![]() |
Mutlu Aşk Yoktur Ki Dünyada Aslında hiçbir şey kâr değil insana Ne gücü ne zayıf yanları ne de yüreği Gölgesi bir haç gölgesidir kollarını açsa Ve kırar göğsüne bastırırken sevdiği şeyi Tuhaf bir ayrılıktır hayatı kapkara Mutlu aşk yok ki dünyada Hani giydirilmiş erler bir başka yazgıya İşte o silahsız erlere benzer hayatı Sabahları o yazgı için uyanmış olsalar da Tükenmiştirler ve kararsızdırlar akşamları Söyle yavrum şu sözleri sakın ağlama Mutlu aşk yok ki dünyada Güzel aşkım tatlı aşkım çıbanım derdim Yaralı bir kuş gibi taşırım seni şuramda Ve görmeden bakanlar şu halimize bizim Süzdüğüm sözleri söylerler benden sonra Ve her şey der demez ölür iri gözlerin uğruna Mutlu aşk yok ki dünyada Yaşamayı öğrenmek bizimçin geçti çoktan Ağlasın gece içinde kalplerimiz yan yana En küçük şarkıyı mutsuzluktur kurtaran Her ürperiş borçlu baştan bir hayıflanmaya Ve her kitar havası beslenir bir hıçkırıkla Mutlu aşk yok ki dünyada Acılara batmamış bir aşk söyle bana Yıkmamış kıymamış olsun bir aşk söyle Bir aşk söyle sarartıp soldurmamış ama İnan ki senden artık değil yurt sevgisi de Bir aşk yok ki paydos demiş göz yaşlarına Mutlu aşk yok ki dünyada Ama şu aşk ikimizin öyle de olsa. Louis Aragon Çeviren: Cemal Süreya |
Sensiz yaşamak o kadar zordurki Ellerim ellerim dukunmak ister Radyoda dinlediğin bir şarki sanki seni gördüm Ayrılık bazen bir ümür buyu oldu sankii Pınarlarda arardım seni ama bulamadım Sensiz yaşamak kolay değil ama seni bekleyeceğim Elveda deme bana Nerden olsumda seni hep hatırlayacağım Çaresiz kaldım seni görmedim Of desem dünyalar benim olacak Kadersiz kaldım, ama sen benim kaderimsin Sesiz oldu bu dünya Elveda dedim sana ama diyemeyeceğim Var oldun bu küçük hayatımda İnanmak kolay değil ama inanmak isterim Yalan değil Olsaydi sensiz yaşamak isterim ama olmıyor Radyoda inlediğim bir şarkı seni gördüm Unutmadım seni hiç bir zaman,unutmadım Mekansiz kaldım bu dünyada ama mekanim seninle buldum |
Biz Kadar Suçlu Herkes Zannederiz yalnızlığımızı paylaşabiliriz Halbuki herkes kendi karanlığında yoğrulur En anlaşıldığımızı düşündüğümüzde bile Hiç tanıyamadıklarını fark ederiz ya bizi Şaşırtmamalı bu durum oysa Biz bile tanıyamamışken kendimizi Kaç kez takılır kalırız yaptıklarımıza Hep dönüşlerde saklıdır tekrar gitmelerimiz Yanlışlığını bile bile aldatırız kendimizi Bu defa olacaktır adlanmıştır hatalar Ama her seferinde bir adsızdır bizi üzen Karadeniz’de tekrar tekrar batar takalar Suç altın kemerdir belimize takmayacağımız Savunmamız sağlamsa yıkılmazsa iç salvolarla Karşımızda ki bele suçluluk(!) daha güzel yakışır Bilmeliyiz ki! Kişinin kendisidir aslında En iyi dostu ya da en kötü düşmanı İzin verdiğimiz ölçü kadar kırılabiliriz Kendimizi aldattığımız kadardır aldatılabilirliğimiz Kendimize olmalı dürüstlüğümüz önce Biz kadar suçludur sonuçta herkes de… |
Yeşil pencereden bir gül at bana, Işıklarla dolsun kalbimin içi. Geldim işte mevsim gibi kapına Gözlerimde bulut,saçlarımda çiğ. Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak, Ben aşkımla bahar getirdim sana; Tozlu yollardan geçtiğim uzak İklimden şarkılar getirdim sana. Şeffaf damlalarla titreyen,ağır Goncanın altından süzülmüş her sak. Senin için dallardan süzülen ıtır, Senin için karanfil,yasemin,zambak... Bir kuş sesi gelir dudaklarından; Gözlerin,gönlümde açan nergisler. Düşen öpüşlerdir dudaklarından Mor akasyalarda ürperen seher. Pencerenden bir gül attığın zaman Işıkla dolacak kalbimin içi. Geçiyorum mevsim gibi kapından Gözlerimde bulut,saçlarımda çiğ. |
Boynumda Sır Taşı Seni sevecek ne çok yer buldum yokluğunda… Martıların çığlığıyla susardı dalgalar Karadeniz’in bükülen boynundan öperdim seni… Radyoda yanık tenli caz ustası ılık bir parça dökerdi halıya sesinden titreyen ellerimle tutardım ellerini soğuk kaçardı… Senden sonra mumlar beni hep anladı Ah ne çok yakışır sevda bir parça aleve Gün, yüzünü çevirdiğinde penceremden o turuncu alev omuzlardı kalbini bakışlarım bakışını bulur kıblem şaşmazdı… Geceler Ahh o durmadan kendini doğuran geceler ”Daima” geciken uykuları beklerken, dualar kopmuş tespih taneleri gibi dökülürdü gözlerimden yastığıma Acırdı yanaklarım Sonra çıkardı ortaya sen dokunuşlu kanatlarıyla yaşımı silen melek Alıp da dualarımı uçardı… Keşfettim ki, senden sonra sadece “kül” idi ruhum ve hatıralar kıpırdayınca köz olurdu hüzün kokardı karanlıkta büyüyen hüznüm Sürüldüğünde saksıdaki menekşeye ne çok sen sözlü sohbet kapardım gönlünden... Güneş yağardı… Aşk… Tanrı taşı(yan) hazine… Belliydi… Adın asla Tanrı’dan evvel düşmezdi zihnime… Sonra güzel gelir güzel kalırdı yanımda Her yanımda… BİR yanımda… Hasrete ders olsun diye yaratılmıştı şu dağlar… Sarılmak istediğimde, kollarındı kucağındı… Bir kırık an kesince varlığımı şu dağlar Hekimoğlu’na değil bana yanardı… Yokluğunda ne çok yerde sevdim seni Bu sebeple belki Tanrı istemedi bitmemi… |
Gözlerim ama olmuş kalbim pus dolu Hava da sis de yok bu ne is oldu Bir oraya bir buraya savruldu durdu Sevgiye sevgi gerek eller ne doldu? Pranga mı vuruldu bağlandı durdu Bağlayan bu aşkın esiri oldu Sevgi çok ucuz, bedenler vuruldu Ha bıçak ha sevgi kanlar duruldu Saadet-i asırda Yaratan unutuldu Kul asi oldu günah diz boyu Mümin beş vakit namazda doydu İsyancı ne oldu derde boğuldu Allah’ım af eyle gözlerim doldu Bu ask bu sevgi beni mi vurdu? Dizler tutuldu yolun bulundu Melekler küstü mü inmedi durdu “Sessizlik içinde geçiyor ömrüm Ne zaman coşacak bilmem giderim Günahımı dualar peklesin artik Bir fidan verin de dikeyim artik.“ |
Benim için ağlar mısın? Beni anladıklarını söylüyorlar Hiç kimse beni anlayamaz Hiç kimse... * Benim içimdeki masum şeytanı kim anlayabilir ki? Ben, bu gördüğünüz ceset değilim Benim içimdeki yaratığın gözyaşlarını kim görebilir ki? Korkuyorum, anlayamazsınız işte, ölmeliyim Ölmeli ve korkularımdan kurtulmalıyım. * Ben, onun sana zarar vermesinden korkuyorum Beni bu huzurdan çıkarmandan Belki de beni anlamandan korkuyorum. * Hiç kimse beni anlayamaz Hiç kimse... * Soluduğum hava bile boğazımda düğümleniyor o da benden yana, benim gibi yalnız, benim gibi korkak. Anlıyor musun? Ben sevilmekten korkuyorum Beni sevmenden, beni acılarımdan ayırmandan korkuyorum. * Artık bu uzun merdivenin son basamağındayım Önümdeki sonsuz uçurum bana sevgiyi hatırlatsa da Uçurum beni senden uzaklaştıracak biliyorum. İçimdeki karanlık beni zorluyor, buna mecburum, anlıyor musun? * Hiç kimse beni anlayamaz Hiç kimse... * Sevgi içimdeki küçük çocuğu sevebilir mi ki? Hıçkırıklarını duyuyor musun? Sevgi onun ıstıraplı geçmişini silebilir mi ki? Artık dayanamıyor, anlıyor musun? * Hergün ölüyordum zaten, benim için değişiklik değil bu Aslında ölümün sonu bu, o da ölüyor benle. Hiç ağlayan bir ceset gördün mü? Şimdi gözlerimden iki damla yaş dökülüyor sevginle birlikte. * İçimdeki yaşlar sel oldu, taştı, anlıyor musun? İçimdeki o canlı boğuldu ve kurtuldu artık Sadece cesetini bekliyor, her şey bitecek. Masumiyetimi neden öldürmek istediğimi anlıyor musun? * Hiç kimse beni anlayamaz Hiç kimse... * Bu dikenli yolun sonu artık gelmeli Sevgiler beni terk etmeli. İçimdeki setler yıkıldı tutamam gözyaşlarımı. * Hey sen! Beni öldüren korkularımın nedeni Görüyor musun onları? Duyuyor musun meleklerin çığlıklarını? * Hey sen! Beni ağlatan sevginin sahibi Ben öldüğümde O küçük çocuğun gerçek yüzünü gördüğünde Benim senin için ağladığım gibi Sen de benim için ağlar mısın?... sevdiğimi herkes biliyor Her gece yıldızlara anlatıyorum Senin sevgilinim hiç gelmesende Yokluğuna artık dayanamıyorum Bomboş geçiyor sensiz günlerim Gündüzde gecede hep hayallerim Gece rüyalarım, gündüz düşlerim Yazdığım şiirlerimsin sen benim Gözlerine şimdi kimler bakıyor? Onlar seni benim kadar mı seviyor? Nasıl gülüyorsun, nasıl yaşıyor.. Kalpsiz bedenler seni sarıyor alıntı |
Geriye Kalan Çekip giderken bu kentten Bir bir yakıyorum anıları Ve çocukluğumun o şen sokaklarını Yol boyu denizi arıyor, Deniz kokuyor gözlerim. Oysa çoktan kül oldu İlk sevdamın ılık rüzgarları. Şimdi kar yağıyor gözlerime Benim kentimdeyse, Islık çalarak ıslanıyor çocukluğum Sıcacık yağmurlarımda Ne çok severdik martıları Ucuz şaraplar içerken kıyılarında Çekip giderken bu kentten Cebimde götürüyorum Şehir hatları vapurlarını O vapurlar değil miydi Bizi sevdalımıza kavuşturan Gün boyu bir kıyıdan, öbür kıyıya Buz tutuyor şimdi gözlerim Oysa benim kentimde Anıları ısıtan dost bir rüzgar esiyor. Çekip giderken bu kentten Usulca öpüyorum yanağından, Sevdalım İzmir’i... |
SMYRNA'YA DAİR Ey Smyrna! Sen, en güzel amazon kadını! Göğsünü örten o sırma saçlarındı aklımı başımdan alan. Ey Smyrna! Beşbin yıllık yorgun kadın. Yirmi üç yıl önce bu ihtiyar doğduğunda Nasıl da aşık ettin onu kendine? O ihtiyar ki hep seni sever, Hep senle olmak ister. Senin de ondan başkasını sevmeni istemez. Ama seni sevenlere de ses etmez. Lakin böyle güzelliğe aşık olmayan ya delidir ya da kör. Ey Smyrna! Kendini beşbin yıllık bir ihtiyar sanma sakın. düştüğün, yorulduğun zamanlar oldu biliyorum Ama sen hiç pes etmedin, hep galip çıktın sonunda. Duydum ki o güzelim körfezinde balıklar yeniden can bulmuş. Güneş doğarken başka bir arzuyla doğar olmuş, Batarkense senden ayrılmanın hüznünü taşır olmuş üstünde. Ey Smyrna! Güzeller güzeli! Pasaportta nargilemi fokurdatıp, Güneşin senden ayrılmanın hüznüyle gözyaşı döküşünü izlerken, Diyorum ki sana : Nice beşbin yıllara!… ESAT BORA |
Alıntı:
o kadar güzel bir bayram hediyesi ki bu...ben bunu anlatamam bile...yüreğine sağlık...çok ama çokkk tşkler...:tender: http://www.100megsfree4.com/ldyfairydust/home/Rose-globe.gif |
| Saat: 09:22 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık