![]() |
ÜMİT YAŞAR OĞUZCANKARANLIĞIN GÖZLERİ |
AŞK HAYATIN ŞAKASI Aşkmış.. İnsanı elden ayaktan düşüren hayat şakasıymış adı.. ''Bu ne cüret'' demek var içimde.. Ahh içim.. hafızan ne kadar da derinmiş.. Gecelerin dili hala çözülmedi, acıların da mevsimi sonbahar.. Sigaramı bile yakamıyorum, seninle herşeyim kaybolmuş, çakmağım dahil.. Sen de beni içinde kaybettin, niyeyse.. 70'lik rakıya meze misali.. Sabah ayıldığında unuttun muhtemelen, yada unuttuğun gün ayıldın kimbilir.. Temize çekilecek kelimelerin bile yok hala. Senle başlayan cümlelerde ben susmaya direnirken yorgun düştüm üstelik. Ateşe verdiğin bu yüreği daha ne kadar sabırla okşuyacağım bilmiyorum. Sabır ilahi taktire boyun eğişmidir sence? Vuslat öldümü desem, avans mı vermiyor desem, ne desem.. Ahh içim.. İçin ne kadar büyükmüş senin.. Bir dün de böyle bitmişti bir önceki gün, yakamamıştım sigaramı, ağlayamamıştım da.. Keşkelere haber salıp seni anmıştım, sonra mazide kalan beni.. Eskidendi herşey.. çok eskiden.. Alıntı |
Ve güne Ve geceye Ve seni verene yemin olsun Küskün değilim Sadece kırıldı sağlamlığım sana. Ve ruhum sıkıştı Tenha bakışlarına Noktasız, virgülsüz Devrik bir cümle oldu aşk Sabahladı gecelerce Ve hep buydun sen Griden sonra gelen Beyazın zıddı Gündüzün düşmanı Küskün değilim Siyahının kalbime çizdiklerine Ve günahsız, kırık, hüzün Dokuyan gözlerine Küskün değilim Kabullendim en baştan Topal bir sevdanın Tarafımdan itelendiğini Yoruldum ya yar Ah!!! bir defacık dinlendir beni Dar geliyor bak Odalarım, sokaklarım Soğuk Ankara'n Dar geliyor içime Bir kız çocuğu gibi Düşürüyorum secdeye Samimiyetimi Ve uğurluyorum Gözlerimin nemiyle seni. Karardım ya yar Örüp durduğun tuğlalar Y akıyor ya canımı Ve hep Bir merdivenden Kayıyor ya adımlarım Ve sen Ve yine sen İlla sen Yıkıyor ya gözlerimi Küskün değilim Seni verene yemin olsun Küskün değilim düşünüp de incitme kendini Mürekkebi kurudu kalbimin Adını çocuğuma koydum düşümde Ve küçüldüm önünde Gitme… Takatim intihar etti Yüreğim buz kesiği Sığıntı bir gülüş Dudağımın kenarında Ve telefonumda Sessiz bir çağrı kimliksiz.. Sendendir dediğim. Takatim intihar etti. Bakışlarımda siyahın acısı. Küskün değilim. Maskemin ardında tüm ağlayışlarım Küskün değilim Sadece kırıldı sağlamlıklarım. Kader var yar Biliyorsun; Kimsenin zabt edemediği Kader var. Sular yükseldi Boğuldum gecende Sen yoluna devam ettin Nuh'un gemisinde Sular yükseldi. Göremedin ellerimin Ellerini beklediğini Küskün değilim düşünüp de incitme kendini Karardım ya yar Ah!!! çok yoruldum ya yar Ve güne Ve geceye Ve seni verene yemin olsun Küskün değilim Sadece çok sevdim seni Karardım ya yar ah!!! Çok yaraladın ya yar Hatice Kuru |
Sensin gönlüme taht kuran. Sensin canıma can katan. Uğruna dünyayı yakarım. Yeterki gitme yanımdan... Korkuyorum vazgeçersin diye aşkımdan. Yaşamam,ölürüm senden ayrı kalırsam. Her derdine katlanırım ben. Beni sevsen,sevginle sarsan... Eğer beni sevmiyorsan. Aşkıma değer vermiyorsan. Ben herşeye razıyım. Bensiz mutlu olacaksan.... fatma eyi |
SEN DE GÜLSENE YÜZÜME MAHPERİ- Yaksana içten içe beni Bir rüzgara teslim etsene hoyrat bakışlarını Kadife sesinle gönlümdeki hücreleri dağıtsana Görmediğim saçlarını dokundursana gözbebeklerime Uzak duruşunla yakınıma getirsene içindeki çocuğu.. Adavet besleme bana Mahperi.. Daha tanımıyorsun beni Ellerimi daha tutmadın Bu ellerki gökyüzündeki kandillere uzandı O kandillerki her gece bana Deli deli senden bahsetti Mahperi.. Yüzümü yere eğdim çılgınca bak diye Elimde bir mektubun Yine Leyla dan bahsediyor yine çölden Benden hiç bahsetmeyecek misin Mahperi.. Yoksa Leyla dan bahsederken bana İçimdeki çöllere serap mı sunuyorsun Bırakırken düşleri.. Seni müzekka belledim kalbime Siyah örtülere bürünmeni aşk belledim Ben ki biraz fırtına kopsun diye Mecnunla anlaştım Ben ki mütemadiyen sürsün diye Kalbime hicran ektim Aşk ektim,vuslat ektim.. N’olur nadasa bırakma hayallerimi Yoksa kendimi bilmeyecektim.. Gece uzun ve sessiz Mahperi.. Ben çoktan duygularımı ipe astım Sen de ıslak bakışlarını ipe as Bir girdaptan çıkmak için Yeniden dene aşkın için Sevdayı biliyorsan eğer Anlarsın sana söylerken kelimelerimi avuttuğumu Onlar bile üşüdü ısıtamadığım ‘ben’den Gül gülzara çevir beni Sakın suskun kalma Ruşen eyle beni Gece uzun ve sessiz Mahperi.. Ben çoktan duygularımı ipe astım Sen de ıslak bakışlarını ipe as.. Bu geceler ne kadar da bahtsız Herkes geceye küsmüş gibi Karanlık dehlizlere boğulmuş sokaklar Saat gecenin üçü Mahperi.. Nasıl düşlesem bilmemki Sen uyurken ben sessiz kalıyorum Geçerken denizimden bir gemi Biraz daha soluklanıyorum Ve pervazlara soğuklar işlemiş Karanlık dehlizlere boğulmuş sokaklar Saat gecenin üçü Mahperi.. Ölüm ki kapımı yokluyor her vakit Tebessüm ediyorum Bazen da yıkılıyor ve bu sefer ben bekliyorum Hani diyorum sen de ölüm gibi Her vakit kapımı yoklasanda ölüme tebessüm eder gibi Ben de sana tebessüm etsem Mahperi.. Güzellere güzeli Darb-ı mesel sunduğun aşk gibi Her vakit olmasa da bir ikindi vakti Siyahlara bürünüp gel Yine zile bas yüreğimdeki ateşe basar gibi Biliyorum bu sefer anlarsın beni Anla beni,anla beni,anla beni.. Saat gecenin üçü Mahperi.. Saat gecenin üçü.. Hakan Taha Bayram 22 Ocak 08 Salı 03:34 (can'ıma sıralanan kurşunlar) |
Mutlu Hüzün Bir dost tanıdım bugün adı Yağmur Sözleri bir haykırıştı, gerçek adı umut Uzaklarda bir evi vardı, üzeri hep bulut Gitar çalar, gülerdi... ağlamadığı zamanlarda Gemileri vardı limanda haykırdığı, apansız konuştuğu Yalancı rüzgarı var yamaçlarda ölümle boğuştuğu.. Hele bir Yağmur’ u var uğruna savaştığı, delicesine ıslandığı İsmini sayıklayıp, dokunamadığında ağladığı.. Yağmur’ lu şarkıları sever, Yağmur’la dans ederdi Hüzünlenir sonra Yağmur’ a sorardı hep neden ağladığını.. Ben ise anlattıklarını dinler susardım hep nemli gözlerle Şiirler yazardım dinleyip Yağmur’ un sesini gizlice.. Nedense hep kavgalı hayatla ve tabii zamanla.. Bazen kendimi görüyorum onu anladığımda.. Hayat var! Bense yokum içinde.. Akıp gidiyor zaman ardına bakmadan yavaşca.. Bir 'Yağmur' damlası gibi penceremin canımdan.. Be rainy.. Tansu Göksu |
Yazmam Daha Aşk Şiiri Oydu bir bakışta tanıdım onu Kuşlar bakımından uçarı Çocuk tutumuyla beklenmedik Uzatmış ay aydın karanlığıma Nerden uzatılmışsa tenha boynunu Dünyanın en güzel kadını bu oydu Saçlarını tarasa baştanbaşa rumeli otursa ama hiç oturmazdı ki kan kadını rüzgardı atların Hep andım ne yaşanır olduğunu En çok neresi mi ağzıydı elbet Bütün duyarlıklara ayarlı Öpüşlerin türlüsünden elhamra Sınırsız denizinde çarşafların Bir gider bir gelirdi işlek ağzı Ah şimdi benim gözlerim Bir ağlamaktır tutturmuş gidiyor Bir kadın gömleği üstümde Günün maviliği ondan Gecenin horozu ondan Cemal Süreya |
UYKU TUTMUYOR Geceler mi uzadı sabah mı olmayacak Sen aklımda olunca gözüm uyku tutmuyor. Yürekte gül tomurcuk hiçbir an solmayacak Sensizlik bütün gece bedeni uyutmuyor. Ne kadar dirensem de bütün bunlar nafile Dertler üst üste gelir sanırsın ki kafile Sakın fırsat tanıma dost görünen gafile İki beden tek ruhuz kalbim sensiz atmıyor. Sana âşık olmuşum sabahıma güneşsin Yaşam için aldığım nefeslerime eşsin Sen bir sevda yangını gözlerimde ateşsin Geceleri hayalin gözlerimden gitmiyor. Her sabah benim günüm senin adınla başlar Hasretin düştüğünde gözümde durmaz yaşlar Sesini duyduğumda biter bütün telaşlar Aydınlandı tüm dünyam ufukta gün batmıyor. Sen gurbet ellerinde ben senden çok uzakta Gözlerim kan çanağı, derman kalmaz bacakta Seni seven yüreğim yanar durur sıcakta Sen orada ben burda bu hasretlik bitmiyor. LEYLA İNAN |
Söylesene kaç harfle sevdin beni? Hani anlat desem içindeki sevgiyi, ilk kelimenden sonra kaç dakika sürer? Zamanı ellerimle yakasından tutup havaya kaldırsam ne kadar anlatırdın? Hadi anlatsana beni kaç harf sevdin? Oyunuma geldin sevgili. Kandırdım seni az önce. Bana olan sevgin kaç harf diye sordum sende bana anlatmaya başladın. Cümlelerle kelimeleri süsleyerek anlatmak yeterli oldu. Demek sadece SENİ ÇOK SEVİYORUM da özetim. Oysa bana yaşadığımızı sandığım bu büyük aşkı tarif edememen lazımdı. Ağzından hiçbir kelime çıkmamalıydı. Düğümlenmeliydi ses tellerin, ellerin titremeli, avuçların terlemeliydi. Bocalamalıydın. Her anlatmaya kalktığında saçmalayıp örneklerle izah etmeye çalışmalıydın. Başaramamalıydın. Anlamını bilecek kadar bir aşk bize yakışmazdı oysa. Bak sokaklara hep onlarla dolu. Ellerinden tutabildiğin bir aşk bu sendeki. Bana olan sevgini özetlememeliydin sevgili. Özetlenecek bir aşk sadece kitaplara konu. Yazılabilecek kadar basit bir aşkı ben bir damla gözyaşıyla anlatırdım sana. Bana benim sorumu sorma sevgili. Peki, sen anlat o zaman deme bana. Beni sadece 16 harf seven birisine ben ne anlatayım?. (ALINTI) http://www.forumin.net/Smileys/default/sad.gif |
Aşkta Yarın Yoktur Sevgili Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır. Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur. Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş, Anneler ve Korkular Yoktur Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili. İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur, Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur Hem Dışındadır Dünyanın, Hem de Tam Ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin Yakılan Yoksun Adamın Hissettikleri de Onunladır, Yitirdikleri de... New York'ta, Bir Sokakta, Kartondan Kulübesinde Yaşayan Kadının Çıplak Yalnızlığı da Her Şey Onunladır, Ona Emanettir Sanki, Ama O, Çıldırtıcı Bir Yalnızlık İçindedir Yine de... Aşkın Kültürlü Olmakla, Bilgili Olmakla da İlgisi Yoktur Sevgili, Kanımıza Karışan İlkel Acı, O Yaban Ağrıyla Hiçbir Kitabın Yazamadığı Hakikatlere Daha Yakınızdır, İnan... Kim Demiştir Hatırlamıyorum, Aşk Varlığın Değil, Yokluğun Acısıdır Diye. Belki de Bu Yüzden İlk Gençliğimde, O Yoğun Aşık Olduğum Yıllarda, Gözüme Uyku Girmez, Dudağımda Bir Islıkla Bütün Gece Şehri, O Karanlık, O Hüzünlü Sokakları Dolaşır, İnsanları Uykularından Uyandırmak İsterdim. Uyanıp, İçimde Derin Bir Sızıyla Uyanan O Derin Sancının Acısına Ortak Olsunlar Diye... Aşk Çok Eski Bir Şeydir Sevgili Onun İçinden O Çileli Çocukluğumuz Geçer Sevdiğimiz İnsanların Çocuklukları da... Oradan Üvey Anneler, Eksik Babalar, Parasız Yatılılar Geçer Ve Sonra Aşk Bütün Bunları Alır, Daha da Eskilere Gider, Hep O İlkel Acıya, O Yaban Ağrıya... İnsan Bazen Nedensiz Yere Umutsuzluğa Kapılır Kimselere Veremez Sevgisini, Kimselere Derdini Anlatamaz, Evlere Kapanır... Bazen Denizler Kıyılar Çeker İnsanı. İnsan Bu Kapılmayı Anlayamaz, Oysa Çok Eski Bir Yerde Yaşanmasından Korkulup Vazgeçilmez Aşkların Sızısıdır Bu. Bu Sızı, Bu Yenilgi Mevsimlerle Yıllarla Devrilir Başka İnsanlara... Bir İnsanın Yaptığı Bir Hatanın Tüm İnsanlara Yayılması Gibi... İşte Şimdi Biz de Sevgili, Ya Olmadık Zamanlarda Umutsuzluğa Kapılıp, Soluğu Evlerde Alacağız, Ya da Denizler, Kıyılar Çekecek Bizi. Nasıl Biz Başkalarının Korkularını Taşıyorsak, Başkaları da Bizim Korkularımızı Taşıyacak, Yenilgimizi, Umutsuzluğumuzu... Birazdan Sabah Olacak... Para, Tarifeler, Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş, Anneler ve Korkular Başlayacak... Bunlar Varsa Bizim İçin Geçerliyse Aşk Yoktur ve Hiç Olmamıştır Sevgili. Birbirimizi Kandırmayalım... Hadi Güne Hazırlan, Yaşadıklarımızı Unutmaya Çalış Aşk Bize Güvenip Verdiği Büyüsünü, Sırlarını, Cesaretini, Bilgeliğini ve O İlkel, O Yaban Ağrısını Geri Alacak Bunlar Olurken İçimiz Bir an Üşüyecek, Sonra Geçecek... Hadi, Oyalanma Birazdan Yarın Olacak... AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ Cezmi Ersöz |
Sevda Bir Ateş Buldu Sende Sevda bir ateş buldu sende, eğilip öptü seni Artık kimse denizi bilmiyor. Dirseklerini masaya koyuşundan belli Gelip geçen bir günü bitirmek istemediğini Sevda bir umut buldu sende. Ey bir yolcu listesinde bir ölüyü arayan Artık kimse gözlerini bilmiyor. Şunu imzala Bir mektup, bir telgraf alındısı değil Unutulmuş bir sevdadır kapısını çalan Ve sevimsiz bir terlik gibi duran odan Kimse artık bir şey giymek istemiyor. Sonra bir pencereden kendine Ayışığı gibi vuran sen Ne sana na başkasına benziyor. Ve işte bir dip balığı su boşluğunda Çırparaktan yüzgeçlerini Hiç kimseye uymayan bir mevsim öneriyor Edip Cansever |
seni istiyorum Seni yine seviyorum Ümidim olsada, olmasada Resmine bakıp avunuyorum Eza, cefalara aldırmıyorum Yanlız seni seviyor Yanlız seni istiyor Ama ne yazık ki Seni bulamıyorum (Serdar Sayıl-1980) |
Seni düşünmek istiyorum Hatıralara dalınca eskimiş günlerin ardında kalan sadece koca bir hiç. aynada gölgene bakınca sihirli bir gülümseme kamaşır karanlık gecelerime ve çocukluğumuza dalarak seni düşünmek istiyorum ama arda kalan koca bir hiç. Hatıralara dalınca,ilk buluşmamızda incecik beline uzanan saçında parlayan yıldızlar ve sana aşık olduğum o anın mutluluğunu ararken yaşamın cehennem köşesinde hasretinle yaşadığım koca bir hiç. Hatıralara dalınca bir kere sevdim ve hep kavuşmamıza yarım kalan ağustos ayını beklerken boğazımda düğümlenir mutluluğumuz ve arda kalan koca bir hiç. Hatıralara dalınca insanlar gerçek olur derler ya belki bugün olmaz biliyorum peki yarına ne diyorsun! işte ben burada kadere baş kaldırıyorum ve koca bir evet evet..diyorum ve o gün yakın biliyorum çünkü ikimizde susarak da birbirimizi çok çok ama çok seviyoruz bunu sende biliyorsun…! Faruk Avşar |
Geçerdi Hep Geçerdi hep Pırıltılı kanunlar Neves gecelerden İhtimal buhranlı gecelerdi hep Yüreğinde yalnızlığın tortusu Vazoda yaseminler Ufukta yağmur kuşları Çözülmez bilmecelerdi hep Ansızın dalar Bir yorgunluğa uyanırdın Güneş çekilmiştir bahçelerden Lambalar çok erken yanmış Aldatılmak korkusu Sık sık bozulan yeminler Enfarktüs kuşkuları Sinsi bir kederdi hep Zaman zaman düşündüğün Aklına geldikçe güldüğün Şan şeref ve ün Beyhude şeylerdi hep Attilâ İlhan |
Yağmur Bir yağmur altında, ıpıslak, serin, Düştüm uzaklara, anılarıma... Yürüdüm durmadan, koşarcasına, Eski anıların dünyalarına. Yağmur damlaları düşerken bir bir, Yola, insanlara, toprağa, taşa... Titreşir yapraklar, kımıldanarak Ve bir serçecik, başlar uçuşa. Temizler gönlümde çirkinlikleri, Yağmur taneleri yıkar her yeri. Dinmeyen bir şarkıdır duyduğum; Kulağımda yağmur, yağmur sesleri. Rıfkı Kaymaz |
* Göreceksin* seni seviyorum diye çok kıza söyledim ama sevgim için neler yapabilirim... sen göreceksin... çoğu kıza dedim hep sürecek,hiç bitmeyecek sana söylemiyorum,söyleme gereği duymuyorum... sen göreceksin... hiç unutmayacağım dedim bir çok güzele seni unutmam gerekse bile(ki gerektirecek bir şey olamaz) gerektiğini söyleyen herkese dil çıkaracağım... sen göreceksin... sen tanrıçam mutluluğu duada tanrıda aramayacaksın bende bulacaksın... sen göreceksin... hiç bu kadar güzel görmedim dedim güzel gözlü bayanlara en son sana dedim ve daha kimseye demeyeceğim... sen göreceksin... çok kıza yazdım bunun gibi şiirleri senden başkasına şiir yok(özür dilerim tüm kadınlar) sadece sen göreceksin... çok sözler verdim tutamadım tutturmadılar sana söz vermiyorum hiç bir şey için... sen her şeyi göreceksin.... Furkan Başar |
Makyaj GüzeliSon yıllarda biraz daha fark ettim Makyajını da yapmıyor artık eskisi gibi Bütün çıplaklığı ile karşımda, İki yüzünden diğerini de gördüm hayat Matem ezgisi gibi Küçüktük, Korkarız diye göstermediler belki O gerçek,acımasız yüzünü Yalanlar doldurdular ön sözüne El üstünde tuttular Boyadınız herkesin gözünü İşte gördüm yıllar boyu sakladığınız tabloyu Mutlu musunuz şimdi beni kandıranlar, Aynada ki halinize bir bakın uzun uzun Var mıdır acaba bu yansımayı görüp Midesi kaldıranlar mustafa BEDEL |
Bir Kadın Bilirim... Ben bir kadın bilirim Yüzünde meleksi masumiyeti Gözlerinde çocuksu hüznü Yüreğinde dünya dolusu sevgisi Ben bir kadın bilirim Ağlamaktansa; sıradağlar gibi Gözpınarlarında sıralayan kederini Avuçlarında büyütmüş acının filizlerini Büyütür taçyapraksız çiçeklerini Ben bir kadın bilirim; Başından ileri sayan sevdiklerini Yürürken üzerinde dikenli tellerin Görmezden gelen ardındaki kan göllerini Ben bir kadın bilirim Uçuşurken özgürce, mutlu semalarda Mahkum etmişler olmadık bir anda Vurgun yemiş şiirlerde yaşamaya Ben bir kadın bilirim; Türlü kalleşliklerine rağmen Sımsıkı sarılmış yaşamın eteğinden Yaz, güz, bahar demeden İnadına rüzgârlara direnen Ben bir kadın bilirim Kasırgaların pençesinde bile Hoyratça sürüklendiği heryerde Yaşanabilecek kuytular bulabilen Ben bir kadın bilirim Aynalara her bakışında Kendini değil silüetini gören... İbrahim Özcan |
Hadi Çık Artık Hayatımdan Hadi çık artık hayatımdan Bırak beni yapayalnız Zaten hep bir sebebi var Çekip gitmelerin Geldi di mi vakit Git hadi git Kaybol karanlıkta Gözlerim göremeyene kadar git Sonsuzluk sorsun adımı Yine de söyleme hiçbir şey Gölgeler saklarken sensizliğimi Ben sensiz yaşlanırken Yaşam biraz daha zorken Dön geri Dön ki gözlerim sensiz kapanmasın Nefesim düğümlenirken boğazımda Son sözüm var daha Git Git ki yaşansın gerekenler Ne şiirler ne de şarkılar Anlatamaz sana yorgunluğumu Ve bir gün tarih yazacaktır adımı Mecnunla yana yana Yana yakıla dolaşanlar diye İzmir - 2006 Alper Aktaş |
Gam Deresi dert ettiğin etikler deresinde çok’tan çoktu yokluğun gidecek diyor onun gideceği gidişi bir’inden çıkacak …………………….. dokunmalarım dokümanlarımla yolda düzene uydu dünyam yuva mı kova mı belirsiz alçıpenli acılar ruh penceresi abdal ilen aptal cenderesi ben ile azotlu ben hendesesi bu böyle gitmez hayat bu ömür benden ömür değil bak akıyor gam derem Hayrettin Taylan |
Yollarına Düşüyorum Senin gülüşün kadar, Parlak yıldızlarla dolu, Ilık bir gecede, Kucaklıyorum seni. Nefes alan, Tüm duygularım, Sadece seni istiyor. Bana, Sesini duyurduğunda, 'Ben seni seviyorum' Dediğinde, Rüzgarda sallanan, Bir yaprak gibi, Yalpalıyorum. Yere düştüm düşeceğim. Yüreğim, Irmak gibi akmaya başlıyor. Çağlayanlar gibi ses çıkarıyor, Hiç bitmeyen bir coşku, Sarıyor her yanımı. Saklayamıyorum gülüşlerimi. Yüzümdeki sevinç, Yayılıyor bütün hücrelerime. Sevgi, sevinç, heyecan, İçimi boşaltıyor. Adı olmayan, Hoşluklar alıyor yerini. Sen... Çoğalıyorsun içimde. Yaşamak ne güzel diyorum. Her zorluğa katlanabilecek, Güçlerle doluyor içim. Cüretkar duygularım, Buluşuyor seninle. Yıldızların ışığında, Rengarenk hercai çiçekleri, Senin gözlerinle, Göz kırpıyor bana. Yollarına düşüyorum şimdi. Sabahı bekleyemeden, Sabırsız telaşlı, Bir ceylan gibi ürkek, Bir ceylan kadar hızlı. Hatice Bediroğlu |
Askı Askıdaydı zaman Şafak yorgun geçiyordu Karanlığın ardından Çetrefille boğuşuyordu Takatı bitmiş meydan Yetişti kabına sığmayan Beş on kahraman Avazı ateş saçan Kükredi biri şahindi Yarıldı durdu zaman Ağlıyordu meydan Ümit Fatma Uçar |
Aydınlığı Yüzünün Sen ey sevdalı güzel Gülüver n'olur bir kez olsun Yüzünün aydınlığı denktir gün kavuşumuna Gelecek seninle kırlara koşuyor Geçmiş türküye dönüşürken ansızın damarlarında Nasıl da korkusuz zaman Oluşturuyor acıyı hüzünle el ele Gülüver n'olur bir kez olsun Ki yaşam sensiz olmaz Sürekli avuçlarımdasın Yeni filizlenmiş göğüslerini ellerin sağadursun Dolunayın hizasında bekliyorum Kıvılcımlı öpüşlerini Gel n'olursun. Kaynak: KAN, İzlek Yayınları, Mart 1997 Kaan İnce |
TUTSAM ELİMDEN dokunsam içinin inceliğine kırılırsan, söyler misin.. üşürmüsün sıcaklığımdan? duyuyor musun beni? adını sayıklamaktan üşenmiyorum.. ya unutursam ezberlediğim hüzünlerimi korkmayım dimi? tutarmısın gitmeden? SEDEF DEFNE |
Yalnızız Yalnızızdır Şehirde Gücü yeten yetene Kendi haline bırakmazlar Sizi Bir taraftan çekilirsiniz Kapkara kuyular açılır Arkanızdan Bir nasihat ararsınız Bin musibetten kurtulmak için Düşersiniz Yer ateş doludur Gök çok uzaktır İnsan Denizde boğulur Ne aşk Ne de sevgiye Yer yoktur Her şeye uzaktır şehir Yalnızızdır … Mustafa kaya |
Tek Başınalık Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü biri Ve hiçbir şey yapmamaya karar verdi Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü bir öteki Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü bir üçüncü Ve tek başına düşünmeyi sürdürdü Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü yüzbinler Ve tek başınalıklarını sürdürdüler Ben tek başına ne yapabilirim Diye düşündü milyonlar Milyonlarcaydılar Ve tek başınaydılar Bu arada birileri Onlar adına Karar vermekteydi Tek başına olduklarını sananlar Topluca ortadan kaldırıldılar.... Ataol Behramoğlu |
Mayıs çiçeklerini yağmurlarla yeşertti Sisli camlar ardında kırlangıç bedeninde . Donmuş hayallerinde kardelenler cennetti Yalanın gerçekleri baş edilmez nefretti Güveni yıkamazken, ne başkası ne kendi Mayıs çiçeklerini yağmurlarla yeşertti . Dönemeçli yolların en son merdiveninde Beyaz çocukluğuyla süslenmiş kefeninde Geçmişini boyadı kızıllara çingene Sisli camlar ardında kırlangıç bedeninde nesrin göçmen |
Duyuru Sefil bir nazara geldim nargile içinde duman Baharsız sevişme edasındayım kimsesiz İzah edemiyor durumumu hiçbir argüman Ya bitir bu gelişmeyi kökünden Ya da kısa dalga birşeyler çalınsın Yine eskisi gibi radyolarda Hani megahertz filan bazı sırlar veriyordu Metalik sesleri ve bordroları olan saygın adamlar. Aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde El tutmak yol açıyor diye hesapsız susmalara Kaldırdık tüm tutuşmaları Yasak kelime oyunu yapmak Yalan söylemek mecburi Ve serbest ayyuka çıkmak Artık yağmur sonraları toprak kokmak yasak Tomurcuklanmak günah Ve bir insan gözü yüzünden yüz gün art arda uyumamak Kimse ölmesin diye kimsenin aklında Her sevdalı verdiği sözü geri alacak Güneşi, ayı hatta hiçbir tabiat olayı Şahit gösterilmeyecek hiçbir sevdaya Ne deniyorsa ona atacak kalp Ve süresi yirmidört saate çıkarılacak Meskûn mahalde ağlamanın... "Ne verdin de ne istiyorsun" yazacak ilkokul fişlerinde Ve her gün Her sevişmede Veresiye değil Peşin satan kazanacak. Yılmaz Erdoğan |
Uyanma küçük kız! Uyanma ve görme kahramanın olamayışımı!Ağlamaklı bir uykunun koynundasın. Düşten düşe düşerken nöbetleşe bir çığlık gibi irkiliyor bedenin. Bedenin titredikçe adım duyuluyor dudaklarının arasından. Sızılanır gibi, yankılanır gibi... Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile kalabalıkların içinde kaybolmuş ruhunu bulamayan iz bilmez bir kahramanı oynuyorum. Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile seni korkularından koruyamayacak kadar korkak bir kahramanı oynuyorum. Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile kahramanın olmayı beceremiyorum. __________________Uyanma küçük kız. uyanma ve görme! Pişman değilim ama keşke soran gözlerine konuşmak yerine "susacak var" diye bakabilseydim. "Susacak var" diyebilseydim. Geç bir itiraf her şey. Geç gelen gerçek incitti içini. İçin için ağlamalara ittim seni. Kendi ellerimle, kendi sesimle... Yersiz susuşlarımdı seni itaatsiz konuşmalara boğan. Zamansız sessizliğimdi seni haykırışlara şahlandıran. Şimdi uyanma küçük kız! uyanma ve görme çaresiz kahramanlığımı! Adım düşmüyor dudaklarından. Adım dökülüyor yalvaran sesinle kulaklarıma. Oysa isyandasın. Bir uyansan, meydan okuyacaksın varlığıma. Gözyaşların süzülüyor saçlarına doğru. Her bir damla dağlıyor beni. Bin parçaya ayrılmış bedenimin tek bir parçası bile dokunamıyor sana. Öyle uzağındayım ki... Ama biliyorum; beni büyütüyorsun düşlerinde. Uyanma küçük kız! Uyanma ve daha da büyüt çocukluğunu unutmuş ruhumu. Yazmıştım ya "yaşadığını kanıtladığın için teşekkür ederim" diye, hiçbir şeyle ödenmez bir varoluştu gülüşün. Kaç teşekkür az gelir bilsen ya da kaç bakış. Ölmüş bir kalemi dirilttiğini bilmedin ve görmedin hiç. Gereksiz bir suskunlukla gizledim bendeki senin gerçeğini. Kahramanın değildim, kahramanımdın benim. Bilemedik rollerimizi. Belki de bu yüzden hep şaşırdık repliklerimizi. Hep dil sürçmelerinde kaybettik aslımızı. Uyanma küçük kız! Uyanma ve görme yok oluşumu. Beni eski bir yarayla aldattığın gün anladım aslında seni ne kadar da çok sevdiğimi. "Sevmeseydim gitmezdim" dediğimde ne çok istedim seni sevmemeyi ve yanında daha çok kalmayı. Kahramanına yenilen bir yazardım ve gitmeseydim hiç yazamazdım. Ve gitmeseydim hiç yazamazdın! Uyanma küçük kız! Uyanma ve dinlensin kahramanımın küçük ve yorgun bedeni. Seni öyle seviyorum ki... alıntıdır |
Ağla yüreğim Akşam olur Bir başıma kalınca Bu yerde... Özlemin Ateş olur..! Dokunduğun her yerde Kıvılcımlar saçar Özlem ateşin Yangınlara döner... İçimde Yıkılmaz sandığım Dağlar erir Ormanlar bir bir yanar. Eğil başım Sen.. Öne eğil.... Bunca yıldız varken Gece neden karanlık olur Sevdiğim..... Kaybetmeyince İnsan Bilmezmiş Elindeki nimetin kıymetini. Ağla yüreğim kendi haline Sen Şimdi ağla.. Yazar adı belirsiz... Alıntı |
GİTTİN Gittin... Ben, arkandan sadece baktım. Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki... "Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini. Gidersen sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak. Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana. Konuşamadım... Gittin... Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu bacağımı bu kadar acı duymazdım. Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden. Ağlayamadım... Gittin... Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek, tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı. Anlatamadım... Gittin... Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten? Ürperdin yine biliyorum. Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu. Tutamadım. Gittin... Bir yıkım gibiydi gidişin Sen adım adım uzaklaşırken benden Çöküp kaldı bedenim olduğu yere Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım. Kalkamadım... Gittin... Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum Hazırdım gidişine, Kaçak zamanları yaşıyorduk Zaman bitecek ve sen gidecektin Bense, gidişinin ertesi günü Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım. Başlayamadım... Gittin... Bir şey söyledin mi giderken? "Kal" dememi istedin mi? Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi? "Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi? Beynim öylesine uğulduyorduki. Duyamadım... Gittin... Nereye gittiğin önemli değildi Binlerce kilometre uzakta da olsan, iki metre ötemde de farketmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım senden, bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım. Kurtulamadım... Gittin... Unutulanların arasına katılmalıydım Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerinden yakalamalıydım. Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim. Yapamadım... Gittin... Bir okyanusun ortasında tek küreği kaybolmuş sandalda Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi. Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni, Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde, Bil ki; seni Unutamadım... Mehmet Coşkundeniz |
Bir sen kaldın şimdi bende bir de çocukluğumun eskimeyen yanları. Gözlerin alabildiğine hırçın, saçların bir o kadar masum.. Üşümüş duygularım, sıcacık ateş parçası umudun. Mumlar yakıyorum yarına, Soğuğumda kalmasın gülüşün.. Bir ben kaldım şimdi sende bir de çocukluğunun şımarık yanları. Ellerim alabildiğine uzak, saçların bir o kadar yalnız şimdi gürhan can |
Söyleyemediklerimi İşitin Lütfen Bana aldanmayın! Yüzüm bir maskedir, Sizi aldatmasın. Binlerce maskem var. Çıkarmaya korktuğum. Ve, hiç biri ben değilim... Olmadığımı göstermek İkinci doğam oldu. 'kendinden emin biri' dersiniz, sanki güllük gülistanlık benim için herşey... adım güven belirtir. Ve, Oyunumun adı Ağırbaşlılıktır. İçimde ve dışımda denizler sakin, Herşeyin kumandanı ben... Fakat, inanmayın bana, Lütfen!.. Herşey dışta düzgün ve cilalı, Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan O maske!.. Altta ne güven, ne de rahatlık... Altta, Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan Gerçek ben!.. Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla Kimsenin bilmesini istemem Zayıf taraflarımı düşündükçe, Titrer ve sararırım... Ve başkaları görürse iç dünyamı... Gerçek beni ve yalnızlığımı! İşte, maskelerimi onun için takarım... Onun için, arkalarına saklanacak maskelerim var. Onlar, gösterişle kullanabileceğim Parlatılmış yüzlerim. Bana, 'sen değerlisin' diyecek, 'maskesizken daha bir insansın' 'daha bir bendensin' 'daha yakın, daha bir dostsun' diyecek bir bakışa muhtacım... benim yanıma sokulman kolay olmayacaktır!.. uyarırım seni dost!.. uzun yıllar kendini yetersiz hissetmiş ben, sana kendini kolayca açmayacaktır... bütün gücümle tutunacağım maskelerime ne kadar sokulursan yakınıma o denli şiddetli geri iteceğim seni... kim olduğumu merak ediyor musun? Hiç merak etme... Ben çevrendeki Her erkek ve kadınım... Maske takan her insanım. Kaynak: İnsan İnsana Doğan Cüceloğlu |
SENDE BAŞLADI SENDE BİTTİ Rüzgar daha bir sert esmeye başladı sanki Üşüyorum, yaşımı hissetmeye başladım artık, yorgunum Zaman hızla akıp geçiyor, hissedecek gücüm yok. Hayat istediğimiz gibi gitmez her zaman, şans meselesi Kısmetten öteye geçmez hayallerimiz Bazı değerler vardır ki unutulmaz değerini bilen için Ağır gelir ayrılık derinden hisseden kalplere Gözyaşları yetersiz kalır çoğu zaman içten dışa vuran. Zaman yaş mesafe giremez araya uzaklarda birleşir gönüller Bugün olduğu gibi Doğum günün kutlu olsun birtanesi Sende Başladı Sende Bitti Tüm Güzellikler.. 08-Kasım-2007/02:30 Benim Hayatım Geride, Bıraktığın Sende Başlayan Sende Biten Güzelliklerden İbaret.Benim Gücüm Yetmez Birşeyleri Değiştirmeye.. METİN ÜŞENGEÇ |
Nesin Sen...? Nesin sen? Yağmurmusun ...Rüzgarmısın ......Karmısın Zamanın akışına bıraksam Erirmisin? Nesin sen? Acımısın ...Kedermisin ......Gammısın Sabredip dayanmaya çalışsam Dinermisin? Nesin sen? Ateşmisin ...Kormusun ......Buğumusun Elimi üzerinde gezdirsem Kaybolurmusun? Nesin sen? Kanmısın ...Ekmekmisin ......Sumusun Boğazım alev alev yanarken Ellerimden kurtulup Kayıp gidermisin? Nesin sen? Hayalmisin ...Rüyamısın ......Düşmüsün Beynimi bir kurşunla dağıtsam BİTERMİSİN? ... Serkan Çınar |
İMKANSIZLIĞIM Serpildiği zaman gül ağacına goncalar Seni el değmemiş çocuk yüreğiyle severim Hayatımın felsefesi, Uykularımın gülücükleri, Sevgilim Anladığın zaman yüreğimdeki sevda kuşlarını Sana bir daha bağlıyım İmkansızım, İmkansızlığım, Sevincim Güzelliklerin çoğalan yanıyla severim seni.. Jale BEKTAŞ |
KENTLER ŞAİRLER İÇİN VARDIR Düşünce suçum olduğun günlerdi Ölmeden gömdüğün sevdalarınla gelirdin Gece çöktüğü her şehri öperdi sonra Saçlarıma kara yağardı Zamanında doğmadı mı güneş? Tomurcuklanan her çiçek ölüme açardı Ve ben Bildiğim bütün sokaklarda kaybolurdum Sense bir ihtilali kuşanırdın Düşerken tutunduğum Uçurum gözlerine Ucu deniz bir ölüm olurdu yaşamak Şehir çürürdü dalgınlığımdan Şehir üşürdü Eminönü’nde sen üşürdün Bense dalıp dalıp kendime giderdim Çocukluğum tırnaklarımın arasında Kaybolurdu Titreyerek ve Kusarak yürürdüm kalabalıklarda Her kavşakta Eski bir cehennemliğin defterinden Giderek korkunçlaşan Bir sayfa koparırdım Cinayete kurgulu Çıkmaz sokaklarında bu kentin Soysuzlaşırdı bütün patronlar Sen ölürsen bu düşte Bil ki önce beni gömecekler Oysa biz hep birbirimizi kaçırırız Bu kentte ikimize sığınacak tek zindan var Ve bilmeden sorar şarkılar “zindanlar neye yarar?” Arabesk bir hüzün yerleşir yüzüme Unutkanlığıma pazarlar kurulur Kavgamı satar birileri Yazdan kalma bir kış ölüsüyüz ikimiz Zaman alnımızda bilenen kör bıçak şimdi Ve bilir misin ayrılmak vazgeçmek gibidir Çünkü hayat olduğu gibidir Olması gerektiği gibi değil Sonra seni terk eder Beni unutmalara yattığın sinemalar Kıvrık bir solucan gibi dururken Adının ilk harfi beynimde Git gide yalnızlaşan bir Kudüs olurum İçini boşaltsam ölür kent İçinde insanları öldürüyorken Şimdi herkeste sana aşık oluyorum Küs bakışlı bir intihardan sakınırken seni Mavi bir vurgun yiyorum Öfkeme İstanbul musun nesin Bir asansörden “gitme” bakıyorsun Bu kentin Bütün asansör boşluklarına düşüyorum Zaman rüzgarı Üstünden geçtiği her şeyi unutturuyorken Ben seni kendim emrediyorum kahraman tazeoğlu'nun "ölü bir kentin morg alfabesi adlı kitabından.. |
Gözlerimin Ferini Aldı Bu Şehir Siyahı tanıdım renklerden, Nöbetlere kalkıyorum karşı kıyıda doğan güne, Buselerini arar oldum dünlerin. Pencerede kaldı puslu hatıralar, Bakar dururum güneşe, korluğunda ısınırım. Güneşle büyüyor ümitlerim, asılıyorum yarınlara, Tüm güvendiklerim kopuyor ilmeklerden. Yağmurlardan sonra gelensin, Gökkuşağıyla renkleri belirleyensin, Yüreğime açsaydın renklerini Kırmızı ve maviyi alırdım gülüm. Ya şimdi! Menekşeler altında yürüyen düşlerim. Çınar yaprakları bir de sular dökülüyor gözlerimden. Sere serpe yatan kır çiçekleri. Bakışlarındaki ateşine dalıp gözlerimle, Dokunuşlarına muhtacım, Küllenen sevişmelerde. Duydum ki, Şehirde ölüyormuş aşk! Ne nisanları yağmur, Ne martıların çığlıkları, arzularında değildim belki. Siyah beyaz değil resimler, İçindeki sarılar söylemekte git diye! Alaca karanlığına yürüyorum şarkıların Mumlar bitiyor ve tan ağarıyor, Gözlerimin ferini aldı bu şehir. Uykusuzluğuma mı yanayım, bilmiyorum! Dolunayda erguvan pelerinlerinle el ele dolaştığımız sahillerde. Gemilerin ah eden sesleri beni sabaha çağıran dumanlar ve sisler, Rıhtımlarda bekleşen işçiler, Belki de yalnızlıklarla yürüyecekler. Esaretim kamplarda zincirli de olsa sana, Bu şehir gözlerimin ferini alıyor. Saçlarımı tutacak ellerini aramak geldi içimden, Uçun kelebekler uçun özgürlükler sizlerle. Çeşmelerden damlayan yalnızlık, Kirpiklerimi ıslatan gelen yağmurlar değil. Bitkinim! Sesleri duyamıyorum, çekilirken trenler, Gözlerim kararıyor. Bak güneşin önüne bulutlardan önce hüznüm geçiyor, gördün mü? Gözlerimin ferini aldı şehrin! Yalnızlıktayım. Yavuz Bayram Çalışkan |
ÇOCUKLUĞUM Yakam, bağrım, dağılmışım açılmışım Bu nasıl ateş yüreğimde, yanmışım Oh! Bir de şu yağmurlu günler Ve Ve şu buz gibi esen rüzgar olmasa Çayır çimeni savura savura Çiçek çiçek dalı kıra kıra En deli nereden esiyorsa rüzgar İşte ben oradayım Hiç sipersiz, hedef ediyorum kendimi Göğsümü, yüreğimi, rüzgara Bana, üşüyeceksin, diyorlar Bilmiyorlar, çılgınlar gibi seviyorum Ben bu rüzgarı Çünkü benim çocukluğuma kokuyor Vakit akşamüstü, yağmur sonrası Çok iyi hatırlıyorum Durduğum yer bir gelincik tarlası Ve papatyalar uzanıyor Göz alabildiğince beyazı, sarısı Galiba, galiba mevsimlerden Mayıs olmalı İşte benim çocukluğum Sevmek ve yıldızlar üzerine bir masal Ve acılar Ben rüzgarı seviyorum, yağmur sonrası Ama mevsim baharsa ve çocukluğuma kokuyorsa Ve bir köy var anılarımda, çocukluğumdan kalan Adını söylemeyeceğim, isimler değişiyor İsimler aynı kalsa da cisimler değişiyor İnsanlar değişiyor Nenem ve dedem vardı o köyde bir evde Sardunyalar, cam çiçekleri Ve fesleğenler olurdu gömme penceresinde Boydan boya çatlak, küçük camını Yıllarca bir düğme tutmuştu Ve dedemin her gece kurduğu, eski bir saat vardı Kaç geceler onun tik taklarını dinleyerek uyumuşumdur Ah! Saf, masum acılara yenik çocukluğum Öyle de huzur verirdi içime o tik taklar Öyle elektrik falan yoktu o vakitler Gaz lambasında oturulurdu Gece ilerler, ellerinde fenerler Evlerine giderdi komşular Ve ben, o saati dinler uyurdum Ah! Öyle de huzur verirdi içime o tik taklar Başımı sağa sola çevirdiğimde İçi saman dolu yastığın çıtırtısı Uzaklardan, ama çok Çok uzaklardan, bir köpek havlaması Ben çocuktum Uyu artık, diyordu gecenin karası Baksam da o gömme pencereden Görünmüyordu dışarısı Vakit gecenin bir yarısı ve ben dinlemedeyim Tik tak tik tak tik tak Ah! Çocukluğum, benim zavallı Acılara tutsak çocukluğum Öyle büyüttüm ki yüreğimde Çocukluğumdan kalan birkaç damla huzuru Beni hala yaşatıyor Ve yağmur sonrası rüzgar çocukluğuma kokuyor Bir fenerin isindeki gazyağı Gelincikler, papatyalar, fesleğenler Beni alıp, çocukluğuma götürüyor Biliyor musun küçüğüm Ve ben seviyorum hala sevmeyi Çocukluğum geride kaldı Ah! Bir de sizi bırakabilsem acılar Hala benim hayatım sevmek ve yıldızlar üzerine bir masal Ve ben çok seviyorum şu buz gibi esen rüzgarı Çünkü benim çocukluğuma kokuyor… Gürsel İLERİ |
Orda Bir Köy Var Uzakta Orda bir köy var uzakta, O köy bizim köyümüzdür. Gezmesek de, tozmasak da O köy bizim köyümüzdür. Orda bir ev var uzakta. O ev bizim evimizdir. Yatmasak da, kalmasak da, O ev bizim evimizdir. Orda bir ses var uzakta, O ses bizim sesimizdir. Duymasak da, tınmasak da O ses bizim sesimizdir. Orda bir dağ var uzakta, O dağ bizim dağımızdır. İnmesek de, çıkmasak da O dağ bizim dağımızdır. Orda bir yol var uzakta. O yol bizim yolumuzdur. Dönmesek de, varmasak da O yol bizim yolumuzdur. Kaynak: Türkiye Şiirleri Ahmet Kutsi Tecer |
Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı? Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı? Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? Hırsızlık; para, malmı çalmaktır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı? Solması için gülü dalından mı koparmalı? Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı? Öldürmek için silah, hançer mı olmalı? Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı? Victor Hugo |
ÇIĞLIK Bir adamı öldürmenin tam sırası kurşunlarla Çocuğunu öpüp kapıya çıktığında Ey kanatılmış çiğnenmiş bahar günü Birden bir çığlıkla kapatır yüzünü Ezik bir gül gibi çığlık, yitik bir umut gibi Boğmak boğma bir telle bir insan olmanın sevincini Kederli yağmur, usulca düşen akşama Çığlık. Bir çocuk yüzü. Dayalı cama... ATAOL BEHRAMOĞLU |
Gurbette Gül Olmak Hayat dediğin, doğum ile ölüm arasındaki yoldur Diyar-ı gurbette hasret ve çile çekmek çok zordur Gül olmak, hem de gurbette gül olmak ne zordur Hele/hele bülbüle hasret kalmak, daha da zordur Diyar-ı gurbette gülün derdi, çilesi bol mu boldur Gurbette gül olmak; için için yanan bir ak kordur Gurbet yolu ince uzun ta Fizan’a giden bir yoldur Gurbette hasret, özlem, çile çekmek çook zordur Gurbette hem gül, hem de abla olma ne zordur Bir de ağabey rolünü üslenmek, daha da zordur Hasretten kavrulursun tuzlu Çorum leblebisi gibi Belleğindeki duygularla, savrulursun selvi misali Gurbette sarayda da olsan memleket gözünde tüter En âlâ yemeği yesen, memleketinki burnunda tüter Aldığın haberle ya belin bükülür, ya da yüzün güler Bundandır bülbül altın kafeste dahi olsa, dertli öter Diyar-ı gurbette gül derdini, varsa bülbülüne döker Hele bir de Leyla’sını yitirmişse; o an ah, vah çeker Daha gençliğine doyamadan, için, için eriyip çöker Gül, belki de Bayram’ı şöyle der; yazma artık yeter Gurbet öyle acı ve acımasızdır ki; ölümden de beter Vatanındaki tüm sevdiklerinin özlemi burnunda tüter Zaten gurbette ayrılık acısı dert olarak yeter de artar Gurbette gün geçtikçe her şeyin özlemi arttıkça artar Gurbette bir gayen için bulunuyorsan o an sevabın artar Hastalığa/musibete karşı sabır gösterirsen derecen artar Şikayetçi olmaz da sabır gösterirsen hicret sevabın artar Eğer, dost ve akrabayla alakayı kesmezsen duacın artar B. Tunca/09.09.2001.9.55 Bayram Tunca |
SENDEN ALDIĞIM BİR HABER Senden aldığım bir haber, Sızlattı sol yanımı. Seslensem duyarmısın? Sana olan figanımı. Sürgün rüzgarlarla gönderdim, Aldın mı selamımı? Yüreğimdeki o kuytu, Bekliyor azadını. Senden aldığım bir haber, Ömrüme ömür kattı. Seviyorum sözcüğü, Ne kadar anlamlı,ne kadar berraktı. Seni görmediğim günler, Senin olmadığın aylar, Ayrı yaşadığımız yıllar, Ömrümden hep uzaktı. Senden aldığım bir haber, Gözlerimi yaşarttı. Övgü doluydu sözlerin, Beni yine şımarttı. Yürek atışımın mimarı, Gönül sarayımın sultanı Sevdim diyordu yürekten, En inceden,en derinden. Senden aldığım bir haber, Beni göklere uçurdu. Belki diyordu,belki bir gün, Kavuşma anı yaşanacak, Durulacak içimde fırtınalar, Yalnızlıklar son bulacak. Sahipsiz gözyaşlarımın, Artık sahibi olacak. GÜL ÖZLEM |
ZAVALL B. BRECH Ben Bertolt Brecht kara ormanlardan geliyorum Anamın karnındaydım daha Kentlere taşıdığında beni Ölünceye dek kalacak bende ormanların soğuğu Asfalt kentte evimdeyim der demez Son gereçler elimin altında Gazeteler tütün içki Çekingen tembel her neyse memnun İyi geçinirim insanlarla başımda Töreleri gereğince melon bir şapka Tuhaf bir kokuları var bu hayvanların derim Aldırma derim ben de onlardanım Sabahleyin yanımda birkaç kadın Sallantılı-koltuklarımda otururum Bakarım onlara kuşkusuz derim ki Bayanlar güvenmeyin bana sakın Geceleyin erkekleri toplarım çevreme Nasılsınız beyefendi teşekkür ederim beyefendi beyefendi aşağı beyefendi yukarı Ayaklarını uzatırlar masalarımın üstüne İyi olacak işler derler bense Sormam onlara ne zaman Tan ağarırken çamlar işler ortalığa Başlar cıvıldamağa kuşlar pireler içinde İşte o zaman boşaltırım kadehimi kentte atarım İzmaritimi uyurum kaygılı boğunlutu Biz soysuzlar kapandık kaldık Yıkılmaz sandığımız evlere (Manhattan adasında yüksek yapıları da bu amaçla kurduk Kurduk Atlantık üzerinde söyleşen ince antenleri de) Yel üfürüp su götürecek bu kentleri Seviçli kılıyor ev yiyiciyi yiyici boşaltmak istiyor onu Biliyorum biz geçici olduğumuzu Adam sen de sözümüz bile edilmeğe değmez Yer salsıldığı gün Virjinya'larını bırakmıyacağımı onları acı bulamayacağımı umarım Ben Bertolt Brecht asfalt kentlerde çuvallamış Eskiden kara ormanlardan gelmişim anamın karnında DUVARA TEBEŞİRLE YAZILAN "Savaş istiyoruz!" En önce vuruldu Bunu yazan. KARDEŞİM BİR PİLOTTU Bir pilottu kardeşim. Güzel bir günde emri geldi. Hazır etti çantasını, güneye doğru koyuldu yola. Bir fatihti kardeşim. Yerimiz yoktu yaşamaya. Topraklar ele geçirmekti öteden beri hayalimiz. Kardeşimin fethettiği yer şimdi Guadarrama dağlarında. Boyu tam bir seksen, derinliği bir elli. BERTOLT BRECHT |
Cankuşum Seninle bir bütündük geçmişte kaldı o güzel günler. Bana sarıldığında Dünyayı yerinden oynatacak Gücü bulurdum kendimde Bakardın çakmak çakmak Geceyi aydınlatan mum misali Gözlerinle İçimde fırtınalar kopardı. Seni seviyorum dediğinde Tüm fizik kanunlarını Hiçe sayardı bu beden Ayaklarım yerden kesilirdi. Şimdi ne oldu da Sen bir yanda ben bir yanda Böyle can çekişiyor bu aşk Hala ihtiyacım var sana Güneşin aya Toprağın suya ihtiyacı olduğu gibi Cankuşum yanımda ol yine Uyandır beni bu kabustan Uyandır ki örnek olan bu sevgi yaşansın daima. Senin cankuşun artık uçamıyor Kanatları kırık sabırla dönmeni bekliyor. tekrar uçmak istiyor Gittiği yerlere sevgi götürmek istiyor. Bu sevinci herkesle paylaşmak istiyor. Hatice Eser |
Senin de yüreğin titredi mi? Günlerdir görmediğim sevgili! Hasret seni de yiyip bitirdi mi? Aklımdan bir an bile çıkmayan sevgili! Uzadı mı gecelerin? Yıllara döndü mü senin de kara saatlerin? Hikâyeler uydurdun mu sen de, Avutmak için kendini? Yoldan geçenlere benzettin mi sen de beni? Bu zamansız ayrılık kavurdu mu yüreğini? Söylesene! Öyle bomboş bakmasana hadi! Sen de delicesine sevdin mi beni? Beni görmezden gelip, Yanımdan öylece geçen, Hayalet sevgili... melike yurtsever |
İz acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun izlerime rastlıyorsun, bıraktıklarıma, orada o yolda çekmiştim ruhumu patlatan fitili benden savrulan parçalar kurusa da, izleri var hala yolun kenarında. izini sür yolun, acının ormanı büyütür insanı vakit geniştir, ufuk sandığından daha yakın acıyla geçtiğim yoldan geçiyorsun, ustası olacaksın içine gerdiğin ttellerin hangi sızıyla titrer içinde, hangi sesle büyük bir aşk, hangi sesle ölür, bileceksin. ne zamandı bilmiyorum. yaşadıklarından sana kalan tortu, seni olduğun yere çakan, olduğun yerde fırtına koparan korku. kendi sarmalında döndün, döndün, sanma ki daha dönmeyeceksin kalsan da bir yer için, aslında hep gidiyorsun. şimdi, acının ormanından geçiyorsun her şey bir daha kanasa da ne geçtiğin yola ne sana dokunabilirim ben geç meleğim, senin de şarkıarın olsun içindeki telleri titreten. Birhan Keskin |
Isıtan ışığımsın, inadına sevdam bitmeyen kavgam gitme gönlümün güneşi bir bozkır ıssızlığı gibi bu şehrin karanlık sokaklarında bırakıp gitme beni gitme közüm, gitme korum, gitme gözüm... Gidersen üstüme yıkılır bu şehir hüzün sarar sokakları hep kahır renginde gelir akşamlar gözlerim üşür yüreğim üşür ıssız bir kıyıda öksüz kalır ömrüm solgun bir gül gibi susarım belki gitme iki gözüm, gitme canözüm, öksüzüm Gidersen gazel döker bahçeler kırılır dalları sevincin hicran yağar göklerden yağmur yerine gelincikler gibi boynum bükülü kalır hicran boylarında, sarılıp düşlere her gece öksüz alıp yanızlığımı yanıma dağlara çıkarım ellerin yağmur sıcağı senin gözlerin düğün çiçeği dudağın gelincik bakışın ay vurup ömrümün göçmen kuşlarını hançerleyip kalbimi gitme gitme canışığım, sevdayüküm, gönül kervanım... Gitme sevdamsın gitme duman olur ağarım sokaklara incecik bir yağmur olur yağarım belki uyku tutmaz geceleri uzak yıldızlara takılır kalır gözlerim kaybolup giderim bu kalabalık şehirde gitme delikızım, yüreksızım, canyıldızım gitme Gitme gönlümün nazlısı bakışlarımı bir boşluğa ilmikleyip sonsuz kederimle başbaşa bırakıp gitme gitme çöl olur bağrım, gitme ölüm olur kahrım bir yaprak gibi kurur gider ömrüm rüzgarda aysız, güneşsiz kalırım, susuz, havasız gitme ölürüm Gitme gece gözlüm, gitme öksüzüm gidersen bu şehir sensiz kalır seni ararım bütün duraklarda bütün sokaklarda seni ağlarım gitme anılara kar yağar dört mevsim ayaz olur dört mevsim sonbahar olur gitme ey yar ağlatma beni hasret kapılarında bükme boynumu öyle garip üşürüm, donarım her gece sokaklarda Gitme yüreğimin sızısı gitme alnımın yazısı, gönlümün nazlısı gitme duman olur, tufan olur, ah olur kuşlarda çekip gider bu şehirde ne güneş doğar, ne sabah olur her saniye bir can verir ömrüm ölürüm sevda kapılarında ölürüm gitme gitme nuri can |
GÖZLERİNDE DURULUŞUM sevgim senin eksilmez parçan unutma yitirilmişlikler yitir eksilmelerinde ayrılıklar birleştirir uzaklıkları canım yabancı diyarlarda hep ufkuna konayım sevmenin sıcaklığı ısıtsın seni tüm üşümelerinde tut gözlerinde yakaladığım acemi kelebekleri kuş gagasında taşıdım sana sevinçleri yalnızlıklarda biriktirdiğim aç mavi gökyüzünü öpüşlerine sevgiler kaldıran kartal olayım unutma ilk heyecan genç yüreğimde ellerin kelepçe ellerim erken açan çiçek bakışlarına vurulmuşum bak gözlerime gözlerinde durulmuşum Yusuf Altunel |
| Saat: 06:28 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık