![]() |
Gece..Çay..Sen camın denizinden gül kırmızı akşam düşen içinden bulutlar geçen bir bardak çay sen.. bir bardak ince belli pürüzsüz sana dair ve senden sonra yıldız fırtınaları ay yağmurları sonra güneş suları çöl baharları ırmak dağları içmek senin içinde gözelerini gözlerinden sağılırken delirmek aşkın imbiklerinden deryama düş-sün düş iki can bir benen gül güzelim vahşi kısrağım kölem canımın kasesinde tazelen sözün aczinde ancak yaşanır bu dem rüzgar dağların su güneşlerin kişneyen çılgın bulut öpüşün yıldırım çöküşün dil kesen uçurumların düz dağların sarp ovaların gece çay ve sen okyanusun geçmesi iğne deliğinden bir zaman yırtarız ki dokunmamış daha katışıksız ipekten som buluttan arı düşten bir coşku aklını yitirmiş kanatlanmış bir hüzün gel hadi gel hadi gel hadi gel ömrüme demlen adnan durmaz |
Bu zemheri ayında, Yaz kırıntılarını silkerken Gökteki güneş, Yüzümü ısıran poyraza inat, Dudağımda soğuk artığı bir çatlak Yürüyorum sevdalısı olduğum dağların Bana uzanan kollarında. Tüm doğa çekerken özlemini Bir cere yağmurun, Ben kış yanığı olmuş Bir fidanın, Ana rahminden zorla kovulan Sahipsiz ceninler gibi Can çekişini görüyorum Ayak ucumda. hale orhan |
Karanlığımın ötesinde Bir sevgili uyumakta Yıldızlar kayarken ömründen, Haberinde olmayarak... Ve zaman geçecek, Bedenim çürüyecek... Bilki çürümüşte olsa bu genç, Hep seni bekleyecek Elinde kırık bir kalemle Özlemini resmedecek.. http://www.antoloji.com/siir/media/89/www_antoloji_com_526889_763.JPG sezer çalışkanoğ |
Çalışkan Öğrencinin Aşkı İki artı iki dört eder Sen artı ben dünya Dünyadan sonsuzluk çıkarırsak eğer Bir şey kalmaz ortada. Dört kere beş yirmi eder Sen kere ben sınırsız Sınırsıza bir sen daha eklersen Bu bilgi olur karasakız. Sonra; aruz, vezin, kafiye Hepsi senin yanında nafile Kalem kaşlılar, gül yanaklılar Hiçbiri seni görünce Divan’da duramadılar. Eşeyli üreme, eşeysiz üreme Benim için fark etmez sen isteyince. Her ne kadar sen bana Iraksak olsan da Sen eşittir En sevdiğim organik mesele. 2003 Neslihan Gökçen |
Bende Senden Gidiyorum “Çek git! ”diyorsun Ruhumun ilahisi susuyor, Bir çığlık düğümleniyor, Kalbimin tam ortasında. Sönse de tüm ışıklar, Ansızın kırılsa da umutlarım, Üzülme Zira,ben de senden gidiyorum. “Çek git! ”diyorsun Temmuz rengi alav tavı, Hasretler birikiyor yüreğimde Denizler maviliğini yitiriyor, İklimlerim kuruyor, Anlamsızlaşıyor her şey Üzülme Zira,bende senden gidiyorum. “Çek git! ”diyorsun Parça parça kopuyorsun yüreğimden Güneş dediğin yüzüm soluyor, Gözlerimde acının her tonu Yüreğimde solan filizlerle Düşlerimden vazgeçiyorum. Üzülme at şeleği üzerinden! Zira,ben de senden gidiyorum. Jale Keskin |
Sen Yediveren Ben dalında diken Soldurmak istemem seni Sil beni yüreğinden Sen yürekten sevilen Ben seven sevilmeden Ben karanlıkta boğuluyorum Sana güneş doğarken Sen acılar veren Ben acı çeken Biz yolları ayıralım Henüz vakit varken Yüreğin ağlasın Gözlerin degil Öldürdüğün aşkın Cenazesi geçerken Şeyhmus Sait Aydın |
Bu ilk yalnız kalmışlığım ilk. İlk kez apansız inen akşamdan sonra tek nefesim. Dışarıda çiseleyen yağmurdan başka tek sesim... Bu şiirim de sana birtanem. Şu an elimde bir resimsin utangaç,masum... Ve yanında ben varım Şu anki gibi mahsun... Kulağıma yatsı ezanı geliyor Saat ondokuz otuz. Eylülün yirmiüçünde takvim Boynum bükük yine şükrediyorum Allah'ıma... Yarınlar bizi bekliyor birtanem Varsın ayırsın bizi bu günler Ne yazar geceler kara tren olmuşsa Ben sana koşuyorumya dolu dizgin. Şunu iyi bilgi aşkım Seni yazmak ruhumu dinlendirir. Montagne gibi diyorumki 'Ayrılıklar Sevgiyi Güçlendirir.' enver yıldız |
Benden Uzak durmaya çalışma şu üç günlük dünyada fırtınaları durultan Gözlerini mahrum etme Kalbim Gözlerine muhtaç yalvarıyor bak Dindir bu fırtınayı Hayalin yetmiyor / gözlerin olmayınca Artık Uçurumun kenarında değilim Uçurumun ta kendisiyim Sevgili gelecek misin? yeter be Ne zamandır rehinsin kalbimde Ant olsun / bu son şansın Bir hafta mühlet sana Yine gelmezsen Söküp atmazsam kalbimden.... / Sen olayım bak işte / gelmedin umudum vardı aslında olsun artık çok rahatım Hoşça git bakarken Rüzgarlarımı dindiren Sevgili ahmet naci çoğaltay |
Siz Hiç sevdinizmi Delicesine Kabuslar görüp Hiç Döndünüzmü Durmadan Yatağınızda Sabahlara dek Ağladınızmı Hiç Hergün Çaresizliğinize Ve de Bir gece Karar verip Çıkıp gittinizmi Evinizden Çok uzaklara Dönememezcesine Sonra da Çıktınızmı hiç O Bilinmeyen Dağların doruklarına Haykırdınızmı Hiç Dünyaya isyanınızı O an Atmak istedinizmi Kendinizi Sarp kayalıklardan Meçhule doğru Sonra da Vazgeçip Yaşamaya çalıştınız mı İnsanlardan uzak Tek başınıza Robinson Ve Yunus Emre Misali Yıllarca Her gece Yaşayıp öldünüzmü Ve de Hergün Ölüp ölüp Dirildinizmi Hiç Yani Siz Hiç sevdinizmi Delicesine ışık german ersoy |
uçurum kenarında toprak kokuyordu gözlerim ve tüm sarhoşluğuyla beni izliyordu deniz dilimde çiçekli kiraz bir şarkı söyleyecektim ittiniz... Yazan : Ferhat Gülsün |
Saçın rüzgarda dalgalandığı zaman Mazi gözlerinde canlandığı zaman Yüreğin acıyla şahlandığı zaman O günleri düşünüp beni hatırla Sendin uzanıpta dizlerimde yatan Sendin sevgi ile ellerimi tutan Ssendin hasretinle bağrımı yakan O günleri düşünüp beni hatırla Sensin deli gönlümü hüsrana boğan Sensin haretinle bu bağrıma dolan Sensin beni terkedip ele yar olan O günleri düşünüp beni hatırla Sendin sorana onu tanımam diyen Sendin bir daha asla aramam diyen Sendin beni yüzüstü koyupta giden O günleri andıkça beni hatırla ayhan okumuş |
imgelerim çürüdü sana dair her susuşumda zamanı dişleyen buğu.../ve sır sofrandayım aşk beni göğsümün orta yerinden ısır Ferhat Gülsün |
GİDECEKSİN Bir kara kış dolanıyor başımda, Korkuyorum,yel olup gideceksin. Tipiye karışıp,akan yaşımda, Korkuyorum, sel olup gideceksin. Gönül pazarında hile yapmadım, Dünya malı ile ölçüp, tartmadım, İnsanlığı tezgahımda satmadım, Korkuyorum, pul olup gideceksin. Ne yamandır yüce dağın boranı, Sevemedim yalan ile yılanı. Sen de aldın hainlikte sıranı, Korkuyorum, el olup gideceksin. Dağ başının kışı,bahara döner, Buzları çözülür ovaya iner, Kızıl korlu ateş de bir gün söner, Korkuyorum,kül olup gideceksin. melek temel |
Yalan Hadi gidiyorsun Yürekten kan gidiyor,sen gidiyorsun Herşey gidiyor Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor Solgun bir gül oluyor insan Bir demet kar çiçeği ölüyor, sen gidiyorsun Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun Bakma öyle Ben kanıyorum sen üşüyorsun Kolay değil bir yalan bu Yaralayan koca bir yalan Yalan işte Sevdiğim yalan Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi Yumuşacık sıcak bir yalan Islak gözlerimle geçiyorum Yaralı bir ceylanın kalbinden Ceplerimde kül var Bir yangından arta kalan Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman Herşey bir yalan gibi yandığı zaman Yalnız olduğunu anlıyor insan Anladım ve geçtim Yaralı bir ceylanın kalbinden Aynamı kırdım, fotoğraflarımı yaktım Nasıl da acımasızdım hatıralarıma karşı Nasıl da umarsız Su gördüm düşümde Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu Sonra sabah oluyor Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu Hayır,diyordu bir dağ köylüsü Hiç bir şey için geç değil Ve geç değil Birşey için hiçbirşey Birşey vardı öyleyse,birşey Beni çeken Güneşin dağdasından uzağa Kocaman çayırlara çeken birşey Gümrah ırmaklara Sonra sıcağa sonra acıya Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan birşey Tutsana beni bırakmasana Olsun, yaralasana Olsun, ağrısada Yalan da olsa kalsana Dağ köylüsü aşkın olduğu yerde ben varım SEN OLMASAN DA ben varım Yağmur yağar, saçlarım filizlenir Bir yıldız düşer omuzlarıma Islık çalar, ıslanır, şarkılarımı söyler geçerim kapımdan Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan Tanırlar beni En iyi YALANLARINI alırım onların Adresler sorarım kimseler oturmaz orada Ve kimseler olmaz ben sordukça Dağköylüsü Şimdi gidersen Şimdi git Kalırsan şimdi.. İbrahim Sadri |
ANALİZ kendine yağan bir yağmursun benim içimde. uzun soğukları damla damla kırarsın ve yüzümde izler bırakarak, yaşanılır kılarsın bu kenti. geçtiğini varsayarım sokaklarımdan ya da, g e ç t i ğ i m i z i… geçerken kendimizden ve geldiğimizde kendimize; bozuk bir şüphenin, verilmeyen öğüdün, bedelli bir ihanetin deliksiz gergefinde, bir geçmişi un-ufak edip, birbirimizden geçmişiz. birbirimize söylenecek, analizsiz bir şarkı boyu susuşlar kaldı yalnızca. onları da sustuk mu? geceyi düş dışında yaşamak, birbirine ölenlerin sevdasını küçümsemek, büyümeyi acı çekmekle orantılamak, aşkın saadetini sonsuzluğunda aramak ve dönüp baktığımızda ileriye, ikimizi yine aynı yerde bulmak… “sen beni hep seveceksin!” belki aldattığımız olacak birbirimizi sigaraaltı niyetiyle öncemize aldıklarımız, aldattırdığımız biz, on´u geçmeyen yüzlerin birincisi olacağın günlerim senin bana bağırışların ve soruların benim sana dürüstlüğüm ve cevaplarım, bizi bir adım ileriye götürmeyecek… her kentte biraz daha kavuşan, her kentte daha çok ayrılan, onca yanmanın ardından aşkın ölümcül sonsuzluğuna kül soğukluğunda ulaşan Aslı ve Kerem´in, çağ ruhları mıyız? yoksa, biz de unuturduk! çoktan unutulurduk! başka aşklarla tamamlardık eksiklerimizi, başka aşklara bırakırdık büyütülmeyi… “şimdi” diye başlayan bir cümlenin devrik özneleriyiz. birbirimizin üstüne devrildik bunca mesafede. bunca mesafede, bunca yol katettik ya, ölmeyiz artık içimizde… KAHRAMAN TAZEOĞLU |
YAŞARKEN ÖLENLERDENİM.. Bir yaşayan var,bir ölen insan.. İşte ben yaşarken ölenlerdenim! Bir ağlayan var,bir gülen insan.. İşte ben ağlarken gülenlerdenim! Bilirim ati dünden karanlık.. Ama yinede umut örenlerdenim! Kim demiş rüyalar ah gerçek olsa.. Ben her gece kabus görenlerdenim!! Hatica Pazar Dostdur Özde Deil Sözdedir Adı ! Seni sen olduğun için sevendir Yüreğinin sesini uzaklarda bile dinleyendir İki eli kanda olsa derdine yetişendir Varolduğunu hissetiren,kıymet bilendir Dostdur sözde değil özdedir adı... Sabun köpüğü değil, darlık anında kaybolmaz Sözünün eri güvenirliği tartışılmaz Bilirsin, çıkılan yolda yarenlikden caymaz Hayatına girdi mi kolay kolay çıkamaz Dostdur sözde değil özdedir adı... Yüreğini menfaatsiz sunar İyiliğin için sözleri acıya bular, Vakti zamanı gelir söyledikleri bir bir çıkar Yoktur senle dolan kalbinde ne fitne fucur ne de çıkar Dostdur sözde değil özdedir adı... Yangınlardaki yüreğine, varlığı ile ferahlık Mutluluklarında, üstüne dikilen saf ipekden bayramlık Bilmez ne rol ne sahtekarlık En büyük özelliği yaradılışı doğallık Dostdur sözde değil özdedir adı... Yalnızlıklar rıhtımından alıp götürür, süt beyaz yelkeniyle Uçurum kenarından çeker,adı şefkat elleriyle İyiki varsın dedirttiren, avucunda tuttuğu yüreğiyle 'Sen cansın benim dostumsun ' ağız dolusu kelimeleriyle Dostdur sözde değil özdedir adı.... Tüm Dostlarıma.... Özlem Gökdem |
katlanır üstüne yalnızlık denizlerin biricik çocuğumun hüzün sahibi ölümün asit serpintisiyle saçlarında çırılçıplak acı ıpıslak hissedilen bütün yorgunluğuna rağmen ılık melodiler sıkışır gözlerine yine sabah Kaan İnce |
Ne kadarda tek başınaymışım. Anladım senle de Anladım sensizde Hep yalnızmışım. İçim bomboş Kalbim bomboş Ruhum bomboş Tek başına kaldı benim bedenim ÜLKER KARADEMİR |
Alıntı:
Sen prenses olacaktın, semadan daha mavi gözlerinle, bakacaktın… Rengi güneşten sarı, uzun saçlarını da, kuleden salacaktın … Ben ise prens olacaktım, simsiyah saçlı, gözleri çakmak çakmak, beyaz atımın üzerinde, gururlu… Belki yedi cücelere, belki çikolata eve rastlayacaktık… belki küçük prensle, yıldızlara çıkacaktık… Ekmek kırıntılarından, ormanda yol bulacaktık… Renklerin en temizine, sevginin en güzeline doyacaktık… Ne olursa olsun, kötüleri yenecektik… Kısa olurmuş masallar, kolaymış yazması da, sonları mutlu bitermiş hep … Ama bu masalda; Ne ben seni uyandırdım, usulca dudağından öperek, derin uykundan… Ne de sen beni kurtarabildin, kurbağalıktan… Uyandık ikimizde bir yerde, ne öperek ne öpülerek… Yazamadım, kolay olmasına rağmen, üç elmayla biten, Mutlu Bir Masal… Bedri Kenan Karaal ;) |
Titrek bir damladır Titrek bir damladır aksi sevincin Yüzünün sararmış yapraklarında Ne zaman kederden taşarsa için Şarkılar taşırsın dudaklarında. İşlerken hülyama sesten örgüler Bir çini vazodan dökülen güller Gibi hülyada fecirler güler Buruşmuş bir çiçek parmaklarında. Gözlerin kararan yollarda üzgün, Ve bir zambak kadar beyazdı yüzün; Süzülüp akasya dallarından gün Erir damla damla ayaklarında. Sesin perde perde genişledikçe Solan gözlerinden yağarken gece Sürür eteğini silik ve ince Bir gölge bahçenin uzaklarında. Sen böyle kederden taştığın akşam Derim dudağında şarkı ben olsam Gözlerinde damla, içinde gam Eriyen renk olsam ayaklarında Ahmet Muhip Dranas |
Aslanların Efsanesi Saçları ateşten bir kız Gölgemden soyutluyor rüyamı Aslan gözlü bir kız, Obiyama ovasından, Aslanlar diyarından Haberini Antiloplardan aldım Kayaların tepesinde Güneşin batışını seyrediyor Uçsuz bucaksız steplerin. Oğlak burcunda bir aslan Oğlak dönencesinin hemen altında Dişi bir aslan. Gözleri zümrütten bir kız Mekanımdan soyutluyor zamanımı Yıldız saçlı bir kız, Satürn’ün halkalarından kopmuş Orion’un karadeliğine gönderiyor beni Zaman uzuyor, Uzuyor, uzuyor Sonsuz oluyor yanıbaşında Benliğini gönderiyor karadeliğin diğer tarafına Ve bir aslan beliriyor tekilliğin diğer yanında Ateşten bir aslan, Zümrüt bir yıldızda, Obiyama’nın halkalarından, Orion’un zamanında, Dişi bir yıldız. Fikret Çalışlar |
Nasıl Da Bilirdin Eskiden beni beklediğin yollardan geçtim Eskiden bir istasyon vardı oralarda Nasıl da bilirdin geleceğim saatleri Üçte beşte Nasıl da bilirdin. Beni nasıl severdin sen Gözlerinin ucuyla bile Bana dokunduğunu hissederdim Dünyanın öbür ucundan Ben de seni severdim Senin beni sevdiğin kadar olmasa da Hatırlıyor musun senin saçlarından güneş yaptığımız günleri Yastığımızın üzerine yaydığım saçların Güneşe benzerdi Ne güzeldi saçlarının Koyu kumralı Canım... Bülent Türksayar |
GÖZYAŞI DÜĞÜNLERİ ardından gülistanlar ağlamakta hüsranın ve şiir heybesinde hıçkırık taşıyan ben sanırdım gözyaşından olacak tebessümler sebiller ağlayınca her tasında mısranın yokluğa hicret diye yuvarlanır gülücük buruk buruk dünyalar takılır hançereme alevlenir kalbimden gözlerime bir meltem dudaklarıma düşer ağlamaklı öpücük gözbebeklerim kadar yalnızlıklarım sefil devasa hıçkırıklar sarar dört bir yanımı ıslanmış parmakları süsler garip bir divit ve açar gözyaşım/da umut veren karanfil her şiirde kendimle biraz gezip gelirim var oluşum çizilir bembeyaz sayfalara içimde kızgın bir çöl yeşerir dualardan düşünce kirpiğimden gözyaşı düğünlerim dünyevi bir handeye takılır bütün gözler gözyaşı düğünüme aldırış eden olmaz ben miyim bilmiyorum gözyaşında münteha yüreğimde bir sancı nevbaharları özler sanki adımı ağıt yazmışlar gözlerime düşer de yanağımdan sürünür ağlayışım damla damla eririm / tüterim burcu burcu nakışlanan içimde renklenir her kelime susarım içim yanar / ağlarım anlatamam yazarım kurtulamam / başım döner ukdede kendimi yelken yapar yüzerim de sonsuza yine de gözyaşımın düğününden kaçamam DüşÇınarı sayı:7 / kasım-aralık 1997 y.s.k.: MiM |
Git gidebildiğin kadar Kırıldı aynam sırçasın Yansıman yok güneşe nede aya Git beni bende bırakarak Bahar kokmuyor yağmurlar Bir damla gözyaşımda boğuldun Yıldırımlar düştü Anımsamıyor anılarım Anımsamıyor bakışlarım Rüzgara sattım bendeki seni Nefretimi yazdım rüzgarlara Aşkıma sapladığın hançerde yazılı adın Anımsamıyor buz tutmuş gecem Ölüler görmez rüya kurmaz düş Korkmam gecem olamazsın bana Bir gün rüzgar esecek Bedenin hatırlayacak Ürpertin bıraktığın yalnızlığım olacak Akşamın alacasından aydınlandı düşüm İçsin ormanlar yeşilini Çilingir sofrasını kur kader Kaldır kadehini Aşkın ölümüne şerefe nurten tarım |
Bir kış tadında yüzümde çatlar buz Bir kış günü başlar ve isteksizdir hüzün Hani o hiç tükenmeyecek sandığım ivme Sararan etimde çürüyen dişimde durur Başıma kakar savurgan koşmalarım Bir gözyaşı sıçrar yüzüzme yüreğimden İki kaşımın arasından vurur her yorgun bakışımda Diyorum böyle kalleşçe gelmese bir kış günü yalnızlık Sonbahar daha yeni terk etmişken ve hazırrlıksız Bir kar tanesi bulabilsem çok uçlu ve sekizgen Tutunabilsem uçarı Bu hayata tek parçası olmasa yüzen gözlerim Bir buzdağının gezgin kara Söylenecek ne çok şey gelir aklıma Bilirim susmak bazen en akıllı yolken Ve yürekte söylenecek ne duygular katledilir Varamadan henüz dudağa isyanın tadı Bir kış günü donar kalır dilim ucunda usumun Ve dudaklarımda o bitkin duygular konaklar Kalamış'da boş bir arayış Adımlarımda yorgun bir ihtiras Onlarca kışın ardından fikret şahin |
A r t ı k Rüzgar yari sürükle kalbime Yağmur gözyaşlarım olmasın artık Bulut yarin üstüne seril Güneş onu benim gibi yakmasın artık Gül yari çağır kokunla Dikenler elime batmasın artık Yaprak yare bir fısılda Toprak onu benim gibi çekmesin artık Aşkım tezgah olan kalbimde serili Yarim onu hergün deşme artık Yar aşk bıçağını bileme gözyaşımla Bırak paslansın bıçak kesmesin artık Çarmıha gerildim kulpsuz bir dolapta Ayak seslerini duyamam artık Maziye sen git fotoğraflarla İstesem de geri gelemem artık Balıklar ağlayıp da deniz tuzlu olmasın Dalgalar sahile vurmasın artık Aşkım imdat deyip kurtulsun elinden Tuzlu sularda boğulmasın artık Çeşme yaptırın her yerine yeryüzünün Mecnunlar çölde susuz kalmasın artık Şifresi çözülsün bütün kalplerin Sevginin kıymeti bilinsin artık... Kenan Kahraman |
Ha Ben Senim Ha Sen Ben Say ha sen'im, ha sen ben’im, ha hasen’im, ha kimsem Sevenim’çün sevenimden gayri olmadı kimsem Dost tutmadım dost-u mutlak; sevda-yi Hak’tan gayri O sevda ki; Alem sığdı, yetim kalmadı kimsem Selçuk Bekar |
İstanbul: 29 Ekim 2005 ANADOLU’M MEMLEKETİM Beyazını renkli kılsam, AL ’a düşen güzelliğin Baharına gönül koysam, DAL ’a düşen güzelliğin Kovan’ına, arı olsam. BAL ’ a düşen güzelliğin AL yazmalı. DAL budaklı. BAL’ lı dilli…” ANADOLU’M “ Asırlardır Ana yurdum. Al Bayrağım, ” MEMLEKETİM “ Dallarına diken olsam, GÜL ’e düşen güzelliğin Fidanına sular olsam, ÇÖL ’e düşen güzelliğin Coşkusuna nehir olsam, SEL ’e düşen güzelliğin GÜL’ er yüzlü. ÇÖL hasretli. SEL coşkulu…” ANADOLU’M” Toprağımdır, Ana yurdum. Al Sancağım, ” MEMLEKETİM ” Kırlangıçla kanat çırpsam, TEL ’e düşen güzelliğin Buram-buram sümbül koksam, YEL ’e düşen güzelliğin Kuşağını çözüp salsam, BEL ’e düşen güzelliğin TEL duvaklı, YEL ağızlı. BEL kuşaklı, ” ANADOLU’M “ Otağımdır, Ana yurdum.” Ay ve Hilal ” MEMLEKETİM “ Yosun ile balık koksam, GÖL ’e düşen güzelliğin Zümrüt, yakut, elmas olsam. KOL ’a düşen güzelliğin Vuslatını yakalasam, YOL ’a düşen güzelliğin GÖL cömertli. KOL germeli. YOL bakışlı. ” ANADOLU’M “… Kutsalımdır, Ana yurdum, Ay-yıldızlı, MEMLEKETİM… Halil Cındık Görele Eylül 2000 KARADENİZ ‘DE “ TÖRE” Sen doğunca kulağına Ezan sesi verdi ata’n Tüttürecek ocağına Sonsuz mutluluklar katan… Erkek çocuk doğdun, Kerem. Silah sesleri duyuldu Gelişini duysun Âlem Diye töreye uyuldu… Bir düğün ki, sünnetinde Üç düğün birden yapıldı Askerlik ve evlenme de Silahlar sıkça atıldı… Yaşlandı geldi sonuna Baban, serveti; paylaştı Azıcık kızına, çok oğluna Verdi, sözü töreleşti… Tabut’un kalabalıklarla Töre, kendiyle yüzleşti Mezarlıkta, silahlarla Naaş’ın ölümsüzleşti… Doğumun gibi, sünnet silahla Sadıktır düğününde, asker yaşında Arkadaşlık ettin demir piştov’la Son kez uğurlandın, mezar başında Halil Cındık CINDIK DEDE (*) Çayır çukur’dan gelmiş, dedelerimin dedesi Altını yokmuş amma, varmış Gümüşhane’si Mahsulleri olmamış, yok imiş fındık Helen “Çayır çukur’un” çokcası “CINDIK” Gümüşhane’ den gelip,”Görele’ de” yer tutmuş ÇIRTLIK Karaburun’da, CINDIR Zuva’ ya, aşmış. Çepni Türkleri olup, göçer; üç kardeşmişler Diğer CINDIK dede’miz, Daylı’ya yerleşmişler ÇIRTLIK, CINDIR, CINDIK’IN, anlamı küçük imiş (*) Türkmen halılarını, motiflerle süslemiş… Halil Cındık (*) CINDIK: Tarihi Türkmen halılarını süsleyen, En küçücük motiflere denir. (*) ÇAYIRÇUKUR: Torul’da bir köyün adı. CINDIK’LAR; Daylı köyüne son yerleşen kabile’lerden Birisi olmakla birlikte, 1736 yılında Yozgat’ın Akdağ Madeni Kasabasından, Türkmen’lerle Kürtler arasında Çıkan kavga hitamında, tehcir edilerek, Gümüşhane’nin, Torul kasabasının, Çayır çukur köyüne gelmişlerdir. Geçici mekân olarak tuttukları bu yerde, yirmi-otuz sene Kaldıktan sonra, (Bir kısmı halen orada yaşamakta.) 17. Yüzyılın ortalarında Görele’ye, Haydarlı köyü, başta Olmak üzere, Daylı köyü ve Zuva’ya (Cındır) yerleşmişlerdir. Kaynak belge: Şadi Cındık’ın araştırmaları, “Dünden bu güne” kitabı. |
Sızlanma boşuna artık çok geç Biz bu aşkı ellerimizle katlettik Ne arkasından ağladık,ne mezarına gittik. Güzel bir geleceği mahvettik. Şimdi yolumu çiziyorum desemde yalan Hatırlamıyorum artık desemde palavra İçimi acıta acıta koyuyorum başımı yastığa, Haketmiyor bende yaşayan sevgin Kabul etmiyor bir türlü bittiğini. Kimin dokunduğunu bilmiyorum sana şuanda Hoş şarkılarda artık palavra Dinlediğimiz mutlu biten hikayeler gibi Bu son yazışım senin şiirini. Artık daha bir umutla beslemek istiyorum Aç olan kalbimi Senin suyuna yemeğine muhtaç olmadan Seni hiç hatırlamadan Arkandan hiç bakmadan Sonkez gömdüğüm sevginin mezarına gidip Bitiyorum bu yalan aşkımııııı. HOŞÇAKAL sonsuza dek... gülçin içöz |
Neden? Neden bu çaresizliğim neden? Seni arıyor,özlüyor bu beden. Ne olur acı çektirmeden Gel, gir kalbime bekletmeden. Neden bu yalnızlığım neden? Gel gözlerimdeki ışık sönmeden İçimdeki karanlık sessizlikten, Kalbime sızan sen bitmeden... Ezgi Can Urun |
seni, didik didik aradı yalnızlığım pusuda kartalın kuşkulu bakışlarında perçinlemiş suskunluğumu tek vücut uzanmış namlunun o hain ucuna... hadi vur yalnızlığımı gücün yeterse vur! hüseyin güneş |
Ses kadar yakın, Düş kadar uzaksın! .. Bazen haksın bana, Bazen yasaksın! .. Yollar; Vuslata gebe, Bekleyişler; Özlemlerin kamçısı.. İYİ Kİ VARSIN! .. cahide ulaş |
Aynalar Her sabah yüzümü okuyan aynalar Bu sabah şaşırdı, kömür saçlar beyazlara karıştı Alnımı dokuyan kırışıklar Hayatımın esaretinde enseme vuran kırbaçlar Adımlarımla sürüldüğüm taşlı meşaleler Dertleşir benimle, birde ruhuma sarılan hakikatler Sen beni tanırsın, yoksa bunlar düşmü Yalanlar küstü, hakikatlerin külü ellerime düştü Daha dün çocuktuk, oynardık topaç Mutluluğun remzine uzanan kaçak Saklanırdık halimizden, yarınları umursamadan Zaman nasılda eridi habersiz Yarınlar gerçek oldu, Geleceğin toprağı önüme doldu Senelik imzadan sonra, hayata serilen kilim Saatlerin kuyusunda damlayan dilim Bilinmez yarınların yokuşunda halim Kaçınılmaz vuslata uzanacağımız mı sağ salim Anılar yüreğimde ısıttığım yakacaktır Aynalar yüzümde ısırdığım yaralardır Hayatın yokuşuna çöken ruhum geçmişe küstü Kırılan aynaların çığlığı beynimin arazisine düştü Geçmişin safyasında ikram olan alnım Nasılda habersiz çizgilere karışmış Hatıralar aklın odasında tozlara yapışmış Duygularım aşkın adresinde buzlanarak yatışmış Yarınlar avuçlara kurulmayacak Saatlerin akrebi kusmayacak Yalnızca kuyuların karanlığına kapanacak Aynaların şahitliğinde yüz ve güzler Aynalar söylermisin ben kimim Bir hakikatın kitabına konu olmuş izzetmi Yoksa oyalanan düşlerin ızdırab ibretimi Anladım ki aynaların içinde haykırılan sır var Özkan Karaca |
Açik Atlas Hayattan ders veriyor diye ögretmenleri kizdiranTuzu bir bulmus çocuklari saklamadan güldüren dünyaya Su kaçirmaz bir esegin sesine açiktir penceresi Bir sinifin, bati son dersinde, kusluk vakti Meseler yapraklaninca bir tuhaf olurlar iste Koparilmis kürt çiçekleri, hatirlayarak amcalarini Azinlikta olduklari bir okulda bile, sorarlar soru Neden feriklerin ve eseklerin memeleri vardir? En arka sirada çift dikisliler, sinavda en öne Intihara ve denizde nasil bogulmaya çalisirlar Yalniz Orta Dogu'da el altinda satilan bir atlas Kim demis on sekiz yasindan küçükler okuyamaz Bakildi ki kum saati, ters çevrilmis, çit, usul isa asi olmus Ikinci karnede babasi yarisini silahiyla disarda birakip Öyle ögretildigi için saygili, sinifa giren parmak çocugun Bos yerine, girilmeyen bir dersin denizi, gelip oturmus Açik kalmis atlasi, deniz tasmistir, darilmasin Firat ama Hayatin orta ögretmeni sustu, dondu gülmeleri çocuklarin Bir cenaze töreninde daha ölümü karsilamaya götürülecegiz Efendiler! Esekler susabilirler Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi? Ece Ayhan |
http://img144.imageshack.us/img144/7642/4980658mdbr3.jpg KADIN KOKUSU... Çok gündemde bir konu, aslında gündemini de hiç yitirmeyen, ölünceye kadar da kimin nerede,nasıl başına gelip ya da gelemeyeceğini bilemediği, tehlikeli sular... Şu aralar Papa'nın bile verdiği müslüman alemini derinden sarsan üzücü mesajıyla, gazetelerde aynı sütunları paylaşıyor. Yani anlaşıldığı üzere insanlığın önemle üzerinde durduğu bir konu,hatta genetik olduğu bile kısa süre önce kanıtlanmış. Yaklaşık üç yıldır, köşemde güncel gelişmelerin de etkisiyle benim de zaman zaman yer verdiğim; Aldatma! Aslında gerçekten kimin ne yaptığı beni hiç ilgilendirmiyor, ancak konu bu kadar da aktüel olup şu aralar herkesin de dilinde ve kalemindeyse, çok da kayıtsız kalamıyor insan. Ben bu konuyla ilgili hiçbir yorum yapamam, herşeyden önce korkarım. İddialı konuşmalar yapmak, atıp tutmak, hatta fikir bile beyan etmek pek hoş olmaz. Bu yüzden bu konuya geçtiğimiz günlerde, outlook express'ime düşen yine bir Can Dündar yazısıyla katılmak isterim. Can Dündar öylesine bir yazı yazmış, yazarken de öylesine empati yapmış ki, bana göre ilave söylenecek tek bir söz bile bırakmamış. Buyrun siz de okuyun: "Kendimi ayırt etmeden söyleyeceğim: Bazen erkek soyu midemi bulandırıyor. "Kadın kokusu", taze ete susamış bir sırtlana dönüştürüyor bizi... Gözümüzü kör ediyor; başımızı döndürüyor. Amerikan başkanından hocasına, kör cahilinden okumuşuna, kılıbığından "Taşfırın"ına kadar böyle bu... Hele 40'ımızı geçmişsek... Hele cüzdanımızı şişirmişsek... Ve hele 40 yılı "boşa" geçirmişsek... Sokağın çağrısını 40'larında işiten erkeğin "kaybolan yıllar" ağıtına, "televole" özentisi bir aşermenin ağız şapırtısı eşlik ediyor. Evet, "alem gezip eğleniyor". Sokakta onun karizmasına teslim olmaya hazır "çıtırlar" fink atıyor. O ise pijaması içinde "evi bekliyor". Oysa -40'lıkların yaman teşhisiyle- "Hayat hızla geçiyor" ve "Böyle mi öleceğiz?" sorusu beyni deşiyor. Bu panik, yaşanmamış yılların hıncıyla sokağa döküyor 40 yaş erkeğini... Altta kırmızı arabalar, belde zar zor giyilmiş kotlar, dilde demode iltifatlar, cepte karaborsa viagra’larla... Hâlâ beğeniliyor olmanın vehmi, hala yapabiliyor olmanın hazzına karışıyor. Tatmin edilen ego şiştikçe şişiyor. Nefis uyanınca göz, ne iş ne ev görüyor. Bitap evliliklerin tozunu, sevgisiz ilişkiler alıyor. Her dişlenen "taze et", yenileri davet ediyor. Ev zulaları, günahların çetelesini tutuyor. İhanet kol geziyor. Kim bilir kaç erkek, gömlekteki bir ruj izi, cepte unutulmuş bir mektup ya da ansızın gelen bir telefon mesajı yüzünden kan ter içinde hesap verdi, çocukça boyun eğdi, beceriksizce yalan söyledi, öfkeyle terk etti, terk edildi bugünlerde... Kaçı, pişman gözler, yalvaran sözlerle geri döndü eşine, döndürdü eşini... Kaçı, ertesi gün unuttu, "ebediyen" verdiği sözleri... Kaçı, haber verenleri suçladı, yakalandığında... Kaçı, yakalanana "enayi" dedi, haberi duyduğunda... Ve kaç "kutsal kadın", aile denilen kumdan kalenin sınır boylarını bekledi, kızarak, ağla*****, utanarak, yine de diş bilediği kale reisini savunarak; ...ve göz yumarak... bazen sevgiden, çoğu kez çaresizlikten... ...aynı saatlerde erkek, bir kahvede, becerdiklerini anlatırken... Yanlış anlaşılmasın: Garipsediğim, 40 yaş erkeğinin kadını sevmesi değil; sevmemesi... Ve şaşırtıcı olan, ihanet etmesi değil; ihanet ettiği hayatı aynen sürdürmesi... Yaşadığının bedelini ödemeye cesaret edememesi... Harcına yalan kattığı kaleyi terk edememesi... "Ben de karımın kaçamağını, ondan beklediğim tevekkülle karşılayabilirim" diyememesi... Hep kendine yontarak diktiği ikiyüzlü bir ahlak totemine her daim secde etmesi... Ne ihanet ettiği, ne ihaneti paylaştığı kadına karşı dürüst olabilmesi... 40'ında hala para karşılığı çiftleşmeyi, geceden kalma pudra izini banyoda gizlice çitilemeyi, cep telefonunu her an patlayabilecek bir el bombası gibi gizlemeyi kendine yedirebilmesi... Kabul edelim: Evlilik bitti! Çağ yorgunu aile, ancak başka kadınların (ya da erkeklerin) kolunda yürüyebiliyor. Yalan, bir mecburiyetler rejimi sayılan evliliğin temellerini oyuyor. Ve herkes her şeyi bilerek, gönülsüzce boyun eğerek bu oyunu oynuyor. Çare, eşlerin birbirinin hayatını yaşamaktan vazgeçip her hayatı, sahibinin nefsine, iradesine, vicdanına, insafına terk etmesidir. Sevgi varsa, aile ilelebet sürecektir. Yoksa, böyle sürdürmek rezilliktir. Yalansız yaşamayı özlemediniz mi?" Can Dündar |
Kaç Yürek Götürdün Mavi bulutlara şiirler yazdım Bestesini kırlangıçlar yapacak Sen okurken benim şarkılarımı Her mısrada birer yıldız kopacak. Gözlerden gönüle dökülen yaşın Kaç ölüme bedel bir tek damlası Güneş neden serin,rüzgarlar sıcak Bana mı yolladın tuttuğun yası Kaç hasret sığdırdın gönül heybene Kaç yürek götürdün çekip giderken Duydun mu göklerin ağlamasını Elini uzatıp "elveda" derken FARUK HAZAR |
Hasretinden prangalar eskittim Seni anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, ***** yalana. Ard- arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara. Akan yıldıza. Bir kibrit çöpüne varana. Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini... Ahmed Arif |
Her Aklıma Gelişinde Otuz Pare Top Atışı Duyar Kulaklarım Yüreğimden gürkan kaya |
Ihlamur Ağacı.... yeni büyüyen bir ıhlamur ağacıydım yanı başımda duvar üstü sürünen bir asmaydı yeşil meyvesini vermiş vişne ve arabaların toz yutturan tekerlekleriydi ayrılık dört ordugah kurulmuştu diyarıma onlarca asker yığılmıştı kafese kapanmıştı gül sarmaşık kaldırımımdı bir manzara parke taşlarda oynaşan köpekler her gün ayrı bir kıbleye dönen sek sek çizgileri bir de kapı komşum ayrılık eski büyüyen azizliğinde ısındığım bir suyun tadıydım sulu burunlar severdi en çok bazen dal dal kırılırdım hemen gövdemin yanı başına düşerdi tomurcuk hızla geçerdi yanımdan gözüne takıldığım çift gözler hemen biterdi vuslat hasret havalarından yağardı yağmur geçerdi üst başımdan ayrılık bir ıhlamur ağacıydım sulu burunlar severdi en çok bir de toz yutturan tekerlekler asma tanırdım, bir de vişne dal dal kırılırdım gonca gonca düşer yakalanırdım toprağın özüne dal dal yeşerirdim en çok sulu burunlar severdi beni ben bir ıhlamur ağacıydım. Ahmet Serdar Oğuz. |
Kapım çalındı dün yine, Gelen sendin. Sevgiyle baktım, Sevindim sonsuz... Görüşmeyeli çok zaman olmuştu. Kollarımı doladım boynuna Sımsıcak sarıldım sana sıkıca. Gözlerimden yaşlar boşaldı Sana dolu gözlerle baktım. Hasretim boğazımı düğümledi. Sense suskundun. Tek bir kelime bile çıkmadı ağzından. Hiç bir şey söylemeden sarıldın... Dudağıma değen hasret öpücüğü Birden uyandırıverdi daldığım Sensizlik uykusundan. Yanımda ne sen, Ne ötede çalan kapı... Ne de sımsıcak duygularım yoktu. Rüya idin her zamanki gibi Göründün ve yok oldun... fatime altuntaş |
anladım kimsenin çaresizliği denk değilmiş ölüm ağrısına oysa o soğuk yüzlü ölümler ne de kolay söylenir agızlarda ya sen nasılda narin ve cesur bir ölüydün o soğuk ve nur yüzlü kadın sendin anladım burcu akman |
Bu sana onuncu mektubum Ve de sonuncu Artık fark etmiyor benim için Ne olursa olsun sonucu Nasılsa göründü artık İkimize ayrılığın ucu Derler ki; Her aşkın gökyüzünde bir meleği varmış Bir aşk bitince o melek ağlarmış Ve bir yıldız kendini vurup Sonsuzluğa kayarmış Kaldır başını Bak gökyüzüne Şimdi bütün melekler yasta Ve bütün yıldızlar sana 'Gitme' diye yalvarmakta Sense Hala içi boş kupkuru bir inatta Bense Hala resmini çiziyorum bu son mektupta Oysa Aylar var umutlarım komada Hayallerim bitkisel hayatta Ve bu zavallı yüreğim Acele Rh pozitif bir aşk aramakta Anlayacağın Seninle tarihi geçmiş bir aşkı yaşadık ikimiz Eskimiş düşlerim bir eskiciye yakışır artık İple çektiğim temmuzları da sana bıraktım İstersen Göz yaşlarımı bir madalya gibi diz göğsüne giderken Çünkü Kapattım aşkın bütün sayfalarını artık... Son postayı koydu sabrım yalnızlığıma Ve son resti çekti gözlerim Dönüşü olmayan yollarına... Ama yine de sen üzülme Sözüm var kendime Bu aşkı sensiz de yaşatacağım Olurda bir gün Zamansız kapanırsa gözlerim Sakın şaşırma Sana anlatamadığım bu aşkı Orada meleklere anlatacağım Ve işte o gün İki damla yaş düşecek gözlerinden biliyorum İşte o gün Seni de sana ağlatacağım. Dedim ya Bu sana onuncu mektubum Ve de sonuncu Artık fark etmiyor benim için Ne olursa olsun sonucu Sen yepyeni aşklara yolcusun artık Ben en eski yalnızlığıma yolcu... A.Selçuk İLKAN |
Biliyorum çok kızgınsın özlemek için anca zaman buldum, desem çıldırırsın yoktu*k biz zaten, ben sadece sevişmeyi sendiğimi sandım sende sense aklıma hayrandın şimdi sesime düşen bu heyecana sen de şaşıyorsun belki uzaktım ama bu bekleme*yle anladım aslında sana aşıkmışım! bir garip içim bu akşam, daha bir tanıdık geliyorsun sarılsam bu defa utanacağım saçına ellerim akarken, izleyeyim bu defa yüzünü soluksuz ben de kızgınım kendime ne çok zaman akmış belleğimden kaç layık olmayanla serilmişim aynı döşeğe ne kadar yoksun kalmışım senden ve ne kadar habersiz geç kalmadım umarım...ne olur kapını aç yimla yaver |
Tebessümün Öyküsü... ...................................…............................göğsüne göm ve git ..................................................ezberimden anlatacağım kalanı… Fırtınalı ağacı kuşatır serüvenler hangi bahar değse kırar zamanı sular gözyaşıyla musalar paslı kapılar gibi açılır dudakların tutku ürperişin ağzında dokunmak ister kentin kirli sakallarına elbet öpmek ister güzelliğini saatler nefeslense tende karanlığın dibinde titreyen ışık göğü delirtir bahçede bir mezarlık daha yer yok kafesteki tebessüm azâd edilir......hangi aşk daha maviyse erir arzunun mumyası kozasından köhnebahar kır çiçekleri/mor gelincikler diz çöker defne çelenkleri derman balkır dervişin hırkasında bir ozan coştuğunda anımsanacak hüzün gözeneği/göçebe kumullar toplayacak cim karnında kaç nokta kaç kere ökselenir ki insan hangi şafak kervandan kalkıp gider geniş yorgunluklar edinmeye katmerli acı hangi kuleden yele verir tabanlarını mahzuru yok ki acıyı yaşamış olmanın cehennem bir daha yudumlanabilir......hangi aşk yanarsa hiç tadılmamış gibi yaban yarım gülüş sabahı şakağında sezginin namlusu bilekleri titrer/bekler tetik akrebin kuyruğu/suskunun yumruğu kıskançlığın ağusu çözer uçkurunu bıçkın yüzün kehribar süngüsü kendini kaybeder kıskıvrak karnı deşilir bir bebeğin parmak izinin katli gerektir firari bulunur/naftalanır dil mektubun kuytusu/sabrın kalın tortusu sorguda itiraf terk eder koyağını fiyakalı kelepçeler çözer niyetleri kallavi küfür/sapkın saatler/ateş anaforları boşluk yırtık/yol devrik mührü kırmak için dar vakit şahinden kaçan serçe pençelenir isyan isyanla diner çığlık çığlıkla kandil içlenir/şirpençe tazelenir......hangi aşk yaşıyorsa gölgeler ülkesinde cenaze düğünleri sınar ayrılıkla sadakati vuslatın demir perdeleri bir ad verir kimliksiz sevgiliye mevsim taze günah mevsimi değildir pörsüyen sarışınlık çileye kuma gelir ah bitimsiz gizin toynakları altın eğerli yılan/beklenen tatlı zehir bir öpücük çalabilir Olympos’tan yalan sunaklarında tözün simgesi sahilde şarap ilahisi/kılıfı çatlak döl kanatır masum çiçekleri kendinedir her avare iklim nergisin yenilgisi taşı cevâhire çevirebilir......hangi aşk kâfiyse ey karanlık kibir insan en çok kendine yakışabilir ey ömrüm bir daha gel anlamak ölümle de mümkün fermânını kendi yazan ipini de çekebilir! ...............................................................Şimdi hangi aşk......... Filiz Bedük |
SEVİYORSANIZ EĞER Seviyorsanız eğer; Geç kalmayın sakın aşkınızı söylemeye telgraf çekin, telefon edin, mektup yazın... Uçaklara, trenlere tüm taşıtlara binin... Koşun, arayın, bulun, haber gönderin, birine anlatın... Duvarlara yazın, ağaçlara kazıyın... Yani deneyin bütün olanakları, hiç olmazsa; iki yaprak samanlı kağıda yazın... Ama sakın geç kalmayın! AŞKINIZI SÖYLEMEYE... Özdemir İnce |
Yeter Bana/Dayan Yüreğim Tek bir umutla çıktım yola Gitmek istiyorum Senden çok uzaklara Yüreğimin sesini Duymak istemiyorum Yarına umutlarım Beni terk etti Bir tek mutluluğun Gözlerin yeter bana Gölgen olmaktı Şu dünyada dileğim Seni sevmekti Sana kavuşmaktı. Hayallerim Beni terk etti Sensiz sevdam Hatıraların Yeter bana Hatice Güler |
Kalbime dikkatle bak senden kalan yara var Gözlerin azap verir düşmeyince gönlüme Sensizliğe baş eğer can bezdiren yaralar Beni muhtaç eyledi gücenmeden ölüme Beni muhtaç eyledi gözlerine gözlerim Sensizliğe baş eğer isyana giden gönlüm Gözlerin azap verir acı kokar sözlerim Kalbime dikkatli bak sen diyor neden gönlüm. Senden kalan yaralar hasretinle azıyor Düşmeyince gönlüme vuslat mevsimi cemre Can bezdiren yaralar gönlüme kan sızıyor Gücenmeden ölüme rest çektirdin bir ömre Rest çektirdin bir ömre sensizliğin derdiyle Gönlüme kan sızıyor ağrıların içinden Vuslat mevsimi cemre düştü mü cana söyle Hasretinle azıyor haber gelmezse senden hasan ulusoy |
Öte Çağın Gülü Ah bir tek hançerle açılır Aşkın yarası Kanamaz gül solmayınca tarih Kalbe çizili ne varsa artık mor Suskunluk çağındayız ey ömrüm Yalan seni seviyorum sözü gül dikeni ağlar Dedim kaç kez ay vahşi evren arsız Umudu vuruyorlar gözyaşlarını saymadan Bizi de yazacaklar uyaksız bir şiir gibi Bir gönlün içine girmeden solacak ömrümüz Yok mu göğü savunacak ey âlem-i mahlukat Kalbimin sarkacına gül bağlayacak gül ağlayacak Unut vuslatın müjganını hayat taş üstüne taş Yarin bahçesi solgun yüzümüz tarumar Yeter artık kanayan bir testiden su akmasın Gül çağına kurban olsun Aşk Yelda Karataş |
Kapıyı örtüp ayrılırken aynaya baktım 'Yaşlanmışsın' dedim, kendi kendime Sevilmedim, sevgi görmedin ki Başın eyik sığındığın kuytularda Karanlık mı karanlık dar sokaklarda Başını okşayanın olmadı Akıyor damla,damla Su aka,aka yatağını bulurmuş dedim Yerine ulaşır sandım Hor görüldüm Yıprandım Dimdik olan Cesaretim kırılmış 'Nerde delikanlılık çağım' dedim Oysa yaşlanmıştım Sıcacık el aradım Dokunsun, sıcaklığını versin istedim diken gibi battılar Canımı öyle yaktılar Ağaçları yapraklar örtmüştü Son bahar gibi sararıp solmuştu Kökleri siyah,siyah uçları ağarmıştı Yaşlanmış Tek kişilik hücrede yaşar gibi yaşıyorum Aynanın arkası karanlık Yüzüm gençliği arıyor Sevdiklerime bakıyorum Onlar ki Rüzgar olup gidiyor Kuş olup uçuyor gördüklerim Toprak olup ölüyor Hiç gelen olmuyor gidenlerden Sessiz sedasız çekiliyorlar diyeyim.... yusuf ter |
| Saat: 15:33 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık