![]() |
Çirkin Kadınlar Rüyamda çirkin kadınlar gördüm dün gece Yüzlerini elleriyle kapatmışlardı Bakışlarında çirkin olmanın utancı Kalplerinde Tanrıların merhameti vardı. Ölümü hatırlattı bana çirkin kadınlar Ölüm daha güzel değildi yaşamaktan Bakıp bakıp ağladılar sessizce Bütün aynalara uzaktan Bir asır kadar uzun dakikalar geçti Yalvardılar Tanrıya çirkin kadınlar Güzel olmayı dilediler gök gibi, deniz gibi Bir an için Tanrı olmadığıma yandım Rüyamda çirkin kadınlar gördüm dün gece Ve bir ölüm uykusundan uyandım. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Üşüdü yüreğim Yalnızlığımda Dilimde bir aşk şarkısı Titrerken yanıklaştı Sesim. Kar yağmış sanki Hücrelerime Çırılçıplak Kaldım Ayazın ortasında Kışın güneşi Isıtmıyor Bedenimi. Sarılmak istiyor Sarmalanmak Kor ateşi Kucaklarda, Ve uyumak Biraz. tarık tan |
yanlızlığım sesiz ve karanlık bir odada vurdumduymaz gecenin karanlıgı götürürken yanlızlıgımı uzak diyarlara çaresiz boyun bükmek kalırdı ayrılıga amansız bir kovalamaca başlar geceyi kovalarım sabahı ve seni getirsin diye oysa uzadıkça uzardı gece 11.10.2003 agrı çaresiz vazgeçerim yakarım bir sigara bir daha bir daha... sonra aglarım hayeller kurarken ve seni düşünürken Celal AKTAN |
İçim dışıma çıkıncaya kadar Dışın içime girinceye, Bükülüp içince, İçimce erinceye, Özümüze, Ruhumuza Karışıp sindirilinceye kadar; Capcanlı, dipdiri teninden, Ellerinden, gözlerinden öpüyorum aşk deniz şimşek |
Ankara Ankara büyük şehir İçinde yoktur nehir İçimde var bir kahır Özlendin ey ankara Ankara büyüksün, yücesin Sanki aydınlık gecesin Her zaman usumdan geçersin Özlendin ey ankara (Serdar Sayıl-1982) Serdar Sayıl |
Yıkıntı Her yıkıntının dibinden bir hazine çıktı. Bin siir dokudum yaslarımla.. Her mutsuz göz kırpışımdan Binlerce yıldız fıskırdi bagrımdan semaya Ama artik her duygunun, O kişi için kusursuz oldugunu biliyorum Her yıkılmışlığında bir yüceliş olduğunu sezdim yakamozları ,yalnız görenin bildiğini Hazinelerin ise..Viranelerde gizli olduğunu anladım Karlar erimeden toprak görünmüyor. Bahar gelmeden ağaçlar dönmüyor yeşile Acı olmadan aşk da bilinmiyor. Bir zaman dilimi, sevgi yaşamda.. Onsuz bir anlamı yok geçen yılların. Anladım artık, kapladı ruhumu Acıyla, yıkıntıyla, göründü, geldi . yaşadıklarım devrildi,altüst oldu Diplerde,altlarda, Bin değer yakaladım. Sevgi Damlaları |
Giderken sen ey aşk! Üşür çiğ damlaları gözlerimde Mülteci düşler vurur yüreğimi Kurşuni bir renk alır gökler Afaklar yağmur yağmur... Cemre düşmez yeryüzüne ey aşk Küheylani vurur dalgalar sahile Kan, kırmızı akmaz... Hüzün eskimez... Gitme ey aşk! Seni şaha kaldıracak Ne bir Yusuf ne bir Kerem... Ama gitme ey aşk Mecnunu yollara düşüren Seyyahı martının peşinden sürükleyen Şairi elif elif diye gezdiren aşk Gitme... Sensiz buralar ayaza keser Avuçları doldurmaz dualar Sağnak sağnak boşalmaz toprağa yağmurlar Bülbül unutur gülünü Geceler suspus olur Güneş doğmaz sabaha Aydınlıklar bırakır yerini karanlıklara Gitme ey aşk Gitme... elif hilal |
Gitme yar! .. Benim için döktüğün, Son gözyaşlarından sonra Henüz kurumadı düşlerim.. Gitme! Gözlerimiz bakışırken Sahte değil henüz gülüşlerim.. “Seviyorum” diyen diline inat Artık sahteyse yürek dilin Güneşin battığı en yakın ufukta Gözlerimden silin! .. Sus! Hiçbir şey söyleme! Ayrılığın adı söz ile konulmaz. Gönül almaları sakla kendine Bu yara artık onulmaz.. Sessiz ve derinden olsun gidişin Ayrılığın adı kapıya yazılmaz. Kokunu da al oda köşelerinden Tek tek söndür umutları Ayrılığın resmi mavilerle çizilmez.. Hayatımda hiç olmamış gibi Anıları da al heybene Yit.. Hiçbir zaman gelmemiş gibi Arkana bakmadan Git! .. ömer bolat |
ADIMLA NASIL BERABERSEM Adımla nasıl berabersem hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan koşar gibi yürüyüşün karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın karanlık boşluklarında akıp giderken zaman adımla nasıl berabersem öylece beraberiz seninle her saat her dakika seninle her saniye gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururyla rahat koltuğumuzun altında birer dinamit gibi yüreğimiz ve sonra her zaman her ölümlüye ayrı şartlar altında kısmet olmayan gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın Atilla İLHAN |
Yürümek (Nâzım Hikmet) YÜRÜMEK Yürümek; yürümeyenleri arkanda boş sokaklar gibi bırakarak, havaları boydan boya yarıp ikiye bir mavzer gözü gibi karanlığın gözüne bakarak yürümek!.. Yürümek; dost omuzbaşlarını omuzlarının yanında duyup, kelleni orta yere yüreğini yumruklarının içine koyup yürümek!.. Yürümek; yolunda pusuya yattıklarını, arkandan çelme attıklarını bilerek yürümek… Yürümek; yürekten gülerekten yürümek… ____________________________ Nâzım Hikmet - Aralık 1935 |
ister misin bilmek yüreğimdeki adını bekle o zaman dinle bilir misin nedir vazgeçilmezlik aşk.. sevgi... dostluk bilir misin nedir unutulmazlık hissetmek düşünmek..düşünülmek ağlamak.. ne olduğunu bilmek sevginin ve güvenmek... ve sarılmak sıcak bir şefkatle... değer buna her şey bütün uykusuz geceler bütün yaşanılan gel gitler inan bana değer sana saatlece sarılmak isterdim ve anlatmak.. keşke yüzyirmidokuz harf olsa harfler kelimeler yetmiyor seni anlatmaya aşkımsın.. birtanemsin.. herşeyimsin anlasana... Ayfer Artuç |
Ellere Söyleyemedim Mevsimler bosuna gecti sessiz sedasiz. Birikti duygular dile getiremedim Yagmurlu bir gundu cikip gittin ansiz.. Seni sevdigimi ellere soyleyemedim Yol boyunca hem yurudum hem dusundum Nice baharlar gocmen kuslar geldi gecti Sen kaldin duslerimde cananim olarak Seni sevdigimi ellere soyleyemedim Simdi daglar dumanli gonlumde hazan var Guller solmus lalelerde sisli bir huzun var Gittin gideli icimde tarifsiz SIKINTI var Seni sevdigimi ellere soyleyemedim Salih Kıvanç |
KİMLERE VERDİN İçimden bir parça kopar oldu Kelimeler zorlanırken birleşmeye Kimler aldı bu sevgiyi senden Bir mecburiyet türküsü içinde... Eskisi kadar acımasız oldu yürek Binlerce acıyı bir anda yaşarken Kimler aldı derin yeşilliklerini Ben gezmek isterken gözlerinde.... Yıkılıyorum derken öğrendim Yıkılsamda ellerimin boş kalacağını Kimler aldı bu uzun yolları Sadece seninle ben dolaşırken... Sevdalar alınmaz yaşanmak isterken Sevdalar verilir vazgeçilerek Kimlere verdin sevdamı Sevdam ki onu eğilmeden taşıyana yakışır.... Alıntı |
Göğe erdim sanmıştım ayaklarımı yerden kestiğini düşünüp kutsamıştı adeta evren duygularımı saf masum aşkımı şimdi şaşkın gözlerle bakıyorum zavallı ruhum ateşi masum bir melek sanmış yüzyıllardır şeytandır kötü melek allah onuda yaratmış şimdi anlıyorum iyiden kötü...kötüdende iyi olmazmış kırmızıymış pelerini köretmiş gözlerimi sarmış sarmalamış benliğimi acaba neydiki benden istediği yıllar sonra kusuyor şimdi ben şaşkın gözlerle seyrediyorum ölüşünü bitişini iyi bir ders oldu öğrettikleri çalışıyorum ezberliyorum uzatılan beyaz bastonlara takılan siyah gözlüklere kırmızıgülün alına dökülen timsah göz yaşlarına inanmamayı öğreniyorum yaşı yoktur öğrenmenin aldım dersimi ezberliyorum... türkan sezgin |
Bahaneler bitti düştün elime Anladın mı şimdi kaygılarımı Ardımdan sarfetme bir tek kelime Tükettin en tatlı duygularımı Şu masum halime neler yapmadın Sustukça üstüne üstüne geldin Diller döktüm bir tek sözü kapmadın Zaten hayatta her şeyi sen bildin İhtiras gönlünde yaralar eyler Kendiliğin seni tanımaz artık Diline gem vursam feryatlar söyler Yüreciğim sana acımaz artık Hoyratça kullandın duygularımı En bezgin kuldan bir farkım kalmadı Aşk,sevgi adına kavgalarımı Yitirdim de,sana gıkım çıkmadı Olmaz olsun,buna sevgi mi denir Kendimce kazdığım kuyuya düştüm Aşka bunca emek nasıl ödenir Gönül dinlemeden aşka üşüştüm Engin NAMLI |
Feryad-ı İsyanım (Kayıp Destanı) Mem nelere gark olmadı Zin’in ateşi için Ferhat dağlar delmedi mi Şirin'in düşü için Kusur ise her saniye her yerde seni anmak Mecnun az mı yemin etti Leyla’nın başı için Sesi yorgun gözlerinden uykusuzluk seçilir Görkeminin zerresinden Ağrı Dağı küçülür Gecelerin kollarında leblerinin bal suyu Aydan dökülürcesine kana kana içilir Uykularından kopardım hoş geldin mihmanımsın Artık geri dönüşü yok ahımsın eyvahımsın Elâlem ne derse desin hiç umurumda değil Akıbetine razıyım sevabım günahımsın Sana yine sana yandım Nesimî'de dün gece Gözlerinle yüzüleyim bend olayım Hallac'a Öyle hüküm buyurmuşlar tanrılar divanında Ha ben sana yollanmışım ha Muhammed mi'raca Cümle cihan güzelleri yüzlerine ben örsün Gözlerin balyozu oldu içerimdeki örsün Ruhumdaki fırtınalar Merih'i usandırdı Nuh'a haber eyleyin de gelsin de tufan görsün Yokluğuna dayanamam ahım arşı boyladı Gölgeni Nil'de görmüşler piramitler söyledi Hele bir bak şu sevdaya kimler yanmış ben gibi Dediği üzre Yunus'un "gör beni aşk neyledi" Son duraklarda beklerdim sonun olsaydı senin Neler verilmez ki yerim yanın olsaydı senin Çıkar kınından ne olur kirpiklerinle bile Çal sineme gözlerini aşkına şah Hüseyn'in Harikalardan biriymiş diyorlar Çin seddine Seni görmeden hükmetmek kimin düşmüş haddine Ulu divana baş vurdum dönsün diye Bağdat’tan Ol sebepten ahvalimi arz ettim Bedreddin'e Gamzelerini görseler bülbüller de lâl olur Aşklar ülkesi sarsılır korkunç ihtilâl olur Beklenmedik bir zamanda ölür isem sebebi Beni eritip bitiren sevda-i iclâl olur Kahreden ateş bilinem yananı sen olsaydın Nal olurdum aşk atına bineni sen olsaydın Deseler ki şu kadehte ağu var içen ölür Bir solukta bitirirdim sunanı sen olsaydın Belki de hatırlanırım ararsın şimdi nerde İzim deryada damladır köyüm Hatçepınar'da Bizim köyün kıyısında Dilav suyuna uğra Hangi çobanın kavalı ağlıyorsa ben orda Tanrılar yaratan Zerdüşt serdarıdır aslımın Mazdek Hürrem nişanıdır inancımın neslimin Dersimli Seyyid Rıza’ya ağır selamları var Himmeti var gayreti var Horasanlı Müslim'in Seni tanrılara sunam keremetin görünsün Nazar eden köryılandan beter olsun sürünsün Dağlar naz yapmaya aday insafını bağışla Bağışla ki gözlerinde eşkıyalar barınsın Söyler misin anlar mısın ah çekerin suçu ne Bulutlardan damlar gibi düştüm girdap içine Ay bulandı güneş kustu yıldızlar beklemede Artık yolla gözlerini yolla Çin-u Maçin'e Titanik'ten son sesleri alizeler getirdi Son seslerin son demini balinalar bitirdi Her yerde terör estiren sabıkalı gözlerin Bermuda’yı kamçılayıp Atlantis’i batırdı Toprak sudan bülbül gülden dost dosttan bulur deva Dârâ'dan çok önce seni ağırlamış Ninova Benim ömrüm yanan roma senin gözlerin Neron Örste demir dövmededir şimdi Demirci Kawa Melekler ipekyolu'nda aryaları gözledi Yeri göğe ayı güne seni bana sözledi Ilık bir güz akşamıydı yine senin yüzünden Koçero Harran’a doğru atını mahmuzladı Kirpiklerin yeni değmiş kaşların firik başak Ay ışığı az geliyor hadi gözlerini yak Fesatların hasetlerin eli kına görmesin Terk-i canan eylemeden Şahmeran'a danışak Keşke gelmez olaydı böyle bir hâl başıma Temaşaya meraklılar toplandı el başıma Herkesin dilinde şarkı elinde yarin eli Artık yine sensiz artık yalnızım kul başıma En yorulmaz yolcusuyum müptelası bu yolun Ben zamanla boğuşayım sen seyreyle sen salın Kor alevler buz kesilir gördüklerinde beni Bir sensizlik yakar bir de hasreti İstanbul’un Sen ey gönüller sahibi ey yüzleri gök zemin Ey deryalar şahanesi sen ey gözleri kimin Düzgün Baba hatırına Munzurlar'a mihman ol Mihman ol da güneşlensin yaylaları Dersim'in Gözlerinin dokunduğu her mekân memleketim Bakıver de uzamasın gurbetim esaretim Ahmed Arif hasretinden prangalar eskitmiş Beni böyle eskitense prangalı hasretim Umutların menzilinden uzaklara atılmış İki cihan mucizesi ilâhlara katılmış En amansız gecelerde aynalar yine suskun Perçemi yüzünü gizler sanırsın ay tutulmuş İmanım varsa kaşların, kirpiklerinse dinim Muhammed Kâbe'ye döner, benimse sensin yönüm Musa meşhur asasıyla, çarmıhı ile İsa Bütün hepsi senin olsun, senin gözlerin benim Senin yüzdüğün sularda ayrılık ölümü yur En son yolcun ben olayım bekle biraz gitme dur Beni İstanbul’a götür ya da İstanbul getir Dokununca Nazım’ın ellerini yakan vapur Gördüklerin sensizliğin dayanılmaz göçüdür Sıla gurbet gurbet sıla birbirinin içidir Ne aradın ne de sordun ben nerede neylerim Kara Fatma Kara Yılan senden şikayetçidir Bilirsin ki sevenlerin ayrılığı kâbustur Tahir'i Zühre’ye bahşet zemmedenleri sustur Sen istesen Sina Çölü bin çeşit çiçek açar Suya sudan köprü kurmak yalnız sana mahsustur Bazen kırmızı karanfil zakkum mereti bazen Sevmeyenleri şad edip sevenlerini üzen Ağlayanın güleninden misli misli fazladır "İşte gidiyorum çeşm-i siyahım" diyen ozan Bahçıvanlar kır bayırda boz kevene gül aşlar Ol sebepten didelerden eksilmez kanlı yaşlar Sana yanar sana susar sana acıkır sana Ehl-i Haklar, Kakailer ve mağrur Kızılbaşlar Meri keklik Binboğa'dan Çukurova’yı süzer Yörüklere konuk olur yaylalarını gezer Al'Osman'a diklenenler Göv Osman'a kul oldu Avşar ellerinin hali Dadaloğlu'nu üzer Sana sevdalıdır diye Pir Sultan asılırken Kadılar bayram ettiler Hızır’a susulurken Bilcümle taş kesildiler sözde Itır sevenler Kirli sarı bir bıçakla Nergisler kesilirken Senin rengin tüm renklerin şahı padişahıdır Senin ahın tüm ahların kahredici ahıdır Yıllar gün misali geçti asırlar ay misali Herkes kendi âleminde bu neyin eyvahıdır Yüreğim atom yüklenir sesini duyduğum an Dört kitap çaresiz kalır el-aman aman aman Başka biri yapar mıydı Eyyub'a sabır verdim Ay kendini kuşatıp da gece sustuğu zaman Arzu'yu Kamber'e yolla bayram seyran etsinler On emiri on bir eyleyip Tur'da semah tutsunlar Lûtfeyle de Eshab-ı Kehf açsın kapılarını Yediler'e yoldaş olup yedi asır yatsınlar Güzelliklerin mimari cennetlerin ustası Misk-ü amberli cemlerin vazgeçilmez bestesi Dört kapı kırk makam mağdur mecbur olsa da sana En çok Zerdüşt yanar bir de Zerdüşt'ün avestası Tay Dağı'ndan Kafdağı'na bakışların gerilmiş Nazlarını çekemiyor arap atlar yorulmuş Yol bilenler hâl bilenler sırrın sual etmişler Nesimî Hallac-ı Mansur Şah Hatayi darılmış Gel de dal tomura dursun daha uzansın elim Eski dostu yarenleri gel de çağırsın dilim Bir "he" desen ben Sırat'ı tez geçerim kıratla Köroğlu tek vekilimdir Kiziroğlu kefilim Ay ışığı bilâdestur rüyalarıma dalar Kuşkularımı bağlamış uykularımı yolar Daha kuşlar uçamazken nergisler açamazken Bir sen vardın gülümseyen bir sen bir de inkalar Gözlerinden uzak olmak inan beni bitirir Gider de gelmez bilirim yıllarımı götürür Bir sonbahar yaprağı ol dalı ver kuşun çekme Kızılırmak incitmeden seni bana getirir Ağuları yıllandırıp içirdin yudum yudum Ahvalimi anlar diye Baba Üryan’a dedim Karıncayı gözlerinin karasından vuran ben Çok saldırdım ruhumdaki seni öldüremedim Yerim yurdum meçhul oldu neredeyim şaşmışım Kafdağını turnaların kanadında aşmışım Kanlılar kandan vazgeçer üçler beşler aşkına Sen de bir gün Maraş’tan geç ocağına düşmüşüm Bana gözlerini gönder sakın ha olmaz deme Kime yanam dertlerimi yalnızlığımı kime Bir başıma kâbuslarla boğuşurken ansızın Hayallerin şeref verdi dün akşam viraneme Hicran son arifesinde yolculuk var makbere Siyabend'i öldürdüler Xece ölmek üzere Ab-ı hayat çeşmesidir leblerin esirgeme Ne o tanrıya minnet et ne de dal tevekküre Bulutlar yağmur yorgunu ufuklar ateş yüklü Bir damla ateşte derdim senisizliklerim saklı Yedi kıtaya dağılıp elleri boş döndüler Huma kuşu intizarda turnalar ağlamaklı Sana sunulmaya hazır gökkuşağı destimde Emrine amade olmak hayran olmak kastımda Gözden ırak alemlerde yitik insanlar gibi Ha ülkeler zaptedilmiş ha gözlerin üstümde Hal bilmeze yoldaş olmak yola zulüm değil mi Cevreyleyip gönül kırmak dile zulüm değil mi Ömründe bir defa bile gül koklamamışların Bahçıvana saldırması güle zulüm değil mi Mevsimlerin prensidir güzleri Akdeniz'in Aşikârdır huzurunda gizleri Akdeniz'in Damıtılıp Lût Gölü'ne bağışlansa suları Leblerinde denizleşir buzları Akdeniz'in Şarkılarını dokudum senle geçen her anın Sebebi katili olma yorgun yaralı canın Sen de anlamazsan beni sen de gider gelmezsen Şikayet ederim seni Şah'ına Pir Sultan’ın Sürmeleri yel götürür gözlerine güneş çek Yağmur yanak rengin yağsın bulutlara kına ek Lübnan yeniden kurulur yine şenlenir Beyrut Ama senin gözlerinin savaşı bitmeyecek Yeter çektiklerim yeter benden beter olası Yusuf'u kahretmedi mi Züleyha'nın çilesi Yüzün suyu hürmetine binboğalar and içer Ol diyarda vekilimdir Diyarbakır Kalesi Karda kan damlası rengi yüreklerde ölmezin Ne hükmü var ne kıymeti gidip geri gelmezin Dost Fuzulî mest Fuzulî mayaları anlatmış Sızıları Zap Suyu'nda Siverekli Yılmaz’ın Bana renklerini uzat uzat ellerimi tut Tut ki gönüller şenlensin tut ki yeşersin umut Kervanlar yollara düştü Şam'dan Darüsselam'dan Doğuver de incinmesin mahcup olmasın Nemrut Sırrın dirheminde tutsak arzuların ağlaşır Bıçkın kaçak hislerinde gece-gündüz bağlaşır Bir elinde Van Gölü var bir elinde Urmiye Damlasını sürgün etsen nurhaklarda çağlaşır Duyar mısın İnce Memet Toroslardan seslenir İki canlı Hatçesiyle doruklara yaslanır En onulmaz en insafsız en çaresiz ağrılar Gözlerinin feri değse iflah olur uslanır Senin olmadığın yerde benim yokluğum başlar Hayallerim yola düştü arandı dağlar taşlar Hayyam çorak yüreğime bir kaç damla dem serpti Periler Cudi Dağı'nda izine rastlamışlar Sen pervasız çığlıklar at ben kahrolam ben üzgün Sen kırklarda demlenedur ben beklemekten bezgin Deryaların kucağında cem tutar semazenler Düşlerim dağlar başında düşlerim dolu dizgin Seni Dicle beni Fırat resmetmiş güneş ya rab Güneşin vekili aya yıldızlar olmuş turab Bizleri merak edenler aydan izin alsınlar Bir başkadır yıldızlardan görülse Şattü'l-arab Yağmur yüklü bulutlardan ruhunu koklayışım Çağları tedirgin etmiş ömrünü saklayışım Eyyub'un sabrı tükendi tükenmiyor nedense Ne senin gelmeyişlerin ne benim bekleyişim Gözlerinin damlasıyla çölde gül yetiştirdim Sam yelleri yenik düştü sesinle çatıştırdım Gölgenin düştüğü yerden bir avuç sönmüş külü Serptim derin uykularda Kerem'i tutuşturdum Dilek ağacına gittim sesini bağlamışsın Islaktı dallar yapraklar hıçkırıp ağlamışsın Karac'oğlan hayıflanır Hayyam duysa gücenir Bulanık göl sularını şaraba yeğlemişsin Düştüm dipsiz kuyuların en zifiri yerine Sarkıt gözlerini durma muhtaç oldum nârına Semiramis haber salmış zümrüd'ü-anka ile Davetliymişiz Babil'in asma bahçelerine Sesi mavi rengi esmer bu diyarda sazların Geceleri parlamaktır töresi yıldızların Dağlar uykulara daldı okyanuslar uykuda Beni sabahlara boğan senin deli gözlerin Teninin saçtığı nurdan güneş bile utanır Söyle seni benden başka daha iyi kim tanır Sevdalıların tarihi ıstıraba büründü Seni arzular kıskanır seni Aslı kıskanır Yanarım ah çeker gibi çekerim nazlarını Canını canıma değdir tutuştur közlerini Bir bilsen bir bilebilsen hallerim pemperişan Merhem ol yarelerime gizleme yüzlerini Düşlerimle savaşarak gün be gün yordum seni Hayallerimle kuşatıp ruhuma kordum seni Dediler ki aradığın şaraba yoldaş oldu Yanıbaşımda bekleyen Hayyam'a sordum seni Daha mecalim kalmadı bitti bu son çağrı gel Gel ki yokluğun tükensin tükensin bu ağrı gel Köroğlu'dan kıratını istesen sana verir Seni Nemrut'a beklerim her sabaha doğru gel Aşıkların sırdaşıdır Dicle gizemli akar Siti muradına erdi Botan seyrana çıkar Kör olası kinli beko keyfinden dört köşedir Mem Zin'i Zin Mem'i yakar tacdin evini yakar Serbest geceleri giyin korkularını sıyır Yudumla ki mest olasın şarabı sudan ayır Çöl su ister lâl dil ister gözlerini isterem Vermeyenin iki yüzü ben garibanı doyur Haramiler cirit atar kaynağında bu nehrin Dudaklarını savur ki hükmü kırılsın zehrin Bir bakışın bir taburdur gönder ordularını Sana mecburiyeti var yedi tepeli şehrin Kudretinden sual olmaz can verir can alırsın Ya ömrü saadetim ya da Azrailim olursun Mecnun'un yerine sordum dediler Allah bilir Ben nerede ne olurum onu da sen bilirsin Bir yanımda yarasalar işitir ağıtları Halepçeli bir çocuğa taşıtır ağıtları Küllerim Ağrı'da çığdır tüterim çığlık çığlık Sivas'ta tutuşan ateş kuşatır ağıtları Gözlerinin beşiğinde rüyalarım sallanır Zehri kana zerk etseler damarında ballanır Gılgamış küçük asyanın sensiz fotoğrafıdır Yaşar Kemal'in dilinde Anadolu dillenir Ben dostumu hak bilirim hakkı bilir dost beni Tanrıların sofrasına çağırır bir dest beni Nesimî'nin derisinden sızan şarabı tattım Damlasına dilim sürdüm bir hoş etti mest beni Hallac olup taşlandılar hak ruhunu tadanlar Zal'ın elinden savruldular riyakârlar nadanlar Aşkı şehvete boğduran ummi nebi misali Zul'm ile serdar oldular nefse biat edenler Hakkı sırda sır olanın sor kendisi necidir Aklı mahrum ruhu kanlı her kelâmı acıdır Baba Üryan yana yana der ki aman uzak dur Gönül gözü görmeyenin Allah'ı kıyıcıdır Saçlarından dökülüyor yıldız yıldız sırmalar Düştüğü yeri yakar da sırlarımı tırmalar Kör karanlık bir gecede cürm-ü meşhut dediler Gözlerinde saklanıyor beni ele vermeler Gözlerinde gözlerinde en çılgın uçurumlar Atmacalar yuvalanmış bıldırcınları kovalar Kâbil Hâbil'e yapmadı senin yaptıklarını Duy feryad-ı isyanımı duy artık havar havar Beni sensizliğe sürme uzaklara bakamam Girdaplarda boğulurum boğulurum çıkamam Nice sefil ihanetin ceremesini çektim Öldürseler gözlerimi gözlerinden çekemem Yaslı doruklardan güler sağlarımıza kaçak Bir tılsımlı anahtardır bağlarımızda kaçak Tiksinirim siliklikten mıntıkama uğrama Bize kaçaklık yakışır dağlarımıza kaçak Gel de bülbüller kıskansın gel de güller serpilsin Gel de ahrimanlar yansın gel de allar serpilsin Istıraplar diyarını baykuşlara hibe et Gel de Emekçiyi güldür gel de diller serpilsin. |
Gönül Kokulum Hiç bilmediğim kokunu özledim Nasıl kokar tenin boynuna sokulsam Ve usulca dokunsa dudağım tenine Nasıl yakar sıcağın… Aklıma takılıyor her gece Fena halde seni özlüyorum Başım her yastığa değdiğinde Gönül kokulum, Neresinden tutup çekmeli Kısaltmalı şu mesafeleri. Sen dağları yık, Ben kurutayım denizleri. Hadi iki adım at benden yana, Ben uçayım. Asalım bir ağacın dalında ayrılığı, Özlemi tam yüreğinden vuralım. Kavuşalım… Yarına ertelediklerimizin arasından Çekip çıkaralım birbirimizi. Haydi bir iyilik yapalım Kavuşturalım... Hasrete prangalı yüreklerimizi Nesrin Akalmış |
Bir Yiğit Millet Taşıyor Bir yiğit koşuyor Çanakkale’ ye Ergenekondan almış hızını, Yüreğinde vatan var, Kim takar kurşun yarasını. Katmış arkasına; Malazgirt’ten, Mohaç’tan, Plevne’ den yiğitler Nefesinde duyarsın Kürşad’ın narasını Bir yiğit koşuyor Çanakkale’ ye El uzanmaz dizginine Ufukları zırh yapmış Düşmanın mermisine Diyor; Ben Türk’ üm Senin aslın ne? Kalmasa bedende ferim Nefesim yeter nesline” Bir yiğit koşuyor Çanakkale’ ye Emdiği ak sütün hükmüyle Nam salarken üç kıtaya Karşılamıştın onu; ellerinde güllerle Ey! .. Toprağımın zulmü, Ey! .. *****nin dölü... Şimdi, nefretin niye? Kustun vahşetini bir küçücük karaya O kara ki kökü bağlı arş-ı âlâya Titrese de Seddülbahir Titrese de Çanakkale Yeşiline al düşürüp, Karışacak erenlere Gecenin koyusunda kalmışken cenderede Mehmet’ten kan istiyor, Gül istercesine... Kan değil can vermeye Bir yiğit koşuyor Çanakkale’ ye Değil İngiliz, Fransız gibi çapulcu, Cihanın ordusuyla baş eder tırnak ucu... Mermiler kanatlanır Seyid'in ellerinde Mayınlar Nusret’in nargilesinin marpucu Ateşler su tadında Kanlar bayrak olmakta Gülleler gül açıyor Ruh-i çemende Evliyalar, enbiyalar saf olmuş, Bu mübarek cihadı seyretmekte... Bir Mehmet, Bir Nazmi Bir Kemal, Bir yiğit koşuyor Çanakkale' ye elinde istikbâl Yürek koyuyor namlusuna mermi yerine, İmanıyla vuruyor, çelik kalelere Aşkını siper edip göğsünü gere gere Tarih yazıyor Çanakkale’de Namus taşıyor al çerçeve içinde Sunuyor; imanın mefkûresinde Ak alınlı nesillere öyle bir millet taşıyor ki; Sırtı değmemiş yere Kim bilirdi adını ey! Çanakkale, Mehmet’im kanat olmasaydı üstüne Perihan Dirican |
bakıyorum ufuklara şimdi yoksun bıraktığım umudum da yoksun arıyorum seni ıraklarda gözümden uzaksın yoksun.. kokun sinmiş soluduğum havaya ama sen yoksun hayallerimdesin bendesin ama sen yoksun nerelerdesin sevdiğim bensiz nerelerdesin bak bıraktığın gibiyim araladığın kapındayım hala gidişini izler gibiyim.. senden başka olmadı bu yüreğimde hala kokunla yaşıyorum ama sen yoksun birtek ben ve kokun kaldı geriye sevgilim.. kokunla yaşıyorum seni bekliyorum... hakan şahin |
Keşke Beni bu kadar sevmeseydin Seni merak etmez, Düşünmezdim Güneşim diyorsun Güneşe kızıyorum Hani gizleniyor ya buluta Göstermiyor kendini sana Esmediğinde rüzgara Getirmez diye kokumu Sararan yaprağa öfkem Gözlerimi anımsatmayacak sana Keşke sevmeseydin bu kadar Yetişemediğimde telefona kahrolmazdım Kaçırdığımda treni üzülmezdim Ağlamazdım yağdığında yağmur Yastığım kuru Kadehim dolu kalırdı Keşke sevmeseydin beni Bu kadar düşünmezdim seni oya özpoyraz |
Avuçlarımda ki Acılar / Abdullah ORAL Suyla yazılmış bir kader çizgisindeydi- Ölümün üşüttüğü küçücük eller. Yağmasına düşmüştü çapulcunun Gözlerinde donup kalırken aydınlık Yüreğimdeki sevda kuşlarını uçurdum Çocukların güvercin kanatlı gözlerinde Karanlığın sustuğu yere düşmesin diye gelecek Pusuda bekleyenler vurdular düşleri Başladı büyümeye avuçlarımdaki acılar Suya yazılmış kader çizgileri- Düşerek akıp gidiyordu sularına Diclecin: Arkalarında gölgelerini bırakarak. |
Kalbimdeki Güvercinden Öpün Beni... Rüzgarın sesiyle ufka doğru yayılırken hazan gazeli Albatrosların kanatlarında silinir deniz Bulutlar maviye dönüşür sancılanır gökyüzü Mavi yağmurdan öksüz bulutlar doğurur Ve sağanak karanlığın sardığı şehrime dönerim Ellerimde maviden mahcup kandil Yüzümde meydanların yalnızlığı Sözlerimde çırpınan devrim acıları Boşluklarımda yanıp sönen güneş Uzaklaştıkça tenimden sıyrılan gölgemi çalar Kalbimde çığlık çığlığa bir güvercinle Nasıl tanıyabilirim ışığın rengini Dudaklarımda karanfil simyasıyla Doludizgin mahşere yürüyorum şimdi Can suyu derdimle kuşlayıp denizleri Ak gerdanından okşayacağım dolunayın mavi benlerini Ateş bağına açılan pencereden bakıp hayata Hüzün içen aşkların duasına sesimi kapatacağım Hatıra yapraklarının arasında unutulmasın Diye solan gül saklı ruhumda Uyandığınızda yakut uykularınızdan Rüyalarınızı saran bahar aşkınızla bulun beni Yazılmayı bekleyen şiirler saklı gözlerimde Kalbimdeki güvercinden öpün beni.. Nisan Serap Muratoğlu |
Tahir`le Zühre Meselesi... Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte yani yürekte. Meselâ bir barikatta dövüşerek meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken meselâ denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir ayrılmak istemezsin dünyadan ama o senden ayrılacak yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. 1949 Nazım Hikmet Ran |
YAGMUR KACAGI Elimden tut yoksa dusecegim Yoksa bir bir yildizlar düsecek Eger sairsem beni tanirsan Yagmurdan korktugumu bilirsen Gozlerim aklına gelirse Elimden tut yoksa dusecegim Yagmur beni goturecek yoksa beni Geceleri bir carpıntı duyarsan Telas telas yagmurdan kaciyorum Saray burnu'ndan geciyorum Aksamsa eylulse ıslanmıssam Beni gorsen belki anlayamazsin İc lenir gizli gizli aglarsin Eger ben yalnizsam yanilmissam Elimden tut yoksa düsecegim Yagmur beni goturecek yoksa Attila İLHAN |
SENİ SEVMEK Binlerce yıldır suçunun ne olduğunu bilemeden kürek cezasına çarptırılan hükümlünün,bir gün özgürlüğüne kavuşacağını hayal ederken,gözlerinde saklı kalan son umudu korumak için direnmesi gibidir SENİ SEVMEK..... Uysallığa direnmekten vazgeçip,sonsuz minik dalganın çırpınmasıyla oluşturduğu bir deniz fırtınasıdr SENİ SEVMEK..... Azaldıkça çoğalmanın çelişkisinden doğan,ne yapacağını bilemeden dolaşan,şaşkın,ürkek kaybolmuş yolların yolcusu olmaktır SENİ SEVMEK..... Gözlerini kapatıp mutluluğu çizmek yüreğime,hayalini kurmak sadece,hiç görmediğin,hiç yaşamadığın bir ülkede kalabalıkta hiç görmediğim ellerinin sıcaklığıyla kaybolmaktır SENİ SEVMEK...... Yangınlarıma su serpmek,karanlıklardaki kabuslardan uyanmak,elimi her uzattığımda kaçışını görsem de korkaklık değildir sevmek,yokluktan var etmek kendi küllerimden yeniden var olmaktır SENİ SEVMEK...... Dinlediğin bir şarkıda ağlarken,göz yaşların mavi bir nehir gibi akarken olmayan varlığının hayaline sarılıp uyumaktır,hiç bir zaman olmayacağını bilerek karanlıkta acılarla dans eder gibi aydınlığı beklemektir SENİ SEVMEK..... Bir ütoyadır sevmektir SENİ SEVMEK,susuz çöllerden çıkıp gelmektir derin akan sulara....seni sevmek,hayat,masal,rüya,hayal...... Alıntı |
Gitme!!! Şol gökleri kaldıranın Donatarak dolduranın Ol deyince olduranın Zerreyi ve kübrayı Cümle cıhanı, Seni beni Yaradanın Seni bana yar edenin Seni hem alnıma hem gönlüme Yazanın Aşkına Nebiler nebisi Alemlerin efendisi Yaradanın habibi Resulullahın Aşkına Gitme!!! Hem resuller hem nebiler Hem arifler hem veliler Üçler yediler Kırkların Aşkına Gitme!!! Bir dal kırmızı gülün İstanbul'un Aşkına Ak alınlı babaların Al yazmalı anaların, Dua için göğe açılan Avucunun Aşkına! Gitme!!! Yediğin tuz ekmek Aşkına Deryada açan gülün ağladığı "SU" Aşkına! Katran karası gecelerin Issız kuytusu Aşkına! Seni gördüğüm rüyaların Uykusu Aşkına! Gitme!!! Ay kaybolunca gecede Şehre ışık saçan gözlerindeki Nurun Aşkına israfil nefesinde ki Sur un Aşkına! Leyla'nın Şirin'in Züleyha gönlündeki Yusuf'un Aşkına! Gitme!!! Güllerin nazı Gecenin ayazı Bülbülün niyazı Aşkına! Gitme!!! Demir parmaklık, taş duvar Yusufiye Aşkına! Yusuf'u zindandan kurtaran Rüyanın. İbrahim'i yakmayan Nârın, İsmail'i kesmeyen Bıçağın Aşkına! Gitme!!! Ağyara inat Yar Aşkına! Soğuğa inat har Aşkına! Sıcağa inat kar Aşkına! Gitme!!! Ve götürme gökkuşağını Soldurma güllerin rengini Bozma dünyanın dengesini Gitme!!! Ve götürme giderken, Hayalini, Götürme gözlerinin Yeşilini Ya mülteci olayım Göznuruna Ya da bırak gözlerini burda Gitme!!! Gurbetin sılanın Hasretin vuslatın Velhasılı Ey YAAAAR AŞKIN AŞKINA! GİTME!!!!! Mustafa Türkarslan... |
Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirm Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim Şöyle diyebilirim : 'Gece yıldızlardaydı Ve yıldızlar, maviydi, uzaklarda üşürler' Gökte gece yelinin söylediği türküler Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim Hem sevdim, hem sevildim, ya da o böyle söyler Bu gece gibi miydi kucağıma aldığım Öptüm onu öptüm de üstümde sonsuz gökler Hem sevdim, hem sevildim, ya da ben böyle derim Sevmeden durulmayan iri, durgun bakışlı gözler Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim Duymak yitirdiğimi, ah daha neler neler Geceyi duymak, onsuz daha ulu geceyi Çimenlere düşen çiy yazdığım bu dizeler Sevgim onu alakoymaya yetmediyse ne çıkar Ve o benimle değil, yıldızlıdır geceler Yürek zor katlanıyor onu yitirmelere Bakışlar sanki onu bana getirecekler Böyle gecelerdeydi ağaçlar beyaz olur Artık ne ben öyleyim ne de eski geceler Sesim ara rüzgarı ona ulaşmak için Şimdi sevmiyorum ya, eskidendi sevmeler Şimdi kimbilir kimin benim olduğu gibi Sesi, aydınlık teni, sonsuz uzayan gözler Sevmiyorum doğrudur, yürek bu hala sever Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer Bu gece gibi miydi kollarıma almıştım Yüreğimde bir burgu ah onu yitirmeler Budur bana verdiği acıların en sonu Sondur bu onun için yazacağım dizeler Pablo Neruda |
Bir Avuç Kül Külden ateşe göçüp gider yaşamım Bir avuç toprağı özleyen, unutulmuş dünler düzinesi Geldiğim gibi gitmeye inat! Beklentisiz yol arkadaşlıklarım, boşluklar arasına sığdırılan Ve binlerce cümle söylenmeden saklanan O halde sabah, gece veya akşam Ateş, kül veya duman Seç birini ağlamadan ardından... Hayatımın Hikayesi Zaman geçse de üstünden tüm acımasızlığıyla adının geçtiği her cümlede çarpıyor kalbim sessizce göstermiyorum.. bir ışık daha yanarken gözlerimde düşünüyorum mazimi acılara yataklık eden, korkuyorum bekliyorum ve tekrar uyanıyorum daldığım düşlerden senden öteye geçmiyor hayallerim, kovmak istesem de en zayıf anımda dönüyorum en başa daha az seviyorum seni Farkındayım Kararsızım sürdürmek isteyip istemediğime bu tek kişilik oyunu sevgilim diyemeden bitmesin bir kez bile olsa hayatımın hikayesi diyorum, bekliyorum düşünüyorum sonra o en içteki aklımın sesi çıkıyor yukarılara saçmalama bu neyin bekleyişi bu neyin hayali bitmezcesine süren kendinden başka sevgilin var mı bir düşün seni senin kadar seven…. Jade |
SADECE BEN SEVMELİYİM SENİ Sadece ben uyanmalıyım yaz gecelerinin sabahında... Ben uyuyakalmalıyım tatlı anılarını dinlerken... Delice vurulduğum gözlerin için nefes almalıyım sadece Rüzgarda dağılan saçlarını sadece ben düzeltmeliyim... Ben bilmeliyim dudaklarındaki ıslak öpücükleri ateşini Ve sadece ben silmeliyim gözbebeklerindeki gözyaşlarını.... Ve sadece ben sevmeliyim seni delicesine.... Seni sevmenin bedeli Cehennem de sunulsa bana... Ben sadece senin için ölmeliyim.... İsmail SARIGENE |
İYİ Kİ BU DÜŞTESİN I nehirler yarışır,çağıldar gözlerinde o nehirler benim aşk nehirlerimdir aşk ki azar azar benim yerimdir üşüyorsam,sokaktaysam,yalnızsam gözlerin ey yâr benim evimdir /vurulup düştükçe,düştükçe seni sevmekten bıkmayacağım gece insin,el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!/ iyi ki bu sestesin dünyayı ısıtan nefestesin bir haydut gibi gezinirim kapında kalbimde tutuşan ateştesin... II rüzgârlar savrulur,uğuldar gözlerinde o rüzgârlar benim rüzgârlarımdır aşk ki azar azar benim yerimdir suskunsam,bozgunsam,bulutsuzsam gözlerin ey yâr benim evimdir iyi ki bu düştesin her sabah ışıyan güneştesin iyi ki yoksuluz bulutlar gibi soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi /vurulup düştükçe,düştükçe sana koşmaktan caymayacağım gece insin,el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!/ Yılmaz ODABAŞI |
Acıyı Özlemek Aşk tatlı bir acı verir Gün gelir acıyı da özlersin Aşksız çarpar kalbin Yoktur ertesi günün önemi Ne de yarının dünden farkı Artık aşk firarsa gönlünden Farkı yoktur Yaşamanın ölümden - Korkut Sabah Çelik |
DESEM Kİ Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır, Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor, Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini, Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim, Senden kopardım çiçeklerin en solmazını, Toprakların en bereketlisini sende sürdüm, Sende tattım yemişlerin cümlesini. Desem ki sen benim için, Hava kadar lazım, Ekmek kadar mübarek, Su gibi aziz bir şeysin; Nimettensin, nimettensin! Desem ki... İnan bana sevgilim inan, Evimde şenliksin, bahçemde bahar; Ve soframda en eski şarap. Ben sende yaşıyorum, Sen bende hüküm sürmektesin. Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber. Günlerden sonra bir gün, Şayet sesimi farkedemezsen, Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden, Bil ki ölmüşüm. Fakat yine üzülme, müsterih ol; Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini, Ve neden sonra Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede, Hatırla ki mahşer günüdür Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum. MEMLEKET İSTERİM Memleket isterim Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. Memleket isterim Ne başta dert ne gönülde hasret olsun; Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. Memleket isterim Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun; Kış günü herkesin evi barkı olsun. Memleket isterim Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; Olursa bir şikayet ölümden olsun. Cahit Sıtkı TARANCI |
Sen tecellinin ayazında, Kanadı kırık bir kuş gibi, uzaklardan dalıma konan, Ömrümün nur topuklu güvercini! Tükenmişliğimin dal ortasında, Yeşeren umutlarımın en görkemlisi! gün gün gözyaşımla suladığım sarı çiçeğim! Gurbet akşamlarımın en hüzünlüsünde açtın. Sen ey hasretimin en yoksul mutluluğu! Bitimsiz bir elemle kanayan, Acılar mezarı yüreğimde, Yaşanmamış sevdalar yazdın............. Sen ey hüznümün sapsarı çiçeği! Yıllarca ışığı yanmayan penceremde, evimi aydınlatan bir gül gibi doğdun! Ey karamsarlıklarımın en sarı gülü, Ben tükenmedikce gün gün, bıkmadan aç gönül saksımda her gün! Sensin parçalanmış deli yüreğimin, En azad tanımaz mutluluğu! Sen ey karlı bağrımın kızıl papatyası! sen! ! ! farkında bile olmadan hergün, Deli yüreğime destanlar yazdın....... ve bu deli yüreğimde kendine, Mahşerlik bir mezar kazdın! ! ! ! S E V İ Y O R U M S E N İ.................... ALİ BAŞOL |
Umutluyum Gece bitiminde doğan günün Aydınlığıyla Güneşin parlaklığı ve sıcaklığıyla Hayatın canlılığı coşkusuyla Güne merhaba demek ne güzel Yeni bir güne başladım umutlarla Herşey güzel olacak bundan sonra Ne hüzünler ne kırgınlıklar Olmayacak hayatımda Ayşe Yakut |
AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur... Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de... Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye... Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak... Aşkta yarın yoktur sevgili... CEZMİ ERSÖZ |
Kural Tanımaz seni kaybetmeye bile bile göz yumamam yüzüme hakim olmuş umutsuz bir ifade etrafımda şeytanlar dolaşıyor durumdan istifade ben içinde sen olmayan bir hayal bile kuramam bir çokları geçmişi dinleyip imrense de söylesene kaç kişi eski zaman aşığı bulmuş kalbimi şöyle bir silkeledim güpegündüz tüm sevdiklerimi yazdım alt alta adını bilmeden sevdiklerimi de hatta sen dahil hepini beni üzdünüz ağlayarak merhaba demişim hayata yüzümü güldürecekler ben doğmadan kaybolmuş yakın mıdır ki benim de çok sevileceğim günler takvimlerin özel günlerinde bulamıyorum elim kolum bağlı hep bir şeyler yapamıyorum sevip de sevilmemişsen eğer hayatını akışına bırakarak unutmak yegane yolmuş bütün dünya bu kural üstüne döner fark ettim ki aşkta zaman aşımı yokmuş Mustafa Bedel |
Başkent'te Hasret Geceleri Ankara'nın özlem kokan hasret gecelerindendi Ve yine sana yazıyordum ilk günkü gibi Anlatamadığım ve anlayamadığın sözlerimi Dedim ya hasret gecelerinden di vuslatı olmayan Ankara'nın özlem kokan hasret gecelerindendi Katlime fermandı yokluğun Vuslatın açık denizde bir sal Ne yana salarsan sal, kara görünmüyordu Ankara'nın özlem kokan hasret gecelerindendi Ne beni dinleyen vardı, ne seni söyleyen Sabahı olmuyordu yürek mahkumlarının, bu şehirde Ve temizlenmiyordu ihanetin izleri ne çayda, ne nehirde Ankara'nın özlem kokan hasret gecelerindendi Tan yeri ağarıyordu ıslak bakışlarımla, şehirde. Puslanan bir gönlü ısıtmaya yetmeyecekti güneş Ve bir kez daha beni yakacaktı tenha gözlerindeki ateş. Ankara'nın özlem kokan hasret gecelerindendi Bendeki geceye inat, penceremde gün yarıydı Her dem karanlığı yaşıyordum, Yalnız ismini oluşturan harfler sarıydı. Serkan Madak |
Yıllar, yumruk olup durdu boğazımda... Tıkanıyor nefesim... Boğulacak gibi oluyorum... (Kim bilir...?) Belki de boş yere, Mâlumun meçhûlde kalması için, kendimi yoruyorum... Her şeyin bir ömrü vardır... Sırların da... Benimle ölsün isterdim ama... Ölümsüz olduğunu duyuyorum... Her gün ölüp ölüp dirilen bir hissin 'ölümsüzlüğü' nasılsa? Duyumsuyor, Bilmiyorum! Şimdi, Sana dönüp yönümü haykırsam! Tüm endişeleri bir yana koyup, Çığlığa dönüşse de sesim, Desem ki... Seni seviyorum! Gülümsersin belki... Belki de kaşlarını çatarsın... Ne yaparsan yap umursamasam! Korkmadan, çekinmeden, hoyratça tekrarlasam: Desem ki... Seni seviyorum! Hem, hamken pişmişse gönül, Edepten nasibi olur mu? ? ? Say ki adım “Ham Yanık! ” Say ki sevmeyi bilmiyorum! Say ki... Sayılamayacak kadar çoğum! Hatta, Seviyorum Seni ama, “Sen” dediğimin kim olduğunu bile bilmiyorum! Say ki, şerikleri çok bir Sendir bu! Say ki, şirk koşuyorum! Sana yanarken, başkasına ağlıyor... Sana bakarken, başkasını görüyor... Seni severken, başkasını özlüyorum... Say ki, şaşırmışım... Şaşıymışım... Ne çıkar be Sevgilim! ? Umursar mısın bunları? (Duyar mısın.....?) Muhabbetsiz! Sadâkatsiz! Şekli ama şüphesiz! Üstelik çılgınca! Üstelik pek mâsum! Hatta sahte! Hatta öylesine! Ve belki azıcık! Belki uçsuz bucaksız! Desem ki... Seni seviyorum! Yılmışım susmalardan! Fakat feryatlar da yalan geliyor! En içli tövbeleri ederken kâfir kesiliyorum! En acı yakarışlar sırasında buz! Yine de... Her nefeste bir son, Her lâhzada bir sonsuzluk, Her dünde bir şu anlık hissediyorum! (Ne olur sanki......?) Kıytırık bir hüzünle, Hiç utanmadan bakıp da yüzüne! Desem ki... Seni seviyorum! Ne ayıp! Üstelik ne gerçek! Ne kadar da hiç üstelik! Boğazıma düğümleniyor sesim... Kesilmesin diye nefesim... İşte bunun için! Yani yine benim için! Yani kıyamadığım için tatlı canıma! Yani nefessizlikten ölmeyeyim diye! Sana duyurmak için değil! “Canım kurtulsun” için! Nasıl bir sevmekse bu? ? ? İşte, Hâlâ “Var” olan “Ben” için! Yüzyılın yalancılarından bir yalancı olarak! Yüzüm bile kızarmadan! Gönlümde sanal bir yangın... (Ne garip.......?) Ateşsiz! Külsüz! Desem ki... Seni seviyorum! Ve inanmadan kendim bile... Söylerken kendi şirretliğime şaşarak! Her “Seni Seviyorum! ” feryâdında, Kendi sesimden iğreniyorum! Fakat sükût, Tekrar sıkıyor gırtlağımı! Tekrar tekrar... Aynı hakikatli yalana dönüp çaresiz... (Neylersin......?) Sevdâlıymış gibi! Ama sevdâsız! Utangaç ama arsız! Desem ki... Seni seviyorum! Şerha şerha yarılmak bu! Lâkin şerhi yok durumumun... En iyi anladığım zamanlarda bile anlamıyor, Anlamadığımı hissederken, üstelik, her şeyi biliyorum! Ve böylesi bilindikken her şey... Cehlimin kokusu burnumun direklerini sızlatıyor! (Ne anlama gelir.......?) Bakmasam kılığıma Küçüklüğüme aldırmasam! Çapsız! Cansız! Güdük bir duyguyla! Bir koca sırrı döksem ayaklarına! Desem ki... Seni seviyorum! Kovar mısın “Beni” kapından? Çarpar mısın “Beni” suratıma? ! Sûretimin acımışlığıyla bakarken gül çehrene... Sîretimi yakar mısın? Olmayan yüzüme! Yani bana! Yani yüzsüzler arasındaki bu yüzsüze! Lûtfeder misin aşkını? ......... Her şey bir yana dağılsa diyorum Sevgilim! Her söz bir yana kaçsa! Bu şiir de unutulsa! Sadece insanlar değil, Bütün kuşlar... Pınarlar... Ve rüzgârlar... Herkes sussa keşke... Her şey sussa... Ben de sussam da... Dolaysız, zamansız, apansız! (Nerededir o dem......?) Sadece Sen! Desen ki... Seni seviyorum! Neslihan Nur Türk |
Haberin Varmı Sen gideli buralarda yeller esiyor Sen gideli bu gönlüm hasret çekiyor Sen gideli yüreğim yandı sönmüyor Eridim kül oldum haberin varmı Sen gideli birgün yüzüm gülmedi Sen gideli kederim çilem bitmedi Sen gideli hasretin biran dinmedi Bir zalime kul oldum haberin varmı Sen gideli bu dünya karanlık bana Sen gideli yaşamak zehroldu bana Sen gideli mutluluk uzak ayhan a Acılarda tükendim haberin varmı Sen gideli yollar dikenli taş oldu Sen gideli hasret gözümde yaş oldu Sen gideli yediğim zehirli aş oldu Zehir oldu bu dünyam haberin varmı Ayhan Okumuş |
BİLİYORUM SANA GİDEN..... Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni Ne kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar,evler aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım,hep seni düşündüm Yalnız seni,yalnız senin gözlerini Sen Bayan Nihayet,sen ölümüm kalımım Ben artık adam olmam bu derde düşeli Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya Yoksa gururlu bir kişiyim aslında,inan ki Anımsayamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; Hangi şarkıyı duysam,bizim için söylenmiş sanki Tek yanlı aşk kişiyi nasılda aptallaştırıyor Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiç biri Raslaşmamak için elimden geleni yaparım Bu böyle pek de kolay değil gerçi... Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; Bunun verdiği mutluluk da az değil ki Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, Sensizliğin bir adı olur,bir anlamı olur belki İnan belli etmem,seni hiç rahatsız etmem, Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi: Bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri Cemal SÜREYA |
Asıl Eksiklik Eksik Olduğumuzu Düşünmekti Asıl eksiklik, çareyi baskasında aramaktı. Hayatın matematigi farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor. Insan tek basına mutsuzsa baska biriyle de mutlu olamıyor. Önce yalnızdık??. 9 ay boyunca karanlık bir yerde dısarı çıkmayı bekledik ve dünyaya aglayarak geldik. Pisman gibiydik. Ya da mecburen gelmis gibi. Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildigimiz anda,içimizi kemiren, kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik:Bir yerde bir eksik var. Korktuk. "Bunun sebebi ne?" diye sorduk kendimize. Cevabı yapıstırdık: "Demek ki sahip olmadıgımız bir seyler var. O yüzden eksiklik hissediyoruz." Peki, neye sahip olmamiz gerekiyor? Çocukken, "yasımız küçük" diye düsündük. Her istedigimizi yapamıyoruz. Kurallar, yasaklar var. Büyüyünce her sey yoluna girecek. Büyüdük?Bir sey degismedi. Yine huzursuzduk. Içimizden bir ses ayni sözcükleri fisildiyordu: "Bir eksik var." Kafamiz karisti. Nasil kurtulacagiz bu igrenç duygudan? Nasil geçecek bu? Aklimiza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince geçecek. Ise girince geçecek. Para kazaninca geçecek. Tatile gidince geçecek. Okulu bitirdik. Diploma aldık. Ise girdik. Kartvizit aldık. Çalistik. Para kazandik. Tasındık. Araba aldık. Sevistik. Eve esyalar aldık. Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik. Kartviziti degistirdik. Daha çok çalistik. Daha çok para kazandik. Içki içtik. Ilaç içtik. Geçmedi. "Bir yerde bir eksik var" hissi, hala orada duruyordu. Bu sefer de "Sevgilimiz olunca geçecek" dedik. "Yalnızlıgımız sona erince bu illetten kurtulacagiz." Beklemeye basladik. Derken, biri çikti karsımıza. Asık olduk. Ve anında baska biri olduk. Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri. Hesap cüzdanlari, kartvizitler, hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi saglamamıstı. Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemis kadar büyük sevgi ve hayranlik gördük. Sevgilimizin gözlerinde Tanri' yi gördük. Isıgı gördük. "Tünelin ucundaki ısık bu olmali" diye düsündük "kurtulduk." Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi asık olan insan çekip gidiverdi. Ya da artik eskisi gibi sevmedigini söyledi. Ya da baska birine asık oldugunu söyledi. Ya da daha kötüsü, baska birine asık oldu ama söylemedi. Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasindan, sevismemesine bahane bulmak zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yataga gelmesinden anladık, bir terslik oldugunu. Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz degildi, bizdik. Fark etmez. Sonuçta ask bitti. Simdi her yer bombos. Simdi tekrar yalnızız. Basladigimiz yere döndük. Yillarca ugrastik, eksigin ne oldugunu bulamadık. Halbuki her seyi denedik, her yere baktık. Öyle mi? Bakmadigimiz bir yer kaldi. Içimize bakmadik. Eksik parçayi disarda aradik ama içimizde saklı olabilecegini akil etmedik. Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye ugrastık ama kendimizi sevmedik. Sasıracak bir sey yok, tabi ki sevmedik. Kendimizi sevsek bu kadar kosturur muyduk? Canımız yanmasin diye duvarlarin ardına saklanir miydik? Kendimizi bos sanıp doldurmaya ugrasır mıydık? Terk edilmekten korkar mıydık? Asil eksiklik, eksik oldugumuzu düsünmekti. Asıl eksiklik, çareyi baskasinda aramakti. Hayatin matematigi farklı; iki yarimi toplayınca bir etmiyor. Insan tek basına mutsuzsa baska biriyle de mutlu olamıyor. "Herkes beni sevsin" diye ugrasınca kimse gerçekten sevmiyor, herkes sevgisine sart koyuyor, sınır koyuyor. Oysa "kendime duydugum sevgi bana yeter" diye düsününce, kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlaniyor. Her sey bir oluyor. Iste o zaman perde aralaniyor. Acı diniyor. Iste o zaman baska 'bir' iyle bir araya gelerek, hesabın kitabın, korkunun kayginin hüküm sürdügü sahte bir sevgi yerine, gerçek bir sevgi yaratılabiliyor. CAN DÜNDAR |
Aşka nasılda susamış ruhum unutmuş kalbim heyecanla atışları bedenim donuk, tenim hissiz, yüreğim solukmuş senden önce yaşamamışım sanki hiç bir geldin dokunuşunla değişiverdi dünyam kana kana içirdin aşkı elinden şarap gibi doruğa ulaştım bulutlardayım kuş misali farkında yaşamak herhalde bu olsa gerek hayata dört elle sarılmak kucaklamak yeni umutları gündüzün ışığını, gecenin büyüsünü yakalamak yıldızlardan dünyaya bakmak gibi bir şeymiş seninle olmak alınan nefesin bile tadını varmak aşkı solumak her nefeste senle dolmak seni yaşamak gökkuşağına salıncaklar kurup sallanmak tatlı bir rüya da bulutlarda dans etmekmiş seni yaşamak geçmişi unutmak ruhu huzura vardırmakmış aşk sonsuzluğa el ele yürümek istiyorum seninle sil baştan… nurcan bingöl |
Aşk Hüzün yüklü kadeh kalktı Aşk; yerle bir... Kime gitsem kapı duvar Geceler kör kilit Bileğimin namlusunda zaman Gelsen tenimde erir Tuttukları boynumda Halka halka gün Yitik bir çığlık öfkem Gözyaşım avaz Sen; beni duymaya uzak Anlamaya yasaklı Ben; sen olduğundan beri kayıp Pişmanlıkları yakalamış dilim Kin Defalarca saplı aşka kırık bir aynada yüzüm Yumrukladığım göğsümde Mor acılar adın Senden yana özgür Acıya prangalı Gönül B i z ; sınırları silinmiş ülke Aşk; yerle bir... Arzu Altınçiçek |
Dağ Rüzgarı kaderde senden ayrı düşmekte varmış doğrusu bunu hiç düsünmemiştim seni tanımadan hele seni böyle deli divane sevmeden önce yalnızlık güzeldir diyordum al başını kaç bu şehirden ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara rüzgarın iyot kokularının karıştığı denizlere git git gidebildiğin yere diyordum oysaki senden kaçılmazmış bilmiyordum! yine de dayanmaya çalışıyorum işte bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen gezen bulutlara sesleniyorum ellerin diye rüzgar güzel bir koku getirmişse saçlarını okşayıp getirmiştir diye avunuyorum yaşamak seninle bir başka zamanı bir başka zamanda seni yaşamak herşeyden önce sen elbette sen mutlaka sen ister uzakta ol, ister yanıbaşımda dur sen ol yeterki bu zaman icinde ben olmasamda olur seni bir yumağa sarıyorum yıllardır bitmiyorsun çaresizliğim gün gibi aşikar su olup çesmelerde akan güzelliğin inceliğin ışık ışık yüzüme vuran sen güneş kadar sıcak tabiat kadar gerçek sen bahcelerde cicek actiran sudan havadan günesten yüce varlık sen o tek sevgi içimde sen görebildiğim o tek aydınlık bir nefeste benim için al havasızlıktan öldürme beni bulutlara yildizlara benim için bak susadım diyorsam bir yudum su işmelisin ben yorulduysam sen oturmalısın ellerim sevilmek istiyor saçlarım okşanmak dudaklarım öpülmek istiyor anlamalısın ağaçların yeşilliği kalmadı, gökyüzünün mavisi yok kim bu çaresiz adam, bu kıpkırmızı gözler kimin kaç gecedir uykusu yok gündüzü yok, gecesi yok, yok, yok anladım sensiz yaşamanın dünyada imkani yok beni bunca saracak ne vardı kanıma girecek gözbebeklerime oturacak bir senfoni gibi kulaklarımdan eksilmeyecek ne vardı hiç karşıma çıkmasaydın bu kör olası gözler görmeseydi seni ne vardı güzelliğini hiç bilmeseydim bir dua gibi bellemeseydim adını ne vardı bütün gece gözlerimi tavana dikerek seni düşünmeseydim... Ümit Yaşar Oğuzcan |
DİKENLERE GİDİYORUM Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum Gidiyorum bütün acılarımı vurup sırtıma umutları bırakıp başucuna ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp şiirlerimi sarıp bohçama yüreğimin yangınına gidiyorum hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal. Gidiyorum gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum. Gidiyorum başımda gam, gözlerimde nem bütün hatıraları bırakıp geride usulca çekip kapıyı ardımdan alıp başımı gidiyorum buralardan şafak sökmeden kimseler görmeden yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için. Hoşça kal suyundan çimdiğim dere kana kana içtiğim pınar say ki yaşamadım bu yerlerde nazlı çiçeklerini okşamadım baharın bozguna uğramış bir bostanın hüznüyle bir yaprağın ürpertisine yazıp ömrümü çekip gidiyorum buralardan. Gidiyorum bir bilinmeze doğru hem yol, hem yolcu olmaya acılarımla başbaşa kalmaya gidiyorum bütün yıldızları takıp kanatlarıma bir kelebek gibi özgür olmaya gidiyorum. Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde gecelerin zifiri saçlarında kaybolmaya bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum. Bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime ne okuyacak bir şiirim gözlerimin içindeki iki damla gözyaşı gibi bakmadan ardımdaki uçurumlara alıp götürüyorum yüreğimdekileri de hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal. Nuri CAN |
Gözlerinde Hüzünle Geldin Karanlıklar getirmişti seni bana Gözlerinde hüzünle gelmiştin Biraz şaşkındın Hatta içten miydi bilmem ama Gülümsemiştin. Hüznüne tutulmuştum gözlerinin Yaş vardı ama akmıyordu Işıkları yapayalnızdı Yıldızlar vardı bebeklerinde Bir türlü parlamıyordu. Saçlarını okşamış, Yanağına dokunmuştum Çok masumdun, çok tatlıydın Seni sevmiş Mutlu olmuştum. Mutlu etmek istemiştim seni Gözlerinden hüznü silmek Yakmak bütün yıldızların ışıklarını, Bir isteğim seni hep sevmekti Bir de sevilmek. Güldüremedim göz bebeklerini Kirpiklerin kahkaha atamadı Ne kadar isterdim bilemezsin Ellerim bir türlü Saçını okşayarak yatamadı. Ne çare kader Gözlerinde hüznünle geldin Değiştiremedim yazgıyı Geldiğin gibi Gözlerinde hüzünle gittin Hüznünle gittin. Turgut Uzdu |
Aşk beklemektir satırların ulaştı sevgilim yanlışlıkla dudaklarını da eklemişsin, konuşuyorlardı iyi olduğunu söylediler bana güldüğünü gülümseyen hüznünü bir tek sorunun varmış, o da özlem.. sen üzülme sevgilim yolların paçasını kısaltıyorum söküklerini dikiyorum ütüsünü de sürünce üstüne, tez elden yüreğindeyim sende biliyorsun ki aşk sabır aşk umut aşk beklemek beklemeye değdiğini bilerek.. pelin onay Gizli öznesin sen yüreğimde imla kurallarını aşar bu sevda..seni sevdikçe.. gizli öznesi bol cümleler kuruyorum “seni seviyorum” kimi? seni.. öznesini yüreğimde tutuyorum noktaları kaldırdım sana uzanan her kelimeyi, virgüllerle uzatıyorum yan yana oldukça çoğalacak, dolaylı tümleçlerimiz biriktirdiğim bütün belirtili sıfat tamlamalarını, senin için koruyorum ...üç noktalar sana olan suskunluğum / susuzluğum herkes duysun bu sevdayı diye, avuçlarımdan gökyüzüne ünlemler gönderiyorum devrik bir cümleydim senden önce grameri bozuk bir yürek yangınıydım sen geldin, yerli yerine oturdu kelimeler noktalı virgülle uzatıyorum hislerimi sana, ulaşabildiğin yerden tamamlarmısın..? özel isimleri büyük harfle başlayarak yazıyorum yani adını yani sevdanı dahası bizi parantez içinde yaşadıklarımız var, aman kimse duymasın tırnak içine aldım bendeki yerini, kem gözlerin nazarı dokunmasın haydi! bir kesme işareti gönder bana, ismimim dudaklarından çıkışını yazayım haydi! iki nokta üst üste gönder bana, bende ne kadar var olduğunu sana açayım gizli öznesi bol cümleler kuruyorum “seni seviyorum” kimi? seni.. öznesini yüreğimde taşıyorum.. pelin onay |
Zulüm Artacak Gardaş Kanda, göz yaşında, yüzüyor dünya, Durulmazsa, zulüm artacak gardaş. Barışın yolunda, kalmışız yaya, Kurulmazsa, zulüm artacak gardaş. Mazlumun başına, yağarken füze, Katiller, barışla başlıyor söze, Suçluyu, suçsuzdan ayırıp ceza, Verilmezse, zulüm artacak gardaş. Kardeşlikten geçer, birliğin yolu, Dost, deyip sineye çekmişiz eli Haklara uzanan, haksızın eli, Kırılmazsa, zulüm artacak gardaş. Fitne, fesat, birlik, baksana işe, Uzakta dururuz, kardeş kardeşe, Yıkanlar bir başa, yapan bir başa, Derilmezse, zulüm artacak gardaş. Biz ayını desek de, ayrıdır yönler, Dünden kalma, içindeki pis kinler, Ülke işgal eden, hin oğlu hinler, Sürülmezse, zulüm artacak gardaş. Rütbedir eşeğe, yüklenen semer, Sözde uygara bak, nasıl kan emer, Haddini bilmeze, okkalı şamar, Vurulmazsa, zulüm artacak gardaş. Tüküreyim, düzen tutmaz, düzene, Barış diye diye, barış bozana, Sert bir nota, Türk-İslamı üzene, Verilmezse, zulüm artacak gardaş. Sözde dostlar, hile katarlar söze, İşimizde, karar verip biz bize, Türk’ün füzesiyle, aya, yıldıza, Varılmazsa, zulüm artacak gardaş. Kaybolmadan, gelenekler, töreler, Ürünlere, BİZİM mührü vuralar, Bizim ilaçlarla, bizim yaralar, Sarılmazsa, zulüm artacak gardaş. ELEMİ der:Eşit olma dün ile, Hak arama, can yakarak, kan ile, Bütün işler, adaletle, fen ile, Görülmezse, zulüm artacak gardaş. 26/05/2005 ADANA (İbrahim PATAZ) İbrahim Pata |
SUS YÜREĞİM SUS FERYATLARINI DUYAN YOK Hayatta ölüm var sen hala nerdesin yar! Esme deli rüzgar Canıma kastın mı var.. Bir mevsim başında devşirmiştim hayellerimi Hayellerim beni yarı yolda bıraktı Ben hala yollardayım.. Mahiyetini kaybetmiş mühürsüz hayatım Ha yıkıldı ha yıkılacak Tutanım yok! Saranım yok! Gözlerim arza bulandı Hafif buğulu gözlerimle Düşünmekteyim.. Şimdi aklıma Kimsesiz çocugun gülümseyişleri gibi masum hallerin geliyor Zihnim bile kaldıramıyor bu denli sevgiyi Düşündükçe kendimden oluyorum. Sabır dileniyorum Bana şah damarımdan daha yakın olana sığınıyorum. Sonsuza kadar güneşin hiç batmaması gibi bir istek benimkisi Pes etmek geliyor içimden Yığılmak öylece Diyorum ki sonra Güneş batmaya sen ayakta durmaya mecbursun Minik ellerinle gözyaşlarını silmeye Derin yaralarının acısını çekmeye mahkumsun Yazıktır..! Bitiyorum görmüyorsun! Payıma düşen bu mu ? Hakettiğim bu mu? Nasibimi alıyorum herşeyden Bilmiyorsun..! Kalabalık sokaklarda tenhalaşıyorum. Dokunmasın kimse istiyorum Kimse sormasın istiyorum. Sormasınlar ki bütün cevaplarım sana çıkmasın Ses çıkmasın hayellerime gem vurulsun Biraz da aşktan dem vurulsun Eklendikçe eklensin ruhuma aşk kokusu Yüreğimden uçup giderse kalbim utansın Sensiz yanım incinmesin istiyorum. Ne de çok sevgin varmış gizimde Ah Zemheriye tutuldum Bilmiyorsun..! İstersen... Unut kimsen yokken senin yanında ''kimse'' olmalarımı Unut esen rüzgarlarla ağlayan minik kızı Yokluğun har olmuşken içimde Savur içindeki yaşanmışlıkları Her şey fanileşiyor gözümde Baki kalan tek ''O'' içimde Yüreğim söyle; giderse N'olurum? Sus yüreğim sus feryatlarını duyan yok.. Dayan yüreğim dayan sana senden başka kimse'n yok alıntı |
Ümitsiz Aşklar İçin Ben ümitsiz aşklar için yaratılmışım Ayrılıklar için, sonsuz kederler için Ne zaman ta derinden sevsem bir kadını Ezilmeli yeni açmış gülleri kalbimin En güçlü zehir olmalı aşk dediğin Alkol gibi damarlarıma yürümeli Sarmalı her yanımı gece olunca İçimde bir çıbancasına büyümeli İnsan sevince her gün bir kez ölmeli Her gün bir başka yerine saplanmalı o kurşun Yollara düşmeli, perişan deli divane Erimeli potasında o garip var oluşun Artık uzakbir anıdır huzur ve sükun O büyük yangın başlamışsa yürekte Bir gün gelir de bu çaresizliğin Aranır bütün tesellisi ölmekte O yerde sevilmek de yalan sevmekte Nereye baksan dizboyu karanlık Boşuna bir ışık arama göklerde Her şeyinle aşkın içindesin artık Böyle gitgide derinlere çeker o bataklık Orada ölümsüz olur nice kara sevdalı Sevmek, hiç sevilmeden; korkunç güzel Aşk dediğin karşılıksız olmalı Ümit Yaşar Oğuzcan |
| Saat: 23:15 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık