MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

Misafir 26 Aralık 2006 01:35

Gece..Çay..Sen

camın denizinden
gül kırmızı akşam düşen
içinden bulutlar geçen
bir bardak çay
sen..

bir bardak
ince belli
pürüzsüz
sana dair
ve senden

sonra yıldız fırtınaları
ay yağmurları
sonra güneş suları
çöl baharları
ırmak dağları

içmek
senin içinde
gözelerini
gözlerinden sağılırken delirmek
aşkın imbiklerinden

deryama düş-sün
düş
iki can
bir benen
gül güzelim
vahşi kısrağım
kölem
canımın kasesinde tazelen

sözün aczinde ancak yaşanır bu dem
rüzgar dağların
su güneşlerin
kişneyen çılgın bulut
öpüşün yıldırım
çöküşün
dil kesen uçurumların
düz dağların
sarp ovaların

gece
çay
ve sen
okyanusun geçmesi iğne deliğinden
bir zaman yırtarız ki dokunmamış daha
katışıksız ipekten
som buluttan
arı düşten
bir coşku aklını yitirmiş
kanatlanmış bir hüzün
gel hadi
gel
hadi
gel hadi
gel
ömrüme demlen

adnan durmaz


arwen 26 Aralık 2006 01:38

Bu zemheri ayında,
Yaz kırıntılarını silkerken
Gökteki güneş,
Yüzümü ısıran poyraza inat,
Dudağımda soğuk artığı bir çatlak
Yürüyorum sevdalısı olduğum dağların
Bana uzanan kollarında.

Tüm doğa çekerken özlemini
Bir cere yağmurun,
Ben kış yanığı olmuş
Bir fidanın,
Ana rahminden zorla kovulan
Sahipsiz ceninler gibi
Can çekişini görüyorum
Ayak ucumda.



hale orhan


arwen 26 Aralık 2006 02:55

Karanlığımın ötesinde
Bir sevgili uyumakta
Yıldızlar kayarken ömründen,
Haberinde olmayarak...

Ve zaman geçecek,
Bedenim çürüyecek...
Bilki çürümüşte olsa bu genç,
Hep seni bekleyecek

Elinde kırık bir kalemle
Özlemini resmedecek..

http://www.antoloji.com/siir/media/89/www_antoloji_com_526889_763.JPG


sezer çalışkanoğ


Mystic@L 26 Aralık 2006 19:26

Çalışkan Öğrencinin Aşkı

İki artı iki dört eder
Sen artı ben dünya
Dünyadan sonsuzluk çıkarırsak eğer
Bir şey kalmaz ortada.
Dört kere beş yirmi eder
Sen kere ben sınırsız
Sınırsıza bir sen daha eklersen
Bu bilgi olur karasakız.
Sonra; aruz, vezin, kafiye
Hepsi senin yanında nafile
Kalem kaşlılar, gül yanaklılar
Hiçbiri seni görünce Divan’da duramadılar.
Eşeyli üreme, eşeysiz üreme
Benim için fark etmez sen isteyince.
Her ne kadar sen bana
Iraksak olsan da
Sen eşittir
En sevdiğim organik mesele.

2003
Neslihan Gökçen


Misafir 26 Aralık 2006 21:35

Bende Senden Gidiyorum



“Çek git! ”diyorsun
Ruhumun ilahisi susuyor,
Bir çığlık düğümleniyor,
Kalbimin tam ortasında.
Sönse de tüm ışıklar,
Ansızın kırılsa da umutlarım,
Üzülme
Zira,ben de senden gidiyorum.

“Çek git! ”diyorsun
Temmuz rengi alav tavı,
Hasretler birikiyor yüreğimde
Denizler maviliğini yitiriyor,
İklimlerim kuruyor,
Anlamsızlaşıyor her şey
Üzülme
Zira,bende senden gidiyorum.

“Çek git! ”diyorsun
Parça parça kopuyorsun yüreğimden
Güneş dediğin yüzüm soluyor,
Gözlerimde acının her tonu
Yüreğimde solan filizlerle
Düşlerimden vazgeçiyorum.
Üzülme at şeleği üzerinden!
Zira,ben de senden gidiyorum.





Jale Keskin


Misafir 26 Aralık 2006 21:52

Sen Yediveren
Ben dalında diken
Soldurmak istemem seni
Sil beni yüreğinden

Sen yürekten sevilen
Ben seven sevilmeden
Ben karanlıkta boğuluyorum
Sana güneş doğarken

Sen acılar veren
Ben acı çeken
Biz yolları ayıralım
Henüz vakit varken

Yüreğin ağlasın
Gözlerin degil
Öldürdüğün aşkın
Cenazesi geçerken

Şeyhmus Sait Aydın


arwen 26 Aralık 2006 22:19

Bu ilk yalnız kalmışlığım ilk.
İlk kez apansız inen akşamdan sonra tek nefesim.
Dışarıda çiseleyen yağmurdan başka tek sesim...

Bu şiirim de sana birtanem.
Şu an elimde bir resimsin utangaç,masum...
Ve yanında ben varım
Şu anki gibi mahsun...

Kulağıma yatsı ezanı geliyor
Saat ondokuz otuz.
Eylülün yirmiüçünde takvim
Boynum bükük yine şükrediyorum Allah'ıma...

Yarınlar bizi bekliyor birtanem
Varsın ayırsın bizi bu günler
Ne yazar geceler kara tren olmuşsa
Ben sana koşuyorumya dolu dizgin.

Şunu iyi bilgi aşkım
Seni yazmak ruhumu dinlendirir.
Montagne gibi diyorumki
'Ayrılıklar Sevgiyi Güçlendirir.'


enver yıldız


arwen 26 Aralık 2006 23:27

Benden Uzak durmaya çalışma şu üç günlük dünyada
fırtınaları durultan Gözlerini mahrum etme
Kalbim Gözlerine muhtaç
yalvarıyor bak
Dindir bu fırtınayı

Hayalin yetmiyor / gözlerin olmayınca

Artık Uçurumun kenarında değilim
Uçurumun ta kendisiyim Sevgili
gelecek misin?


yeter be

Ne zamandır rehinsin kalbimde
Ant olsun / bu son şansın
Bir hafta mühlet sana
Yine gelmezsen
Söküp atmazsam kalbimden.... / Sen olayım

bak işte / gelmedin
umudum vardı aslında
olsun
artık çok rahatım

Hoşça git
bakarken
Rüzgarlarımı dindiren Sevgili



ahmet naci çoğaltay


arwen 27 Aralık 2006 02:09

Siz
Hiç sevdinizmi
Delicesine
Kabuslar görüp
Hiç
Döndünüzmü
Durmadan
Yatağınızda
Sabahlara dek
Ağladınızmı
Hiç
Hergün
Çaresizliğinize
Ve de
Bir gece
Karar verip
Çıkıp gittinizmi
Evinizden
Çok uzaklara
Dönememezcesine
Sonra da
Çıktınızmı hiç
O
Bilinmeyen
Dağların doruklarına
Haykırdınızmı
Hiç
Dünyaya isyanınızı
O an
Atmak istedinizmi
Kendinizi
Sarp kayalıklardan
Meçhule doğru
Sonra da
Vazgeçip
Yaşamaya çalıştınız mı
İnsanlardan uzak
Tek başınıza
Robinson
Ve
Yunus Emre
Misali
Yıllarca
Her gece
Yaşayıp öldünüzmü
Ve de
Hergün
Ölüp ölüp
Dirildinizmi
Hiç
Yani
Siz
Hiç sevdinizmi
Delicesine



ışık german ersoy


Misafir 27 Aralık 2006 03:03


uçurum kenarında
toprak kokuyordu gözlerim
ve tüm sarhoşluğuyla beni izliyordu deniz
dilimde çiçekli kiraz
bir şarkı söyleyecektim
ittiniz...



Yazan : Ferhat Gülsün


arwen 27 Aralık 2006 03:10

Saçın rüzgarda dalgalandığı zaman
Mazi gözlerinde canlandığı zaman
Yüreğin acıyla şahlandığı zaman
O günleri düşünüp beni hatırla


Sendin uzanıpta dizlerimde yatan
Sendin sevgi ile ellerimi tutan
Ssendin hasretinle bağrımı yakan
O günleri düşünüp beni hatırla


Sensin deli gönlümü hüsrana boğan
Sensin haretinle bu bağrıma dolan
Sensin beni terkedip ele yar olan
O günleri düşünüp beni hatırla

Sendin sorana onu tanımam diyen
Sendin bir daha asla aramam diyen
Sendin beni yüzüstü koyupta giden
O günleri andıkça beni hatırla


ayhan okumuş


Misafir 27 Aralık 2006 03:19



imgelerim çürüdü sana dair her susuşumda
zamanı dişleyen buğu.../ve sır
sofrandayım aşk
beni göğsümün orta yerinden ısır


Ferhat Gülsün


arwen 27 Aralık 2006 03:27

GİDECEKSİN
Bir kara kış dolanıyor başımda,
Korkuyorum,yel olup gideceksin.
Tipiye karışıp,akan yaşımda,
Korkuyorum, sel olup gideceksin.

Gönül pazarında hile yapmadım,
Dünya malı ile ölçüp, tartmadım,
İnsanlığı tezgahımda satmadım,
Korkuyorum, pul olup gideceksin.

Ne yamandır yüce dağın boranı,
Sevemedim yalan ile yılanı.
Sen de aldın hainlikte sıranı,
Korkuyorum, el olup gideceksin.

Dağ başının kışı,bahara döner,
Buzları çözülür ovaya iner,
Kızıl korlu ateş de bir gün söner,
Korkuyorum,kül olup gideceksin.


melek temel


Misafir 27 Aralık 2006 11:06

Yalan

Hadi gidiyorsun
Yürekten kan gidiyor,sen gidiyorsun
Herşey gidiyor
Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor
Solgun bir gül oluyor insan
Bir demet kar çiçeği ölüyor, sen gidiyorsun
Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay
Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
Bakma öyle
Ben kanıyorum sen üşüyorsun

Kolay değil bir yalan bu
Yaralayan koca bir yalan
Yalan işte
Sevdiğim yalan
Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
Yumuşacık sıcak bir yalan

Islak gözlerimle geçiyorum
Yaralı bir ceylanın kalbinden
Ceplerimde kül var
Bir yangından arta kalan

Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor
Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman
Herşey bir yalan gibi yandığı zaman
Yalnız olduğunu anlıyor insan
Anladım ve geçtim
Yaralı bir ceylanın kalbinden

Aynamı kırdım, fotoğraflarımı yaktım
Nasıl da acımasızdım hatıralarıma karşı
Nasıl da umarsız

Su gördüm düşümde
Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu
Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu
Sonra sabah oluyor
Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu

Hayır,diyordu bir dağ köylüsü
Hiç bir şey için geç değil
Ve geç değil
Birşey için hiçbirşey
Birşey vardı öyleyse,birşey
Beni çeken
Güneşin dağdasından uzağa
Kocaman çayırlara çeken birşey
Gümrah ırmaklara
Sonra sıcağa sonra acıya
Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan
birşey

Tutsana beni bırakmasana
Olsun, yaralasana
Olsun, ağrısada
Yalan da olsa kalsana

Dağ köylüsü aşkın olduğu yerde ben varım
SEN OLMASAN DA ben varım
Yağmur yağar, saçlarım filizlenir
Bir yıldız düşer omuzlarıma
Islık çalar, ıslanır, şarkılarımı söyler geçerim kapımdan
Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan

Tanırlar beni
En iyi YALANLARINI alırım onların
Adresler sorarım kimseler oturmaz orada
Ve kimseler olmaz ben sordukça

Dağköylüsü
Şimdi gidersen
Şimdi git
Kalırsan şimdi..

İbrahim Sadri



Misafir 27 Aralık 2006 15:41

ANALİZ

kendine yağan bir yağmursun benim içimde.
uzun soğukları damla damla kırarsın
ve yüzümde izler bırakarak,
yaşanılır kılarsın bu kenti.

geçtiğini varsayarım sokaklarımdan
ya da, g e ç t i ğ i m i z i…
geçerken kendimizden ve
geldiğimizde kendimize;
bozuk bir şüphenin, verilmeyen öğüdün,
bedelli bir ihanetin
deliksiz gergefinde,
bir geçmişi un-ufak edip,
birbirimizden geçmişiz.

birbirimize söylenecek,
analizsiz bir şarkı boyu
susuşlar kaldı yalnızca.
onları da sustuk mu?

geceyi düş dışında yaşamak,
birbirine ölenlerin sevdasını küçümsemek,
büyümeyi acı çekmekle orantılamak,
aşkın saadetini sonsuzluğunda aramak
ve dönüp baktığımızda ileriye,
ikimizi
yine
aynı
yerde bulmak…

“sen beni hep seveceksin!”
belki aldattığımız olacak birbirimizi
sigaraaltı niyetiyle öncemize aldıklarımız,
aldattırdığımız biz,
on´u geçmeyen yüzlerin birincisi olacağın günlerim
senin bana bağırışların ve soruların
benim sana dürüstlüğüm ve cevaplarım,
bizi
bir
adım
ileriye
götürmeyecek…

her kentte biraz daha kavuşan, her kentte daha çok ayrılan, onca yanmanın ardından aşkın ölümcül sonsuzluğuna kül soğukluğunda ulaşan Aslı ve Kerem´in, çağ ruhları mıyız?
yoksa, biz de unuturduk!
çoktan unutulurduk!
başka aşklarla tamamlardık eksiklerimizi,
başka aşklara bırakırdık büyütülmeyi…

“şimdi” diye başlayan bir cümlenin devrik özneleriyiz.
birbirimizin üstüne devrildik
bunca mesafede.
bunca mesafede,
bunca yol katettik ya,
ölmeyiz artık içimizde…

KAHRAMAN TAZEOĞLU


Misafir 27 Aralık 2006 17:26

YAŞARKEN ÖLENLERDENİM..


Bir yaşayan var,bir ölen insan..
İşte ben yaşarken ölenlerdenim!
Bir ağlayan var,bir gülen insan..
İşte ben ağlarken gülenlerdenim!

Bilirim ati dünden karanlık..
Ama yinede umut örenlerdenim!
Kim demiş rüyalar ah gerçek olsa..
Ben her gece kabus görenlerdenim!!

Hatica Pazar

Dostdur Özde Deil Sözdedir Adı !

Seni sen olduğun için sevendir
Yüreğinin sesini uzaklarda bile dinleyendir
İki eli kanda olsa derdine yetişendir
Varolduğunu hissetiren,kıymet bilendir
Dostdur sözde değil özdedir adı...

Sabun köpüğü değil, darlık anında kaybolmaz
Sözünün eri güvenirliği tartışılmaz
Bilirsin, çıkılan yolda yarenlikden caymaz
Hayatına girdi mi kolay kolay çıkamaz
Dostdur sözde değil özdedir adı...

Yüreğini menfaatsiz sunar
İyiliğin için sözleri acıya bular,
Vakti zamanı gelir söyledikleri bir bir çıkar
Yoktur senle dolan kalbinde ne fitne fucur ne de çıkar
Dostdur sözde değil özdedir adı...

Yangınlardaki yüreğine, varlığı ile ferahlık
Mutluluklarında, üstüne dikilen saf ipekden bayramlık
Bilmez ne rol ne sahtekarlık
En büyük özelliği yaradılışı doğallık
Dostdur sözde değil özdedir adı...

Yalnızlıklar rıhtımından alıp götürür, süt beyaz yelkeniyle
Uçurum kenarından çeker,adı şefkat elleriyle
İyiki varsın dedirttiren, avucunda tuttuğu yüreğiyle
'Sen cansın benim dostumsun ' ağız dolusu kelimeleriyle
Dostdur sözde değil özdedir adı....

Tüm Dostlarıma....

Özlem Gökdem





Misafir 27 Aralık 2006 17:55

katlanır üstüne yalnızlık
denizlerin biricik çocuğumun
hüzün sahibi
ölümün asit serpintisiyle
saçlarında çırılçıplak acı
ıpıslak hissedilen
bütün yorgunluğuna rağmen
ılık melodiler sıkışır gözlerine
yine sabah

Kaan İnce


arwen 27 Aralık 2006 18:56

Ne kadarda tek başınaymışım.
Anladım senle de
Anladım sensizde
Hep yalnızmışım.
İçim bomboş
Kalbim bomboş
Ruhum bomboş
Tek başına kaldı benim bedenim



ÜLKER KARADEMİR


blackblue 28 Aralık 2006 10:54

Alıntı:

arwen adlı kullanıcıdan alıntı (Mesaj 300213)
Sana bir gün hoşça kal diyeceğimi biliyordum zaten,

hoşça kal papatyam,
hoşça kal…
Acımasız hayat bazen akrep gibi,
son darbeyi kendine vurur,
ve kıyar ya canına,
sana da öyle oldu…
İnsanlar zalim olmuş, sevgiye aşka katil olmuş,
gülen yüzlere isyankar,
ihanete aç kalmışlar…
Sevmişler geceyi gündüzden çok,
ayı güneşe yeğlemişler pörsümüş tenlerinde…
Kuru ekmeği bulamazken,
şarap ile kaşara meyletmişler boş mideyi…
Bir damla sevda bulamazken,
esir sanmışlar sevdaları kendilerine…
Hoşça kal papatyam,
yeşil denizimin beyaz gözyaşı,
sevdamın en beyaz gelinliği,
hoşça kal…
Bir gider bin açarsın ya sen,
bir dalın gider bin kök doğarsın yürekte…
Sen salın yine sımsıcak gülen yüzünle,
Sonbaharın serin yeliyle, baharın ılık meltemiyle,
aç beyaza hasret gönüllerde damla damla…
Çiğnesinler seni çamurlu postallarıyla,
ihanet askerlerinin kılıksız neferleri,
sevda eşkiyası olsun anılsın adın,
can ver sen bu yolda,
birkaç yoldaşınla…
Ben ağlarken gülen gözyaşlarımın,
damladığı yüreksin sen…
Kokunu hasretime, adını dağlara,
sevdanı yüreğime yazacağım,
ve her sevdayı,
sana adayacağım…
Hoşça kal papatyam…


bedri kenan karaal

Üç Elmayla Biten Mutlu Bir Masal
Sen prenses olacaktın,
semadan daha mavi gözlerinle,
bakacaktın…

Rengi güneşten sarı,
uzun saçlarını da,
kuleden salacaktın …

Ben ise prens olacaktım,
simsiyah saçlı, gözleri çakmak çakmak,
beyaz atımın üzerinde,
gururlu…

Belki yedi cücelere,
belki çikolata eve rastlayacaktık…
belki küçük prensle,
yıldızlara çıkacaktık…

Ekmek kırıntılarından,
ormanda yol bulacaktık…

Renklerin en temizine,
sevginin en güzeline doyacaktık…

Ne olursa olsun,
kötüleri yenecektik…

Kısa olurmuş masallar,
kolaymış yazması da,
sonları mutlu bitermiş hep …

Ama bu masalda;

Ne ben seni uyandırdım,
usulca dudağından öperek,
derin uykundan…

Ne de sen beni kurtarabildin,
kurbağalıktan…

Uyandık ikimizde bir yerde,
ne öperek ne öpülerek…

Yazamadım,
kolay olmasına rağmen,
üç elmayla biten,

Mutlu Bir Masal…
Bedri Kenan Karaal

;)


Kreacher 28 Aralık 2006 11:54

Titrek bir damladır

Titrek bir damladır aksi sevincin
Yüzünün sararmış yapraklarında
Ne zaman kederden taşarsa için
Şarkılar taşırsın dudaklarında.

İşlerken hülyama sesten örgüler
Bir çini vazodan dökülen güller
Gibi hülyada fecirler güler
Buruşmuş bir çiçek parmaklarında.

Gözlerin kararan yollarda üzgün,
Ve bir zambak kadar beyazdı yüzün;
Süzülüp akasya dallarından gün
Erir damla damla ayaklarında.

Sesin perde perde genişledikçe
Solan gözlerinden yağarken gece
Sürür eteğini silik ve ince
Bir gölge bahçenin uzaklarında.

Sen böyle kederden taştığın akşam
Derim dudağında şarkı ben olsam
Gözlerinde damla, içinde gam
Eriyen renk olsam ayaklarında


Ahmet Muhip Dranas









Mystic@L 28 Aralık 2006 13:26

Aslanların Efsanesi

Saçları ateşten bir kız
Gölgemden soyutluyor rüyamı
Aslan gözlü bir kız,
Obiyama ovasından,
Aslanlar diyarından
Haberini Antiloplardan aldım
Kayaların tepesinde
Güneşin batışını seyrediyor
Uçsuz bucaksız steplerin.
Oğlak burcunda bir aslan
Oğlak dönencesinin hemen altında
Dişi bir aslan.
Gözleri zümrütten bir kız
Mekanımdan soyutluyor zamanımı
Yıldız saçlı bir kız,
Satürn’ün halkalarından kopmuş
Orion’un karadeliğine gönderiyor beni
Zaman uzuyor,
Uzuyor, uzuyor
Sonsuz oluyor yanıbaşında
Benliğini gönderiyor karadeliğin diğer tarafına
Ve bir aslan beliriyor tekilliğin diğer yanında
Ateşten bir aslan,
Zümrüt bir yıldızda,
Obiyama’nın halkalarından,
Orion’un zamanında,
Dişi bir yıldız.

Fikret Çalışlar


Mystic@L 29 Aralık 2006 23:24

Nasıl Da Bilirdin

Eskiden beni beklediğin yollardan geçtim
Eskiden bir istasyon vardı oralarda
Nasıl da bilirdin geleceğim saatleri
Üçte beşte
Nasıl da bilirdin.
Beni nasıl severdin sen
Gözlerinin ucuyla bile
Bana dokunduğunu hissederdim
Dünyanın öbür ucundan
Ben de seni severdim
Senin beni sevdiğin kadar olmasa da
Hatırlıyor musun senin saçlarından güneş yaptığımız günleri
Yastığımızın üzerine yaydığım saçların
Güneşe benzerdi
Ne güzeldi saçlarının
Koyu kumralı
Canım...

Bülent Türksayar


Misafir 30 Aralık 2006 00:29

GÖZYAŞI DÜĞÜNLERİ

ardından gülistanlar ağlamakta hüsranın
ve şiir heybesinde hıçkırık taşıyan ben
sanırdım gözyaşından olacak tebessümler
sebiller ağlayınca her tasında mısranın


yokluğa hicret diye yuvarlanır gülücük
buruk buruk dünyalar takılır hançereme
alevlenir kalbimden gözlerime bir meltem
dudaklarıma düşer ağlamaklı öpücük


gözbebeklerim kadar yalnızlıklarım sefil
devasa hıçkırıklar sarar dört bir yanımı
ıslanmış parmakları süsler garip bir divit
ve açar gözyaşım/da umut veren karanfil


her şiirde kendimle biraz gezip gelirim
var oluşum çizilir bembeyaz sayfalara
içimde kızgın bir çöl yeşerir dualardan
düşünce kirpiğimden gözyaşı düğünlerim


dünyevi bir handeye takılır bütün gözler
gözyaşı düğünüme aldırış eden olmaz
ben miyim bilmiyorum gözyaşında münteha
yüreğimde bir sancı nevbaharları özler


sanki adımı ağıt yazmışlar gözlerime
düşer de yanağımdan sürünür ağlayışım
damla damla eririm / tüterim burcu burcu
nakışlanan içimde renklenir her kelime


susarım içim yanar / ağlarım anlatamam
yazarım kurtulamam / başım döner ukdede
kendimi yelken yapar yüzerim de sonsuza
yine de gözyaşımın düğününden kaçamam



DüşÇınarı sayı:7 / kasım-aralık 1997 y.s.k.: MiM


arwen 30 Aralık 2006 02:33

Git gidebildiğin kadar
Kırıldı aynam sırçasın
Yansıman yok güneşe nede aya
Git beni bende bırakarak
Bahar kokmuyor yağmurlar
Bir damla gözyaşımda boğuldun
Yıldırımlar düştü
Anımsamıyor anılarım
Anımsamıyor bakışlarım
Rüzgara sattım bendeki seni
Nefretimi yazdım rüzgarlara
Aşkıma sapladığın hançerde yazılı adın
Anımsamıyor buz tutmuş gecem
Ölüler görmez rüya kurmaz düş
Korkmam gecem olamazsın bana
Bir gün rüzgar esecek
Bedenin hatırlayacak
Ürpertin bıraktığın yalnızlığım olacak
Akşamın alacasından aydınlandı düşüm
İçsin ormanlar yeşilini
Çilingir sofrasını kur kader
Kaldır kadehini
Aşkın ölümüne şerefe


nurten tarım


arwen 30 Aralık 2006 15:03

Bir kış tadında yüzümde çatlar buz
Bir kış günü başlar ve isteksizdir hüzün
Hani o hiç tükenmeyecek sandığım ivme
Sararan etimde çürüyen dişimde durur
Başıma kakar savurgan koşmalarım

Bir gözyaşı sıçrar yüzüzme yüreğimden
İki kaşımın arasından vurur her yorgun bakışımda
Diyorum böyle kalleşçe gelmese bir kış günü yalnızlık
Sonbahar daha yeni terk etmişken ve hazırrlıksız
Bir kar tanesi bulabilsem çok uçlu ve sekizgen
Tutunabilsem uçarı
Bu hayata tek parçası olmasa yüzen gözlerim
Bir buzdağının gezgin kara

Söylenecek ne çok şey gelir aklıma
Bilirim susmak bazen en akıllı yolken
Ve yürekte söylenecek ne duygular katledilir
Varamadan henüz dudağa isyanın tadı
Bir kış günü donar kalır dilim ucunda usumun
Ve dudaklarımda o bitkin duygular konaklar
Kalamış'da boş bir arayış
Adımlarımda yorgun bir ihtiras
Onlarca kışın ardından



fikret şahin


Mystic@L 30 Aralık 2006 17:07

A r t ı k

Rüzgar yari sürükle kalbime
Yağmur gözyaşlarım olmasın artık
Bulut yarin üstüne seril
Güneş onu benim gibi yakmasın artık

Gül yari çağır kokunla
Dikenler elime batmasın artık
Yaprak yare bir fısılda
Toprak onu benim gibi çekmesin artık

Aşkım tezgah olan kalbimde serili
Yarim onu hergün deşme artık
Yar aşk bıçağını bileme gözyaşımla
Bırak paslansın bıçak kesmesin artık

Çarmıha gerildim kulpsuz bir dolapta
Ayak seslerini duyamam artık
Maziye sen git fotoğraflarla
İstesem de geri gelemem artık

Balıklar ağlayıp da deniz tuzlu olmasın
Dalgalar sahile vurmasın artık
Aşkım imdat deyip kurtulsun elinden
Tuzlu sularda boğulmasın artık

Çeşme yaptırın her yerine yeryüzünün
Mecnunlar çölde susuz kalmasın artık
Şifresi çözülsün bütün kalplerin
Sevginin kıymeti bilinsin artık...

Kenan Kahraman


Mystic@L 30 Aralık 2006 20:05

Ha Ben Senim Ha Sen Ben

Say ha sen'im, ha sen ben’im, ha hasen’im, ha kimsem
Sevenim’çün sevenimden gayri olmadı kimsem
Dost tutmadım dost-u mutlak; sevda-yi Hak’tan gayri
O sevda ki; Alem sığdı, yetim kalmadı kimsem

Selçuk Bekar


kambis 30 Aralık 2006 22:38

İstanbul: 29 Ekim 2005

ANADOLU’M
MEMLEKETİM

Beyazını renkli kılsam, AL ’a düşen güzelliğin
Baharına gönül koysam, DAL ’a düşen güzelliğin
Kovan’ına, arı olsam. BAL ’ a düşen güzelliğin
AL yazmalı. DAL budaklı. BAL’ lı dilli…” ANADOLU’M
Asırlardır Ana yurdum. Al Bayrağım, ” MEMLEKETİM

Dallarına diken olsam, GÜL ’e düşen güzelliğin
Fidanına sular olsam, ÇÖL ’e düşen güzelliğin
Coşkusuna nehir olsam, SEL ’e düşen güzelliğin
GÜL’ er yüzlü. ÇÖL hasretli. SEL coşkulu…” ANADOLU’M
Toprağımdır, Ana yurdum. Al Sancağım, ” MEMLEKETİM

Kırlangıçla kanat çırpsam, TEL ’e düşen güzelliğin
Buram-buram sümbül koksam, YEL ’e düşen güzelliğin
Kuşağını çözüp salsam, BEL ’e düşen güzelliğin
TEL duvaklı, YEL ağızlı. BEL kuşaklı, ” ANADOLU’M
Otağımdır, Ana yurdum.” Ay ve Hilal ” MEMLEKETİM

Yosun ile balık koksam, GÖL ’e düşen güzelliğin
Zümrüt, yakut, elmas olsam. KOL ’a düşen güzelliğin
Vuslatını yakalasam, YOL ’a düşen güzelliğin
GÖL cömertli. KOL germeli. YOL bakışlı. ” ANADOLU’M “…
Kutsalımdır, Ana yurdum, Ay-yıldızlı, MEMLEKETİM

Halil Cındık



Görele Eylül 2000

KARADENİZ ‘DE “ TÖRE”

Sen doğunca kulağına
Ezan sesi verdi ata’n
Tüttürecek ocağına
Sonsuz mutluluklar katan…

Erkek çocuk doğdun, Kerem.
Silah sesleri duyuldu
Gelişini duysun Âlem
Diye töreye uyuldu…

Bir düğün ki, sünnetinde
Üç düğün birden yapıldı
Askerlik ve evlenme de
Silahlar sıkça atıldı…

Yaşlandı geldi sonuna
Baban, serveti; paylaştı
Azıcık kızına, çok oğluna
Verdi, sözü töreleşti…

Tabut’un kalabalıklarla
Töre, kendiyle yüzleşti
Mezarlıkta, silahlarla
Naaş’ın ölümsüzleşti…

Doğumun gibi, sünnet silahla
Sadıktır düğününde, asker yaşında
Arkadaşlık ettin demir piştov’la
Son kez uğurlandın, mezar başında


Halil Cındık


CINDIK DEDE


(*) Çayır çukur’dan gelmiş, dedelerimin dedesi
Altını yokmuş amma, varmış Gümüşhane’si
Mahsulleri olmamış, yok imiş fındık
Helen “Çayır çukur’un” çokcası “CINDIK”
Gümüşhane’ den gelip,”Görele’ de” yer tutmuş
ÇIRTLIK Karaburun’da, CINDIR Zuva’ ya, aşmış.
Çepni Türkleri olup, göçer; üç kardeşmişler
Diğer CINDIK dede’miz, Daylı’ya yerleşmişler
ÇIRTLIK, CINDIR, CINDIK’IN, anlamı küçük imiş
(*) Türkmen halılarını, motiflerle süslemiş…


Halil Cındık


(*) CINDIK: Tarihi Türkmen halılarını süsleyen,
En küçücük motiflere denir.

(*) ÇAYIRÇUKUR: Torul’da bir köyün adı.


CINDIK’LAR; Daylı köyüne son yerleşen kabile’lerden
Birisi olmakla birlikte, 1736 yılında Yozgat’ın Akdağ
Madeni Kasabasından, Türkmen’lerle Kürtler arasında
Çıkan kavga hitamında, tehcir edilerek, Gümüşhane’nin,
Torul kasabasının, Çayır çukur köyüne gelmişlerdir.
Geçici mekân olarak tuttukları bu yerde, yirmi-otuz sene
Kaldıktan sonra, (Bir kısmı halen orada yaşamakta.)
17. Yüzyılın ortalarında Görele’ye, Haydarlı köyü, başta
Olmak üzere, Daylı köyü ve Zuva’ya (Cındır) yerleşmişlerdir.

Kaynak belge: Şadi Cındık’ın araştırmaları,
“Dünden bu güne” kitabı.


arwen 31 Aralık 2006 00:27

Sızlanma boşuna artık çok geç
Biz bu aşkı ellerimizle katlettik
Ne arkasından ağladık,ne mezarına gittik.
Güzel bir geleceği mahvettik.

Şimdi yolumu çiziyorum desemde yalan
Hatırlamıyorum artık desemde palavra
İçimi acıta acıta koyuyorum başımı yastığa,
Haketmiyor bende yaşayan sevgin
Kabul etmiyor bir türlü bittiğini.

Kimin dokunduğunu bilmiyorum sana şuanda
Hoş şarkılarda artık palavra
Dinlediğimiz mutlu biten hikayeler gibi
Bu son yazışım senin şiirini.

Artık daha bir umutla beslemek istiyorum
Aç olan kalbimi
Senin suyuna yemeğine muhtaç olmadan
Seni hiç hatırlamadan
Arkandan hiç bakmadan
Sonkez gömdüğüm sevginin mezarına gidip
Bitiyorum bu yalan aşkımııııı.
HOŞÇAKAL sonsuza dek...



gülçin içöz


Misafir 31 Aralık 2006 02:44

Neden?

Neden bu çaresizliğim neden?
Seni arıyor,özlüyor bu beden.
Ne olur acı çektirmeden
Gel, gir kalbime bekletmeden.

Neden bu yalnızlığım neden?
Gel gözlerimdeki ışık sönmeden
İçimdeki karanlık sessizlikten,
Kalbime sızan sen bitmeden...


Ezgi Can Urun


arwen 31 Aralık 2006 02:52

seni,
didik didik aradı yalnızlığım
pusuda kartalın
kuşkulu bakışlarında
perçinlemiş suskunluğumu
tek vücut uzanmış
namlunun o hain ucuna...
hadi vur yalnızlığımı
gücün yeterse
vur!



hüseyin güneş


arwen 31 Aralık 2006 03:42

Ses kadar yakın,
Düş kadar uzaksın! ..

Bazen haksın bana,
Bazen yasaksın! ..

Yollar;
Vuslata gebe,
Bekleyişler;
Özlemlerin kamçısı..

İYİ Kİ VARSIN! ..



cahide ulaş


Misafir 31 Aralık 2006 22:54

Aynalar

Her sabah yüzümü okuyan aynalar
Bu sabah şaşırdı, kömür saçlar beyazlara karıştı
Alnımı dokuyan kırışıklar
Hayatımın esaretinde enseme vuran kırbaçlar
Adımlarımla sürüldüğüm taşlı meşaleler
Dertleşir benimle, birde ruhuma sarılan hakikatler

Sen beni tanırsın, yoksa bunlar düşmü
Yalanlar küstü, hakikatlerin külü ellerime düştü

Daha dün çocuktuk, oynardık topaç
Mutluluğun remzine uzanan kaçak
Saklanırdık halimizden, yarınları umursamadan
Zaman nasılda eridi habersiz
Yarınlar gerçek oldu,
Geleceğin toprağı önüme doldu

Senelik imzadan sonra, hayata serilen kilim
Saatlerin kuyusunda damlayan dilim
Bilinmez yarınların yokuşunda halim
Kaçınılmaz vuslata uzanacağımız mı sağ salim

Anılar yüreğimde ısıttığım yakacaktır
Aynalar yüzümde ısırdığım yaralardır
Hayatın yokuşuna çöken ruhum geçmişe küstü
Kırılan aynaların çığlığı beynimin arazisine düştü
Geçmişin safyasında ikram olan alnım
Nasılda habersiz çizgilere karışmış
Hatıralar aklın odasında tozlara yapışmış
Duygularım aşkın adresinde buzlanarak yatışmış

Yarınlar avuçlara kurulmayacak
Saatlerin akrebi kusmayacak
Yalnızca kuyuların karanlığına kapanacak
Aynaların şahitliğinde yüz ve güzler

Aynalar söylermisin ben kimim
Bir hakikatın kitabına konu olmuş izzetmi
Yoksa oyalanan düşlerin ızdırab ibretimi
Anladım ki aynaların içinde haykırılan sır var

Özkan Karaca



ReaLin 1 Ocak 2007 12:45

Açik Atlas
Hayattan ders veriyor diye ögretmenleri kizdiran
Tuzu bir bulmus çocuklari saklamadan güldüren dünyaya
Su kaçirmaz bir esegin sesine açiktir penceresi
Bir sinifin, bati son dersinde, kusluk vakti

Meseler yapraklaninca bir tuhaf olurlar iste
Koparilmis kürt çiçekleri, hatirlayarak amcalarini
Azinlikta olduklari bir okulda bile, sorarlar soru
Neden feriklerin ve eseklerin memeleri vardir?

En arka sirada çift dikisliler, sinavda en öne
Intihara ve denizde nasil bogulmaya çalisirlar
Yalniz Orta Dogu'da el altinda satilan bir atlas
Kim demis on sekiz yasindan küçükler okuyamaz

Bakildi ki kum saati, ters çevrilmis, çit, usul isa asi olmus
Ikinci karnede babasi yarisini silahiyla disarda birakip
Öyle ögretildigi için saygili, sinifa giren parmak çocugun
Bos yerine, girilmeyen bir dersin denizi, gelip oturmus

Açik kalmis atlasi, deniz tasmistir, darilmasin Firat ama

Hayatin orta ögretmeni sustu, dondu gülmeleri çocuklarin
Bir cenaze töreninde daha ölümü karsilamaya götürülecegiz

Efendiler! Esekler susabilirler
Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi?




Ece Ayhan


ABERYY 1 Ocak 2007 13:16

http://img144.imageshack.us/img144/7642/4980658mdbr3.jpg

KADIN KOKUSU...

Çok gündemde bir konu, aslında gündemini de hiç yitirmeyen, ölünceye kadar da kimin nerede,nasıl başına gelip ya da gelemeyeceğini bilemediği, tehlikeli sular...
Şu aralar Papa'nın bile verdiği müslüman alemini derinden sarsan üzücü mesajıyla, gazetelerde aynı sütunları paylaşıyor.
Yani anlaşıldığı üzere insanlığın önemle üzerinde durduğu bir konu,hatta genetik olduğu bile kısa süre önce kanıtlanmış.
Yaklaşık üç yıldır, köşemde güncel gelişmelerin de etkisiyle benim de zaman zaman yer verdiğim;
Aldatma!
Aslında gerçekten kimin ne yaptığı beni hiç ilgilendirmiyor, ancak konu bu kadar da aktüel olup şu aralar herkesin de dilinde ve kalemindeyse, çok da kayıtsız kalamıyor insan. Ben bu konuyla ilgili hiçbir yorum yapamam, herşeyden önce korkarım. İddialı konuşmalar yapmak, atıp tutmak, hatta fikir bile beyan etmek pek hoş olmaz.
Bu yüzden bu konuya geçtiğimiz günlerde, outlook express'ime düşen yine bir Can Dündar yazısıyla katılmak isterim. Can Dündar öylesine bir yazı yazmış, yazarken de öylesine empati yapmış ki, bana göre ilave söylenecek tek bir söz bile bırakmamış.
Buyrun siz de okuyun:

"Kendimi ayırt etmeden söyleyeceğim:
Bazen erkek soyu midemi bulandırıyor.
"Kadın kokusu", taze ete susamış bir sırtlana dönüştürüyor bizi... Gözümüzü kör ediyor; başımızı döndürüyor.
Amerikan başkanından hocasına, kör cahilinden okumuşuna, kılıbığından "Taşfırın"ına kadar böyle bu...
Hele 40'ımızı geçmişsek...
Hele cüzdanımızı şişirmişsek...
Ve hele 40 yılı "boşa" geçirmişsek...

Sokağın çağrısını 40'larında işiten erkeğin "kaybolan yıllar" ağıtına, "televole" özentisi bir aşermenin ağız şapırtısı eşlik ediyor.
Evet, "alem gezip eğleniyor". Sokakta onun karizmasına teslim olmaya hazır "çıtırlar" fink atıyor.
O ise pijaması içinde "evi bekliyor".
Oysa -40'lıkların yaman teşhisiyle- "Hayat hızla geçiyor" ve "Böyle mi öleceğiz?" sorusu beyni deşiyor.
Bu panik, yaşanmamış yılların hıncıyla sokağa döküyor 40 yaş erkeğini...
Altta kırmızı arabalar, belde zar zor giyilmiş kotlar, dilde demode iltifatlar, cepte karaborsa viagra’larla...
Hâlâ beğeniliyor olmanın vehmi, hala yapabiliyor olmanın hazzına karışıyor. Tatmin edilen ego şiştikçe şişiyor. Nefis uyanınca göz, ne iş ne ev görüyor.
Bitap evliliklerin tozunu, sevgisiz ilişkiler alıyor.
Her dişlenen "taze et", yenileri davet ediyor.
Ev zulaları, günahların çetelesini tutuyor.
İhanet kol geziyor.

Kim bilir kaç erkek, gömlekteki bir ruj izi, cepte unutulmuş bir mektup ya da ansızın gelen bir telefon mesajı yüzünden kan ter içinde hesap verdi, çocukça boyun eğdi, beceriksizce yalan söyledi, öfkeyle terk etti, terk edildi bugünlerde...
Kaçı, pişman gözler, yalvaran sözlerle geri döndü eşine, döndürdü eşini...
Kaçı, ertesi gün unuttu, "ebediyen" verdiği sözleri...
Kaçı, haber verenleri suçladı, yakalandığında...
Kaçı, yakalanana "enayi" dedi, haberi duyduğunda...
Ve kaç "kutsal kadın", aile denilen kumdan kalenin sınır boylarını bekledi, kızarak, ağla*****, utanarak, yine de diş bilediği kale reisini savunarak; ...ve göz yumarak... bazen sevgiden, çoğu kez çaresizlikten...
...aynı saatlerde erkek, bir kahvede, becerdiklerini anlatırken...

Yanlış anlaşılmasın:
Garipsediğim, 40 yaş erkeğinin kadını sevmesi değil; sevmemesi...
Ve şaşırtıcı olan, ihanet etmesi değil; ihanet ettiği hayatı aynen sürdürmesi...
Yaşadığının bedelini ödemeye cesaret edememesi...
Harcına yalan kattığı kaleyi terk edememesi...
"Ben de karımın kaçamağını, ondan beklediğim tevekkülle karşılayabilirim" diyememesi...
Hep kendine yontarak diktiği ikiyüzlü bir ahlak totemine her daim secde etmesi...
Ne ihanet ettiği, ne ihaneti paylaştığı kadına karşı dürüst olabilmesi...
40'ında hala para karşılığı çiftleşmeyi, geceden kalma pudra izini banyoda gizlice çitilemeyi, cep telefonunu her an patlayabilecek bir el bombası gibi gizlemeyi kendine yedirebilmesi...

Kabul edelim:
Evlilik bitti!
Çağ yorgunu aile, ancak başka kadınların (ya da erkeklerin) kolunda yürüyebiliyor.
Yalan, bir mecburiyetler rejimi sayılan evliliğin temellerini oyuyor. Ve herkes her şeyi bilerek, gönülsüzce boyun eğerek bu oyunu oynuyor.
Çare, eşlerin birbirinin hayatını yaşamaktan vazgeçip her hayatı, sahibinin nefsine, iradesine, vicdanına, insafına terk etmesidir.
Sevgi varsa, aile ilelebet sürecektir.
Yoksa, böyle sürdürmek rezilliktir.
Yalansız yaşamayı özlemediniz mi?"
Can Dündar


ABERYY 1 Ocak 2007 13:43

MESELEM
*
beyaz kabus geldi ümitlerime zincir taktın
yazlık düşüncelerimi ayazlarda bıraktın
gölgem kısalıyor günler uzuyor beni yaktın
artık meselem sensin
*
sıyrılıp nefes alsam da beni bende arama
sen yoksun dağınık tuz bastım hatıralarıma
buğulu şekilsin gün sıvanırken camlarıma
çünkü meselem sensin
*
şelalede uçan su bulutunda süzülüşüm
çıplak merakla korkumu bastırıyor gülüşüm
esintisiz gecede yanında olsun ölüşüm
asıl meselem sensin
*
evcil saldırganlıkların vurdu yürek yayıma
haramiler gibisin girdin gönül sarayıma
yağmur ormanlarında vahşi ırmaksın payıma
tüm meselem sensin
*
doğurgan günler yaşadık olmamalıydı hülya
hiç kimse bozamayacaktı aşkımızı güya
devreye zamanlar karıştı oldu bu aşk rüya
işte bu yüzden meselem sensin
*
SERDAR SAN - İZMİR , 31.01.2006


*******************************
SENLE BEN
*
(bir el istiyorum sadece beni saran, bir göz istiyorum ayni camdan içeri bakan,
bir sığınak istiyorum patlayacak fırtınaları hiçe sayan, çok şey mi diledim yine durmadan)
*
sen gitmeleri kurutsan bende bir güneş olsam
ışıklarım ayaklarının altında kırılsa
aralasan gözlerini kırpmadan
sende beni göz ucu bakışlarınla yakar mısın
*
sen hazan uğultusu bende bir yaprak olsam
derin bir vadiye sürüklensem
rüzgarlarla beklesem seni
sende beni serinliğin kendisinde bırakır mısın
*
sen deniz bende bir dere olsam
akmayı kuruyarak unutsam
kaldırsam başımı derenin yatağından
sende beni elimden tutup bırakır mısın
*
sen renklerin gökkuşağı bende çıplak bir renk olsam
solan tenime bir kere dokunsan
büyüyüp çiçeklensem renklere bulansam
sende beni renklerinin sağanağında giydirmez misin
*
sen kör bende bir göz olsam
baksam sana doymadan
versem bendeki gözü sana
yine de bana, bir kere olsa bile, dönüp bakmaz mısın
*
SERDAR SAN - İZMİR , 31.01.2006
******************************
ŞARKILARDAN ŞİİRLER DİNLEDİNİZ
*
uykularımı bölen ayyaş yalnızlık işkence
ayık sözler kimsede yok vefa kalmamış bence
dostlar arıyorum şişede bazen de kadehte
ELVEDA MEYHANECİ ARTIK KALAMIYORUM BİR BAŞKAYIM BU AKŞAM SARHOŞ OLAMIYORUM
*

çile olurken sana yumak yumak sarılmıştım
ah be mavi gülüm diz çöküp az mı yalvarmıştım
açılmayan bir top olmuş düğümlerde kalmıştım
ÇÖZMEK ELİMDE DEĞİL KENDİMİ SENDEN KADIN
*

kesin yangınlar oldu deyip bekledim sönmeni
yüzüme sürüp gittin çatık kaşlı gözlerini
unutmadım çekip giderken ki o sözlerini
AŞİYAN YOLLARINDAN SESLENSEM DUYAR MISIN
*

körfezin gel –git lerinde yosunlarla çürüdüm
kime baksam sensin şiirlerde güldüm süründüm
İZMİRDE de sokak yol kalmadı gölgenle yürüdüm
BU NE SEVGİ AHH BU NE ISTIRAP ZAVALLI YÜREĞİM NE KADAR HARAP
*

bil ki şair sen zamanın gerisinde kalmışsın
yazık sana şiir yazmakla nereye varmışsın
görsen her şey para oldu kendini aldatmışsın
RÜYADIR BELKİDE BÜTÜN ÜMİTLER AŞK MASALINDAN ŞARKILAR SÖYLER
*

seni arıyorum para pul şöhret asla değil
yüreğimde başkası yok ki ona olsun mehil
gör hayale döndüm dışım serseri içim asil
GÖZLERİNİN İÇİNE BAŞKA HAYAL GİRMESİN
*

elim boş teslim oldum duy imdat diyen sesimi
gitti kıblem uzaklara kaybettim adresimi
onu düşlerken kimse tutmaz titreyen elimi
AŞK GİBİ SEVDA GİBİ HUYSUZ VE TATLI KADIN
*

gel unut geri aldım sözlerimi nazlı kuşum
şiirler genelde hakemdir bu kadar yok suçum
af çıkar mı senden son demimdeyim budur durum
ÖMRÜMÜZÜN SON DEMİ SON BAHARIDIR ARTIK
*

tüm palmiyeleri saydım arşınlarken İZMİRİ
aslında tüm niyetim senle koşmaktı eküri
hiçbir sokak sana çıkmıyor bıraktın dertleri
TALİHİN ELİNDE OYUNCAK OLDUM KADER BÖYLE İMİŞ BUYMUŞ ALIN YAZIM
*
SERDAR SAN - İZMİR , 5. 2 . 2006

***********************************
ADRESİMİ BİLİYORSUN
*
ağaçlar gibi dimdik duramıyorum bir an
masal dünlerimi istiyorum dudağından
içimdeki kardan adamlar üşüyor inan
sen üşümelerini bana yolla
*
sıkıldıkça saçmalıyorum acaba niye
niye saçmalarken dağılıyorum kederle
keder dağılırken düşüyorum hep geriye
sen düşüşlerini bana yolla
*
sen gittin toz duman içinde kararsız oldum
beyaz kabus geldi kar örttü perişan oldum
içimde kapanmış yollar var karakış oldum
sen çıkılmamış yolları bana yolla
*
yaşamım her kitabın en son ıslak mısrası
yani titrek çilem dolmamış lafın kısası
sana mezar olacağım bu mu aşk yasası
sen mezar taşımı bana yolla
*
tümleçlerim şamar mı yemiş tütsü yaksam da
sıfatlarım sende sürgünde yalnız kalsam da
öznesiz cümlelerdeyim seni yazmadan da
sen ,seviyorum ,yüklemini bana yolla
*
SERDAR SAN - İZMİR , 24.01.2006


* * * * * * *


SEN BANA HİÇ GELMEDİN Kİ
*
sen bana tutulmamak için gelmiştin
denizi geçerken tuttuğum elin söyledi

sen bana kaçmak için gelmiştin
denizi geçerken eşkıya çığlıklı martılar söyledi

sen bana yalnızlığım için gelmiştin
denizi geçerken geminin bacasından çıkan gri dokunuşlu dumanlar söyledi

sen bana ayrılmak için gelmiştin
denizi geçerken içtiğim kahvenin telveleri söyledi

sen bana endişelerin için gelmiştin
denizi geçerken kumların örttüğü körfez söyledi

sen bana merakların için gelmiştin
denizi geçerken gemiyi yalayan rüzgar söyledi

sen bana susmak için gelmiştin
denizi geçerken dudağının kenarındaki kuş dilin söyledi

sen bana gölgesiz gelmiştin
denizi geçerken küpeştede düşürdüğün gölgen söyledi

sen bana görmemek için gelmiştin
denizi geçerken çantandaki kör ayna söyledi

sen bana unutmak için gelmiştin
denizi geçerken teyellerinde unutulan iğneden köpüklü dalgalar söyledi

sen bana takılmamak için gelmiştin
denizi geçerken yerine artık perçinlenmiş can simitleri söyledi

sen bana yokluğunda gelmiştin
denizi geçerken denize sarkıtırken düşürdüğüm bakışların söyledi

sen bana kalmamak için gelmiştin
denizi geçerken yolcu salonunda asılı afişlerdeki yırtılmış resimlerim söyledi

sen bana denizi geçerken hiç gelmedin ki

SERDAR SAN - İZMİR , 17. 01. 2006



Misafir 1 Ocak 2007 14:38

Kaç Yürek Götürdün

Mavi bulutlara şiirler yazdım
Bestesini kırlangıçlar yapacak
Sen okurken benim şarkılarımı
Her mısrada birer yıldız kopacak.

Gözlerden gönüle dökülen yaşın
Kaç ölüme bedel bir tek damlası
Güneş neden serin,rüzgarlar sıcak
Bana mı yolladın tuttuğun yası

Kaç hasret sığdırdın gönül heybene
Kaç yürek götürdün çekip giderken
Duydun mu göklerin ağlamasını
Elini uzatıp "elveda" derken


FARUK HAZAR


Kreacher 1 Ocak 2007 14:45

Hasretinden prangalar eskittim

Seni anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
***** yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yıldıza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

Ahmed Arif


arwen 2 Ocak 2007 00:03

Her
Aklıma
Gelişinde
Otuz
Pare
Top
Atışı
Duyar
Kulaklarım
Yüreğimden



gürkan kaya


Misafir 2 Ocak 2007 01:55

Ihlamur Ağacı....

yeni büyüyen
bir ıhlamur ağacıydım
yanı başımda
duvar üstü sürünen bir asmaydı
yeşil meyvesini vermiş vişne
ve arabaların toz yutturan tekerlekleriydi ayrılık
dört ordugah kurulmuştu diyarıma
onlarca asker yığılmıştı
kafese kapanmıştı gül sarmaşık

kaldırımımdı bir manzara
parke taşlarda oynaşan köpekler
her gün ayrı bir kıbleye dönen
sek sek çizgileri
bir de kapı komşum ayrılık

eski büyüyen
azizliğinde ısındığım
bir suyun tadıydım
sulu burunlar severdi en çok
bazen dal dal kırılırdım
hemen gövdemin yanı başına düşerdi tomurcuk
hızla geçerdi yanımdan
gözüne takıldığım çift gözler
hemen biterdi vuslat
hasret havalarından yağardı yağmur
geçerdi üst başımdan ayrılık

bir ıhlamur ağacıydım
sulu burunlar severdi en çok
bir de toz yutturan tekerlekler
asma tanırdım, bir de vişne
dal dal kırılırdım
gonca gonca düşer
yakalanırdım toprağın özüne
dal dal yeşerirdim
en çok sulu burunlar severdi beni
ben bir ıhlamur ağacıydım.


Ahmet Serdar Oğuz.


arwen 2 Ocak 2007 02:08

Kapım çalındı dün yine,
Gelen sendin.
Sevgiyle baktım,
Sevindim sonsuz...
Görüşmeyeli çok zaman olmuştu.
Kollarımı doladım boynuna
Sımsıcak sarıldım sana sıkıca.
Gözlerimden yaşlar boşaldı
Sana dolu gözlerle baktım.
Hasretim boğazımı düğümledi.
Sense suskundun.
Tek bir kelime bile çıkmadı ağzından.
Hiç bir şey söylemeden sarıldın...
Dudağıma değen hasret öpücüğü
Birden uyandırıverdi daldığım
Sensizlik uykusundan.
Yanımda ne sen,
Ne ötede çalan kapı...
Ne de sımsıcak duygularım yoktu.
Rüya idin her zamanki gibi
Göründün ve yok oldun...


fatime altuntaş


arwen 3 Ocak 2007 00:30

anladım
kimsenin çaresizliği denk değilmiş ölüm ağrısına
oysa o soğuk yüzlü ölümler
ne de kolay söylenir agızlarda
ya sen
nasılda narin ve cesur bir ölüydün
o soğuk ve nur yüzlü kadın sendin anladım



burcu akman


Misafir 3 Ocak 2007 02:16

Bu sana onuncu mektubum
Ve de sonuncu
Artık fark etmiyor benim için
Ne olursa olsun sonucu
Nasılsa göründü artık
İkimize ayrılığın ucu

Derler ki;
Her aşkın gökyüzünde bir meleği varmış
Bir aşk bitince o melek ağlarmış
Ve bir yıldız kendini vurup
Sonsuzluğa kayarmış
Kaldır başını
Bak gökyüzüne
Şimdi bütün melekler yasta
Ve bütün yıldızlar sana 'Gitme' diye yalvarmakta
Sense
Hala içi boş kupkuru bir inatta
Bense
Hala resmini çiziyorum bu son mektupta

Oysa
Aylar var umutlarım komada
Hayallerim bitkisel hayatta
Ve bu zavallı yüreğim
Acele Rh pozitif bir aşk aramakta

Anlayacağın
Seninle tarihi geçmiş bir aşkı yaşadık ikimiz
Eskimiş düşlerim bir eskiciye yakışır artık
İple çektiğim temmuzları da sana bıraktım
İstersen
Göz yaşlarımı bir madalya gibi diz göğsüne giderken
Çünkü
Kapattım aşkın bütün sayfalarını artık...
Son postayı koydu sabrım yalnızlığıma
Ve son resti çekti gözlerim
Dönüşü olmayan yollarına...

Ama yine de sen üzülme
Sözüm var kendime
Bu aşkı sensiz de yaşatacağım
Olurda bir gün
Zamansız kapanırsa gözlerim
Sakın şaşırma
Sana anlatamadığım bu aşkı
Orada meleklere anlatacağım
Ve işte o gün
İki damla yaş düşecek gözlerinden biliyorum
İşte o gün
Seni de sana ağlatacağım.

Dedim ya
Bu sana onuncu mektubum
Ve de sonuncu
Artık fark etmiyor benim için
Ne olursa olsun sonucu
Sen yepyeni aşklara yolcusun artık
Ben en eski yalnızlığıma yolcu...

A.Selçuk İLKAN


arwen 3 Ocak 2007 04:58

Biliyorum çok kızgınsın
özlemek için anca zaman buldum, desem
çıldırırsın
yoktu*k biz zaten, ben sadece sevişmeyi sendiğimi sandım sende
sense aklıma hayrandın

şimdi sesime düşen bu heyecana
sen de şaşıyorsun
belki uzaktım ama
bu bekleme*yle anladım
aslında sana aşıkmışım!

bir garip içim bu akşam, daha bir tanıdık geliyorsun
sarılsam bu defa utanacağım
saçına ellerim akarken, izleyeyim bu defa yüzünü soluksuz

ben de kızgınım kendime
ne çok zaman akmış belleğimden
kaç layık olmayanla serilmişim aynı döşeğe
ne kadar yoksun kalmışım senden
ve ne kadar habersiz

geç kalmadım umarım...ne olur kapını aç



yimla yaver


Misafir 3 Ocak 2007 13:02

Tebessümün Öyküsü...



...................................…............................göğsüne göm ve git
..................................................ezberimden anlatacağım kalanı…

Fırtınalı ağacı kuşatır serüvenler
hangi bahar değse kırar zamanı
sular gözyaşıyla musalar
paslı kapılar gibi açılır dudakların
tutku ürperişin ağzında
dokunmak ister kentin kirli sakallarına
elbet öpmek ister güzelliğini
saatler nefeslense tende

karanlığın dibinde titreyen ışık göğü delirtir
bahçede bir mezarlık daha yer yok

kafesteki tebessüm azâd edilir......hangi aşk daha maviyse

erir arzunun mumyası
kozasından köhnebahar
kır çiçekleri/mor gelincikler
diz çöker defne çelenkleri
derman balkır dervişin hırkasında

bir ozan coştuğunda anımsanacak
hüzün gözeneği/göçebe kumullar
toplayacak cim karnında kaç nokta

kaç kere ökselenir ki insan

hangi şafak kervandan kalkıp gider
geniş yorgunluklar edinmeye
katmerli acı hangi kuleden yele verir tabanlarını

mahzuru yok ki acıyı yaşamış olmanın
cehennem bir daha yudumlanabilir......hangi aşk yanarsa

hiç tadılmamış gibi yaban
yarım gülüş sabahı
şakağında sezginin namlusu
bilekleri titrer/bekler tetik
akrebin kuyruğu/suskunun yumruğu
kıskançlığın ağusu çözer uçkurunu

bıçkın yüzün kehribar süngüsü
kendini kaybeder kıskıvrak
karnı deşilir bir bebeğin
parmak izinin katli gerektir
firari bulunur/naftalanır dil
mektubun kuytusu/sabrın kalın tortusu
sorguda itiraf terk eder koyağını

fiyakalı kelepçeler çözer niyetleri
kallavi küfür/sapkın saatler/ateş anaforları
boşluk yırtık/yol devrik
mührü kırmak için dar vakit
şahinden kaçan serçe pençelenir
isyan isyanla diner çığlık çığlıkla
kandil içlenir/şirpençe tazelenir......hangi aşk yaşıyorsa


gölgeler ülkesinde cenaze düğünleri
sınar ayrılıkla sadakati
vuslatın demir perdeleri
bir ad verir kimliksiz sevgiliye
mevsim taze günah mevsimi değildir
pörsüyen sarışınlık çileye kuma gelir

ah bitimsiz gizin toynakları
altın eğerli yılan/beklenen tatlı zehir
bir öpücük çalabilir Olympos’tan

yalan sunaklarında tözün simgesi

sahilde şarap ilahisi/kılıfı çatlak döl
kanatır masum çiçekleri
kendinedir her avare iklim

nergisin yenilgisi taşı cevâhire çevirebilir......hangi aşk kâfiyse


ey karanlık kibir
insan en çok kendine yakışabilir

ey ömrüm bir daha gel
anlamak ölümle de mümkün

fermânını kendi yazan ipini de çekebilir!
...............................................................Şimdi hangi aşk.........




Filiz Bedük


Kreacher 3 Ocak 2007 14:44

SEVİYORSANIZ EĞER

Seviyorsanız eğer;
Geç kalmayın sakın aşkınızı
söylemeye
telgraf çekin, telefon edin,
mektup yazın...
Uçaklara, trenlere
tüm taşıtlara binin...
Koşun, arayın, bulun,
haber gönderin, birine anlatın...
Duvarlara yazın, ağaçlara kazıyın...
Yani deneyin bütün olanakları,
hiç olmazsa; iki yaprak
samanlı kağıda yazın...
Ama sakın geç kalmayın!

AŞKINIZI SÖYLEMEYE...

Özdemir İnce


Misafir 3 Ocak 2007 15:04

Yeter Bana/Dayan Yüreğim

Tek bir umutla çıktım yola
Gitmek istiyorum
Senden çok uzaklara
Yüreğimin sesini
Duymak istemiyorum
Yarına umutlarım
Beni terk etti
Bir tek mutluluğun
Gözlerin yeter bana

Gölgen olmaktı
Şu dünyada dileğim
Seni sevmekti
Sana kavuşmaktı.
Hayallerim
Beni terk etti
Sensiz sevdam
Hatıraların
Yeter bana


Hatice Güler


arwen 3 Ocak 2007 22:14

Kalbime dikkatle bak senden kalan yara var
Gözlerin azap verir düşmeyince gönlüme
Sensizliğe baş eğer can bezdiren yaralar
Beni muhtaç eyledi gücenmeden ölüme

Beni muhtaç eyledi gözlerine gözlerim
Sensizliğe baş eğer isyana giden gönlüm
Gözlerin azap verir acı kokar sözlerim
Kalbime dikkatli bak sen diyor neden gönlüm.

Senden kalan yaralar hasretinle azıyor
Düşmeyince gönlüme vuslat mevsimi cemre
Can bezdiren yaralar gönlüme kan sızıyor
Gücenmeden ölüme rest çektirdin bir ömre

Rest çektirdin bir ömre sensizliğin derdiyle
Gönlüme kan sızıyor ağrıların içinden
Vuslat mevsimi cemre düştü mü cana söyle
Hasretinle azıyor haber gelmezse senden


hasan ulusoy


Misafir 3 Ocak 2007 23:07

Öte Çağın Gülü


Ah bir tek hançerle açılır
Aşkın yarası
Kanamaz gül solmayınca tarih


Kalbe çizili ne varsa artık mor
Suskunluk çağındayız ey ömrüm
Yalan seni seviyorum sözü gül dikeni ağlar
Dedim kaç kez ay vahşi evren arsız
Umudu vuruyorlar gözyaşlarını saymadan

Bizi de yazacaklar uyaksız bir şiir gibi
Bir gönlün içine girmeden solacak ömrümüz
Yok mu göğü savunacak ey âlem-i mahlukat
Kalbimin sarkacına gül bağlayacak gül ağlayacak

Unut vuslatın müjganını hayat taş üstüne taş
Yarin bahçesi solgun yüzümüz tarumar
Yeter artık kanayan bir testiden su akmasın
Gül çağına kurban olsun Aşk

Yelda Karataş


arwen 3 Ocak 2007 23:20

Kapıyı örtüp ayrılırken
aynaya baktım
'Yaşlanmışsın' dedim, kendi kendime
Sevilmedim, sevgi görmedin ki
Başın eyik sığındığın kuytularda
Karanlık mı karanlık dar sokaklarda
Başını okşayanın olmadı
Akıyor damla,damla
Su aka,aka yatağını bulurmuş dedim
Yerine ulaşır sandım
Hor görüldüm
Yıprandım
Dimdik olan
Cesaretim kırılmış
'Nerde delikanlılık çağım' dedim
Oysa yaşlanmıştım
Sıcacık el aradım
Dokunsun, sıcaklığını versin istedim
diken gibi battılar
Canımı öyle yaktılar
Ağaçları yapraklar örtmüştü
Son bahar gibi sararıp solmuştu
Kökleri siyah,siyah uçları ağarmıştı
Yaşlanmış
Tek kişilik hücrede yaşar gibi yaşıyorum
Aynanın arkası karanlık
Yüzüm gençliği arıyor
Sevdiklerime bakıyorum
Onlar ki
Rüzgar olup gidiyor
Kuş olup uçuyor gördüklerim
Toprak olup ölüyor
Hiç gelen olmuyor gidenlerden
Sessiz sedasız çekiliyorlar diyeyim....

yusuf ter



Saat: 15:33

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık