![]() |
Hoscakal askim Yolun gulle, Yuregin sevgiyle dolsun..! Bak... Nerelerden nerelere geldik... Simdi biz bittik... Bir de baslangicimiz vardi Sonunda bol gozyasi doktugumuz. Sor yagmurlari kendine Kislari da sor. Baharlari bana birak Senden tek yadigar olarak. Adi belli, sonu belli idik. Soguk bir mart aksami idi Beni son kez opup gidisin. O an sadece yanimdan Karanliga karismisti yansiman. Simdi Yuregimden git diyorsun Olur birtanem giderim . Yollar boyle uzun Ask’lar boylesine vurgunken Giderim, son kez gozlerine bakamadan Giderim, son kez sarilamadan Uykusuz sabahlayarak. Pisman degilim Sevdim seni. Delice sevildim. Hayat seni yasamamı istedi Yasadim.. Ama keske Yureginden giderken Olum beklemese basucumda. Yine de Yolun gulle, Yuregin sevgiyle dolsun..! Sana en kotu sozum bu olsun..! |
eger gercekten asik olmussan ayrilsan bille unutamazsin onu her gördüğünde icin acir ve bu aci bir gün patlar gözyaslarini tutamazsin hep unutmayi istersin ama bir an gelir o yine aklina girer ve sen eski günleri hatirlarsin cünkü unutmak zor hatirlamaksa kolaydir belki baska biri olursa düsünmem onu sanirsin ama gercek ask olmadiktan sonra neye yarar.... |
GEÇİP GİDEN ZAMAN Penceremde oturdum yine dün gece , Sabahın ilk aydınlığına dek , Geçmişi düşündüm uzun uzun , Kaç güneş doğup battı günüme , Ne yazık ki hiç gülmemişim , Biri yanıp biri sönerken sigaranın , Bir romana dalmışım ansızın , Cehennem gibi anlatılan dilden dile , Aşkın nefretin bulunduğu dizelerden , Ne kadar yaşarsan o kadar yalandır dünya….. |
Hepimiz Bu Yurdun Evlatlarıyız Bu nasıl kavgalar çirkin döğüşler Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız Yolumuza engel olur bu işler Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız Birleşiriz bir bayrağın altında Biz Türklerin ikilik yok aslında Yanar tutuşuruz vatan aşkında Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız Hedef alıp dövüştüğün kardeşin Seni yaralıyor attığın taşın Topluma zararlı yersiz savaşın Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız Herkes ilim deryasında yüzüyor Çıkmış ayın çevresinde geziyor Yazık bize yollarımız uzuyor Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız Kitaplar yazılmış nasihat dolu Birlikte güçlenir gençliğin kolu Gençliğe emanet Atatürk yolu Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız Söyler Veysel sözlerinden vazgeçmez Bulanık çeşmeden kimse su içmez Ganadı olmasa kuşlar da uçmaz Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız Aşık Veysel Şatıroğlu |
Ben Kandan Elbise Giydim Hiç Değiştirsinler İstemezdim Kendinden birşeyler kattın Güzelleştirdin ölümü de Ellerinin içiyle aydınlattın Ölüm ne demektir anladım Yer değiştiren ben değildim Farklılaşan sendin Sendin bana gelen aynalarla Sendin bana gelen sendin Artık ölebilirdim Bütün İstanbul şahidim Ben kandan elbiseler giydim Bundan senin haberin var mı 1959 |
VARSAYARIM Her gidişinde Gitmemiş sayarım seni, Uzaklardan henüz döndün sayarım. Avunurum/ kendimi kandırdığım yalanlarla, Baktığım her yüzde seni Gördüm sayarım. Saksıdaki çiçekte varsayarım seni. Açmaya görsün Bir dal/ bir çiçek, Oynaşır denizlerim ılık meltemlerinle, Seni/ döndün/ bana güldün sayarım. Zamanları öğüten saatte buluşuruz Sen akrep olursun Ben bir yelkovan. Her saatte bir/ çakışınca iki kol Beni dudağımdan öptün sayarım. Okuduğum şiirlerde bulurum seni, Her dizeyi senin sözün sayarım. Ne zaman ki kapatırsın kalbinin kapısını, İşte o an seni “öldün” sayarım. |
YUREGiM Yuregim Islaktir benim Kuytularda aglamaktan Ve hafif ucuktur rengi Kurusun Diye kac kez Gunese asilmaktan... Sunay Akin |
Sevdamı Daha Nasıl Anlatabilirim ki Dokunsan gönlüme Kan kırmızısı yaş akar Gözlerimden Yüreğimdeki yarayı anlatan Damla düşer avuç içine Bir bak gözlerime Dokun yavaşça bana Sil gözyaşımı Gir kalbime sevindir beni Anla artık beni Seviyorum seni çimen gözlü… |
Geceler anlar beni Kalabalıklar ortasında yalnızlığımı Kahkahalar atarken efkarımı Ve kimsenin bilmediği o sessiz yanımı... Geceler anlar beni Sıcacık karanlığının ortasında bir varımdır bir de o Sarılırım tüm hasretimle dosta,hiç bırakmamacasına Bir çay tadında sohbetlerin hatırı Ve şiir tadında yaşamların sevdası Akar yüreğimden geceye;belki siyah belki en manalı Geceler anlar beni Yıkılan hayallerimin enkazı altında kalan yüreğimle Gözümü alamazken yarınların güzelinden Göze alamadım yeni enkazları,ta baştan başlamayı Ya da görmeyi sonunda leyla olmadığını Cesaretsizliğimin utancıyla kapısındayken dostun O eşsiz vefasına sığınarak ağladım ve ağladım Ne olur güneş doğmasa olmasa birtek sabah Ne olur yıldızlar kalsa sade onlar konuşsa Ne olur hep sessiz kalsam herkes beni anlasa Darağacına giderken sorulsa son dileğim Kalsam sonsuza değin En insan yanımla ve en insan dostumla... |
Karanlık Bir Gecede/ Yağmur Altında Serenat/ Islanan Ruhum Parçalanıyor Düşen Her Damlayla -Kimin? Beni yaralayan bu yüz- Yolunu tanımadım bu firarî gidişlerimin Asıldığımı görmedim de şizofrenik rüyalarda Ve başka bir ses değildi bendeki bu gürültü Kalp atışıydı sadece ayaklarımın altındaki cansız yerin Tükense mürekkebi harelerimi karalayan kalemin Bulanık hava kalır bir/ kanımı pıhtılaştıran Yüzüme saplanan ayak izleri nerden/ dilim kesilmiş Vakur yürüyüşüydü gölgemin süzülüşü alnımdan Yavrusunu koruyan bir anne kadar hırçınlaşmamıştım da Dört duvarda sallanan ıpıssız gölge bendim oysa! Yanılmışım (mı?) / yağma olmuş dünyalarda vuruluduğum Kıvranıyordum bir kanadı kırık kuş gibi acının kollarında Devişirin bana yüzümü/ varoşların çocuğuyum ben Benim değil rüya(m) da görülen bu yüz. Bir önceki giden yolcu kadar beklenmemiştim Adına esrar sinmiş kartal yuvasındaki “çocuk”um ben Gösterilseydi bana düşeceğim yer/ gerek kalmazdı tut(un) manıza Yanıbaşımda bir gölge/ yüzünde ısınan mistik bir dua Ben miydim? / adını eşkıyalara ödünç veren esir Masum da değilim ruhumda sakladığım sır kadar Çöle yağmurun düşmesi gibi muhal bir şeydi bu sükût Dil varır mı sükûta? / kelimeleri eskimiş sesler(in) ocağında Bir o(r) dunun yanarak tutuşması kadar kolay bir şeydi tebessüm Dürülürdü yüzümü buruşturan renklerde ruhum. Dudakları perçinleyen/ susuz bir yakarış Ağladıkça/ gülmesi istifleşen yalnızlıklar dizilir göz ucuma Karla karışık günah yağdıran gökyüzü Serinletemez ateş kütlelerinde yanan yüreğimi Dolunayı yutan bir dudak/ pencere ardında mahkûm Çarpar ellerime/ camı ışık sanıp da öpen kelebek Ateşte kıvranması mıydı/ uyuyan denizin horuldaması Ayın dördüne kuşanmış enginlere sarkıtılan elvan uçurtmalar Boşlukta bir inilti/ kulakları törpüleyen keskin çığlık Hançer geninde patlak veren bu ses/ artık parmaklarımın ar(k) asında Rüyamda her vurulduğunda bir çocuk/ düşerdi omzuma boynum Ki, yutkunduğumda avucumdaki acıya bezenmiş telveyi Serperdim yollara kıvrım kıvrım olan bakışlarımı/ gelmemeniz için. Mahşere uzanan kelimelerim var/ dudağımda öyle dağınık Toplanmasına an kala vurulduğumu varsaysam/ haince Yine de aldandığımı sanacak bu ruhsuz ücretli köleler Koskoca bir hüsrandı payıma düşen yine! Her sarstığımda gök/yüzümü mimiklerimle Dökülen bu gözyaşları mizâh mıydı/ gülüşünüze müsebbeb En büyük acıydı/ beni çıldırtan kahkahalarınızı duymak Sonu gelen bir mahkûmun son sigarası gibi Tezcanlı bitiveriş misâli bir şeydi bu ağlayışım Âvare gezinir harabe kentler üzerinde cirit atan rüzgârlar Sanki bir kitabın son sayfasıydı bu tuttuğum gün. Sahipsiz mi? makilere serilen bu hayatlar/ üşüşüyor insanlar Garipsenecek ne var ki, aradığım yolculuk bu değil oysa Bana urbaları kan toplayan nesil gösterildi/ kan(a) bulaşmış elleri Saz benizli çocukları öptüğüm dudak Yarıldı başlattığınız savaşlarda kılıç şakırdamalarıyla Tarihe düşülen bir not/ kimin hayatından çalınmış? Neresine sığdırayım bu son mehcûr kelimeyi Bir destan vardı/ genç asil çocuklar söylüyordu şarkısını Bırakılmıştı susmalara/ nakaratlarda kilitlenen diller Her okuduğumda devamı mazide kalan bu şiiri Karanlık bir gecenin/ rengi solgun yıldızların gölgesinde Yağmur altında serenat hüzün mevsimi Parçalıyor ruhumu düşen her damlayla Kalbime sızan halecan/ köpük saçıyor damarlarıma Alnımdan silinen öfkeme ne demeli? ey Sen! Bir hüzündü sanki gök/yüzümle buluşan her yıldız kümesi Şiirlerimde kurulan mayın tarlasıydı her kafiye(m) . |
| Saat: 23:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık