![]() |
Yağmur sesiyle uyandım bu sabah Tane tane yağıyordu hiç durmadan Gördüğüm her damla Seni hatırlatıyor bana. Bıkmadan seyrettim damlaları Gözümde canlandı anılar Seni ne kadar çok sevdiğimi Bana anlatmaya çalıştılar. Yağmaya devam etti yağmur İnadına, hızlanarak, çoğalarak Sana olan sevgimin sesini Yine de duyurumadı bana. Eşit değildi bence, Yağmur damlaları ile aşkımın ateşi Söndüremedi taneler İçimde alev alev yanan sevgimi. ERDAL BAŞ |
Üç Beş Nöbeti Nicedir bir ses gelir Derin uyku ânı gecelerde, Uyanıp da ölüm uykusundan İçime hapsettiğim seni bulurum Uzanmışsın gibi yanıma. Üç beş nöbeti tutarız Karanlık sessizliğinde gecenin. Eşlik eder Sessiz konuşmalarımıza, Sensiz sevişmeler. Sonrası giderken yine İçimin derinliğine sen, Sıcak nefesin kalır Yastığımın ucunda esen. Mersin - 30.01.2006 Mustafa Fahlioğulları |
Kahraman Aşık Ben bir kahraman olsam Bütün kötülükleri durdurup Sevgiyi aşılasam dünyaya Ben bir kahraman olsam Dünyayı çalıp Sersem önüne Ben bir kahraman olsam Venüs’te kimmiş yanında deyip Yerle bir edip savursam gökyüzüne Ben bir kahraman olsam Yüreğin karanlığa Gömülmesin diye Güneşi hep aynı noktada tutsam Ben bir kahramanım Seni seven ve sana hep değer veren Ben bir kahramanım Aman ha duymasın düşmanlarım en zayıf noktamı Aman ha duyulmasın sana karşı çaresizliğim Sana karşı çaresizim ama Yinede bitmek tükenmek bilmeyen bir aşk ile bağlıyım sana... Bak ben bir kahramanım artık O korkusuz, güçlü, kudretli Kahraman Yanında Süt dökmüş kedi misali Suskun, çaresiz e yapayalnız Ben bir kahramanım artık Neye yarar Ölümü, çaresizliği, kaderi Yenemedikten sonra Ben bir kahramanım Neye yarar Seni geri getiremedikten sonra... Bilal İzgi |
ben sana mecburum Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur? Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum, sen yoksun! Sevmek kimi zaman rezilce korkudur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Birkaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor Eski zamanlarda bir Cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum, sen yoksun! Belki Haziranda mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor. Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin... atilla ilhan |
Usul usul yağan yağmurlarda tutabilmek ellerini, Ve ağlayabilmek hiç utanmadan Seni kaybederken bir kez daha boş vermek Her şeyi arayabilmek seni kaybederken. Bir musikinin ahengi arasına yerleştirmek seni Ve her bir musiki sesinde yeniden duyabilmek Hissedebilmek sıcak bakışlarını gitmeden önce Bir de bulabilmek seni bütün sevgilerin arasında Gidişin bir balyoz gibi inse de beyne Geride kalan seni yaşamak ve sana doya doya Sarılmak hiç usanmadan Garip bir çocuğun yüreğinden almak sevgiyi Ve sana kocaman bir yürek sunmak kaybolurken Aydınlık bir gelecekte gözlerini yeniden Çekebilmek karanlık bir dünyada orada Aydınlanmak karanlık gözlerinden Sonra ölmek bu yaşanmayacak dünyada Seni bir hayalin ötesinde unutmakla Sonra yeniden yaşayabilmek bir yağmurda Bulabilmek yaşlı gözlerle gülen gözlerini Bir daha çılgınca dolaşmak, bir daha istemek Bu koca kentten sevgiye dönük yüzünü Hasretle duyabilmek sen uzaklardayken Mutluluk saçan gülücüklerini Sonra bir daha sarılmak bu anlamsız hayata Seni yaşamak için ADEM KUTLUATA |
çanakkale şehitlerine Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar... O, rûkü olmasa, dünyada eğilmez başlar, Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor; Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi... Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın. Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab... Seni ancak ebediyyetler eder istiab. "Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle, Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan; Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına, Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran... Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın; Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat, Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber mehmet akif ersoy BAYRAK Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü! Işık ışık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım. Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver ! Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar. Yurda ay yıldızın ışığı yeter. Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün. Kızıllığında ısındık, Dağlardan çöllere düşürdüğü gün. Gölgene sığındık. Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan; Barışın güvercini, savaşın kartalı... Yüksek yerlerde açan çiçeğim; Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim. Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim: Yer yüzünde yer beğen ! Nereye dikilmek istersen, Söyle, seni oraya dikeyim ! ARİF NİHAT ASYA |
Gitara sığınmayı özledim İstanbul?u ,seni seven beni Birde adressizce çırpınan Narin, Kimliksiz kalmış seni? Sen ki bir zaman özelimdin?. Hangi haksızlık ki ,lafımızı söylemez Ben gerçeğine kaçıyorum , akıl hapishanemden, Var sandığım yüreğime Sen soğuğu içime işleyen Demirlerin gerisinde?. Sıkışmışsın beynine, Nedir bu, neden gözlerim doluyor geçmişe Sen düşünce sessizliğime, Ağlamak düşüyor, yağmurlu ellerime Özlüyorum seni,ne etsem nafile?.. SAADET ÜNAL |
OTUZ BEŞ YAŞ Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Şakaklarıma kar mı yağdı ne? Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünüyorsunuz; Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim: Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim Yalandır kaygısız olduğum yalan. Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış. Ayva sarı nar kırmızı sonbahar! Her yıl biraz daha benimsediğim. Ne dönüp duruyor havada kuşlar? Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim? Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar. N'eylesin ölüm herkesin başında. Uyudun uyanamadın olacak Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak. Taht misali o musalla tasında. Cahit Sıtkı Tarancı |
Zaman duruyordu sanki, zaman genişliyordu da genişliyordu... Senli saatler gelmiyordu. Önceleri anlam veremiyordum ismini her anışımda içimdeki yangına... Buhar gibiydin;yakıyordun ama yoktun... Bu yakışların arttı içimde, yoğunlaşırken içimde bulut oldu sevgin,kapladı tüm düşüncelerimi. Seninle dolu her yanım, artık düşmek istiyordu senle ait olduğu yere... Büyüdü yasaklığın yamacımda, büyüdükçe... Umudu,sevgiyi,özlemi büyüttü içinde habersizce. Gözlerimizde sakladık yağmur sonrası aşkımızın kokusunu.. Yağmak istiyordu aşkım gözlerine ve yağdı... Yağmur oldu,SEN oldu yağdı... Sinemizde yeşerdi aşkımız en yasak bölgelerde... Şimdi sen benim KARDELENİM oldun kimseye göstermediğim, gülüşünle baktın gözlerimin içine...... BAŞAK YILMAZ |
Bahar her mevsim Gözlerinde Gözlerin hermevsim Bahargibi açar kalbinde Hangi yesil bakis Seni alan bu maviliklere Kuslar gibi bakislarin Günesin kalbinde günes gibi parlayan hangi gözlerdi sen yakmakai kuslarin canini günes açsin her sabah onlarla sen sevki kirmizi goncayi güneste seni sevsin duyki martilarin sesini denizde sahillerde seni beklesin gelki vadilerin ardina bulutlar hep senle gelsin sus ki hiç konusma bülbüller hep seni sevsin sen gelki oda, sana kossun sen onu sevki oda, seni sevsin su dan topraktan, var olmus mavi gözlerin... ALKAN ALTINSOY |
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM Seni anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, ***** yalana. Ard- arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu Dışarda gürül- gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara. Akan yıldıza. Bir kibrit çöpüne varana. Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini... AHMED ARİF |
Seni Sevmek için ne kadar sebep varsa içimde.. İşte, sevmemek için de öyle, Seni Sevmek için ne kadar söz varsa dilimde, Seni Yermek için, Sana Ermek için.. Yok işte, Bir yalan uyduruyorum ben kendimce, Kendime umutsuzluk, Sana Umudum, Yollarına çaresizlik düşmüş Eşkıya, Ben sana zehir zemberek suskunluğum, Ben sana gözlerinden vurulmuşum; Sana açılan Kapıların kapanan sesinde, Ben seni değil Kendimi unutmuşum; Yaralarımın kanayan damarlarına, Uykusuz gecelerimden kör sokaklar sürmüşüm; Ne mutlu bana... Ne mutlu, En çok bir yıldız kayıyor biliyormusunuz? Bir dilek tutuyorum işte, Ellerin oluyor... Tutunuyorum sana.. Soluksuz bir sokak lambası altında, Şubat'a müebbet gözlerini sunuyorum sana Anlasana..... Seni Sevmek için ne kadar sebep varsa içimde.. İşte o kadar yalan uyduruyorum kendime, O kadar yalan... Kime ne... Kendime yalanlarla tutunuyorsam kime ne? Kendimi sende unutuyorsam kime ne? Sende susuyor, Sende konuşuyorsam Sende uyuyup Sende uyanıyorsam, Vuruyorsam talan olan umudun mahzeninde kendimi, Kime ne, Kime ne kendimi kanatıyorsam senin düşüncende, Yalan yada gerçek, Sen sakın gecesiz uykularımda üşüme! Ben üşüyorsam kime ne.... Bedirhan Gökçe |
Zaman durdu günün neresinde bilmiyorum düğümlendi tümceler sana anlatamadım fırtınalar koptu evrenin bir yerinde ya da seller götürdü yoklara karıştı içimdekiler yüreğimdeki acıyı ve gözyaşlarımı hapsettim usulca yokluğunun başlangıcını hissettim tüm benliğimde ne de kolay söyledin herşeyin bittiğini hiç yaşanmamışcasına, paylaşılmamışcasına dudağının iki arasında durdu dünya.. FİGEN AKYOLER |
en güzel aşk şiirleri Mona Roza - Sezai KarakoÇ Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza, siyah güller, ak güller Ulur aya karşı kirli çakallar Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa Mona Roza, bugün bende bir hal var Yağmur iğri iğri düşer toprağa Ulur aya karşı kirli çakallar Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek Zeytin ağaçları söğüt gölgesi Bende çıkar güneş aydınlığa Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi Seni hatırlatıyor her zaman bana Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ellerin ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin ellerin ve parmakların Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir, södü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Akşamları gelir incir kuşları Konar bahçenin incirlerine Kiminin rengi ak, kimisi sarı Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine Akşamları gelir incir kuşları Ki, ben, Mona Roza bulurum seni İncir kuşlarının bakışlarında Hayatla doldurur bu boş yelkeni O masum bakışlar su kenarında Ki, ben, Mona Roza bulurum seni Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım sığmaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Artık inan bana muhacir kızı Dinle ve kabul et itirafımı Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı Alev alev sardı her tarafımı Artık inan bana muhacir kızı Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Birgün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Altın bilezikler, o kokulu ten Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen Bir tüy ki, kapalı gece ve güne Altın bilezikler, o kokulu ten Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Aaahhh! senin yüzünden kana batacak! Mona Roza, siyah güller, ak güller. Sezai KARAKOÇ |
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi... Onca zamanın üstündeeskimeyen bir düşüncesin şimdi İnsan hergün anımsar mı aynı gözleri SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu Saçlarını izliyordum uzaktan,kulağının arkasına düşüşü ve burnun,herkesten başkaydı işte..... Güldüğü zaman yukarıya bakardı; Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı.... Ne güzeldiler sen bilmiyordun.... BEN SENİ SEVİYORDUM.... Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler Duvarlara,vitrin camlarına,kaldırımlara çarpıyordu Geri dönüyordu çoğalarak Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi,herşeyi erteleyişim oluyordun Kalp ağrısı oluyordun, Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun, Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk, Dönemeçler geçiyor,köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk, Cesurduk.... Ufuk çizgisi maviydi,gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller... BEN SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun.... Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun... Sonra herhangi biri oldun,bütün sevinçlerim bittikten sonra Yağmurlar yağdı,serin haziran akşamları Derken birgün uzaktan gördüm seni.... Saçların bana inat başın herşeye meydan okuyarak işte yine aynı Kalbimi acıttı her zamanki gibi... Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir ya da boşver bilme en iyisi.... İclal AYDIN |
Rüzgar olmak isterdim esmeyi tüm gücümle burcu burcu salıncak gibi sallamayı yemyeşil doğayı seher vakti kelebeklerle dans etmeyi kırlangıçlarla yarışmayı meltem olmayı güzel bedenleri sarhoş etmeyi arzuyla sarmak isterdim doludizgin sevdalıları kollarımın arasına denk olmak isterdim güçlü ile korkusuzca aşkı savunmayı yaz sıcağında kavrulan insanları kana kana serinletmeyi düşlerinde dalga dalga saçları savrulan sevgili yaratmayı romantik bir rüzgar olmak isterdim pencere pervazlarında flüt ney kanun gitar olmak isterdim içli içli öylesine aşk şarkılarını tekrar tekrar yorumlamayı gönül dostlarına uzaklardan çok uzaklara göçmen kuşlarını ağırlamayı tüm dondurmaları yemişleri elma şekerlerini doya doya tattırmayı gariplere öksüzlere yetimlere saçlarını okşamayı melek çocukların birer birer şefkatle ılgıt ılgıt esmeyi denizlerden ormanlardan yaylalardan rüzgar olmak isterdim evrenselliğe barışı kardeşliği katmayı ırkı dini cinsiyeti hoşgörü ile bağdaştırmayı çorak toprakları kurumuş boğazları Kevser nehri ile doyurmayı rüzgar olmak isterdim dünyayı kucaklamayı... VOLKAN YILDIRIM |
Bir deli özlem bu.. Özlüyorum seni, Yalansız bir özlem bu Dolansız, saf bir özlem. Yeni doğan bir çoçuğun Minicik elleri gibi Yumuşak ve mazlum bir özlem bu... Gökyüzü kadar büyük Senin kadar yüce bir özlem bu... Hasretten ağlayanan sevdalıların Yıllarca kavuşamayanların İki gün bile dayanılamayan bir özlem bu... Ne yapacağini bilmeyen Telefonlar bekleyen Ağlayan, isyan eden Kendisini harap eden bir özlem bu... Yolda yürürken Otobüslere dört gözle bakan Belki, onu görürüm diye Kıpır kıpır yerinde duramayan Salak salak, bos bos gezinen Seni arayan bir özlem bu. Bulutlara baktığında bile Sanki seni göreceğini sanan Orda olmadiğını bilen Ama yinede şansını deneyen bir deli özlem bu... Yani güzelim, Bir kalpsizi bile, Ağlatabilecek, bir deli özlem bu... Tutku Bakay |
UNUTMAKTAN GELİYORUM daha üç adım olmadı çıkalı bu sevdadan. ayrılığın kokusu hala üzerimde avuçlarımda buzdan alev yüreğimde yepyeni bir ateş kes. gitmeler bana kaldı gene bu aşktan, bütün sayfalarım sil baştan. sonu sonu nereye varacak bilemiyorum oysa içimde inadına yanan bir mum dokunma ellerime dokunma sönmedim daha unutmaktan geliyorum daha dün kirpikleri kadar yakındım ona her gece düşlerimde sabahlıyordu işte orada köşe başında bıraktım ellerini o bana ben ona ağlıyordum... son tediği gözleri çekti gözlerime kanıyor kanıyor kanıyordum...... ölüler yalan söylemez bilirsin deliler giib seviyordum! daha biraz önce onu öpen bu dudakları aynalarda parçaladım, onu okşayan bu elleri yangında bıraktım, ona gülen bu gözleri zindanlara attım yüreğim ayazda kaç şiirim çığlıklar attı ardından sayamıyorum. bavullar dolusu hatıraları bir mağaraya taşıdım yalnızlığımı bir dağ başına kendimi nereye koyacağim bilemiyorum.. ne olur ne olur ayıplama beni susmadı gözlerim ağlamaktan ağlamaktan geliyorum. zıpkın yemiş balıklar gibiyim şimdi bir ıslık bile dağlar yüreğimi, bir eski şarkı yağmalar bütün duygularımı çıkmaz sokaklarda kkaldım biliyorum başım dönüyor,ben dönüyorum! acele etme acele etme ne olur bekle biraz daha yırtmadım dönüş biletini, daha yakmadım bütün gemiler öle yorgun öle bitkin ve öle suskun unutmaktan geliyorummmmmm!!!!!!!! Ahmet Selçuk İLKAN |
Sevda Çınarı Neydi o günler gelip geçerdi. Neşe sevinç,coşku içinde Annemin sevinci,babamın sesi Delerdi içimi bir mermi gibi... Ah! ...Köyümün akan pınarı Pınar koruyan sevda çınarı İçimde dolanan AŞK fırtınası Salıyor köyümün dört yanını Gözümü açıyorum acı,nefret... Çirkeflik dolmuş içim,dışım Ağlıyorum, birçare halime Maziyi anıpta da, dolan gözlerle. artık ğüvenim yokki dünyaya Şu dost görünen, sahte simaya Duyun, inanmıyorum sevda sözüne İnansam ne çıkar,değişen nedir? Muzaffer Arslan |
Bir Gün Baksam Ki Gelmişsin Bir gün baksam ki gelmişsin.. Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar. Gözlerinde bir bitmez,bir tükenmez güzellik Saçlarında ilkbahar.. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Gülüşünde taze serin bir rüzgar Ellerin yine eskisi kadar güzel Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar.. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Hasretin içimde sonsuzluk kadar. Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz. Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar. Bir gün baksam ki gelmişsin.. Ne yüzünde bir gölge,ne dilinde sitem var. Tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm Benim olmuş dünyalar. . . Yavuz Bülent Bakiler |
Hasretin yakar oldu yüreğimi derinden Döner diye sakladım gönlümdeki yerini Kopaçaksa bu sevda kopsun ince yerinden Döner diye sakladım gönlümdeki yerini Ağlayan gözlerimde inan yaş eksilmedi Çağladıkça çağladı kimse gelip silmedi Yalnızlığı kimseler benim kadar bilmedi Döner diye sakladım gönlümdeki yerini...ASIM KISBET |
Boş ver gönlüm üzülme Dağlarda her çiçeğe rastlanır Arılar, kelebekler konar Yağmurlarda bin bir itina Yürekler ıslanırken kanar. Boş ver gönlüm üzülme Her gülde diken olur bilmelisin Merhamet bilmez kelimelere benzer Gözlerin ardına saklanan duygular gibidir Ne istek emindir gülümseyişten Ne kabahat üstlenir sahipliği Fırtınalar eser, yere düşer gölgeler, sürünür Katarlar gibidir hüzün Birinin ardından diğeri görünür. Boş ver gönlüm üzülme Kayıp tek taraflı olmaz hiçbir zaman lakin Kaybolan sevgidir biçareliğinde Umutlarını atıp yarlardan aşağı Dalar karanlık ormanlara Bazen bir adım öteye saklanır İlk adımda tekrar yakalanır Bazen kaybeder yolunu Unutulur, silinir gider. Boş ver gönlüm, üzülme Unutan unutsun baharı, kuzuları, koyunları Kuş sesler sussun Aşk şarkıları nadir söylenirmiş cumbalardan Varsın hiç söylenmesin Bir uyanmayla rüyaların sonu gelmez Bazen hüzün gözlerle gelir, hüzün getirir hep Bazen mutluluk, Uykuya yapışıktır rüyalar İnanma biteceğine, bitmez Boş ver gönlüm, üzülme. turgut uzdu |
Hasret var Sana hasret var içimde; Kuraklıktan çatlayan toprağın Suya baktığı gibi… Sana hasret var içimde; Semalarda bir yıldızın Meçhule aktığı gibi… Sana hasret var içimde; Bir evlat acısının Anayı yaktığı gibi… Sana hasret var içimde; Yayla çiçeklerinin Elvan koktuğu gibi… Sana hasret var içimde; Sana hasret! Tarifi imkânsız biçimde! Halil Gülşen |
PAPATYADA ÖLEN SEVDA Bizim sevdamız Daha başlamadan çarmıha gerilmiş Korkunç bir cinayetin ardından İntihar süsü verilmiş Kanlı bir cesedin Avucundaki papatya çiçeği Hiç göremedik bir bu çiçeği Seviyor-sevmiyor.... Böyle avuttuk idam sehpasında sevdayı Ölüme terkedilmişliğimizi unuttuk Üzerimize yağan yağlı kurşunları Yıldız sanıp dilekler tuttuk Hayata sürüklemeye çalıştık bir kör rüyayı Ve böyle avuttuk idam sehpasında sevdayı Bizim sevdamız Daha başlamadan çarmıha gerilmiş Eline ölüm fermanı verilmiş Defteri hiç açılmadan dürülmüş Meğer kuytu bir köşede hesabı görülmüş Bir papatyanın son nefesi Her haykırışında çenesi kırılmış Boğazına hapsedilmiş sesi Meğer en büyük suçmuş İhanetten uzak aşkın böylesi Daha yeni anladık Yüreğimize sürgün pusulası verilmiş Beklediğimiz kervanın önü gerilmiş Ve biz ararken her sabah güneşi O dün gece kılıçdan geçirilmiş Abdullah KABATAŞ |
Bizi kandiran o sarkilar, o mavi gece O sicakligi beyaz ellerin, o ilk bakis Sebepsizligin sebep oldugu sefak vakti O cok sevmek gecelerde o caresiz aldanis. Uzayan saclar, alyinda avuclarimizin Iste o, insanin bir yerde, aska boyun egmesi Kirilmak, bolunmek, o hep butunlenmek O cok sevmek, tenin bir baska tene degmesi. Yanmak mi o eski caglarda yanmak Kul olup savrulmak ruzgara karsi Ilk kesilmisligi magrur ellerimizin O cok sevmek, kanimizin o ilk akisi. iste pinarlar, testiler, irmaklar, cesmeler Kanli avuclarla icmek aski kanmadan O kiyilarimizdaki denizin ilk coskunlugu O cok sevmek buyutmek onu hep, orada o zaman Kazimak ulu agac govdelerine adimizi Yazmak her seyi bir bir kumlarin ustune O her iskenceye mahkum olmuslugumuz O cok sevmek, daha cok sevmek gunden gune. Oyle delicesine, oyle korkunc, oyle cilgin O cok sevmek o yanardag, o ates, o yangin... ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN |
İlk pembe gülüşüm sensin İlk sevinç çığlığım Yanağımı ıslatan Mutluluğun gözyaşı Krizantemim, kırmızı gülüm, kır çiçeğim Sensin mis kokulu dört mevsimim Baharda dirilişim Sonbaharda göverişim Binlerce renk gökkuşağım Son mevsime yağan karım Pamuk beyazı umutlarım Alın yazım sen Yürek ağrım sen Ömrüme bengisuyum Neşeme tomurcuğum Okyanusça derin mutluluğum Bahar yelim sen Ayağım elim sen Gözlerime doğan güneşim Biricik eşim sen. Sensin aşk iksirim Yazılmadan coşan şiirim Talihimin gün gözünde sevdiğim Yürekteki dürtülerim sen Gökteki köprülerim sen. Başımı dayadığım huzurum Kıvancım mutluluğum Aldığım her soluk hava Yediğim her lokma İçtiğim suyum sen sen NEVİN KURULAR |
Türkiyem... Neydi yaran diye sordular mı? Yaralarının üstünü sardılar mı? Kapandı mı şimdi yaraların? Söyle mutlu musun..TÜRKİYEM…? Gönüller ve yollar aynı fikirler bir mi? Herkesin karnı tok mu yoksa açlar mı? Dünün küçükleri büyüyüp Seni yüceltip yükselttiler mi? Yoksa bakmadılar değer vermediler mi? Bizler yetiştik,gönlün hoş olsun TÜRKİYEM… Vatanımızsın yücesin kutsalsın teksin Bizler için baş tacı manevi zevksin Az kalırsa sesim duyulmazsa feryadım Son güçle haykırır sonsuzca bağırırım Gökyüzü çöksün yıkılsın yerler yarılsın Filizlenir fidan olur yeryüzüne çıkarız Yol versin KARLI dağlar,çıkmasın engel Dağ tepe derya bir olur bizlere her yer Sana gelen yollarda düşmanları ezeriz Adım adım yürürken şanına şan katarız Ey benim Cennet ülkem canım TÜRKİYEM… Uğruna feda olsun can vermeye hazırım Memnun etmektir seni bilmelisin tek arzum Sözümü tutacağım kızarmaz inan yüzüm Şehidime kefen toprağın, burçlara bayrak oldun TÜRKİYEM…. Mehmet Karlı |
Ben şu şeyda bülbülün şakıyan sesi olsam Buram buram aşk kokan avuçlarına dolsam Parmakların ucunda sevgi olup kök salsam Sonsuza kadar kalsam bıkar mısın sevgili? İzin verirsen bana düşlerine gireyim Sevdamın hakkı olan hayalleri dereyim Yeşilleri süsleyip illerine varayım Dönüp bir kez yüzüme bakar mısın sevgili? İpekten kanatlarım incinecek korkarım Yol ırak, dağlar sapak kaybolursam ürkerim Yüzün gülmezse bana yüreğimi burkarım Sevgi ile karşıma çıkar mısın sevgili? SEVİL NİZAMOĞLU |
Hasretle bekleme turnaları. Göç mevsimidir Bir yaz gecesinde yolların hüznünü anlarsın sesin sararır, bir türkü düşer yüreğine Nişan resimlerine, güllere, evlere ağlarsın bahçelerin göğsünde pınarlar kurumuştur Yağmurlara, fırtına albümlerine bakarsın Saçların akşamlar çizerken dağların aynasına Dokunma ellerime, karanlığımda yanarsın Hadi yaz alnıma şiirin aydınlığını, rüyaları Sabah olur bir gün ucuz anılarda yaşarsın Sesim ki incelmiştir söylenmekten. Giderim Kuşların kanadında yalnızlığımı duyarsın REFİK DURBAŞ |
AYNI ADAM Tozludur saçlarım, saçlarımdan devrilmiş sarayların dumanları savrulur, yüzüm yanıktır, yüreğime bir karanfil sokuludur ve partizanca darbelerin dünyaya inen şavkı benim göğsüme göğsüme vurup durur. Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum, bahar da sürgülenir içimde katranlar da hem koşarak yarattığım sevgiler vardır, hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum. Beni sular kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular umutlu sakinlikleri, lohusalıklarıyla. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum, kökten dallara yürüyen sular gibi yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye torna tezgahlarında demir. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen, yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri, kanla dolar pazuları tarladakinin, hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki, gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm, yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Aynı adam, Ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim, teneke damların üstüne safi sinirden doğan güneş portakallar fırlatarak parlıyor benim adımlarımla, anladım neden yorgunluk gülümserlik getiriyor insana, hayatın bana başat, bana avrat oluşunu öğrendim, işçiler bunu kurşunlanarak öğrendi, on beşinde bir arkadaş inancını savunurken yargıca, anladı bulana durula akmakta olan şeyi. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Yürüyorum, azarlanıyorum fışkıran başaklarla, iki bomba gibi taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu, hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından, gözlerim nemli değil, gözlerim namlu... İsmet Özel ( 1944 - ) |
SEVGİ DUVARI Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi Dilimizde akşamdan kalma bir küfür Salonlar, piyasalar, sanat sevicileri Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni Yakanda bir amonyak çiçeği Yalnızlığım benim sidikli kontesim Ne kadar rezil olursak o kadar iyi. Kumkapı meyhanelerine dadandık Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, Fasulye Pilakisi Arkamızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi Öyle sıcaktıki çöpçülerin elleri Çöpçülerin ellerinde okşardım seni Yalnızlığım benim, süpürge saçlım Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi. Baktım gökte bir kırmızı bir uçak Bol çelik, bol yıldız, bol insan Bir gece Sevgi Duvarını aştık Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki Başucumda bi sen varsın bi de evren Saymıyorum ölüp, ölüp dirildiklerimi Yalnızlığım benim çoğul türkülerim Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi CAN YÜCEL |
Daha dün gibi çocukluğumun suskun günleri ellerim kanamış ayazda ayağımda çizmeler misket oynadığım günler daha dün gibi ilk sevdaya tutulduğum her gün evlerinin önünden geçip göremezsem karnıma ağrılar saplanan esmer güzeli ilk sevda acısını tanıdığım günler daha dün gibi yüreğimde ağıt ağıt duruyor daha dün gibi kimsesiz kalışım yeryüzü cehenneminde soğan ekmeği suya katık edişim ayaz gecelerde kapısız penceresiz odalarda yatışım yıldızları gözlerime saklayıp karanlığa gülüşüm umutsuzluğu yaşayıp umudu buluşum daha dün gibi daha dün gibi sigaramdan ilk nefesim sessiz gecelerde yalnız kalışım kalleş bir yumruk gibi betona düşüşüm bir gece vakti kör ışıkların sessizliğinde yediveren güllere sarılışım kokunu özleyişim daha dün gibi ağıt ağıt yüreğimde ilk ağladığım gün daha dün gibi sırılsıklam sokak ortasında yağmur altında yağmur bana ağlamıştı ben yağmura karışmıştım ve ben daha sıkı sarılmıştım yalnızlığıma sımsıkı sonra bedenimin ürpertisi sarmıştı korkularımı daha dün gibiydi senin yokluğunun acısı daha dün gibi saklı hala yüreğimde...NECMETTİN ÖZDEN |
Ölümlü Topraklar örtüldü üstüne Bilen bilmeyen konuştu durdu Sebepsiz seçişi ölümü mutluydu dediler Herkes kendince biliyor Dogrucudurlar ya Geride bıraktı ölümlü herşeyi Az ümitlerini küçük mutlulugunu Geride bıraktırdı yeter dercesıne Yakasına sarıldı kaç kez ÖLÜM Kanını emişi yavaş yavaş Bir deri bir kemik kalışı Hastalıklı görüntüsü ölüm,ün gelişinden degildi Yavaş yavaş ölüşü sadece İnsanlardandı Elleriyle bozdular mutlu yaşantısını Ağlamalarını hiçe saydılar Yüreğini söküp aldılar Sevgiyi hoşgörüyü yaşama Sevincini elinden aldılar Yapacak ne vardı nasıl yaşanırdı Yanlızlıklarda ne yapardı tek başına Öldü Sevgisizlikten Topraklar örtüldü üstüne Bilen bilmeyen söyleyip durdu Sebepsiz ölümü Mutluydu dediler.... Şule Ersöz |
BIRAKAMADIM Dün karşılaştım seninle Önce bakıştık, İki yabancı gibi Ellerimiz uzandı,tokalaştık. Sıcaklığını hissettim.Titremeni. Gözlerin birşeyler arar gibiydi. Belki bana öyle geldi. "Nasılsın" diye sorduğunda, Ayıramadım gözlerimi Bakakaldım. Sevgi izlerini aradım Eskilerde olduğu gibi Geçmişi sorguladım. Seni ve kendimi "İyiyim" derken bile, Avuçlarımı yakan elini bırakamadım... Adil KORUYAN |
Bir çift söz İşte böyle gör bak bir sevda ne hale getirirmiş Yangınlarla birbaşına savaşır durursun Ne gelen olur ne giden Karanlıklar üstüne yürüdükçe çırpınırsın Ne yapabilirsin ki başka Kalakalırsın dost bildiklerin unutunca Yanlız ;dersin Yapacak herşey tükenmiştir Aslında onları sen tükettin unuttun mu Bir deli sevda yolunda Unutmaya çalışırsın ama bu onu anmaktan öteye gidemez Onu anarsın belki istemeden belki bile bile Kor gibi yanarsın belki istemeden belki bile bile Sonra yavaş yavaş bir hazan yaprağı düşer Ondan medet umarsın , Dün bugünü, bugün yarını mahveder...ÖMER SEYDİ EKİNCİ |
Gitmek Lazım Bu Şehirden Alıp başını gitmek lazım bu şehirden, Ta uzaklara, Kim bilir, belki çam kokulu dağlara, Hele bir de kar da varsa, Uzan uzanabildiğin kadar sonsuzluğa. Belki de, küçük bir göl kıyısına, İstemem öyle deniz, okyanus bu yaşta, Kıyısında ağaçlar olsun yeter bana, Bir de ağaçtan nohut oda, bakla sofa. İçinde kalorifer falan olmasın, Şömine de gereksiz aslında, Çıtır çıtır yanarken odunlar sobada, Kıvrılıvereyim hemen yanı başına. İstemem bugüne ait hiçbir şey, Ne müzik sistemi, ne koca televizyon, Bilgisayar da olmasın, Hatta sussun bütün telefonlar, Hiç olmasın o uzayıp giden toplantılar. Sadece üç kişi olsun yanımda, Ara sıra gelsin dostlar da, Dedim ya gitmek lazım bu şehirden, Amma… (26.04.2007- Ankara) Şadiye Yakışkan |
YALNIZLIK İSKELESİ Yalnızlık zor be gülüm bu iskelede Alışmışım her gün denizin yosun kokusunu seninle koklamaya… Ekmek kırıntılarını atmasını martılara Güneşin doğuşunu alışmışım gülüm seninle! Ne zormuş sensiz oturmak bu iskelede! Bu sefer ellerim ellerinle değil de Bir sigara bir şişede şarapla dolması koydu be gülüm! Mazi aklıma geliyor, her yer sen dolu bu iskelede Çok sevmiştim seni… Ayın denize mehtaplaşması kadar gerçek Ve büyüleyiciydi benim SEVGİM! Gece iskeleye iniyorum Yıldızlara küfür ediyorum! Çünkü sen demiştin bana Yıldızlar kadar gerçekçi benim sevgim diye! Hadi oradan sende… Kalbimi yakıyor be gülüm bu iskele! Yaralı kalbime tuz basıyor her gece Yeter artık! Ve sona yaklaştık… Ben dayanamıyorum her gün bu iskelede ölmeye Artık benim gitme vaktim geldi Kendine iyi bak! Bu arada elindeki mektubu iki yere gönderdim İkisi de aynı mektup ama Tek farkı var sadece Biri sende biriyse iskelede… Cansız bedenimde! ARİF ARGÜL |
Dönüp baktıkça eskittiğim günlere, Bebekliğim, çocukluğum geliyor gözlerimin önüne, Hayata atılan ilk adımlarım ve ilk özgürlük heyecanım, Keşfetme dürtüsüyle dolaştığım, Hani o anlamsız anlamlı bebek bakışlarım.. Kimi zaman her şey dün gibi, Kimi zaman asırlar geçmiş gibi, Zaman nasıl da esip savurmuş yaşanmış bir geçmişi bebekken babam ?yarın bayram kızım? derdi. Sabahı beklerdim heyecanla, bekledikçe sabah hep gecikirdi. sabah hiç gecikmemiş. farkında değilken, sanki uyurken, Bütün renkler değişmiş, ben değişmişim. Adını büyümek koymuşlar hayatı keşfin, Değişmeyen, ve senin de hiç değişmediğin bir tek Yürek kalmış geçmişten sana,, Anne! Ne güzel bir kelime, Tutunca ellerini içi ısınır ya insanın, Utanınca, o sıcak omuzlarına saklarsın hani yüzünü, Ana kokusunu içine çekerek göz ucuyla bakarsın ya etrafa Sanki doğmadan önce de hep o varmış, hayata gelmeden önce tanıyormuşsun gibi güven verir insana.... Sen ondan dünyaya düşen en güzel parça Bir gün sende de bir minik yüz saklandığında Adını koyamadığın bir duygu sağanağında Sımsıkı sarılıp yavrucuğuna, Anlarsın evlat Nasıl da içini yakarmış yavaş yavaş, Onun her damla gözyaşı kalpte olur bir ırgat, Parçalar, çapalar, biçer mutluluğu, gözyaşı dinene kadar Hep çalışır o orak ve o ırgat. Gün gelir yüzünü saklayan bebeklerin de Bir ırgat çalışmaya başlar yüreklerinde...GÜL YAZGANARİKAN |
Acırım hicranla geçmiş yıllara Ağlama gözlerim gözyaşı dökme Bakma el sözüne bakma ellere Deli gönül yine sever sus artık Nice mevsim nice baharlar geçti Ağlayan gözlerim vefasız seçti Aşk şarabı diye zehiri içti Deli gönül yine sever sus artık Hayal dünyasında gezindim durdum Nasıl anlamadım sevdim bilmem ki Her defa yıkıldım başıma vurdum Deli gönül yine sever sus artık mevlüde demir |
Kavgam sevdamdır Özgürlük en büyük aşkım Tutsaklık içinde olabilirim Ya da o güzel gözlerinden yoksun Ama bildiğim tek bir şey var Kavgam sevdam Özgürlük en büyük aşkım Baskılar yıldıramaz , döndüremez yolumdan İşledi mi bir yüreğe hürriyet sevdası Nafile dikenli tel parmaklıklar arsı Hayat bizi fırlattı bir duvarın ardına Bu da geçer bir tanem döner düzen tersine… İBRAHİM KİCİR |
Her gün birşey daha kaybediyorum senden öte.. Varlığın bir hiç gibi. Yokluğun bedenimi yakar... Yine gördüm seni. Yanıma oturdun. Ama konuşmadın bile. Sessizlik çökmüştü içine sanki.. Sana sevdiğimi söylemek istedim.. ama sadece istedm.. /yapamadım/ Yanımdayken kokunu duydum ya.. Bittiğim an "o" andır.. İçime çektim doya doya. Hissettim yüreğimde. Kalbime söz geçiremedim yine... İsmini bile bilmediğim sevdiğim.. Özledim seni! Seninleydim "o" an. Sadece senindim.. Söylemek istedim sana. Haykırmak istedim dağa,taşa. ama sadece istedim.. /yapamadım/ Her gün birşey daha kaybediyorum senden öte.. Varlığın bir hiç gibi. Yokluğun bedenimi yakar... Yüreğimin çarptığı, sana söyleyemediği an "o" andır.. Yine gördüm seni sevdiğim.. Sen ise hiç konuşmadın.. Bende sessizlik elbisemi giydim işte "o" an... Yüreğimde çığlıklar... Çok yalnızım sevdiğim.. Sana aç.. Sana susuz.. Sana hasret.. İsmini bile bilmediğim sevdiğim.. Yalnızım şimdi. Yoksun yanımda. Ağladım gecelerce uğrunda. Dinsin yüreğimdeki bu sancı.. Bedenim kavruluyo.. Yüreğim acıyo.. Dayanamıyorum.. Anlamsızlıklar içinde kayboldum. Çözüm yolu aranıyorum.. /Senden ba$ka/ Yalvarırım geri dön.. Yada yok dönme. Yada istersen dön.. Ama boşver. Sen sana yakışanı yap. Gitmeler sana yakışır! Ayrılığın hakkını ver... Anlamsız kıl tüm yaşanmışlığı... Kalmayı BECEREMEDİN, Bari gitmesini öğren ! Ne bileyim vur sırtımdan mesela, Adı AYRILIK olsun ! Gidişlerden gidiş beğen, yeterki GİTMELER senin olsun... Çok oluyorsun böyle gitmek mi olur !!! Her gidişinde kendini bende unutuyorsun...! ALINTI |
Dün akşam söylediklerin geldi aklıma, Hani gözlerin dolu dolu olmuştu konuşurken, Ben seni dinliyordum başım önüme eğik, Hani sen mutsuzluklarından bahsediyordun, Bense içimden dua ediyordum hep mutlu olasın diye. Dün akşam biz konuşurken, Sen ağladın, ben ağladım, Sen sustun, ben yine ağladım, Silmek istedim gözyaşlarını, yapamadım. Gözlerinin içine baktım sen konuşurken, Hissedersin diye sana olan sevgimi, Hisseder de gülümsersin, Seni sevdiğim anlarsın diye. Dün akşam hep seni izledim, Gözüm hep üzerindeydi, Bana bakarsın diye bekledim, Bana bakar da gülümsersin dedim. Bakmadın be birtanem, Ne diyeyim zormuş sevgine ulaşmak. Dün akşam sen giderken arkandan el salladım, Bakmadın son birkez bile, sanki orada yokmuşum gibi. Anladımki gülyüzlüm sevmiyor beni, Sevmiyor işte beni, Sevse dedim birazcık, Bir el sallardı, son birkez bakardı, Dönüpte arkasına bir gülümserdi dedim kendime.. Dün akşam güzelim sen bırakıp gittin belki beni, Ama ben gidemedim, gidemezdim. Çünki seviyorum seni. Bekledim belki sevdan geri gelir diye, Bekledim sabaha kadar, Sen anlamasanda seni ne kadar çok sevdiğimi, Ben her gece orada bekliyorum seni.. ADEM ERBUDAK |
Yalan Hadi gidiyorsun Yürekten kan gidiyor,sen gidiyorsun Herşey gidiyor Gökte bulut, dağda kar, düzde kervan gidiyor Solgun bir gül oluyor insan Bir demet kar çiçeği ölüyor, sen gidiyorsun Ne ucuz yaşıyorsun, ne kolay Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun Bakma öyle Ben kanıyorum sen üşüyorsun Kolay değil bir yalan bu Yaralayan koca bir yalan Yalan işte Sevdiğim yalan Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi Yumuşacık sıcak bir yalan Islak gözlerimle geçiyorum Yaralı bir ceylanın kalbinden Ceplerimde kül var Bir yangından arta kalan Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman Herşey bir yalan gibi yandığı zaman Yalnız olduğunu anlıyor insan Anladım ve geçtim Yaralı bir ceylanın kalbinden Aynamı kırdım, fotoğraflarımı yaktım Nasıl da acımasızdım hatıralarıma karşı Nasıl da umarsız Su gördüm düşümde Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu Sonra sabah oluyor Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu Hayır,diyordu bir dağ köylüsü Hiç bir şey için geç değil Ve geç değil Birşey için hiçbirşey Birşey vardı öyleyse,birşey Beni çeken Güneşin dağdasından uzağa Kocaman çayırlara çeken birşey Gümrah ırmaklara Sonra sıcağa sonra acıya Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan birşey Tutsana beni bırakmasana Olsun, yaralasana Olsun, ağrısada Yalan da olsa kalsana Dağ köylüsü aşkın olduğu yerde ben varım SEN OLMASAN DA ben varım Yağmur yağar, saçlarım filizlenir Bir yıldız düşer omuzlarıma Islık çalar, ıslanır, şarkılarımı söyler geçerim kapımdan Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan Tanırlar beni En iyi YALANLARINI alırım onların Adresler sorarım kimseler oturmaz orada Ve kimseler olmaz ben sordukça Dağköylüsü Şimdi gidersen Şimdi git Kalırsan şimdi.. İbrahim Sadri |
Beyoğlu Sonesi Nesiller zinciriyle, bin bir kültür harında Yenilenen akımlar vizyonuyla Beyoğlu Tramvay mekikleriyle döşenen sevda yolu Yaprak yaprak gül açar anılar baharında. Eşsiz bir dost İstiklâl, insan seli narında Açık artırımlarda, saygın giyim tablosu Ne eski sinemalar, ne aşıklar balosu Yudum yudum zamanlar şarabın efkârında. Gündeminde sanatın her çeşit dükkân, çarşı Seçkin Balıkpazarı, Çiçek Pasajı, Pera Tünelin geçmişinden Yeşilçam çeker başı Şiir dinletileri, canlı müzik sokaklar Dem dem Şair Çıkmazı,ve Öğretmenler evi Paklarsa bizi ancak, bir tek 'Beyoğlu' paklar. Gülşen Şenderin |
Yürek Yolcularina ithaf olunur... Bütün yaptiklarimdan ve bütün söylediklerimden Kimse anlamaya çalismasin kim oldugumu Bir engel vardi, bir engel, bütün eylemlerimi Ve bastan asagi tutumumu degistiren Hep bir engel vardi tam konusacagim sira Susturuverirdi beni En göze çarpmamis davranislarimdan En kapali sözlerimden, yazdiklarimdan Yalniz onlardan anlasilabilirim Ama belki de degmez bunca çabaya Bunca dikkate, gerçekte kim oldugumu bulmak, Daha güzel bir toplumda, ilerde Bir baskasi tipki bana benzeyen Çikar kuskusuz, yasar özgürce. Konstantinos Kavafis |
Sevmek başkaymış Gurbet misali, Lodoslar eserde değişmezmiş Kaybolup uzaklarda Yangın olurmuş. Sevdalar varmış, Ne başı belli Ne sonu. Leyla ile Mecnun gibi Sevmekte öylesine değil ya hani Aslında, Aslında Sevmek Ölesiye. yavuz selim öten |
AĞLAR VEYSEL ÇIKMAZ SESİ Ah çektikçe erir gider Yüreğimin yağı benim Seni görsem durur gider Dillerimin bağı benim Gam leskesi saf saf oldu Hep sözlerim boş laf oldu Senin yolunda mahv oldu Gençliğimin çağı benim Ah belimi büken oldu Gurbet bana diken oldu Altı aydır mekan oldu Dibi kırkkız dağı benim Sensin derdine düştüğüm Hayal oldu konuştuğum Her gün yediğim içtiğim İçerimde ağu benim Ağlar VEYSEL çıkmaz sesi Gine coştu gam deryası Garip gönlümün yaylası Güzel hüsnün bağı benim http://www.siirperisi.net/images/sair.gif AŞIK VEYSEL |
Alıcı Kuş Vurur düşlerine ozanın Güneş kızgınlığından birkaç ağustos Birkaç ağaç Yüksek ormanlar kuytusundan Kardeşliğin alıcı kuşu Kalkar konar Köylü Biçer ayrık otlarını ayırır başaklardan Kalkar konar Kardeşliğin alıcı kuşu İşçi Tutar ucundan en acar biçimlerin Sürer Bin başıboş atı bin cehennemi birden Kardeşliğin alıcı kuşu Kalkar konar Duran el Gitmeyen ayak Bir göz ki Arkasında bir ölü gözü Bir ses ki Arkasında bir ölü sesi Döner durur Kardeşliğin alıcı kuşu Kalkar konar Bir açık yürekten bir ötekine Bir bugüne bir yarına Alıcı kuşu kardeşliğin Arif Damar |
Bugün özel bir gün sevgilim Senin için dünyaya geldiğim Ama sensiz olduğum bir gün Bugün ne kadar çok isterdim seninle olmayı Seni çok sevdiğimi, sana doğru haykırmayı Sevginle yeniden yeniden doğmayı Bu belkide benim için hiç olmayacak Şu yüreğim sensiz, belki hiç doğmayacak Olsun, zaten doğmak ve ölmek bir kere değil mi??..Bende öyle sanırdım, seni sevene kadar Seni sevmekle yeniden doğmayı Sensiz kaldıkça, defalarca ölmeyi yaşadım Doğan her güneşle, doğarım sandım Batan her güneşle, tekrar ölümü tattım Olsun sevgilim, her ölümün bir doğuşu vardır Tek bir ölüm dışında Evet bugün benim doğum günüm Ama kendimi doğmuş gibi hissetmiyorum Sensiz şu hayatta ölümü yaşıyorum Sen yoksun hayatımda Ellerin yok avucumda Ne kadar çok isterdim, bugün seninle olmayı Ellerinden tutup, seninle mutluluğa koşmayı Fakat sen yoksun Olsun sevgilim Bugünde seni sevmenin tadını çıkaracağım Belkide kuytu bir köşede ağlayacağım Ben senin için yanarken burada Acaba nerede ne yapıyorsun şu anda? Vakit çok geç Herhalde uyuyorsundur Bir melek gibi yatağında Azıcık bir yer var mı bana rüyalarında? Sensiz gecelerim çok karanlık ve ıssız Onlarda benim gibi masum ve yalnız Gecelerle artık arkadaş olduk Beraber ağladık, beraber güldük Hayalin gözlerimin önünde, sanki ayın on dördü Sensiz bir gecede, yine saat gecenin dördü Alıştı artık kalbim, bu acıyıda gördü Acının özünü desen desen üzerine ördü Yine bu gece, şehrin ışıkları birer birer söndü Saatin ibresi zamanı aşıp döndü, döndü Bir ben ayaktayım, birde kalemim Senden ötesi boş geliyor, şu fani alemin Yine çöktü içime sensizliğin acısı Yokluğun yüreğimde bıçak yarası Biliyorum şu an tarifsiz uzaklardasın Seslenişimi elbet duymayacaksın Olsun aşkım Hapsettim seni gözlerimin içine İstesende kaçamazsın bir yere İstersen kaçmayı bir kere dene Takılıp kalırsın kirpiklerime Kirpiklerimden kurtulsan bile Seni aldım kalbimin içine Gitmek istesende Yaralamadıkça beni Damarlarımda dolaşır Yine gelirsin kalbime Ellerimi açıp Rabbime Eşsiz olan bu sevdada Sana kavuşmayı diledim Kim bilir? Daha ne kadar acılara katlanacağım Yine farkında olmadan Doğum değil Ölüm yıldönümümü kutlayacağım??. ALİRIZA ÖZTUNÇ |
GEL Her şarkının içinde ben seni görürüm Sevdan bir nefes çekmezsem ölürüm Sabır kalmadı içimde Dertler yaş oldu gözümde O yokluk denizinde boğulmadan GEL! Sensiz isyan ettim her an Dünyam kahır,dünyam zindan Yine başım duman duman Olmadan GEL! Bu koskocaman dünyada,sensiz yapayalnız kaldım. Sabır kalmadı içimde Dertler yaş oldu gözümde Bu hasretlik denizinde boğulmadan GEL! Iclal Aydın |
| Saat: 14:48 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık