![]() |
Yarın yurt genelinde kar yağışı bekleniyor http://img149.imageshack.us/img149/239/sontur22yh8.gif Türkiye genelinde yarın yurdun büyük bölümünde kar yağışı beklenirken, hava sıcaklığında 3 ila 5 derece azalma görülecek. Bugün Marmara, Batı Karadeniz, Ege, Akdeniz ve İç Anadolu'nun batısında yağmur görülecek. Yarın ise İç Ege, İç Anadolu, Karadeniz'in iç kesimleri ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kar yağışı altında. Marmara'nın doğusu, Akdeniz ve Karadeniz'in kıyısı ise yağmurlu olacak. Kar yağışı pazar günü doğuya kayıyor, Doğu Karadeniz'in iç kesimleri ve Doğu Anadolu'da etkili olduktan sonra yurdu terk ediyor. Önümüzdeki haftanın ilk üç günü ise yağışsız geçecek. Fırtınaya dikkat! Lodos yurdun batı kesimlerinde kuvvetli ve kısa süreli fırtına şeklinde esecek. Sabah saatlerinde yurdun iç ve doğu kesimlerinde sis görülecek. Rüzgar, güney ve güneybatı (lodos) yönünden orta kuvvette, batı kesimlerde kuvvetli ve kısa süreli fırtına şeklinde esecek. İl il hava sıcaklığı Önümüzdeki üç günde en düşük hava sıcaklıkları şöyle: İLGÜNDÜZGECEİLGÜNDÜZGECE İstanbul12-3 Antalya17 Ankara3-6 Adana17-0 İzmir15-7 Trabzon10-2 Erzurum-3-22 Diyarbakır4-10 Erzurum -26 dereceyi gördü Doğu Anadolu Bölgesi’nde gece en düşük hava sıcaklığı sıfırın altında 26 dereceyle Erzurum’da yaşandı. Meteoroloji Bölge Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, gece ölçülen en düşük hava sıcaklıkları sıfırın altında olmak üzere Erzurum’da 26, Ağrı’da 21, Ardahan’da 18, Kars’ta 16, Iğdır’da 14, Erzincan’da da 8 derece oldu. Kar kalınlıklarının ise Ağrı’da 27, Kars’ta 18, Iğdır’da 13, Erzurum ve Ardahan’da da 10 santim olduğu bildirildi. Sabah saatlerinde sisin etkili olduğu bölgede, günün en yüksek sıcaklıklarının Erzincan’da 4, diğer illerde ise sıfırın altında olmak üzere Erzurum ve Ağrı’da 5, Kars’ta 4, Ardahan’da 3, Iğdır’da da 2 derece olacağı kaydedildi. Bölgenin yağışlı bir hava sistemine gireceği, yarın sabah başlayacak yağışının gün boyu aralıklarla sürmesi ifade edildi. Yağışlı sistemin pazar günü bölgeyi terk edeceği belirtildi. |
Radyo severlerin 4 Şubat gece yarısından sonra daha kaliteli, parazitsiz, net bir yayın dinleyecekleri bildirildi. Gürsoy, yaptığı açıklamada, RTÜK'ün, radyo yayıncılarının mesleki kuruluşu olan RATEM'in de katkılarıyla İstanbul'da artık dinlenemez hale gelen radyo yayınlarında yeni bir düzenleme yaptığını hatırlattı. 1994 yılında çıkarılan “3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun” çerçevesinde, radyoların yasal bir statüye kavuştuklarını ifade eden Gürsoy, 1995 yılında RTÜK'ün radyo yayıncılığı yapmak isteyenlerin lisans başvurularını kabul ettiğini, yayın kuruluşlarının ise hangi frekans ve kanallardan yayın yapacağını kendilerinin belirlediğini söyledi. Gürsoy, özellikle İstanbul gibi büyük kentlerde bu nedenle bazı radyo frekanslarının birbiriyle çakıştığını ya da kaliteli yayın yapılacak bir aralığa sahip olmadığını dile getirerek, bu fiili durumun 10 yılı aşkın süredir devam ettiğini kaydetti. 1991 yılında kurulan RATEM'in radyo frekanslarının düzenlenmesi için çeşitli girişimlerde bulunduğunu anlatan Gürsoy, RTÜK'ün geçen yıl bu yönde bir çalışma başlattığını ve İstanbul'da radyo yayıncılığı yapmak için başvuran 132 radyodan 102'sine frekans düzenlemesi yapıldığını söyledi. “21 RADYONUN FREKANSI KAYACAK Yusuf Gürsoy, son düzenleme ile frekans düzenlemesi yapılmayan 30 radyonun çoğunun, yayına başladıktan hemen sonra yayınını durduran radyolardan oluştuğunu, şu anda da durumlarının belirsizliğini koruduğunu ifade ederek, aralarında Radyo Yeditepe, Radyo Anadolu, Radyo Vatan ve Osmanlı FM'in de bulunduğu 4 radyoya ise frekans verilemediğini, RTÜK'ün bu durumu değerlendirdiğini söyledi. Gürsoy, yeni düzenlemenin 4 Şubatta gece yarısından sonra hayata geçirileceğini vurgulayarak, “132 radyo yayın başvurusunun bulunduğu İstanbul'da, radyo sayısı 102'ye inecek. Bu radyolardan 21'inin yayın frekansı kaydırılırken, 9 radyonun ise yayın frekansı tamamen değişecek” dedi. DÜZENLEMENİN SAĞLAYACAĞI YARARLAR Yusuf Gürsoy, 4 Şubatta yürürlüğe girecek düzenleme ile radyo verici güçlerinin sınırlandırılacağını, bütün radyoların güçlerini 10 kilovat düzeyine indireceğini dile getirerek, şunları kaydetti: “Tamamı Çamlıca Tepesi'ne toplanacak vericilerin güçleri standart hale getirilirken, yayın kirliliği önlenecek. Yayıncılıkta teknik standart sağlanacağı için haksız rekabetin önüne geçilecek. Kent içindeki radyo vericileri radyoaktivite yaydıkları için çevre sağlığı açısından sakınca yaratıyorlardı. Bunların Çamlıca Tepesi'nde toplanmasıyla çevre sağlığı açısından söz konusu sakınca da önlenmiş olacak. Radyolar tek merkezde toplanarak milli monitoring sistemine dahil edilecek. Radyo yayınlarından kaynaklanan ve hava seyrüseferi ve muhabere güvenliğini bozabilen durumun kontrolü kolaylaşacak.” Radyo vericilerinin şu anda yüzde 90'ının Çamlıca Tepesi'nde bulunduğunu kaydeden Gürsoy, 4 Şubattan itibaren Silivri, Çatalca ve Büyükçekmece ilçeleri dışında kent merkezinde bulunan tüm radyo vericilerinin buraya taşınacağını söyledi. Gürsoy, bunun radyo yayıncılarına önemli bir mali yük de getireceğini dile getirerek, frekansı değişecek marka değeri yaratmış radyoların 100 bin dolara yakın tanıtım harcaması yapması gerekeceğini bildirdi. Yusuf Gürsoy, düzenlemeden radyo dinleyicilerinin kazançlı çıkacağını vurgulayarak, “Radyo severler, 4 şubat gece yarısından sonra daha kaliteli, parazitsiz, net bir yayın dinleyebilecek” diye konuştu. |
Bakanla ilişkim yok Tuğba Özay "Yakışıklı bir bakanla" birlikte olduğu iddialarına cevap verdi: Sözü edilen başka bir Tuğba olabilir. Manken Tuğba Özay "Yakışıklı bir bakanla" birlikte olduğu iddialarına cevap verdi: "Bu dedikodu benim de kulağıma geldi. Geçtiğimiz yıl bir fuar için Moskova'daydık. Bakan Bey de oradaydı. Hatta canlı bir TV programına da birlikte katıldık. Sanırım en son orada gördüm. Sözü edilen başka bir Tuğba olabilir. Günlerdir bir efsane gibi dolaşıyordu aramızda bu dedikodu. İddialara göre Tuğba Özay, kabineden bir bakanla beraberdi. Şaşırdınız mı? İnsanın önce inanası gelmiyor ama inanın hiçbir dedikodu da boşu boşuna çıkmıyor. Bu dedikoduyu duyunca araştırmaya başladık tabii. Ve bakın ortaya nasıl ilginç bir manzara çıktı. (Kabinedeki yakışıklı bakanın adını merak ettğinizi biliyorum. Ama sizler de bu ismi telaffuz etmeyeceğimi biliyorsunuz değil mi?) TUĞBA'YI SORDULAR Bu dedikodu kulağımıza çalındıktan kısa bir süre sonra GÜNAYDIN'da Tuğba Özay ile ilgili minik bir haber yayımlandı. Haberde Tuğba'nın yeni bir film nedeniyle 15 gün Toroslar'da yaşayacağı yazılmıştı. Bu haber yayımlandıktan birkaç gün sonra haberi yapan arkadaşımız Esin Övet bir bey tarafından arandı. Bu beyefendi nereden aradığını söyleyerek (Türkiye'nin en önemli kuruluşlarından biri); "Özür dilerim, size bir şey sormak istiyorum. Benim konuyla hiçbir ilgim yok ama Tuğba Özay haberi yazdığınız günlerde gerçekten Toroslar'da mıydı?" sorusunu sordu. Şimdi ne ilgisi var diyebilirsiniz? İlgisini biz biliyoruz. Ama şimdilik bir şey söylemiyoruz. Sadece Tuğba Özay'ın hangi gün nerede olduğunun başkaları tarafından izlendiğini söyleyebilirim. O bey, Tuğba hakkında bilgi almak için telefon açınca "Demek ki birileri bundan şüpheleniyor ve Tuğba'nın nerede olduğu araştırılıyor" dedik. Bakın dedikodu nerelerden nerelere geldi. En iyisi tüm bu dedikoduları Tuğba'ya sormaktı. Aradım ve dedikoduyu sordum. "Son günlerde bu dedikoduları ben de duymaya başladım" dedi. "Peki birileri tarafından hangi gün nerede olduğunun takibinin yapıldığını biliyor musun?" diye sordum. İşte yanıtı: "ZAMANINA YAZIK" "İstedikleri gibi takip ettirsinler. Ne bulacaklar ki? Bence bu iş için harcadıkları zamana yazık. Belki de Tuğba'ları karıştırmışlardır. Benimle bir ilgisi yok. Bugün Antep'te bir açılış vardı, bakan bey de orada olacaktı üstelik. Organizasyonu yapan firma benim de görev almam için çok ısrar etti ama gitmedim. Benim burada, İstanbul'da CNR'da işim vardı çünkü." Tuğba, her gün bir organizasyona katıldığını, oralarda her kademeden insanla tanıştığını belirterek "O zaman, herkesle adımın çıkması gerekiyor. Bu kadar anlamsız bir şey olabilir mi? Kimseyle özel bir ilişkim olamaz" dedi. Peki Tuğba, dedikoduların merkezindeki bakan beyi gerçekten tanıyor mu? Bu soruma da açık açık yanıt verdi: "Geçtiğimiz yıl bir fuar için Moskova'daydık. Bakan bey de oradaydı. Hatta orada canlı bir tv programına birlikte katıldık. Sanırım kendisini en son orada görmüştüm." Bu bir dedikodu mu, yoksa birileri bunun gerçek olduğuna mı inanmaya çalışıyor ve ortalığı karıştırıyor siz karar verin artık. Tuğba Özay |
HRANT DİNK'E SUİKAST ... http://img110.imageshack.us/img110/3631/01020527953001wt.jpg Uzlaşma çizgisine provakasyon Suikast sonucu hayatını kaybeden gazeteci Hırant Dink Türkiye'nin Ermenisiydi Bugün vurulup öldürülen Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i tanıyor musunuz? Türk-Ermeni ilişkileri konusunda sağduyu temsil eden bu gazeteci, Ermenilerin acılarını içselleştirdiği, ancak Ermeni diasporasının konuyu kimlik malzemesi olarak kullandığını söyleyen bir Ermeniydi. Ermenilerin Türkiye aleyhine provakasyon malzemesi olarak kullanılmasına engel olmaya çalışan bir gazeteciydi. “Ermeni soykırımını, uluslararası politik arenada bir sermaye olarak gören kesimler var. AB’ye girmesini istemeyen çevreler, soykırımı Türkiye’ye dayatabiliyorlar,” diyebilen bir gazeteciydi. Ermeni diasporasından ‘soykırım’ sözüyle politika yapmamasını isteyen bir gazeteciydi. Ermeniydi. Millici Attila İlhan’ın sağduyusuna güvendiği, ‘Hrant’ın Sağduyusu’nu kalema aldığı bir gazeteciydi: “Hrant 'ın sağduyusu, diaspora Ermenisi'nin artık kaybettiği 'bu topraktan olmanın' sağduyusudur; o sağduyu ki, bütün Paris gurbetçilerinin -Türk olsun, Ermeni olsun- hilâfsız 'Tosun Baba' dedikleri, Jak Vahe Tosunyan 'ın şu sözleriyle özetlenmiştir: ''-...ben Türkiye'nin malıyım, orada doğmuşum: memleketi sevmemek olur mu? O memleket hepimizin değil mi? Din başka, millet başka, hele memleket bambaşka!'' Toprağı bol olsun, o Tosunyan ki Türkiye Cumhuriyeti tarafından, Yüksek Hizmet Nişanı ile taltif edilmişti. Peki Hırant 'ın söylediği nedir? Aynıyla hakikat: ''...olaylar Anadolu 'da bir türlü dinmez. Niye? Çünkü arkasında -her zaman söylediğimiz gibi- emperyalist güçlerin, Anadolu üzerine oynadıkları büyük oyun yatmaktadır. Şunu açık ve net söylüyorum: Osmanlı 'ya müdahale eden emperyalistler, o dönemin emperyalistleri yâni Fransızlar, İngilizler, Almanlar; bana kalırsa, Ruslar; dördü de Ermenileri, her zaman Osmanlı 'ya karşı koz olarak kullanmışlardır. Canları istedikleri zaman Ermeni sorunu yaratıp, Ermeni Sorunu 'yla ilgilenmişlerdir. İşlerine gelmediği zaman da, Ermenileri, kaderleriyle baş başa bırakıp, gitmişlerdir...'' Fransa’nın soykırım tutumuna karşı, Türkiye’nin yanında yer almış bir gazeteciydi. Ermeniydi. Türkiye Cumhuriyeti’nin Ermenisiydi. Hrant Dink’e bugün yapılan suikast, uzlaşma çizgisine yapılan bir provakasyon olarak tarihte yer alacak. Türkiye’nin başı sağolsun. alıntıdır... |
Mümtaz Sevinç, şiirle anılacak Tiyatro ve sinema sanatçısı Mümtaz Sevinç, ölümünün birinci yılında sanatçı dostları tarafından anılacak. Tiyatro ve sinema sanatçısı Mümtaz Sevinç, ölümünün birinci yıldönümünde 22 Ocak Pazartesi saat 20.30’da İstanbul Devlet Tiyatroları Taksim Sahnesi’nde anılacak. Mümtaz Sevinç’in ölümünden kısa bir süre önce çalışmalarına başladığı “Şiirleri ve Şarkılarıyla Sabahattin Ali” projesi bu gece de dostlarının katılımıyla hayat bulacak. 22 Ocak 2007 Pazartesi günü İstanbul Devlet Tiyatroları Taksim Sahnesi’nde düzenlenecek geceye Müşfik Kenter, Macide Tanır, Rutkay Aziz, Uğur Polat, Rozet Hubeş, Orhan Alkaya, Altan Gördüm, Aslı Öngören, Hazım Körmükçü, Halil Doğan, Ahmet Saraçoğlu, Şirin Sevinç Sabahattin Ali şiirleriyle ve Aysun Kocatepe ise şarkılarıyla katkıda bulunacak. |
'Yarı vahşi' kadın ormanı istiyor Kamboçya ormanlarında kaybolan ve 19 yıl sonra 'yarı vahşi' halde bulunan kadın, normal hayata uyum gösteremedi Kamboçya ormanlarında çocukken kaybolan ve 19 yıl sonra 'yarı vahşi' halde bulunan kadının, normal hayata uyum gösteremediği, sürekli ağladığı ve ormana dönmek istediği belirtildi. Çocukluğunda kaybolan Rochom P'ngieng olduğu sanılan ve şu anda 27 yaşında olan kadının ailesinin yaşadığı Rattanakiri bölgesi polis şefi Mao Sun, ''İnsan gibi yürümekten ziyade emeklemeyi tercih ediyor. Maalesef sürekli ağlıyor ve ormana dönmek istiyor'' dedi. Kadının insanlarla yaşamaya alışkın olmadığını belirten Mao Sun, ''Susadığında veya acıktığında ağzını işaret ediyor'' diye konuştu. Kadının, vahşi yaşamda 19 yıldan sonra sadece 'anne, baba ve mide ağrısı' diye üç kelimeyi söyleyebildiği kaydedildi. Rochom P'ngieng'in, 1988 yılında 8 yaşındayken kuzeydoğudaki ormanlık alanda hayvan güderken kaybolduğu açıklanmış 19 yıl sonra yiyecek çalarken köylüler tarafından yakalandığı açıklanmıştı. |
4 ek SON 40 YILIN EN PARLAK KUYRUKLU YILDIZININ ÇOK ÖZEL GÖRÜNTÜLERİ... McNaught kuyruklu yıldızı Ocak ayında dünyaya 124 milyon kilometre ötesinden geçti.Son 40 yılın en parlak kuyuklu yıldızı olarak kabul edilen Mcnaught kuyruklu yıldızı görenlerden hayranlık uyandırdı.işte kuyruklu yıldızın çok özel fotoğrafları... HABERVİTRİNİ- ÖZEL McNaught kuyruklu yıldızı Ocak ayında dünyaya 124 milyon kilometre ötesinden geçti.Son 40 yılın en parlak kuyuklu yıldızı olarak kabul edilen Mcnaught kuyruklu yıldızı görenlerden hayranlık uyandırdı. İşte kuyruklu yıldızın çok özel fotoğrafları... ![]() ![]() ![]() ![]() |
http://images.habervitrini.com/haber_resim/hacker-bilg.jpg TÜRK HACKERLER BELÇİKA SAVUNMA BAKANLIĞINI VURDU Belçika Savunma Bakanlığı, internet sitesinin 'Türk milliyetçiler' tarafından çökertildiğini açıkladı. Belçika Savunma Bakanlığı, internet sitesinin 'Türk milliyetçiler' tarafından çökertildiğini açıkladı. Yetkililer, bugün, kendilerini 'Osmanlı İmparatorluğu'nun torunları' olarak tanıtan bir grubun, Savunma Bakanlığının resmi internet sitesinin kontrolünü ele geçirdiğini bildirdi. Verilen bilgilere göre, ilk aşamada, siteye girenler, 'Türk Kuvvetleri' yazılı bir sayfa ile karşılaştı. 'Kötü bir İngilizce' ile çeşitli ifadelere yer verilen korsan sayfalarda, sözde Ermeni soykırımı konusuna değinildiği, Türklerin kendilerini Ermenilere karşı koruduklarının belirtildiği, Türkiye'de 'Kürt sorunu' yaşanmadığının, PKK'nın terör örgütü olduğunun anlatıldığı duyuruldu. İnternet korsanlarının, Türkiye, Türk polisi, Türk askeri ve Türk hükümetlerine karşı tavır alınması halinde, bakanlığın internet sitesini sürekli çökertme tehdidinde bulundukları da bildirildi. Savunma Bakanlığı nöbetçi subayı, siteyi acilen kapattıklarını, en kısa zamanda tekrar hizmete sokmaya çalışacaklarını duyurdu. Belçika Savunma Bakanlığı Sözcüsü Ingrid Baeck, internet korsanları aleyhinde suç duyurusunda bulunulacağını açıkladı. Sözcü, bakanlık sitesinin (www.mil.be) gizli veriler içermediğini, Belçika Silahlı Kuvvetleri'nin gizli olmayan bilgilerini yansıttığını belirtti ve korsanların siteyi nasıl ele geçirdiklerinin araştırılmasına derhal başlandığını bildirdi. Belçikalı sözcü, ABD Savunma Bakanlığı internet sitesinin de bu tür saldırılara hedef olduğunu hatırlattı. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor. |
Bir bağırdı, tam 443 tavuk öldü Çin’de 4 yaşındaki çocuğun bağırması üzerine yüzlerce tavuk ölünce, mahkeme çocuğun babasını 230 dolar tazminata mahkum etti. 25.01.2007 00:07 https://www.msxlabs.org/forum/kuturesim/tavukkucuk.jpg Şaka değil, gerçek... Çin'de köpeğin havlamasından korkan bir çocuğun bağırmasıyla yüzlerce tavuğun öldüğü bildirildi. Bu ilginç olay ülkenin doğusundaki Jiangsu eyaletinin Nanjing şehrinde meydana geldi. Nanjing Sabah Postası gazetesinin haberine göre, gaz şişesi satan babasıyla bir köye giden 4 yaşındaki bir erkek çocuk, köpeğin havlamasından korkup, kümesin bulunduğu pencerede uzun süre bağırarak ağladı. Ağlayınca da tam 443 tavuk bir anda öldü. Tavukların sahibi çocuktan davacı oldu ve olay mahkemeye taşındı. Mahkeme, çocuğun beklenmedik anormal bağırmasının kümesteki 443 tavuğun korkudan birbirini çiğneyerek ölmesine neden olduğu kararına vardı. Karara göre çocuğun babası, tavukların sahibine 230 dolar (1,800 yuan) tazminat ödemeye mahkûm oldu. |
IRAK'TA SALDIRILAR: 24 ÖLÜ http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Dunya/2009/irak_savas.jpg BAĞDAT - Irak'ta düzenlenen saldırılarda 24 kişinin öldüğü bildirildi. Güvenlik kaynakları, başkent Bağdat yakınlarındaki El Cibail kasabasında silahlı kişilerin, aynı aileden 2'si çocuk 4 kişiyi öldürdüğünü belirtti. Saldırıda, Şii aileden 8 kişinin yaralandığı açıklandı. Bağdat'ın güneydoğusundaki Kut kentinde Amerikan ordusu için çalışan Iraklı bir tercümanın öldürüldüğü bildirildi. Bakuba kenti yakınlarında ise polis, silahlı kişilerin bir minibüse ateş açtığını, araçtaki 5 kişinin öldüğünü duyurdu. Bakuba'nın kuzeyindeki Hales bölgesinde düzenlenen iki ayrı saldırıda, 2'si polis 4 kişinin yaşamını yitirdiği, aynı bölgede bir kişinin de yaylım ateşinde öldüğü açıklandı. Bu arada, Bağdat'ın batısındaki Sünni mahallesi Ameriye'de bomba yüklü bir aracın infilak etmesi sonucu 4 polisin öldüğü, 3'ünün yaralandığı bildirildi. Başkent Bağdat'ın kuzeyindeki Bab el Muazzam bölgesinde düzenlenen havan topu saldırısındaysa 2 kişinin öldüğü, 20 kişinin yaralandığı belirtildi. Bağdat'ın kuzeyinde Amerikan ordusunun terörist bir gruba yönelik operasyonunda ağır yaralanan 12 yaşındaki bir çocuğun hastanede yaşamını yitirdiği açıklandı. Öte yandan, Bakuba'da biri öğretmen 2 kişinin cesedi bulundu. |
Windows Vista korsanlara karşı http://www.medyahaber.com/imaj/spacer.gif Bill Gates'in yeni pojesi Windows Vista internet korsanlarına göz açtırmayacak http://www.medyahaber.com/imaj/spacer.gifTeknolojinin gelişmesiyle birlikte internetteki sanal dolandırıcılık ve çocuk istismarı da artış göstermeye başladı. Konuyu yakından takip eden dünyanın önde gelen yazılım şirketlerinden Microsoft da tarihinin en büyük yatırımını gerçekleştirerek banka şifrelerinin ele geçirilmesini engelleyen bir güvenlik sistemi hazırladı. 20 milyar dolar harcanan Vista ve Office 2007 sayesinde, online bankacılık işlemleri yapılırken "Şifrem çalınır mı?" endişesi taşınmayacak. Microsoft Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çağan, 30 Ocak'ta kullanıcılarıyla buluşması beklenen yeni ürünler sayesinde ailelerin de rahat nefes alacağını söylüyor. "İnternetin kontrolü artık ailelerin eline geçiyor." diyen Çağan, çocukların artık sanal alemde istedikleri gibi dolaşamayacağını kaydediyor. 2001 yılından bu yana Windows işletim sistemini ilk kez yenileyen Microsoft, şimdiye kadar en çok test edilen Office 2007 ve Exchange Server 2007 yazılımlarını piyasaya sürmeye hazırlanıyor. Sistem, bugün Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleştirilecek Microsoft Zirvesi'nde tanıtılacak. Yazılım hakkında Zaman'a konuşan Microsoft Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Çağan, geniş kapsamlı olarak hazırlanan ürünler sayesinde bilgisayarda oynanan oyunlara bile etki edebileceklerini belirterek, "Bilgisayar dünyasında oyunun kuralları yeniden yazılacak." ifadelerini kullanıyor. Uzun süren araştırmalar sonucunda ortaya çıkan yeni ürünler ile bilgisayar korsanlarına büyük darbe vuracaklarını belirten Çağan, özellikle banka şifrelerinin çalınmasına dikkat çekiyor ve ekliyor: "Birçoğumuz banka işlemlerini artık internet üzerinden yapıyoruz. Alışverişlerimizi bile artık internet üzerinden hallediyoruz. Ancak burada şifrelerin çalınması yönünde ciddi bir problem var. Biz de buradan yola çıkarak yeni önlemler geliştirdik. Dolandırıcılar bundan böyle sahte maillerle kullanıcıları aldatamayacak ve şifreleri çalamayacak." Şirketin geliştirdiği diğer bir güvenlik önlemi de özellikle anne ve babaları tedirgin eden "Çocuğum internette ne yapıyor, hangi sitelere giriyor?" yönündeki soruları cevaplar nitelikte. Çocukları korumaya yönelik hazırlanan sistemle aileler interneti kontrol edebiliyor. Anne-babalar çocuğunun hangi sitelere girip girmeyeceğini belirleyebiliyor. Bunun yanında çocukların internetteyken hangi sitelere girip, hangi linkleri 'tık'ladığı da saptanabiliyor. Ayrıca sistem sayesinde çocuklar, belirlenen saat aralıklarında internete girebiliyor. |
Türk cerrahlardan uluslararası başarı!!! Türk cerrahlardan uluslararası başarı!!! Perşembe, 25 Ocak 2007 İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi doktorları, yaptıkları çalışmalarla ABD'de yayınlanan ve kalp cerrahisi alanında uluslararası başvuru kaynağı olan “The Heart Surgery Forum” dergisine kapak konusu oldular. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği Şefi Doç. Dr. Ali Gürbüz, bu derginin Türkiye'de YÖK tarafından unvan yükseltme dergilerinden biri olarak kabul edildiğini belirterek, ”Kliniğimiz tarafından hazırlanan dört makale de yine derginin aynı sayısında yayınlandı. Bu bizim için mesleki anlamda çok gurur verici bir gelişmedir” dedi. Gürbüz, derginin kalp cerrahları arasında başvuru kaynağı olduğuna dikkati çekerek, dünyanın bütün ülkelerindeki kalp cerrahları tarafından, kalp cerrahisindeki gelişmeleri öğrenmek için takip edildiğini söyledi. Kalp damar cerrahisi kliniği olarak yaptıkları çalışmaları bilimsel temellere oturttuklarını ifade eden Gürbüz, şunları söyledi: “Bu dergiye gönderdiğimiz dört makale de aynı sayıda yayınlandı. Dergi editörü bize mail atarak derginin kapağında bizim fotoğraflarımıza yer vermek istediklerini söyledi. Biz de ameliyat sırasında çekilmiş fotoğrafımızı gönderdik. Makale başlıkları ve fotoğrafımız kapakta yer aldı.” Makalelerin içeriklerinde “ileri derecede kalp kapak rahatsızlıkları, aort cerrahisinde hastaları fazla soğutmadan ameliyat edilmesine yönelik çalışmalar ve enfarktüs sonucu kalp duvarının yırtılmasıyla ilgili yöntemler”in yer aldığını belirten Gürbüz, uyguladıkları yeni yöntemleri ve kalp cerrahisinde uygulanan yöntemlere ek olarak geliştirdikleri teknikleri de anlattıklarını kaydetti. Gürbüz, dergiye yazdıkları makalelerdeki tekniklerin, sadece tek bir vakada uygulanmış teknikler olmadığını, klinikte yaygın uygulandığını ve güvenilirliğinden emin oldukları teknikler olduğunu ifade ederek, bu yöntemlerin ve çalışmalarının uluslararası alanda kabul görmesinden mutluluk duyduğunu söyledi. Başarılarını, ekiplerinin uyumlu ve çok çalışmasına borçlu olduklarına dikkati çeken Gürbüz, ekipte kendisi dışında kalp ve damar cerrahisi uzmanları, Dr. Levent Yılık, Dr. İbrahim Özsöyler, Dr. Bilgin Emrecan, Dr. Şahin Bozok, Dr. Banu Lafcı, Dr. Cengiz Özbek, Dr. Mert Kestelli'nin yer aldığını kaydetti. |
HEPİMİZ ERMENİYİZ DEDİK .... Yüz binlerce kişinin cenazede Hrant Dink'e sahip çıkması yurtdışındaki Ermenileri hislendirdi. Biri diyor ki: Hepimiz Ermeni'yiz sözünü en çılgın rüyada görsem inanmazdım. Hrant Dink'in cenaze töreni, Fransa'daki Ermeni diasporasını derinden etkiledi, hislendirdi ve çoğunu da şaşırttı. Fransa'da, cinayetin duyulduğu ilk andan itibaren diasporanın sivil toplum örgütleri liderlerinden ve halktan gelen tepkiler de Türkiye'yi şaşırtacak ve hislendirecek cinstendi. Paris'te Ermeni Asıllı Avukatlar Derneği Başkanı Alexandre Kuyumcuyan, "Madem ki Türk gazetecisiniz, biz bu olaydan derin üzüntü duyan Türklerin farkındayız. Siz de lütfen aşırı görüşlü Ermenileri değil, bu iki millet arasında köprüleri kuracak, diyalog yolunu açacak şekilde bu üzüntüyü ortak yaşadığımızı anlatın" diyordu. Anlamlı konuşmalar Tıpkı Türkiye'de aşırı milliyetçilerin tepkileri gibi, Ermeni diasporasında da bu cinayetin arkasından son derece sert, ırkçı ifadeler içeren, küfür ve hakaretler yağdıranlar da çıktı. Ama daha önce iki toplum arasında yaşanmayacak kadar anlamlı ve duygulu konuşmalar ve yazışmalar yaşandı. Fransa'da Ermeni diasporası için en etkili olan Nouvelle d'Armenie internet sitesinde bir taraftan Türkiye'deki kamuoyunun tepkileri, gazetelerin ve gazetecilerin yazılarının tercümesi yayınlanırken, diğer tarafta yazıların altında, Türk asıllı ve Ermeni asıllı Fransızlar tepkilerini sıraladılar. İşte diasporanın internet mesajları: * Silvia: "Görebileceğim en tuhaf, en çılgın rüyalarda bile 'Türklerin hepimiz Hrant'ız hepimiz Ermeni'yiz' diyebileceğini göremezdim ama gerçekte gördüm. Bu bir mucize. Arkadaşlar ben inançlı biriyim, yıllardır dua ediyorum bir mucize olsun. 1989'da Ermenistan'daki depremle SSCB'nin demir perdesi yıkılmıştı. İşte Allah şer'den hayır çıkarır. Türklerin dostluğunu niçin reddedeceğiz ki? Aynı görüşte olmadığımız Ermeniler de var neticede. İstanbul'daki Ermeni Patriği bana dedi ki 'Türkler iyi insanlardır ve Ermenilere çok benzerler.' Türkiye'deki Ermeniler denizdeki balık gibidir, o kadar bütünleşmiştir toplumla. Türk devletiyle, Türk milletini ayıralım." * Yupangui: "Hrant'ın ölümünden daha birkaç gün önce Avrupalılar piçleri (yani Ermenileri) sever" diye döviz taşıyan, slogan atan Türkler görmüştüm. Ama simdi insani Türkiye'yi gördüm. Görmek istediğim Türkiye bu. Bravo onlara." * Bedros: "Dünyanın her yerinden diasporanın temsilcileri gelmişlerdi. Ben İstanbul'a indiğimde şaşırdım. Herkes şaşırdı. Ve tahmin ediyorum diasporanın bir kısmında önyargılar yıkıldı. " * Raffi: "Ermeni kelimesinin küfür ve hakaret gibi kullanıldığı bir ülkede 'Hepimiz Ermeni'yiz' demek büyük adım." * Ara Toranyan: Nouvelle d'Armenie adlı sitenin yöneticisi, eski Ermeni Davası Dernekleri Federasyon Başkanı: "Bu Türk halkının çok güzel bir reaksiyonu. Ben bir şeyler bekliyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Buna karşılık Türkiye'de çok demokratik ve gönül insanları olduğundan hiç kuşku duymadım, hiçbir zaman ümitsizliğe düşmedim. Bu ülkede olağanüstü güçler var, çok güç durumlarda bile direnen bir şeyleri değiştirmek isteyen. Bu tören olağanüstü bir ümit mesajıdır, yaşadığımız acının Türkiye'de hissedileceğini, anlaşılacağını ümit ediyorum. Türklerin gönüllerinin açıklığı ispatlandı. 1915'te yaşananlara milisler, ordunun bir kısmı, devlet ve aşiretler katılmıştı. Türk halkından çok az katılım oldu. Hiçbir zaman Türk halkına ne kin, ne kötü hisler duydum." ALINTIDIR.. |
MİTçi, MİT dizisi yazıyor http://www.medyahaber.com/imaj/spacer.gif MİT Kontraterör Dairesi eski Başkanı Mehmet Eymür, MİT'i konu alan bir dizinin hikayesini yazıyor Sessiz sedasız neler yapılıyor "Daha önce çekilen dizilerin iyi mesaj vermediğini düşünüyorum. Devletin de var olduğunu, bu ülkenin başıboş olmadığını göstermek istiyoruz. Ortada güçlü bir devlet var ama bu devletin gücünü anlatan bir yapıt yok. Bu devleti koruyan insanların varlığını göstermek gerekiyor. Bu dizide herkes sessiz sedasız nelerin yapıldığını görücek." 100 kişinin işini tek başına yapacak "Bu dizide salt benim yaşadıklarım anlatılmayacak. Belki filmde bir kahraman olacak. Ve o kahraman gerçek hayatta 20 kişinin, 100 kişinin yaptığı işi yapacak. Tabii ki hikayenin kurgusal tarafları da olacak. Ama gerçeklerden yola çıkarak olacak. Bu yüzden oyuncu kadromuz 30 kişiyi bulacak. Başrolde oynayacak iki oyuncumuz da belli." DENİZ GEZMİŞ'İ ANLAYABİLİYORUM "Bir dönemden bahsederken, Deniz Gezmiş'i, Mahir Çayan'ı da anlatıyorum. Olayları iki tarafın açısından da yansıtmaya çalışıyorum. 22 yaşında bir adamın ölümü göze alması kolay bir şey değil. Onu da işlemek lazım. Ne büyük bir ideal ki, adam daha hayatının baharında ölüme gidebiliyor. Biz onu genç yaşlarımızda pek idrak edemiyorduk. Ama şimdi anlayabiliyorsunuz." Bu ülke sahipsiz değil Milli İstihbarat Teşkilatı Kontra-terör Daire eski Başkanı Mehmet Eymür şu sıralar, MİT’i konu alan "Teşkilat" adlı yeni bir dizinin hikáyesini yazmakla meşgul. Dizinin yapımcısı Sergin Akyaz ve Eymür bu önemli projeyi sadece Kelebek’e anlattı. Eymür, "Daha önce yapılan dizilerin mafyaya özendirdiğini, iyi mesajlar vermediğini düşünüyorum. Teşkilat’la devletin var olduğunu, başıboş olmadığını göstermek istiyorum" dedi. Bu dizide yer almanızda ne etkili oldu Mehmet Bey? "Kurtlar Vadisi" dizisi mi? - Mehmet Eymür: "Kurtlar Vadisi"ni ben de seyrettim. İtiraf etmem gerekir ki zevkle izledim. Birçok Amerikan filmi kadar güzeldi. Hikáye olarak güzeldi ama havada kalan, gerçekte olmayan bazı noktalar vardı. Neler mesela? - M.Eymür: Sinek öldürür gibi adamlar öldürülüyor ama ortada polis yok. Mafyanın içine sızan bir devlet görevlisi var ama her gün adam öldürüyor. Gerçekte böyle olaylar yaşanmaz. - Sergin Akyaz: Bizim dizideki kahramanlar beline silah takıp depo basmayacak. Türkiye’de yaşanan olayları gerçekçi bir dille gündeme getireceğiz. - M.Eymür: Bizim toplumumuz dizilerle kendini çok özdeşleştiriyor. Gazetelere, bir dizi kahramanı için ’öldü’ ilanı veriyorlar. Bu mafyayı özendiren bir tarz. Bu ülke sahipsiz değil! Biz bu diziyle gerçek hayatları süsleyerek bir şeyler anlatacağız. Dokümanter tarzda bir dizi olmayacak. Bu diziyi kullanıp birilerine mesaj vermek gibi bir amacımız da yok. Biz sadece gençlere iyi mesajlar veren bir dizi yapıyoruz. İyi mesaj derken? - M.Eymür: Daha önce çekilen dizilerin iyi mesajlar vermediğini düşünüyorum. Devletin de var olduğunu, bu ülkenin başıboş olmadığını göstermek istiyoruz. Türkiye’nin şu an böyle bir hikáyeye ihtiyacı mı var? - M.Eymür: Bence her zaman var. Ortada güçlü bir devlet var ama bu devletin gücünü anlatan bir yapıt yok. Bu devleti koruyan insanların varlığını göstermek gerekiyor. Bu dizide herkes sessiz sedasız nelerin yapıldığını görecek. Aslında kendi hikayelerinizi anlatacaksınız... - M.Eymür: Hayır, bu dizide salt benim yaşadıklarım anlatılmayacak. Belki filmde bir kahraman olacak. Ve o kahraman 20 kişinin, 100 kişinin yaptığı işi yapacak. Yani gerçek hayatta 100 kişinin yaptığını bir işi, bir kişide toplayacağız. - S.Akyaz: Tabii ki dizi yaptığımız için hikayenin kurgusal tarafları olacak. Yani hayali taraflar da olacak. Ama gerçeklerden yola çıkılacak. Dizinin iki ana kahramanı olacak. Bu iki kahramandan biri de Mehmet Bey olacak değil mi? - M.Eymür: Birçok kişiyi bünyesinde toplayan bir kahraman yaratacağız. - S.Akyaz: Omuz omuza çalışan iki arkadaşın hikáyesi bu... Yani Mehmet Eymür ile Hiram Abas’ın? - M.Eymür: Hiram Bey de olabilir tabii... Dediğim gibi bu bir grup çalışması ama grup içinde sivrilmiş insanlar ön plana çıkacak. Rahmetli Hiram Bey de çok aktif birisiydi. Dediğim gibi tek kişi olarak düşünmemek gerek. "Mehmet Eymür bu diziyle kendini kahraman yapmaya çalışıyor" diye düşünenler çıkabilir... - Eymür: Böyle düşünülsün istemem... - S.Akyaz: Hikayeyi okudum. Mehmet Bey, yaklaşık 80 sayfa içerisinde kendisine çeyrek sayfa ayırmış. Oysa hikayenin iki kahramanından biri o... Ama kendisi, "Hikáyenin içinde kendini kahraman yaptı’ gibi sözler duymak istemiyorum" dedi. Çok mütevazı davranıyor. - M.Eymür: MİT’i sevdirmek için bu diziyi yapıyorum. Bugüne kadar bu diziler hep mafya gözüyle yapıldı. Ben bu hikáyeleri ters gözle vermeye çalışacağım. Teşkilat bu projeye destek verir mi? - M.Eymür: Belki sizin vasıtanızla verebilirler. Konu başlıklarımız neler olacak? - M.Eymür: Casusluk olayları, operasyonlar, sorgulamalar, ajanların nerelerde ve nasıl buluştukları... Kısacası her şeyi anlatacağız. Hikaye nasıl başlayacak? - M.Eymür: Dizi geçmişte yaşadığımız örgütsel olaylarla başlayacak. Ama değişebilir. - S.Akyaz: İki tane başlangıç noktamız var. Ben hikayenin ’Babalar Operasyonu’ ile başlamasını istiyorum. Çünkü o daha yakın bir tarih... Zaten teşkilatta en çok operasyon yapan Hiram Bey ile Mehmet Bey. Eleştirileceksiniz de. Mehmet Eymür ne yapmaya çalışıyor diyenler çıkabilir? - M.Eymür: Senelerdir alıştık eleştirilmeye. Her soruya verilecek cevabım vardır. Buna çok muhalefet eden kişiler çıkacaktır. Eski teşkilatımdan da çıkacaktır. Ama ben açıklıktan yanayım. Eğer hatalar varsa zaten onun da tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Kendini, yapmadığı şeyleri yapıyormuş gibi gösteren bir adam durumuna sokmak beni son derece rahatsız eder. Bu diziden MİT memnun kalır mı? - M.Eymür: Bence beğenirler. Çünkü bugün Amerika’da CIA’i büyük gösteren, onunla ilgili yapılan filmlerdir. Hollywood sineması nasıl CIA’yi büyük gösterdiyse, bu dizi de MİT’i mi büyük gösterecek? - M.Eymür: Tabii, benim amacım o. Orası benim yıllarca çalıştığım, emek verdiğim yuvam. İnsanların kafalarındaki bazı peşin hükümleri silmek gerekiyor. Şu anda ülkemizin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? - M.Eymür: Biraz tedirginim yani. Şiddet kullanmanın bize bir faydası olmaz bu dönemde... Dışarıdan ziyade Türkiye’de oturan 72 milyonu düşünmemiz gerekiyor. DENİZ GEZMİŞ’İ ANLAYABİLİYORUM Hikayeleri yazarken gerçekten objektif misiniz? - M.Eymür: Örneğin bir dönemden bahsederken, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan’ı da anlatıyorum. Onların gözünden düşünerek de yazıyorum. Yani onları küçülterek falan değil... Olayları iki tarafın açısından da yansıtmaya çalışıyorum. 22 yaşında bir adamın ölümü göze alması kolay bir şey değil. Onu da işlemek lazım. Ne büyük bir ideal ki adam o yaşta, daha hayatının baharında ölüme gidebiliyor. Tabii biz onu genç yaşlarımızda pek idrak edemiyorduk. Ama şimdi anlayabiliyoruz. Yani yüzde 100 bir taraf haklı, öbür taraf haksız değil. ŞAHISLAR BENZEYEBİLİR Dizide Alaattin Çakıcı’nın MİT’le olan ilişkisinden de bahsedecek misiniz? - M.Eymür: Şahısları benzetebilirsiniz... Yaşadığımız toplum içerisinde o tip karakterler daima olacak. Dolayısıyla bu karakterler bizim dizimizde de olacak. Artık Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye nasıl getirildiğini de tüm gerçekleriyle sizden öğreniriz. - M.Eymür: İleri safhalarda olabilir. Susurluk kazası... - M.Eymür: Belki bir sorgu gibi bir şey yapacağız. İnsanlara nasıl baskı yapılıyor gibi... Gerçekleri de işlemeye çalışacağız... |
http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/16/00030348.jpg 15 milyon öğrenciden alınan karne, diploma, takdir ve teşekkür belgeleri artık parasız olacak. Öğrencilerden daha önce toplanan karne paraları da iade edilecek. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 15 milyon öğrenciden bundan böyle karne, diploma, takdir ve teşekkür belgelerinin parasının alınmayacağı müjdesini verdi. Öğrencilere ilk parasız karne dağıtımı da yarın yapılacak. Milli Eğitim Bakanlığı Devlet Kitapları Müdürlüğü tarafından bastırılan karnelerin okullara dağıtımı yapıldı. Her yıl olduğu gibi okullar öğrencilerden değişik miktarlarda para aldı. Bakanlık'ın "karneler parasız dağğtılacak" emri üzerine paraların da iade edilmesi istendi. Bakan Hüseyin Çelik takdirname ve teşekkür belgelerinin yanısıra diplomalardan da bundan böyle para alınmayacağı müjdesini verdi. Her yıl bazı okullarda yaşanan "karne parasını ödemeyenlere karnelerini vermeme" uygulaması da böylece tarihe karışmış oldu. 15 milyon öğrenci yarın karnelerini alacak. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de Ankara Faruk Kadri Timurtaş İlkögretim Okulu'nda düzenlenecek karne dağıtım törenine katılacak burada da " kitaplar gibi artık karneler de ücretsiz " diyecek. |
http://img.mynet.com/ha2/tecavuz_taksici.jpg Taksiciden tecavüz ve gasp Fatih'te aracına müşteri olarak binen 50 yaşındaki kadına, çağırdığı arkadaşlarıyla birlikte tecavüz ettiği ve mağdurun cep telefonuyla birlikte parasını da gasp ettiği iddia edilen taksi şoförüyle, 5 arkadaşı gözaltına alındı. Edinilen bilgiye göre, Fatih Polis Merkezi'ne başvuran M.K (50), taksisine müşteri olarak bindiği sürücü tarafından Fatih Ormanlığı'na götürüldüğünü, burada taksi sürücü ve 5 arkadaşı tarafından tecavüze uğradığını, cep telefonu ve bin 250 YTL parasının da gasp edildiğini iddia etti. Bunun üzerine araştırma başlatan polis ekipleri, taksi şoförü O.T'ye ait olan kimlik kartını buldu. Soruşturmayı derinleştiren yetkililer önce taksici O.T'yi gözaltına aldı. O.T'nin ifadesi doğrultusunda operasyon başlatan polis ekipleri olaya adı karışan Ç.Ş, M.D, T.B, M.Ş. ve B.K'ya da ulaşarak gözaltına aldı. İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü'nde ifadeleri alınan taksi şoförü O.T ve 5 arkadaşının M.K. ile kendi isteğiyle ilişkiye girdiklerini öne sürdükleri belirtildi. Gözaltına alınan şahıslar Şişli Adliyesi'ne sevk edildi. |
KARA LEKEYİ TEMİZLEMEK İÇİN GÖREVDEN ALMALAR DEVAM EDİYOR http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/genelmd/basbakanlik/images/basbakanlar/image055_erdogan.png Başbakan, Trabzon'daki görevden almaların başka yerlere sıçrayabileceğini de söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Trabzon Valisi ve Emniyet Müdürünün görevden alınmasıyla ilgili olarak, ''Trabzon halkımızın huzuru için, Trabzon şehrimizin üzerine sıçratılmaya çalışılan bir kara lekenin ortadan kaldırılması için burada müfettişlerin yapmakta olduğu çalışmanın sağlıklı bir şekilde yürümesi lazım. Onun için bu adım atılmıştır'' dedi. Erdoğan, Ak Yatırım tarafından düzenlenen ''Türkiye Yatırımcı Konferansı'' sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Trabzon Valisi ve Emniyet Müdürü ile ilgili kararla ilgili olarak ''Son olay mı, yoksa biriken olaylar mı etkili oldu?'' sorusuna, Erdoğan, ''Bunu son olay olarak söylemiyorum. Bunlar biriken gelişmeler... Bu gelişmeleri Trabzon şehrine, Trabzon halkına mal edemeyiz'' karşılığını verdi. Böyle bir anlayışın oluşmaya başladığının görüldüğünü ifade eden Erdoğan, ''Trabzon halkımızın huzuru için, Trabzon şehrimizin üzerine sıçratılmaya çalışılan bir kara lekenin ortadan kaldırılması için burada müfettişlerin yapmakta olduğu çalışmanın sağlıklı bir şekilde yürümesi lazım. Onun için bu adım atılmıştır. Bu adım, daha farklı yerlere sıçrayabilir. Onu da söyleyeyim. Bu konuyla ilgili çalışmalar sürecektir'' diye konuştu. DEVLETTEKİ ''USULSÜZ SORGULAMA'' Recep Tayyip Erdoğan, devletteki ''usulsüz sorgulamaya'' ilişkin sorular üzerine de, burada yetkinin farklı bir şekilde kullanımına bakanlığın müsaade etmediğini ve bununla ilgili soruşturmaların, araştırmaların devam ettiğini söyledi. Erdoğan, ''Neticeleri, en ince teferruatına kadar ortaya çıkacaktır. Ucu nereye varırsa varsın bunların hepsi araştırılacaktır'' dedi. Bu konuda iktidarıyla, muhalefetiyle herkesin yardımcı olması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti: ''Devletin kurumları içinde çöreklenmiş bu tür yanlış zihniyetlerin, yanlış anlayışların buralarda kalmaması gerekir. Bugün bunu Ahmet, Mehmet öder, yarın da bunu bir başkasına ödetirler. Hiçbir vatandaşın böyle fatura ödemesine bizler tahammül edemeyiz, fırsat da vermeyiz. Bunun için bakanlığımız gerekeni yapacaktır. Ondan sonra da tabi ki işin yargıya intikal eden süreci olacaktır.'' ''VURDULU KIRDILI BİR YIKIM SÖZ KONUSU'' Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin şiddet içeren dizi filmlerin son dönemlerde yaşanan olaylarla ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceği yönündeki sorusu üzerine de, olayın sadece dizi olarak ele alınamayacağını, birçok yazılı ve görsel medyadaki yayının her çeşidinde ahlaki noktadan vurdulu kırdılı şeylere varıncaya kadar bir yıkımın söz konusu olduğuna dikkat çekti. Bu konuda kendilerinin de ciddi anlamda rahatsız olduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti: ''Ama geçmişten bu yana özel kuruluşlar kurulmuştur. Bunların yetkileri belli bir yere kadardır. Özgürlükler adına maalesef birçok şeyler de suiistimal edilmektedir. Eğer özgürlükler hakikaten ahlaki çerçeve içerisinde bir başka insanın özgürlük sınırına girmeden kullanılırsa çok anlamlıdır. Ama bir başkasının özgürlük sınırına tecavüz edici olursa özgürlük olmaktan çıkar. O zaman zulme dönüşür. İşte son yaşadığımız olaylar, okullarımızın çevresinde yaşadığımız olaylar, uyuşturucu müptelası bir neslin çıkması olayları... Bütün bunlar hep bunların neticesidir. Onun için medyasıyla, akademisyeniyle, siyasetçisiyle, sivil toplum örgütleriyle hep el ele vereceğiz. Yani (Bu benim sorunum değil) kimse bunu diyemez. Milletçe, devlet olarak el ele verip bu işi çözeceğiz. Bu hepimizin ortak sorunudur. Milletçe de bunun altından hep birlikte kalkacağız.'' TÜSİAD Recep Tayyip Erdoğan, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ile MHP arasındaki gerginliğe ilişkin bir soruya, ''O sorunun aktörü ben değilim. Onunla ilgili herhangi bir açıklama yapmam söz konusu değil'' yanıtını verdi. TÜSİAD'ın, Türkiye'nin özellikle sanayi, teknoloji ve girişim konularında en önemli kuruluşlarından biri olduğunu vurgulayan Erdoğan, TÜSİAD'ın yeni yönetimiyle ilgili olarak, ''Böyle bir devir teslim töreni yaptıkları bir dönemde başta Ömer Bey olmak üzere yönetimden ayrılanları kutluyoruz. Yeni giren arkadaşlara da yeni dönemde başarılar diliyoruz'' dedi. Erdoğan, TÜSİAD ile özellikle AB sürecinde birlikte güzel çalışmalar yaptıklarını, sivil toplum örgütü olarak bu çalışmalarda Derneğin ciddi katkıları olduğunu, bundan dolayı da kendilerine teşekkür ettiğini aktardı. |
YAZIKLAR OLSUN ..... Geçtiğimiz hafta suikasta kurban gazeteci Hrant Dink için Tahran'daki Ermeni kilisesinde düzenlenen ayin, Türkiye aleyhtarı gösteriye dönüştü. Tahran'daki Kuzey İran Ermeni Kilisesi'nde düzenlenen yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı ilk tören kilisenin içerisinde gerçekleşti. Törende, İran Ermenileri lideri Serksyan, Ermenice yaptığı konuumada, Türkiye devletinin Ermenilere yönelik siyasetini kınadı. Serksyan konuşmasında, Dink’in Ermeni davası ve Ermeni tarihini araştıran bir gazeteci olduğunu vurguladı. Kilisenin avlusunda yapılan ikinci törende ise daha çok siyasi ağırlıklı konuşmalara yer verildi. Konuşmacılar, Hrant Dink'in Türkiye’de sevilen özgürlükçü bir gazeteci olduğunu ifade etti. Kilise avlusunda yapılan törende Dink'in konuşmaları, hayatı ve cenaze merasiminden görüntülerden oluşan bir sinevizyon da gösterildi. Konuşmalardan sonra kilisenin bahçesindeki sözde Ermeni soykırım anıtına çiçek koyan ve mumlar yakan Ermeni cemaat, Türk bayrağını da ateşe verdi. Ayine katılanlar, Farsça ve Ermenice sloganlar da attı. ALINTIDIR... |
HERŞEY SENİN ELİNDE.. Hayatını sen yönlendir; pişman olmazsın' Sinan Çetin'in yedi yılda tamamladığı 'Romantik', cuma günü gösterilmeye başlanan fragmanlarla seyirciyle buluştu. Mart ayında gösterime girecek olan Sinan Çetin'in üzerinde çok uğraş verdiği filmi 'Romantik'in Okan Bayülgen'den Teoman'a uzanan ağır topları arasında dikkat çeken bir isim var; 2003 yılında film çekiminden sonra 62 yaşında hayata veda eden David Hemmings. 'Romantik'in setinde Hemmings ile yapılan son röportajı yayınlıyoruz Sinan Çetin'in yedi yılda tamamladığı 'Romantik', bu cuma günü (26 Ocak) Türkiye çapındaki sinemalarda gösterilmeye başlanan fragmanlarla seyirciyle buluştu. Bu 'ön sevişmeden' sonra 2 Mart'ta vizyona girecek olan 'Romantik'in yılan hikayesine dönen çekim öyküsü aslında Çetin'in sinemaya bakış açısını da özetliyor: 'Filmler eskimez, mükemmeli bulana kadar üzerinde çalışırım ' Romantik'in senaryosu defalarca değişmiş. Bu yedi yıl içinde yeni çekimler yapılarak filme yeni sahneler eklenmiş. Teoman, Okan Bayülgen, Yasemin Kozanoğlu, Semih Sergen gibi sinema, tiyatro, televizyon dünyasının ünlü isimlerini bir araya getiren 'Romantik'in bir de dünya çapında sürprizi var: David Hemmings Michelango Antonioni'nin 1966 yapımı efsanevi filmi 'Blow-Up'ın başrol oyuncusu olan Hemmings'in aynı zamanda son filmi 'Romantik'. Ne gariptir ki bu söyleşi de, 2003 yılında kalp krizinden hayatını kaybeden David Hemmings'in 'Romantik' filminin setinde yapılmış olan son röportajı. 1941 yılında doğan İngiliz oyuncu David Hemmings, henüz 13 yaşındayken televizyon dizileriyle kariyerine başladı. İlk büyük çıkışını 1966 yılında Michelangelo Antonioni'nin 'Blow-Up' filmiyle yaptı. Dünya sinema tarihine geçen bu filmden sonra Hemmings, Jean Luc Goddard'ın 'Barbarella' filminde Jane Fonda ile başrollerden birini paylaştı. Yaşamı boyunca 200'e yakın televizyon dizisi ve sinema filminde oynayan aktör, ünlü yönetmenlerin sıra dışı filmlerinde de rol aldı. Örneğin, Tony Scott'un yönettiği 'Spy Game' filminde Robert Redford ve Brad Pitt'le, Martin Scorsese'nin 'Gangs of New York' filminde Leonardo DiCaprio, Daniel Day Lewis ve Cameron Diaz ile Ridley Scott'un 'Gladyatör'ünde Russel Crowe ile birlikte oynadı. 'Romantik', 2003 yılında hayata gözlerini yuman Hemmgins'in son filmi Sizce başarıya ulaşmanın formülü nedir? Kendinizi başarılı buluyor musunuz? Tek bir gün için bile başarıya ulaşmak için bir ömür boyu çalışmak gerekir. 'Blow-Up' 47., 'Charge The Light' 52., 'Spy Game' kim bilir kaçıncı filmim. Ve büyük bir gururla söylüyorum ki 'Romantik' benim 174. filmim. SİNAN ÇETİN İNANILMAZ BİR YÖNETMEN! 'Romantik'te nasıl bir karakteri canlandırıyordunuz? Kendisini saklamış bir karakter. Sessizliği seçmiş ve zaten konuşma yetisi de yok. Onun perspektifinden hikayenin inanılmaz bağlantıları anlatılıyor. Oynadığım karakter geçmişinde yaşadığı olaylar nedeniyle çok rahatsız edilmiş, içine kapanmayı seçmiş bir tip. Böyle bir yönetmenle bu rolü oynarken çok heyecanlandım. Sinan Çetin inanılmaz bir yönetmen. Kesinlikle kendine has güzel bir çalışma oldu. Gerçek hayattaki oğlunuz filmde yine oğlunuzu oynadı değil mi? Evet. Bunu sürekli yapıyor! Beni sürekli takip ediyor (gülüyor). Nolan, 'Romantik'te benim gençliğimi oynuyor. Hiçbir komedide rol aldınız mı? Evet. Bazı komedi filmlerinde oynadım. O kadar çok film çekmişim ki oynamasam aslında komik olurdu. Ama genelde filmlerde ölürüm. Aslında komedi oynamak ölmekten çok daha zordur. Sizi dünya çapında üne kavuşturan 'Blow-Up' filminde manken Verushka'nın fotoğraflarını çektiğiniz sahne, dünya sinema tarihinin en erotik sahnelerinden biri kabul edilir. 'Blow-Up'ın böylesine kült bir film olmasını neye bağlıyorsunuz. Yönetmen Antonioni'nin olağanüstü hayal gücüne tabii ki Gerçeğin böylesine sorgulandığı bir başka film pek ender çekilmiştir. Bugün bile baktığınız zaman bu filmin 1960'larda çekildiğine inanmak mümkün değil. Birkaç yıl sonra dünyayı sarsacak 68 hareketinin öncüsü de sayılabilir bu film. Sinema kariyerinizde oyunculuğun yanı sıra yönetmen ve yapımcı olarak da pek çok yapıtınız var. Yönetmenliği mi, oyunculuğu mu tercih edersiniz? Değişir. Yönetmen olduğunda 'neden monitörün başında bekliyorum' dersin. Oyuncu olduğunda ise 'neden kameranın önünde oturuyorum da yönetmiyorum' dersin. Bir aktörün yönetmenliği, sürekli empati yaptığı için zor olsa gerek... Aslında katılmıyorum. Ben çalışılması en kolay insanlardan biriyimdir. Bir yönetmene fikir süren oyuncuların ne kadar rahatsız edici olduklarını bilirim. Fakat bana gelip 'bunu da denesek mi?' dediklerinde 'Tamam. Bir deneriz diyorum.' EĞLENCELİ İNSANI SEVERİM Arkadaşlarınızı eğlendirmeyi ve küçük illüzyon oyunlarını seviyorsunuz. İllüzyona nereden merak sardınız? Eğlenmeyi ve eğlendirmeyi çok sevdiğim için. 50 yıldır bu sektörde bir sürü inanılmaz insanla tanıştım. Geçirdiğim her anı seviyorum. Hiçbir film setinde olmaktan pişman olmadım. Her filmimde geçirdiğim her dakikaya aşık oldum diyebilirim rahatlıkla Dünyanın en ünlü oyuncularıyla birlikte kamera karşısına geçtiniz. Birlikte çalıştığınız sanatçılarla sorunlar yaşadığınız oldu mu? Umarım onlara sorduğunuzda size, 'David'le tanışmak eğlenceli bir deneyimdi' diyeceklerdir. Hayatım boyunca kimseye kaba davranmadım. En sevdiğiniz aktris kimdir? Hepsini seviyorum fakat aralarında en komiği Jane Fonda'dır. Kesinlikle eğlenceli ve neşeli bir karakter. Ciddi insanları çok sevmiyorum. Sizce hayat nedir? Buna minik bir öykü ile yanıt vereyim: Benim bir guru olduğumu ve yüksek bir dağın doruğunda oturduğumu düşünün. Siz de o dağa tırmanıyorsunuz. Benim bulunduğum noktaya ulaştığınızda guruya hayatın anlamını soruyor ve şu cevabı alıyorsunuz: 'Benim neden burada 20 senedir oturduğumu zannediyorsun? Bunu ben de bilmiyorum.' Hayat, ne yöne gitmeniz konusunda bir fikriniz yokken bir yön seçmektir. Hayat seçtiğiniz yöndür. Kendimizi düzene sokmaya çalıştıkça hayatın eğlencesinden uzaklaşıyoruz. İstediğin zaman sigara, istediğin zaman içki iç Arabana atlayıp bas gaza, dünyanın istediğin köşesi senin olsun Kısaca yaşamı sen yönlendir. Ben bütün hayatım boyunca bunu uyguladım ve yaşadığım hiçbir andan pişmanlık duymadım. |
AVRUPADA TRAFİK SORUNU NASIL ÇÖZÜLDÜ?? Avrupa trafik derdine nasıl çözüm buldu? İşte Londra, Atina, Barcelona gibi önemli kentlerin yasalar ve yüksek teknoloji sayesinde geldiği seviye...Trafik sadece İstanbul'un değil Avrupa'nın da en büyük dertlerinden. Londra, Atina, Barcelona gibi önemli merkezler yasalar ve yüksek teknoloji sayesinde bu soruna büyük oranda çare buldu. Birleşik Krallık nüfusunun yüzde 12'sini oluşturan Londra, Birleşik Krallık'taki ulaşımın merkezi. Birleşik Krallığı ziyaret eden turistlerin yüzde 50'si Londra'dan geçmekte ve yurtiçi tren yolculuklarının yüzde 70'i de Londra'da başlıyor veya bitiyor. Bu sebepten Londra ulaşım ağının performansı yurtiçi ulaşımın etkinliğini doğrudan etkiliyor. Büyük Londra Meclisi (GLA) ve hükümet, Londra'nın seçimle başa gelen ilk Belediye Başkanı Ken Levingson'un yönetimi ele aldığı 2000 yılında şehrin yol ulaşım krizini çözmek için Londra'ya ayrılan ulaşım fonunu iki katına çıkardı. Londra için Ulaşım (TfL-Transport for London) bu ek sermayeyi, politikalar belirleyerek, Londra'da yaşanan krizin giderilmesi ve TfL bünyesindeki ulaşım idarelerindeki eksikliği azaltmak üzere gerekli yatırımlar yapılması için kullandı. Bu yatırımların başında Trafik Sıkışıklığı Vergisi uygulaması, toplu taşımacılığı geliştirmek ve izinsiz park etmeyi caydırıcı çalışmalar dikkat çekti. MERKEZE GİRİŞ 8 STERLİN Merkez Londra ve çevresinde trafik tıkanıklıklarını azaltmak amacıyla, 17 Şubat 2003'de uygulanmaya başlanan Trafik Sıkışıklığı Vergisi büyük başarı elde edince Londra, trafik sıkışıklığını esaslı bir şekilde azaltan dünyadaki ilk büyük şehir oldu. Şehir merkezinde yüzde 20'lik bir trafik azalması yaşandı. Trafik dolayısıyla yaşanan gecikmelerde yüzde 30'luk bir azalma kaydedildi. Uygulamaya göre Londra ulaşım ağını oluşturan içiçe geçmiş altı bölgenin, en içteki ikisine yayılan kesimi, pazartesi- cuma günleri arasında sabah 07.00 ile akşam 18.30 arasında kullananlar 8 sterlin ödüyor. Trafik Şıkışıklığı Vergisi uygulandığı merkez bölgede Londra'nın 7.5 milyon olan tüm nüfusunun 136 bini ikamet ediyor. Merkezdeki araçların plakaları, 180'i sınırda olmak üzere yerleştirilen 230 CCTV kamera ile kaydediliyor. Ücret ödemeyenlere 100 sterlin ceza veriliyor, ceza 14 gün içinde ödenirse 50 sterline düşürülüyor. 28 günde ödenmezse 150 sterline çıkarılıyor. TfL, gelirlerinin yüzde 36'sını bu cezalardan sağlıyor. TRAFİKTE 500 BİN ARAÇ... Uygulamanın ilk iki gününde trafikte müthiş azalma farkedildi. Merkezde ikamet eden 45 bin kayıtlı aracın yanısıra ilk günde 190 bin araç ödeme yaparak bölgeye girdi. Ödeme yapmayan 10 bin kişi para cezası aldı. 20 bin olan otobüs sayısına Trafik Şıkışıklığı Vergisi uygulamasının ilk günü 300 otobüs daha eklendi. Ödeme dışında tutulan motosiklet, ambulans, itfaiye gibi diğer araçlarla trafikte 500 bin civarındaki aracın merkez Londra trafiğini oluşturduğu tahmin ediliyor. Bir yılın sonunda ödemeli bölgeye giren araç sayısında 60 bin kadar azalma görülürken, ulaşımda motosiklet ve bisiklet kullananların sayısında artış olduğu saptandı. Benzer bir uygulama İsveç'in başkenti Stockholm'de de var. 2006 ocak ayında yürürlüğe giren uygulamaya göre otomobiller 2 sterlin, motosikletlerse bunun sekizde birini ödüyor, ödememe cezası ise 5 sterlin. |
Eurovision birinciliğini rüyasında görmüş! Kenan Doğulu: Eurovision'da birinci olduğumu rüyamda gördüm. Birinciliği rüyamda gördüm Eurovision şarkı yarışmasında bu yıl ülkemizi temsil edecek olan Kenan Doğulu, yarışmada birinci olacağını rüyasında gördüğünü açıkladı. Hazırlıkları hakkında fazla bilgi vermeyeceğini söyleyen Doğulu, "TRT bana konuşma yasağı getirdi" dedi. EUROVISION şarkı yarışmasında bu yıl ülkemizi temsil edecek olan Kenan Doğulu, hazırlıklarının tüm hızıyla sürdüğünü açıkladı. Acele etmeden, içine sindire sindire çalıştığını belirten ünlü müzisyen, bu arada yarışmada birinci olacağını rüyasında gördüğünü açıkladı. Doğulu, "İyi bir derece bekliyorum ama belki daha iyisi de olabilir. Birinci olacağımı rüyamda gördüm" dedi. TRT ile dayanışma içinde yarışmaya hazırlandığını söyleyen genç şarkıcı, "Daha fazla bilgi veremeyeceğim çünkü, TRT bana yarışmayla ilgili olarak konuşma yasağı getirdi" dedi. Gazetecilerle sohbetinde kendisinin yarışma esnasında sahnede tek başına şov yapacağını ifade eden ünlü popçu, "Bazı haberlerde çıktığı gibi benimle birlikte ne başka bir grup ne de Hepsi Grubu şov yapacak" diye konuştu. |
pkk kontrolünde kaçakçılık.. PKK kontrolündeki kaçakçılık görüntülendi Fransa'nın arte kanalı, İran-Türkiye sınırındaki kaçakçılığın sınırda bulunan PKK’lı teröristlerin kontrolleri altında yapıldığını görüntüledi. Kaçakçılarla birlikte zorlu yolculuğu görüntüleyen Fransız TV ekibi, kaçakçılığın insan ve katır yardımıyla yapıldığını gözler önüne serdi. Görüntülerde, İran’da alkollü içki yasağı bulunmasına karşılık Türkiye’den bu ülkeye özellikle viski götürüldüğü görüldü. Kaçakçıların sınırda belli toplanma merkezleri ve depoları olduğu, özellikle gece sınırın kaçak geçildiği ortaya konulurken, bazı noktalarda üslenen PKK’lı teröristlerin çadırlarından da çekimler yapıldı. Çadırlarının yanlarında Roj TV ve Türk kanallarını izlemek için çanak antenleri de bulunan PKK’lı teröristlerin kaçakçılığı kontrol ederek pay aldığı belirtildi. Çeşitli tüketim maddelerinin yanı sıra uyuşturucu kaçakçılığının da aynı hattan yapıldığı vurgulanan programda, Afyon sakızı veya eroinin Türkiye’ye sokulduktan sonra Avrupa ülkelerine götürüldüğü vurgulandı. 11 OPERASYON Van Emniyet Müdürlüğü kısa süre önce bölgede yapılan kaçakçılıktan elde edilen gelirin yüzde 20’sinin, terör örgütü PKK’ya aktarıldığını bildirmişti. Yetkililer, kaçakçılıkla uğraşan kişilerin İran’daki baskılar nedeniyle sınır bölgelere Azeri kimliğiyle yerleştiklerini, daha sonra da geçim kaynağı olarak İran’daki yakınlarıyla işbirliği yaparak kaçakçılık yapmaya başladıklarını kaydetti. Kaçak malzemelerin İran’dan Türkiye’ye PKK’nın kontrolü altındaki bölgelerden getirildiği, bu nedenle bölgede kaçakçılıkla mücadelenin önem kazandığı vurguladı. Bölge arazisinin engebeli olması ve İran ile 352 kilometrelik uzun sınıra sahip olmasının kaçakçılığa yönelik denetimleri zorlaştırdığı kaydedildi. Van Emniyet Müdürlüğü ekipleri, 2006 yılında düzenlenen 11 operasyonda 2 milyon 947 paket kaçak sigara ele geçirmişti. Aynı sürede kaçak akaryakıt, çay, şeker, bal, tarım ve hayvan ilaçlarıyla ilgili 202 operasyon düzenlenirken gözaltına alınan 250 zanlıya adli mercilerce yaklaşık 174 milyon YTL para cezası verildiği açıklanmıştı. İhsan DÖRTKARDEŞ-Hürriyet |
Sekreterleri dansçı yaptılar Bakanlığın iki sekreteri Londra’da 6 gün sürecek fuara gidebilmek için sanatçı listesine eklendi Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdür Yardımcıları İbrahim Yazar ile Cemal Tekkanat’ın sekreterleri, Londra’da 6 gün sürecek Destinations London Fuarı’na katılmaları için, Devlet Halk Dansları Topluluğu sanatçıları listesine ilave edildi. KÜLTÜR ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü’nün "B.16.0.TGM.0.10.03/10495" sayılı "Destinations London Fuarı" konulu yazısında, 1-4 Şubat 2007 tarihleri arasında İngiltere’deki fuara katılma kararının alındığı belirtildi. Burada özel ve kamu sektörünün ürünlerinin satılacağı anımsatılan yazı şöyle devam etti: "Bu faaliyetlere ek olarak, fuardaki katılımımızı daha da güçlendirmek amacıyla bir folklor ekibinin görevlendirilmesinin sağlanması talep edilmektedir. Ayrıca ekibin konaklama masraflarının fuar idaresi tarafından karşılanacağı bildirilmektedir. Makamın onayı ile ekteki listede isimleri bulunan Devlet Halk Dansları Topluluğu’ndan oluşan sanatçı grubunun, 31 Ocak-5 Şubat tarihleri arasında altı gün süreyle Londra’da görevlendirilmesi ve giderlerinin Bakanlığımızın 2007 yılı bütçesinin yolluk tertibinden karşılanması hususunu arz ederim." Tanıtma Genel Müdürü Özgür Özaslan’ın imzasını taşıyan, müsteşarlıkça da "olur" verilen yazının ekinde ise kafile başkanı ile 16 dansçının ve ebru sanatçısı Murat Elhan’ın isimleri yazılı. Ancak Elhan’dan hemen önce "Sözleşmeli Personel" unvanlı iki isim sıralanıyor. Bunlardan birincisi Mutlu Özcan, ikincisi Hülya Yakın. Mutlu Özcan, halen Tanıtma Genel Müdür Yardımcısı olan İbrahim Yazar’ın, Hülya Yakın ise diğer Genel Müdür Yardımcısı Cemal Tekkanat’ın sekreteri olarak görev yapıyorlar. Her iki sekreterin de böylesi bir kafilede görev almasının mevzuata aykırı olduğu belirtiliyor. Bu isimlerin gizlenmesi amacıyla listenin görevlendirme yazısına sonradan eklendiği ileri sürüldü. KOÇ, NE DİYECEK Öte yandan, yurt içi gezilerde dahi, kendisine eşlik ettiği durumlarda eşinin uçak bileti parasını dahi cebinden ödeyen Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un bu görevlendirme konusunda nasıl bir tutum takınacağı Bakanlık içinde merak konusu oldu. |
Ayrılık sebebi morluklar oldu http://www.medyahaber.com/imaj/spacer.gif Tuba Ünsal ile Yalın'ın ayrılma sebebi öpüşme sahnesi değil, vücudundaki morluklar.. Cem Cantaş'la yaptığı evliliği şarkıcı Yalın'la yaşadığı aşk uğruna noktalayan manken-oyuncu Tuba Ünsal, geçtiğimiz ay sessiz sedasız Yalın'la olan ilişkisine de nokta koydu. Yaklaşık bir yıl süren bu ilişkinin bitmesine Ünsal'ın 'Çılgın Dersane' filminde Mehmet Aslan'la ateşli bir şekilde öpüşmesinin yol açtığı konuşuldu. Ancak ikilinin yollarını ayıran nedenin filmdeki öpüşme sahnelerinin değil, çekimler sırasında Ünsal'ın vücudunda oluşan morluklar olduğu ortaya çıktı. Zira Ünsal ile Yalın'ın ayrılmaları, öpüşme sahnelerinin basına yayılmasından önce gerçekleşti. Bu sahnelerin varlığından haberdar olan ancak tepki vermeyen Yalın, sevgilisinin vücudundaki morlukları görünce tepki gösterdi. Ünsal'ın üst bacağındaki morluğun filmin bir sahnesinde beyazperdeye yansıması da genç şarkıcının sabrını taşırdı. Ve morluklar yüzünden ikili ciddi bir kavgaya tutuşarak ilişkilerine son noktayı koydu. |
GÖZDEN KAÇAN 3 İNTİHAR ... http://www.ehb.itu.edu.tr/siu2004/aselsan_logo.gif Türkiye'nin en gözde kurumunun 3 mühendisi intihar ediyor, herkes "sus-pus". Yer: Pursaklar-Ayancık Yolu(Ankara) Aselsan'da çok önemli projolere imza atan 31 yaşındaki makine mühendisi Hüseyin Başbilen bir aracın içinde ölü bulunuyor. ODTÜ mezunu mühendisin sol el bileğinde ve boynunda kesik izleri var. Otopsi sonucu "intihar etmiştir"deniliyor. Tarih: 16 Ocak 2007 Yer: Gölbaşı(Ankara) Aselsan'da çalışan ODTÜ mezunu elektrik mühendisi 30 yaşındaki Ali Ünsem Ünal aracının içinde tabancayla intihar ediyor.3 yıldır Aselsan'da çalışan mühendis ölüyor. Tarih: 26 Ocak 2007 Yer: Batıkent(Ankara) 26 yaşındaki ODTÜ mezunu elektrik mühendisi Evrim Yançeken evinde intihar ediyor.2 yıldır ASELSAN’da görev yapan 26 yaşındaki Evrim Yançeken, 7. kattaki evinin pencerisinden atlıyor. Genç mühendis ölüyor. Yüksek lisans yapan genç mühendisin, uzun süredir tez için çalıştığı ve bu nedenle psikolojisinin bozulduğu iddia edildi. Bir de intihar notu bırakmış: "Artık dayanamıyorum. Psikolojim çok bozuldu. Yüksek lisans tezimle ilgili büyük sıkıntılar yaşıyorum. İntiharımdan kimse sorumlu değil. Ailemin üzülmesini istemiyorum. *7 Ağustos'taki ilk intiharda şüpheler vardı. Mühendis Hüseyin Başbilen'in vücudundaki kesikler için "kendi yaptı" dendi. *Gölbaşı'ndaki 2. intihar da mühendis Ali Ünsem Ünal,aracının içinde başından vurulmuş bulundu. "İntihar etti" dendi. *Batıkent'teki 3. intiharda ise Evrim Yançeken intihar notunu yazıp 7. kattan kendini attı. Dikkat ederseniz 3 ölüm de farklı biçimde gerçekleşiyor. 3 farklı intihar metodunu uyguluyor mühendisler. İntiharlar son 6 aya sıkışmış. İlginç. Aselsan, TSK'nın dışa bağımlılığını azaltmak için kurulmuş bir şirket.En önemli özelliği aviyonik bakımından bunu büyük ölçüde başarmış olması.Bu aviyonik meselesi çok önemli. 650 milyon dolara F-16'larımızı ABD modernize edecek ya, işte o uçaklarda bizimkilerin yapamadığı tek şey aviyonik sistemler.Dışa bağımlılık o yüzden. Türkiye'nin en parlak üniversitesinden mezun olmuş 3 parlak mühendis. Türkiye'nin en parlak kuruluşlarından birinde iş buluyorlar. Türkiye standartlarına göre hayli iyi maaş alıyorlar. Ve "yüksek lisans tezi sıkıntısı" onları intihara sürüklüyor. Yüksek lisans neden yapılır? Daha iyi maaş, daha iyi mevkii için. Adam zaten 26 yaşında bunu başarmış. Diğerleri de... Aselsan'ın internet sayfasına giriyorum,intiharlarla ilgili tek açıklama yok. Türkiye'nin en gözde kurumunun 3 mühendisi intihar ediyor, herkes "sus-pus". Ölenler Aselsan'ın çalışanı değil yalnızca, Bu ülkenin yetiştirdiği beyinler, Olay sadece "ruhsal sıkıntı" ise, ilk intiharın ardından çalışanlarına yönelik tedbir almayan Aselsan yönetimi yine kusurlu sayılır.Türkiye'nin en gözde mühendisleri bu ölümleri görünce Aselsan'da çalışmak ister mi? Kurum, adeta içine kapanarak kendi bacağına kurşun sıkmış olmuyor mu? Yanıtı gizlidir ama yine soralım: Bu mühendisler hangi proje üzeride çalışıyorlardı? Geleceklerini garanti altına almış 3 kişinin ard arda intihar etmesini "yüksek lisans" notu açıklamaya yetmiyor. |
Vista piyasada Yeni işletim sistemi Windows Vista dünya genelinde piyasaya sürüldü Microsoft şirketinin kurucusu ve patronu Bill Gates, şirketin, yeni işletim sistemi Windows Vista'yı dünya genelinde piyasaya sürdüğünü duyurdu. New York'ta Broadway'deki bir tiyatro salonunda yüzlerce gazetecinin katıldığı toplantıda konuşan Gates, ''Vista, yeni dijital çağın anahtarıdır'' dedi. Microsoft'un, Vista'nın piyasaya sürülmesi nedeniyle çok sayıda ülkede bugünden itibaren promosyon kampanyaları başlatması bekleniyor. Microsoft yetkilileri, Vista için şu ana dek boyutta büyüklükte bir pazarlama kampanyası yürüteceklerini söylediler. Şirketin bu kampanya için ayıracağı reklam bütçesinin 500 milyon dolar civarında olduğu belirtiliyor. |
Soğuk havalar bütün yurtta etkili oldu Soğuk ve yağışlı hava tüm yurtta etkisini sürdürüyor. İki günde 50'den fazla kazanın meydana geldiği Bolu'da gece başlayan kar yağışı sürücülerin zor anlar yaşamasına sebep oldu. Mersin'de ve Karaman'da tipide kalan iki ikişi hayatını kaybetti. Ülke genelinde yaklaşık iki bin köy yolu da kapalı durumda. Bolu'da aniden bastıran kar zaman zaman tipi şeklinde yağarken, Bolu Dağı Polis İstasyonu ve karayolları ekipleri güzergahta tüm tedbirleri aldı. Polis ekipleri sabaha karşı Abant Kavşağı ve Bolu Dağı Tüneli girişinde sürücüleri sık sık yavaş seyretmeleri konusunda uyardı. D-100 Karayolu'nun Bolu Dağı kesiminde, Ankara istikametinden İstanbul istikametine giden sürücülerin mecburi güzergahı olması dolayısıyla yetkililer sürücüleri araçlarında zincir ve çeki halatı bulundurmaları konusunda ikaz etti. Karaman'da dün tipi sebebiyle kaybolan üç kişiden ikisi kendi imkanlarıyla kurtuldu. Ancak, yönünü kaybeden Nihat Yılmaz donarak öldü. Mersin'in Mut ilçesinde ise şiddetli tipi ve kar yağışı nedeniyle ulaşıma kapanan Sertavul Geçidi'nde 3 kişi mahsur kaldı. Jandarmanın çalışmaları sonucu Mahmut Diştaş ve Yılmaz Işık 14 saat sonra kurtarılabildi. Ancak 26 yaşındaki Nihat Uysal isimli bir kişi, donarak hayatını kaybetti. Muş'un Kozma Dağı mevkiinde de dün akşam saatlerinde çığ düşmesi sonucu üç araçta 23 kişi mahsur kaldı. Yolcuların yardım istemesi üzerine görevli ekipler ve askerler kurtarma çalışmalarına başladı. Yaklaşık 9 saat süren çalışmaların ardından, mahsur kalanlar kurtarıldı. Kar yağışı ve tipi nedeniyle yurt genelinde iki bini aşkın köyle ulaşım sağlanamıyor. Bitlis'in bazı ilçeleri, bu ilçelere bağlı 7 belde ve 300 köy ile Artvin'de 85 köye elektrik verilemiyor, 42 köyle de haberleşme sağlanamıyor. Mersin'in Silifke ilçesinde ise saatteki hızı 64 kilometreye ulaşan fırtına sera ve ekili alanlara zarar verdi. Kar şenliğine çıkanlar mahsur kaldı Yoğun kar yağışı ve tipi, Doğu ve İçanadolu'da hayatı durma noktasına getirdi. Ordu'da düzenlenen kar şenliğinde ise aniden bastıran kar, esarete dönüştü. Ordu'nun Kabadüz ilçesi Yokuşdibi beldesinde düzenlenen kar şenliğinde aniden bastıran kar yağışı sonucu çok sayıda araç yolda mahsur kaldı. Beldede gerçekleştirilen şenlikte halat çekme, kızakta kayma, uzun eşek gibi çeşitli etkinlikler yapıldı. Yarış sırasında kar yağışının aniden bastırması ve yolların kapanması nedeniyle etkinlik yarıda kalırken, şenliğe katılan ve izlemeye gelenlere ait çok sayıda araç yolda mahsur kaldı. Yoğun kar yağışı nedeniyle 500 kişi, 5 saat boyunca kurtarılmayı bekledi. Durumun güvenlik güçlerine bildirilmesi üzerine jandarma araçların kurtarılması için çalışma başlattı. Buzlanma ve kar nedeniyle yoldan çıkan araçlar, jandarma ekipleri ve belediyeye ait iş makinelerinin de katıldığı kurtarma çalışmaları ile yollarına devam etti. |
HIRANTIN ARKASINDAN KOŞANLAR ÇANAKKALE GEÇİLMEZHIRANTIN ARKASINDA KOŞAN FİNO KÖPEKLERİ!!BU GÜN HIRAN PEŞİNDE KOŞAN ŞEREFSİZLER’EERMENŞİLER BUNLARI KATLEDERKEN NERELERDEYDİNİZ?? BEN SÖYLEYEYİM SİZE!!ELİNİZDE VİSKİ BARDAĞI *****CE GÜLÜMSÜYORDUNUZ!!! 27 Ocak 1973 - Los Angeles (ABD) Mehmet Baydar - Bahadır Demir * Türk vatandaşlarına yönelik ermeni saldırıları, 1973 yılında başladı.Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet BAYDAR ve Konsolos BahadırDEMİR, 78 yaşındaki Amerikan uyruklu ermeni Gurgen (Karakin) Yanikiyantarafından şehit edildi.Elinde bulunan Abdülhamit'e ait bir tabloyu Türkiye'ye armağan etmekistediğini bildirerek, Baydar ve Demir'i Santa Barbara'daki BaltimoreOteline davet eden Yanikiyan, iki diplomatı otelde silahla üzerlerine ateşaçarak öldürdü. Cinayetten sonra tutuklanan ve müebbet hapis cezasınaçarptırılan Yanikiyan, 31 Aralık 1984 tarihinde af ile serbest bırakıldı.Yanikiyan, serbest kaldıktan kısa bir süre sonra öldü.Türk diplomatlara karşı ilk saldırı olarak nitelenen bu olay, daha sonrabir cinayetler zincirini başlattı ve örgütlü Ermeni terörüne örnekoluşturdu.22 Ekim 1975 - Viyana (Avusturya) Daniş Tunalıgil * Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi Daniş TUNALIGİL, büyükelçiliği basan 3terörist tarafından şehit edildi.20 Şubat 1975'de Beyrut'taki THY bürosu bombalandı. Olayı, Gizli ErmeniOrdusu Esir Yanikiyan Gurubu üstlendi. Olay yerine bırakılan mektupta,"Ermenilerin haklı davasında emperyalistlere karşı mücadele edileceği,eylemlerin Türkiye, İran ve ABD'yi hedef alacağı, bu bombalama eylemininde bir başlangıç olduğu" bildirildi.22 Ekim 1975 tarihinde, otomatik silahlı 3 kişi, Türkiye'nin ViyanaBüyükelçiliği'ne girerek kapıdakileri etkisiz hale getirdikten sonraBüyükelçi'nin makam odasına girdiler. Burada Daniş Tunalıgil'e Türkçe,"Siz Sefir misiniz?" diye soran ve "Evet" yanıtını alan saldırganlar,Tunalıgil'i otomatik silahlarla taradılar. Tunalıgil, olay yerinde canverdi. 3 terörist, hızla binayı terkederek, bir otomobille uzaklaştılar. 24 Ekim 1975 - Paris (Fransa) İsmail Erez - Talip Yener * Türkiye'nin Paris Büyükelçisi İsmail EREZ ve makam şoförü Talip YENER,büyükelçilik yakınlarında katledildi. Büyükelçi Erez'in makam aracı,yerel saatle 13.30 sıralarında Büyükelçilik yakınındaki Seine Nehriüzerindeki Bir Hakeim Köprüsü'nde pusuya düşürüldü. İsmail Erez ve makamşoförü Talip Yener, otomatik silahlarla taranarak öldürüldü. Saldırıyı"Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları" adlı örgüt üstlendi. 16 Şubat 1976 - Beyrut (Lübnan) Oktar Cirit * Türkiye'nin Beyrut Büyükelçiliği Başkatibi Oktar CİRİT, bir salondaotururken, Ermeni terörizminin kurbanı oldu. Saldırıyı ASALA üstlendi.ASALA ilk kez bu cinayetle adını ortaya attı. 9 Haziran 1977 - Roma (İtalya) Taha Carım * Türkiye'nin Vatikan Büyükelçisi Taha CARIM, büyükelçilik ikametgahınınönünde iki teröristin açtığı ateş sonucu öldü. Saldırıyı bu kez "ErmeniSoykırımı Adalet Komandoları" adlı örgüt üstlendi. 2 Haziran 1978 - Madrit (İspanya) Necla Kuneralp - Beşir Balcıoğlu * Türkiye'nin Madrit Büyükelçisi Zeki KUNERALP'in makam aracına 3terörist tarafından ateş açıldı. Arabada bulunan büyükelçinin eşi NeclaKUNERALP ile emekli büyükelçi Beşir BALCIOĞLU, hayatlarını kaybettiler.Saldırıyı "Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları" adlı örgüt üstlendi. Buolayda, ilk kez bir yabancı da Ermeni teröristlerin Türklere yöneliksaldırısı sırasında öldü. Makam Şoförü İspanyol Atonyo TORRES,teröristlerin kurşunlarına hedef oldu.12 Ekim 1979 - Lahey (Hollanda) Ahmet Benler * Hollanda'daki Türkiye Büyükelçisi Özdemir BENLER'in oğlu Ahmet BENLER,silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Olayı bu kez hem "Ermeni SoykırımıAdalet Komandoları" hem de ASALA ayrı ayrı üstlendi.22 Aralık 1979 - Paris (Fransa) Yılmaz Çolpan * Türkiye'nin Paris Turizm Müşaviri Yılmaz ÇOLPAN, bir teröristinsaldırısı sonucu katledildi. Bu olay, Ermeni terörizminin Paris'tekiikinci saldırısı oldu. Olaydan sonra haber ajanslarına telefon eden birkişi, Roma, Madrit ve Paris'teki eylemlerden "Ermeni Soykırımı AdaletKomandoları" adlı örgütün sorumlu olduğunu bildirerek, "Türk HükümetiErmenilere hak tanımadığı için Avrupa'daki Türk diplomatlarınıöldürüyoruz" dedi. 31 Temmuz 1980 - Atina (Yunanistan) Galip Özmen - Neslihan Özmen * Türkiye'nin Atina Büyükelçiliği İdari Ataşesi Galip ÖZMEN ile 14yaşındaki kızı Neslihan ÖZMEN, bir teröristin silahlı saldırısı sonucukatledildiler. Galip Özmen'in eşi Sevil ÖZMEN ve oğulları Kaan ÖZMENolaydan yaralı olarak kurtuldular. Saldırıyı bu kez ASALA üstlendi.17 Aralık 1980 - Sidney (Avustralya) Şarık Arıyak - Engin Sever * Türkiye'nin Avustralya Başkonsolosu Şarık ARIYAK ile koruma görevlisiEngin SEVER, Ermeni terörizminin kurbanı oldular.1980 yılında ayrıca; - 6 Şubat'ta Türkiye'nin İsviçre Büyükelçisi Doğan Türkmen, Bern'deuğradığı saldırıdan yara almadan kurtuldu. - 17 Nisan'da Türkiye'nin Vatikan Büyükelçisi Vecdi Türel'in makamaracına ateş açıldı. Türel ve koruma görevlisi Tahsin Güvenç saldırıdanyaralı olarak kurtuldular. - 26 Eylül'de Türkiye'nin Paris Büyükelçiliği Basın Danışmanı SelçukBAKKALBAŞI, uğradığı silahlı saldırıda yaralandı.4 Mart 1981 - Paris (Fransa) Reşat Moralı - Tecelli Arı * Türkiye'nin Paris Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi Reşat MORALI ile dingörevlisi Tecelli ARI, Çalışma Ataşeliği'nden çıkıp arabaya bineceklerisırada 2 teröristin saldırısına uğradılar. Moralı saldırı sırasındahayatını kaybederken, din görevlisi Arı, ağır yaralı olarak kaldırıldığıhastanede öldü. Saldırıyı ASALA üstlendi. Bu olay ile Ermeniterörizminin, Paris'teki üçüncü katliamı oldu. Türkiye, Türkdiplomatlarını etkin bir şekilde korumadığı için Fransa'ya protestonotası verdi.9 Haziran 1981 - Cenevre (İsviçre) M. Savaş Yergüz * Türkiye'nin Cenevre Başkonsolosluğu Sözleşmeli Sekreteri Mehmet SavaşYERGÜZ, evine gitmek üzere konsolosluktan ayrıldıktan hemen sonrauğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Saldırıyı ASALA üstlendi.Olaydan sonra yakalanan Lübnan uyruklu Ermeni terörist MardirosCamgozyan, 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.24 Eylül 1981 - Paris (Fransa) Cemal Özen * Türkiye'nin Paris Başkonsolosluğu ile Kültür Ataşeliği'nin bulunduğubinayı işgal eden 4 ermeni terörist, 56 Türk görevli ve vatandaşı rehinaldı. Teröristler, kendilerine müdahale etmek isteyen güvenlik görevlisiCemal ÖZEN'i öldürdüler, Başkonsolos Kaya İNAL'ı yaraladılar. Ermeniteröristler, Türkiye'de siyasi tutuklu 12 kişinin salınarak Paris'egetirilmesini istediler. İsteklerinin kabul edilmeyeceğini anlayanteröristler 15 saat sonra polise teslim oldular. Türkiye, Fransa'yı birkez daha uyarırken, Fransa da saldırıyı kınadı. Olayı ASALA üstlendi.Saldırıyı gerçekleştiren 4 ermeni terörist, Vasken Sakosesliyan, KevorkAbraham Gözliyan, Aram Avedis Basmaciyan ve Agop Abraham Turfanyan, 31Ocak 1984'de Fransa'da 7'şer yıl hapis cezasına çarptırıldılar.Mahkemenin sonucu Türkiye'de büyük tepkiyle karşılandı.1981 yılında ayrıca; - 2 Nisan'da Türkiye'nin Kopenhag Çalışma Ataşesi Cavit Demir, oturduğuapartmanın asansöründe uğradığı silahlı saldırıdan yaralı olarakkurtuldu. - 25 Ekim'de Türkiye'nin Roma Büyükelçiliği İkinci Katibi GökberkErgenekon, yolda yürürken saldırıya uğradı. Ergenekon, olaydan hafifyaralarla kurtuldu.28 Ocak 1982 - Los Angeles (ABD) Kemal Arıkan * Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal ARIKAN öldürüldü. Arıkan'ınkatili Taşnak militanı Hampig Sasunyan, müebbet hapis cezasınaçarptırıldı.5 Mayıs 1982 - Boston (ABD) Orhan Gündüz * Türkiye'nin Boston Fahri Başkonsolosu Orhan GÜNDÜZ, uğradığı silahlısaldırıda öldü.7 Haziran - Lizbon (Portekiz) Erkut Akbay - Nadide Akbay * Türkiye'nin Lizbon Büyükelçiliği İdari Ataşesi Erkut AKBAY otomobilindeuğradığı silahlı saldırıda öldü. Otomobilde bulunan eşi Nadide AKBAY,yaralı olarak kaldırıldığı hastanede bir süre sonra yaşamını yitirdi.27 Ağustos 1982 - Ottawa (Kanada) Atilla Altıkat * Türkiye'nin Ottowa Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Atilla ALTIKAT, silahlısaldırı sonucu öldü.9 Eylül 1982 - Burgaz (Bulgaristan) Bora Süelkan * Türkiye'nin Burgaz Başkonsolosluğu İdari Ataşesi Bora SÜELKAN katledildi.1982 yılında ayrıca; - 8 Nisan'daTürkiye'nin Ottawa Büyükelçiliği Ticaret Müşaviri KaniGÜNGÖR, uğradığı silahlı saldırıda yaralandı. - 21 Temmuz'da Türkiye'nin Rotterdam Başkonsolosu Kemal Demirer'ekonutu önünde silahlı saldırı düzenlendi. Demirer, olaydan yaraalmadan kurtulurken, saldırgan yaralı olarak yakalandı. - 7 Ağustos'da ASALA'ya bağlı 2 terörist Ankara Esenboğa Havalimanındadüzenlediği silahlı baskında 8 kişi öldü, 72 kişi yaralandı. Bu,Ermeni terörizminin Türkiye'deki ilk eylemi oldu. ESENBOĞA OLAYI9 Mart 1983 - Belgrad (Yugoslavya) Galip Balkar * Türkiye'nin Belgrad Büyükelçisi Galip BALKAR'a 2 terörist tarafından 9Mart'ta silahlı saldırı düzenlendi. Olayda ağır yaralanan BALKAR, 11Mart'ta hayatını kaybetti. Olayda, bir Yugoslav öğrenci de öldü.Saldırıyı yapan Kirkor Levonyan ile Raffi Aleksandr, olaydan tam bir yılsonra 9 Mart 1984'de 20'şer yıl ağır hapis cezasına çarptırıldılar.14 Temmuz 1983 - Brüksel (Belçika) Dursun Aksoy * Türkiye'nin Brüksel Büyükelçiliği İdari Ataşesi Dursun AKSOY, ermeniteröristlerce katledildi.27 Temmuz 1983 - Lizbon (Portekiz) Cahide Mıhçıoğlu * Türkiye'nin Lizbon Büyükelçiliği, 5 Ermeni terörist tarafından basıldıve bina içindekiler rehin alındı. Baskın sırasında büyükelçilik MüsteşarıYurtsev MIHÇIOĞLU'nun eşi Cahide MIHÇIOĞLU hayatını kaybetti. Portekizpolisi, düzenlediği operasyonla rehineleri kurtardı, 5 teröristi deöldürdü. Saldırıyı, "Ermeni Devrimci Ordusu" adlı örgüt üstlendi. Örgüt,teröristlerin öldürülmesi nedeniyle Portekiz Başbakanı Mario Soarez'iölümle tehdit etti.1983 yılında ayrıca; - 16 Haziran'da İstanbul Kapalıçarşı'da bir terörist tarafından halkınüzerine ateş açıldı. Olayda 2 kişi öldü, 21 kişi de yaralandı.Saldırgan, olay yerinde öldürüldü. Olayı bir ermeni teröristin yaptığıanlaşıldı. - 15 Temmuz'da THY'nin Paris Orly havalimanındaki bürosu önünde bombapatladı. Olayda, 2'si Türk, 4'ü Fransız, 1'i Amerikalı, 1'i de İsveçliolmak üzere 8 kişi öldü, 28'i Türk, 63 kişi de yaralandı. Bu olaytarihe "Orly Katliamı" olarak geçti.28 Nisan 1984 - Tahran (İran) Işık Yönder * Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği Sekreteri Şadiye YÖNDER'in eşi, İranile Türkiye arasında ticaret yapan işadamı Işık YÖNDER, bir ASALAmilitanı tarafından öldürüldü..20 Haziran 1984 - Viyana (Avusturya) Erdoğan Özen * Türkiye'nin Viyana Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi Erdoğan ÖZEN,otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldü. Olayı, "ErmeniDevrimci Ordusu" adlı örgüt üstlendi..19 Kasım 1984 - Viyana (Avusturya) Evner Ergun * Türkiye'nin BM Temsilciliğinde görevli Evner ERGUN, aracınayerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldü. Bu olayı da, "ErmeniDevrimci Ordusu" adlı örgüt üstlendi.1984 yılında ayrıca; - 27 Mart'ta Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği Ticaret MüşavirYardımcısı Işıl ÜNEL'in otomobiline bomba yerleştirmeye çalışan birterörist, bombanın elinde patlaması sonucu öldü. - 28 Mart'ta yine Tahran'da Büyükelçilik Başkatibi Hasan Servet ÖKTEMve Büyükelçilik Ataşe Yardımcısı İsmail PAMUKÇU, evlerinin önündeuğradıkları silahlı saldırıda yaralandılar.BU YİRMİ YAŞŞINDAKİ TÜRK ÇOCUKLARI AKTLEDİLİRKEN NERELERDEYDİNİZ17 Ağustos 1984 Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan bir açıklamada,'15 Ağustos 1984 gecesi bir grup teröristin Siirt’in Eruhilçesindeki Jandarma Karakol binasına karşı bombalı ve silahlı saldırıdabulundukları ve saldırı sonucunda 1 jandarma erinin şehit olduğu 6 er ve 3sivilin yaralandığı, Hakkari ili Şemdinli ilçesinde de bir başka gruptarafından Jandarma subay açık hava gazinosu, subay lojmanları ve ilçejandarma Karakolu’na silahlı saldırı düzenlendiği ve 1 subay, 1astsubay ve 1 erin yaralandığı' bildirildi.22 Ocak 1987 Hakkari, Uludere ilçesi, Ortabağ köyü katliamı.23 Ocak 1987 Midyat, Bayburt köyleri, Efeler mezrası katliamı.26 Ocak 1987 Seri katliamlara dönüşen yeni PKK stratejisi.7 Mart 1987 Nusaybin ilçesi, Açıkyol köyü katliamı. (6 Çocuk, 2 Kadın,Toplam 8 kişi)20 Haziran 1987 Ömerli ilçesi, Pınarcık köyü katliamı. (16 Çocuk, 6 Kadın,8 Erkek, Toplam 30 Kişi)9 Temmuz 1987 Hani ilçesi, Kırım köyü katliamı.11 Temmuz 1987 Yine baskın, yine 5 ölü.22 Temmuz 1987 Hakkari, Şemdilli İlçesi'na başlı Umur köyü katliamı.20 Ağustos 1987 Siirt, Kılıçkaya köyü katliamı. (14 Çocuk, 10 Erkek,Toplam 24 kişi)20 Ağustos 1987 Midyat ilçesi, Dargeçit Bahçebaşı mahallesi katliamı. (3Çocuk, 1 Kadın, 1 Erkek Toplam 5 kişi)8 Eylül 1987 Pervari ilçesi, Sığırkaya köyünde öldürme olayı.Sanal Hayatlar Kolay hayat ister olduk kolay... Sevgimizi, aşkımızı bile kolay yaşamak istiyoruz.. Bizi yormasın, zorlamasın, başımıza bela olmasın... İstediğimiz zaman olsun, onun dışında yok olsun.. Bir kumandanın ucunda olsun herşey, bir bilgisayarın düğmesinde, bir telefonun tuşlarında... Ulaşmak, yaşatmak, canlandırmak, hissetmek için çaba harcamayalım... Sanal dünya giriverdi hayatımıza tam da bu günlerde, çok da işimize geldi. Sanal alemin, sanal insanları olduk hemen. Duygularımızdan korkar olduk... Hissetmek yok... Herşey bir yalan... Sanal alem değeri yok... Düşünemedik ki kablonun diğer ucunda gerçek insanlar oturuyor... dokunmaya hissetmeye göz göze gelmeye korkar olduk... bir bilgisayar, bir msn, bir kamera herşey tamam... İnsan başka ne isterki... Böylesi daha güzel, sanal bir gerçeklikte sorumluluk duygusu yok, bağlanma yok, hesap vermek yok deyiverdik... Canın isterse varsın, istemezse yok... Ne güzel, tam bu çağın insanına göre... Kolay işin, hangi yoldan elde edildiğinin hiç önemli olmadığı kolay paranın peşinde koştuğumuz, hayata direk tepeden başlamak istediğimiz bu günlerde, kolay seks, kolay ilişkilerde giriverdi usulca yaşantımıza.. Zora gelemiyoruz, gerçek ilişkiler sıkıyor biraz... Biri azıcık duygularından söz ettiğinde birden itici oluveriyor, hemen pılımızı, pırtımızı toplayıp arkamıza bile bakmadan ordan uzaklaşıveriyoruz.. Neden peki, bünyemizde barındırdığınız şeyden kaçmak niye, yok saymak, derinlere göndermek... Kimsenin gözüne gerçek anlamda bakmak istemiyoruz, korkuyoruz birilerinin gözlerine bakmaktan. Mekanik hayatlar, mekanik ilişkiler, mekanik sevişmeler istiyoruz... O kadar rahatladık ki artık.. sevmeye bile üşenir olduk... ben gelemem ama gelirsen de hayır demem... burdayım, isteyen gelip alsın... ben kılımı kıpırdatmam... uğraşamam... çaba harcayamam... ama şöyle yakınlarımda olsan o başka... aşk aramıyorum, sevgi aramıyorum, ilişki aramıyorum sadece seks arıyorum deyiverecek kadar bir yerlerde unuttuk duygularımızı, yitiriverdik insanı insan yapan ruhumuzu... Sevmekten korkar olduk… Ne oldu bize, ne zaman, nerde kaybettik sevmeyi, kimlere bırakıverdik ruhumuzu, kimler acıttı canımıza da bu kadar acımasız oluverdik... Ben uğraşamam ama sen buralarda olursan da hayır demem yani, diyecek kadar korkar olduk birşeylerin peşinde koşmaya.. Bencil oluverdik... Birgün yalnız uyanmanın ne kadar korkutucu olacağı aklımıza hiç gelmiyor nedense “Ben Hrant Değilim!” Agos gazetesinin önünde toplanan kalabalık sık sık "Hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeniyiz" sloganları attı. Cinayetten sonra Taksim'den Şişli’ye yürüyen yüzlerce insanın da bu sloganı attığını gördük televizyonlarda… Bu da yetmezmiş gibi Hrant Dink'i öldüren silahın tetiğini çeken zavallı maşanın ve onu cinayete azmettirip kullanan dış güçlerin ve onların işbirlikçilerinin suçu, tüm Türk milletine yüklendi. Televizyon kanallarından sürekli Türkiye’yi ve Türk milletini hedef tahtasına koyan bir yayın, özeleştiri yaparmış gibi bir üslupla tekrarlandı durdu, bilinçlere islendi. *** Toplum, şu dakikada bile, hala tek yanlı bir propagandanın bombardımanı altında tutuluyor. Acaba bu şartlar altında bir kişi de çıkıp su soruları sormuyor mu kendi kendine? Neden üç beş hain ve onun arkasındakiler bu cinayeti islediler diye ben suçlu oluyorum? Neden Türkiye, neden Türk milleti suçlu ilan ediliyor? Ben mi öldürdüm Dink'i? Biz mi öldürdük? *** Hrant Dink'in kızı Sera Dink'in cinayetten hemen sonra "babamı vurdular simdi kanları daha mı temiz oldu ?" (Sabah, 20.1.2007) seklindeki sözlerinin, olayın yarattığı hınç ve şoktan kaynaklandığı söylenebilir. Ama bu tur şok anlarının kişilerin bilinçaltında yer etmiş hakiki duygu ve düşüncelerini ortaya çıkardığı da bir gerçektir. *** Hrant Dink öldürülmeli miydi peki? Tabii ki, hiçbir gerekçe Hrant Dink'in öldürülmesini kabul edilir kılamaz. Onun için bu cinayeti lanetliyorum ve ne Hrant Dink'in ne de başka bir insanın yaşamına kastedilmesine ve katledilmesine hiçbir şekilde onay vermiyorum. Ama ben Hrant değilim !.. Hiç bir zaman olmaya da niyetim yok !.. Çünkü onun gibi düşünmüyorum. Onun el ele olduğu, işbirliği içinde bulunduğu kimseler ve çevrelerle isim olmaz. Ben ne ayrılıkçılıyım, ne Kürtçüyüm, ne mandacıyım, ne de Ermeni milliyetçisiyim. Ben solcuyum ve Kemalist’im… *** Bugün " Hepimiz Hrant'ız…" diye bağıranların acaba kaçı, daha dört gün önce şehit olan 27 yaşındaki Astsubay Kadir Aydın için "Hepimiz Kadir'iz…" diye haykırabilir acaba? Kadir Aydın’ın cenazesinde kaç kişi yürüdü?.. Kaç Sivil Toplum Örgütü, kaç parti lideri ya da üyesi "Eğer bu ülkede yaşamanın bedeli oğlum gibi yiğitlerin gitmesiyse gider. Bir oğlum daha var, oluyorsa alın onu da götürün" diyen şehit babasına bir başsağlığı diledi? Ben isterim ki ne Hrant ölsün, ne Kadir!.. "Yüz çiçek açsın, yüz fikir yarışsın." Ama böyle düşünmek beni Hrant yapmaz, yapamaz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya ve bölmeye çalışanlarla ne işim olur, ne işbirliğim… Peki, Hrant Dink böyle biri miydi? *** Herkes kendisinin kim olduğunu, kimden yana olduğunu bir kere daha düşünsün. Televizyonların değil, aklının sesine kulak vererek ama… Selâhattin E. ÇANAKKALE GEÇİLMEZ HKMO Bülteni • Kasım 3003 TOPRAK ALTIMIZDAN KAYIYOR* Gazeteci/yazar Özcan Özgür sordu, Harita Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin Ülkü yanıtladı: "2-B, AKP'ye geçmiş hükümetlerden miras..." MUĞLA- Mütareke basını her (irşatta yüklendiği Türk askerinin Irak'a gönderilmesi için "Yemen" ve "Galiçya" vatan mı-değil mi tartışmasını yaşarken, üzerinde yaşadığımız toprakların el değiştirmesini kolaylaştıran yasalar birbiri ardına çıktı. Bir tek 2-B Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezere takıldı, Anayasa "engeli" de aşılırsa Türkiye topraklannın "tapuda el değiştirmesinin önü tamamen açılmış olacak. Türkiye'nin "Sevr günlerinden daha kötü günler yaşadığını, yapılan yasal düzenlemelerle yabancı sermayenin, dolayısıyla Ermeni, Rum ve İsraillilerin istedikleri yerden istedikleri kadar taşınmaz alabilir hale geldiklerini belirten Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin Ülkü sorularımızı yanıtladı. -2-B'ye nasıl gelindi? ÜLKÜ - 6831 Sayılı Yasa'nın ikinci maddesinin (B) bendiyte ormanların satışı aslında sanıldığı gibi bir AKP projesi değil, bir IMF projesidir. 2-B'nin Refah Yol Hukümeti'nde de kaynak olarak gündeme getirildiğini biliyoruz. - Türkiye topraklarının yabancı şeyhlere ve devletlere satışının ilk mimarı AKP midir? ÜLKÜ - Hayır, ilk mimarı Turgut ÖZAL'dır Biliyorsunuz 21 06.1984'te 3029 ve 1986'da 3278 sayılı yasalar çıkarılarak Tapu Kanunu'nda derişiklik yapıldı, istanbul'da Sevda Tepesi Arap Şeyhlerine satıldı. Ancak Anayasa Mahkemesi bu yasaları iptal etti, - Yani AKP, yabancıların da mülk edinmesini kolaylaştıran yasal düzenlemeleri hazır mı buldu? ÜLKÜ - Bunlar IMF yasalarıdır. Örneğin son Ecevit hükümetinde IMF'ye verilen niyet mektupları ve Türkiye Ulusal Programı'nda "yabancıların Türkiye'de taşınmaz edinmelerinin önündeki engellerin kaldırılması için yasal değişiklikler yapılacağı" ifade ediliyor. Ayrıca CHOSSUDOVSKY'nin de belirttiği gibi "Toprak mülkiyetine ilişkin yasal düzenlemeler genellikle Dünya Bankası'mn hukuk departmanı tarafından sağlanan teknik destekle birlikte hazırlanmaktadır. Hüseyin ÜLKÜ11* Ozcan ÖZGÜR**" -Nedir bu yasalar? ÜLKÜ - 4875 Sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Yasası, 4916 Sayılı Çeşitli Kanunlarda ve Maliye Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun. Bir de 4957 Sayılı Turizmi Teşvik Yasasında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun.., " Atatürkçü Düşünce Derneği Muğla Dergisı'nîtı 1 sayısından alınmıştır. "HKMO Genel Başkam •' • Gazeteci. Yazar 05.06.2003 tarihinde kabul edilen Doğrudan Yabancı Yatırımlar Yasası üçüncü maddesinin (d) bendi "Yabancı yatırımcıların Türkiye'de kurdukları veya iştirak etlikleri lüzel kişiliğe sahip şirketlerin, Türk vatandaşlarının edinimine açık olan bölgelerde taşınmaz" mülkiyeli ve sınırlı ayni hak edinmeleri serbesttirhükmünü getiriyor. 03-07.2003 tarihinde kabul edilen ve 19 yasada değişiklik yapan 4916 Sayılı yasa Tapu Kanunu'nda da değişiklik yapıyor. 8u kanunla Tapu Kanunu'nun 35. Maddesi değiştirilerek "Yabancı tüzel kişilerin de Türkiye'de taşınmaz edinmesini" getiriyor, 4916'nın 38, maddesinin (a) bendi de Köy Kanunu'nun 87. maddesini kaldırıyor. Köy Kanunu'ndafci kaldırılan bu madde iki ülke arasında karşılıklılık anlaşması olsa bile köylerde yabancıların mülk edinmesini yasaklıyordu, Şimdi yabancılar köylerde de gayrimenkul edinebilecekler. Turizmi Teşvik Yasası'nda yapılan değişiklik ise yerel yönetimlerin yetkilerinin arttırılması gündemde iken yerel yönetimlerin ve Bayındırlık BakaniıgYnın planlama yetkileri ile birlikte bir çok yetkiyi Kültür Turizm Bakanlığında topluyor. Suna göre Kültür Turizm Bakanlığı istediği yeri parsel bazında bile turizm alanı ilan edip istediğine tahsis edebiliyor.. http://img.mynet.com/webmail/L1.gifhttp://img.mynet.com/webmail/L3.gifhttp://img.mynet.com/webmail/nBL.gifhttp://img.mynet.com/webmail/nBR.gif var comp_uri="/webmail/src/compose.php?passed_id=34&mailbox=INBOX.Posta_kutusu&unique_id=c065c15d40d49 074b66be9a1c9776319&passed_ent_id=0"; var spamUrl="/webmail/src/addAsSpam.php?from=hsasn16196363@mynet.com&passed_id=34&next_if_del=33&sort =0&mailbox=INBOX.Posta_kutusu&startMessage=1"; http://img.mynet.com/webmail/n.gif tF();http://img.mynet.com/webmail/nhttp://img.mynet.com/webmail/nKlikbar · Mobil · · Okul · Otomobil · Oyun · Proservis · Seyahat · Sinema · Sohbet · Spor · TV · Anasayfa Sanal Hayatlar Kolay hayat ister olduk kolay... Sevgimizi, aşkımızı bile kolay yaşamak istiyoruz.. Bizi yormasın, zorlamasın, başımıza bela olmasın... İstediğimiz zaman olsun, onun dışında yok olsun.. Bir kumandanın ucunda olsun herşey, bir bilgisayarın düğmesinde, bir telefonun tuşlarında... Ulaşmak, yaşatmak, canlandırmak, hissetmek için çaba harcamayalım... Sanal dünya giriverdi hayatımıza tam da bu günlerde, çok da işimize geldi. Sanal alemin, sanal insanları olduk hemen. Duygularımızdan korkar olduk... Hissetmek yok... Herşey bir yalan... Sanal alem değeri yok... Düşünemedik ki kablonun diğer ucunda gerçek insanlar oturuyor... dokunmaya hissetmeye göz göze gelmeye korkar olduk... bir bilgisayar, bir msn, bir kamera herşey tamam... İnsan başka ne isterki... Böylesi daha güzel, sanal bir gerçeklikte sorumluluk duygusu yok, bağlanma yok, hesap vermek yok deyiverdik... Canın isterse varsın, istemezse yok... Ne güzel, tam bu çağın insanına göre... Kolay işin, hangi yoldan elde edildiğinin hiç önemli olmadığı kolay paranın peşinde koştuğumuz, hayata direk tepeden başlamak istediğimiz bu günlerde, kolay seks, kolay ilişkilerde giriverdi usulca yaşantımıza.. Zora gelemiyoruz, gerçek ilişkiler sıkıyor biraz... Biri azıcık duygularından söz ettiğinde birden itici oluveriyor, hemen pılımızı, pırtımızı toplayıp arkamıza bile bakmadan ordan uzaklaşıveriyoruz.. Neden peki, bünyemizde barındırdığınız şeyden kaçmak niye, yok saymak, derinlere göndermek... Kimsenin gözüne gerçek anlamda bakmak istemiyoruz, korkuyoruz birilerinin gözlerine bakmaktan. Mekanik hayatlar, mekanik ilişkiler, mekanik sevişmeler istiyoruz... O kadar rahatladık ki artık.. sevmeye bile üşenir olduk... ben gelemem ama gelirsen de hayır demem... burdayım, isteyen gelip alsın... ben kılımı kıpırdatmam... uğraşamam... çaba harcayamam... ama şöyle yakınlarımda olsan o başka... aşk aramıyorum, sevgi aramıyorum, ilişki aramıyorum sadece seks arıyorum deyiverecek kadar bir yerlerde unuttuk duygularımızı, yitiriverdik insanı insan yapan ruhumuzu... Sevmekten korkar olduk… Ne oldu bize, ne zaman, nerde kaybettik sevmeyi, kimlere bırakıverdik ruhumuzu, kimler acıttı canımıza da bu kadar acımasız oluverdik... Ben uğraşamam ama sen buralarda olursan da hayır demem yani, diyecek kadar korkar olduk birşeylerin peşinde koşmaya.. Bencil oluverdik... Birgün yalnız uyanmanın ne kadar korkutucu olacağı aklımıza hiç gelmiyor nedense. |
HASTANE KÖLESİ REKATÇILAR Hastanelerin kölesi “refakatçılar” Şimdi bana hain, bizi satıyorsun diyecekler. MUTLAKA OKUYUN!Artık tıpta ameliyat komplikasyonu nedeniyle hasta kaybetmek devri kapandı diyorsanız, size “fena halde yanılıyorsunuz “ diyeceğim. Zira bu sorun gelişmiş ülkelerin aksine bizde giderek artıyor. Sakın bu komplikasyonların ülkenin geri kalmış bölgelerinde bulunan devlet hastanelerinde olduğunu sanmayın. En büyük şehirlerimizde ilim irfanın beşiği olan üniversite hastanelerinde bu sorun giderek tırmanıyor. ‘Nereden çıkardınız hangi veriye dayanarak bunu iddia ediyorsunuz’ diyenlere yanıtım da çok manalı olacak. Hani, Selim Edes’in tarihe kazınmış “Rüşvetin belgesi mi olur....?” cümlesine bezer şekilde “tıpta komplikasonu ortaya koyacak bir belgeye kim rastlamış ?”, başka bir anlatımla, böyle bir belgeyiöylekolay kolay ele geçiremeyeceksiniz demek istiyorum. Zira kimileri ne yapar ne eder, bu bilgi ve belgeleri yok eder. Sonunda kabahat hastanın ya da hasta yakınının başında patlar. Hasta yakını ne demek? Bizdeki kod adı ”refakatçi” Biliyor musunuz.? Bu birçok şeyde olduğu gibi bize özgü bir şey, yurdum insanının bulduğu bir meslek. Çünkü bir hastanız varsa artık siz onunla hastaneye gideceksiniz onunla yatıp kalkacaksınız, kısaca bir süre işinizi veya mesleğinizi unutacaksınz. Size ‘Sen kimsin?’ diye hastanede sorduklarında cevabınız hemen hazır olmalı “ben refakatçıyım.” Bir kısmının bunu ispat etmesi için boynuna bir yafta asması hatta özel renkli bir kıyafet giymesi gerekebilir. İşte o zaman akan sular durur ‘Yeni mesleğiniz’ hayırlı olsun. Sivil giysiler içersinde uzaktan sizi gören “bu kişi burada işe yeni mi başladı” diye düşünebilir. Refakatçının ücretini kim verir. O ücretini doktorun lütfedip de ağzından dükülecek iyi bir haber duyduğunda alır sadece. O hastaya bağlılığı adına, hastanede sürünen yatağı olmayan bir yerde kıvranarak geceyi geçiren bir ‘yaratık’tır sadece! ‘Refakatçı nedir, ne işe yarar’ diye merak ettiniz değil mi? Evet bu kişi; bir hocanın veya asistanının çekinmeden yere attığı mikroplu pansuman bezini toplar, elinde paspas yerleri siler, hastasını sedyeyle röntgene bozuk değilse tomografiye götürür, hastanın altını temizler, yemeğini yedirir, nedense hastanede hiç bulunamayan fakat daima hemen karşı eczanede bulunan ilaçları ne yapar ne eder bulur, gece yarısı bozulan bir tıbbi aletin parçasını araştırır. Refakatçının görev tanımı sadece bunlarla sınırlı değil elbette !. O her şeydir . Hastaya güler yüz gösteren sadece odur. Hastanın fenalaştığına yeniden ameliyata alınmasına karar veren de odur. Diyaliz sıvısını bulan ve nedense daima yedekli çalışmayı prensip edinen sağlıkçıların bitmez tükenmez isteklerini yerine getiren de o dur. Onu bulmak çok kolaydır. Kafanızı uzatın, onu hemen yanıbaşınızda bekliyor bulabilirsiniz. Zaten içeriden çağrıldında, o, yani refakatçı benim deyişimle “hastanenin kölesi” orada değilse yandı demektir. Kim yanar? Önce hasta yanar. Sonra zaten hastasının durumuna hiç durmadan içi yanan refakatçı. Halbuki, o eline tutuşturulan bir aletin tıkanan ek ünitesininin peşinde olabilir, en az 5 hastaya yetecek kadar istenmiş ilaç, eldiven, su bardağı, enjektör vs bulmaya çalışıyor olabilir. Ama kimin umurunda ! Refakatçının hem şansı olmalı hem de parası. O bir yandan güçlü kuvvetli de olmak zorunda. Zira kendisine verilen alım emri gereğince o kocaman ağır kolileri ite kaka kimse yardım etmeden o taşımak zorundadır. Ve servisin hasta bakıcılarının daima işi vardır.Başka bir görevlinin o servisin işine burnunu sokması da yasaktır. İnanmıyacaksınız belki ama refakatçılar olmazsa hastanelerin durumu kim bilir ne olur! Bir de ben refakatçılık kavramının olmadığı Avrupa Birliği yolunda ilk olarak bu kutsal müessesenin kadırılması için ukalalık ediyorum. Doktorlar, şimdi bana hain, bizi satıyorsun diyecekler. Desinler ben anlatmaya devam edeceğim. Sonraki yazımda bir örnek olması adına, Marmara Üniversitesi'nde ameliyat komplikasyonu sonucu kaybedilen bir hastanın başına gelenleri anlatacağım. Sana ne, senin neyin olur? derlerse “ Çocuklarımın annesiydi “ diyeceğim |
öğretmen atamaları için başvurular yarın başlıyor ... Öğretmen ataması için başvurular yarın Milli Eğitim Bakanlığı 10 bin öğretmen atayacak. KİMLER NASIL BAŞVURU YAPACAK? Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) alacağı 10 bin öğretmen arasına girmek isteyen adaylar en fazla 20 okul tercihi yapabilecek. MEB, öğretmen alımına ilişkin 2007-1 Öğretmenlik İçin Başvuru ve Atama Kılavuzunu internet sitesinde yayımladı. Adaylar, MEB'in T.C. Milli Eğitim Bakanlığı adresli internet sitesindeki elektronik formu doldurarak yarından itibaren 7 Şubata kadar başvuru yapabilecekler. KİMLER BAŞVURABİLECEK 2006-2 atama döneminde öğretmenlik için başvurmuş olup KPSS10 puanı ya da hizmet süresi yetersizliği nedeniyle atanamamış olanların başvurularının geçerlilik süresi 31 Ocak 2007 tarihinde sona erecek. Bu adaylardan isteyenler gerekli koşulları taşımaları halinde yeniden başvurabilecekler. İngilizce Öğretmenliği ve Okul Öncesi Öğretmenliği/Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Öğretmenliğine, Açıköğretim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği ve Okul Öncesi Öğretmenliği/Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Öğretmenliği programını tamamlayanlar başvurabilecek. MEB'e bağlı resmi eğitim kurumlarında sözleşmeli öğretmen olarak görev yapanlar, öğretmenlik için gerekli şartları taşımaları kaydıyla ilk atama kapsamında başvuru yapabilecekler. 2 veya 3 yıllık eğitim enstitüsü, eğitim yüksekokulu ve eğitim ön lisans mezunu olup öğretmenlikte adaylığı kaldırılmış olanlardan, açıktan atama biçimiyle tekrar öğretmenliğe dönmek isteyenlerin, ayrıldıkları alandan başvuruları kabul edilecek. Öğretmen lisesi ve ilköğretmen okulu mezunları açıktan atama biçimiyle öğretmenliğe başvuruda bulunamayacak. Kamu kurum ve kuruluşlarında halen aday devlet memuru olarak görev yapanlar öğretmenlik için başvuramayacak. Açıktan atamayla öğretmenliğe atanmak isteyen adaylar, öğretmenlikten ayrıldığı alanda başvuru yapabilecek. BAŞVURU KOŞULLARI Adayların başvurularında, lisans düzeyinden mezun veya lisans düzeyindeki öğrenimlerinin son sınıfında mezun olabilecek durumdayken girmiş oldukları KPSS10 puanı esas alınacak. Başvuracak adaylarda aranan bazı koşullar şöyle: -İlk defa atanacaklarda, 2004, 2005 ve 2006 yıllarında yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavlarından birine girmiş ve KPSS10 puan türünden atanmak istediği alan için belirlenen taban puan ve üzerinde puan almış olmak. -Sağlık durumunun Türkiye'nin her bölge ve iklim şartlarında öğretmenlik görevini yapmasına engel olmadığını sağlık kurulu raporu ile belgelendirmek. -İlk defa veya açıktan atama biçimiyle atandığı halde görevine başlamamış olanlarda, atandığı tarihten başvuruların son günü itibariyle en az bir yıllık bekleme süresini doldurmuş olmak. -657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48. maddesinde yer alan şartları taşımak. -Devlet memurluğundan veya öğretmenlik mesleğinden çıkarılmamış olmak (4455 ve 5525 sayılı kanun kapsamına girenler hariç). -657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 94. maddesine göre devlet memurluğundan çekilmiş ve çekilmiş sayılanlarda, aynı Kanunun 97. maddesinde belirtilen bekleme süresini son başvuru tarihi itibariyle doldurmuş olmak. -657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 92. maddesine göre devlet memurluğundan en fazla iki defa çekilmiş veya çekilmiş sayılmak. -657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 56. ve 57. maddelerine göre adaylık devresinde görevine son verilenlerde (sağlık nedenleri hariç) ilişkilerinin kesildiği tarihten itibaren bu atama dönemine ait son başvuru tarihine kadar en az 3 yıllık bekleme süresini doldurmuş olmak. -Kamu haklarından mahrum bulunmamak. -İlk defa öğretmenliğe atanacaklarda başvuruların ilk günü itibariyle 40 yaşından gün almamış olmak. -Askerlik yükümlüsü olanlar elektronik başvuru formundaki seçeneklerden kendilerine uygun olanı işaretleyebilecekler. BAŞVURULAR Başvurular, 01-07 Şubat 2007 tarihleri arasında internetteki elektronik başvuru formu doldurularak yapılacak. Bu formu dolduran adaylar başvuru bürolarından onaylatabilecekler. Adayların başvuru formları, 81 il milli eğitim müdürlüğü ile şu ilçelerin milli eğitim müdürlüklerinde oluşturulacak başvuru bürolarında kabul edilecek: ADANA: Ceyhan, Kozan, Seyhan, Yüreğir. ANKARA: Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Gölbaşı, Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle. ANTALYA: Finike, Manavgat. BURSA: İnegöl, Mustafakemalpaşa, Nilüfer, Osmangazi, Yıldırım. ÇORUM: Alaca, İskilip, Osmancık, Sungurlu. DENİZLİ: Acıpayam, Çal, Sarayköy, Tavas. DİYARBAKIR: Ergani. ERZURUM: Hınıs, Horasan, İspir, Oltu. GAZİANTEP: Islahiye, Nizip, Şahinbey, Şehitkamil. HATAY: İskenderun. İSTANBUL: Bakırköy, Eminönü, Fatih, Gaziosmanpaşa, Kadıköy, Kartal, Küçükçekmece, Şişli, Üsküdar. İZMİR: Bornova, Buca, Karşıyaka, Konak. KASTAMONU: Cide, İnebolu, Taşköprü, Tosya. KOCAELİ: Gebze, Gölcük, Kandıra, Körfez. KONYA: Akşehir, Beyşehir, Ereğli. MANİSA: Akhisar, Demirci, Salihli, Turgutlu. MUĞLA: Fethiye, Milas. SİVAS: Gürün, Kangal, Şarkışla, Suşehri, Yıldızeli. ZONGULDAK: Devrek, Karadeniz Ereğlisi. 20 TERCİH Adaylar, elektronik başvuru formuna yansıtılacak eğitim kurumları arasından aynı ya da farklı illerden en fazla 20 okulu tercih edebilecekler. Başvuruda bulunanlar, ''Kadrolu öğretmenliğe atanamadığım taktirde sözleşmeli öğretmen olarak görevlendirilmek istiyorum'' seçeneğini de işaretleyebilecekler. FORMASYON BELGELERİ MEB veya MEB ile YÖK işbirliğiyle düzenlenen şu pedagojik formasyon belgeleri geçerli sayılacak: 21 kredilik Pedagojik Formasyon Belgesi (1993-1994 öğretim yılı ve daha önce düzenlenmiş 18 ve üstü kredilik belgeler dahil) -31 kredilik İngilizce Öğretmenliği Sertifikası, 33 kredilik İlköğretim Sınıf Öğretmenliği Sertifikası, Ortaöğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Diploması veya geçici mezuniyet belgesi. Bu belgeler, eğitim fakültesi mezunlarından, özel ve resmi okullarda öğretmenlikte adaylığı kaldırılmış olanlardan ve üniversitelerde en az 2 yıl süreyle öğretim üyesi, öğretim görevlisi, okutman, uzman ve araştırma görevlisi olarak çalışmış olanlardan istenmeyecek. Bunların dışındaki adayların, eğer söz konusu belgelere sahip değillerse, KPSSP10 puan türünden en az 75 almış olmaları gerekiyor. Bu durumdaki adayların ayrıca atanacakları alan için istenen taban puan koşulunu da sağlamaları gerekli. Atama sonuçları 10 Şubatta ilan edilecek. Atanan öğretmenler, 12 Şubattan itibaren göreve başlayacak. BRANŞLAR, TABAN PUANLAR VE KONTENJANLAR MEB'in atama yapacağı branşlar, kontenjanları ve taban puanları şöyle: ''Beden Eğitimi (510 kişi-72 puan), Bilgisayar (510 kişi-55 puan), Biyoloji (102 kişi-86 puan), Coğrafya (154 kişi 79 puan), Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (510 kişi-70 puan), Elektronik/Telekomünikasyon (10 kişi-75 puan), Felsefe (154 kişi-81 puan), Fen Bilgisi/Fen ve Teknoloji (460 kişi-84 puan), Görme Engelliler Sınıf Öğretmenliği (25 kişi-50 puan), İmam Hatip Liseleri Meslek Dersleri Arapça (62 kişi-64 puan), İlköğretim Matematik (1020 kişi-68 puan), İngilizce (1326 kişi-60 puan), İşitme Engelliler Sınıf Öğretmenliği (30 kişi-60 puan), Kuaförlük/Cilt Bakımı (6 kişi-50 puan), Muhasebe grubu (10 kişi-60 puan), Müzik (460 kişi-50 puan), Okul Öncesi Öğretmenliği/Çocuk Gelişimi ve Eğitim Öğretmenliği (460 kişi-70 puan), Psikoloji (10 kişi-75 puan), Rehber Öğretmen (510 kişi-50 puan), Resim-İş/Resim/Görsel Sanatlar (358 kişi-68 puan), Sanat Tarihi (12 kişi-75 puan) Sınıf Öğretenliği (1326 kişi-73 puan), Sosyal Bilgiler (433 kişi-80 puan), Tarih (204 kişi-82 puan), Teknoloji ve Tasarım (204 kişi-58 puan), Türk Dili ve Edebiyatı/Dil ve Anlatım/Türk Edebiyatı (256 kişi-81 puan), Türkçe (622 kişi-65 puan), Zihin Engelliler Sınıf Öğretmenliği (256 kişi-50 puan).'' |
"Sınır ötesi iyi düşünülmeli" Türkiye'nin Terörle Mücadele Özel Temsilcisi Emekli Orgeneral Edip Başer, "Bu karar enine boyuna bütün koşulları çok iyi düşünerek verilmesi gereken bir karar. Öbür türlü macera olur" dedi. Emekli Orgeneral Başer, Habertürk televizyonunda gazeteciler Fatih Çekirge ve Murat Çelik'in sorularını yanıtladı. Türkiye'nin PKK'ya karşı sınırötesi askeri harekat için alacağı kararın sadece askeri bir mesele olmadığını belirten Başer, "Heyecana kapılıp hamaset duygularımızla verilecek karar değil. Bu karar enine boyuna bütün koşulları çok iyi düşünülerek verilmesi gereken bir karar. Öbür türlü macera olur" diye konuştu. Başer, harekatın ortaya çıkaracağı siyasi ve ekonomik riskler olduğunu da ifade ederek -Türkiye kendi bağımsız kararını verir. Kendini tehdit eden bir unsuru ortandan kaldırmak üzere harekatı ya da gereken eylemi yapar. Ama bu eylem her zaman askeri operasyon olmak zorunda değilö dedi. Terörle mücadelenin sabır isteyin bir iş olduğunu yineleyen Başer, şunları söyledi: "Terörle mücadele edeceğim derken devlette başka noktalarda başka yıkımlara neden olmamak gerekiyor. O bakımdan çok dikkatli götürmek gerekiyor. Sınırlarımızın ötesinde bize tehdit teşkil eden bir terör var. Ama o sınırın ötesi başka bir devletin hükümranlığındaki topraklar. Bugün orada başka gerçekler de var. Değiştirilmesi mümkün olmayan, sevsek de sevmesek de var olan gerçekler bunlar". Başer, çeşitli planlar ile bir takvim doğrultusunda devletin ilgili tüm birimleriyle birlikte hareket ettiklerini belirterek, "Atacağınız her adım sadece sizin yeteneklerinize bağlı değil, koşullara da bağlı. Yine o koşullar zaman içinde sık sık değişiklik gösteriyor. Dolayısıyla sizin planınız da sık sık değişikliğe uğrayabiliyor. Yani kesin bir tarih vermek zaten mümkün değil" dedi. Başer bir soru üzerine ABD'li muadili Ralston'un bölgedeki temaslarıyla ilgili olarak "Barzani'den gelen değişik bir şey yok. Her zaman duyduğumuz şeyler. İyi haberler zaten beklemiyorduk. Onun için bizim düşüncelerimizi veya hareketlerimizi etkileyecek bir durum yok" diye konuştu |
POLİSTEN MSN TUZAĞI Polis, MSN'e kadın adıyla girdi Kadınlara MSN'de uygunsuz tekliflerde bulunan zanlı, kadın tak-ma adıyla internete giren polislerin inanılmaz tuzağıyla yakalandı. -- -Bursa’da, kurduğu bir internet sitesi aracılığıyla bazı kadınların "Chat" programı olan Messenger’daki (MSN) şifrelerini ele geçirdiği ve uygunsuz tekliflerde bulunduğu iddia edilen zanlı, kadın takma adıyla (Nick name) internete giren polis ekibince yakalandı. G.Ö. (18), Bursa Emniyet Müdürlüğü Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliğine başvurarak, bir internet sitesini ziyaret ettikten sonra Messenger şifresinin geçersiz olduğunu ve programı kullanamadığını bildirdi. İhbar üzerine harekete geçen polis ekibi, söz konusu internet sitesini kuran ve ziyaret eden kişilerin Messenger şifrelerini ele geçirdiği öne sürülen kişinin, 18 yaşındaki M.C. olduğunu belirledi. Bunun üzerine Messenger’e kadın takma adıyla giren polis memurları, sanal ortamda M.C. ile sohbet etmeye başladı. Yaklaşık 2 saat boyunca zanlıyla sohbeti sürdüren polis memurları, M.C’yi kendileriyle buluşmaya ikna etti. Aynı gün buluşma noktası olan merkez Osmangazi ilçesi Altıparmak Mahallesi’ndeki bir eve arkadaşıyla birlikte gelen M.C’nin, durumdan şüphelenmemesi için polis ekibince balkona bir genç kız çıkarıldı. Genç kızın el sallaması üzerine içeri giren zanlı, evde gizlenen polis ekibince yakalandı. Zanlının, sorgulamasının ardından adliyeye sevk edileceği bildirildi. Emniyet yetkilileri, vatandaşları internette gezinirken daha dikkatli olmaları ve güvenmedikleri siteleri ziyaret etmemeleri konusunda uyardı. |
Büyük skandalhttp://www.vatanim.com.tr/pics/news/106606000.jpg http://www.vatanim.com.tr/pics/clear_pixel.gifYine VATAN açıklıyor... Bolu Tüneli’ni yapan İtalyan firması Astaldi açılıştan bir ay önce uyardı: ‘Tüneli tamamlanmadan açıyorsunuz. Can ve mal kaybı olursa karışmayız’ http://www.vatanim.com.tr/pics/clear_pixel.gif 01.02.2007 17 yıl bekledikten sonra iki Başbakan’la açılışı yapılan Bolu Dağı Tüneli’nin, projeyi yürüten Astaldi firmasının uyarı içeren ihbarına rağmen, tamamlanmadan açıldığı ortaya çıktı. Başbakan Erdoğan’ın TBMM’den yaptığı konuşmada 23 Ocak’ta açılacağını bildirdiği tünel inşaatını yapan Astaldi firması, bu açıklama üzerine KGM (Karayolları Genel Müdürlüğü)’ne noter kanalıyla uyarı içeren bir ihbar gönderdi. Ancak KGM yetkililerinin verdiği bilgiye göre uyarı yazısı dosyaya konmakla yetinildi ve açılışın ertelenmemesi için dikkate alınmadı. ’Tüneli işgal ettiniz’ Firmanın KGM’ne gönderdiği resmi yazı, Bolu Tüneli’nin şu ana kadar ikinci bir “hızlandırılmış tren kazasına” dönüşebileceğini de açıkça ortaya koyuyor. Yazıda, KGM’ne 29 Ocak 1987 ve 19 Ocak 1990 tarihli sözleşmelerle işi üstlendiğini hatırlatan firma, Erdoğan’ın açılış tarihi vermesini işaret ederek, yol inşaatının devam ettiğini, buna rağmen inşaatın KGM makine ve ekipmanı tarafından işgal edildiğini belirtti: “Sözleşme kapsamında yapılmakta olan 2x3 şeritli bir otoyol inşaatının devam etmekte olmasına rağmen, Muhatap (KGM) bu Kesim 2’nin, 3 trafik şeritli sağ taşıt yolu kısmının tüm imalatları tamamlanmadan trafiğe açılması talimatını sözlü olarak vermiş ve kendi makine ve ekipmanları ile iş alanını işgal etmiş durumdadır.” Yaptığı sözleşme nedeniyle KGM’nin tüm talimatlarına derhal uymak mecburiyetinde olduğu için bu talimata da uyacağını belirten firma, “Ancak imalatın noktası noktasına muntazaman icrasını tehlikeye sokacak bir hal hadis olursa müteahhit, iş sahibini derhal haberdar etmeye mecburdur’ hükmü gereğince bu ihbarı yapmakta zaruret hasıl olmuştur” dedi. ’Tehlikeye davetiye’ Aynı yazıda “Özellikle tünel elektromanyetik işler kapsamındaki aydınlatma, havalandırma, yangınla mücadele sistemi ve buzlanmayı önleyici sistem, otokorkuluk , trafik ve güvenlik işaretlemeleri gibi halen devam etmekte olan diğer imalatların henüz tamamlanmamış olduğu bir aşamada işveren tarafından otoyolun sağ taşıma yolunun trafiğe açılması hususundaki iradesi ile işgali, imalatı muntazaman tehlikeye sokacak bir hadisedir. Sıraladığımız noksanlar nedeniyle çıkabilecek bütün olumsuzlukları işverene ihbar ediyoruz” dedi. Firma ek maliyet talep etti KGM’ye 29 Aralık 2007 tarihinde 76741 sayısıyla Ankara 13. Noterliği kanalıyla giden yazıda, “Yukarıda zikrettiğimiz ihbar sebeplerinin doğuracağı, kişilere canlı varlıklara ve maddi varlıklara gelebilecek bütün zarar ve bunlardan doğabilecek tazminatların sorumluluğu muhatap işverende (KGM) olacaktır” denildi. Açılışın yapılması için “geçici kabul tutanağı” düzenlenmesini isteyen Astaldi firması aynı yazının son bölümünde, söz konusu “işgal” sonucunda, inşaatın geri kalan işlerin yapım maliyetlerinin de zorunlu olarak artacağını belirtti. Bu ilave maliyet artışlarınının da KGM’nden talep edileceği açıklandı. Buz önleme sistemi ancak gelecek kışa yetişecek Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM), Bolu Tüneli’nin tamamlanmadan açıldığını kabul etti ve buzlanma önleminin ancak önümüzdeki kış hayata geçebileceğini açıkladı. KGM’nden dün yapılan açıklamada şöyle denildi: “Kış aylarında oluşan kar ve ve buzlanma nedeniyle otomatik sensörlerle yoldaki kar ve buzlanmayı tespit ederek gerekli mücadeleyi anında yapabilecek yöntemlerin bu projede uygulanmasına karar verilmiş ve 2007 yılı içinde tamamlanarak hizmete alınması planlanmıştır. Ancak idaremizce uygun görülen teknik şartname hazırlanma aşamasındadır. Bugünlerde bu çalışma tamamlanacak ve önümüzdeki yaz aylarında monte edilmeye başlanacaktır. Yani 3-4 aylık sürede monte edilip, test çalışmaları bitirilecek ve önümüzdeki kış kullanıma geçilecektir.” Yangın sistemi takıldı Öte yandan 23 Ocak’ta yapılan açılış sırasında tünelde bulunmayan yangın sisteminin şu an itibariyle tamamen bitirildiği belirtildi. KGM açıklamasında “Tünellerde güvenliğin güvenliğin en önemli kısmını teşkil eden yangın sistemi tamamen bitirilmiş, hatta sisteme su verilerek testleri yapılmıştır. Sistemde şu anda öngörülen basınçta su bulunmakta olup, Proje gereği olan kuru tip yangın söndürücüler dahil yerlerine konulmuştur” denildi. Tünele tIr ve zİncİrsİz araç gİrİŞİ yasak Bayındırlık Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü(KGM), hizmete girdiğinden beri kazalarla sürekli kapanan Bolu Tüneli’ne tır ve ayrıca zincirsiz araç girişini yasakladı. Tırların buzlanma nedeniyle devrilmesinin ardından saatlerce tünelin kapalı kalması nedeniyle, buzlanmanın sona ermesine kadar tırların Bolu Tüneli ve bağlantı yoluna girmesine izin verilmiyor. Tırlar, kısa bir süre için, daha önce kullandıkları yollardan gidecekler. Ayrıca, zincirsiz araçların tünele girişi de yasaklanacak. Haber: Gülümhan GÜLTEN |
HASTANEDE SAPIK VAR.. İzmir'deki Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi gören 7 yaşındaki bir kız çocuğuna tacizde bulunan kişi gözaltına alındı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Servisi'nde yatan 7 yaşındaki bir kız çocuğuna tacizde bulunduğu iddia edilen bir kişi gözaltına alındı. Edinilen bilgiye göre Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yatan küçük bir kız çocuğuna tacizde bulunulduğu iddia edildi. Çocuk Servisi'nde ateşli hastalıktan yatan 7 yaşındaki A.B. isimli kız çocuğunun odasından çığlık seslerinin gelmesi üzerine odaya giden hemşireler, odada hastaneye yemek ve temizlik hizmeti veren taşeron şirkette çalışan F.O.'yu (25) odada gördü. Durumun hastane yönetimine ve polise bildirilmesi üzerine F.O., polis tarafından gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen F.O. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü belirtildi. |
YALI KÖPEKLERİ! TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE SALDIRMALARI İÇİN BİR BAHANE YARATTILAR!!! Irkçıların hedefi Hrant Dink üç kurşunla katledildi Eserinizle gurur duyun Fikirleri nedeniyle adliyelerde sürünürken Dink'e saldıranlar, hedef gösterenler muradına erdi. Kardeşlik timsali 1954 Malatya doğumlu Dink artık yaşamıyor (RADİLKAL GAZETESİ) BU BAŞLIĞI YAPAN SATILMIŞ. BUNUN HANGİ IRKIÇININ ESERİ OLDUĞUNU NEDEN YAZMAMIŞ??? Diğerleride buna benzer bir başlıkla çıkmışlar!! Gazeteci ve bazı prof ünvanlı hırsızlarında konuşmaları aynı yöndeydi!! Bu işin faili Türk milliyetçileri!! Hadydi ulan densiz köpekler!! Türk milliyetçisi böyle *****ce adam öldürmez!! Bunu yapanlar ve yapacak olanlar belli!! 1-ASALA!! 2-PKK’lı kürtler!! .ama saldırılması gerekense TÜRK milliyetçileri!! Aynen bundan önce danıştay hadisesinde yaptığınız gibi!! Sonra;BU Hırant dink neyin nesidir!! Bu ülkede binlerce insan katledildi bu şeklde *****ce (ASALA TARFINDNA DİPLOMATLARIMIZ- PKK TARFINDAN PROFLAR HOCALAR VE ASKERLER SUBAYLAR) OZMAN SİZİN DEMOKRASİNİZ NEREDE İDİ??? OZMAN NEDEN KONUŞMADINIZ??? BURADA ESAS ***** OLAN SİZLERSİNİZ O TETİĞİ ÇEKEN SATILMIŞ KİŞİ DEĞİL.. BELKİDE ÇEKTİRENDE SİZLERSİNİZ!! Agos gazetesi baş yazarı ve genel yayın yönetmeni “Hırant Dink” arkasından 4 el ateş edilerek öldürüldü!! Bu sıradan bir cinayet değil!! Hem planlı hemde dış güdümlü ve profösyonelceydi!!! Cinayet sonrası tv. Ekranlarında bir Hırand Dink sevdası yükseldi, Aman Allahım bu ********ler. Bu Ermeniyi ne kadar severmişte biz farkında değilmişiz! Bütün konuşmacı medya mensubu olan yalı köpeklerinin cinayet sanığı olarak işaret ettikleri bir nokta vardı!!! VATAN SEVERLER!! Ve arkasından binlerce kişinin taksimde toplanıp, Osman beye doğru yürümesi ve ellerinde taşıdıkları pankartlardaki yazılar! ”HEPİMİZ BİR HIRANTIZ- HEPİMİZ BİR ERMENİYİZ” Aslında bu pankarttaki ifade doğruydu. Bu gün Kürt diye baktığımız kişilerin büyük çoğunluğu, Kürt kimliği giydirilmiş Ermenilerdi!! PKK’NIN ASALANIN DEVAMI OLDUĞU GİBİ!! SORALIM: BU KADAR İNSAN, NASIL BİR İKİ SAATTE ORAYA TOPLANDI??? Vatanı metre metre satılırken gıkı çıkmayan. Bu ********ler bir ermeni vuruldu diye hem "Hırant" hem Ermeni olmayı nasıl becerdiler??? GELELİM DİĞER PENCEREYE! Ben bir vatanseverim, ülkemin bu gün içinde bulunduğu durumda , böyle bir bela açacak hadiseyi nasıl yaparım?? Kuzey Irak ve Kürt meselesi ateşi avucumuzun içine konmuş iken!! Diğer tarafta ABD senatosu yine Ermeni pilavını ısıtıp tekrar önümüze getirmiş iken!! Bu vatanseverler bu kadarmı aptal?? Neden başka ihtimaller üzerinde durmuyorsunuz?? Duramazsınız size biçilen rol bu kadardır!!! Bende diyorum’ki (BU HADİSE ABD’DE PLANALNDI BUSH’UN YENİ PLANLARI ARASINDA BARZANİ'NİN TÜRKİYEDEKİ ELİ AYAĞI OLAN BİRİSİNİN ORGANİZASYONU İLE EYLEM GERÇEKLEŞTİ!!! Peki sizler oraya nasıl toplandınız??? Birkaç saat içinde nasıl organize oldunuz?? O pankartlar posterler nasıl ve nereden hemen ortaya çıktı??? Sorulacak binlerce soru var !! İstanbul’da şimdiye kadar toplanan PKK toplantılarını anımsayınız!! Cinayette doğru noktaya varısınız!! Sevgili dostunuz Hırant Efendiyi de kimin vurduğunu söyleyemeseniz de tahmin edersiniz!!! Aslında şu anda bile “KİM VE KİMLER “ Olduğunu tahmin ediyorsunuz!! Bekleyip göreceğiz!! BAŞKA BİR TEHLİKENİN AYAK SESLERİ! SOROS DESTEKLİ İHANET ORGANİZASYONU GÜÇLÜ TÜRKİYE PARTİSİ EY TÜRK ULUSU VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ BU GİBİ HADİSELERE HAZIRLIKLI OLUNUZ!! YARINDA SOROS PİÇLERİNİN KURUDĞU PARTİNİN KURULUŞ 100!NCÜ GÜN KOKTEYLİ VAR BUNLARIDA DİKKAETLE TAKİP EDİN!! VE MİLLİYETÇİ SÖYLEVLERİNE SAKIN İNANMAYIN!! BU PARTİ İLE İLGİLİ BAZI BİLGİLER!! http://www.temizeller.org/himg/tuna_beklevic_01.jpg ANADOLU'NUN GENÇ LİDERLERİ VE EKONOMİSTLER PLATFORMU BAŞKANI TUNA BEKLEVİÇ Bu ayki konuğum Türkiye'nin son birkaç senesine damgasını vuran Sivil Toplum hareketlerinin 28 yaşındaki Lideri Tuna Bekleviç. Çok genç yaşına rağmen Ekonomistler Platformu ve Anadolu'nun Genç Liderleri Hareketi'nin başkanlığını yapıyor. Röportajımızı İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde yaptık. Kendisi de bir Bilgi Üniversitesi mezunu. Aynı üniversitede Proje Geliştirme Koordinatörü olarak çalışıyor. Ayrıca Bilgililer Derneği Başkanı olması sebebiyle okul içinde bir de ofisi var. Bilgi Üniversitesi'nin geniş ve modern kafeteryasında ben çayımı o kahvesini yudumluyarak ülke meseleleri ve AGL (Anadolu'nun Genç Liderleri) hakkında uzun bir sohbet yaptık. Davetiye Degerli Dostlar, Ucretsiz olan 100. gun kokteylli tanisma toplantimizin 20 Ocak 2007 (Cumartesi) Saat: 12:30'da baslayacagini hatirlatmak istiyorum. Mecidiyekoy Merkezdeki Il Baskanligi'nin krokisine http://www.gucluturkiye.org/KROKI.JPG adresinden ulasabilir, katiliminiz ile ilgili gtp@gtp.org.tr adresine bilgi verebilirsiniz. Sevgilerimle Tuna BEKLEVIC Degerli Dostlar, Ilk tanisma toplantimizi gerceklestirecegimiz yarin (Cumartesi) oldukca kalabalik olacagiz gibi gorunuyor. Bundan dolayi fotograf makinasi ve kamerasi olanlar yanlarinda getirsinler ki guzel bir kokteyl ve tanisma toplantisi arsivi hazirlayalim. Ileride bu goruntuleri bir film bile yapabiliriz. Hala listeye kaydolmayan arkadaslar (ve partiyi merak eden konuklari) isimlerini katilimci sayisini kontrol altinda tutmak icin gtp @ gtp.org.tr adresine gondersinler lutfen ... Adres Sivritas Sokak Fidan Apt. No 12 / 11 Mecidiyekoy, tarifi ise Mecidiyekoy merkezinde Asli Borek'in yanindaki sokaktan girince soldan ikinci binadir. Ayrica krokiyi ekte gonderiyorum. Yarin Saat 12:30'da gorusmek dilegiyle Sevgilerimle TÜRK ULUSUNA:YUKARDAKİ YAZININ BİR BÖLÜMÜ VE TUNA BEHLEVİC, YEN TEHLİKLERİN AYAK SESLERİDİR DİKAKTLİ OLMALIYIZ alıntıdır.. <B>SİNEK GÖRMEK VE KUL OLMAK İSTEYENLER İÇİN SADECE BİR ÖRNEK.KAİNATTA SONSUZ ADETTE BUNUN GİBİ ÖRNEKLER VAR.YETERKİ GÖRMEK İSTE.SADECE BAKMAKLA OLMAZ.GÖRMEK VE ANLAMAK ,SONUNDA ACZİYETİNİ FARKINA VARIP GEREKEN NE İSE ONU YAPMAK GEREK.ALLAH BAKTIRIP DAİMA GÖREN GÖZ VE ANLAYAN AKIL NASİP ETSİN İNŞAALLAH TÜM İNSANLARA FUAT ÖZÇELEBİ S.İ.N.E.K. http://www.bugun.com.tr/staticfiles/images/newsimages/HaberResmi/5d9856ae-f988-4b6f-aec6-8e9d9fef4493.jpgİnsanlık 21. Yüzyıl'da birçok konuda olduğu gibi teknoloji ve mühendislik alanında da çok önemli ilerleme kaydetti. Geçmişte hayalini dahi kuramadığımız ulaşım araçlarını icat ve imal ettik. İnşa ettiğimiz araçlar artık dünyanın dışına çıkabiliyor.</B> |
http://img.mynet.com/ha2/harita_hata.jpg Avrupa haritasında Türkiye'ye küstahlık KERKÜK (İHA) - Kürtlerin yayınladığı, Kuzey Irak ve Türkiye'nin doğu ve güneydoğu bölgelerini de içine alan sözde "Kürdistan" haritası, Avrupa'da bazı stratejik internet sitelerine de girdi. Uluslararası Azınlıklar Meclisi adlı bir gurup, kendi internet sitesinde yayınladıkları bir haritada Türkiye'nin bir bölümünü sözde "Kürdistan" olarak gösterdi. Kuzey Irak ile Türkiye'nin güneydoğusunun birleşik olarak gösterildiği haritada, söz konusu bölge sözde "Kürdistan" olarak vurgulandı. 'eurominority.eu' adresinde yayın yapan internet sitesi tarafından hazırlanan haritada, Avrupa ülkelerinde yaşayan ve azınlık olarak adlandırılan onlarca gurup sıralanırken, bunların çoğunlukta yaşadığı yerler ayrı toprak parçaları olarak belirtildi. Söz konusu harita, İspanya, Fransa ve İngiltere'de de yeni bölgelere yer verirken, Türkiye'nin bir bölümü Kürdistan olarak gösteriliyor. Aynı haritada, Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan ve Makedonya'daki Türkler de azınlık olarak nitelendirildi. Gurubun sitesinde ayrıca, Türkiye'de yaşayan azınlıklar Kürtler, Ermeniler, Araplar, Boşnaklar, Yunanlar, Bulgarlar, Lazlar ve Romanlar olarak sıralandı. Geleceğin parlayan sektörü yazılım ANKARA (İHA) - İhracatı Geliştirme ve Etüd Merkezi (İGEME) tarafından hazırlanan 'Yazılım Sektörü' başlıklı araştırma Türkiye'de yazılım pazarının hızla büyüdüğünü ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, Türkiye'de yazılım sektörünün hacmi 2005 yılında 540 milyon dolara ulaşırken, 2007'da yüzde 20 büyüyerek 650 milyon dolara çıkacağı tahmin ediliyor. Yazılım ihracatı 2005'te 15 milyon dolar, ithalatı ise 89.5 milyon dolara olarak gerçekleşirken, yazılım ihracatı yapılan ülkeler arasında, ABD 2.2 milyon dolar, Almanya 2 milyon dolar, Irak ise 1.7 milyon dolarla ilk üç sırayı oluşturuyor. İGEME raporuna göre, Orta Doğu ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Türkiye için yazılım ihracatı açısından önemli potansiyele sahip bulunuyor. Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, İran, Suudi Arabistan gibi ekonomileri ağırlıklı olarak petrole dayalı Orta Doğu ekonomilerinde, petrol fiyatlarının yükselişiyle büyüme beklentileri arttığına dikkat çeken İGEME, bu ülkelerin yazılım ihracatı için önemli fırsatlar oluşturduğunu vurguluyor. Yılda 70 bin uzmana ihtiyaç var Türkiye'nin yazılım ithalatında, ABD ve AB ülkeleri başı çekerken, 2005 yılında İngiltere'den 14.5 milyon dolar, Almanya'dan 13 milyon dolar ve ABD'den 11.8 milyon dolarlık ithalat yaptı. Raporda, yazılım sektörünün en büyük sorununu mesleki eğitim ve beyin göçü olduğu belirtiliyor. İGEME raporuna göre, bilişim sektörünün sağlıklı gelişmesi için her yıl yaklaşık 70 bin uzmanın yetişmesi gerekiyor. Türkiye'de iyi eğitim görmüş, nitelikli, konusunda uzman iş gücü daha iyi ücret ve olanaklar elde etmek için Batı ülkelerine göçüyor. Bu da Türkiye'deki yazılım sektörünün en çok ihtiyacı olduğu gelişmiş eleman sıkıntısına yol açıyor. Raporda, yazılım ihracatının artırılması için firmaların stratejik olarak ihracata yönelmesi, Ar-Ge'ye daha fazla ödenek ayırması, özel ürünlere ağırlık vermesi, pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi, eğitim ve insan kaynakları konusuna özel önem verilmesi öneriliyor. Dünya bilişim sektörü bugün 2.3 trilyon Euro hacme sahip, yazılım sektörü ise bunun yaklaşık yüzde 25'ini oluşturuyor. Raporda, dünyadaki yazılım harcamasının 2007 yılında 740 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor. Dünyada yazılım sektörünün önde gelen ülkeleri ise ABD, Almanya, İngiltere, Hindistan, İsrail, İrlanda ve İsveç. Türkiye, henüz bu ülkelerle yarışabilecek kapasitede değil, ancak hızla yükselen ve gelişen bir sektöre sahip bulunuyor. http://img.mynet.com/ha2/kureselisinma.jpg 2007'de doğan çocuklara daha sıcak bir dünya Paris (AA)- BM İklim Programı İcra Direktörü Achim Steiner, 2007'de doğacak çocukların daha sıcak bir dünyada yaşayacağını açıkladı. BM'nin küresel ısınma risklerine dikkati çekeceği iklim raporunun yayımlanmasından birkaç saat önce yazılı açıklamada bulunan Steiner, küresel olarak mesajın açık olduğunu belirterek, çok geç olmadan bir şeyler yapılmaması halinde, karbondioksit ya da sera etkisi yaratan diğer gazların insanlık için gerçek bir risk oluşturduğu konusunda şüpheye mahal kalmayacağını ifade etti. Steiner, "2007'de doğacak çocuklar daha sıcak bir dünyada, meteorolojik koşulların dikkate değer biçimde değiştiği ve denizin daha yüksek bir seviyede olduğu bir dünyada yaşayacak" ifadesini kullandı. http://img.mynet.com/ha2/reklam_abd.jpg ABD halkını korkutan reklam kampanyası CNN'nin yeni reklam kampanyası olan billboardlardaki çizgi karakter, Boston halkını terör alarmına geçirdi. Boston'un 9 ayrı bölgesinde köprü altlarına ve kavşaklara habersiz yerleştirilen yanıp sönen tabelalar şehirde panik yarattı. Tabelalardaki çizgi karakterin görünüşü ve tavrı yanlış anlaşılarak yetkilileri terör alarmına geçirdi. iki köprü trafiğe kapatıldı, bomba imha ekipleri şehre akın etti, trafik alt üst oldu. Olayları haber alan CNN yetkilileri hemen bir basın duyurusu yayınlayarak halktan http://img.mynet.com/ha2/ayikurtarma1.jpg Arı sürüsünün saldırdığı ayı telef oldu Hakkari'nin Ceylanlı Köyü'nde arı sürüsünün saldırdığı bir ayı telef oldu. Alınan bilgiye göre, yoğun kar yağışı nedeniyle halen 130 köy ile 377 mezra yolunun kapalı olduğu Hakkari'de dağlarda aç kalan ayılar köylere inmeye başladı. 3 bin 500'e yakın arılı kovanın bulunduğu Ceylanlı Köyü'ne inen 15 kadar ayı; Şevket Zirek, Hasan, Cebbar ve Behçet Ege ile Kemal Işık isimli vatandaşların arılı kovanlarına saldırdı. Toprak evlerin kapısını kırarak arılı kovanlara saldıran ayılar, kovanları tahrip edince arı sürülerinin saldırısı ile karşı karşıya kaldı. Saldırıda 1 ayı telef oldu, diğer ayılar ise kaçtı. Olayın şokunu yaşayan Ceylanlı Köyü sakinleri, arıların bu defa ayılardan intikam aldıklarını |
Televizyonlara yarışma yasağı Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay, izin almadan hiçbir televizyon kanalının, boks, güreş, buz pateni yarışması düzenleyemeyeceğini açıkladı. TBMM Çocuk ve Gençlerdeki Şiddeti Araştırma Komisyonu’na dün bilgi veren Atalay, teşkilat yapısında değişiklik yaparak Türk Spor Kurumu ve Gençlik Genel Müdürlüğü adlı iki ayrı birim kuracaklarını ifade etti. Bu arada CHP Milletvekili Muharrem İnce, GSGM’nin kitaplarının "Başbakanın fotoğraf albümü" gibi olduğunu, Atalay’ın bu kitaplara kendi fotoğrafını koymayı da ihmal etmediğini söyledi. |
http://www.internethaber.com/images/news/1232.jpg http://upload.wikimedia.org/wikipedia/id/thumb/4/4f/Erdogan.png/240px-Erdogan.png Bahçeli'den Erdoğan'a ağır sözler Devlet Bahçeli: Başbakan, suikastın azmettiricisi haline gelmiştir MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''Sözleri ve fiilleriyle, alenen kışkırtıcılık yapan Başbakan, Türkiye'yi hedef alan hain suikastın azmettiricisi haline gelmiştir'' dedi. Bahçeli, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye'nin cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde görülmeyen ağır tahrik ve tehditlerin kuşatması altına alındığını ve ''bir sırat köprüsünden geçtiğini'' ifade etti. Türkiye'nin milli birliğini, iç ve dış güvenliğini hedef alan hain bir suikast senaryosunun adım adım uygulamaya konulduğunu, bu amaçla harekete geçen cephenin, her gün yeni bir kışkırtma ile bulanık suda balık avlamaya çalıştığını savunan Bahçeli, şu görüşleri dile getirdi: ''Devlet ve millet olarak içine hapsedilmek istendiğimiz husumet zincirine her gün yeni bir halka eklenmektedir. Demokrasi ve özgürlükler adına ortaya çıkan ihanet cephesinin sergilediği hayasız tahrikler, Türkiye'nin iç bünyesini ve toplumsal dokusunu tahrip edecek boyutlar kazanmıştır. Bu amaçla yola düzülen kin ve husumet kervanının başını, ne acıdır ki Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı çekmektedir. Türk milliyetçiliğini karalamak için tezgahlar peşinde koşan, derin devlet tartışmalarıyla her kötülüğün adresi olarak devleti hedef gösteren ve Türkiye'nin milli değerlerini aşağılamanın en uygun formüllerini bulma arayışına giren, sözleri ve fiilleriyle, alenen kışkırtıcılık yapan Başbakan, Türkiye'yi hedef alan hain suikastın azmettiricisi haline gelmiştir.'' -''TÜRKİYE, ATEŞLE İMTİHANDAN GEÇMEKTEDİR''- ''Türkiye'nin mahkum edilmeye çalıştığı bu şartların, idraki ve vicdani ipotek altında olmayan temiz vatanseverleri isyan noktasına getirmemesinin mümkün olmadığını'' ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti: ''İç bünyemizde yaşanan yüksek gerilim ortamının tırmandırılması, toplumsal cepheleşmelerin ve gerginliklerin sinsi tahriklerle körüklenmesi, Türk milletinin bir bütün olarak altında kalacağı bir çatışma ortamına davetiye çıkaracaktır. Bunu önlemek hepimiz için Türkiye'nin geleceğine ve gelecek nesillere olan bir namus borcudur. Türkiye, bu anlamda ateşle imtihandan geçmektedir. Bu konuda dile getireceğimiz görüşlerin bu açıdan değerlendirilmesi ve herkesin vakit çok geç olmadan aklını başına toplaması Türkiye'nin geleceği bakımından büyük önem taşımaktadır.'' Hrant Dink suikastı konusunda AKP hükümetinin baştan itibaren sergilediği tavrın, ''tam manasıyla bir acz, laçkalık, art niyet ve sorumsuzluk tablosu olduğunu'' ileri süren Bahçeli, ''Bu olayı tüm yönleriyle açıklığa kavuşturmak sorumluluğu altında olan AKP hükümeti, gündemi saptırmak için ahlaki sayılmayacak yollara başvurarak aczini saklamak telaşına düşmüştür'' dedi. -DERİN DEVLET TARTIŞMASI- Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın derin devlet tartışmasıyla ''devleti topyekün töhmet altında bırakacak'' bir tartışmayı gündeme getirdiğini iddia etti. Bahçeli, ''Derin devlet tanımları yapan 'gölge' Başbakan, sadece kendi gölgesiyle ve siluetiyle kavga etmekle kalmamış, derin ihanet erbabının eline yeni bir istismar malzemesi vermiştir'' görüşünü dile getirdi. Son cinayetin hemen sonrasında devleti hedef gösteren çevrelerin, şimdi de Başbakan'ın açık desteği ve himayesinde yeni bir suçlama kampanyası başlattıklarını öne süren Bahçeli, şöyle devam etti: ''Başbakan Erdoğan şimdi kaçamayacağı ağır bir vebal altına girmiştir. Başbakan'a kendisini bekleyen sorumlulukları hatırlatmak isteriz: Devletin bütün yetki ve imkanları elinde olan Başbakan, bu ithamın gereğini derhal yapmak ve 'kurumlar içindeki çeteleşme' olarak tarif ettiği derin devleti ortaya çıkarmak mecburiyetindedir. Devlet kurumlarına mikrop bulaştıysa, bu kurumlar kirlendiyse, bunun birinci derecede sorumlusu siyasi iktidardır. Kasım 2002'den bu yana iktidarda olan AKP, varsa devlet içindeki çeteleri ortaya çıkarmak, sorumluları hakkında idari ve adli işlem yapmak durumundadır. Devleti ve kurumları ulu orta suçlayan Başbakan, bu konudaki sorumluluğunu yasama ve yargı organlarının üzerine atarak temize çıkamayacağını çok iyi bilmelidir.Danıştay cinayeti sonrasında sahneye konulan senaryonun bir benzerini şimdi de uygulamaya çalışan Başbakan, devlet içindeki çeteleşmeleri araştırmaya Emniyet teşkilatı bünyesinde AKP odaklı cemaat ilişkileri ağını ortaya çıkarmakla başlamalıdır.'' -İÇİŞLERİ BAKANI DERHAL GÖREVDEN ALINMALI- MHP Genel Başkanı Bahçeli, Erdoğan'ın ''son cinayeti Türk milliyetçiliğinin üzerine yıkmak için tezgah peşinde koştuğunu'' iddia ederek, ''Emniyet teşkilatı içindeki güç savaşlarının gazete manşetlerine taşındığı, istihbarat bilgisi sızdırma yarışının başlatıldığı ve karşılıklı suçlamalarla bir toz duman ortamının yaratıldığı bir dönemde, siyasi sorumluluk makamında bulunan İçişleri Bakanı'nın hiçbir şey olmamış gibi görevini sürdürmesinin anlaşılabilir bir izahının bulunmadığını'' ifade etti. Bahçeli, Erdoğan'ın, soruşturmanın selameti bakımından İçişleri Bakanı'nı derhal görevden alması gerektiğini kaydetti. Bahçeli, ''Büyük fedakarlıklarla ve çok güç şartlar altında görev yapan emniyet camiasının şerefli mensuplarını itham altında bırakmak ve emniyet teşkilatını yıpratmak amacıyla senaryolar üretmek, Başbakan da olsa hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir'' dedi. -''AKVARYUM MİLLİYETÇİLİĞİ''- ''Türk milliyetçiliğine karşı cihat ilan edildiğini'', Türk milliyetçiliğini ''adeta günah keçisi'' haline getirerek hedef tahtası yapmaya çalışan cephenin siyasi hamiliğini de Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'nın yaptığını savunan Bahçeli, şöyle devam etti: ''Her konuda olduğu gibi, milliyetçilik konusunda da kavram kargaşası yaşayan Başbakan, Türk milliyetçiliğini ırkçılıkla özdeşleşmiş kafatası milliyetçiliği olarak suçlamak cüretini göstermiştir. Başbakan'ın yakıştırmaya çalıştığı bu kavramlar Türk milliyetçiliğine yabancıdır. Türk milliyetçilerinin, Türk milletinin mensubu olanların etnik kökenleriyle ilgilenmediği Başbakan'ın bile anlayabileceği bir gerçektir. Ancak, bu konuda bir sorunu ve takıntısı olduğu görülen ve sürekli olarak kendisinin ve muhterem eşinin etnik kökenini gündeme getiren Başbakan'ın, iç dünyasında yaşadığı duyguları bizim bilmemiz mümkün değildir. Ay yıldızlı bayrağı sadece propaganda afişlerinde hatırlayan, Türk milliyetçiliğini basit bir yaka süsü olarak gören ve göstermelik 'akvaryum milliyetçiliği' yapan Başbakan'ın Türk milliyetçiliğini özde, ruhta ve manada anlaması ve benimsemesi esasen beklenemeyecektir. Aynı Başbakan'ın Türkiye sevgisinin kuru lafla olamayacağı yolundaki beyanları ve 'hizmet milliyetçiliği' edebiyatı yapması da bizim için yadırganacak bir husus değildir. Burada önemli olan 'hizmet milliyetçisi' olma iddiası sahiplerinin kimin hizmetinde olduğu ve hangi amaçlara hizmet ettiğidir. Başbakan Erdoğan'ın bu alandaki siyasi siciline bakıldığında, karşımıza Oferler, Yasin El Kadılar, yolsuzluk ve vurgun çeteleri, ihale mafyaları ve siyasi bölücülüğün cesaret kaynağı olmak şaibeleri çıkmaktadır. Bu durumda Başbakan'ın tanımladığı 'hizmet milliyetçiliğinin', neyin milliyetçiliği olduğu konusunda herkes kendi vicdanında bir hüküm verecektir. Bizim kendisiyle Türk milliyetçiliği konusunda bir tartışmaya ve bir aydınlatma gayreti içine girmemiz, sadece zaman israfı değil abesle iştigal olacaktır. Başbakan Erdoğan, cumhuriyet döneminin Türklük değerlerine karşı ruhsal alerji duyan ve bunu tahrik sebebi sayan ilk ve tek Başbakanı olarak tarihe geçecektir.'' Bahçeli, Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinin değiştirilmesi tartışmalarını da eleştirerek, ''AKP hükümeti, Türk milletine ve Türkiye'nin değerlerine alenen hakaretin, ifade ve eleştiri özgürlüğü olarak serbest bırakılmasını savunan bu çevrelere şimdi bu yönde yasal bir düzenleme yapılması için sipariş vermiştir'' dedi. -''KİMSENİN GÜCÜ YETMEYECEK''- Bahçeli, Türkiye'yi içten karıştırmak için etnik ayrışma fitilini ateşlemeye çalışanların amacının, toplumsal cepheleşmeleri körükleyerek Türkiye'yi bir gerginlik ve çatışma girdabının içine sürüklemek olduğunu belirtti. Bahçeli, ''Son cinayeti ve cenaze törenini bunun için bir fırsat olarak kullanan bu cephenin tahriklerinin etkilerini spor müsabakalarına kadar sirayet etmesi, Türkiye'yi bekleyen çok ciddi tehlikelerin habercisidir'' dedi. ''Önümüzdeki hassas dönemde herkesin mayınlı bir yolda yüründüğünün bilinci içinde hareket etmesi ve Türkiye üzerinde oynanmak istenen hain oyunların aleti olmamaya büyük bir dikkat göstermesi'' gerektiğini belirten Bahçeli, şunları kaydetti: ''Türk milliyetçiliğinin siyasi temsilcisi ve Türk milletinin milliyetçi özünün sesi olan milliyetçi hareket mensupları sabır, metanet ve sağduyusunu koruyarak bu oyunları boşa çıkaracaktır. Bugün şahit olunanlar, Türkiye'ye karşı kin ve husumetten beslenen ihanet cephesinin son çırpınışlarıdır.Bugün karşımıza çıkan tablonun akıl tutulmasıyla izahı da mümkün değildir. Bu, siyasi ahlak tutulması, fikri namus tutulması ve beşeri vicdan tutulmasıdır. Hain emellerinin önünde son direnç kalesi olarak gördükleri Türk milliyetçiliğine karşı savaş açan ve Türkiye'ye kefen biçmeye yeltenen bu şer cephesine şu mahşeri gerçekleri hatırlatmak ve çok iyi kulak vermeleri gereken uyarılarda bulunmak istiyorum: Türk milliyetçileri, Türk olmanın, bu yüce ülküye gönül vermenin ve Türkiye'nin milli değerlerine, milli birliğine, milli onuruna ve haysiyetine sahip çıkmanın çok ağır bir bedeli olduğunun bilinci içindedir. Bu bedeli ödemeye gönüllü olan Türk milliyetçileri, bu aziz vatanı ve milleti böldürmemeye ve Türk milletinin kardeşliğini sonuna kadar korumaya kararlıdır.Türkiye'yi Lübnan, Yugoslavya veya Irak yapmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Hiçbir güç Türk milletinin asil mensuplarını Türküm demekten utanır hale getiremeyecek, tarihinden ve kimliğinden koparılmış, geçmişle gelecek arasında ülkü, fikir ve ideal köprüleri kuramayan, suçluluk psikozu içine itilmiş ezik bir topluma dönüştüremeyecektir. Herkes şunu aklından çıkarmamalıdır: Türkiye'nin varlığına ve geleceğine kastetmek isteyen hain saldırılar karşılıksız kalmayacak, mukadder olan milli hesaplaşma, demokratik ve meşru zeminlerde ve hukuk içinde mutlaka, ama mutlaka yapılacaktır.'' |
http://img113.imageshack.us/img113/218/kuraklik9xm7.jpg SON 40 YILDA SULAK ALANLARIN YARISINI KAYBETTİK KONYA - Zafer Akpınar - Dünya ortalamasına göre su fakiri olan Türkiye'de yaklaşık 2,5 milyon hektarlık sulak alanın yarısı son 40 yılda insan etkisiyle kaybedildi. Doğal Hayatı Koruma Vakfı-Türkiye (WWF-Türkiye) Su Programı Alan Koordinatörü Çağrı Deniz Eryılmaz, 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, geçmişte birçok sulak alanın yeni tarım alanlarının açılması, aşırı su kullanımıyla müdahale gibi etkenlerle kuruduğunu söyledi. Türkiye'de sulak alanların geçmişte yok edilmesinin temelinde sıtma hastalığının yattığını vurgulayan Eryılmaz, bu hastalıkla mücadelede farklı teknikler olmasına karşın ülkede 1990'lı yıllara kadar sulak alanların kurutulmaya devam edildiğini belirtti. EN FAZLA KONYA KAPALI HAVZASI ETKİLENDİ Konya'daki binlerce hektarlık Suğla Gölü'nün tarımsal amaçlı kurutulduğunu ve yerine su depolaması yapıldığını vurgulayan Eryılmaz, Suğla Depolaması'nın sulak alan özelliğini taşımadığını, artık kuşların bölgeye uğramadığını söyledi. Eryılmaz, Konya'daki bir başka sulak alan olan Samsam Gölü'nün de tarımsal amaçlı olarak kurutulduğunu belirterek, üzerinden yıllar geçmesine karşın burada toprakların tuzlu olması nedeniyle tarım yapılamadığını bildirdi. Ereğli Sazlıkları'nın da sulak alan işlevini kaybettiğini ve büyük ölçüde kuruduğunu dile getiren Eryılmaz, "Türkiye'deki toplam 2,5 milyon hektarlık sulan alanın yaklaşık yarısını kaybettik. Elimizde çok az bir alan kaldı" dedi. |
Skandalın ilk faturası kesildi http://www.vatanim.com.tr/pics/news/106757000.jpg http://www.vatanim.com.tr/pics/clear_pixel.gif Ogün Samast’a Türk bayrağı önünde hatıra fotoğrafı çekilmesi rezaletinin sorumlusu 4 polis görevden alındı, 4 jandarmanın da görev yeri değiştirildi Emniyet: Kurumlar birbirini suçlamamalı Jandarmadan sert açıklama Savcılık: Görüntülerde 3 suç var http://www.vatanim.com.tr/pics/clear_pixel.gif 02.02.2007 Ogün Samast'ın Samsun'da çekilen görünütüleriyle ilgili 4 polis görevden alınırken, 4 jandarmanın da görev yeri değişti. Gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesi sonrası başlatılan soruşturma kapsamında Samsun İl Emniyet Müdürlüğü'nde görevli 4 emniyet mensubu görevden uzaklaştırıldı. Bu ara 4 jandarmanın da görev yerinin değiştiği açıklandı. Televizyonlarda yayınlanan görüntülerde, iki jandarmanın aralarında aldığı katil zanlısı Samast’ın eline Türk Bayrağı veriliyor, saçlarının düzeltilmesi bile isteniyor. Hatta jandarmalar katil zanlısıyla hatıra fotoğrafı bile çekiyor. Utandıran diyaloglar İşte katil zanlısı Ogün Samast’ın Samsun Otogarı Jandarma Karakolu’nda Türk Bayrağı önünde fotoğrafı çekilirken yaşanan utandıran diyaloglar: - Bir de şöyle alayım. Saçını düzelt aslanım! - (Hatıra fotoğrafı çektiren jandarmalar birbirine kastederek) Keşke sen de şapkayı çıkartsaydın. Sen de çıkart. Böyle daha iyi... - O yazıyı şöyle kafasının üstüne getirebilir miyiz arkadaşlar.. JANDARMA 24 OCAK’TA ‘BİZ ÇEKMEDİK’ DİYE AÇIKLAMA YAPMIŞTI Jandarma Genel Komutanlığı 24 Ocak’ta “fotoğraf”la ilgili şu açıklamayı yapmıştı: “Bazı basın yayın organlarında gazeteci Hrant Dink’le ile ilgili Samsun’da yakalanan şüphelinin bir poster önünde çekilmiş fotoğrafı hakkında Jandarma Genel Komutanlığı’nı itham eden haber ve yorumlara yer verilmiştir. Söz konusu şahsın Jandarma sorumluluğunda bulunduğu Samsun Merkez Yeşilkent Jandarma Karakolu’nda yapılan ilk işlemleri esnasında hiçbir şekilde fotoğrafı çekilmemiştir.” Fotoğraf krizi nasıl çıktı? Polis ve jandarma daha önce yalanladı Ogün Samast’ın Türk Bayrağı önünde çekilmiş fotoğrafı, günlerce tartışma konusu oldu. Fotoğrafın nerede ve kim tarafından çekildiği konusunda kamuoyuna çelişkili bilgiler yansıdı. Fotoğrafın İstanbul ve Samsun Emniyet Müdürlükleri ile Samsun'daki Jandarma Karakolu'nda çekildiği iddiaları yalanlandı. Son olarak Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan, fotoğrafın Samsun'da çekildiğini doğruladı ve Samsun Emniyet Müdürlüğü'nün açıklama yapacağını söyledi. Ancak Samsun'dan böyle bir açıklama gelmedi. Fotoğrafla ilgili açıklamalar şöyle: • İstanbul Emniyet Müdürlüğü-24 Ocak 2007: Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin Samsun'da yakalanan ve dün tutuklanan şüpheli Ogün Samast'ın bir poster önündeki fotoğrafı İstanbul polisince çekilmemiştir • Jandarma Genel komutanlığı - 24 Ocak 2007: Bazı basın yayın organlarında; gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesi olayıyla ilgili Samsun'da yakalanan şüphelinin bir poster önünde çekilmiş fotoğrafı hakkında Jandarma Genel Komutanlığı'nı itham eden haber ve yorumlara yer verilmiştir Söz konusu şahsın Samsun Merkez Yeşilkent Jandarma Karakolu'nda yapılan ilk işlemleri esnasında, hiç bir şekilde fotoğrafı çekilmemiştir. • Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan - 26 Ocak 2007: Çalışkan, Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın fotoğrafının Türk bayrağı ve Atatürk'ün sözleri fon alınarak çekilmesi olayıyla ilgili soruya, 'Söz konusu fotoğraf İstanbul'da değil Samsun'da çekilmiş. Samsun Emniyet Müdürümüzle görüştüm. Bu konuyla ilgili bir açıklama yapacaklarını söylediler" karşılığını verdi. 'Cep telefonuyla çekilmiş' • Vali Hasan Basri Güzeloğlu tarafından görevlendirilen vali yardımcısının hazırladığı ön rapor: Jandarma bölgesinde yakalanan zanlının Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne getirildiği, İstanbul Başsavcılığı'nın talimatı üzerine gözaltına alınmayan zanlının, İstanbul'a gönderilene kadar şubedeki özel odada muhafaza altında tutulduğu belirtildi. Zanlıyı polise teslim ettikten sonra görevi sona ermesine rağmen bazı jandarma personelinin şubeden ayrılmadığı vurgulanan ön raporda, odadaki zanlı ile bazı polis ve jandarma görevlilerinin temas kurarak konuştuğu kaydedildi, ön raporda, bu sırada zanlının fotoğraf makinesiyle hiç görüntülenmemesine karşın, pano önündeki fotoğrafın, bir cep telefonuyla çekildiğinin tespit edildiği ifade edildi. *** Jandarma Genel Komutanlığı'nın açıklaması Jandarma Genel Komutanlığı Genel Sekreterliği'nden yapılan açıklamada, Hrant Dink cinayeti zanlısı Ogün Samast'ın fotoğraf ve görüntülerinin jandarma karakolunda çekilmediği yinelendi Samsun'da incelemelerine devam eden İçişleri Bakanlığı müfettişlerince tanzim edilen 'tespit ve beyan tutanağı'nda da televizyonda yayınlanan görüntülerin Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü çay ocağında çekildiğinin açıkça belirtildiği kaydedilen açıklamada, 'Müfettişlerce tespit ve beyan tutanağının düzenlenmesinden hemen sonra görüntülerin kaynak belirtilmeden ve jandarma karakolunda çekildiği ifade edilerek TGRT televizyon kanalına servis edilmesi, bu tertibin arkasında olanların niyet ve maksatlarını göstermesi açısından son derece düşündürücü ve endişe vericidir' denildi. Yazılı açıklamada, 1 Şubat 2007 günü (dün) saat 18.30'dan itibaren, önce TGRT televizyonu, takiben diğer bazı televizyon kanallarında, Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın poster haline getirilerek kamuoyuna yansıtılan görüntülerinin, Samsun Şehirlerarası Otobüs Terminali'ndeki Jandarma Karakolu'nda çekildiğini iddia eden haber ve görüntülere yer verildiği anımsatıldı. Açıklamada, şöyle denildi: '24 Ocak 2007 tarihinde yapılan basın açıklamasında da kamuoyuna açık ve net bir şekilde duyurulduğu gibi, söz konusu fotoğraf ve görüntüler hiçbir şekilde jandarma karakolunda çekilmemiştir. Ayrıca, halen Samsun'da incelemelerine devam eden İçişleri Bakanlığı müfettişlerince 1 Şubat 2007 günü saat 17.50'de olayla ilgili olarak tanzim edilen 'tespit ve beyan tutanağı'nda da televizyonda yayınlanan görüntülerin Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü çay ocağında çekildiği açıkça belirtilmiştir. Görüntülerde yer alan jandarma personeli, zanlıyı, emniyet müdürlüğüne teslim etmekle görevli olan personeldir. Müfettişlerce tespit ve beyan tutanağının düzenlenmesinden hemen sonra görüntülerin kaynak belirtilmeden ve jandarma karakolunda çekildiği ifade edilerek TGRT televizyon kanalına servis edilmesi, bu tertibin arkasında olanların niyet ve maksatlarını göstermesi açısından son derece düşündürücü ve endişe vericidir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ayrılmaz bir parçası ve kanun ordusu olan Jandarma Genel Komutanlığı, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yasalarla kendisine verilen görevleri yine yasaların verdiği yetkiler çerçevesinde ve tam bir tarafsızlık ve adalet duygusu içerisinde yerine getirme azim ve kararlılığındadır. Bu itibarla kamuoyunu bilgilendirme görevini yerine getiren basın yayın kuruluşlarının, basın meslek ilkelerine uygun hareket etmeleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmaya yönelik maksatlı girişimlere karşı daha fazla hassasiyet göstermeleri beklentimizdir.' *** Savcılık: Görüntülerde 3 suç var SAMSUN Cumhuriyet Başsavcılığı Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın yakalandıktan sonra Türk Bayrağı önünde çekilen ve basına yansıyan fotoğraf ile video görüntüsü ile ilgili olarak soruşturma başlattı. Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Gökçınar, yaptığı basın açıklamasında, dün akşam bazı televizyon kanallarında yayınlanan görüntülerle ilgili başlatılan soruşturma hakkında bilgi verdi. Daha öncede, benzer fotoğrafların bazı basın organlarında yer alması üzerine bir soruşturma başlatıldığını hatırlatan Gökçınar, yayınlanan görüntülerin ardından ise soruşturmanın içeriğinin genişletilerek yeni bir boyut kazandığını belirterek, şunları kaydetti: “Hrant Dink'in katil zanlısının başarılı bir operasyonla yayınlanmasını müteakip bazı yayıncı kuruluşlarda şüphelinin Türk Bayrağı arkasına alınarak bazı fotoğrafları yayınlandı. Belli bir müddet inceleme aşamasından sonra 31.01.2007 tarihi itibari ile olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Soruşturmanın kapsamı ve içeriği dün akşam ulusal basında, görsel medyada yer alan ilgili kaset görüntüsünün yayınlanmasıyla başka bir içerik kazandı. Biz yayıncı kuruluştan kasetin orijinalını istedik. Ayrıca olayla ilgili soruşturmanın suç tipi yeniden değerlendirilerek ilgili göreviler hakkında suçu ve suçluyu övme, görevi suistimal ve hazırlık soruşturmasının gizliliğini ihlal iddialarıyla ilgili olarak soruşturma devam edecektir.” Hiç kimsenin suç işlemesine izin vermeyeceklerini bildiren Gökçınar, Samsun Emniyet Müdürlüğü ve Jandarma elemanlarının çok başarılı bir operasyonla şüpheliyi yakaladıklarını ifade ederek, “Ancak ardından bu tip bir olayın gelişmesi bizi son derece üzmüştür. Yasal gereği ne ise hiç duraksamadan yerine getirilecektir” diye konuştu. GÖRÜNTÜLER EMNİYETTE ÇEKİLDİ Gökçınar, kimler hakkında ne gibi iddialarla ilgili soruşturma açılmasının olaya karışan personelin tespitinin ardından yapılacağını söyledi. Söz konusu görüntülerin Samsun Emniyet Müdürlüğünde çekildiğini de belirten Başsavcı Gökçınar, “Olayın dün akşam yayınlanan kasetin geçtiği mekan Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesidir. O şubede bizim şu andaki tespitlerimize göre hem jandarma komutanlığından, hem emniyet müdürlüğünden elamanlar mevcuttur. Ancak kimler hakkında ne gibi isnatlarla davanın açılacağını soruşturmanın seyri belirleyecektir” dedi. ADALET BAKANI'NA BİLGİ Konuyla ilgili Adalat Bakanı Cemil Çiçek'i de bilgilendirdiğini bildiren Gökçınar, Çiçek ile akşam bir kaç kez görüştüğünü söyledi. Başsavcı Gökçınar, söz konusu kaset ve fotoğrafın kim ya da kimler tarafından basına ne şekilde sızdırıldığının ise yürütülecek soruşturmadaki ”hazırlık soruşturmasının gizliliği” kasamında araştırılacağını bildirdi. Bu arada İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından görevlendirilen Mülkiye Başmüfettişi Rıdvan Aydın, Jandarma Kıdemli Albay İbrahim İşgüder ve Polis Başmüfettişi Yücel Tutkun, Ogün Samast'ın TEMA Vakfı tarafından verilen üzerinde Türk Bayrağı ile Atatürk'ün sözlerinin bulunduğu takvim önünde çekilen fotoğrafı ile ilgili soruşturmayı bugün başlattı. Emniyet sözcüsü: Kurumların birbirini suçlaması doğru değil Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan, Hrant Dink cinayetinin zanlısı Ogün Samast'ın olayın ardından çekilen fotoğrafıyla ilgili müfettişlerin Samsun, İstanbul, Trabzon ve Ankara'da incelemelerini sürdürdüğünü, şu anda kendisine intikal eden herhangi bir görevden alma olmadığını bildirdi. Çalışkan, haftalık basını bilgilendirme toplantısında, Hrant Dink ve gündeme ilişkin konuları değerlendirdi. İsmail Çalışkan, Hrant Dink cinayetinin ardından güvenlik birimlerinin ahenk ve koordinasyon içerisinde çalışarak faillerin en kısa sürede yakalandığını ve arkasından adli soruşturma başlatıldığını hatırlattı. Adli işlemler konusunda herhangi bir açıklama ve yorum yapmanın mümkün olmadığını ifade eden Çalışkan, idari yönden ise İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin Trabzon, İstanbul, Ankara ve Samsun'da görevlendirildiğini kaydetti. Çalışkan, geçen hafta düzenlediği basın toplantısında, Ogün Samast'ın jandarma ve emniyet birimleriyle birlikte çekilen görüntülerin bulunduğu iddiası üzerine bakanlık müfettişlerinin hemen görevlendirildiğini hatırlatarak, ”Görüntüler televizyonda yayınlandıktan sonra müfettişlerimiz bu konuda, kim çekmiş, niye çekmiş, neden çekmiş konularının hepsi aydınlanacaktır” dedi. "DUYGULAR YAPILAN İŞE YANSITILMAZ" Bu konuyla ilgili emniyet teşkilatı olarak üzerlerine düşen görevi yerine getireceklerini söyleyen Çalışkan, şöyle konuştu: “Bunun arkasında veya yanında kimler varsa hangi görevlilerimiz varsa silsile yoluyla bütün teşkilatımız emniyet genel müdürüne kadar bütün kişiler hakkında soruşturma yapılabilir. Müfettişlerin raporları sonucunda gereği neyse mutlaka yapılacaktır. Kurumların birbirlerini basın önünde suçlamaları doğru değildir. Jandarma olsun, polis olsun bu ülkenin önemli kurumlarıdır. Kurumların ahenk içerisinde çalışması önemlidir. Sorumlular derhal gerekli cezaya çarptırılacaktır. Olay, müfettişler ve savcılar tarafından en ince ayrıntısına kadar araştırılmaktadır.” Bir gazetecinin, “Gazeteci Hrant Dink'in katil zanlısı Ogün Samast'ın 'vatan kurtaran kahraman gibi' değerlendirilmesini nasıl yorumluyorsunuz” şeklindeki sorusuna ise Çalışkan, “Polis kurumsal bir yapıya sahiptir. Emniyet teşkilatı personeli bütün olaylar karşısında profesyonel olmak zorundadır. Hiç kimse kendi duygu ve düşüncelerini yaptığı işe yansıtamaz. Nereden gelirse gelsin, hangi düşüncede olursa olsun teşkilat olarak olayların üzerine her zaman kararlılıkla gitmekteyiz ve gideriz” yanıtını verdi. CELALETTİN CERRAH'IN DURUMU İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın “Görevden alınıp alınmayacağı” yolundaki sorular üzerine Çalışkan, “Konuyla ilgili bir herhangi bilgim yok. Atamaya yetkili makamlar gerekeni yaparlar” dedi. Çalışkan, memurdan, emniyet genel müdürü vekiline kadar kusur ve ihlali görülen herkes hakkında gerekli adli ve idari işlemin yapılacağını söyledi. Çalışkan, polisin toplumsal olaylarda da, adli ve siyasi olaylarda da profesyonel olmak zorunda olduğunu belirterek, “Polis profesyonelliğini her olayda ortaya koymak zorundadır. Olaylar karşısında kendi duygu ve düşüncelerini yansıtacak herhangi bir eylem ve davranışta bulunmaması gerekir” dedi. "DEVLET GÖREVLİSİ SUÇ İŞLERSE GEREĞİ YAPILIR" İsmail Çalışkan, bir başka gazetecenin emniyet genel müdürlüğüne atama yapılmaması ve Necati Altıntaş'ın genel müdür vekili olarak görev yapmasının kurum açısından sorun yaratıp yaratmadığını sorması üzerine, polisin görevini kanun ve tüzüklere göre yaptığını belirterek, “Emniyetin vekaletle yönetilmesinde herhangi bir yönetim boşluğu bizce görülmemektedir” diye konuştu. Bir gazetecinin, Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından, “Polis muhbiri olarak Erhan Tuncel'in kullanılması ve muhbirlerin örgüte katılarak suç işlemesinin mümkün olup olmadığını iddia etmesi ve değerlendirmesini” sorması üzerine Çalışkan, şunları kaydetti: “Devlete bilgi veren insanlarla ilgili konuları basın önünde konuşmak uygun değildir. Devlete vatandaşlar çeşitli şekillerde yardım etmektedir. Bunların açık bir şekilde deşifre edilmesi ve haklarında konuşulması söz konusu kişileri olumsuz yönde etkilemektedir. Basında da bu konunun yer almaması daha uygun olur. Hiçbir devlet görevlisi suç işleyemez. İşlerse gereği yapılır.” |
ÖDEV SİTELERİ ÖĞRENCİLERİ OLUMSUZ ETKİLİYOR http://img265.imageshack.us/img265/6199/internet4a18bc6la5.png ELAZIĞ - Ömer Fansa- Fırat Üniversitesi'nde (FÜ) yapılan bir araştırmaya göre, ilköğretimden lisans üstüne kadar öğrencilerin ödevleri konusunda başvuru kaynağı olarak ortaya çıkan internetteki ödev siteleri, öğrencilerin, okuma, araştırma ve kütüphaneye gitme tutumlarında olumsuz etki bırakıyor. FÜ Eğitim Fakültesinde yurt içi ve yurt dışında tesadüfen seçilen 12 ödev sitesi üzerinde yapılan araştırmada, yurt dışında sayfası 10, yurt içinde ise genelde 2 dolardan hizmet veren bu sitelerin etkili bir mali kontrole tabi tutulması sonucuna ulaşıldı. Araştırmayı yapan FÜ Eğitim Fakültesi öğretim görevlisi Tuncay Sevindik, internetin yaygın olarak kullanılmaya başlanmasıyla birlikte, sürekli yeni oluşumların ortaya çıktığını,ilk zamanlarda bilgi alışverişi yapılan forum sayfalarının zamanla ücretli ödev sitelerini ortaya çıkardığını söyledi. Bu sitelerin çalışma şekilleri ve yöneticileri ile olumlu, olumsuz yönlerini araştırmak üzere çalışmaya başladığını anlatan Sevindik, bu sitelerin idarecilerinin herhangi bir pedagojik eğitim almadıklarını, genel olarak birer adet editör, grafiker, yaratıcı direktör ve bir programcıdan ibaret olduğunu kaydetti. Sevindik, araştırmada ödev sitelerinin faydalı ve olumsuz etkilerini tespit ettiklerini belirterek,sitelerin, öğrencinin ödeve kısa sürede ulaşmasını sağladığını, zaman kazandırdığını, kütüphane imkanı olmayan öğrenciye hizmet verdiğini, araştırma konusunda internetin etkili bir şekilde kullanılmasını öğrettiğini kaydetti. Sevindik, ancak bu sitelerin öğrencinin kütüphane alışkanlığını körelttiğini, 'Nasıl olsa internette bulurum' düşüncesiyle öğretmenden danışmanlık alımını ve konunun kavranmasını engellediğini, tembelleştirdiğini bildirdi |
ORHAN PAMUK VE KORUMALARI Korumalı hayatı sevmedi Kahire Fuarı'nda Orhan Pamuk'a eşlik eden Mısırlı romancı Gaytani, Pamuk'un korumalardan hoşnut olmadığını belirtti. Kahire Kitap Fuarı'nda Nobel'li yazar Orhan Pamuk'a eşlik eden Mısırlı romancı Cemal Gaytani, "Pamuk bana, fanatiklerin korkusu ile koruma altında yaşamanın hayat olmadığını söyledi" dedi. Nobel ödüllü Orhan Pamuk'un koruma eşliğinde yaşamak zorunda kalmaktan rahatsız olduğu ileri sürüldü. Mısır'da düzenlenen Kahire Uluslararası Kitap Fuarı'nda Pamuk'a eşlik eden Mısırlı yazar Cemal Gaytani İtalyan Corriere della Sera gazetesinde yayımlanan demecinde, "Orhan bana koruma altında yaşamanın hayat olmadığını söyledi" dedi. Gaytani, Pamuk'un, gazeteci yazar Dink'in öldürülmesinden sonra meydana gelen gelişmeleri konuşmak istemediğini hatırlatarak şunları söyledi: "Bu konuyu konuşmamayı tercih ediyor. Fuar sırasındaki söyleşileri ve görüşmelerinde de başka konuları konuşmayı yeğledi. Ben Pamuk'a 'Hayatın nasıl?' diye sordum. 'Hoşuma gitmiyor. Elbette köktendincilerin korkusu ile koruma eşliğinde yaşamak elbette hayat değil' dedi. Ardından yine konuşmamayı yeğledi." Mısırlı yazar Gaytani, Orhan Pamuk'un Mısır seyahatinde korumasız olarak Kahire'yi gezebilmekten çok memnun olduğunu belirtti. Ünlü Mısırlı yazar Mahfouz'un mirasçısı olarak da tanınan Gaytani, Pamuk'u, isteği üzerine, Kahire'de ünlü yazar Mahfouz'un romanlarının geçtiği yerlere de götürdüğünü söyledi. YASEMİN TAŞKIN-SABAH |
Bayraklı fotoğraf katili unutturdu http://www.kanald.com.tr/haber/img/240x140/ogunbayrak.jpg Ogün Samast'ın bayraklı görüntülerini kimin çektiği tartışması, cinayetin önüne geçti. Jandarma "Görüntülerin Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi çay ocağında çekildiği" açıklamasını yaptı. Emniyet Sözcüsü Çalışkan ise "Kurumların basın önünde birbirini suçlaması doğru değil" dedi. GAZETECİ Hrant Dink'in katili Ogün Samast'ın "Vatan toprağı kutsaldır kaderine terk edilemez" yazısı önünde çekilen fotoğrafının ardından görüntülerinin de TGRT'ye sızdırılıp televizyonda yayımlanması jandarma ve emniyet arasında karşılıklı bir suçlama furyasının başlamasına neden oldu. İki güvenlik kurumu arasındaki "Görüntüleri kim sızdırdı" çatışması, Dink cinayeti soruşturmasını gölgede bıraktı. JANDARMA'DAN SERT AÇIKLAMA Samsun'da çekilen görüntülerin televizyonlar ve gazetelerde yayınlanmasının ardından dün sabah Jandarma Genel Komutanlığı Genel Sekreterliği sert bir yazılı açıklama yaptı. Samast'ın görüntüsünün çekilerek "kahraman" gibi gösterilmeye çalışılmasıyla ilgili değerlendirme yapılmayan açıklamada, Samast'ın fotoğraf ve görüntülerinin jandarma karakolunda değil Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü çay ocağında çekildiği vurgulandı ve "24 Ocak 2007'de yapılan basın açıklamasında da kamuoyuna açık ve net bir şekilde duyurulduğu gibi söz konusu fotoğraf ve görüntüler hiçbir şekilde jandarma karakolunda çekilmemiştir" denildi. Açıklamaya şöyle devam etti: ÇAY OCAĞINDA ÇEKİLDİ "Halen Samsun'da incelemelerine devam eden İçişleri Bakanlığı müfettişlerince 1 Şubat 2007 günü saat 17.50'de olayla ilgili olarak tanzim edilen 'tespit ve beyan tutanağı'nda da televizyonda yayınlanan görüntülerin Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü çay ocağında çekildiği açıkça belirtildi. Görüntülerde yer alan jandarma personeli, zanlıyı, emniyet müdürlüğüne teslim etmekle görevli olan personeldir. Müfettişlerce tespit ve beyan tutanağının düzenlenmesinden hemen sonra görüntülerin, kaynak belirtilmeden ve jandarma karakolunda çekildiği ifade edilerek TGRT kanalına servis edilmesi, bu tertibin arkasında olanların niyet ve maksatlarını göstermesi açısından son derece düşündürücü ve endişe vericidir. Bu itibarla; kamuoyunu bilgilendirme görevini yerine getiren basın yayın kuruluşlarının, basın meslek ilkelerine uygun hareket etmeleri ve TSK'yı yıpratmaya yönelik maksatlı girişimlere karşı daha fazla hassasiyet göstermeleri beklentimizdir." EMNİYET: ŞIK OLMADI Jandarmanın açıklama yaptığı dakikalarda kameraların karşısına çıkan Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan, "Kurumların basın önünde birbirlerini suçlamaları doğru değildir. Jandarma veya polis olsun bu ülkenin önemli kurumlarıdır, kurumların ahenk içerisinde çalışması önemlidir. Görüntülerin böyle sızdırılması da şık olmamıştır" dedi. Çalışkan, toplantısında gazetecilerin Dink suikasti ile ilgili sorularını yanıtladı. Sözcü Çalışkan, "Görüntüler televizyonda yayınlandıktan sonra müfettişlerimiz bu konuda kim çekmiş, niye çekmiş, neden çekmiş konusunda tüm konuların hepsi aydınlanacaktır" dedi. Çalışkan, İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah'ın görevden alınması konusunda kendisinde bir bilgi bulunmadığını söyledi. Çalışkan, müfettiş soruşturması devam ederken, görüntülerin medyaya verilmesinin uygun olmadığını belirtti. |
Newsweek'ten ilginç iddia: Türkiye'nin müdahala olasılığı artıyor ABD'nin PKK'nın baskınlarına kayıtsız kaldığını, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki PKK üslerine karşı sınır ötesi operasyonu yapması olasılığının arttığı öne sürüldü Newsweek'te bir makalesi yayınlanan, ABD'nin tanınmış düşünce kuruluşlu Brookings Institution'dan Ömer Taşpınar, Dışişleri Bakanı Gül ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın Washington ziyaretlerinin "rastlantı olmadığı"nı, görüşmelerde operasyon konusunun alınacağını da belirtti. Taşpınar, olası tek taraflı bir müdahale için "Türkiye'nin sıkıntılı Avrupa yolculuğuna adeta sona erdirebilir ve ABD ile dev bir kriz yaratır" yorumunu yaptı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ABD ziyaretinin hemen öncesi Newsweek dergisinde bir makale yayınlanan ABD'nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Brookings Institution'dan Ömer Taşpınar, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonu gerçekleştirme olasılığının arttığını savunurken Kuzey Irak'taki PKK varlığı ve ABD'nin bu konuda bir şey yapmamasının Türkiye ile İran'ı birleştirdiğini de öne sürdü. Ömer Taşpınar, "Türkiye'nin gözü Şii hilalinde" başlıklı makalesinde Batı'dan gelen tehdidinin karşısında İran'ın Türkiye'ye yakınlaşma yoluna gittiğini ve bu konuda oldukça başarılı olduğunu belirterek "Nedeni, Ankara ve Tehran'ın kendilerini birleştiren ortak bir davaları var: Kuzey Irak'ta faaliyet gösteren Kürt gerillaları ve Amerika'nın bu konuda bir şey yapmamasıdır" diye yazdı. Bu aşamada Türkiye ile İran arasında bir "antant"tan söz etmek için henüz erken olduğunu ifade eden Taşpınar, ancak İran'ın belli ki Türkiye'yi Batı ile geleneksel bağlarından uzaklaştırmaya çalıştığını ve bu amaca ulaşmak için PKK'nın İran için bir kart oluşturabileceğini kaydetti. ABD GÜÇLERİ PKK BASKINLARINA KARŞI HİÇ BİR ŞEY YAPMIYOR İran yetkililerinin son dönemde PKK terörünün iki ülke için yarattığı sorunları çok vurguladıklarına dikkat çeken Taşpınar, "Verilen sayısız sözlere karşın bölgedeki ABD güçleri, (PKK'nın) sınır ötesi baskınları önlemek için hiçbir şey yapmıyor" değerlendirmesini yaptı. Halbuki, iki ülkenin basınına göre İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Larijani ve başka İranlı yetkililerin, PKK'ya karşı "büyük bir ortak askeri operasyon"un yapılması avantajlarını Türk muhataplarına anlattıklarına dikkat çekildiği makalede şöyle devam edildi: "O kadar dramatik bir şeyin yakında gerçekleşeceği gibi gözükmüyor. Ancak açıktır ki bir Türk müdahalesi olasılığı artıyor. Bunun, Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın Washington ziyaretlerinde ele alınacak bir konu olduğu kesin. Ve aynı biçimde açık ki İran'ın kışkırtmak için her türlü teşviki var. Kuzey Irak'a bir müdahale, Türkiye'nin sıkıntılı Avrupa yolculuğuna adeta sona erdirebilir ve ABD ile dev bir kriz yaratır. Brüksel ve Washington'dan dışlanmış olan bir Türkiye, İran'a karşı Batı'nın çizgisini izlemede daha az yarar görür." KÜRTLERİN ÇIKTIĞI YOLCULUĞUN SONU BELLİ: BAĞIMSIZLIK Ömer Taşpınar, TBMM'nin kısa bir süre önce Irak konulu gizli bir oturum yaptığına, Türk askerlerinin son 20 yılın önemli bir bölümünü PKK ile savaşarak geçirdiğine, 40 bin kişinin öldüğüne ve 150 milyar dolara yakın bir harcama yapıldığına işaret etti. Ancak Ankara'nın PKK'yı sadece "daha büyük bir sorunun bir parçası" gibi gördüğünü belirtirken Türkiye'nin Kuzey Irak'taki bağımsız Kürt devleti kaygılarına da değinen Taşpınar, "Washington ile ortaklığından cesaret alan Iraklı Kürtler, son durağı belli olan bir yolculuğa çıkmış bulunuyorlar: petrol zengini Kerkük'ün başkenti olacağı bağımsız bir Kürt devleti. Bu Kürt devleti de, Türkler'in kabusudur" yorumunu yaptı. Taşpınar, TBMM'nin gizli oturumunun Kerkük'e odaklanmasının "iyi bir işaret olmadığı"nı savunarak Kerkük'te bir referandum ve bir nüfus sayımı planlanırken durumun çok kolay alevlenebileceği uyarısını da yaptı. İran'ın ise, Kandil'i bombaladığını ve yakaladığı PKK'lıları Ankara'ya iade ettiğini kaydeden Taşpınar, haberlere göre İranlıların Ankara'ya önerdikleri belirtilen "koordine bir askeri operasyon"un da, "çok büyük öngörülemeyecek sonuçları olan bir tırmanış" anlamına geleceğini yazdı. Taşpınar söyle devam etti: "Gül ve Büyükanıt'ın Washington'a ziyaretleri rastlantı değil. Görüşmeler, Bush Yönetimi'nin Iraklı Kürdistan'daki istikrara ilişkin laflara son vermeli. ABD kuvvetleri, PKK'ya karşı kararlı bir biçimde hareket geçmedikçe Türkler, Ankara'nın işine el koyacağı uyarılarını yapacak. Bu, bir seçim yılı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, çoğu askeri müdahaleden yana olan siyasi rahiplerine karşı ulusalcı ehliyetini göstermek için her türlü teşviki var. Ve bu, kaçınılmaz olarak Türkiye'yi İran'a doğru itecek ve sonunda Amerika'ya karşı görülmemiş bir Sünni-Şii hayal kırıklığı eksenini bile yaratabilir." Irak'ta kanlı saldırı: 135 ölü Amerikan yönetiminin şiddet önlemlerine bir türlü çare bulamadığı ve strateji değiştirmek zorunda kaldığı Irak'ın başkenti Bağdat dün Mart 2003'teki işgalden beri en kanlı ikinci gününü yaşadı. Şehrin merkezinde bir pazar yerine park edilen kamyona yerleştirilen bombaların patlaması sonucu en az 135 kişi öldü, 310'dan fazla kişi de yaralandı. Ölü ve yaralı sayısının artabileceği, enkaz altında birçok cesedin bulunduğu belirtildi. Saldırı, ABD işgalinden bu yana tek bir patlamada en fazla ölümün gerçekleştiği patlama oldu. Şiilerin çoğunlukta olduğu el Sadriye'deki patlama, halkın sokağa çıkma yasağı başlamadan önce alışveriş yapmaya çalıştığı sırada yaşandı. Patlamayla birlikte, pazar yerindeki birçok dükkan yerle bir olurken, yaralılar hastanelere ilkel şartlarda kaldırıldı. Kurtarma görevlilerinin kamyonetlere yığdığı cesetler de morglara taşındı. Irak Başbakanı Nuri El Maliki, olaydan, idam edilen Saddam Hüseyin yandaşlarının sorumlu olduğunu savundu. Hükümet sözcüsü Ali El Dabbah da saldırıları gerçekleştiren direnişçilerin en az yarısının Suriye'den ülkeye sızdığını öne sürdü. Amerikan yönetimi ise saldırının büyük bir kıyım olduğunu açıkladı ve Irak hükümetine desteğini vurguladı. Saldırının, 'Irak'ta iç savaş unsurları görülüyor' ifadesinin kullanıldığı Amerikan istihbarat raporunun yayınlanmasından bir gün sonra düzenlenmesi dikkat çekti. Amerikalılar ve Irak güçlerinin ortaklaşa yapacağı ve başkenti huzura kavuşturmayı öngören büyük operasyon öncesinde militanların mümkün olduğunca çok saldırı düzenlemeye çalıştığı belirtiliyor. Kasım 2006'da Sadr semtinde bomba yüklü 6 araçla düzenlenen saldırılarda ise 202 kişi hayatını kaybetmişti. Kerkük'te 7 patlama: 4 ölü Kerkük'ün statüsünü belirlemek için bu yıl yapılması planlanan referandum konusundaki tartışmalar devam ederken, kentte gerilim giderek tırmanıyor. Kuzey Irak'taki Kürt yönetiminin kendisine bağlamaya çalıştığı Kerkük'te dün yedi saldırı gerçekleşti. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin lideri olduğu Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği Partisi ile Kuzey Irak'taki bölgesel yönetimin başkanı Barzani'nin lideri olduğu IKDP binalarının da hedef alındığı belirtilirken, bomba yüklü araçlarla gerçekleştirilen saldırılarda 4 kişi öldü, 37 kişi de yaralandı. Iraklı Kürtler, Kerkük'ün referandumla Kürdistan bölgesine bağlanmasını istiyor. Ankara'nın desteklediği Türkmenler ve Araplar ise 2003'teki işgal sonrası kente yoğun bir Kürt göçü yaşandığına dikkat çekerek, referandumun sonucunun geçerli olmayacağını belirtiyor. Bu arada, ABD'de resmî istihbarat kuruluşlarının ortak çalışmasıyla hazırlanan Irak'a ilişkin Ulusal İstihbarat Tahmini raporunda, ABD'nin bu ülkeden kısa sürede çekilmesi durumunda, Kürtlerin Kerkük'ü ele geçirme ve özerkliklerini genişletme çabalarının, Türkiye'nin askerî müdahalesine yol açabileceği ifade edildi. Bağdat, Kerkük, Cihan Tacikistan, Mevlânâ Yılı'nı üst düzeyde kutlayacak 2007'nin 'Mevlânâ Yılı' ilan edilmesi vesilesiyle Mevlânâ'nın 800. doğum yıldönümü Tacikistan'da devlet seviyesinde çeşitli etkinliklerle katılacak.Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahmanov, 800. doğum yıldönümünde Mevlânâ'yı kendisine yakışır şekilde hükümet olarak en üst düzeyde anacaklarını bildirdi. Rahmanov, bu çerçevede 7-8 Eylül 2007 tarihlerinde dünyanın önde gelen ilim adamlarını bir araya getirecek uluslararası konferans düzenlenmesi ve Mevlânâ'nın eserlerinin 5 dilde basılması teklifinde bulundu. Diyalog Avrasya Platformu Genel Sekreteri Erkam Tufan Aytav'ı kabul eden İmamali Rahmanov, kutlamaların en üst düzeyde geçirilmesi için tüm imkânları seferber edeceklerini belirtti. Mevlânâ'nın hem Türk hem de Tacik halkının ortak gururu olduğunu ifade eden Aytav da "Mevlânâ'nın gerçekten kim olduğunu ve Mevlânâ felsefesinin ne anlama geldiğini Türkiye-Tacikistan işbirliği ile düzenlenecek forum ile dünyaya tanıtma fırsatı bulacağız." diye konuştu. Genel Sekreter Aytav, Konya ile Tacikistan'ın Kurgantepe şehirlerinin "kardeş şehir" ilan edilmesi için teklifte bulunacaklarını kaydetti. Tacikistan'ın güneyindeki Kurgantepe, Mevlânâ'nın dünyaya geldiği şehir olarak biliniyor. Kutlamalarının organizatörlüğünü Tacikistan hükümeti, Tacikistan Bilimler Akademisi, Diyalog Avrasya Platformu ve Şelale Eğitim Kurumları üstlendi. Umed Mevlanov, Duşanbe, Cihan |
3 kişiydiler http://www.vatanim.com.tr/pics/news/106954000.jpg http://www.vatanim.com.tr/pics/clear_pixel.gif Polisin ulaştığı yeni kamera kayıtları ve tanıklara göre olay yerinde Samast’ın yanında en az iki kişi daha vardı http://www.vatanim.com.tr/pics/clear_pixel.gif 04.02.2007 Hrant Dink cinayetinde Ogün Samast’ın yalnız olmadığı ve cinayet anında en az 3 kişinin daha bulunduğu ve tetikçinin Yasin Hayal olabileceği iddiaları soruşturmanın seyrini değiştirecek boyut kazandı. İki görgü tanığının ifadeleri ve kamera kayıtlarına dayanılarak ortaya atılan iddialara göre, Dink’i vuran mermi Ogün Samast’ın silahından değil, Yasin Hayal veya ona çok benzeyen bir başkasının silahından çıktı. VATAN’a konuşan üst düzey bir savcılık yetkilisi tanıkların ifadelerinin henüz doğrulanmadığını ancak soruşturmanın sürdürüldüğünü söyledi. Yetkili, “Yasin Hayal’in olay günü Trabzon’da olup olmadığı” sorumuza ise “Deliller var” yanıtını verdi. Derin çürüme çürütmesin Dink’in ailesi ve avukatı olay yerindeki kamera kayıtlarını yeniden izledi. Dink’in ailesi, ihmaller zinciri ve skandallarla günyüzüne çıkan derin çürümenin soruşturmayı da çürütmemesi için tanık ifadelerinin dikkate alınmasını istiyor. İşte suikast anına ilişkin görgü tanıklarının ifadeleri... İddia 1 - Hrant Dink’i vuran Ogün Samast değil mi? Adı açıklanmayan sürpriz bir kadın tanığın ifadesine göre Yasin Hayal de cinayet günü Ogün Samast’ın yanındaydı. Emniyette yaklaşık 9 saat izlediği kamera görüntülerine dayandırdığı ifadesine göre süpriz tanık, cinayet anını şöyle anlattı: “Ogün Hrant Dink bankadan çıktığında yanına orta yaşlı, esmer bir kişi geldi. İkinci bir kişi gelip konuşmaya katıldı. O sırada Dink’in karşısına Ogün Samat çıkıp tabancasını dorulttu, ancak tetiği çekmedi. Dink eli silahlı bu kişiye bakarken, arkadan çizgili kazaklı, siyah montlu ve açık renk pantolonlu kişi Dink’e arkasından 3 el ateş etti.” İddia 2 - Suikastçı sayısı iki kişiden de mi fazlaydı? Biraşka görgü tanığı ise Hrant Dink’in oğlu ve avukatının da izlediği görüntülere dayandığırdığı ifadesinde şu bilgileri ileri sürdü: “Olay sırasında suikastçıların sayısı 4-5 kişiydi. Hrant Dink çıktığı an hepsi birden hareketlendi. Yasin Hayal de oradaydı, üzerinde ise yine Mc Donald’s saldırılarından sonra yakalandığı gün giydiği kazak vardı.” İddia 3 - Peki grubun lideri kimdi? Yine aynı görgü tanığı ifadesinde grubu 40-45 yaşlarında olan bir kişinin yönettiğini ileri sürüyor: “Grubu yöneten kişi Yasin hayal değil. Lider olan kişi 40-45 yaşlarındaydı. Bir bahaneyle Dink’i durdurdu. O sırada Yasin Hayal arkadan, Ogün Samast önden yaklaştı.” İddia 4 - Samast neden koşarak kaçtı? Aynı ifadelerde, yine kadın tanığın ifadesindeki gibi Ogün Samast’ın tetiği çekmediği belirtiliyor. Bu tespit ise şöyle: “Olay sırasında Ogün Samast’ın silahı ateşlenmedi. dink’in yere düşüş anı var, ama görüntülerde tetiği kimin çektiği belli değil. Samast bağırarak kaçmaya başlıyor. Yasin Hayal ve grubun lideri olan kişi yanlarındakilerle birlikte hemen yakınlardaki bir inşaata giriyorlar.” İddia 5 - Yasin Hayal bir gün önce de keşfe mi geldi? Görgü tanıklarının izlediği kayıtlarda cinayetten bir gün öncesinin görüntüleri de var. Kayıtlarda yine ifadelerde yer alan bu 4-5 kişi Agos gazetesinin etrafında dolaşıyor. Polisin de araştırdığı kamera görüntülerine göre Yasin Hayal, Ogün Samast’ın önünde yürüyor. İddia 6 - Polis Yasin Hayal’li kaseti neden sakladı? Yasin Hayal, üzerinde yine Mc Donald’s’ı bombaladığı gün giydiği çizgili kazak, koyu renk bir mont ve açık renk bir pantolonla Agos’un köşesindeki ağacın yanında duruyordu. Cinayetten birkaç dakika önceydi ve sürekli telefonda konuşuyordu. Olayın ikinci görğü tanığı olan Tunç Erden Yakar ancak ısrarları üzerine kamera görüntülerini izleyebildi. Yakar ifadesinde şöyle dedi: “Bir polis bilgisayardan kamera görüntülerini izletirken görüntülerdeki kişi Yasin Hayal’di. Ancak başka bir polis elinde kasetlerle gelip ’Yanlış kasetleri izlettin’dedi. Ama o görüntülerde Yasin Hayal yoktu. Dink’in ailesi ve avukatıyla da aynı kasedi izledik, bu görüntülerde ikinci kişi yoktu. Israrım üzerine Yasin Hayal’in olduğu ikinci bir kaset getirildi.” İntihar etmesin diye çarşaf bile serilmedi İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, Hrant Dink’in katil zanlısı Ogün Samast’ın Bayrampaşa Cezaevinde, diğer tutuklulardan farklı bir muameleye tabi tutulmadığını söyledi. Engin, şunları kaydetti: “Haberlerde yer aldığı gibi kesinlikle bu hücrenin boyatılması, halılar serilmesi, televizyon konulması gibi uygulamalar söz konusu değildir. Bırakınız ipek çarşaf serilmesini, bu tür tutukluların intihar eğilimi suretiyle yatağına çarşaf bile serdirilmemiştir. ’102 ekran televizyon’, diyorlar. Orada televizyonun takılacağı priz dahi yoktur.” Polis Erhan Tuncel’I üniversiteye bile sormamış Gazeteci Hrant Dink suikastının azmettiricisi “abi” Erhan Tuncel’in Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) öğrencisi olmasına rağmen polis soruşturması sırasında Rektör Prof Dr İbrahim Özen’den hiçbir bilgi istenmediği ortaya çıktı. KTÜ Rektörü Prof Dr İbrahim Özen “Tuncel’le ilgili bilgi almak için odama ilk gelen siz oldunuz” dedi. Özen “29 dersten başarısız olduğu bilgisine sahibiz. Ancak öğrenci dosyasında siyasi bir soruşturma ve disiplin cezası yok.” Trabzonspor “bere” davası açacak Trabzonspor Kulübü, ulusal bir gazetede yer alan ve kaptan Hüseyin Çimşir’in beyaz bereyle antrenmana çıkmasını eleştiren haberle ilgili söz konusu gazeteye dava açmaya hazırlanıyor. Gazetede, “Beyaz Bereli Hüseyin” başlığıyla yer alan ve Hüseyin’in takımın düz koşusu sırasında beyaz bereyle çekilmiş fotoğrafının bulunduğu haberde, Hüseyin’in, Hrant Dink’in katil zanlısı Ogün Samast’ınkine benzeyen beyaz bir bereyle antrenmana çıkmasının dikkat çekici olduğu vurgulanmıştı. Hüseyin’in “Böyle saçma birşeyle suçlanacağım aklıma gelmemişti. Bu bereleri ilk defa takmıyoruz” dediği öğrenildi. |
ALINTIDIR.. BAYRAK YAKILIRMI?YAZIKLAR OLSUN İĞRENÇSİNİZ .... SİZ DAHA BAĞIRIN HEPİMİZ ERMENİYİZ DİYE BEN BAĞIRMAM BEN ÖZBE ÖZ ÖLENE KADAR TÜRK'ÜM :turkiyem::turkiyem::turkiyem::turkiyem::turkiyem: YAZIKLAR OLSUN ALIN SİZE HRANT ALIN SİZE ERMENİ :@:@:@:@:@ Geçtiğimiz hafta suikasta kurban gazeteci Hrant Dink için Tahran'daki Ermeni kilisesinde düzenlenen ayin, Türkiye aleyhtarı gösteriye dönüştü. http://www.aktifhaber.com/images/news/ermeniprotestosu.jpg Tahran'daki Kuzey İran Ermeni Kilisesi'nde düzenlenen yaklaşık 2 bin kişinin katıldığı ilk tören kilisenin içerisinde gerçekleşti. Törende, İran Ermenileri lideri Serksyan, Ermenice yaptığı konuumada, Türkiye devletinin Ermenilere yönelik siyasetini kınadı. Serksyan konuşmasında, Dink’in Ermeni davası ve Ermeni tarihini araştıran bir gazeteci olduğunu vurguladı. Kilisenin avlusunda yapılan ikinci törende ise daha çok siyasi ağırlıklı konuşmalara yer verildi. Konuşmacılar, Hrant Dink'in Türkiye’de sevilen özgürlükçü bir gazeteci olduğunu ifade etti. Kilise avlusunda yapılan törende Dink'in konuşmaları, hayatı ve cenaze merasiminden görüntülerden oluşan bir sinevizyon da gösterildi. Konuşmalardan sonra kilisenin bahçesindeki sözde Ermeni soykırım anıtına çiçek koyan ve mumlar yakan Ermeni cemaat, Türk bayrağını da ateşe verdi. Ayine katılanlar, Farsça ve Ermenice sloganlar da attı. Bir ermeni öldü binlerce kişi yürüdü,Her sene binlerce ŞehitVeriyoruz Neden o zaman yürümüyonuz aslını bilmeyen Türk kılıklı ZAVALLILAR Sen cenaZesinde yürüdün,Onlar Bayragını yaktı..Elinizde bizde ermeniyiz bizde Hrand Dink'iz diyodunuz,Bayragını yaktılar lan Bayragını...! ''Allah Türkü Korusun'' http://www.artislamic.com/cards/gr/b/turk-10.gif |
Başbakan: 'Yağdır mevlam kar' Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Hakaretten başka söyleyecek sözü olmayanlarla bu ülke bir yere gitmez” dedi. Başbakan Erdoğan, İzmir'de, çevre yolu açılışı, toplu açılış ve temel atma törenine katıldı. Erdoğan, törende yaptığı konuşmada, Türkiye'nin her yerinde yapılan hastane, yol, adalet sarayı açılışlarında ve toplu konut anahtar teslim törenlerinde ayrı bir heyecan duyduğunu söyledi. Bu törenlerle ülkenin aydınlık yarınlarına yönelik umutların arttığını kaydeden Erdoğan, AKP hükümeti olarak gece gündüz çalıştıklarını ifade etti. Kar ve yağmur yağışı altında gerçekleşen törende su sorununa da değinen Erdoğan, “Sabah kar yağışını gördük, sevindik. Devamını istiyoruz, 'yağdır mevlam su' diyorduk ya şimdi de 'yağdır mevlam kar' diyoruz. Çünkü, Ege, son dönemlerin en kurak günlerini yaşıyor. Ege ve İzmir suya hasret kaldı. İnşallah yağacak yağmur ve karlarla, Ege hasret kaldığı suyu bulmuş olur” dedi. EĞİTİME VERİLEN ÖNEM AKP hükümetinin eğitime özel bir önem verdiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, eğitim ile ilgili yatırımların kendisini daha çok heyecanlandırdığını dile getirdi. Bütçede en büyük payı eğitime ayırdıklarını belirten Erdoğan, AKP hükümetinden önce okuma-yazma oranının yüzde 80 dolayında olduğunu kaydetti. Erdoğan, “Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmayı hedefleyen Türkiye'de bu olmamalı, cehaleti ayaklar altına almış bir medeniyetin mensupları olarak, okuma-yazma bilmeyen bir ferdin kalmamasını istiyoruz. Yaptığımız çalışmalarla okuma-yazma oranının yüzde 90 seviyesine çıkardık. Hedefimiz yüzde 100'e çıkarmak” diye konuştu. SOSYAL GÜVENLİKTEKİ TEK ÇATI Sosyal güvenlik kuruluşlarını aynı çatı altında toplayacak kanunun Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından TBMM'ye iade edildiğini hatırlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu kanunu Mecliste yeniden ele alacağız. Her doğan sigortalı doğacak, 18 yaşına kadar güvencede olacak. Maalesef, ana muhalefet, Anayasa Mahkemesi'ne gitti. Sosyal güvenlik noktasında bu kadar önemli bir adım asla geri çevrilemezdi. Biz, 'memuru, işçisi, BAĞ-KUR'lusu hepsini bir çatı altında birleştirelim, adaletsizliklerden uzaklaştıralım' dedik. Bu ülkede işçisiyle, memuruyla, BAĞ-KUR'lusuyla el ele olmadıkça 'her şey Türkiye için' demedikçe bir yere varmak mümkün değil. Diyorlar ki, 'Türkiye'nin borcu çok'. Bunu söylerken ekonomiyi bilmek lazım. Senin GSMH'nen nedir, ona göre hesabını yaparsın. Atalarımız 'Borç yiğidin kamçısıdır' derken işte buradan hareketle bunu söylüyorlar. Olay bu... Gücünüz varsa rahat borçlanırsınız. Dünyanın en borçlu ülkeleri neresi derseniz ABD çıkar, Japonya çıkar.” Türk lirasından altı sıfır atıldığını hatırlatan Başbakan Erdoğan, asıl devrimin bu olduğunu söyledi. Bugüne kadar her hükümetin bu konuyu gündeme getirdiğini, ancak yapamadığını kaydeden Erdoğan, hükümetinin ise vaat ettiğini gerçekleştirdiğini dile getirdi. Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Dayanışma içinde olmamız lazım. İçeride ve dışarıda yapacağımız işler varken, 'kalkınmada şunu yaparsanız güzel olur' diyecek sözü olmayanlarla, hakaretten başka söyleyecek sözü olmayanlarla bu ülke bir yere gitmez. Biz bir şeye inandık, 'Her şey Türkiye için' dedik ve yol koyulduk. Bu hedefi de başaracağız. 2013 yılında, inşallah, kişi başına 10 bin dolarlık milli geliri yakalayacağız, ondan sonra da Türkiye'yi tutana aşk olsun.” Erdoğan, konuşmasının ardından Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafiz Özak, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve milletvekilleriyle canlı bağlantılarla İzmir Çevre Yolu, Dr. Behçet Us Çocuk Hastanesi Genel Cerrahi ek binası, Gülsefa Kapancıoğlu Lisesi, Aliağa Cumhuriyet İlköğretim Okulu ek binası, Bornova Osman Çınar İlköğretim Okulu ek binası, Buca Ali Kuşçu İlköğretim Okulu ek binası, Karşıyaka Lamia Karaer İlköğretim Okulu ek binası, Konak Emirsultan İlköğretim Okulu ek binası ve Menderes Karakuyu İlköğretim Okulu'nun ek binasının açılışını yaptı; ayrıca Nevval-Salih İşgören Eğitim Kampüsü'nün temelini attı. Erdoğan, törenin ardından, açılışı yapılan İzmir Çevre Yolu'nda makam aracını kullandı. Taliban savaşa başlamak üzere! Taliban komutanı: "Hazırlıklarımızı yüzde 80 oranında tamamladık, savaşa başlamak üzereyiz" dedi. Afganistan'daki Taliban güçlerinin önde gelen komutanlarından Molla Hayatullah Han, halkın yüzde 95'inin desteğine sahip olduklarını ve yakında yabancı güçlere karşı savaşa başlayacaklarını söyledi. Taliban komutanı, intihar saldırılarını da arttıracakları tehdidinde bulundu. Reuters muhabirine Pakistan sınırındaki gizli bir üs'te dün açıklama yapan Molla Hayatullah Han, Amerikalı ve yabancı güçlerle savaşmak için hazırlıkların yüzde 80'ini tamamladıklarını söyleyerek, "Savaşa başlamak üzereyiz" dedi. Afganistan'ın güneyinde giderek güç kazanan Taliban, Perşembe günü Musa Kale kasabasını ele geçirmişti. NATO ise kasabayı geri almak için dün gece saldırı başlattı. 'SAVAŞI MOLLA ÖMER YÖNETİYOR, EL KAİDE IRAK'LA MEŞGUL' Hayatullah Han, Taliban lideri Molla Ömer'in Afganistan'da Karzai hükümetine bağlı birlikler ve yabancı güçlere karşı savaşı yönettiğini söyledi. El Kaide ile üst düzey bağlantıların sürdüğünü ifade eden Taliban komutanı, örgütün şu anda daha çok Irak'la ilgilendiğini kaydetti. Hayatullah Han, "Şimdi tüm El Kaide mücahitleri Irak'ta. Önceden bizimleydiler ama şimdi Afganistan'daki cihadda sadece Afgan Taliban güçleri etkin" ifadelerini kullandı. Afganistan'ın tüm vilayetlerinde merkezlerinin bulunduğunu söyleyen Hayatullah Han, Pakistan'da ise faaliyet göstermediklerini öne sürdü. Molla Hayatullah Han, "Pakistan bize zarar verdi, kardeşlerimizi Amerikalılara teslim etti" derken, İslamabad yönetiminin sınıra mayın ve dikenli tel döşemesinin kendilerini etkilemeyeceğini ifade etti. Hayatullah Han, savaşlarının tamamen Afganistan içerisinde sürdüğünü dile getirdi. Afganistan'da ABD önderliğindeki yabancı güçler, 2006'da 5 yıllık işgalin en sert direnişiyle karşı karşıya kalmıştı. Hayatullah Han, geçen hafta yaptığı açıklamada bu yılın yabancı güçler için en kanlı yıl olacağı tehdidinde bulunmuştu. Afganistan'da NATO'nun 33 bin askerinin yanı sıra bu güçten bağımsız hareket eden 10 bin Amerikan askeri bulunuyor. |
4 BÜYÜK KENTTE BARAJLARIN DOLULUK ORANI % 25 http://www.aa.com.tr/images/stories/KATEGORILER/Turkiye/baraj.jpg ANKARA - Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürü Prof. Dr. Veysel Eroğlu, İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi büyük şehirlere içme suyu veren barajların aktif doluluk nispetinin 2 Şubat 2007 itibariyle yüzde 25 civarında bulunduğunu bildirdi. Sulama barajlarına bakıldığında doluluk bakımından şu anda Doğu Anadolu, Doğu Karadeniz ve Batı Karadeniz bölgelerinde herhangi bir sıkıntı bulunmadığını anlatan Eroğlu, Atatürk, Batman ve Dicle barajlarında su seviyesinin normal olduğunu ve bir problem bulunmadığını bildirdi. Doğu Akdeniz, Konya Ovası, İç Anadolu ve Büyük Menderes Havzasında bir miktar su eksiği bulunduğunu kaydeden Eroğlu, ''Ancak unutulmamalıdır ki ülkemizde yağışların yüzde 55-60'ı Nisan-Mayıs aylarında gelmektedir. Dolayısıyla şu an için Türkiye'nin hiçbir bölgesinde kuraklık söz konusu değildir'' diye konuştu. İçme suyu temini konusunda da bilgiler veren Eroğlu, içme suyu maksatlı barajların doluluk oranının İstanbul'da yüzde 53,5, Ankara'da yüzde 9,3, İzmir'de yüzde 30,1, Bursa'da yüzde 27,6 seviyesinde olduğunu söyledi. |
''BÖLGEDE TÜRKİYE'YE ALTERNATİFİZ' http://img456.imageshack.us/img456/4144/rumkesimi12cf00sj1.png LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Kıbrıs Rum tarafının bölgede, Türkiye'ye karşı bir alternatif olduğunu iddia etti. Türk Ajansı-Kıbrıs'ın (TAK) haberine göre, Lillikas, 22 Ocak 2007 tarihinde Brüksel'deki Transatlantic Institute'de, ''The Cyprus Problem After The Accession of Cyprus to the European Union'' (Kıbrıs -Rum kesiminin- AB'ye girmesinden sonra Kıbrıs Sorunu) konulu toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıs Rum yönetiminin petrol arama çalışmaları ve Mısır ile Lübnan arasında ''Ekonomik Münhasır Bölge'' anlaşmaları imzalamaktaki gerçek amacını açıkladı. ''Ortadoğu'da geliştirdikleri ilişkilerin, Türkiye'ye karşı gerçek bir alternatif olduklarının göstergesi olduğunu'' savunan Lillikas, konuşmasında, Kıbrıs Türk tarafının ayrı devlet peşinde koştuğunu ve bu nedenle gümrük noktaları, bayraklar ve semboller yarattığını öne sürdü. Kıbrıs Türkleri'nin ''Kıbrıs Cumhuriyeti''nin yasal ortak üyesi değil de Kıbrıs'ta yaşayan Maronit ve Ermeniler gibi azınlık olduğunu savunan Lillikas, Kıbrıslı Türklere Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili gözdağı da verdi. Lillikas, ticaretin Kıbrıs Rum yönetiminin rızası ile uygulanabileceğini savundu. a.a. |
06--02--2007 ** İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İ. Güler, Dink cinayetine ilişkin soruşturma kapsamında görevden uzaklaştırıldı. http://www.aa.com.tr/templates/ajansmavi/images/scrolldots.gif *** ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü McCormack, PKK'nın Türkiye'ye Kuzey Irak'tan sızmasının gerginlik yarattığını belirterek, ''silahlı bir çatışmayla karşılaşılmaması için diplomasiyi kullanıyoruz'' dedi. http://www.aa.com.tr/templates/ajansmavi/images/scrolldots.gif *** Devlet Bakanı Şener, TCK'nın 301. maddesi ile ilgili tartışmaların çağdaş standartlara uygun yorum yapılmasıyla çözümlenebileceğini belirtti. http://www.aa.com.tr/templates/ajansmavi/images/scrolldots.gif *** Dışişleri Bakanı Gül, ABD Başkan Yardımcısı Cheney ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Hadley ile Beyaz Saray'da bir araya geldi. http://www.aa.com.tr/templates/ajansmavi/images/scrolldots.gif *** Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref, iki günlük çalışma ziyareti için Türkiye'ye geldi. Cumhurbaşkanı Sezer, Müşerref onuruna akşam yemeği verdi. http://www.aa.com.tr/templates/ajansmavi/images/scrolldots.gif *** Milli Eğitim Bakanlığı, 10 bin kadroya yapacağı öğretmen ataması için başvuruların 9 Şubat 2007 Cuma gününe kadar uzatıldığını açıkladı. |
| Saat: 04:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık