![]() |
Aşkına Üşüyorum Sıradışı bir yaşamdı seni sevmekle başlayan. Gözleri acıyandık bakarken uzaklara.. Bir varmış bir yokmuşla başlayan bir masalın kahramanlarıydık.. Belki asırlar sonra Leyla ile Mecnun’un yitik ruhlarıydı vücutlarımızda can bulan... Duymadığımda seslenmediğinde kulaklarımdaki çığlıktı ölüm... Ve biz sonunda sobeledik ölümü en tatlı haliyle.. Çengelli iğnenin ucuna asanlardık yüreklerimizi... Ve kan damlarken sevdayı yudum yudum içenlerdik. Boşverenlerdik herşeye, sevdanın yeni şekline bürünenlerdik. Yasaktın bana, yasaktım sana.. Sona ermiş görünen ama asla son olduğu bilinemeyen bir olguydu yaşayamadıklarımız. Sen vardın ben ise yokluktum Adımız aşktı bizim, adımız hüzündü.. Kimsenin anlayamayacağı, bir paranteze sıkışmış kalan noktalama işaretlerinin artık hükümsüz olduğu bir sevdaydı adımız... Şizofrenliğimin aykırılığı kadar aykırıydı sevdamız.. Oynadığımız körebe oyununda ebe olanlardık, bir türlü sobeleyemediğimiz geleceğimizle.. Bakışlarla konuşanlardık, ukala ses dalgalarının inadına... Yüreklerimizle görenlerdik, gören gözlerin aksine.. Ve biz kelimelerle sevişenlerdik tensel yakınlığı göz ardı ederek.. Ne çok sevdin beni... ne çok sevdim seni.. ne olduğunu anlamadan açılan sevda parantezimiz, yine ne olduğunu anlamadan kapandı.. Üç noktalarla devam etmek istedikçe, inadına tek nokta oluyor artık cümlelerimizin sonları. Devrik hayatlarımız gibiydi cümlelerimiz de... düz bir hayattı oysa istediğimiz. Belki de devrikliğiydi cümlelerimizin, hayatımızı anlamsızlaştıran. Gittiğinde, kal diyemeyendim, iki damla gözyaşını saklayandım senin için gecelere... Gittiğimde kal diyemeyendin yaptığın en zor seçimle... Aşkına üşüyorum... sessizce... 'Seni sevmek sevgili, seni özgür bırakmaya razı olmaktı...' |
Altın Destan I Sürüden koyunlar hep takım takım Ayrılmış, sürüde kalmamış bakım; Asmanın üzümü dağılmış; salkım Olmak ister, fakat bağban nerede? Gideyim, arayım: çoban nerede? II Yüce dağlar çökmüş, belleri kalmış, Coşkun ırmakların selleri kalmış, Hanlar yok meydanda, illeri kalmış, Dü.enler çok ama, kalkan nerede? Gideyim arayım: Hakan nerede? III Türk yurdu uykuda ey düşman sakın! Uyuyan ülkeye yapılmaz akın. Tan yeri ağardı, yiğitler kalkın. Bakın yurd ne halde, vatan nerede? Gideyim arayım: yatan nerede? IV Herkesin gözünde vatan öz yurdu, Çitlerin yağısı, derenin kurdu, Yad iller, Turan'da hanlıklar kurdu, Turan'dan yadları koğan nerede? Gideyim arayım: ogan nerede? ... Ziya Gökalp |
Ölüm Koynumda Her aşk kendi masalını yaratırmış... Sensiz olamam yar ben sensiz yaşayamam Bilmez kendi masalını yaşamayanlar Bilmezler nasıl yanılır bir aşk uğruna Nasıl candan vazgeçilir nasıl ölümüne sevilir Nasıl bir söz için uğruna ömür tüketilir Ben senin için vazgeçmişim canımdan Ölümü bile sevmişim sırf senden diye yar Geceye sırnaşan hüzünlerle oynaşan Deli bir sevdaya gark olmuş yüreğim Kaşına gözüne sözüne yandığım Gözlerinden kurşunlandığım bir sevda Her günü masalın bir cümlesini oluşturan Büyülü anlarımızı yaşayamadığımız hayatımızdan çalan Bizi çıldırtan.. kudurtan.. öldüren bir sevda.. Her gece başımı yaslarken gecenin siyahına Nedenleri keşkeleri teslim ediyorum Yarınların umursamaz kahkahalarına Elimde kalan sen, sonra sen ve en son yine sen Biliyorum ki ne giderse gitsin benden Bana kalan her zaman yine ve yine sen Yokluğun... Acı hüzün karması Sensizlik... Ölümün diğer adı Acı ve hüzün arkası gelen bir ölümsün sen… Ölüm senin olamadığın yerde sevgili.. Ölüm benim koynumda… “Söylesene nasıl yaşar bu beden sensiz” |
ÖLüRüm UğRuNa Aşkıma bir ümit verseydin eger Ölürdüm uğrunda çlürdüm inan Sen beni ben gibi sevdiysen eğer Ölürdüm uğrunda ölürdüm inan Dilinde bir dua olabilseydim Gözünden yaş olup akabileydim Kalbinde aşkımı bulabilseydim Ölürdüm uğruna ölürdüm inan Bir özlem olsaydım dudaklarında Bir ateş olsaydım avuçlarında Son arzum olsaydın bakışlarında Ölürdüm uğruna ölürdüm inan |
İnatçı Sevda Ne gün ben seni çağırsam bir başkası koştu geldi yanımda durdu elimi tuttu sevdi sevildi ... Hangi gece sana ağlasam bir başkası rüyama girdi omzunu uzattı başımı koydum beni avuttu ... Ne zaman ki ben artık yeter dedim gelme orda dur... Geldi, söz vermişti unuttu! |
Sen benim hikayem oluyordun Sen benim hikâyem oluyordun Kelimelerimin modası oluyordun her mevsim, değişmiyordun. Burnunu her tarif edişim aynı oluyordu, renklerini gözlerinin Dudaklarından aldığım ilk öpüş, kollarımdaki sıcaklığın Aynamdaki resmini kaldırmıyordum asla, Bir kaç damla gözyaşım oluyordun. İnadına gülümser öyle başlardım; 'zeytin ağaçları kadar olacak mı aşkımızın ömrü derken'; Zeytin ağaçlarını silkelerken, sorardın ya önüne bakıp İlk cümlem bu oluyordu mutlaka Başlarken seni anlatmaya ela gözlüm Kelebek ömürlümdün, çabuk solan gülümdün Yüreğimin her gün kapısını çalardın Gözlerimi kapar yaşardım seni Ödünç alırdım zamanlardan eski günleri Çocuklar gibi sevinmek, varsın gibi gülebilmek Seni anlatabilmek oluyordu isteğim Sen benim hikâyem oluyordun Her şey susarken Hep seni anlatıyordum Artık bunu yapabiliyordum Ağıyordum, çocuk oluyordum Kadir Bıyıklı |
Vatan Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur, Köylü anlar manasını namazdaki duânın... Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur'ân okunur. Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdâ'nın. Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın! Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok, Her ferdinde mefkure bir lisan âdet, din birdir. Meb'üsânı temiz, orda Boşolar'ın sözü yok, Hududunda evlatları seve seve can verir; Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın! Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermaye, San'atına yol gösteren ilimle fen Türk'ündür; Hirfetleri birbirini daim eder himaye; Tersaneler, fabrikalar, vapur, tren Türk'ündür, Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın! |
Sevgili.. Kalbimin mavi mermer sarayına gelerek Yıkılan âbideye bakar mısın sevgili! Herşeyi unutarak benliğine alarak Yüzünü döndürerek, bakar mısın sevgili! Can suyumdan doldurdum sana getirsin diye Verdim sâf meleklere gâmı atasın diye Yol aldım geliyorum aşkı tutasın diye Yürekteki sevgiyi, yıkar mısın sevgili. Gâmı çekme! sevgili o güzel yüreğine Kim düşer sevdiğine iş gider gereğine Ben yüklerim gamları sırtıma yüreğime Köşeden bucaklardan, kaçar mısın sevgili. Bakarmısın! ırmağın delice akmasına Şeker olur dudağın tadına bakmasına Yıkıp hilâl kaşının korlarla yakmasına Beni yerlere vurup, yıkar mısın sevgili. Yokluğun bir çığ gibi içime hep çöküyor Aşkın narlı ateşi yüreğimi söküyor Bulutlardan bir demet yüreğime akıyor Sönmüş olan ateşi, yakar mısın sevgili. O yârin bahçesinde güller yeniden açmış Elvan olmuş yüreği kolları bana açmış Güllerimi dererken dallarımı hep saçmış Küle dönmüş yüreği, tutar mısın sevgili. Vurun beni! yerlerde aşkından sürüneyim Sevgin yoksa zindanda kapkara çürüyeyim Gel! sevgili gel bana sen yoksan sürüleyim Bu saf sevgiden, aşktan bıkar mısın sevgili... |
Yaşam Ve Özlem Yorgun yılların belleğine kazındı özlemlerim... Hep aradım,ardından koşarak; Uçuşup giden yıllarda...! Bir iz bulamadım, Ne yaşadıklarımdan, Ne kurduğum düşlerden, Ne de umutlarımdan. Belli ki hiç yaşamamışım.... Özlemlerimin tutsaklığı gizli Bir ömrün gerisinde. Çaresizliğe akmadı gözyaşlarım... Yaşanan zamanın tanıklığı var, Dinmeyen fırtınaların koptuğu Bitimli yaşamın yolculuğunda.... Geç fark edilir Zamanın acımasızlığı... Alır götürür Yaşamdan artakalan Her ne varsa geride... Yalnızca Yaşayan hüzünlü bir özlem kalır; Uçuşup giden acımasız yılların yorgunluğunda.... Bayram Ali Bayram |
Donmuş Dallarda Çiçek İyidir beraber olmamız Yaklaşmış, değişik. Duyulur çevrenin gürültüsünde Issız Bizde bir şey eksik. Belki de bir şey fazla, yıllarca bilmedik Çökmüş birdenbire ağır: Bir kırık gülüşte Yitik Ümitsiz hatırlanır. Bulmak gibi tıpkı Karlar altında kayıp uzanırken ova Yolu kendiliğinden, Donmuş dallar esen ılık rüzgâra Çiçek açar çekingen. Aldanarak, unutulmuş Senin yolun ayrı, benimki ayrı Az sonra ikimiz de yalnız Kısa bir zaman için, saat beş suları İyidir beraber olmamız. Behçet Necatigil |
| Saat: 23:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık