir daha görmemek Üzere şimdi ölÜm yakın sen uzaksın bana benden kolay kurtulamazsın diyorum sana en geç iki sene sonra yapışırım yakana artık sen nereye ben oraya unutma seni çok seviyorum mavi gözlÜm çok seviyorum aşkım, bitanem Kum Sen kum nedir bilmezsin Deniz görmedin ki. Yum gözlerini zamanı düşün, Deniz bir gözünde Kum bir gözündedir. Sen taş nedir bilmezsin Dağa çıkmadın ki. Yürü ufuklara doğru, Dağ bir ayağında Taş bir ayağındadır. Sen kül nedir bilmezsin Ateş yakmadın ki, Uzat ellerini gökyüzüne, Ateş bir elinde Kül bir elindedir. Sen kan nedir bilmezsin Ölmedin, öldürmedin ki. Yat toprağa boylu boyunca, Ölüm bir yanında Kan bir yanındadır. Sen aşk nedir bilmezsin Beni sevmedin ki. Ağla, ağlayabildigin kadar, Bütün güzellikler sende Aşk bendedir... ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN |
Kal Deme Ne Olur...Kalamam..Kalırsam!!!... SonBaharı Yaşar Yüreğim..Dökülürüm..Sararıp Solarım... Solar Çiceği Baharımın..Çekilir Tebessümlerim Yüzümden.. Yüreğime Süzülür GözYaşım...Çığlığım Sarar Sessizliği..İçimi Ahım.... Kal deme Bana..Ruhumu Esaretine Alan Bu Zindan Elinde... Kalırsam..GözYaşlarım Dökülür Yanaklarımdan..Sevdamın Toprağına.. Katıksız Hüzünleri Kuşanır..Ömrüm..Hüzünleri Kuşanırım YaR... İçimin Çöl Kuraklığında Eririm..Tükenirim..Ne Olur Anla.. Siyahi Umutlara Tutunan Yüreğim..Şimdi SimSiyah Renge Çalar... Kal Deme Ne Olur!! Kalamam,Kalırsam... En Acımasız,En Dİpsiz Girdaplara Girer ÖMRÜM,Tükenir Benliğim.. Yalnızlık Rüzgarları ardından Sürükler Beni,Sensizliğin Çölüne.. Suskun Hecelerim Kurur Dilimde,Sussuzlukta Kavrulurken Yüreğim.. Kal Deme Ne Olur!!Kalamam..Kalırsam!!Korlar Düşer En İçime.. Hecelerin Yetimliği Sararken Suskun Dilimi,İçimi Kaplar Tüm Varlığıyla.. Sensizliğin Zemherisinde Üşür İliklerim,Donar Yokluğunla Yüreğim.. Bil ki..Özlemin Karışırsa Varlığıma..Yenik Düşer Sabrım Zamana.. Bak YaR!!Sinemdeki Ayrılık Tufanlarına İnat,Gurbetine Asla Boyun Eğmedim.. Son Soluğumun Acılığında Bir Bengisu Bekledim..Yanarken İçim.. Sana Hasret Çekti Hep Yüreğim..Özleminin Ateşi ile Eridim.. Tüm Varlığımla Gelirsin diye Umut Ettim..Sabrettim..Sabrettim.. Şimdi Kal Deme Ne Olur Kalamam..Kalırsam..Tükenirim,Biterim.. Kalırsam..Tükenirim,Biterim.. Kalırsam..Tükenirim,Biterim.. M.Ali AKÇA(HüZüNLüGeNç) |
Dönemem Dönemem sana. öyle uzak diyarlara savurduki verdiğin kahır. Öyle sonsuz derinliklere saldıki hicran fırtınası, Çaresiz kaldım sayende, Bir hüzün denizinin tam ortasında. Artık tek ümidim sen olsan bile; Mümkünü yok artık dönemem sana. Bütün gemileri battı duygularımın. Şimdi bir keder sandalındayım. Küreksiz, savruluyorum meçhullere. Arasıra kimsesizler rıhtımına uğramaktayım. Bir fener bulamam yol gösterecek, Bir yeldada, zifiri karanlıktayım. Kulak vermiyor fikrim artık kalbimin sesine, Kurusada dudaklarım; Elim varmaz aşkın şarap tasına. Gücüm yetmez istesemde sil baştan. Mümkünü yok artık dönemem sana. Kifayetsiz bir yalan tatlı anılar. Anlatadursun maziyi, Bir varmış bir yokmuş masallar. Var bir bildiğim gülüyorsam, kahrolmuyorsam, Biliyorum ki aşklarda masallar kadar yalanlar. Gül ile bülbül aşkı değil bizimki anlasana. Gül olsanda, Dikenlerin kanatıyor kalbimi dönemem sana. Darağacında olsamda sevdanın, Aşkın ilmek ilmek dursada boğazımda, Deviremem, Gücüm yetmez artık o idam sehpasına. Yıkamam gururumu bir yalan aşk belasına. Yani ben, anlayacağın, dönemem sana..... İrfan Bakırcı |
KENDİNİ SAKLAMA ÇİÇEKLERİ Biz aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle İçinde güvensizlik ağaçları,küstüm otları Kendini saklama çiçekleri Özlem kirli bir kan gibi yüreklerimizi boğmasın Yalnızlık karanlık bir orman gibi çökmesin içimize diye Biz aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle Önümüzde dokunuşlardan uzak, İnsafsız ve çok uzun bir kış var diye koca bir yaz Saklama çiçeklerini,suladık durduk yalnızca Biz aşk bahçemizi küçük,çok küçük tuttuk seninle.... ................................ Cezmi ERSÖZ |
Sensiz Sokaklar Dün gece yine yalnızdı sokaklar, Yine seni sordu ıssız kaldırımlar. Ve ben, o karanlık sokaklarda, Sensizliği yaşadım ıssız kaldırımlarda. Bu ilk değildi gülüm, Ben, her gece seni düşünürüm. Ve o karanlık sokaklar, Seni bende, beni sende arar.. Sokaklar karanlık,lambalar sönük, Gece artık gündüze dönük. Ve benimıslak gözlerim, Hâla senin buğulu pencerene dönük... Gözlerim camda, Ama siman yok o buğulu camda!.. Böyle giderse bu sevda, Duramam göç ederim buralarda.. |
Baharın Kokusu Var Teninde Güne, güzel başladım, aklıma geldiğinde. Baharın kokusu var teninde... Renklerin cümbüşünü yaşıyorum seninle. Dünyamı değiştirdin, bir gecede... Bulutlar dağılıyor, sen gelince. Neşe sevinç coşku iç içe... Dünyanın en güzel erkeğini yaşatıyorum yüreğimde... İstanbul, Nisan 2004 Hülya Arısan |
ÇIKMAZLARIM... Sonbahar fırtınaları esiyor ruhumda yüreğim duygularımın gövdesi,umut ise dallarım Her gün batışında dallarımdan bir yaprak düşüyor savruluyor sonbahar rüzgarına bastırılmış yaşanmamış özlem dolu duygular bir bir rüzgarın kucağında sonsuza sürükleniyor,salına salına.. Oysa sevginin aşkın ellerine tutunmak isterdi bu gönül bu yaşanası duygular Mutluluk sevgi aşk uzak düşmüş bana bulamayacağını bile bile seni arıyor bu duygular bu buğulu gözlerim,özlem ıslaklığında dudaklarım.ya ellerim..ellerini düşlüyor sıcaklığını hissetmeyeceğini bile bile. Gecenin karanlığına yaslandı yine,yalnızlığım sevgisizliğim sensizliğin siyahındayım umut kandilimin yağı sancılı sevgisizliğin çıkmazında,umutların tükenişinde. Özlemlerimde yaşanmamış duygularım , yaşanmamış sevgim aşkım gibisin...öylesine sahipsiz ki,yüreğim..yüreğine dokunmak ister bulamayacağını bile bile. İçimde geç kalmış çaresizliğin ertelenmiş duyguların pişmanlığı ağlıyor..gölgem oldu yalnızlık, gecenin koynunda üşüyor duygularım düşlerimde sana sarılıyorum bulamayacağımı bile bile. Göz yaşlarımın tuzu oldun dudağımı yakan...Tenhalarımda bir biri ardına dökülen sevda notalarımsın bitmeyen senfoni adın dilimde.sarıyorsun beni ateşten gömlek misali... Sen...sen..kimsin nesin. biliyor musun ??? Aşamadığım dağların ardında ki, AŞK-SEVGİ adın bu!... ulaşamayacağımı bile bile tutunmak istediğim... Ayla Eker |
AŞK ÜZRE Sevişirken yılan bile dokunmaz Tapınmakta aşktan saygın olamaz Sevda üzre yıldırım olsa çarpmaz İstiyorsan uzak kalmak ölümden Hep aşk üzre olmaslısın a caanım Ki ölüm de sevişirken kıyamaz |
Şiiristan Bir yer var orada ikimiz için Orada, bildigin gibi şiiristanda Evler Yunus`un evleri Yollar Emrah`ın yolları ve Hayyam`dan birer rubai gemiler limanda Deniz bildigin gibi Orhan Veli`den kalma Mevsimse Yahya Kemal`in sonbaharı Nedim`dir seyreyledigin bir elde mey, bir elde gül Çeşmeler Karacaoglan`ın Daglar Köroglu`nun dagları Tarancı`nın kuşları havada dönen Kadınlar Haşim`in kadınları görüyormusun? Yeter bir nabız gibi vurdugun bende Bana bir şiir ver güzelliginden Bütün şiirler senin olsun Şiiristan sultanı, devletlu gönlüm emreylesin yeter ki Güzelliginden nice ülkeler kurulur Yoksan gece ve ölüm Varsan el sürdügün herşey şiir Ayak bastıgın her yer şiiristan olur. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Geldim İşte Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna Tenhaydı düşlerim, geceydi, çıkıp geldim işte Su ve ateş bir de gülünç yalnızlığım var sana Getirebildiğim, kokularını yitirmişti çünkü güller Suyu dinle ateşi yak özledim demek bu Parasız yatılı hüzünlerden ne kalır geriye Biraz Tamil biraz Türküz ayıptır söylemesi İntiharsa günahtır külliyen yasak bilirsin Pısırık bir ihtilal gibi getirdim sana bunları Bir de belleğim, başıma bela hazin ve komik üstelik Hatırla eskiyen meydan saatini, çocukluğundur Tayyare pulları getirdim sana evden kaçışlarımı İstersen yok say bunları tespih de yapabilirsin Beni vur saatin altında seni seviyorumdur bu Şiir yazan bir adamın fotoğrafı var yanımda Kendini ölümlü sanıyor onu getirdim ganimettir Büyüdü büyülenerek, taşlayarak kovdu kabilesi onu Suyun öte yakasında yaşadı, Sisyphos dediler adına Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna Ayna pusluydu bunca yıl nice sır taşımaktan Kırılmanın sesini duydum ve onu getirdim sana Unutulmaya geldim işte onarılmaya değil Kov beni kabilenden ama bekliyorum demek bu Ahmet Telli |
HERKES BİRAZ ÇOCUKTUR KENDİ İÇİNDE Çocukken oynadığım,bıkıp usanmadan,saatlerce, Komşunun oğlu gelince, Teleşla kaldırdığım, Oyuncaklarımdan bile çok sevmiştim seni. En sevdiğim gazoz kapağım aklıma geliyor şimdi, Gözlerini görünce.... Dinlediğim masalllarsa,sözlerindir bende. Sözlerin ki,sonu olmayan,bitmesini istemediğim... Söyledikçe gülümsediğim.... Yani içimin ilk aşkı,ilk acı veren cümleler... Ve söyledikçe büyüdüğüm,dudaklarından dökülenler... Çocukça sevdim ben,çok sevdim seni. Bir miniğin gökkuşağını sevmesi gibi. Az görüyordum yüzünü,bin yağmur gibi geliyordu. Ama sevdim; Katıksız sevgiyeydi uyanışlarım, Seni düşünüp yastıksız yatışlarım... Seni düşünüp yastıklara sarılışlarım... Sana yazdığım,asla bilmediğin, Şimdi okudukça güldüğüm masallar, Bak şimdi satır satır ağlıyorlar... Yine bilmiyorsun. Şimdi sensizliğin haftasında ben, Alışmaya çalışıyorum büyüdüğüme.... Ama bilirsin; Herkes biraz çocuktur kendi içinde.... .............................. Evren GÖZ |
Sere Serpe Uzanıp yatıvermiş, sere serpe; Entarisi sıyrılmış hafiften; Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor; Bir eliyle de göğsünü tutmuş. İçinde kötülüğü yok, biliyorum; Yok, benim de yok ama... Olmaz ki! Böyle de yatılmaz ki! Orhan Veli Kanık |
http://b9.img.v4.skyrock.com/b98/damlasu/pics/902479336_small.jpg Gençliğine güvenip erken derken belki elveda bile diyemezsin giderken. Bulutlara yükledim hasretimi, rüzgarlarla yolladım sevgimi, yağmurlar yağdırdım gözyaşlarımla küçük melekler gönderdim seni öpmeye! Geldiler mi? Nasıl ki uzaktaki yıldız parlak gelirse insana, uzakta olduğun için tutkunum sana! Sana yıldızlar kadar yakın olmak isterdim, her baktığında beni görebilmen için, sana bulutlar kadar yakın olmak isterdim, üzüldüğünde gözyaşlarını yağmur olup silebilmek iÇİN Eğer gökyüzü bir parça kağıt, deniz bir şişe mürekkep olsaydı yine de sana olan duygularımı yazmaya yetmezdi. Seni o kadar çok seviyorum ki... Biliyorsun her gökkuşağının bittiği yerde bir hazine saklanırmış. Gökuşağını takip ettim geçenlerde sende bitti... En değerli hazinemsin benim, canımsın. Yedi ayrı iklimden yedi çesit arı getirseler yedi çesit arı yedi ayrı çiçeği dolaşsa yedi ayrı çiçekten bal yapsa senin kadar tatlı olamaz... Ben seni dün sevmedim çünkü dün geride kaldı, ben seni bugün de sevmeyeceğim çünkü bugün de bitecek; ben seni yarın seveceğim çünkü yarınlar hiç bitmeyecek! Ağzımdan çıkacak söz olsan konuşmam, gözümden akacak yaş olsan ağlamam, kalbime hapsettim seni hiçbir yere bırakmam! Güneşin doğduğu da bir gerçek battığı da... Kalbimin attığı da bir gerçek, günün bittiği de... Ne çıkar tüm gerçekleri saysak tek tek. Seni seviyorum, işte o en büyük gerçek... Sen benim hayatımda olduğun sürece, ne sen kimseye rakip ne de kimse sana rakiptir? Çünkü sen benim için daima teksin! Dünde, bugünde, yarında? Yüreğin kadar yanındayım. Kendini yalnız hissettiğinde elini kalbine koy; ben hep ordayım! Sana yıldızlar kadar yakın olmak isterdim, her baktığında beni görebilmen için, sana bulutlar kadar yakın olmak isterdim, üzüldüğünde gözyaşlarını yağmur olup silebilmek için, sana sen kadar yakın olmak isterdim ki beni, seni sevdiğim kadar sevebilmen için? Güneşi seviyorum diyorsun güneş açınca gölgeye kaçıyorsun. Yağmuru seviyorum diyorsun yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun. Korkuyorum sevgilim çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun! Bana öyle bir mektup yaz ki sevgilim açar açmaz duyayım kokunu. Sevda essin başak saçlarında, sesin yüzümü rüzgarla bulsun... Bana öyle bir mektup yaz ki sevgilim, gelsin beni en koyu zulamda bulsun ve öyle bir mektup yaz ki sevgilim varsın ölümüm olsun. Yardım etmek mi istiyorsun? O zaman dinle; yaşama sevinci getir bana çokça olsun çabuk tükenmeyenlerinden. İhtiyacım var bu ara unutmak üzereyim mutluluğu, unuttum sıcak bir çayın tadını, esen rüzgarın serinliğini, hadi durma öyle hatıralarımı canlandır, iyi olanları? Ağırdır sevmelerim her yürek taşıyamaz, büyüktür umutlarım her omuz kaldıramaz, her şey olur da şu kalbim, bir tek sensiz olamaz. Mürekkepten denizler, kağıttan gemiler yaptım. Sonra ismini her yere yazdım. İsmini yazınca seni sevdiğimi sandın, ben seni sevmedim sana taptım!.. Güneşin buz tuttuğu yerde bir alev görürsen, bil ki o yalnız senin için yanan kalbimdir. Eğer seni nasıl ve ne kadar sevdiğimi öğrenmek istiyorsan bana yeni bir dil bulmalısın çünkü sana olan sevgimi anlatmak için kelimeler bulamıyorum. Ama bir şeyi bil ki seni çok seviyorum? Bir insanı sevmek onunla yaşlanmayı kabul etmek demektir benim için. Ben seni seviyorum ve bir ömür boyu seninle olmak istiyorum. Kuyruklu yıldızlar vardır, dünyaya yetmiş yılda bir gelirler. İnsanlar onu hayatı boyunca belki bir kez görürler. Ben o yıldızı gördüm, o da sensin birtanem? Sana bahçeden gül değil güneşten atom koparıp getirmek istiyorum ama kalbim gibi ellerin de yanar diye korkuyorum. Karanlık gecede önemli değildir yıldızları görmek. Gündüzleri yıldızları görmek marifet, aşık olmak önemli değil, bir ömür boyu sevebilmek marifet..! Mehmet Keskin |
SERSERIYIM...! Bir sarki besteleyip seni anlatmak isterdim Herkes duysun sana olan askimi haykirmak isterdim Ama düsündümde sarki olsan dillerde Herkes duysa o güzelligini Kiskanirim ellerden seni Paylasamam kimselerle Seni göstermem hic kimseye, resmini bile Bakarken nazar deger bide Aman uzak dursunlar bakmasinlar sana iste Kiskaniyorum seni vermem ellere Cektigim nefes attigin adim olayim Ben susayim sen konus doyamadigim sesini duyayim Ne bicim sevgi benimkisi Hergün daha cok sevilirmi birisi Ne gülümsün, ne günesim Benim ruhumsun, kalbim! Ben seviyorum kardesim O üzülmesin ben üzülürüm onun icin Kiyamiyorum ona napim Söylermisin nedir benim bu halim? Seviyorum onu iste serseriyim…! Rumeysa Benli |
Şehre Yağmur Yağdı gök üzerime devrildi sanki ezildim, ıslandım, ağladım katmer katmer artı yalnızlığım yağmurlarda gizlendi göz yaşlarım yağmur sessiz mâhzun yağdı bir köşede bir başıma ağladım görüyor musun şafak yüzlü yâr bulutların beyzası tenine göğün mavisi damlıyor gözlerine görüyor musun ayaz bakışlı yâr yağmur sağanak sağanak yağdı kuraklık içimde çöl kadardı yağmur berrak yağdı örtüsüne bürünen yâr yanağında bahar açtı yüreğime güller saçtı yağmur kaldırımlara yağdı şehrin yüreğine yağdı sular her yanda gürül gürül aktı biriken çamur eriyen günahtı yağmur akşama deyin yağdı yağmur toz duman günahkar şehre yağdı şehre yağmur yağdı Ramazan İlhan |
En fazla içimde ölürsün Cesedini sürüklerim gittiğim her yere Kızıl sonbaharım Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi Ellerimde çoğul bir gölge kuşu Adının arkasına basmadan yürüdüm Alnımda birikti çizikler Adımdan çıkardım aklımı Aklımsız kaldım Neylersin İnsanız Ne yapsak eksiğiz işte Ölüme ayarlı saatiz En fazla içimde ölürsün Sorarım Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni? Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi? Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını Devrik cümlelerimin öznesi oldun? İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım En fazla içimde ölürsün Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana Kalan gidene denk neyi varsa susuyor. Ve susmak inceltiyor her yarayı Ve susmak bakmak oluyor Gitmediğin her yere Kim tutuklanmış yalnızlıktan Gizin içine gizlenen kim Söyle beni nerene sakladın Ki şimdi bu kadar sokaktayım En fazla içimde ölürsün Karla karışık yağarsın yara Bereme Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde Sana borcum olsun Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde En fazla içimde ölürsün Yanağında yanar avucum Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar Gırtlağıma kadar aşka batarım Yeteri yok. Eksiği fazla. Neyin kaldı eksilenlerden arta İçeri doğru kapanan bir kapıydın Saçlarından geçtim önce Ve kendimden öylece Neyim yoksa var bildim Eğildim Eksildim Eridim Bir seni bitirmedim Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını Uğultusuna tutunamadın Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan Öyle yaşadım gözlerini Tenimde itiş kakış Cebimde depremlerin Esrarlı gece ayinleri Volkanik şiirler Usul usul giymedim mi sözlerini Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer Sensizlik seni anlattı en çok Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti Söyle saçlarında öldüğüm Bir geri gidiş kaç günde gelirdi? En fazla içimde ölürsün Cesedini sürüklerim gittiğim her yere Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri Açar gibi yaparak açık bir kapıyı Beni ikiye böldün Hadi içimi kendine aldın da Beni nerde bıraktın Hangisini seçerdin benim için Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için Ben yarama çoktan sen bastım Yaşım kadar gencim Adın çabuk diye geçti Ardında aç köpekleri bırakarak Ezberimden geçtim. Hızla biten aşk şarkılarından geçtim Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk Bildim Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine Onurlu bir karanlığı seçtik Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik Cesurduk çünkü Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız Gerisi hiçlik Gerisi yokluk Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka Bir hayatın tüm yanılgılarını Saçlarında çözdüm Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın Sessizlikte bir dildir Çoğul susulur Pusulur Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın Yıkık şehrimin izbesi En fazla içimde ölürsün En çok Gözlerime gömülürsün. Gözlerimi kaparım Vasiyetimi yazarım Kahraman Tazeoğlu |
Yıldızlar ve Ben gecenin son saatleri Yıldızları seyrediyorum, içinde en güzeli benimki An geliyor gözlerime kayıyor bir tanesi Ve bir tanesiyle arkadaş oluyorum sabaha karşı Kimisi alabildiğine geziyor gökyüzünü Anlıyorum yanlızlık onlarıda sarmış Genede kapılmıyorlar umutsuzluğa Genede mutlular benim gibi Gece onları sarıyor onlarda beni Yıldızları seyrediyorum onlarda beni Ve gitme vakti geldi diyor en güzeli Geceye elveda diyor bir tanesi Sen ! yıldızların en güzeli özliyeceğim sen Son Şiir |
Bende Kalsın Al da git eğreti gülüşlerimi İsyanı kutsayan yüz bende kalsın Maviye boyama zor düşlerimi Gemimi yakacak köz bende kalsın Mermere saplanan bir deli su'ca Nefreti sevdama etmişim boca Karanlığa dönük bir çift namluca Tetikte bekleyen göz bende kalsın Neşeyi açmadan solanlara ver Gülüp eğlenmeyi yılanlara ver Baharı, Bahçeyi çalanlara ver Van Gogh'un çizdiği güz bende kalsın Bilirim yol uzun sürmek zor ama Çekmediğin kahrı koy matarama Azık kıt, vakit dar, tuz bas yarama Çiledeki aziz giz bende kalsın... Mustafa İslamoğlu |
bir ölünün son saatlerini yaşar gibi sessiz şehirler parmaklarını uzatmışlar küsmüş güneşler kaç kişi taşır içimizde yorgun vagonlar kimler diz çöker kimler dirilir ezgiler ki sansürlenirse kaçmaya kalkmazmı yıldızlar ........................................................... çıkılması zor basamaklarda duruyoruz ortalık yerlerde kıvılcımlar çaktırıyoruz tanımadığımız yüreklerde umutlar inşaatlarda çiviler gibi unutulmuş paslanıyoruz ummadığımız günlerin birinden sesleniyorsun oysa dışlamıştık seni aşkla çıkıp geliyorsun sürümüze katılmak istiyorsun ulumak için can atıyorsun yenilmiş kemiklerimizi yalıyorsun …………….................................... haberin yok bir sürü şey değişti bir ölünün saatlerini yaşar gibi sessiz şehirler kavgasız ve havlamasız geçen anlarımızda aydınlık yanlarını alıp götürdüler.. necmi dayan |
Öylesine sevmiştim seni Gülüşünü, saçlarını Sevecen ve de sıcak olan bakışlarını Elerini, teninin kokusunu Hepsini öylesine sevmiştim Her yağmurlu günde Şemsiyeyi açmadan yürüdüğümüzde Islandığımız zaman gözlerime bakarak Seni seviyorum dediğini Sonra birbirimize sımsıkı sarılarak Pencereden bakanlara aldırmadan Yürüdüğümüz o caddeleri Hepsini öylesine sevmiştim Ve ben seni Öylesine sevmiştim ki İşte bu yüzden bugün Ben ilk kez Sana ağlıyorum atilla kızılkaya |
KENDİNİ BİRİKTİRME KOLEKSİYONCUSU Aşkı ayrılıklar yaşatır Hadi küs kendini ona Sonra kendi içine kus Bir şiir kana Dilinden susul İntihar kurgulu gözlerinde Kör bir uçurum var dalgın Gölgen kendine dargın Ona çığlığın çok ama İçin kendinden yorgun Bir yağsan ıslanacaksın Kanamalı bir düşe Eski bir cinneti asacaksın Gece kara çalınca yüzüne Heybenden intihar çıkaracaksın Aşkı ayrılıklar yaşatır Kendini biriktirme Ayrılacaksın Kahraman Tazeoğlu |
ARAZ "Yalnızım çünkü sen varsın" "gel" desen gelirdim gittiğin uzakta bendim dağ gibi bir ihanetten düştüm bu kendime son gelişim ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime kendimi suçüstü yakalıyorum ve kentsizliğimin isimsizliğini Araz´a uyak düşüyorum gözlerime senden düşler sürüyorum ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor bana en büyük tehdit yine ben oluyorum sonra bir durağa yaslanıyorum sonra bir kente ve sen gidiyorsun ben kanıyorum diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun" oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun yorgun Haliç´e biraz inat biraz ihanet bırakıyorum ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum aklıma düşüyorsun düşüyorum düşünce üşüyorum azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum yalanlarımla bir hiçlikteyim beni içinden kaç bu kentte her yağmur kendini ağlar aklıma düşsen yalnızlık oluyorum ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir nerde kimi üşüyorsun artık kendini yakan bir ateşim kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz şimdi boş duraklara yaslanıyorum boş kentlere oysa "gel" desen gelecektim gün düşlerime dönüşlerimde bakışın içiyor beni gözlerimden gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara uzaklığına uzanıyorum sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan yıkılıyorum şarkılara "kimseler biliyor" yalnızlık dostumdu şimdi korkum oluyor oysa "gel" desen gelecektim artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan kendimi yitirdikçe sana gidiyorum göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum uysal yalnızlıklar satın alıyorum gülüşümle ödeyerek ve içimde yalancı bir katil taşıyorum yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben kirli sözlerimi temize çekme oysa "gel" desen gelecektim gözlerim ihanete ihbar taşıyor kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına sözü namluna sürmelisin şimdi en yaralı yanımdan vurmalısın beni çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam susuşuna kan döküyor gözlerim sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun oysa bilmelisin Araz´ım kimsenin içi görünmez ve hiç bulamadıklarını asla yitiremezsin bak şimdi aramızda sessiz kalıyor söylenecek bütün sözler her sabah akşam oluyorsun alnından ellerine damlıyorsun yüzündeki yağmurla iniyorsun kente içine dert oluyorsun kentin dışına yağmur yüreğinde dağılıyor kristal şehirler duvarların kan öksürüyor ve sen başkalarının gözlerini yüzümde aramamayı öğreniyorsun beni bir durağa yaslıyorsun beni bir kente gidiyorsun oysa "gel" desen gelecektim susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın en susmakta neydi öyle sen en dinlerken biliyorum Araz´ım insan kendini bulmamalı, hep aramalı gittiğin yerden başlıyorum öyleyse gece cinnetlerimi de alıp yanıma denize bakmayı bilmeyenler bir gün mutlaka boğulur işte bundandır gözlerinden kaçışlarım siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı ben şimdi gurbetim içimde taşıyorum heba olsa da senlerce yılım oysa "gel" desen gelecektim ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden şairler ölüdür derler inanmıyorum en karanlık ceketimi giyiyordum ışığa kördüm çünkü şimdi ise güneşe ilerliyorum dirilmek için kimliği paslanıyor eski bir anarşistin gecenin kör gözünden utanıyorum hadi bana en militan kelimelerle saldır batır içime cümlelerini beyhude bir dehşet bırak hak ediyorum gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime can kaybından ölüyorum cenazemde namaz kılacağım zan altındayım yalanıma inanıyorum yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin kinim kendime susuşum sana küsüşüm tüm dünyaya üstü kalsın ihanetimin "gel" desen gelecektim yine bir tren geçiyor içimden sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan süsle beni ey aşk geçtiğin yerleri öpüyorum yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum dişlerindeki nikotin tadı terkimde sirenler ve ateş hatları içip sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla yasadışıyım tutukla beni gözlerimden kalemim bitti yitirdi şiirini şuur öldü kanımdaki mürekkep balığı solumdaki sise intihar etti intiharlar bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek yaşamak için geç bir zaman ölmek için ise erken çok davullu bir senfoni sürçüyor dikiş tutmaz ayrılığımda kirpiğinden yapılma bir darağacına geceyi asıyorum yoksun bu yağmurlar ıslatmıyor beni bir durağa yaslanıyorum sensiz gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum "gel" desen gelecektim oysa kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor şimdi herkes biraz sen biraz acı göğsümde bir vagon gizli sözler batıyor fırtınalar çıkıyor üstüme şakağımda intihar acemisi bir şairin delilik provaları arkandan uluyan kapılardan söküyorum kokunu yokluğunu kokluyorum yokluğunu yokluyorum çöz gözlerimi senden hadi ücranda yak bakışımı gözlerine bekçi sevdam dünden ve senden kalmayım içine her düşen kendi keşfi sanıyor seni oysa sen melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin ve kendini acıtmak istiyorsun ama güller kendine batamaz bilmiyor musun "gel" mi diyorsun herkes kendi gördüğüne bakar peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu hadi en kanadığımız yerden susalım "gel" desen gelirdim "git" dedin ve gittin Aşka... Rüzgara... Ayrılığa... Zamana... eyvallah.. Yazar: Kahraman TAZEOĞLU |
Yıkık Ve Kırık Yıkık ve kırıksa tüm umutların Bir noktadan farkı yoktur yaşamın Ve karanlıklar içinde ki, Bir ışık özleminde ise bu çırpınışlar Gözyaşlarında yitirilmiştir umutların Kan ağladığın gecelerde ki hırçınlığın Yanlızlığın içinde ki zavallılığın Lanet yağdırdığın sevgiye, Tekrar dönüşünde ki anlam Bir ışık arayışıdır yoklukta Yıkık ve kırıksa tüm umutların... Uçurumların diplerinde Açan çiçeklerdir aradıkların Yokluk ile varlık arasında ki Bir bağ gibi tıpkı... Ulaşamazsın!... Ellerin boşlukta kalır, Gözlerin çiçeklerde Ve gözyaşların düğümlenir yaşamın, Yıkık ve kırıksa tüm umutların... Bekir Sıtkı Özer |
ÖLÜMÜN EN SÜSLÜ HALİYLE GELİRİM SANA Düştü ellerim içindeki boşluğa, Çırpınırken tutunmak için, Kırılan tırnaklarımdan sızan aşktı… Sarıp sarmaladığım koca bir karanlık Gömdükçe başımı yastıklara Gözlerimden düşen her damlayla Çiçek açtı çarşaflar… Kirpiklerimi yoluyorum tek tek Törpüleyip saklıyorum, Yumduğumda ağır gelen göz kapaklarımı Rüyalarına batmasın diye Gerçek kadar acıtmasın içini diye… Her nefes alışınla Saçlarımda ki tüm kırıklar Sana uzanıyor Her kapı aralığında Burnuma saplanan Rüzgardaki kokun olmalı sonbahar Tüm hücrelerime işleyen, Ruhumu titreten. Manzarasız tüm pencere önlerinde Nefessiz gözlerinin doğuşunu bekliyorum Şimdi uyandır beni bahara… Sınırı çoktan aştı haddim İçinin tüm katran karalarını Hakkım sayarak kazıyorum İçinin boşluklarından. Benim artık bütün siyahlar Sarsam da yakışmaz sana Tezattır gözlerinin mavimsi yeşiline Ve tezatlık yorar seni Yorgunluğun sardığında beni Bir damla su olurum okyanusta Fark edilmeden dalgalanır Sana durulurum… Başla hadi sıra sende sar beni Yalnızlığıma ilaç içinde h-iç et beni İçinde iç et beni Koca şehir yutsun diye Kaldırımlarında sürüdüğüm ayaklarımın altından Kesilirse sana gelen yollar; Hilal, giyotinim olur boynumda en ışıltılı Ölümün en süslü haliyle gelirim sana…! Nereye yağsam acı taşar Şehrin tüm sokaklarından Kuruyan bedenimle titreyen Sonbahar yaprağıydım ben; Kızıl baharlara özenti. Hiç değişmedi ki mevsimler Ben seni geçişsiz bir aralıkta kokladım, Islayıp içime bastım. Hadi şimdi sıra sende İstediğin kadar çocukluğuna özenip ağla. Anaçlığıma emanet korkutan korkusuzluğun. Başım göğsümde salınırken Bir ileri bir geri anı sabitledim gözlerimle Sana odaklı tüm düşüşlerim Delilik hali bu; Sigara dumanında ki kıvrımlarda Yüzünü arayıp dokunmaya çalışmak. Ve tek bir çığlıkla dışarı çıkıp yalınayak Sokaklarda gölgeni aramak…! Sonbahar, sonbahar olmalı… sebebi sonbahar… soyunup tenden ruhunu giyinmek. üşümüyorum üşümüyorum…! Şiir : Esra Soytürk (yitik umut) |
YANLIŞ ANLA BENİ keskin bıçak aşkının kestiği damarımdan fışkıran ayrılığı intihar ediyorum kırık şakaklarıma yapıştırdığın teselliyi dudağımda uçuklattım gidiyorsun yağmurun kızı çekmişsin pimini ayrılığa gözlerinden ağrılar sızıyor çığlığını yüklerken gemilere geldiğin her yere yabancısın içinde taşıyorsun katilini tokada doydu yüzünün sol yarısı kalın bir kalem altını çiziyor şimdi kanat sürçüyorsun bir gidişe ardında gurbetleşen kavuşmalarımız yakıştırıyor her intiharı bana benden çok sağanaksın parmaklarımın ucusun yaktım ve içtim dön ve gül gül ki gözlerim çiçeklensin yalanlarla saklıyorum sevdamı ne olur yanlış anla beni..... Kahraman Tazeoğlu |
Şimdi gidiyorsun Git Oysa senden tek bir damla istemiştim Sana kocaman bir deniz sunmak için Şimdi gidiyorsun Git Ne zaman başladı bu hikaye Anımsamak zor Gençtim Hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım Komazdı öyle üç-beş nöbetleri Geceler içimi acıtmazdı böyle Bir insan bu kadar eksilebilir mi Hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı Bu şehrin biryerlerinde Düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona Gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin O adam bendim unuttun mu Bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu Seni unutamadı İşin kolayına kaçmadım Uğruna ölmedim yani Uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep Sen bunu da bilmedin Ben bir bakışına bin anlam yükledim Sen aşka kestirmeden gittin Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma Şimdi gidiyorsun Git Bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden Bütün ışıklarımı söndürüyorsun Bu cehennem cinayetlerini işliyorsun Sonra bunlara intihar süsü veriyorsun Yazıklar olsun yazıklar olsun Susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor Hani sen sevdiğini Yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin Düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin Uzun lafın kısası yoktur Anlatacağım çok şey var Hoyrat bir rüzgar gibi geldin Aklımı hayatımı dağıttın Şimdi gidiyorsun Git Daha ayrılığa bile çarpmadan Aşk bize döndü Bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri Artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil Ama sana dokunmak da yasak bana Göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır Sen var ya sen Allah kahretsin Yani şimdi Gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı Yani şimdi başkaları mı sevecek seni Ben saçlarını okşadığım zaman Ellerin öksüz kalırdı Şimdi gidiyorsun git Kahraman Tazeoğlu |
....... Meğer ne çok beklemişim gelmeyişlerini. Sen beni anlarsın be usta ne garip sıkıntıdır şu suskunluğuma en uygun makamı bulamamak. İçimin buz kestiği yerden çıkıp geliyorsun gözlerime. Sen geldiğinde ise düşürmüş oluyorum düşünden kendimi... Kahraman Tazeoğlu |
BENDE Kİ SENİ ALAMADI Kumdan kaleymiş meğer sevgimiz Denizin o kadar yakınına kurmuşuz ki Küçük ufacık bir dalga yerle bir etmiş herşeyi Fark edemedim...... Yalan mı vardı ihanet mi yoksa riya mı? Neydi bizi bu kadar imkansız yapan Neydi severken ayrı kalmayı göze aldıran Neydi bizi bizden,bizi hayattan koparan Gözyaşlarımı içime akıttım Kalbimi görülmemmiş bir sel aldı Ama o taşkın sel bile Bende ki seni alamadı...... ................. Alıntıdır |
Bir Mektup Bekliyorum Bir mektup bekliyorum Sevdiceğim gönülden Bir mektup bekliyorum Söz vermiştin çok önceden Bir mektup bekliyorum Dün gelmesi lazımken Bugün hala gelmeyen... Asiye Atabaş |
Kara çalınmış günlerin ertesinde, ellerinde güneşlerle gelen yar! Huzuru içirdiğin yüreğim şimdi hüznü içiyor ellerinden, bilesin! Yüreğine kanatlanan yüreğin kanadı kırıldı, kanıyor. Göğe uçurduğum umutlarım vuruldu bir bir Hüzün ki, yokluğuna katık ettiğim, Yine dolandı eteğime, peşimi bırakmıyor. Adının her harfini gözyaşıma çizdim ve titrek bir yürekle yokluğuna ektim Sen avazın çıktığı kadar susarken ben taze çığlıklar yeşerttim sana! Nefes nefes acıyı yonttum adınla, Yokluğuna buladım ellerimi, Yüzüme bölük pörçük diktiğim yamalı gülüşlerdeyim şimdi. Ah yar! Ah! yoluna ,can diye diye benden geçtiğim, Ah suskuların şahı, Bir çözebilsem boynuma doladığın sessizliğin düğümünü Bir yudum harf düşse,hisseme alfabenden Yalın ayak çıktığım yokuşlarında düşmeden bir yürüyebilsem. Öyle bir acı ki bu! nasıl anlatılır bilmem Kırsan kırılmaz,büksen bükülmez Ateşler yakmaz,sular söndürmez! Söylesene yar! Hasretini adımlasam kaç adımda biter? Özlemin kaç nefestir saysam? Bilemessin ki Akla sığdıramazsın bu denklemi Nasıl anlatayım ki daha hal-i pür-melâlimi... Sen yine sükutu giyin yar! Dilersen hiç konuşma. Ben kelamlarımı çürüttüm yolunda. Çarpsada bir tokat gibi yüzüme, her harfi yoluna heceledim. Ve bilesin üstüne aşkı giydirdiğim, Söz verdim ben bu yüreğe, Hiçbir harfi sensiz bir cümleye kurban etmedim! NârveNur / Ekim 2007 |
Seni seviyorum diye Gelişine kadar rötar yapmış hayatımı Seninle yaşamaya hazırlanırken Sana uzanan yollarımı kapaman niye? Biliyorum haykırışlarım boşuna Şahin pençesinde asılı serçe gibi Nafile tüm çırpınışlarım Boşuna sesleniyorum duymayacağını bile, bile Seni beklemem nafile Gözlerinde zifir siyah bir perde Alkış tutuyorsun alabildiğine Şamdandaki mum gibi eriyip bitişime Sen kulaklarını değil Yüreğini tıkamışsın sana seslenişime Oysa ben Tüm yokluğuna inat varlığını yaşatırken içimde Gül pembesi çizgilerle resmini işliyorum Karanfil moru gecelere Şiirleri seninle yüklüyorum kanatırcasına Dizeleri ağlatıyorum. Seni işliyorum hecelere Tüm yaşayamadıklarıma inat Seni yaşamak istememdi ütopyalarım Tek sana adanmışlığımdı ölümüne Tek senin doldurduğundu rüyalarım Şimdi Bir tutam gücüm kaldı en sona sakladığım Bilmiyorum Ansızın çıkıp gelecekmisin aniden Bir avuç toprak olmadan sonunda Sen diye kucakladığım. Bir gün Anlayabilme ihtimalin var ya sevdiğimi Düşüp gelme umudun var ya yüreğinin peşine Yüreğin bende emanet biliyorsun Ve ben Yüreğin yüreğimde Yüreğin ellerimde Çok yakında Çekip gideceğim yok oluşun koynuna Beni düşürdün ya bu hale Günahı boynuna. Mustafa Şekerci |
GİTTİN AMA BİR ŞEYİ UNUTTUN Kızgınsın biliyorum,hatta kırgınsın bana, Bense kalışımdaki suskunluğumla, sana sesleniyorum ; Hızla kaçıyorum içimdeki tenha ülkeden, Yamaçlara vuruyorum yüreğimi. Ayaklarıma dolaşıyor mevsimler, Aşk kuyusunda Yusuf oluyor sözlerin. Bense yine koşuyorum düşlere. Gönül infilak halinde şimdi, Ayrılık fırtınası boğazıma kaçan… Damarlarımdan çekiliyor aşkın yalanı, Tüm sözler geçmiş zaman oluyor bende. Bir avuç hasrete dem vuruyor, Külleri batıyor gözlerinin, içime… Kimsesiz bir söz aramızdaki, Zamansız susuşlarla çevrili… Gittikçe daralıyor yaşam çemberim, Susmaktan öteye gidemiyor cesaretim. Aşk iki kişinin tekleşme yarışıdır, Ve bu yüzden tüm ayrılıklar erken yaşanır ! Yaşlanmışlığım zamandan değil, aşktan… Şimdi hicaz bir hüzün soluyor gözlerim, Ruhuma ecel firakı süzülüyor. İçimi kanatıyor galeyan bir sızı, En diri ölüm ayrılık olmalı… Susuşlarıma düşüyor gaib bir aşk, Ayrılığa borcum mahşer vaadi. Gittin ! Ama bitmedin! En çoktan ve en baştan başladı her şey, Hüzün kaldığı yerden,sevda en derinden devam etti. Bu gidiş bana hiç yaramadı. Şimdi daha çok korkuyorum geceleri, Ve daha çok kanıyorum sana ; Adın yaramda tuz, kanım son mevsiminde güz ! İçimde külleniyor hüzün türküleri, Gurbet soluyor cümleler, yalnızlığıma. Ardında bıraktığın bir ihtimalle çıkıyorum, Beni bir başıma bıraktığın bu yolda ! Gittin yar ! Gittin ama bitmedin. Unutulmuşluğun koynunda yeşerdi zaman, Göklerden taştı ahım, feryadım. Aklımı kaybettim firari akşamlarda, Hep seni düşündüm, hep seni üşüdüm.! Şimdi bir avuç Sus sürüldü dilime, Gözlerime katran bir hayal çekildi. Kan gözlü ölümler düşüyor kahrıma, Alnımda yıllanmış yıllar duruyor. Gittin yar ! Gittin ,ama bir şeyi unuttun. Şimdi yastığımda nemli bir hüzün, İçimde küsüşümün izleri duruyor. Ve kanıyor içimdeki Sen ! Ve içimde ateş çemberi bir yalnızlık üşüyor. Ve ben burada her gün ölüyorum. İntiharımı ilan ediyor takvimler. Gittin yar ! gittin Ama giderken kendini almayı unuttun, Ve ben bu yüzden hiç olmadığım kadar suskunum ! alıntı |
Doz Aşımı Doz aşımına uğrayan hayallerim parçalanıyor... İçimde acınası bir kırıntı gibi kalıyor, Senin varlığın. Gidiyorsun... Geç kaldığım bir sevdanın son sözleri çınlıyor kulaklarımda, Seni seviyorum, diyorsun ve Gidiyorsun... Düşüncesi bile bir çığlık gibi bölüyor mutlu dakikaları İçime sebepsiz karabasanlar çöküyor. Adın hecelere bölünüyor Kalbimde mührün kalıyor. Döneceğim, diyerek gidiyorsun... Sevdamıza güveniyorum da Vesveseler bırakmıyor yakamı Ya unutursan beni! Unutma beni sevdiğim Unutma gözgöze geldiğimiz saniyeleri... Sana geç kaldıysam... Boşver be sevdiğim geçte olsa buldum seni. Sen törpünlenmiş sevgi sözcüklerimle bile sevdiğimsin, Söylemesem de, söyleyemesem de İlk dakikadan içime düşen bir damla umutsun, huzursun... Senli dakikalara yazılacak nice şarkılarım olacak Çabuk dön, Suskunlukların kadar kısa olsun gidişin... Çabuk dön, Satıraralarında kalmasın bizim sevgimiz... Geç buldum ama erken kaybetmeyeceğim seni... Seviyorum, seviyorum, seviyorum seni... Solmaz Akça |
AŞK TUT/SAK /..Faili meçhul bir aşkın kimliğinde saklı kaybım.../ Bırak...sorma! Hanesi boş kalsın ismine yüklediğim anlamın Aşk de, nefret de ne dersen de.. Ben bile bilemezken bendeki vazgeçilmezliğinin sebebini Bırak sözcüklerin kafası karışmasın... Bir kelimeye Bir dizeye Bir şiire sığamayacak kadar ağrılı harflerim... Yürekte sevmek çok zor Dışarı çıkmak istedikçe içimdeki tutsak aşk Susturdum çığlıklarını Çırpındı Yüreğimin duvarlarına yumruklar attı Yırttı Kanattı İçim birkez daha acıdı Sen acı/ma..! Son gözyaşımı da yuttum Şimdi ağrılarım dinmek bilmiyor Aşk kaybından gideceğim... Açın ışıkları geceler Sigaramın dumanından kalemim ne yazdığını görmüyor...! Yüreğimdeki mahkum aşk... Dur/ma kaç! Nasıl olsa bulurum seni gidişinin ardındaki damla damla kan izlerinden! Dilek Eğri |
ACILAR DENIZI Ben acilar denizinde bogulmusum isitmem vapur duduklerini , marti cigliklarini Dalgalar hergun bir baska kiyiya atar beni Duyarim yosunlarin benim icin agladiklarini Oluyum coktan, bir baksana gozlerime Gor, icindeki o kanli cam kiriklarini Bu ne karanlik , bu ne zindan gece boyle Butun gemiler sondurmus isiklarini Ben acilar denizi olmusum, yaklasma Sularim tuzlu, sularim zehir zemberek Baksana; herkes icime dokmus artiklarini Bu karanlik bitse artik, bir ay dogsa Bir deli ruzgar ciksa; alip goturse Yillarin icimde biraktiklarini... U.Y. Oguzcan |
taş plaklar kırılmaz benim alınamamış bir tek yedinci kapım var içimdeki dehşetin boşalan zembereği seni durdurmanın tek yoluna düşer giderim konacak yer bulunamayan fotoğraflarda yoktur yerim artık arananlar listesine yazılır adım sürgün olmayı/sürgülü olmaya tercih ederim çekecek resti yoktur gezginlerin rast makamına uğrayan ezgilerin düşerken tutunamadığı tek yer melankoli neden bütün renkler tek beden artık farkındayım durup dururken gülümsemiyorum beyazı büyüyor dışımızdaki resimlerin gözlerin öpüldükçe harlanan turunç mangallar senin kimi zaman perşembe günleri hayli tanıdık kor ataşe benziyor aralayarak üzerindeki külleri kor ateşe benziyor perşembe günleri yüreğim; hayasız temmuz benim alınamamış tek kapım hangi gümrüklerden geçmedi ki namussuz ben kadını çok satan bir kitap gibi sevemem yüreğim / ağır kargom sevgi koydu her gün yaptığı işin adını sana çok meraklıyım eşzamanlara ayarlı ortak isteklerde kararlıyım herkesten sakındığım izmir neleri sevdiğini bilmekte haklıyım aşk sanal elbette büyüdükçe giysileri daralan bir kentte pekala üşüyebilir insan kalabalık yalnızlıklardan yabancı bir sözcük kendine ait olmayan alışkanlıklar edinebilir türkçe’de yapılan yanlışlıklardan aşk sanal elbette büyüdükçe giysileri daralan bir kentte en değerli şeyler bizden başka kimselerin bulamayacağı yerlere saklanır yüreğim senin saklı zeybek halin seni sevmekte çok haklıyım zeybekler/dağların yargısıyla aklanır ben sana çok meraklıyım kuğulu parktır bir havuzun düşleri açılır gözkapaklarından içine akar bu nehir dilimin ormanından sularına inen geyikler ilkin ayaklarından vurulur ağzının kıyılarında vurulur fakat uykularında şekersiz ve hep sıcak bir bardak çay tadındaki istekler tatlı berrak ve soğuk sulara kaçar alabalıklar arkamızdan boş mermi kovanı toplar bu şehir küçük sular/ pet şişelere sığar alçalanların kendilerinden büyük korkuları var yolların tükendiği yerdir sığınaklar bulanır tabii ki örselenince akarsular bulanır kimi zaman akarsu gibi adamlar düşerken bizi yalnız sevdiklerimiz tutar büyür elleri yeryüzünü kaplar birimiz azalınca artar diğer yanımız ancak bir anlam kazanır sevgiden söz açınca bileşik kaplar ten /gövdemdeki ipek gömlek kıpırdar yerinden elbet bulur kendine avunacak bir neden imbatlardan derlenen fırtınalar sen bilirsin nereye çekip gider dibi tutmayan teflon adamlar dokunmayı bilirsen pencerendeki begonyadan karadenizdeki ormana gizli bir geçit var düşerken bizi yalnız sevdiklerimiz tutar benim hala alınamamış açık duruyor yedinci kapım hileli zarların da bilmediği şeyler var bir adamı ancak kendi makamı yıkar taş plaklar kırılmaz olsa olsa kırgındır biraz üzerine çekingen ve acemi çiyler düşen bir kasımdayım tüm ağırlığımı alıyor bu erken varışlar düşüşler yap bana hiç yakışmıyor bize bu iç kanamalı duruşlar beklenmedik düşüşler yap bana kehribar saçların şimdi tam farkındayım satılacak eşyaların arasından çıkar beni biraz umut kat acılarına unut/olunca sars beni düşür gövdenin lacivert benine yüzünün sofralarına ser en uzun kışlarına kurut beni sen çok istememin ağır bedeli rehin bırak beni zamanla ödenir ürpermenin diyeti gün gelir ödeşir bizi eflani 16.11.1997 / eflani Sedat Kısa |
Kasım Yaprağı Titriyor alev Yoksa ben mi üşüdüm Aynada gözlerim kahverengi Sığmadı bakışıma sessizliğin Güneş öptü uykumu Yağmur dindi Kasım yirmi... Karıştık iki güz masalı Çaresi yok İçiyoruz... Yaşamak... Çatısı göçük cümle Şişe dibi düş bulanık Ayrılık... Dil ucumda is kokulu tül Her sevincin sonunda nokta Her acıda virgül Anla Gelişin kadar var Gidişin kadar yokuz Dalımda sarışın gülüş Ağardı kirpiğim yokluğuna Topla düşlerini Sana gidiyoruz... Ferhat Gülsün |
kırkıncı oda Ne kadarınız gerçek sizin, kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki kilitler altında sakladığınız gerçek duygularınızla, gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor hayatınıza, söylenmeyen neler var kuytularda, hani kendinizden bile sakladığınız, bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz içinizde...? ? ? Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri? Sevip de söyleyemediğiniz, özleyip de açıklayamadığınız ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize gömdüğünüz oluyor mu, korkaklıklar var mı, kalleşlikler var mı, yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi bekliyor...? ? ? Göründüğünüz insan mısınız siz, yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur içinizde ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi taşıyorsunuz? Derununuzda neler saklıyorsunuz? Ne kadarınız gerçek sizin? Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz, yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız, gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı saklıyorsunuz, açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz? Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde, günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz? Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz yoksa...? ? ? Uzun bir yolculuğa çıkar gibi duygularınızla düşüncelerinizi denklere sarıp da içlerinizde bir yerlere mi yerleştirdiniz, bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve denklerinizi hiç açmayacağınızı bilerek... Bir gün çıldırsanız da bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça söyleseniz, neler duyacağız sizlerden, gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya, yoksa korkaklığın altında, bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi büyümüş yiğitlikler mi? Kızgınlıklarınız yok mu sizin, öfkeleriniz, isyanlarınız? Aşklarınız yok mu? Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz? Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya, kendinize şaşar mısınız, hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer, dile getirilmeyen özlemler, söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler, hangi boşvermişlikler, hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde? Ne kadarınız gerçek sizin? Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz kendinizden? Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı turuncu pırıltılı külrengi bir gecede, şimşeklerle boşanan yağmur başladığında şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz, ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi, bu kadar gerçeği o odada saklayıp, hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir sarsıntı yaratıyor? yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de ıssız gece, sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu, korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden, kırkıncı odanız size de mi kapalı, kendi kendinize bile mahrem misiniz? Ne kadarınız gerçek sizin? Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir? Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan, hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu, kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek istemiyor musunuz, bütün yalanlarınızdan uzak bir yere? Şöyle rahatça bütün duygularınızı, bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara, kendinizi bile yanınıza almadan. Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız kimleri saklıyorsunuz koynunuzda, yüksek sesle eleştirip de içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var, kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde gizliyorsunuz? Ne kadarınız gerçek sizin? Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir? Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size? Neler var kırkıncı odada? Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı, kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı yaşıyorsunuz? Niye yapıyorsunuz bunu? Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede belki... Belki de hiç açmazsınız, kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü, kendinizden sıkılarak.. Ahmet Altan |
| Saat: 07:28 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık