![]() |
Sensizliğin en kötü yanı Artık eskisi gibi olamamamdı İnandıklarımın boş olduğunu gösterdin Ve emek vermek senin olması değilmiş hiçkimsenin Öğrettin Seninle bir yalana inamıştım Şimdi doğrulara inanmak gelmiyor içimden |
Ölümdü Adın isimsiz korkular var içimde hep sana dair hep ölüme ben ölümü seviyorum seni unutturuyor diye ve seni seviyorum ölümü hatırlatıyorsun diye ikinizde birsiniz aslında ne vakit sen yürüsen içime ölüm de yürüyor ardın sıra... |
Yaşıyoruz Ben ölmedim... Beni öldüremediler de; Yaşıyorum, yaşıyorum işte, At kıçında sinek gibi, Töööbe, töbe! Kapandı yüzümüze dergi kapakları, Bir varmış bir yokmuş olduk sağlığımızda. Şiir... O yosmanın boyuna. Gazete... Gelene gidene başyazı. Ara ki bulasın sayfalarda Şair Rıfaz Ilgaz’ı. Düştükse itibardan Ölmedik ya, yaşıyoruz işte, Yaşıyoruz dedik, yaşıyoruz be, Heeeey, fincancı katırları! Rıfat Ilgaz |
Yüregimdeki çocuk Yüregimde bir çocuk Sevinçle hüznü Bir arada yaşıyor Bir elinde umut çiçekleri Digerinde mutsuzluk dikenleri... Yüregimdeki bu çocuk aglıyor, Batmış eline Mutsuzluk dikenleri... Umut çiçekleri Gönlünü okşuyor... Kendisini Bekleyen geleceği Umut çiçeklerinde Biliyor... Yüregimdeki çocuk Ellerin de Umut çiçekleri, Gözlerinde Bir ümit ışıgı yanıp sönerken Kendisine sevgiyle uzanacak Bir dost eli bekliyor... Yüregimdeki çocuk Bir elinde umutsuz dikenleri Digerinde umut çiçekleri Gözlerinin içi gülüyor... Yüregimdeki bu çocuk Gelecekten umutlu Hayatla barışık yaşıyor... Halide Selcan Karagül |
DÜŞLERİMDE KALDI SEVDAM Gökyüzü zifiri karanlıkken,pembe bir dünyada elele bu sevdanın içindeydik senle… Ve birlikte sonsuz olmaktı temennimiz. Çocuksu düşlerimiz vardı,sadece ikimizin olduğu… Zamanda uzun,yaşamda kısa olan bu aşkta; En güzel sevinçleri,en güzel anıları paylaştık,sevdaya dair çok şey öğrendik. Sevmeyi,gülmeyi ve terk etmeyi öğrettin bana,yaşamın sevince anlam taşıdığını gösterdin… Sevdim seni ! Can verip yollara düşecek kadar, Kimsenin gücü yetmeyeceği kadar sevdim. Uykularımızı paylaştık seninle,bir gece değil gecelerce uykusuz kaldık. Aşkımız için zamansız sevdik birbirimizi,umarsız,çıkarsız,yalansız… Dünyalara sığmayacak aşkımızı küçük yüreklerimize sığdırdık, Ayrılıklarımızı yaşanmamış saydık, Öyle ki hep birlikte olmalıydık. Sözler verdik birbirimize tutamayacağımızı bile bile… Sonra ayırdılar bizi; Kimseler düşünmedi ! seni,beni,sevgimizi. Sensiz hayat yoktu. Söz vermiştim sana,sevdama söz… Yaşayamazdım…bu sevdayı içime gömüp,seni bırakamazdım. Aldırış etmedim kimseye ayrılmadım senden. Sonra sen istemedin beni,sevdamın taşıyamayacağı sözler söyledin,bu aşkı hançerledin…sevdiğim ne yapar bile demedin,ama ben bıkmadım… Şimdi ise ayrılığımızın en karasında kara sevda oldu sevdam. Sen belki unuttun,ama ben unutmadım,unutamadım. Yeniden başlamak için çok çabaladım,olmadı,nafile… Sadece DÜŞLERİMDE KALDI SEVDAM… Şimdi sen yaşıyorsun,beni öldürdün,yüreğinde bana ait bir iz bile yok. Hatırla söz vermiştik sevdamıza,yaşadıkça bu aşkla beraber olacağımıza… Yalanmış oysa…gittin hayatımdan ama sevdan hep benimle. Bir gün üstümde çimenler bittiğinde bile sevdan yaşıyor olacak. Beni umut kurşunuyla vurdun ! ama onu öldüremezsin… Çünkü;sevdaya kurşun işlemez gülüm… |
Balıkçılar - Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder, Bugün açız yine; lakin yarın, Ümid ederim, Sular biraz daha sakinleşir... Ne çare, kader! - Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur; Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta... - Olur; Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala; Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz... Cocuk düşündü şikayetli bir nazarla: - Ya biz, Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz? Hala Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi Döğerdi sahili binlerce dalgalar asabi. - Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın; Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme... Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın; Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme, Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha! Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa. - Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa? - O gitmek istedi; "Sen evde kal!" diyor... - Ya sakın O gelmeden ben ölürsem? Kadın bu son sözle Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle Soluk dudaklarının ihtizaz-ı hasirine Bakıp sükut ediyorlardı, başlarında uçan Kazayı anlatıyorlardı böyle birbirine. Dışarda fırtına gittikçe pür-gazab, cuşan Bir ihtilac ile etrafa ra'şeler vererek Uğulduyordu... - Yarın yavrucak nasıl gidecek? şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak ılerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak - şırak döğüp eziyor köhne teknenin şişkin Siyah kaburgasını... Ah açlık, ah ümid! Kenarda, bir taşın üstünde bir hayal-i sefid Eliyle engini guya işaret eyleyerek Diyordu: "Haydi nasibin o dalgalarda, yürü!" Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; "Yürümek, Nasibin işte bu! Hala gözün kenarda... Yürü!" Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne? Deniz ufukta, kadın evde muhtazır... ölüyor: Kenarda üç gecelik bar-ı intizariyle, Bütün felaketinin darbe-i hasariyle, Tehi, kazazede bir tekne karşısında peder Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor; Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler... Tevfik Fikret |
Sana Sevdalanmak Vurulmak gibi tutulurca güneşe Sevdalanırcası bir uzak yıldıza, Arada bir gelip üstüne göğsünün Konan esintilere buse misali, Sevdalanmak gibi sevdalanmak hani, Kolay iş değil bir çok bilinmeyenli Çözümsüz denklemdir sana sevdalanmak, Özlemesi gibi mahkumun yeşili Ve bir sarımlık son kerelik tütünü, İşte öyle taaa içten seni özlemek, Tat vermiyor ki sardıklarım sen diye Sevdalanmaksa seninle olmalı ki Tutulurcasına olsun sevdalanmak, Unutulmak sende ki gibi olmalı Ve bir başka güzel sende ki tükenmek. |
Şimdi Sevişme Vakti Çıplak heykeller yapmalıyım, Çırılçıplak heykeller Nefis rüyalarınız için Ey önünden geçen ak sakallı kasketli, Yırtık mintanından adaleleri gözüken Dilenci Sana önce Şiirlerin tadını Aşkların tadını Kitaplardan tattırmalıyım Resimlerden duyurmalıyım. resimlerden... Şu oğlan çocuğuna bak Fırça sallıyor Kokmuş manifaturacının ayağına Dörtyüzbin tekliğinden On kuruş verecek Seni satmam çocuğum Dörtyüzbin tekliğe, Ne güzel kasların var Ne güzel bileklerin Hele ne ellerin var, ne ellerin. Söylemeliyim, Yok Yok... meydanlarda bağırmalıyım. Bu küçük Güllerin buram buram tüttüğü Anadolu şehri kahvesinde Kiraz mevsiminin Sevişme vakti olduğunu. Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım Baygınlık getiren şiirler Kiraz mevsimi, kiraz Küfelerle dolu pazar. Zambaklar geçiriyor bir kadın. Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı O biçimsiz bizans şarkısı. Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem, Nasıl etsem nasıl yapsam da Meydanlarda bağırsam Sokak başlarında sazımı çalsam Anlatsam şu kiraz mevsiminin Para kazanmak mevsimi değil Sevişme vakti olduğunu... Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını, Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere Mezarımda bu güzel, uzun kaslı boyacı çocuğunun Oğlu bir şiir okusa Karacaoğlan'dan Orhan Veli'den Yunus'tan Sait Faik Abasıyanık |
Ölçüsüz Aşk Seni seviyorum desem, var olan en yüce dağlar kadar, En yücesi bir yol kadar düz olur... Seviyorum desem seni, bütün denizler kadar, yetmez ki, İçimdeki aşkın bir damlasından, zaten bin deniz olur... Desem seni seviyorum, evren ne kadar büyükse, Şu koca evren çok çok küçülür, ölçü olmaz az olur... Seni seviyorum desem,büsbütün mevsimler kadar, Dört mevsimin bütünü de, sımsıcacık yaz olur... Desem seviyorum seni, sayısız yıldızlar kadar, Yıldızlar güneşe dönüşür, tüm geceler gündüz olur... Seviyorum seni desem, bütün canlılardaki hayatlar kadar, Ölenlerde katılınca, yaşam dünyaya hiç sığmaz olur... Seni seviyorum desem, acı gerçek ölüm kadar, Yaşam utanır kendinden, zerreleşir, bir toz olur... Özlüyorum seni desem, bir anlığım bin romandan çok olur... Aşkımıza kalem yetmez, kağıt yetmez, bu sevdaya, bu özleme az olur... |
... Ve Mona Roza Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü Ve boğazımı sıktı parmaklar ince uzun Günahkar toprağımın saçından bir tel düştü Sana ne olmuş Roza, bir derde tutulmuşsun Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa Her şeyim sizin olsun, hep sizin, kesik başlar Rüyasında örümcek başlarsa ağlamaya İçine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa Gibi ölüm önünde özbenliğim yavaşlar Öyleyse bu şapkayı atıyorum ırmağa Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır Ve kediler de her gece sürünür yastıklara Denizleri bahtiyar eden günler kısalır Satılmayan çiçekler zehirli ve kapkara Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır Bir geyiğin eriyen gözleri düşer kara Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi Sana da Mona Roza, taşbebeği bıraktık Ellerinde kılıçlı balıkların bir dişi Senin hatıran kadar büyük, yeni, karanlık Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim İtimat edeceğim şu belalı yağmura Ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim Asılmış bir adamın iki eli yağmura Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni Ve bir şehir yaratmak ruhundan Geyve diye Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni Katıvermek sessizce söylenen bir türküye Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni Ve son vermek bu bitmeyen şarkıya Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni Sana tavus kuşunun içine girdiğini En son söz olarak söylemek istiyorum İçimde tavusların kaybolduğunu Bana da bir çift ak kanat kaldığını Son, en son söz olarak söylemek istiyorum İçime girdiğini, tüyünü yolduğumu Son, en son söz olarak söylemek istiyorum Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara... Sezai Karakoç |
| Saat: 13:16 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık