![]() |
Bozuk yollardaki çamur gölcükleri Yürek şeklini almışsa Toprağı donduran rüzgar eşlik ediyorsa Kuş cıvıltılarına Heyecandan titriyorsa Yanıbaşındaki beyaz bulut içindeki yıldızlar Herkes yaslanmıştır izlemek için filmini Motoru döndürüyor zaman film başlıyor Işıklar da tamam parlıyor güneş Sensin başrölü bu sevda senaryosunun Hakkından gel kötülerin hadi cesur ol Birkaç sahne sonra sahneye çıkar güzelin Hak et onun sevgisini Ve seyircinin alkışlarını Dikkat et tekrarı yok hiçbir sahnenin Makasla geçmişini sen rolüne bak Söz senin yahya harbalioğlu |
Buluşmak Üzere Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim için çekti bir sabah vakti Erkenceden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan Ege denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi de dibe dalayım diyorsun İçine doğdu belki de İşte çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüşler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen de ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Yanında ben varım Kaynak: Sekizibiyerde Can Yücel |
Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden... Dağ başı yalnızlığı ölümden beter. Hiç kimse aramasa sormasa beni Sen gelsen yeter... Huzur ellerinin güzelliğidir. Gözlerin karşımda mutluluk denizi. Her sabah soframızda ekmeğimizi Sen bölsen yeter... Yüreğim seninle yaylalar kadar serin Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam Sen dolsan yeter... Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm. Bende sabır, sende naz... Gündüzünden vazgeçtim, düşümde biraz Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter... Duymasa da hiç kimse Şâir gönlümün, sende karar kıldığını. Ve içimin şerha şerha yarıldığını Sen bilsen yeter... Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi. Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek. Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek, Sen eğilsen yeter... _TAYFUN TALİPOĞLU_ |
AYRI AYRI Kaçamak bakışlarımız dokunurdu birbirine suçlu suçlu yürürdük gülmeyi konduramadan dudaklarımıza acılarla delik deşik bir olgunluk izlerdi gölgelerimizi yağmur ıslatırken kaçak evi kimsesizliğimiz ayrı yrıydı. Aslında yakmıza yapışmasaydı aşk sahtekarlar cennetinde çakışmasaydı yollarımız sen ve ben pekala kandırabilirdik kendimizi mutluluk oynayarak ayrı ayrı yas içimizde uzun yolculuğa çıkmış olurdu ve bitmemiş olurdu takas... A.Kadir BİLGİN |
Bilmem ki Nasıl Anlatsam Bilmem ki nasıl anlatsam Nasıl söylesem derdimi Bir daldan sıkıca tutsam Yerde bulurum kendimi Boran eser koca dağlar Kurudu bahçeler bağlar Yüzüm gülse içim ağlar Darda bulurum kendimi Dert peşimi bırakmıyor Kimse yüzüme bakmıyor Göz kurudu yaş akmıyor Zorda bulurum kendimi Sermesefil yaşıyorum Günden güne düşüyorum Yaz gününde üşüyorum Karda bulurum kendimi Şu gönlümün her köşesi Talan oldu yok neşesi Elimde içki şişesi Barda bulurum kendimi Görenler deli sanıyor Ne dinliyor ne tanıyor İçim kor olmuş yanıyor Korda bulurum kendimi Dolaşırım sersem sersem Alan yoktur selam versem Hürdemi böyle gidersem Nerde bulurum kendimi 29.08.2007 – Yenimahalle |
BENİ ANLAYAMAZSIN Aramaızda dağlar var Aramızda uçurumlar Yaklaşma yanılırsın Ben öldüğümü bilirim Sen yaşadığını sanırsın Kendini bilmeden daha Beni anlayamazsın.... Günlerim ateşe gebe Gecelerim sancılı Varamadık sabaha Ben bir yumak düğüm düğüm Sen karmakarışık bir kördüğüm Kendini çözmeden daha Beni anlayamazsın.... Ahmet Selçuk İLKAN |
AVUCUMDA SEVDA VAR Rüzgar dudaklarıma iki damla yağmur vurdu. Bir çocuk aşkı ki, koca insanlar böyle sevmemiştir. Akşamüstü Arnavutköy'deydim. "Sevda"diyorum. "Sevda" dedin mi gizli olacak ve çulsuz olacaksın ki değerini bileceksin, hissedeceksin. O zaman acısına da saygın olur. İki damla yağmur, ardını bilmediğim karanlıktan dudaklarıma rüzgar hediyesi. Cebimde yumruk elim. Yanıyor avucumda, yanıyor verdiğin mektup. Bütün bulutları seviyorum. Bütün insanları seviyorum. Yaşamayı seviyorum... Erhan GÜLERYÜZ |
Merhaba Gurbet Küçük yasta bastim ayagimi gurbete Savastim hergün hasretle Aglamaktan gözlerim yoruldu Bir hayatim vardi oda yok oldu Gurbete geldim geleli Bir güzel gün görmedim Yalnizligim aldi beni Vurdu gurbet ellere Gurbet eller yakti, yikti beni Yaklasma gurbete senide yakar seni Görmek istersin aileni Red eder seni gurbet elleri Yalnizligim vurdu basa Gurbet ellerde gezdirdi beni Bastan basa Korkarim simdi gurbet ellerde Kosarim hep umutlara Umutlar birakir beni bana Yanima yaklasan olmaz Gurbet ellerde yasarim ondanmi acaba Yine sana geri geldim Merhaba gurbet merhaba Neolursa olsun senin için Dostum dedim herkeze Bana sordular yar'in varmidir Bende dedim oda gurbet ellerdedir Merhaba gurbet Merhaba Herhalde seni tanimayanlar var Sordular gurbet nerede nerede Dedim tam kalbimde kalbimde Yaklasma gurbete Dersin sende Merhaba gurbet merhaba Elveda umutlar elveda Tarih Ve Saati: 20/08/2004 15:23 Mustafa Aslan (Dertli Şair) |
bir göle damladım, vadıler gectım,dereler,okyanuslar bır kac balık hıkayesı,fosıllenmıs hayatlar. agaclar suladım yesıller cıcekler kanmadım. kumsallar tanıdım,gemıler tasıdım seferden sefere yıkadım kırlendım yıkandım arındım kaynadım yanmadım yerle gök arasına ekıldı yasamım bır cevız agacı ve bır cıcek hala aklımda uzunca kaldım cıcekte. hayat verdım dalına özune gunes aldı,buharımla ayrıldık okyanuslar asıp yıne gelecegım sana söz. mehmet faruk ünal |
Hüzün topluyorum Geçmiş yıllar denizine Bir dalıp bir çıkarak Ayaklarım kendiliğinden öpüyor yolları Zihnim gördüklerimden çok uzak Yine bir ayrılık yaşıyorum Depreşen hüzünlerin kıskacında Çekilmiyor yollar Sıradan sesleri de yanına alınca Daralan içime inat Bir kuş dönüyor tepemde Salınan kanatlarından yüreğim serinliyor Sıyrılmak istiyorum Bedenimi ağırlaştıran hüzünlerden Ama ne gezer Hortluyor fırsat kollayan çocukluğum Paslanmış anılar Bir bayram şenliğiyle dökülüyor yollara Her ayrılık eşiği Bir hüzün sergisidir aslında Bu sergide yaşanır Hüznün sessizliği Ve sessizliğin hüznü Ve ince bir sızıdır her zaman Annemin gözyaşları musa takçı |
Acısını içtim aşkın, Hüznüne dokundum Gökkuşağı gibi değildi renkleri Siyahında boğuldum. Yoruldum,hep yoruldum Kime tutunduysam yaralı kanadımla Yalanlarında kayboldum. Masum bir çocuk bakışıyla geçtim Aşkın kör gözlerinden Yüreğimi büyüttüm, Düşler yetiştirdim minik avuçlarımda Ağlamayı öğrendim, Gülmeyi unuttum. Hırçın denizlerde, Boşa kürek çektim hep Yalnızlığın kıyısında, Unutulan bir liman gibi Bekledim,durdum. Nereye gittiğini bilmeyen bir yolcunun Sessizliğinde geçti hayatım Aşkı bulayım derken, Yolumdan oldum. Korkularım büyüdü aşkın kollarında Sessizlik parladı içimde, Bir yakamoz gibi. Üç kuruşa yalnızlığa sattı Gülen suretimi Ne bana gösterdi kendi yüzünü, Ne güldürdü benim yüzümü Yar olmadı bana hiç Seslendim ses vermedi Sonunda sustum Ve bir akşam üstü Aşkı sırtından vurdum!.... ŞEVKİ YÖNDEM |
Dalından düşmeyi bekleyen son yaprak gibiyim Belkide enson eylül bu içimde başlayan Bi başka deli esiyor şimdi rüzgarlar Ruhum kabında sanki göçmen bir kuş gibi Ömür yazımda ne varsa hepsi talan Ah be dost yüzüme bakan neler okumaz ki Hançer olur saplanır böğrüme eylül akşamları Bir bir soldu tekmil renkler Yerde çimen soldu ağaçta yaprak Güz yağmurlarına hazırlandı toprak Ufuklarda güneşi sarma telaşı Boşuna yol gözleme artık deli gönlüm Çoktan başladı içimde bağ bozumu sevda enkazına döndü eylül akşamları Ellerimi uzattığım her yer boşluk Aşka yürüdüğüm her yol çıkmaz sokak Bozulmuş bağlara benziyor halim Yaşanmamış mevsimler gibi hazin İçimdeki anıların hepsi kül yığını Geçti artık o görkemli türkülerin çağı Şimdi hüzün ve göz yaşı dolu eylül akşamları Ben hasret yolunun yalınayak yolcusu Dikenli yollarda kanlı ayak izlerim Gözlerimin altı kurumuş iki nehir gibi İşte daha eylül başı buza kesti yüreğim Odam ilk çağ manastırının izbe zındanı gibi Yüreğim; Boşuna sevda yağmuru bekleme Yine mateme büründü bak eylül akşamları Ne içimizde sevgiliye vuslat heyecanı Ne yorgun dudaklarımda tebessüm kaldı Ben bu koca ömrü eylül gibi yaşadım zaten Yakındır kara paltolu kasım çalar kapıyı Tüketti beni yaban sabahlarının öksüzlüğü Gurbette her gün eylül her mevsim sonbahar Hasret ağıtı gibi çöktü işte eylül akşamları Ali Başol |
AĞLAYACAKSIN Gün batarken bir akşam üstü Hayalim takılacak gözlerine Bir rüzgar uçuracak saçlarını Ben geleceğim aklına ağlayacaksın Dilin varmasa da anmaya Boşuna çalışma hatırlamaya Nasıl olsa bir gece tatlı uykuda Ben geleceğim aklına ağlayacaksın.... Gün gelip otursan da nikah masasına Mutluluk içinde atsanda imza Siyahlar içinde yapacağın ilk dansta Ben geleceğim aklına ağlayacaksın.... Mahmut TURAN |
yaşadığım şehri sende bıraktım.. sarmaşık kokuluydu hanımelleri bahara gel diyen ince belleri kırdım ne varsa ben eden beni hüznüme teslim ettim sende bıraktım.. . sende bıraktım herşeyi... leb-i deryanın o güzel nefesini köpürmüş marmaranın o hain sesini sardığın bedenime iliştirdiğin o çok sevdiğin gülüşümü... sende bıraktım.... gözlerimi sende bıraktım.. çekip gitti yalnızlığım benle beraber sana bıraktım köhneleşmiş der-saadetin o vazgeçilmez sefaletini sende bıraktım herşeyi.. o ikimizi de satın alan şehirde seni benle.. beni senle.. bıraktım ne sen beni bırakıyordun ne de ben seni.. ne gidebildim ne kaldım sana bıraktım herşeyi sana bıraktım Ayfer Artuç |
Sana Kapamadım kalbimin kapısını Gülüşlerini unutmadım Sen Düşlerimde olmadan nefes alamam ki Rüzgârın yön değiştirdiği yerdeyim şimdi Sensizlikteyim Dudaklarımı aralayıp Hep söylediğim kelimelerdesin Özlemlerimde, hasretimde, yalnızlığımdasın Uykularımın en yorgun zamanlarında Uyanıp ansızın gece yarıları Yüzüme düşen sensizliğin hüznündesin Unuttum sanma, Ben nerde yaşıyorsam sen ordasın Sana ne yazsam Ve ne kadar anlatamasam dostlarıma Bir o kadar büyürsün içimde Ve bir o kadar gizemli Şimdi Hüznümün başa çıkılmaz anında Bir sigara yakmalıyım önce Kuytu akşamların Senli vakitlerini düşleyip Sesini anımsamalıyım yine Tebessüm etmeliyim Ve dünyanın en şanslı şairi olmalıyım Sırf seni sevdiğim için ve sana yazılan her duygum okunduğu için Onur duymalıyım Gittin biliyorum Beni yiyip bitiren bir merak, Yüzünü göremediğim günlerin acısı kalbimde Ellerinde olamamamın çaresizliği Ve yalnızlığımın baki kalması Hep acı verecek biliyorum Gündüzlerin aydınlığında Kısıp gözlerimi semaya bakıp Bir parça bulut arayacak gözlerim Umut ederek yağmurun değmesini tenime Bekleyeceğim. Senin için yanan tenime Biliyorum, Dokunmayacaksın Kayıp şehirlerin Karanlık sokaklarında çaresiz kaldım Ayaklarımda umudumun ağır prangaları Ellerimde yokluğunun kelepçeleri Kimselerin bulamayacağı bir yerdeyim Sendeyim Sana en az pencerene gelen bir serçe Yolda gördüğün bir çocuk Sahilde tek başına oturduğun bir bank Gizli gizli ağladığını gören bir ayna Ellerinden dudaklarına değen bir sigara Üzerine alelacele giydiğin bir elbise Uyumak için Ellerinle bir sevgiliyi sardığın gibi sardığın bir yastık Gözlerine düşen uykusuzluk Okuduğun bir kitap Canını sıkan bir insan Öpülesi dudaklarınla ısırdığın bir erik Ve hep beklediğin Hayallerini süslediğin o sevgili kadar yakın olmak istedim Biliyorum ben sana dokunamadan Avuçlarında bir hayatı tadamayacağım Biliyorum Sensizliğin karanlıklarında şiirler yazıp Her şeye rağmen içimde yaşayacaksın Senin yerin orası biliyorum Sokağımdan geçmesen de Kokunu duymasam da en güzel çiçeklerde Sırf yakın olmak adına Balkonundaki bir kaktüsün dikenlerinde Küçük ellerine batmak için Her zaman dua edeceğim Yoruldum inan Düşler kurmaktan Nefessiz kalmaktan Boş bir evde Yalnızlığın şarkılarını söylemekten bıktım Yoruldum inan Yoruldum sensizlikten Her sabah soğuk suyu vurup yüzüme Aynada kendimi mutsuz görmekten En güzel günlerinde baharın Sahillerde boş boş gezmekten Durup durup sana yazdığım şiirleri Duvarlara okumaktan Ve cevap beklemekten bıktım inan.. Seni seviyorum Seni özlüyorum Diye söyleyemediğim Telefonumun çalmasını beklerken Yüreğimin sesini duyamadığım Her an için kendime kızıyorum inan Sana da kızıyorum Beni bu boş âlemde Sevgisiz bıraktığın Yüzümü güldürmediğin için Sesinin kulaklarımı okşamasını Dokunamadığım teninde Olabilmeyi Şiirlerime güzelliğini yazmayı her fırsatta Ne kadar istiyorum bilsen Oysa Yoksun İçinde sana dokunamadığım Seninle olamadığım bir dünyada Bahar gelmiş Çiçekler açmış Gülmüş, ağlamışım ne önemi var Ben yokluğunda geçen zamanı Hiç yaşanmamış saydım Biliyorum Ölümüm seni düşünürken Ve yanımda olmadığın bir vakit Ansızın gelecek sen hiç acısını çekmediğin yokluğumda... Bilmeyeceksin bile öldüğümü Ben hiç tamamlanmamış sayacağım Gözlerimi kapattığım hayatımı Ve verdiğim son nefeste bile Acılar çekerken Seni arayacağım Biliyorum Gözlerimin baktığı Dudaklarımın seni sayıkladığı hiçbir yerde olmayacaksın Ölümün acısı hafif kalacak Sesini duyamadan çıkan canımdan Sen bensiz bir hayatı Bensiz geçen zamanı sevdin Hep gizemli kalmayı Kaçmayı Ve sevilmeyi sevdin Hiç çaba sarf etmedin Bir nebze olsun Cesaret edemedin sevmeyi beni Düşlerde bir masal Rüyalarda bir gizem kalmayı seçtin Olamadın benimle Bir kez yüzüme bakıp İçinden geldiği gibi Seni seviyorum Seni özlüyorum diyemedin Ben senli zamanların içinde Hep sevinçten gülen Heyecandan ne yaptığını bilmeyen İçi içine sığmayan koca bir adam değil de Oyuncağı eline verilmiş bir çocuk gibi Hep gülücükler saçtım Ağlayarak geçen koskoca bir zamana inat Dünyanın en güzel yeri gözlerinin içinde saklı Baharın yemyeşil dallarında artık hüzün var şimdi Rüzgârlar sesini kesmiş Ve yağmurlar boşa ıslatıyor kaldırımları Gözlerimin uykuya düştüğü Ve karanlığın aydınlığa hasret kaldığı yerdeyim Sensizlikteyim. Ertuğrul Bayam |
Bunca yıldır ardından gölgen gibi dolaşıp, Harcadığım ömrümü farketmeni bekledim. Tavrına aldırmadan gururumla savaşıp, Kırılmaz inadını terketmeni bekledim.. Seni sever görünen sahte sevgilileri, Gül düye kokladığın zehirli çiçekleri, Uğrunda tükendiğin yalancı sevgileri, Artık yeter diyerek reddetmeni bekledim. enver ertürk |
Hasret Saçlarım hasret sevgiyle okşanışa. Yüreğim hasret sevildiğini bilmeye. Hasret yüreğim çırpınışlara. Bedenim hasret bir yudum heyecana. Duygularım hasret bir gün ışığına. Konuşmalıyım,konuşamıyorum. Haykıramıyorum... Anlatamıyorum... Yalnızca ağlayabiliyorum... Ne komik, ne acizlik! Taciser Kaygısız |
Hasret Nedir bu aşk, bu sevda İllaki sen, olamaz başkası da Leylamsın, şirinsin bu gönülde Gönül seni, arzular bu bedende Üzülmekteyim, sen başka yerde Neyleyim güzel kadın, sana yanarım Neyleyim gönlüm, dinlemez beni İster helal, olsada haram Labirentteyim, kanıyor sana yaram Gel yanıma, konuş, dinle beni Üstüme eğil, kollarımla saram Neyleyim güzel kadın, sana yanarım Neyleyim ben, aşkımı neyleyim İsterken lal, olur dillerim Lal olmasa, diller dökerim Gözlerinde kaybolur giderim Ümidim, yitmedi, olmasa da, severim Neyleyim güzel kadın, sana yanarım Nar çiçeğim, bana haydi desene İstekli kalbime evetlesene Lal olmuş dilimi, söyletsene Gönül gülzarım da yeşersene Ürkeğim aşkından, beni söyletsene Neyleyim güzel kadın, sana yanarım Ümit Bahadır |
Resminle Avundum Bilmem ki kaç gece hayalinle avundum Kaç gece sabahlara dek adını sayıkladım durdum Mektuplarını defalarca okudum Resmini öptüm defalarca Sen diye onunla uyudum Bir sen vardın rabbimden tek dileğim Bir sen vardın yoluna ömrümü verebileceğim Sen de çekip gittin uzaklara Şimdi ben sensiz mi öleceğim Aydın - 1999 İbrahim İmer |
Sevgi Yetmez Bana diyorsun ki Nasıl bir martı yavrusunu severse Bana diyorsun ki Nasıl bir midye incisini gizlerse Bana diyorsun ki Nasıl bir arı peteğini örerse İşte öyle büyüyorsun içimde Sevgi yetmez Sevgi yetmez Sevgine saygın yoksa Sevgi yetmez Sevgi yetmez Sorumluluğun yoksa Sevgi yetmez Sevgi yetmez Arada eller varsa Sevgi yetmez Sevgi yetmez Yarından ümit yoksa... Bense diyorum ki Bahçende güller baktıkça güzelleşir Bense diyorum ki Aşk engelleri aştıkça değerlenir Bense diyorum ki Güneş yağmurlar topraktan güllerin Saygı sorumluluk sadakat sevginindir İlhan İrem |
Sensizlik sessizlik gibi Sanki kimse yok. Güne inat yoldaşım olmuş geceler. Uykum uyudu ama ben uyumadım Ölümün eşiğindeki çılgın bir gecede. Yağıyor yağmur meleklerin eşliğinde. Yankılanıyor sessizliğin yıkıcı sesi Bir deprem gibi Beynimin en ücra köşesinde. Büyüyor, Büyüdükçe büyüyor Yüreğimdeki çetin yara. Şırıl şırıl Aşk kanıyor. Aktıkça akıyor gözyaşım Hüzünlü bir nehir gibi Dinmek bilmiyor. Sensizlik sessizlik gibi Sanki kimse yok. samet bayram |
Ne zaman bir kalem alsam elime Sana haykırışımı dinle, kelime kelime Eğer zaman kilit vursa bile dilime Yinede aşkın derman verir halime Seni görene kadar öyle durgundu ki sular Deli dalgalar gibi, birden şahlandı duygular Seni düşünmekten ne zaman kaldı ne uykular Yüreğim her gece anlamsın ayrılığı sorgular Sen farkında olmadan beni yavaş yavaş alırken Mecnun olup sana gelsem Güneş batmış ay kalırken Gözlerime damarlarımdan kan çekerken Yaş değil kan akıttım sevda derdi çekerken Seni çok sevdiğimi, sana nasıl anlatsam? Anlar mısın beni? Yüreğimi sana sunsam Sana kavuşup yine ellerine dokunsam İsterdim, sen benim ben senin olsam Sana geldiğim yollar karışık, bir deli kördüğüm Ne yana baksam, yine sensin gördüğüm Sensin kalbime desen desen ördüğüm Ateşinle hep yanıp yanıp söndüğüm Ne zaman yazsam, birkaç cümle ,birkaç satır Adım soyadım bile seni bana hatırlatır Geride güzel günler hatıradır Ama artık kalmadı ne gülüş ne de sabır Bazen her şey sanki küçük bir nokta Benliğim sanki bir varda bir yokta İyi düşün eline vicdanını koyda Bizi anla, bizi darda koyma Sevilen anlamazsa sevenin halinden Sevenin sonu olur sevdiğinin elinden Bazen aşkın sonu bir parça bez kefen İnan canım çözüm ,bulamaz buna fen Var mı içinde bana karşı hıncın Yüreğime sapladığın sevdadan kılıcın Senin yüreğin çekti kendi dilinden Olacaksa olsun sonum senin elinden Canım ya sev ya öldür Böyle olacaksa ateşimi söndür Söndürdükten sonra istersen unut Geriye kalacak, birkaç sözüm ve bir tabut...ABDULLAH AK |
Bir rüzgar esti lodostan, Sardı bedenimi sımsıkı, Bir silah patladı ta... uzaklardan, Ve sen geldin aklıma... O elele tutuştuğumuz, Mutlu günlerimiz tablolandı gözümde, Mızrap oldu kirpiklerim, Sazın teline dokundu usul usul... Dağlar, taşlar, o yeşil çayırlar... Dile geldi ağladı biz giderken, Bir köpek uludu, sonra yağmur başladı, Yarasalar uyandı, uçtular inlerinden... Fırtınalar kopuyordu, sensiz yüreğimde, Uyandım sen yoksun, ağladım yine, Artık rüyalarda görür oldum güzel yüzünü, Ne yazık dönemedik, o mutlu güzel günlere soner aldemir |
Sevmenin ne olduğunu Kalbimin seninle hayat bulduğunu Sensiz zamanın bile durduğunu Sana koştuğumu anlamadın Seni kendime ışık yapıp Eskiden kalan her şeyi yıkıp Sensizliğe bir kurşun sıkıp Sana koştuğumu anlamadın Yokluğunda duvarlarla konuşup Eski resimlerinle teselli bulup Gururumuda bir yana koyup Sana koştuğumu anlamadın Yıkmadın inatçı gururunu Anlamadın sevmenin ne olduğunu Bilmedin kalbimde fırtınalar koptuğunu Sana koştuğumu anlamadın Özer Sütçü |
Yine kapım çalındı, Gecenin o ıssız saatlerinde. Aklımda hep sen vardın, Seni bekliyordum... Açtım kapıyı, Gelen yine sen değildin. Bomboş baktı gözlerim, Seni bekliyordum... Vakit çok geç oldu, Bir elimde kadeh, bir elimde sigara, Yokluğuna küsmüş kalbim, Seni bekliyordum... Sarhoş oldum yıkıldım, İçkiden değil, senin yokluğundan, Başımı çevirdim kapıya, Seni bekliyordum... Ama biliyordum geleceğini, Yine sabahlayacaktık seninle. Gecenin verdiği o ateşle, Seni bekliyordum... soner aldemir |
Güneşi karşılıyruz mutlu çığlıklarla öperek, Dağı, ovayı Yüzyılların uykusunu Otu, börtü böceği, Bir kanat vuruşta uçan kartalı, Ağır akan ırmağı, Ağzında dünyayı taşıyan leyleği, Korkunç bir yalnızlık duan karacayı. Yaşamak süsler eklemektir sonsuz gerçeğe derin bir soluk almak gibi Pencereden dışarı bakmak gibi gökyüzüne, Bir kırlangıç uçmak gibi Kök salmak gibi toprağa; Ölümse, açılan bir eski zaman sandığı. Zaman diyorsun, bir çingene gibi karşıma çıkıyorsun o zaman, O zaman zaman kaçıyor; Kim tutabilir şimdiyi dünü eskiyi Ölümlerden ölüm beğeni Kırk katırı kırk satırı? Saçlarında güller, karanfiller, dünyanın en güzel kırları, Saçında gelincikler, sabah çiyi ve tarlakuşları Çizmeli kedi Yedi derya geçen şehzade En güüzel sırma tel Sabahın yedisi ve ıssız göl Ve güneşin hiçbir şeyi Güvercinlerin çığlığı! Yüz çocuk ırmaa koşuyor Bin çocuk daha Ve yanıyor ayakları kumlarda Tozda ve küllerde ve saçında. Anılar eskidikçe, insan yaşlandıkça Kavağın gölgesi suya düştükçe rüzgarın sesi ve sis, odaya dolar Ve dağlar uzakta çok uzakta Şimdi, şu sabah gibi güzel oldukça Kırıldıkça kırağı Uçuşunu görmek güvercinlerin gökte Beni bir çocukluk anısı gibi duygulandırıyor; Görmüor güneşi akşam ezanı köyde. Yalnız sular mı uykuya varacak dağlar kayalar mı şimdi? İşte çam çıraları da bitti Haydi sen de var uykuya: Çöksün üstüne gecenin karanlığı! ALİ PÜSKÜLLÜOĞLU |
Sancağ-ı Şerif Huzurunda Ey rayet-i Peygamber, ey ümmid-i ahiri Milyonla kulubun; Ey nefha-i gaybiye-i nusret, ki safiri Vecd- aver olur ruhuna şarkın ve cenubun; Kudsiyyet-i feyzinle açıl, rengini göster, Varsın soluk olsun Bir hahzacık ey seyf-i cihad, oyna kınından, Aksın koyu kanlar; Vadeyliyor Allah, olacaktır sana kurban İslam’a ihanet düşünen can-ü cihanlar. Gafil medeniyyet, seni en sonra muhakkak Hüsran ile tetvic edecek akl-i tebahın Allahına şükret: Şükret ve maasine olup taib-ü nadim, Haktan talep-i ecr-i cihad et... Ne saadet, Rabbin ne saadet ki, bugün din uğrunda Emvalimi verdim; Rabbim ne saadet, ne saadet ki yolunda Emvalimi, eşgalimi, amalimi verdim. Artık yürürüm... avn-i Hüda meşal-i rahım, Biazm-ü iradet; Peygamberimin sancağı oldukça penahım. Elbet benimdir ebedi savn-ü selamet Artık yürürüm... Yıldırım insin beni yakmaz, Boğmaz beni tufan; Ben hıfz-ı melaikteyim, elbette bırakmaz Onlar beni düşmanlara, yoktur buna imkan. Gözler yumulu, sine açık, can müteselli, Vicdansa pür-ümmid. Ben Rabbime doğru Her an müteveccih, mütevekkil ve saburum, Ölsem de ne mutlu bana, kalsam da ne mutlu! 1915 (Son Şiiri) Tevfik Fikret |
Gözlerini kaçırma gözlerimden Sevgin aksın gözlerinden gönlüme Gönlümde yeniden doğmalısın Sana aşık olmalıyım çılgınca, Çünkü sen buna değersin. Sende dene istersen sevmeyi Yeni bir bahar yaşayacaksın Umut çiçekleri açacak gönlünde Güller gibi aşkla dolu, Kır çiçekleri gibi özgürlük, Nergisler gibi saflık kokacak.. İçine çek bu kokuyu derin derin, Bak nasıl mutlu olacaksın.. Paylaşmak isteyeceksin, Kahreden yalnızlığını, Cebindeki son meteliği, Sofrandaki son lokmayı, İçeceğin son damlayı, Mutlu olacaksın sınırsızca Aşık olmaktan korkular duyma, Utanma ellerden ve yaşından Sevmek bizimde hakkımız Bizde insanız herkes gibi Yaşlıyız dedikse daha ölmedik ki Yaşa doyasıya aşkını umursuzca. Pişman olmayacaksın, Hayal kırıklığı yaşatmayacağım, Pişman etmeyeceğim seni... yusuf arıkan |
Veda etmeye gelmisken bugün bana, Ellerin ellerimde kilit oldu adeta, Ayrilik rüya olsun uyanalim artik sabaha, Sensizlik zor geliyor bir çig gibi agirca, Ne olur söyleme bana o sözcügü, deme bana ELVEDA... Biliyorum elden ne gelir, Yalniz kalmisken bu yolda, Boguluyorum hasret denizi misali hayatta, Anlatamadan herseyi tam anlamiyla sana, Elimden kayip gidiyorsun derken ELVEDA... Her yagmurun yagisinda gözyaslarimi bulacaksin, Her rüzgarda sana duydugum firtinali aski hissedeceksin, Daglarda çinlayan kus seslerinde benden, Sana haykirdigim sevgiyi dinleyeceksin, Ama nafile, kaldi kalali yanimda ELVEDA... Sen vatan ugruna cephede nöbette, Bense seni sevecegim hayallerimde, Aklimdan çikmamacasina heran birlikte, Soguk kis günlerinde bile kalbim dolu seninle, Askersin sevgilim,Yarin bekler teskere... FEVZİYE ŞERİN |
Unutmak o kadar kolay mı sanıyorsun Unutsaydık çocuklumuzu unuturduk Hangimiz ilk oyuncağını unuttu sanıyorsun Evcilik oynadığımız günleri unutabildik mi? Unutabildin mi ilk ders aldığın öğretmenini İlk çocukluk aşkını unutabildin mi hala Hatırladığında yüreğin hoplamıyor mu? Ya ergenlik aşkını hepten mi unuttun Belki öpüştünüzde kuytu bir köşede Hangimiz unutabildik sıcaklığını o öpücüğün Sen unutacaksın bir çırpıda umursamadan Unutmaya çalışma arkadaşım anımsa Anımsa ki nostaljiyle mutlu olasın Dudaklarında hafif bir tebessüm Gözlerinde sevinçten bir damla Bir kadeh kırmızı şarap mutlaka olsun Yalnız iki dubleden fazla kaçırma İçince tatlı anıları değil acıları hatırlarsın... yusuf arıkan |
Dün akşam söylediklerin geldi aklıma, Hani gözlerin dolu dolu olmuştu konuşurken, Ben seni dinliyordum başım önüme eğik, Hani sen mutsuzluklarından bahsediyordun, Bense içimden dua ediyordum hep mutlu olasın diye. Dün akşam biz konuşurken, Sen ağladın, ben ağladım, Sen sustun, ben yine ağladım, Silmek istedim gözyaşlarını, yapamadım. Gözlerinin içine baktım sen konuşurken, Hissedersin diye sana olan sevgimi, Hisseder de gülümsersin, Seni sevdiğim anlarsın diye. Dün akşam hep seni izledim, Gözüm hep üzerindeydi, Bana bakarsın diye bekledim, Bana bakar da gülümsersin dedim. Bakmadın be birtanem, Ne diyeyim zormuş sevgine ulaşmak. Dün akşam sen giderken arkandan el salladım, Bakmadın son birkez bile, sanki orada yokmuşum gibi. Anladımki gülyüzlüm sevmiyor beni, Sevmiyor işte beni, Sevse dedim birazcık, Bir el sallardı, son birkez bakardı, Dönüpte arkasına bir gülümserdi dedim kendime.. Dün akşam güzelim sen bırakıp gittin belki beni, Ama ben gidemedim, gidemezdim. Çünki seviyorum seni. Bekledim belki sevdan geri gelir diye, Bekledim sabaha kadar, Sen anlamasanda seni ne kadar çok sevdiğimi, Ben her gece orada bekliyorum seni.. ADEM ERBUDAK |
eskiyen sevgilim Hiç bir şey senin kadar eskimedi geçmiş bir hatıralar yığınıdır durur karşımda ah şu geri getirilemeyen zaman dün yağmur yağdı bu gün hava güneşli ömrüm dört mevsim ilkbahar sevgilim bir bir dökülen yapraklar ailem dostlarım oy oy insan bir parçadır ta ki toprağa düşene dek kaç gemi kalktı kaç gemi kalkacak bu limanda hiçbir şey senin kadar eskimedi kitaplarım elbiselerim kunduralarım korkularım umutlarım hayallerim yaşadıkça değişti değiştikçe yenilendi sen eski eski eskiyen sevgilim bir şarap misali abdurrahman demir |
Gitmek kolaymı sanıyorsun sen. Bakma gözlerime öyle acıtrcasına. Olmadı işte sevsekte olmadı,kendi sularımızda boğulduk biz. Derinlikler sebebimiz oldu. Taştan duvarlar ördük aramıza, Şüpheden setler çektik rtrafa, Kıskanç bakışllar yaraladı kalbimizi. İnanmadık hiçbir zaman sevgimize güvenmeyi unuttuk. Acabalar doldurduk beynimize. Duygular rehin kaldı kalbimizde, hiç gün ışığı göstermedik, Karanlık delhizlerde kayboldular. Labirentler ördük içimize, Çıkışını kendimiz bile bilmedik. Gururu marifet saydık aşkın üstünde. Suskun saatlerde cümlesiz zamanlar geçirdik, Amaçsız yarınlarımıza koşar adım gittik. Yalanları gerçek sandık,kendimiz bile inandık söylediklerimize. Sevdaya dahil ne varsa yıktık yaktık. Aşk ateşine kıskançlık külleri serptik sönsün diye. Sonra üşüdük buz kesti her yerimiz. Önce şüpheye sarıldık ısıtmadı. Sonra gururun ardına gizlendik saklamadı. Yalanlara koştuk birden ama çıplaktık. Örtmedi üzerimizi dahada ayaz vurdu ayaklarımıza. Üşüdük üşüdükçe uzaktık birbirimize. Biz seninle olmadık. Bulamadık sevdaya çıkan yolu. Sen sağ , ben selamet. Bir daha karşılaşmayalım ,hep uzak olalım. Unutalım yaşayamadığımız aşkı, Unutalım hiç olmayan seni, beni Yani bizi!... SELDA AKYILDIZ |
Şaheserim Aşik oldugum zamanlarda Şiir yazmak adetim degildi. Halbuki asil şaheserimi Onu en cok sevdigimi Anladigim zaman yazdim. Onun için bu şiiri Ilk önce ona okuyacagim Kaynak: Papirus,1 Agustos 1967Orhan Veli Kanık |
Sen de bilirsin hüznün incelmişliğini, Fırınında değil, mezecilerinde bulunur kalbimizin, Oysa keder, kara ekmek gibi zorunlu nerdeyse... Senin verdiğin hüzün kedere dönüşüyor gitgide. Sabah güneşi vuran doruklardan, Pembe rengi sildim şimdiki halde... Tipiyi çağırdım, göz gözü görmesin yine. Gözlerime ilgisizlik bulutları ardından, Kış güneşi gibi soluk, serin bak. Her zamanki bakışınla muhakkak, Özlem bulutu çözünür, taşkın olur. Sabah güneşi vuran doruklardan, Pembe rengi sildim bugünlerde; Dağdan kereste kesemem bunu bekleme, Kafeste kuş beslemek de değil bana göre Son nefesine yetişmeyi düşler miyim, -Tanrı beni korusun- İlgisizlik bulutları ardından, Kış güneşi gibi soluk bak gözlerime. Tipiyi çağırdım göz gözü görmesin yine; O güzelim bakışın kesinlikle Eritir buzulları taşkın olur. Ömür vâdisinin sona erdiği uçurumda, Duygu nehri çavşanlaşır ve korkunç coşkun olur. HÜSREV ATEMİ |
SEVGİ DOLU YÜREĞİM BENİMLE Seni sevmeye söz vermiştim unutmaya değil, Ben tuttum sözümü, çok sevdim seni, Bir sevda yanığıydı yüreğimde kalan, Bir hüznü aşktı beni yakan, Anlamamak ise senin ruhunda sevdiğim, Bırak beni git öylece, unutmaya yeminliyim. Hayatım, canım, herşeyim olmuştun bir anda, Ömrümce beklediğim sevgiyi tatmıştım anlasana, Layık değilmişsin yüreğime, saçımın bir tek teline, İstenmeyen yerde durma artık, sen de git işine, Bırak beni kaderime, sevginin olmadığı bir yere, Sensizlik yazımdı zaten, çok çektim senelerce. Güzel bir rüyaydı uyandım artık diyeceğim, Yüreğimde ki hüznü silip bir kenara iteceğim, Yaşanmışlıklar yok hayatımda, unutup gideceğim. Sen yoksun, sevgin yok, olmadığın günlere merhaba, Seninleyken ne geçti elime, üzülmekten başka, Ağlamakta yok artık, gülen günler selam sana. Bir kalp vardı bir zamanlar, yalnızca senin için, Gözyaşlarım vardı akıyordu sevdiğim için, Hiçbirşey bırakmadın geride sen den kalan, Acı hatıralar unutulacak bir gün hiç anlamadan, Yanan sen olacaksın artık, eminim bundan, Dönüşü olmayan yolun, uğurlar olsun sevdam. Bir ayrılık şarkısı dilimde, söyledim her gece, Ben sevdim ben yandım ömrüm geçtikçe, Bir oyundu sevgimiz, iyi oynadın benimle, Alkışlıyorum seni, takdirse Rabbimden gelse, Sanma ki ağlayacağım, değmezsin bu sevgiye, Sen yoksun ama, sevgi dolu yüreğim benimle. MENEKŞE GÜLAY |
SENİ SEVDİM! Seni sevdim, Seni birden bire değil,usul usul sevdim, 'Uyandım bir sabah'gibi değil, Öyle değil nasıl yürür özsu dal uçlarına Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara.... Seni sevdim... Artık tek mümkünüm sensin.... Gülten AKIN |
SEVİŞMEK İSTİYORUM Cotonou’da yaşamın son doruğunda mı? Yoksa Venedik’te aşkın ilk basamağındamıyım? Bugüne kadar farkında olmadım. Ama perde perde başımızda açılan Yıldızlar altında yüzüp göğsünün deryasından Bu gece sevişemezsem seninle Yarın intihar edeceğim. Rongbuk putları arasında Yağmur çiseleri Bambus fidanlarını ıslatırken İnatcı gururum bir çılgınlığa kapılıpta, Yine beni ürkütmeden, Bu gece sevişemezsem seninle Yarın intihar edeceğim. Semerkant’ın geringen eteginde Suya doymayan menekşeler kucağında Gece güneşinin kızıllığı, Sevimli dudaklarımın gülüşünü söndürmeden Bugece sevişemezsem seninle Yarın intihar edeceğim. Katmandu’da yıl bitimine bir gün kala İhtimatları ve kalpleri incitmeden Fırtınaların ve rüzgärların getirip yığdığı Kar giyinmiş çalılıklar arasında Bu gece sevişemezsem seninle Yarın intihar edeceğim. Gül WİTT |
EĞER.. O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler, arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer. Utanılacak bir şey değildir ağlamak, yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer. Korkulacak bir yanı yoktur aşkların, insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer. O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses, hiçbir zaman duyulmasaydı eğer. Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar, kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer. Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla, öylesine delice bakmasalardı eğer. Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer. Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin, son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer. Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman, meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer. Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman, beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer. Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla, tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer. O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi, yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer. O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar, son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer. Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri, her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer. Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de, dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer. Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer. Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından, dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer. Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de, sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer. Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine, kulağına okunacak biri olsaydı eğer. İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer. Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar, ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer. Issızlığa teslim olmazdı sahiller, Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer. Sen gittikten sonra yalnız kalacağım. Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse... Evet Sevgili, Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim uzanmak isterdi ince parmaklarına, mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer! ! CAN YÜCEL... |
Carmina Vitae, Korkunun kana vurduğu donuk yüzünü, şen kavgaya ki benzer ilkbahar güneşlerine, selam! Ve ay ışığında gecenin yoldan çıkmışlık, Gümüş rengi parlıyor yapraklarında ormanların. Soylular kızıl yılanlar gibi kana aç kılıçlarını kınlarında hissettikleri an, Bir kötü kuş kalkar derin ormanlardan, çünkü yaşamaya değerdir hayat, Bir uğursuz ses, Kim bilir soğuk ve tanrısız tepelerde kimlerin dans ettiğini, Yada bela dolu rüzgarın neler fısıldadığını kayalara? Ah Mors et Vita şimdi yanıyor ateş, Ve güneş şimdi kutsuyor ölümsüz arzuları, Bana toprak kokanların kirletmediği ülkelerden söz et, Bırak gitsin yaşam dediğin. Ve akşam gelince ey ölüm, sen yüzünü gösterince, Okyanusun batan güneşe karıştığı yerde, Bilge midir yada kılıç eri, Belki de bir hakaret insanlığa, Gri kayalarda ölümle alay eden o tek gözlü adam. Gidelim der kadın kanım donuyor benim, Bu ürkütücü tablo, Ah nerde tanrı, Nerede tapındığım yerde bana sunulan huzur? Mors et Vita, Karanlık mı bastırıyor ne? Bu rüzgar bu rüzgar yada bu imansız kayalar, Yaşamın elini uzatamadığı öyle soğuk, öyle keskin, O kayaların üzerinde tek gözlü adam. Ve bilinir aşağılarda insanlar tarafından, Bir zamanlar insanları savaşa çağıran bir tanrı kovulmuştur buralardan. Ah neden dedi papaz dilim tutuluyor benim, Yada neden bir sancı saplanıyor kalbime, Bu uğursuz yerlerde. Yükseklerde bulutlar, kara bulutlar ey gri gök, Ve soğuk yıldırımlar hırçın kaya gölgelerinde insanları ürküten masalları yaratan, Bu bir kutsal kitap sayfasındaki güvenli ayetler gibi değil, Yada değil yumuşak başlı insanların birbirlerine verdikleri, Ahlaki öğütlerden! Karanlık gölgeli ormanlar üzerinde ey kutsal duman, Kurtların bayramını kutsayan, ölümlü gözleri ürküten. Islak bir korku tutar yüreklerini kadınların, Derin vadiler arasında kaybolur patikalar, Ah çamur, çamur neden Tanrıların eteğindesin, Bu günah dolu bir hınç dedi papaz, Islak bir korku dedi kadın, Ve ölüm bir atmacanın çığlığıyla, Tenlerine dokundu topraktan yaratılmışların. Yıldırımlar ateş ışık, ey ışık, Ah ne soylu ne soğuk, Ne soylu ve ne soğuk buzlu kayalıklarda dans eden ulaşılmazlık. Uğursuz kayalıkları ormanların, İnsanların unutmak istediği her şeye kucak açar, Kötü niyetlerdir ete kemiğe bürünen, Yada korkudur oralarda gözlerden uzak, Kovuklarında adı yasak şeylerin oturduğu Tanrı ya dost çam ağaçlarının altında, Orman, ey büyük orman geceye ve gündüze meydan okuyan, Yada her türlü bildikliğe. Kervanlar konaklar, Gecedir ürküten insanları, Kim bilir kötü sesler çağırır belki de yolcuları, Hava bozuyor, yükseklerde yıldırımlar, İşte ilk soğuk damlada düştü omzuma. Geceyi burada geçirelim dedi gezgin, Ve ateş yaktılar. Ve oralarda, İnsanların gözlerinin değmediği oralarda, Merhametsiz taşların ve zalim rüzgarların olduğu yerlerde, İnsan nedir ki? İnsan alaylı bir hakaret yıldırımlar düşerken, Ve okyanus öfkesini kusarken, Yada Tanrılar Tanrıca konuşurlarken tarihin dudaklarında. İmanlı insanlar loş ışıkları altında mumların isli taş duvarları içinde manastırın-ki cevabıdır insanlığın sonsuzluğa- yaşamın son ışıklarının da yozlaştığı dudaklarında, mütevazi sözlerle kemirirlerken tanrıyı,kimse bilmez gecenin ve gündüzün,yada kaderin dizginlenemez atlarıdır, bir hüküm dokuyan ateş saçarlarken gözlerinden ateşsi, bir coşkunlukla, ve öyle şiddetli ve acımasızdır ve yücedir Tanrının eli, Ve soyluların yüreklerini savaşa çağıran. Tek gözlünün gecesi diye fısıldadı papaz, Yorgun gözlerinde bir günaha yenilmişliğin, Hiçte diri olmayan utancı ile, Bir gün insan gözünün bakamayacağı kadar korkunç iblisleri uyandıracak, O boynuza üfleyecek yine böyle bir havada, Dua edin kardeşlerim dedi papaz ve gözlerini kapadılar. Gece ne karanlık ne ürkünç ve nede ölümcül olurdu, Olmasaydı içimizi ısıtan ateş, yada ruhlarımıza neşe veren şarap, Sen ey güngörmüş ozan –kim bilir tanrıdan alır ilhamını -, Dokun harpının tellerine ve bir kapı aç tanrının sırlarına yüreklerimizde, Bu karanlık gecede! Ve gülüştüler kervan yolcuları, İhtiyar ozan alırken ince ve titrek ellerine harpı, Hiç bilmeyen utancını, Papaz tanıklığına mecbur eden günahların: “Güneş doğarken de batarken de, Bir güvenç dolardı içime, Kanım daha hızlı akardı sanki, Yada ellerim kavrardı daha güvenli, Ne savaşlarda aldığım yaralar, Ne yıkılışı yüksek duvarlı şatoların, Ne acılı feryatları düşen savaşçıların, Kök salmadı gönlüme, Yorgunluğu ve uykusuzluğu hissetmeden, Günlerce at sürdüm senyörün ordusuyla, Yakılan tarlalar gördüm ve ağlayan kadınlar, Zırhımın içinde o denli mağrur, Büyük fırtınalara yakalandım dağ geçitlerinde, Sevdiklerimi birer birer kaybettim, Hiçbiri kök salmadı gönlüme bu denli, Hiç durgunlaşmadı yüreğim, Tüm acılar unutulurdu şarap doluyken kadehim, Hiçbiri ah hiçbiri! Hiçbiri ah sadece masum bakışlı bir kız, Güngörmüş ormanların içinde bir kasabada, Geçerken yine at üstünde mağrur, Küçük derenin kıyısında ellerinde kır çiçekleri, Ah sadece masum bakışlı bir kız.” Başlarını salladılar kervan yolcuları, Ve gece olanca aldırmazlığı ile karanlık, Kamp ateşinde yanan kaderimidir insanlığın? Olanca zayıf olanca ürkek zıddına karanlığın! Ey karanlık gece, ey görünmez şafak, Fırtınalı gökler ve ey ölümcül yazgı, Dinledim tüm kalbimle ihtiyarı, Fakat ben fakat ben bu değilim ah! , Dağlar ve ormanlar boyunca aradığım öyle saf ve de öyle inatçı, Ah hayır bir kızın masum bakışları olmamalı, Dedi gezgin ve gürledi gökler, Yağmur verdi hükmünü geceye. Uzaklardakiler çok uzaktakiler Tanrının farklı bir dille konuştuğu, Ve yakınlardakiler ey! Sen ey dik başlı yazgı gelen mührüyle sefaletin, Ve sürükleyen genç aşıkları ebedi cehennemlere, Anlam sözcüğü ki yitmiş yordamsız dönüşünde karanlığın, Yada aşk? Ey karanlıklar duyun ölümün kıyısında duran bir hiçin sesidir bu, Yada uçurumun son kenarında mağrur: “Dağlar ormanlar boyunca aradığım öyle saf ve de öyle inatçı, Ah hayır bir kızın masum bakışları olmamalı” İsmail Orhan Sönmez |
Korkmuyorum Seni Sevmekten Korkmuyorum Seni Sevmekten Kaçmaya çalıştığın gerçek, bir gün karşına çıkacak. Ve işte o gün kaçacak yerin olmayacak. Ben senin varlığını seviyorum,yokluğunu seviyorum Sana ulaşamadığım dakikalarda seni duymayı seni özlemeyi Hiç görmesem bile seninle olmayı seviyorum. Hiç korkmuyorum seni sevmekten. Senin gülüşünü seviyorum her bana bakışında Gözlerine de okuduğum o duyguyu Gözlerindeki gözlerimi seviyorum. Gönlünü seviyorum özünü seviyorum senin Dudaklarındaki sözlerimi seviyorum Yine de korkmuyorum seni sevmekten. Ben sendeki o sıcaklığı sana olan uzaklığı seviyorum. Yanaklarından akan göz yaşlarını En çok, dağınık olduğunda saçlarını Beni arayan ellerini seviyorum. Yalnızlığımı seviyorum sebebi sensen Ayrılığını seviyorum,en çok yalnız kaldığımda Beni bulan gönlünü seviyorum. Ben en çok senin bana olan sevgini seviyorum. İçimden haykırmak geliyor. Dünyaya sığdıramadığım seni Kalbime sığdırmak geliyor. Ağlamak geliyor seni görmezsem Özlemek geçiyor içimden seni sevmek geçiyor. İçimden sana doğru giden bin bir türlü yol geçiyor. İçimden sen mutlu olacaksan ölmek bile geçiyor gülüm. Yine de korkmuyorum seni sevmekten. Ben yalnızca seni seviyorum, Ne o muhteşem güzelliğin ne kalbimdeki özelliğin Ne de sevdiğim için değil,seni yalnızca sen olduğun için, Ruhun için kalbin için aklın ve sevgin için seviyorum seni. Ben seni en çok kendim için seviyorum Belki de ilk defa bencil oluşumu sana borçlu olduğum için. Seni her şey için seviyorum.Ve sahip olmadığım hiçbir şey için. Yine de korkmuyorum seni sevmekten. Her dakika seninle olmayı seviyorum. Gözlerimi her açtığımda aklıma gelişini seviyorum. Her gece uyumadan önce seni sevdiğim aklıma gelince Sensiz uyumayı bile seviyorum uyumadan önce seni düşününce. Ben seni en çok umutsuzluğumda beni bulduğun için seviyorum. Yine de korkmuyorum seni sevmekten. Ben seni bu şehirde olduğun için değil benimle aynı toprağa ayak bastığın için Benimle aynı gökyüzünü paylaştığın için seviyorum. Geceleri benim yüzüme vuran ay ışığı Senin de gözlerine vurduğu için seviyorum. Benim kemiklerimi ısıtan yaz güneşi Sana da sıcaklık veriyor diye seviyorum seni. Beş bin yaşındaki bu dünyada Benimle aynı zamanı paylaştığın için seviyorum. Ben seni benimle yaşadığın için Benden hiç gitmediğin için seviyorum Beni hiç terketmediğin için. Ellerini seviyorum ALLAH'a açıldığında Kalbini seviyorum kapıları açıldığında Ve gözlerini seviyorum her karşımda kapanıp açıldığında. Bana baktığında içimde yakaladığın coşkumu seviyorum, Her bana baktığında seni sevdiğimi hatırlamayı seviyorum. Yine de korkmuyorum seni sevmekten. Her kibrit çaktığımda alevin içinde seni görmeyi seviyorum. Her sigara yaktığımda dumanın şeklinde seni görmeyi seviyorum. Her bana baktığında o kadar çok seviyorum ki seni sevmeyi Yalnızca sen olduğun için hayatımda kendimi bile seviyorum Sen olunca aklımda kalbimi seviyorum seni seviyor diye Gözlerimi seviyorum seni görüyor diye. Ruhumu seviyorum, senin ruhuna bu kadar yakın diye. Varlığımı seviyorum sırf sana borçlu olduğum için Mutluğumu seviyorum gülümsememi seviyorum seni düşününce Ayakta kalışımı seviyorum sebebi sen olunca Yine de korkmuyorum seni sevmekten. Ben sana olan sevgimi yazan kalemimi seviyorum. Senin adını yazdığım kağıdı seviyorum. Sana olan sevgime benzettiğim her sevgiyi seviyorum. Bana seni hatırlatan her şeyi Sana giden yolları seviyorum. O kadar çok seviyorum ki seni,seni kaybetmek korkusunu bile, İçinde yalnızca, sen olduğun için Sana karşı duyduğum bir duygu olduğu için Korkumun sebebinde sen olduğun için seviyorum. Yine de korkmuyorum seni sevmekten. YİNE DE KORKMUYORUM SENİ SEVMEKTEN. VE YİNEDE SENİ SEVİYORUM HİÇ KORKMADAN. Mehmet Yunus Aytek |
Tarifi Yok Hasretlerdeyim mahpus böyle altı okka koymadı bana alt tarafı dört duvar bir demir kapı biraz keder yaşanmamış günlere dair biraz öfke ama mutlaka umut hepsi bu kadar şimdi birtanem diyarbekir'deyim sevdalısı olduğum ezbere bildiğim sokaklarını doyulmaz gecelerini duyumladığım memleketimdeyim bil ki başım fena halde belada kilitlenmiş kapıları surların tek tek yedi kardeş burcu yedi amansız ejder gelmiş üstüme de ki mahşer gününde yapayalnızım koca şehirde boğulmak üzereyim elim kolum tutmuyor adını kazıdığım taş bilirsin ben u sen'de Mardin kapı'da başında türküler okuduğum seni anlattığım binlerce yıllık dost o bile eskidi çatladı çatlayacak hasretimden sende erkeklik var tamam kabul töreler izin vermiyor ama kara yazmalım yüzü gülmezim dün gece sabaha dek ağladım gözyaşlarım sel oldu aktı Dicle'ye kapımda canım yasemen saksıda hercai menekşe bir de diyarbekir kalesi şahidimdir tarifi yok hasretlerdeyim Mehmet Fikret |
Özden anlamaktır seni direnmelerinde Yüreğe nakışlamaktır ilkelerinde Yol almaktır devrimlerinde Ve o yolu yarınlara ulaştırmak Ölümsüzce ölümsüzlüğe Toprağa sağlam basmaktır senin duyarlığında Bayrağa yaslanıp duymaktır O içli yürek titreşiminde Senin düşüncelerine sarınıp Katık ulamaktır Senin gibi duyarlılık harmanında Solumaktır can nefeste Ölümsüzce ölümsüzlüğe Senin ülkülerini emzirtip yüreğimize Varlığında yıldız olup akmaktır yarınlara Ve senin ufkundan uçup Konmaktır uygarlığa Hayallerden sıyrılıp ulaşmak gerçeğe Ölümsüzce ölümsüzlüğe Ey halkın yürek titreşimlerini Gözlerine nakşeden Seni anlamak Senin gibi düşmektir sonsuzluğa yurdagül özay |
AĞLAYAMAM Gittiğin gün beni öldü sandılar Aşkını mezara gömdü sandılar Sel gibi gözyaşı döktü sandılar Bir vefasız için ağlayamam ben İçimi yalnızlık sarmış olsa da Kalbimi hasretin yakmış olsa da Gidişin dünyamı yıkmış olsa da Bir vefasız için ağlayamam ben... Ensar AKTAŞ |
Merhaba ! doğan gün dalucları tomurcuklar dağların esen rüzgarı sıvırcık kuşlarının sevinci bahar güneşe koşan çocuklar merhaba ! Merhaba! güzel dünya dostluk, iyilik, güzellik sevgiye susayan yürek merhamet, ey insanlık, ey barış yanakta gözyaşı ıslağı dudakta kanayan şiir kalbe dolan aşk ey sevda yolcuları canyoldaşım gönüldaşım sevgi bostanı gönlüm merhaba Merhaba ! sevgi düşüm utangaç gülüşüm ilk yaşam çığlığım gelin duvağım türkü tadındaki yaşam yürekteki sevda, gözlerdeki ışıltı dudaktaki şarkı, özlemi çekilen yarınlar İçerdekiler dışardakiler hasreti kanayan dostlar gelecek güzel günler merhaba ! Merhaba ! ağaçta göveren dal güllerin güne gülüşü yerdeki çiy, gökteki ay yağmurun çimlere dökülüşü salkım-saçak bulut yedi iklim dört mevsim evrenin renk renk cümbüşü ey aydınlık ey umut merhaba Merhaba ! güneşle beslediğim sevgiyle süslediğim manolyam beyaz zambağım gönlümün sultanı yar dostluk diyarı ülkem sevgi bahçem, duygu pınarım hasretim, asyam, anadolum yüreğim, sevdam, yenigelinim merhaba Nuri CAN |
yiğit bir yiğit Yorgun bedeni ruhu azat olmuş kölelikten özgürlüğe henüz yirmi ikisinde üç çocuğu âşığı ufak tebessüme aç gül tenli gün eşi gül bir yiğit barışa sevdalı karış karış insan tepeden tırnağa evrensel lisan inancı gül tacı tahtı kül cenneti işgal cehennemi lâl ak gökte karabulut ülkesi koca bir tabut omuzlamış el vermiş sır vermemiş dişleri kenetli alnında pıhtılaşmış ay-dın-lık-lar önünde arkasında sahipsiz yıllar gül yiğit gül ki bahçeler içinde kardeşlikler elinde göbeğin kesilmiş senin ansızın vurdular ansızın geçip durdular akrep yarasa çıyan yürekli yüreksiz adamlar yürekli karşısına vurdular onu yirmi ikisinin tam kırk sekiz yerinden nankörün itin biri ekmeğini yediği insanımsın canım dediği güpegündüz sokaklar ortasında çığlık çığlığa bir siren duygular yaralar sızılar paramparça aldı onu çığlık çığlığa yollar yıllar göçler parça parça aldı onu ölmedi yüzlerce dul binlerce yetimdi şanslıydı obası yurdu çocukları yersiz yurtsuz sürgünler içinde gün veren gül eşi küller içindeydi yiğit yiğitçe affeyledi yaşadı kar boran yüreğiyle güneşlerle baharlarla ve kanayan onca yarayla *****liklere bacım kalleşliklere arkadaşım geç buyur geç otur baş köşelere dedi ... ... ... abdulrızak kılıç suskun sevda Abdulrızak kılıç |
Köpük köpük beyaz bulut Bana getirdi bir umut Bu düş ile hülyâ kurup Yıllarca seni aradım Gül yaprağıdır dudağın Çiçek bahçesi kucağın Buram buram aşk ocağın Yanan tenini aradım Gönlümde coşku bitmedi Gözden hayâlin gitmedi HARUN ALABORA |
İnsan Bazen Yaşarkende Ölümü Tadar İnsan bazen yaşarken de ölümü tadar Kalbi durmaz belki inadına daha hızlı çarpar Ölümün gözyaşları gözlerinden akar Tabut misali bomboş kalan buz gibi yatağa yalnız yatar. İnsan bazen yaşarken de ölümü tadar Sanki güneş hiç doğmaz inadına hep batar Kalbinden geçen nehirler misali Suları hep tersine akar. İnsan bazen yaşarken de ölümü tadar Belki pek fazla konuşmaz inadına hep susar Bugüne kadar ki aşklarının hepsi Kalbinde sessizce yatar. İnsan bazen yaşarken de ölümü tadar Biriktirdiği bütün sevgileri, acıları, hüzünleri bir anda kusar Tebessümü unutmuş Acılarını söylememiş, hep susmuş Ve yüreğini bir esir misali hep zindanda tutmuş İnsan bazen yaşarken de ölümü tadar Ölüm acıların en büyüğü değildir ama Yaşarken ölmek insana çok koyar. Şahin Yenilmez |
Sevdamı yazdım sayfalara Sayfalar hep benimle ağladı Yenik düştüm sonunda dalgalara Artık yazacak sevdam kalmadı Bitti tükendi artık sevmeler Susmuş artık konuşmaz yürekler Sayfalar yırtılmış kalmış yerlerde Artık sevda yazmıyor kalemler Size anlatacak kalmadı artık Ne mutluluk ne hüzün ne sevmeler Yüreğim koptu gitti bedenden Sonunda artık benide bitirdiler Seviyorum dedim sevdiğimi bilmediler Yazdım, yazdım, sayfalar dolusu Ama sevdiklerim Birtek satırını bile görmediler Düştüm süründüm yerlerde Bana bir el bile vermediler Yazmıyacağım artık bu son sayfa Kırıldı bitti artık bütün kalemler...SALİH ÖZALAŞAN |
Son Ayrılık Olsun Diye Her gece kollarımı açar Allah'a yalvarırım Dudaklarım titreyerek ,gözgözyaşlarımı silerek Bu ayrılık son ayrılık olsun diye Ayrılığı artık hiç düşünmeden özgürce Sahilde elele ,kol kola gezip,dolaşmak Yatağımızda oraya buraya dönmek yerine Huzur ve mutlulukla sana sarılmak istiyorum Artık aramızda ayrılık olmasın Her gece kollarımı açar Allah'a yalvarırım Dudaklarım titreyerek,gözyaşlarımı silerek Bu ayrılık son ayrılık olsun diye Rüya Ersoy |
| Saat: 07:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık