![]() |
AYRILIK...''ÖLÜME YOLCULUK'' Sus pus olmussa gözlerın. Bana sadece onlara bakıp Uzaklara gitmek düser Belkı bır kelıme suzulur dudaklarından ELVEDA diye Sadece ıkı damla goz yası anlatır sana herseyi Ve avuclarında cırpınan bir kalp Göz yaslarımı cebime koyup Öylece arkamı döner ve giderim Aklımdan cıkarıp anılarımızı , ASKIMIZI Kalbimle bırlıkte bogazın serin sularına bırakırım Her adımda bıraz daha unuturum seni Biliyorum senden aglıyorsun Yuregın kanıyor ve öylece gidisimi seyredıyorsun Artık yokum hayatında Kımse bakmayacak o sım sıyah gözlerıne Üsüyen ellerini kimse ısıtmayacak Göz yası dokmeyecek ugrunda Sıcacık senı seviyorum demıycek Ahhhhh Nefes alısım zorlasyor artık Kalbim sanki carpmıyor Ölüyorum ey sevdigim Artık yokum o cok sevdigimiz sehirde Gözlerin beni arayacak sokaklarda Lakin. Bir daha beni göremeyecekesin Söz veriyorum Bulustugumuz cafe nın önunden gecerken İcin ürperecek… Asla gidemeyeceksin ‘’İLK ÖPÜSTÜGÜMÜZ SİNAMAYA’’ Arkadaslarımıza beni soracaksın Israr edeceksın onlara Bakalım ÖLDUGUMU ÖGRENINCE NE YAPACAKSIN Zaman duracak… Sanki koca binalar askımız gibi üzerine devrilcek Kacacaksın uzaklara biliyorum Ama her sokakta , her kösede bir anı yakalayacak seni Haykıracaklar sana seni ne kadar cok sevdigimi Her gece yanında olan ben yokum artık Yapayalnızsın bu koca dunyada Umutların tükenecek önce Evlenme hayalimiz gelecek aklına Ve İKİMİZE ALDIGIM İKİ GÜMÜS HALKA… Sözümüz beynini kemircek ‘’ölünceye kadar beaberiz’’ dedigimiz sözumuz Uzaktan bir sarkı duyacaksın ‘’kara gözlerinden ir damla yas akınca’’ diyen sarkıyı Hani gözlerimin içine bakarak söyledigin sarkı Yani bizim sarkımız İşte o an aglayacaksın..hemde hıckıra hckıra aglayacaksın Ve ölüm senide cagırcak Karsı koymayacaksın, direnmeyeceksin… Aklında sadece ben olacagım Bana kavusmak olacak Kulaklarında tek bir ses ‘’BANA GEL ASKIM’’ ölümsüz askımız bitmeyecek ASLA ASLA ASLA V.ENDER ÖZCAN |
Sana siyah güller gönderdim Duydum ki ayrılık zannetmişsin Ayrılık eceldir deniz gözlüm Üstüne sevdalar işlemiştim O sevda ki evvel aşkı siyahta O sevda ki ezel aşkı siyahta O sevda ki hasretimi siyahta Siyah güller sensizliği anlatır Sana siyah güller gönderdim Gurbette unuttum zannetmişsin Yokluğun dert olur deniz gözlüm Üstüne gözyaşı işlemiştim önder eren |
Duman da Güldü Çocuklar da... Sessizce kesti bıcak ruhu... Çaresizliğin gururu öldürdü Rüyaları bile rahat bırakmayan acılar Ve alçaltan çığlıkların ardından Sadeleşen beden Başkalaşan ruh Sıradan Kasap ve et... Korkulu bekleyişler dışarıda Utanılan temenniler Pişmanlık ve anneler... Kınalar yakıldı diğer yanda Alaycı kantarlar Darasını aldı dostluğun İmkansız yardımlar Yara sarma telaşında Gizli sevdalar ağıt yaktı Habersiz Sessiz... Dualar mırıldandı Vakitlerinde kıyamın... Endişelerini sattı bir kadın çocuğuna Umut topladı şakalardan Bir çocuklar inanamadı Nasıl olur? Dağlar yatmış acılarda ağlıyor Güneş ateş içinde bakmış Dumansız ocaklar da... Bıçak ben değildim Suç sizde değil Olan oldu ama sonun da Şükür ki Ocak yandı yeniden Duman da güldü Çocuklar da... Bülent Özdemir |
HASRETİN SÜKUNETİ... dün gece yine, yeniden okudum yazdıklarını hecelerin tamamladığı kelimelerini yüreğinin kelimeleri sürüklediği dizeleri... kaleminin nerde durup, nerde alıp başını gittiğini... yüreğinin nerde durup, nerede deli taylar gibi rüzgar olup estiğini... bir daha bir daha bir daha okudum ezberledim bir tanem... ezberledim... anladım ki ben , hep sendeymişim ezelden beri... mısra mısra yaşamışız biz bu sevdayı mısra mısra düşmüşüz bu yangınlara leylanın mecnunu mecnunun leylası olmuşuz da yanıp kavrulmuşuz serapsız, vahasız çöllerde ellerimizde kuru hurma yaprakları saçlarımızda solgun nar çiçekleri... ondanmış hasreti vuslat bildiğimiz, ondanmış bin tövbe edip, bin tövbe bozarak sevda kapısından geçtiğimiz, tutuşturduğumuz ondanmış mesafeleri... hasret denilen şey nedir ki? bir daha yüzünü görmeyecek sesini duymayacak olmanın eziyeti mi? ben çoktan geçtim o işkenceleri.... eğer düşümde görmüyor adını anmıyorsam aramıyor sormuyorsam sildiysem yolundan izlerimi ne unuttuğumdan, ne unuttuğundan değil sevgili... öylesine kaplamışız ki dört yönü dört mevsimi, günleri, geceleri... farketmiyor artık gözgöze olmanın şenliği... biz, çoktan aşmışız bu zahiri hali... şimdi, bir fanus gibi örttüm üstüme zamanın sislerini... yalnıca yüreğimde o çok sevdiğimin ve sevildiğimi bilmenin sükuneti... kıyameti bekleyen bir ölü gibi sevdana yattım ölmeye yatmak gibi... CEYDA GÖRK 22 Aralık 2006 sa: 4.58 |
EYLÜL AKŞAMLARI Gönüller bir garip hasta olur eylül akşamlarında Gözlere hep yaş dolar böyle ayrılıklarda Sonra kaybolur insan kendini arar anılarda Boğulur da bulamaz ismini, o bembeyaz sayfalarda Kul köle olur insan yanıp durur bütün kapılarda Sorar: “Sevdiğim nerede, hangi yollarda?” Diyemezler ki: “Sevdiğin bataklıklarda, Sevdiğin boğulmuş, kaybolmuş o yıllarda Sevdiğin eskimiş, yaşlanmış o anılarda…” Gözlerini açtığında bulamazsın ya kendini dünyada Kendini de aramaya çıkar insan, bu ıssız patikalarda Sonra bir mezar arasın kendine mezarlıklarda Hani bir demet çiçek arayıp da bulamazsın ya Hani bir tutam anı arasında kaybolursun ya Hani bir yudum sevgi istersin de vermezler ya Hani bir damla gözyaşı dökmek istersin de ağlayamazsın ya İşte böyle bir gelecek bekler insanı sonbaharlarda İşte böyle bir ayrılık bekler insanı EYLÜL AKŞAMLARI’nda… DİLEK ÇAKMAK... |
BİR ŞEY VAR BU KENT İLE ARAMDA ÇÖZEMEDİĞİM Bir şey var bu kent ile aramda çözemediğim Gecenin buz gibi keskin soğuğu değerken tenime dikenli çığlıklar bölüyor uykularımı önce Gözlerime doluyor duvarda cansız ışıkların titreyen gölgeleri perdeleri aralıyorum sonra, sabaha daha çok var Kendi yalnızlığında gece gibi sessiz gölgeler üşürken duvarda mavi gözlerinde bir hüzünlü bakış ve dudaklarının kenarına asılı yarım tebessümle bir fotoğrafa takılır gözlerim Bir şey var bu kent ile aramda çözemediğim Her gece aynı karanlık ve aynı zindan yalnızlığı içimde eksik sevdaların cam kırıklıkları dudak uçlarımda yeşermeden sararan sözcükler ellerimde yazılmamış şiirlerin mürekkepleri kururken Son zamanlarda daha çok batar oldu bıçak ucuna benzer ağrıların olur olmaz zamanlarda saplanması yüreğime Bir şey var bu kent ile aramda çözemediğim Köpük köpük dalgalar içinde uyanıyorken yalnızlığım önce uzak iklim rüzgarlarıyla mevsimsiz sonbahar yağıyor odaya rüzgarın içine sıkışan yürek dağlayıcı bir ses gidip de dönmeyenlere sonra yitirdiğim düşlerim geliyor aklıma sevdaya dair Pamuk ipliğine bağlı yaşam ile ölüm arasında bir yerlerde bunca bekleyişin ardından sıkı sıkıya tutunmak sevdaya ‘Ölüm, aşkın kapısına uymayan anahtar’ Uzakta oluşunun dayanılmazlığında, ellerimdeki gökkuşağının renklerini soldurmaktan korkar gibi, perdeleri aralıyorum sisler içinde kent aydınlanıyor, şimdi sabah Atila IŞIK |
Gecemin isyanı Karanlık gecemin isyanı, Dün gece o kadar karanlıktı ki gök yüzü, maviliğini yitirmiş, Karanlık örtüsünü çekerek yıldızları gizlemiş, Yüreğimin kanatları kırıldı, yırtıldı, paramparça oldu, Ters esen rüzgarda, yere çakılan bir uçurtma gibi. Göz yaşlarım pınar oldu, çağladı, Herkes telaş içinde yağmur yok diye, Kaygılanmayın, bu gece bütün ovaları sulayacak kadar gözyaşım aktı, Yüreğimin ateşini söndüremedi... Öyle çaresizim, öyle yorgunum ki, Artık kendimi tanıyamıyorum bile. Kimim, neyim yada neydim? Ne işe yaradım anlatmak mümkün mü ki, Bu gece gök yüzündeki bütün yıldızlar döküldü, isyan ettiler yalnızlığıma, Ay dona kaldı, kıpırdamadan dinledi çığlığımı, Denizler, alev aldı yanıyordu yüreğimde, Bulutlar, çarpışıyor isyankar. Sabah olur mu ki? Güneş gelir mi? Alabora olmuş yüreğim, güler mi artık. HaFiZe(Gurbet Meleği) |
BIRAK YALANLARINI Dök içini kus yalanlarını Anlat yalan sevgilerini Çevrendeki yalan insanları Yalnız,sevgisiz kaldığın O ***** yılları anlat. Konuş,durma... Bırak boğulsunlar göz yaşlarıyla Bırak tatsınlar tattığın acıları Göster kendi yüzünü Aşağıla onları... Düşür kendini yalan olanların gözünden Kurtar kendini yalanların elinden Yalanlara değil Doğrularını savunanlarla yücel... Ama dikkat et... Yalanlar her zaman peşinde Çünki bu dünya yalan Sen ben herkes yalan Candan gelen bir ses Savurur en gerçek olanı Haykırır dünyaya en gerçekleri Yalanların sona erdiği Sonsuzluğun geldiği zaman... Emre Yavuz |
En derini dünyanın kendi uçurumum Başım dönüyor içimin derinliğinden Bigün kaldırıp kendimi fırlatacağım Kendimi kendi içime atacağım Kartal kanatlarının da bir sınırı var gökte Uçakların da füzelerin de Bütün o sınırları aşacağım Kendimi içimdeki sınırsız boşluğa bırakacağım Durmadan çekiyor beni bu dipsiz doruksuz uçurum Gözlerim kararıyor içime bakınca Atıp kendimi kendime Derinlik korkusundan büsbütün kurtulacağım http://www.siirperisi.net/images/sair.gif AZİZ NESİN |
Babamin Yarim Kalmis Sevdasinin Yerine Sineme yüzlerce ok saplanirdi Kirpigin kasina degidigi zaman. Bir sizi içimde keleplenirdi, Kulagim adini duydugu zaman Kâh zülfünün karasinda yatardim, Kâh gözünün deryasinda yiterdim. Seni hayal eder dilek tutardim, Gögümde bir yildiz kaydigi zaman. Bahar baslayinca elvan toyuna, Sevdam çiçek açar idi boyuna... Koyakdaki gür derenin suyuna, Sögüt dallarini egdigi zaman. Meltem vursa yüzündeki güllere, Dokunurdu gönlümdeki tellere. Bakarak aglardim cilga yollara, Bir türkü bagrimi oydugu zaman. Bu ask can evimde kaldi da yarim, Halâ o iklimden sesler duyarim. Kim bilir belki de sana doyarim, Topraklar yagmura doydugu zaman Dilaver Cebeci |
| Saat: 21:59 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık