![]() |
Al Yüreğim Senin Olsun Al da git ömrümü senelerimi Sensiz göreceğim günüm kalmasın Zincirlere vur ki bileklerimi Ardından koşacak derman kalmasın Seni bana hatırlatacak ne varsa Al götür hepsini yanında kalsın Savur küllerini yak gözlerimi Ardından dökecek yaşım kalmasın Sen yoksan artık ne işe yarar Sanki içi boş garip bir mezar Dur bekle sana bir hediyem var Al yüreğim senin olsun bende kalmasın |
Sevmek seni, Sanki hiç bir şeyin önemi yokmuş gibi Sevmek ve Dünün köşelerinde aramak seni Zaman gelip geçmiyormuş gibi Perişan saatlerde, Yürüdüğüm caddelerde özlemek seni Beraberce adımlamış gibi Buruk gölgeler arasında Hergün beklemek, beklemek seni Sanki varmışsın, gelecekmişsin gibi Ve umutsuzluk içinde bile umut gizlemek Tam vazgeçtiğimde bulacakmış gibi. |
Wish You Were Here bir uzun yol gider nereye gittiği belirsiz sıcak, uçsuz bucaksız ve aslında galiba hiçbiryer uzak değil yakın olduğu kadar. an gelir arar gözler, başka bir şey görmeyi istemez. uzun bir sessizlikten sonra özlem hissedilir söylenmek istenen her sözde hiçbirşey anlatma ve söyleme dokun sadece tenime değsin tenin biliyorum diyeceğim ondan sonra farkındayım artık neyi bildiğimin isteklerin körelmesi gerekiyor yavaş yavaş ışığa giden yolda, bildiklerimin bilinmedik olduğunu ya da hiçbirşey bilmediğimi biliyorum artık ah yalnızlığın hüznü fakirdir yürek, açtır alışmıştır suskunluğa... dokunmayı ister el uzanır bir yarısı uzaklaşmayı ister, bir yarısı özümsemeyi ikisinin arasında olmak susamışlıktır dokunmaya ah uzak yerler ah bilinmeyen yerler uzun sıcak uçsuz bucaksız yollar her temasta kurtulur yürek kafesinden ah her dokunuşta bilinmeyen yerler başlangıç temasta gizlidir ardında derin çınlamayla gelen en yakın düşünce ölümdür buna, hissedilen son temasla yapılan bunca şey boşa gitsin istemez yürek. kulak duymaya, göz görmeye şartlanır uzak dağların ardına atan bir yürek hissedilir uzaklaşmayı isteyen yarısı yenik düşer diğerine pusula yönün şaşırır, hep aynı yönü gösterir dağların ardına atan yüreğe çevrilidir ibresi adı ölümle anılır sürükler, nereye gittiği bilinmez yollara çınlama belirginleştirir uzaklaşmayı burada olsaydın. 1995 H. Hatipoğlu |
Ve Hatta bu karanlık gündüzlerde yapayalnızdım onca kalabalıkta beni ben yapan şey çöp arabalarında sızmışım evlerin balkonlarında sızmışım hayallerimin ortasında yürürdüm bazen yokuş yukarı tepeye varınca geri yuvarlanasım gelirdi zaferi küçümsemek gibi hani aksi yönünde koşamazsın zamanın ara sokaklar ağlıyor ne de olsa ne de olsa senden kalan yalnızlığım pekişiyor ay sonlarında ya da buzlu yorganımın ürpertisi rüyalarımdaki dünyanın duvarlarıdır duvarlar yıkılmamalıdır oysa sevdalanma demiştim ben kuşlara kanatlarından sebepti onların şımarmaları onların sesleri dolunay gibi akşamüstleri ve yolunu bulamayan belalıların yorulup yere çökmesi gibi umutsuzdu seni arayışım kuş olup uçsam bile hatta |
... Ve Mona Roza Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü Ve boğazımı sıktı parmaklar ince uzun Günahkar toprağımın saçından bir tel düştü Sana ne olmuş Roza, bir derde tutulmuşsun Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü Şu şapkayı çıkarıp atıyorum ırmağa Her şeyim sizin olsun, hep sizin, kesik başlar Rüyasında örümcek başlarsa ağlamaya İçine gül koyduğum tüfek ölmeye başlar Günahını sırtına yüklenen kaplumbağa Gibi ölüm önünde özbenliğim yavaşlar Öyleyse bu şapkayı atıyorum ırmağa Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır Ve kediler de her gece sürünür yastıklara Denizleri bahtiyar eden günler kısalır Satılmayan çiçekler zehirli ve kapkara Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır Bir geyiğin eriyen gözleri düşer kara Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık Ve toprağın rüyaya yılan gibi girişi Sana da Mona Roza, taşbebeği bıraktık Ellerinde kılıçlı balıkların bir dişi Senin hatıran kadar büyük, yeni, karanlık Senin hatıran kadar Allah ve şeytan işi Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim Ta boğazıma kadar çıkan deli yağmura Tüyüme horozdan çok itimat edeceğim İtimat edeceğim şu belalı yağmura Ruhumu bayrak yapıp ben teslim edeceğim Asılmış bir adamın iki eli yağmura Bugün yalnız yağmura tahammül edeceğim Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni Ve bir şehir yaratmak ruhundan Geyve diye Parçalanan gemiyi ve yırtılan yelkeni Katıvermek sessizce söylenen bir türküye Ve sonra bir köşede öldürmek ölmeyeni Ve son vermek bu bitmeyen şarkıya Bir tren ışığına, güneşe çekmek seni Sana tavus kuşunun içine girdiğini En son söz olarak söylemek istiyorum İçimde tavusların kaybolduğunu Bana da bir çift ak kanat kaldığını Son, en son söz olarak söylemek istiyorum İçime girdiğini, tüyünü yolduğumu Son, en son söz olarak söylemek istiyorum Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara Sana doğru uzanan çaresiz ellerimi Sırrımı söylüyorum vefakar balıklara Yalnız onlar tutacak bu dünyada yerimi Koyverip telli pullu saçlarını rüzgara Bir çocuğun ardına düşen heykellerimi Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara... |
Sevgilerde sevgileri yarınlara bıraktınız çekingen, tutuk, saygılı. bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı. bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz) bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı siz geniş zamanlar umuyordunuz çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek. yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza gelmezdi. gizli bahçenizde açan çiçekler vardı, gecelerde ve yalnız. vermeye az buldunuz yahut vakit olmadı Behçet Necatigil |
Gül Sultan Koştum ardından gerçek bilip masalı Bilmeliydim, ben bir garip, sen ise şah kızı Bir gün gülmedi ki bana çoban yıldızı Sen bana gelip de can olasın Gül Sultan Açmadım, açamadım bahar mevsimi görüp de Murad alamadım her güzele gönül vermekle Yolun sonunu buldum divanına gelmekle Yıkıldım önünde, tut ellerimden Gül Sultan Aşkın çölünde dolaşırken, sen vaham idin Ben yanar iken nar olup, sen halimi bilmedin Ya sevdin benim gibi, ya da sever gibiydin Ben ise her haline razı idim Gül Sultan Senin için Kafdağının ardındaydı cismim Rüzgarlardan kokunu çalmasını isterdim Hayal değil, şimdi ellerinde ellerim Hayaller yalancı, seni anlatamamışlar Gül Sultan Şimdi şu yılgın, tükenmiş halime bakıp da Sanma usandım ardından koşmaktan İnan hayalinin mili çekili gözlerinin ferinde Gönül sarayımın tek sahibisin Gül Sultan Gül Sultan Koştum ardından gerçek bilip masalı Bilmeliydim, ben bir garip, sen ise şah kızı Bir gün gülmedi ki bana çoban yıldızı Sen bana gelip de can olasın Gül Sultan Açmadım, açamadım bahar mevsimi görüp de Murad alamadım her güzele gönül vermekle Yolun sonunu buldum divanına gelmekle Yıkıldım önünde, tut ellerimden Gül Sultan Aşkın çölünde dolaşırken, sen vaham idin Ben yanar iken nar olup, sen halimi bilmedin Ya sevdin benim gibi, ya da sever gibiydin Ben ise her haline razı idim Gül Sultan Senin için Kafdağının ardındaydı cismim Rüzgarlardan kokunu çalmasını isterdim Hayal değil, şimdi ellerinde ellerim Hayaller yalancı, seni anlatamamışlar Gül Sultan Şimdi şu yılgın, tükenmiş halime bakıp da Sanma usandım ardından koşmaktan İnan hayalinin mili çekili gözlerinin ferinde Gönül sarayımın tek sahibisin Gül Sultan Gül Sultan Koştum ardından gerçek bilip masalı Bilmeliydim, ben bir garip, sen ise şah kızı Bir gün gülmedi ki bana çoban yıldızı Sen bana gelip de can olasın Gül Sultan Açmadım, açamadım bahar mevsimi görüp de Murad alamadım her güzele gönül vermekle Yolun sonunu buldum divanına gelmekle Yıkıldım önünde, tut ellerimden Gül Sultan Aşkın çölünde dolaşırken, sen vaham idin Ben yanar iken nar olup, sen halimi bilmedin Ya sevdin benim gibi, ya da sever gibiydin Ben ise her haline razı idim Gül Sultan Senin için Kafdağının ardındaydı cismim Rüzgarlardan kokunu çalmasını isterdim Hayal değil, şimdi ellerinde ellerim Hayaller yalancı, seni anlatamamışlar Gül Sultan Şimdi şu yılgın, tükenmiş halime bakıp da Sanma usandım ardından koşmaktan İnan hayalinin mili çekili gözlerinin ferinde Gönül sarayımın tek sahibisin Gül Sultan |
Deniz Gözlüm denizgözlüm. yine yalnızım,sensiz yürüyorum aydınlığı olmayan yollarda, ne gecem aydınlık,ne gündüzüm. yalnızım,yapayalnız denizgözlüm, ne olduda çekip gidiverdin, verdiğin sözleri tutmadan. Hani gecelerimin yıldızı, gündüzlerimin güneşi olacaktın denizgözlüm. YA SEN.. bir gece allahaısmarladık demeden, ayrılıp gittin ardına bakmadan. görmeden beni, sonsuzluğa duyduğun özlemle, karatoprağın koynuna sokuluverdin denizgözlüm. özledim evet seni çok özledim aşkım özlemle geldiğimde yanına dalıp giderken gözlerim ben hep üzerindeki toprağı yarıp da yanına uzanasım geliyor, be can aşkım,denizgözlüm. H. Hüseyin Anmak |
Yarın bir şeyler olacak yarın duruşundan belli kırdaki atların bulutların koşuşundan belli kazışından köstebeklerin karıncaların telaşından belli bir şeyler olacak yarın belki bir tomurcuk belki bir ağacın düşen yaprağı belki de bir çocuk pek o kadar göremesek de uzağı kuşların uçuşundan belli birşeyler olacak yarın öbürgünden önemsiz bugünden önemli 1975 http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gifBülent ECEVİT:( |
SOR KENDİNE BENİ Sor sevdiğim, Sonra kağıttan gemiler yap, Yelkenleri olmayan, Direkleri mavi bildiğim, Sor beni gördüğün her buluta, Sevdalıların hatırına, Geceleri yıldızlarda parlayan, Denizlerin suskunluğuna bırak beni, Ve çek gökyüzümü üzerine, Dalıp git hayallerin sonsuzluğuna, Çocuklar çıkarsa karşına, Gülümse, uzat ellerini, Ceplerinden çıkarıp verirler sana, Tenimde gizlenen dudak izlerini, Şaşırma, Sabah olacak birazdan, Sor beni yağmurlarına, Sor sevdiğim Ve pencereden bak bakabildiğin kadar, Gördüğün son noktada, Seni seyretmekteyim... |
| Saat: 22:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık