![]() |
''İÇİM CIZ EDİYOR'' Daha bir alıngan oldum Bu son günlerde... Nerede bir şarkı duysam Ne zaman bir şiir okusam İçim cız ediyor, Sen düşüyorsun yüreğime... Sen düştükçe içime; Denizlerin suyu çekiliyor, Köpüğüm sönüyor inan... Yara bere içinde kanıyor kalbim Kendimden çok...çok ötelere düşmek istiyorum İstiyorum ama; Bunu da beceremiyorum... |
Gülüm Korkma Gülüm Üstümüzde jet Sağımızda hardal Korkma, Varsın olsun Dönme Gülüm Solumuzda ölüm Arkamızda düşman Sakın dönme, Ne olursun Bak Gülüm önümüzde kurtuluş, Ufukta vatan Varsın Bu belaların Hepsi olsun varsın olsun Gülüm varsın olsun |
Varken yoksun sevgilim, sevgini anlayamadım. Gözümün önünde cismin, aşkını anlayamadım. Yanımdasın, yalnızım, seni hissedemedim. Bir şeyler mi söyledin? Sesini duyamadım. Ne kadar sürecek böyle? Varlığında yokluğun. İnan, sendendir gülüm, açlığımda tokluğum. |
Yokluğundaki Sen Yine yalnız değilim her zamanki gibi Bu Uzakdoğu gecesinde yokluğunlayım, Aramızda yirmibeşbin kilometre Sen kıştasın ben yazdayım Sen bir yarısında dünyanın Ben öte yarısındayım Yine de bırakmıyor ellerimi yokluğun Daha da bir gönlümcesin Varlığından bin kat güzel O yalımsal çıplaklığın yalaz yalaz Ve en gizlerden konuşurken ellerin İçimden gelmiyor mektup yazmak demeden Sevişiyoruz yirmibeşbin kilometreden |
Sesini bağışla bana... Bir sesini,bir nefesini... Yaşadığını anlatan,sesini bağışla bana... Yüreğini,gözlerini... O özlediğim sözlerini, Bağışla bana. |
bitti aşk bitti geriye kalan tatlı bi sızı ve kalp agrısı aşk bitti o gitti biliyoduk hepimiz bitecekti erken tükendi sorun yoktu aslında sevmek için yola çıkmıştık biri sevdi diğeri kaçtı aşk bitti kalp agrısı bizde kaldı |
Bembeyaz akşamlara çıkmak Deniz kıyılarında ya da dağ başlarında Daha doğar doğmaz sarhoş Pırıl pırıl bir günden Akşam gelin gibi süzüle süzüle Yamaçlardan ağır ağır inerken Seni duymak seni sevmek seni okşamak Seni konuşmak ve seni susmak İlk karanlıkla birlikte erkenden Senin hazırladığın sofraya oturmak Senin yaydığın çarşafların üzerine Uzanıp uzun uzun düşünmek seni Dünyayı yepyeni güzelliklerle Yeniden yaratır gibi Elinle kapladığın yorganı örtünüp Seni duymak seni düşünmek seni bulmak Haritaya yeni bir ada yazdırır gibi Her yanını her şeyini öğrenmek Saçlarını boynunu sırtını belini Kollarını omuzlarını dizlerini ayaklarını Hatta ayıp olmasın en gizli yerlerini Yani baştan sona seni ezberlemek |
Öyle bir sev ki Sen gülerken yanındakiler de güler, Ama ağlarken yalnız ağlarsın, Onun için öyle bir ağaca yaslan ki, Asla yıkılmasın. Öyle bir dost edin ki, Seni asla bırakmasın. Öyle bir sev ki yüreğinden kimse ayırmasın, Ve öyle birini sev ki seni gözleriyle bile aldatmasın... |
Susmuş tüm suretler ve gece Durun acılar! Feryat gitmek üzere... Koparmayın tırnağı etten, yürekler göçecek; Kopacak tüm kanatlar, kuşlar sensiz ölecek. Sevgini değiştiğin renklerin içinde kaybolacaksın. Göğüslerine ve damarlarına faça atmış, kaybolduğu pisliğin içinde cinnet geçirmiş, taşlanan ******lerin duygularına bürüneceksin. İşte o zaman kaldıracağım kafamı gereceğim göğsümü, çünkü ben gitmiş olacağım. Yılanları bile ağlatacaksın duygusuz bedeninin güzelliğiyle. Yalnız kalmanın, rüzgarla ışıkla konuşmanın acısını anlatacaklar sana! yalvaracaksın soğuk duvarların taşlarına. Ve bir gün gelecek, herkes susacak, vicdan azabı çalacak kapını. Susacak korkacaksın duymasınlar diye nefesinin sesini. güzel gözlerinin esiri olacaksın, şaibelerin saracak vücudunu; Korkularını kokusunu etrafa saçan alevlere sarılacaksın, çünkü ben gitmiş olacağım. |
SENİ SEVİYORUM seni seviyorum gülüm "Seni seviyorum." Önce bu sözcükleri bir rafa kaldırmalıyız; dirseğimizle kırmak zorunda kalacağımız bir camın arkasındaki bir kutuya; bir bankaya koymalıyız. Onları bir tüp C vitamini hapı gibi ortalarda bırakmamalıyız. Bu sözler dilimize çok kolay gelirse düşünmeden kullanabiliriz; dayanamayız. Söylemeyiz deriz ama söyleriz. Sarhoş oluruz ya da yalnızlık hissederiz, ya da büyük ihtimale, düpedüz umutlanarak, bir de bakarız o sözleri sarf etmişiz, kullanmışız, kirletmişiz. Kendimizi aşık olmuş ve uygun düşüp düşmeyeceğini sınamak için kullandık sanırız. Söylediklerimizi kulağımız duyana kadar ne düşündüğümüzü nasıl bilebiliriz? Bırak bunları; geçerli değil. Bunlar büyük sözlerdir; onları hak ettiğimizden emin olmalıyız. Onları bir kez daha duy: "Seni seviyorum."(I love you). Özne, fiil, nesne. Özne sevenin kendini ifade eden kısa bir sözcük. Nesne de özne gibi kısa ve dudakları öpmek için gibi uzatarak söylenen bir sözcük. "I love you." Ne ciddi,ne ağırlıklı, ne yüklü geliyor kulağa. Sanıyorum dünya dilleri arasında ses uyumu açısından gizli bir anlaşma var. Sanki toplanmışlar ve bu cümlenin kazanılması gereken, ulaşılmak istenen, layık olunacak olağanüstü bir şey tınısı vermesini kararlaştırmışlar. "Ich liebe dich": bir gece yarısı, sigara sesli o fısıltı ve özne ile nesnenin mutlu kafiyesi. "Je t'aime": değişik bir yöntem; önce özne ile nesne aradan çıkarılıyor ki o hayranlık ifade eden uzun ünlü harfin dibine kadar tadına varılsın. (Gramer de bir güven unsuru: nesne ikinci sıraya alınarak sevilenin birden başka biri olarak karşımıza çıkması engelleniyor.) "Yatebya lyubulu": nesne yine teselli edici ikinci sırada, ama bu kez -özne ile nesnenin ses uyumu göstermesine rağmen- bir zorluk, aşılması gereken bir engel ima ediliyor. "Ti amo": belki biraz fazlaca bir aperatif adına benziyor, ama özne ile fiil -eden ile edilen- aynı sözcükte birleştiğinden yapısal güven dolu. Bu amatör yaklaşımı bağışlayın. Projeyi memnuniyetle kendini insanların bilgi hazinesini arttırmaya adamış bir yardım kurumuna devredebilirim. Onlar bu ibareyi dünyanın bütün dillerinde incelemek, farklılıkların neler olduğunu saptamak, onları duyanların üzerinde ne etki yaptığını öğrenmek, hissedilen mutluluk derecesinin ibarenin zenginliği ile orantılı olarak değişip değişmediğini anlamak için bir araştırma komitesi kursunlar. Benden bir soru: acaba dillerinde "Seni Seviyorum" ibaresi bulunmayan kavimler var mıdır? Ya da hepsi ölmüşler midir? Biz bu sözleri camın arkasındaki kutuda saklamalıyız. Onları kutudan çıkardığımızda çok dikkatli olmalıyız. Erkekler bir kadını yatağa atabilmek için "Seni Seviyorum", kadınlar erkeği evliliğe zorlamak için "Seni Seviyorum" diyebilirler; her ikisi de korkuyu yatıştırmak, kendilerini eyleme sözcüklerle ikna etmek, vaat edilen koşulların gerçekleştiğine kendilerini inandırmak, aşkın henüz bitmediği konusunda kendilerini anlatmak için aynı ibareyi kullanırlar. Bu tür kullanımlara karşı tedbirli olmalıyız. "Seni Seviyorum" dünyaya açılmamalı, bozuk para ya da hisse senedi gibi kullanılmamalı, bize kar getirmemelidir. Ama bu değerli cümle olmayan saçların yukarı kaldırıldığı çıplak bir boyuna fısıldanmak için saklanmalıdır. Şu anda ondan uzağım; belki de tahmin ettiniz. Transatlantik telefon alaycı ve daha-önce-de-duydum türünden bir yansıma yapıyor. "Seni Seviyorum"; ve o daha yanıt vermeden kendi metalik sesimin yanıtını duyuyorum: "Seni Seviyorum". Bu beni tatmin etmiyor; yansıyan sözcükler herkes tarafından duyulur. Yeniden deniyorum; aynı sonuç. "Seni Seviyorum, Seni Seviyorum - bu sözler çılgın bir ay süresince liste başı olan, sonra saçları yağlı, sesleri özlem dolu bodur rock şarkıcılarının ön sırada oturan ve sallanan kızları baştan çıkarmak için kullandıkları cırtlak bir şarkı haline dönüşüyor. Baş gitar kıkırdarken ve bateristin dili açık, ıslak ağzından sarkarken "Seni Seviyorum", "Seni Seviyorum". Aşk konusunda, aşk dilinde ve hareketlerinde tam doğruyu bilmeliyiz. Hayatımız buna bağlı ise, ölüme bakmayı öğrenmemiz kadar açıkça bakmalıyız aşka. Aşk okulda öğretilmeli mi? Birinci sömestr: Arkadaşlık; İkinci sömestr: Şefkat; Üçüncü sömestr: İhtiras. Neden olmasın? Çocuklara yemek pişirmesini, araba tamirini öğretiyorlar; ve biz, çocukların bu konuda bizden daha iyi olduğunu farz ediyoruz, ama eğer aşkı bilmiyorlarsa bunların onlara ne yararı olabilir? Bu konuda kendi başlarına bata çıka ilerlemelerini bekliyoruz. Ve, anlamadığımız her şey için sorumlu tuttuğumuz Doğa, otomatiğe bağlandığı zaman o denli iyi işlemiyor. Baştan alalım. Aşk insanı mutlu eder mi? Hayır. Aşk sevdiğiniz insana mutluluk verir mi? Hayır. Her şeye kadir midir? Gerçekten hayır. Ben de bunlara inanıyordum, elbet. Kim inanmıyordu ki (ruhun alt katlarında hala inananlar yok mu)? Bütün kitaplarımızda, filmlerimizde var; aşk binlerce öykünün gün batımıdır. Eğer her şeyi çözümlemezse, aşk neye yarar? Bütün hayallerimizin gücünden şunu çıkarabiliriz ki, aşk bir kez elde edildi mi, günlük acıyı hafifletir ve kolay bir uyuşturucu etkisi yapar. Bir çift birbirini sever, fakat mutlu değildir. Bundan ne sonuç çıkarırız? Birinin öbürünü gerçekten sevmediğini mi, yoksa bir birbirlerini yeteri kadar sevmediklerini mi? Ben buna GERÇEKTEN karşı çıkıyorum. Ben hayatımda iki kez sevdim (bu da bana çok gibi geliyor), bir kez mutlu, bir kez mutsuz. Bana aşkın ne olduğunu öğreten mutsuz aşk oldu -o zaman değil, yıllar geçtikten sonra. Tarihler ve ayrıntılar -onları istediğin gibi doldur. Ama aşıktım ve uzun bir süre, yıllarca sevdim. İlk önceleri şımarıkçasına mutluydum, kendimden başka hiçbir şeyin varolmadığı inancının keyfiyle hoyrattım; ama çoğu zaman şaşılacak kadar, içim içimi kemirecek kadar mutsuzdum. Onu yeterince sevmedim mi? Sevdiğimi biliyorum -onun için geleceğimin yarısından vazgeçmiştim. O beni yeterince sevmedi mi? Sevdiğini biliyorum -benim için geçmişinin yarısından vazgeçmişti. Beraberce keşfettiğimiz denklemde yanlış olan nedir diye kendimizi yiyerek yıllarca yan yana yaşadık. Karşılıklı sevgi mutluluk sonucu vermedi, ama biz verdi diye ısrar ettik. Daha sonra aşk hakkında neye inandığıma karar verdim. Biz aşkı aktif bir güç olarak düşünüyoruz. Benim aşkım onu mutlu "ediyor"; onun aşkı beni mutlu "ediyor"; bunun neresi yanlış olabilir? Oysa yanlış; böyle bir denklem yapay bir kavramcı model akla getiriyor. Ona göre aşk herşeyi değiştiren, dolaşmış bir düğümü çözen, hokkabazın şapkasını mendillerle dolduran, havaya güvercinler uçuşturan bir peri değneğidir. Ama modelin kaynağı büyü değil, atom fiziğidir. Benim sevgim onu mutlu etmiyor, edemiyor; benim sevgim sadece ondaki mutlu olma yeteneğini ortaya çıkarıyor. Ve böylece her şey daha bir anlaşılır oluyor. Nasıl olur da ben onu mutlu edemem, nasıl olur da o beni mutlu edemez? Basit: beklediğimiz atomik tepki oluşmuyor, atom zerrelerini bombardıman etmek için kullandığınız ışın başka bir frekansta çalışıyor. Ama aşk bir atom bombası değildir, onun için daha sade bir kıyaslama yapalım. Ben bunları Michigan'daki bir arkadaşımın evinde yazıyorum. Amerikan teknolojisinin yarattığı, mutluluk makinesi dışında her türlü alet ve edevatın bulunduğu tipik bir Amerikan evi. Arkadaşım dün beni Detroit havaalanından arabayla getirdi. Evin kapısına yaklaşırken torpido gözüne uzanıp uzaktan kumanda aletini çıkardı; usta bir dokunuş ve garaj kapıları yukarı doğru sarıldı. İşte benim önerdiğim model: Eve geliyorsun -ya da geldiğini sanıyorsun- garajın önünde her zamanki büyünü kullanmayı deniyorsun. Hiçbir şey olmuyor. Önce şaşkın, sonra endişeli, en sonunda kızgın bir inanamazlıkla, arabanın motoru çalışırken kapının önünde duruyorsun; orada haftalarca, aylarca, yıllarca, kapıların açılmasını bekliyorsun. Ama yanlış arabadasın, yanlış kapı önündesin, yanlış evin dışındasın. Sorunlardan biri de şudur; yürek yürek biçiminde değildir. SENİ SEVİYORUM BİRTANEM |
| Saat: 12:25 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık