![]() |
Ilk kez korkuyorum bu kadar Korkum onu kaybetmek... Ayrilma noktasina gelmistik Sevdicegim yürekle... Onsuz nefes Alamayislarimin ruhuma indirdigi Acimasiz darbeler.. Hicrana bürünmüs yüregim Kirik cam parcalarina Ayrilmis gecmis... O benim hayatimin anlami O var oluşumun gizli sebebi O damarimda dolasan benligim O ekmegim, asim... Her seye ama her seye Hazir olmaliydim. İcime yerlesen tarifsiz sikintilarin Mutlak nedenleri vardi... Artik cigerimden bir seyler sokülmüstü Sanki diyordu icimdeki ses Sanki o baskalarına ait artik 0 bir baska kollarda Bir baska sevgilinin saclarinda Ariyor mutlulugunu. Aslinda aradigi gercek bendim ama O kaybetmeden bunu goremezdi. Uzandi ellerim telefona uzanmasina da Onu ararken icimin titreyislerini Animsadim birden ve Civi kestim bir anda... Agliyarak aradim onu Sakladim gozyaslarimi. Alo deyisleri bile oylesine farkiydi ki... Iste o anladim ki ben yokum Dünyasinda Ben yokum sevda alemlerinin bas kosesinde Beni sevmedigini sandigi düsünceleriyle Kalmasını saglamak icin Elveda dedim onsuzluga Aslinda bensizliğe.... |
Taş Basıp Yüreğine Bakabilir misin açık kalmış gözlerime Gözlerimin kenarında iki damla yaş Dudaklarımınsa kan.. Gözlerim seyrederken gözbebeklerindeki acıyı Şaşkınlığı ve korkaklığını ruhunun derinlerinden gelen Bense uçurtmamın kuyruğuna bağlanmış ruhum Uçurtmamı uçurmam gereken göklerde, ruhumu uçuruyorum. Yaptıkların ve yapmadıkların Söylediklerin ve sessiz kaldıkların Mahkum etse de beni, Hep o küçük çocuk olarak kalmaya. Senin yaşadığın benimse yaşayamadığım çocukluğum Uçurtmamın kuyruğunda |
Seni Sevdim Güzelliğin için değil, Çünkü ben seni hiç görmedim... Ellerimi tutmanı değil, Çünkü ben sana hiç dokunmadım... Gözlerine bakmayı değil, Çünkü ben onlara hiç dalmadım... Ben senin beni sevmeni sevdim... Yüreğinde bana yer vermeni sevdim... Ağladığımda uzaktan tesellilerini sevdim... Benim seni sevmemi sevdim... Sessizlikte kalp atışlarını sevdim... Damarlarımda kan yerine dolasmanı sevdim... Düslerde benim olmanı, senin olmamı sevdim... Gönülden sana bağlandığımı sevdim... Gündüz ışığım, gece karanlığım olmanı sevdim... Alınyazım, kaderim, herşeyim olmanı sevdim... Gözyaşım, kederim, hüznüm olmanı sevdim... Tebessümlerimin, gülmelerimin, Mutluluğumun sebebi olmanı sevdim... Söylediğin sözleri değil, Onları bana söylemeni sevdim... Ben başlı başına seni Sen olduğun için sevdim... Benliğini, duygularını, hislerini sevdim... Sevgimi anlatmaya kelime bulamadığımı sevdim... Ve ben seni sevdim... **AyŞe** |
Hani Bir An Gelir... Hani bir ân gelir... Ve söylenmez sözler söylenir olur! ..... Hani bir ân gelir... Mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada! ..... Hani bir ân gelir... Bir ân gelir... Hani bir göz bir göze gelir. Hani, öyle bir ân gelir ki; En “gelinmez” yollarla en “varılmaz” yolların, senle ben arasındaki yarda boyun büktüğünü görürsün... Bu yar; iki yâr arasıdır! .. Her yar iki yâr arasıdır! .. Ve üstelik; Yaralar yara benzer, Her yar yaraya benzer! Yar başında duruşum; Yâre nâraya benzer! ... Halbuki gök yerin... Halbuki gök yarın... Halbuki gök yârin içindedir bu mesafelerde! .. ..... Veya gök, mavi bir hançer gibi dalıvermiştir de toprağın içine; şimdi toprak, kendi içindeki kocca bir yarayı yâr bilmiş... Kendini parçalayan kooskoca bir yar başına türbedar olmuştur! ! ! Halbuki hep... Hep iki yârdır; Bir yar başında duran... ..... Her yar, yâri gördüğüm rüyadır! .. Yolun biri gözlerinden başlaar senden içeri gider; diğeri gözlerimden, benden içeri... Bir yar oluşur her yârin arasında kalan boşlukta! .. Ben, yarın bir duvarı olup sana bakarım bu yandan... Sen yarın bir duvarı olur, o yandan bana bakarsın! .. Ve en derinimden gelip en derinine gidebilecek olan yol ile, en derininden çıkıp en derinime inebilecek olan gökkuşağı “bakışlarımızda” kopar! .. Biz, sarılmadıkça... ..... Yarlar kaldıkça yârlar arasında! .. Hani bir ân gelir... Ve söylenmez sözler söylenir olur! ..... Hani bir ân gelir... Mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada! ..... Hani bir ân gelir... Bir ân gelir... Hani bir göz bir göze gelir... Hani bir ân gelir... Bir ân... Bakışlar düğümlenir; Bütün yarlar silinir, Sıra söylenmezlere gelir... Muammer Erkul |
Canım İstanbul Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?.. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul'da bul! İstanbul, İstanbul... Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği. Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i... Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul... Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından. Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar... Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan, İstanbul, İstanbul... 1963 Necip Fazıl Kısakürek |
AŞK BUDUR Uzaklardan teninin kokusu Nisan yağmurları getirir buralara Yağmurla gelir hasretin Koklamaya doyamadığım meleğim Seni her gece içime çekişim Dudaklarımı dudaklarınla birleştirmişim Öpmeye koklamaya doyamadağım Canımın içi herşeyim İçimde bir sen ve bir sen Ve bir tane daha sen Ömrümün sonuna dek de takip edecek Kulaklarımda eski bir melodi Ensemde sıcak bir nefes Her nefesimde içime dolacak Ve yollarımda bir ışık olacak, Kalbimle her gün daha da hızla çarpacak Bir sen. Bir sen Ve bir de ben olacağız buralarda. Sonsuza dek Hayatımda bir cümleyi güzel yazabiliyorum Onüç harften oluşuyormuş ilk defa saydım Seni Seviyorum İşte aşk budur sevgilim... |
ŞEHRİN SONU Elbet bir yağmura rastlar ellerim, Yüreğim hiç yazılmamış bir şiire; Kalemime bulaşan kan kurumadan, İçimde büyüyen bu ıssız intihar Karışmadan önce, Ölümsüz harflerden kurulmuş o iki heceyeSeni acıtmasın diye topladığım harflerden Yapabildiğim tek kelimeye Kan bulaştı Kan bulaştı göğsümde hışırdayan tek şiire. Gömleğime sinmiş bu zindan kokusu Sırtımda asılı kalmış aciz iftira Tenime musallat olan ateş Ellerime bulaşan bu kan da ne? Ne söylesem şaibeli bir itiraf hükmünde, Ne sussam küflü bir zindan kokusu sesimde. Bir rüya bul artık tabir etmekten usandığın, Ya da beni usulca çıkar bu hikayeden. Genzimdeki bu yabancı sesi söyletme. Hiç söylenmemiş bir söz fısılda da kalbime; Tenime musallat ol! an ateşi elleme. Söyle bana artık bu şehrin sonu nerede? Ben avucumda yağmurlar, Bu şehrin sonunu arıyorum. Susuyor insanlar Ben su/suyorum. Ağaçlar ağlıyor geçtiğim caddelerde Çocuklar aniden büyüyorlar Anneler şaşkın sabahı bekliyorlar Aldırış etmeden geçiyorum Şehrin sonunu bulmaya Geçiyorum tek başıma uzun bir nehri Saçlarımda rüzgar Geçtiğim her yerde zindan kokusu Sabah oluyor Ve hala şaşkın anneler Aniden ölüyorlar sokaklarda çocuklar Oysa her kabus uyanıncaya kadar demişlerdi Gece hiç bitmiyor Geçiyorum gömleğimde zindan kokusu Orada aşktan ölenler karşılıyorlar beni Alınlarında aşk izleri Gömleğimdeki kokudan Sırtıma bulaşan yırtılmış iftiradan Tenime musallat olan ateş! ten tanıyorlar beni Bir yağmur çağırıyorum gökyüzünden Gece bitmeden Toprak kokusu var şimdi Yağmurun ıslattığı sesimde Biliyorum Artık hiç kimse anlamayacak Gidişimin taşıdığı hikmeti. |
bilirim, hasret okşar saçlarını ellerimin yerine... isyanların yazılır her gece yüreğimin tenhalarına... ten kulağı ile değil, can kulağı ilebeklersin çağrılarımı yusuf'un kuyularında... bilirsin, ömrüm bahr-ı zulmetlerde kederler yüzdüren züleyha... sevinçlerden kovulmuş vuslat meclislerinde adı silinmiş dilara... bekleme ey yar!.. aşılmaz surla örülü yollarımda... bir buse kondurup göm seherlerin bağrına avazımı say ki bir düştü bu sevda... |
Acı Ayrılık Çalıyor zilim, alacaklım kapıda, Açmıyorum, çünkü alacak seni benden. Sen de biliyorsun, kapımı çalan delicesine, Adını duydukça delirdiğim, acı ayrılık... Ben gitsin diye beklerken, O daha da yaklaşıyor bana. Ve hazırlanıyor tüm engelleri yıkmaya, Adını duydukça delirdiğim acı ayrılık... Ayrılacağımı düşündükçe senden, Kaynar sular boşalıyor bedenime. Ağlıyorum gözlerimden kan gelene dek, Ve gitmesi için yalvarıyorum ayrılığa, Ama anlayışlı değil ayrılık, senin gibi... |
Söyle söyle yalvarırım Bir söz söyle anlarım Dokunsalar ağlayacak gibi Gözlerin dolu dolu Yalan mı söylüyorum Sende bir şey var biliyorum Vazgeçmiş gibi bakıyor Gözlerin bana bana Bir dilek tutuk seninle Hiç ayrılmak yok diye Bir yıldız düştü o gecede Seninle ikimize Belli bu halinden Kararlısın gideceksin Korkmuyorum görüyorum Kör değilim git be insafsız Sen gittikten sonra kararlıyım Sevmek mi asla bir daha Sevmeyeceğim Ölürcesine sevdim de ne oldu? |
| Saat: 17:48 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık