![]() |
Anlatma Gökyüzünde kayan yıldızlar var ya, Onlar hatırlatıyor seni hep bana, Bu yazdığım binlerce şiir hep sana, Beni sana anlatmış olsa gerek, Gözlerimi kapattığım da hayalini görürüm, Seni düşünürken arkama bakmadan yürürüm, Sana ulaşmak için uzun uzun çöllerde sürünürüm, Bu yazdığım sana vasiyet olsa gerek, Umarım anlamışsındır artık beni, Seni gördüğüm günden beri, Nasıl anlatsam diyordum kendimi, Benin ölümüm senden olsa gerek, |
YAĞMUR Dışarıda bir yağmur serin ve ince Üşür sokaklarda evsiz kediler Bir ölüm yalnızlığı bende her gece Siyaha bürünür mechul sevgiler Dışarıda bir yağmur serin ve ince Bir sevda türküsü söyler karanlık Evlerde ışıklar söner sessizce Kapımda belirir o an yalnızlık Dışarıda bir yağmur serin ve ince Kimsesiz caddeleri taşır içime Her köşe başında bir hayal bekler Zifiri bir korku salar içime Dışarıda bir yağmur serin ve ince Saçlarımı dağıtır bir deli rüzgar Ta arşa yükselir ayak seslerim Gönlümü harman eder gizli günahlar Dışarıda bir yağmur çılgın ve ince Secdeya kapanır çıplak ağaçlar Koşmaktan, yorulmaktan sızlar her yerim Düzlüklere inat uzar bende yokuşlar |
Ağlamayacağım Pencereye dayanmış kar’ın yağışını seyrediyorum Seyrederken eski mutlu anılarımı yaşıyorum Elimi çeneme dayamış öylece bakıyorum Yüzümde bir gülümseme Bir kar tanesini yere düşene dek izliyorum O ara sessiz eski bir şarkıyı mırıldanıyorum Gözlerimde bir damla yaş Evet. Evet ağlıyorum Hiç sebepsiz hıçkırarak ağlıyorum İkide bir burnumu çekiyorum, elimle gözyaşlarımı siliyorum Ve bir daha ağlamayacağıma söz veriyorum. |
KAÇ KİŞİYİZ KENDİMİZDE Pavese, Malcolm Lowry. İkizlerim. Gece de sonsuz değil, kötülük de. Ben de denedim. Lav fokurdarken, gidip geldim delilikleri. Bin vampir besledim şuramdaki inde. Sövdüm ve şehvetle öptüm her Meleği; ah! Bilemedim. Kaç kişiyiz kendimizde Karabasanlar yaşattım beni sevenlere, bir hataydım, besbelli. İçimdeki ölümden içimdeki ölümden içimdeki ölümden ürettim her şeyi. |
Umut Kırıntıları Bu gece bir başka hüzün taşıyor yüreyim Acılarım, sevinçlerim geçiyor gözümün önünden birer birer Fotoğraf karelerine sığdırılmış anılarıma bakıyorum Hepsinde sahte gülüşler Sonra umutlarım geliyor aklıma Ölü bir balık misali, karaya vuran umut kırıntılarım Hayallerim... Ah! Onlar ki herbiri... Önce avuçlarımda çırpındılar Sonra gökyüzünün sonsuz maviliğinde onlar da yok oldular Kurşun sıksan geçmez bu gecede Beni hiçbirşey korkutmuyor Ne soğuk ve karanlık odam, ne yalnızlığım Ne de pencereme hışımla vuran yağmur damlaları Senin yokluğun kadar Biliyorum. Gökyüzü bu gece benim için ağlıyor. Ama kim bilir... Belki belki güneş de benim için doğar Galiba içimde hâlâ UMUT KIRINTILARI var. |
Ben seni boş anımda sevmedim. Bir eylül sararıp solmayı unuttu ilk defa, İlk defa bir gece, ayyaş bir ayaz buldu kendine Ne kadar yazılırsa yazılsın, hiçbir sevda böylesine şiir olmadı serkeş bir şairin dilinde… Esmer teninde, kızılca kıyametlere düşerken sevdim ben seni… Henüz hiçbir insanoğlu utanmamıştı insanlığından Ve hiçbir çiğdemin hiçbir gülden eksiği yoktu seni sevmeden önce. Yaralarım kabuk tutsun diye sevmedim seni. Bir bıçak, keskinliğini keşfediyordu ilk defa İlk defa bir ayna, arınıyordu tüm sihirlerinden Ve o beyaz ellerimde, kader çizgilerini görürken sevdim ben seni… Ben seni sevmeden, Kedi ciğerinden habersiz ölüyordu bir yerde Mor menekşenin, açmak için bahanesi de yoktu Göçü kaçırmış kuşlar şaşkın Küçük gemiler, rıhtıma hasret kalıyordu seni sevmeden önce İlk defa, ıslak bir mendil temizleniyordu tren garından Ama daha usanmıyordu hiçbir yağmur, dolup dolup taşmışlığından Ve hiçbir yürek kafesi böyle hoyratça hırpanlamıyordu seni sevmeden önce… Ben seni sevmeden, Buharlaşan gözyaşından bulutlar olmuyordu Hiçbir toprak kokmuyordu böyle bir sabah güneşinde Ve çekilmiyordu yeşiller yaprağından Yollara ayrık gölgeler düşmüyordu seni sevmeden önce… Seni sevmeden, Hiçbir masal kaçmıyordu esas kızından Ve aşktan ölmenin lügat da yeri de yoktu… Ölüyorum yürek yaram. Ben seni boş anımda sevmedim! |
ÇOCUK VE HÜZÜN I Ne zaman bir çocuk ölse gözü evlerinde annesinin kavurduğu helvada kalır II Yoksul bir çocuk görsem yağmur altında üşüyen köprü olmak geçer hiç değilse içimden III Her akşamüstü oyuncakçı camekanından çocuk ellerinin izlerini siler |
senden emanet yaralı düşler… koynuma zindan gecelerde senden emanet ki sensizlik… senden öte şimdi yoksun ya ben hiç sensiz kalmadım ki senden sonra ... |
Ayşe teyze ve Ahududu Yok be annem; Kaldır bunları masadan. Şöyle ; Ahududu,böğürtlen,kızılcık koysana masaya. Söylesene; Kaç yıldır yapmıyorsun bu reçelleri, Nerde o kokular, o tatlar nerde kaldı anne. Hatırladım da annem; Soframıza böğürtlen koymadığında, Nasılda küserdi tereyağımız... Özledim anne, Özledim yaaa... Özledim o günlerimizi. Hani, Cumbaya tünerdim akşam üstleri Ve saatlerce kalırdım orda... Ve sen; Hep merak eder endişelenirdin Neyi var bu çocuğun diye... Oysa ben; Gün kararmaya yüz tuttuğunda, Ay limandan doğru yavaşça yükselirken, Reciden dönen Ayşe teyzenin yolunu gözlerdim. O bahar akşamına benzeyen bakışları olan Ayşe teyzenin dönüşünü beklerdim... Hele hele, Hasan Amcada; Evin önüne attığı iskemlesinde, Tüttürüyorsa Birinci sigarasını. O zaman; Ayşe teyze sanki daha da farklı yürürdü. Şöyle yan gözle süzerken Hasan amcayı, Sanki rüzgar "Dol kara bakır dol" çalar gibi Aynen o ritmi yakalayarak, Atıverirdi kalçalarını Bir o yana bir bu yana... Ve biliyorum ki; Çatlatmak için Hayriye teyzeyi, Salıverirdi en şuh kahkahalarını... Gecem hep o atışlarla dolardı, Yüreğim alevlere yüz tutar, Sanki Ayşe teyzeyle ben halvetlenirdim. Bir keresinde; Yolunu kesmişti Hayriye teyze de; Şöyle saçlarından tutup, Çalmıştı Arnavut taşlarına Ayşe teyzeyi. Kadının başından oluk gibi akarken kan; Ben sıyrılan eteğinden açılan, Bacaklarını çakardım hafızama... Ahhh Ayşe teyze ahhh... Sen; Biz yeni yetmelerin hayal rüzgarı, Sen; Ergenliği atlatmış bıçkın delikanlıların ifadesiyle, "Mahallenin ablası", Sen; Saçlarına ak düşenlerin, Hiç bitmeyen aşk senfonisi ve Son Tangosuydun... Yaaa annem; Özledim çocukluğumu... Özledim fasulye turşusunu,hamsi tuzlamasını. Öyle çok ama öyle çok bahanelerim var ki, Tüm bu özlem duyumsamaları için... Bak; gene sakladım senden anne; Ben aslında birazda ; Ayşe teyzeyi özledim... O da muhlama , kara lahana, hamsi kuşu gibi Hep iyi gelirdi bana. Bir keresinde; Bahçesinde çamaşır yıkarken, Çitin ardına saklanıp ona odaklanmıştım. Ayşe teyze; Etekliğini sıyırıp beline sokmuştu. Elleri çivitli sudayken, Yıkadığı çamaşırlarla adeta sevişirdi. Gözüm orada, ne kadar kalmıştı Ve nasıl dalmıştım ki; Arkamda beliren Hasan amcanın sesiyle irkilmiş, Ardından suratımda patlayan şamarın etkisiyle, Veryansın ağlamaya başlamıştım. Sonrasında; Ayşe teyzenin o kulağımdan hiç gitmeyen, Şuh kahkahalarını duydum. Yanıma gelip; "çokmu acıdı canın" deyişini Ve arkasından; "Değdimi düşlerine çakılmama"sözlerinin Ruhumda yarattığı deprem... Usulca yanağımdan öpmek için, Yanıma geldiğinde, Her tarafımı saran Kadın kokusu... Utancımdan hızla çevirince başımı, Yaladı geçti dudaklarımı Ateşden de kor dudakları. Ahh Ayşe teyze ahh... Sensiz; Ne akşamın oluşunun, Ne de kahvaltılarımın tadı kalmadı... Buralar büyük şehir Ayşe teyze... Şimdilerde "Mahallenin Ablası" değil ama Apartmanların gülleri peydahlandı. Ahh..Bir rüzgar essede; Uçuverse eteği diye ; Hayıflanmalarada hiç gerek yok!!! Ahh Ayşe teyze ahh... Bir kere de olsa; Şöyle teninin ateşiyle yanıp, O kadın kokunu çekebilseydim içime. Damla damla dökülseydi terlerim, Vadindeki tepelerin, Karayemiş gibi uçlarına. Ve hissetseydim ağzımda, Ahududunu,böğürtleni,kızılcığı... Işın Ergüney |
| Saat: 05:32 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık