![]() |
En yeniden sevmelere Varmı mecâlin maralım Yeni evren kuralım Yıkıntılar arasından Mutluluğa ulaşalım Yorgun gönlün kırık kalbin Biliyorum evirirsin Geçilecek engelleri Yüreğinle devirirsin Seni sevmek de sanattır Yürek sesi duymak gerek O gönülden bu yüreğe Destek alıp geçmek gerek Senin adın mutluluktur Mutluluğu tatmak lazım Seni mutlu görmek için Sevdalara yatmak lazım Sevgili'dir aşkın ismi Sorulmaz ki aşkın cismi Sevgilisiz yaşanmaz ki Yürekte çizili resmi Şu duygular serbest olsa Şiir hece mi ister ki Seni sevmek ister gönül Sözü başka ne örter ki. Şeref Öztürk (Usta) |
Gurbet Elini Uzatmış gurbet elini uzatmış yürekler pare pare hasretleri çoğaltmış gurbet ömür törpüsü sılaya özlem türküsü gurbet elini uzatmış ağzında tatlar buruk mesafeler tuzakmış gurbet ömür törpüsü sılaya özlem türküsü gurbet elini uzatmış sabırdan dişler kırıp nefesleri daraltmış gurbet ömür törpüsü sılaya özlem türküsü gurbet elini uzatmış emeğini ellere verip hayatları kazanmış gurbet ömür törpüsü sılaya özlem türküsü 14.11.2004 Samanyolu (Nigar Yıldız) Hanımefendi’ye armağanımdır. Ahmet Hakan Yılmaztürk |
Üzülme her hafta gelemem diye Haftada olmazsa ayda gel canım. Üç yüz altmış beş'i böl on iki'ye Sırala otuz'u say da gel canım. Bekletme geciken müddet ziyandır Güzele kin,öfke,hiddet ziyandır Varsa gurur,kibir,şiddet ziyandır Onları orada koy da gel canım. Kitap 'aşk masal' der,yıkar bırakmaz Akıl 'tedbir al'der çöker, bırakmaz Korku 'gitme kal'der çeker, bırakmaz Sen gönül sözüne uy da gel canım. Yazı,güzü,kışı bahar zamanı Yaşadın bilirsin ki her zamanı Dinle rüzgârları seher zamanı Uzaktan sesimi duy da gel canım. Abdurrahim Karakoç |
AŞK Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti Çünkü iki kişiydik Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra Sonrası iyilik güzellik. Cemal Süreya |
O Bahar Günü gün baharı yaşıyor bahar günü süslüyordu gün mutlu .....bahar mutlu ..........kız mutluydu ve o gün bıraktı kendini tabiat'ın kollarına her bahar her bahar'ın o günü o gün rastladığı ve o günün meyvası kutlarcasına o günü hep beraber ve mutlu anıyorlar o bahar gününü... Savaş Dinçbaş |
Veda / Necip Fazıl Kısakürek Elimde, sükutun nabzını dinle, Dinle de gönlümü alıver gitsin! Saçlarımdan tutup, kör gözlerinle, Yaşlı gözlerime dalıver gitsin! Yürü, gölgen seni uğurlamakta, Küçülüp küçülüp kaybol ırakta, Yolu tam dönerken arkana bak da, Köşede bir lahza kalıver gitsin! Ümidim yılların seline düştü, Saçının en titrek teline düştü, Kuru bir yaprak gibi eline düştü, İstersen rüzgara salıver gitsin! |
Yokluğunun girdabında dönerken ömrüm, Bir bardak çayın sıcaklığında Ve bir dal sigaranın yanışında aradım seni. Aldığım her yudumla içime, Çektiğim her nefesle, Yüreğime koydum seni. Tesellinin ferahlığında geçerken günlerim, Ufuktaki güneşin ışığında Ve bulutlar ardındaki hayal ülkesinde aradım seni. Gördüğüm her parıltıda günlerime, Daldıgım her hayalde, ömrüme koydum seni. Soğuğun ve karanlığın derinliğinde geçerken gecelerim Bir uzak yıldızın yerinde, Ve gecelerin korkutan sessizliğinde aradım seni. Baktığım her yıldızda dileklerime, Yattığım her uykuda başucuma koydum seni. Kuruyan yaprakların hışırtısında geçerken baharım, Bir yağmur damlasında Ve sonbahara inat kurumayan yapraklarda aradım seni. Düşen her damlayla gözyaşlarıma Ve hazana inat çiçekler açan dallarıma koydum seni. Hep yanımda olacağın günleri beklemekle geçerken yıllarım Ansızın kapının çalınışında Ve sabah uyandırmak için; Omzuma dokunan elde aradım seni. Açtığım her kapıda karşıma Ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığım İmkansız anlarıma koydum seni. Sessiz bir film gibi gözümden geçerken hatıralarım, Sevdayı oynayan bir oyuncuda, Hep kazanan bir başrolde aradım seni. Hayatımın her sahnesinde Ve çekim hatasının olmadığı bir ömürde sevdim seni... Abdülhamid Samur |
Muntazam Seni kamçılardan çıkardım Tevbelerle başladı rahmet vuruşları İnsan ağlar oldun yürekli göğüsler kurdun Sesimi işkencelerden alırdın Elimin altına dökerdin etlerini Hızlı varışlara bile hazırım daha Dayanırdı yelken bezleri saf saf insan enginlikleri Bir geçmiş zaman kalkanı indi Çınar ağaçlarından sahil sularına Kalbim kalkıp indi gemilerden Çok tarandım başka saçlar tarandım sokaklarda Kabris kamburu çıkardı yıllar Ve bir tek çıban çıkaran yoktu sancılarla Habire vuran rüzgar Kabirlerde su yollarında Dehlizlerde İç çekmeler Sızlanmalar fısıltılar Ne zora çekiyor zaman ki bildiler farkettim Götürüp Kelimeleri başka bir semte attılar beni Üzgün melal içre ve aşık Yürüdüğüm deniz sahillerindeyim Yakın sabahlarda öğlelerde ve daha Üç parıltısında günün Devlerimi güreştirmek işim üstüm başım heykel kırıkları Cahit Zarifoğlu |
ACIYI KURUTAN DUDAKLAR Acıların ülkesinde doğmuş bir biçare, Hiç bir zaman düz bir çizgisi olmayan, Ruhunun satılmadığı, bedeninin satılmadığı bir an, Hiç görmedim ve göremeyeceğim herhalde, Bir kere olsun bile... Ülkesinde, yankılanıp duvarlarda çınlayan Çorak bir ses vardı, Bitkileri kurutan, tüyleri inmeksizin uyandıran. O ses ki bir kez olsun bir can almasın. Mutlak, bir can kurban olarak verilir. Biçare sıranın ne zaman kendisine geleceğini düşünür. Oysaki çizgilerini düzeltmek için ufacık bir ümidi vardı. Belki de yolun yarısında kenar mahallelerde Mile oynama arzusuyla yanıyordu. Haşarı bir çocuk olup Altına umarsızca yapmak istiyordu. Bu kadar karanlık bir ortamda bunları görebiliyordu. Hey Arkadaş yak artık lambanı! Engellerin ne kadar ölümsüz olsa da, Dinamit koy tabanına. Yapamayacaksın, çünkü elini kaldıramazsın. Enerjin kurumuş, neslin kurumuş. Sen ve ben hiç göremedik bunları Ve göremeyeceğiz. Acılar doğurmuştu bizi. Kaderimiz ve ülkendeki insanların kaderi, Acı ve kan üzerine oturtulmuştu. İçilen bizim kanımızdı. Fakat bitmedi yıllardır ve bizi ayakta tutan Sadece O kan. Sancıyla kıvranacak takat kalmamış, Ama alıştık arkadaş, Acıya, nefrete ve zora. Ben sana alıştım arkadaş. Fakat karşımda bir sen kalmıştın bana zorluk çıkarmayan. Seni de kaybediyorum yavaş yavaş... Ama belki sen bende kaybolursan, Beni arkamdan vurursan, Belki bu bende bir çığır açar, Uzun bir atlayış gerçekleştiririm. Bendimi bir çırpıda aşar, Acıların çocuğunu ellerimle öldürürüm; Hem de büyük bir zevkle... Temelimdeki acıları yıkarken belki kendimi de yıkacağım. Seni içimden söküp atarken belki kendimi satmış olacağım. Sessizlik ve uçarılık istiyorum ama bunu başaramıyorum aslında, Aradığım benim bağsız uçabilmek, Engelsiz atılabilmek ve çözmek sorunları, Gülmek, insanlara gülebilmek, Kendime gülümseyebilecek birilerini bulabilmek, İçimdeki acı temellerini yıkacak birini aşılayabilmek, Çocukluğuma dönmeden mile oynayabilmek Ve ikiyüzlü şahsiyetimi insanlara gösterdiğimde İçimdeki zevk çığlıklarının bir an olsun susması, O çığlıkların susmasa bile insanlara duyurulmaması, Ama çabalar fayda vermiyor, Yinede duyuyorlar... Aşacağım bunları, gülümseyen birilerini bulacağım. İçimdeki sen çık git hayatımdan. “Asıl ben” olmamı engelleyen sen Bana bak ve dinle beni! Bana verdiğin acının kaynağını nereden alıyorsun, Devamlı yağmurlu bir havada nasıl yaşıyorsun, Güneşlerin yok mu senin? Güzel duyguların ve aşkların; Duan olmadı mı hiç? , Ümit bağladığın bir duan... Sana yardım etmesini beklediğin bir Allah’ın... Ne kadar zengin olsan senin hiç bir şeyin olmadı. Biliyormusun senin sende olan şeylerin ne kadar az? . Aslında sen yaptıklarının sahibi bile değilsin. Ama anlayamıyorum bu sonsuz enerjiyi nereden bulursun? Bu hiç kapanmayan musluğun suyu hangi dağdan? Aklının sermayesi nereden? Bunların hiçbiri sana ait değil sefil yaratık. Sen yaratılmışsın bir kere. Sen seni yaratana şükret ki hayattasın. Ama bu senin içimden çıkmana engel olamayacak, Çirkef şahsiyetini, acılarını bana kusmana artık izin vermeyeceğim. Senin içine fışkırtacağım gülümsemeyle, Ruhunda güneşleri açtıracağım. Ama bu durumun hiç bir zaman affettirmeyecek seni, Senin bir zamanlar ne kadar insafsız olduğun gerçeğini unutturmayacak Ve senin içimden çıkmanı, sonsuza dek rahatsız etmemeni engelleyemeyecek. Artık çıktın içimden... Çıktın mı? Hiç görmedim, belki de göremeyeceğim. Çünkü hiç hissetmedim, Nasıl bir duygu bilemedim, sensiz bir an... Artık çıktın içimden... Çıktın mı? Hiç bilmediğim bir duygu, evet. Zaten hiç görmediğim bir şeyi yaşıyorum. Seni hayatımdan attım ve hayata gülüyorum. Sensiz bir hayatta başka sensizlikler arayışındayım. Gülüşüme karşılık verecek bir gülüş arıyorum, Bir gülüş ve bir öpüş... O gülücük ve öpücük “Acı” ateşini söndürecek Ve benden hayat dolu bir ben ve nesiller doğuracak... Bana gülen Ve beni öpen o dudakları görüyor gibiyim... FERİT EMRE ADAKLI |
Zalim Sevgili Yavaş yavaş kayacağım gözlerimden Kayıp gidecek yıllar avuçlarından Tutamayacaksın zamanı İçeçeksin koca ömrü bir yudumda Benden uzaklarda uyuyacaksın yalnızlığın koynunda Dalların üşüyecek Rüzgarın titreyecek Fırtınaya yakalanacaksın Gelemeyeceksin gecelerime Giremeyeceksin rüyalarıma Alamayacaksın uykularımı Elinde ki fotoğrafım, Dinlediğimiz şarkılar, Eskide kalan aşkımız, Tek tesellin olacak Dinlediğin şarkılarda bulacaksın sadece beni Sekiz Mayıs sabahı uyanacaksın yalnızlığının sessizliğinde Kuşların cıvıltısında arayacaksın beni Odanın duvarlarına sinmiş anılara bakacaksın Uykuya terk ettiğin yalnızlığınla kalacaksın öylece zalim.. Ya güzelim OLAMAZ deme Sende yaşayacaksın bu yalnızlığı, Yokluğumu, Çatlamış dudaklarında, Çatık kaşlarında, Soğumuş avuçlarında Damarlarında duyacaksın beni Her şeyi yakacaksın Çekip gideceksin uzaklara Bir gün BENSİZ A benim kadrimi kıymetimi bilmeyenim Bakma resmime, Bakma hep güldüğüme, Bakma yıkılmaz gözüktüğüme, Sen beni hiç ağlarken gördün mü? Görmedin ve göremeyeceksin Uyanacaksın Sekiz Mayıs sabahı Ağlayacaksın, Sızlayacaksın, İçin yanacak, Gözyaşların sele dönecek. Ve soracaksın kendine Ben neden gittim? Ben nerede hata yaptım diye. Bulsan da cevabını Faydası yok artık zalim sevgili! Çok geç kaldın Şimdi hazırlan zalim sevgili yokluğuma, Çünkü sende bir gün BENSİZ yaşamaya alışacaksın.. Sana sensiz yaşayamam demiştim Yaşıyorum Senden başkasını gözlerim gülmez demiştim Gülüyorum Sensizlik acı çekerek yaşamaksa Yaşıyorum be gülüm.. Ne seni nede sevgini istiyorum Sana olan o çocuksu saf sevdamı Sende olan yarımı istiyorum Ve sana en büyük dostumYALNIZLIĞI bırakıyorum Bülent Kaya |
Hani Sevmiştin Hani çok sevmiştin beni Hani ölüm dahi ayıramazdı Hani aşk üzerine edilen Binlerce yeminler nerede Ne o yeminler var şimdi Nede sen varsın Bir nefretin kaldı içimde Birde bıraktığın kırık kalp Sana kalbimde verecek bir busem vardı Onu da nefretin rüzgarlarına bıraktım Şimdi yaşayan bir ölüyüm artık Ne yaşandan zevk alıyorum nede sevmekten Hani gölgesine oturup ismimizi kazıdığımız Ve sevmeye ant içtiğimiz o ağaç Beraber gezdiğimiz sokaklar Sinema köşelerinde birbirimizin kulaklarına Seni seviyorum diye fısıldadığımız o günler, Yalanmıydı. Sen sefa sürerken, Ben cefa çekiyorum Aşkınla yanan şu yüreğimi Hala söndürmüş değilim En iyisimi sen Benim sevgimin üstüne Bir bardak soğuk su iç |
Geçerdi Hep Geçerdi hep Pırıltılı kanunlar Neves gecelerden İhtimal buhranlı gecelerdi hep Yüreğinde yalnızlığın tortusu Vazoda yaseminler Ufukta yağmur kuşları Çözülmez bilmecelerdi hep Ansızın dalar Bir yorgunluğa uyanırdın Güneş çekilmiştir bahçelerden Lambalar çok erken yanmış Aldatılmak korkusu Sık sık bozulan yeminler Enfarktüs kuşkuları Sinsi bir kederdi hep Zaman zaman düşündüğün Aklına geldikçe güldüğün Şan şeref ve ün Beyhude şeylerdi hep Attilâ İlhan |
AYAK ÜSTÜ YAZILMIŞ ÖLÜMSÜZ AŞK ÖYKÜLERİ 1. Bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum, Bildiğim ancak aşıkken var olduğum... İşte bu yüzden, benim için aşık olmak; Çoktandır hasretine katlandığım yokluğum. 'Eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar Hiçbir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, ' Demiş La Rochefoucauld Benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum... 2. Her durakta ölümsüz bir aşk edineceğim Bir bakıştan, bir duruştan, Çağrışımın sonsuz hızından Unutulmaz bir sevgili daha bırakacağım ardımda. Belki de yaşanabilecek en güzel serüveni Terk edeceğim Daha otobüsün ilk basamağında. Kim bilebilir ki? Sonrayı, sonrasını kim bilebilir? Gizli gizli veda edeceğim ona; görmeyecek Ve bu duyguyla burkulmuş yüreğim Otobüs camına bağrında bir ok ile Bir aşk levhası çizecek, ah min-el! Bu da ötekiler gibi, Kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden Yaşayıp gidecek.. 3. Şimdi hemen kalksam buradan Hemen çıksam uzun sokaklardan birine Kiminle karşılaşabilirim Kime vurulurum ölesiye, eve dönmeden Geceme kuzguni bir cehennem gibi eklenen Bir ölümcül sevda hangi köşe başında Keser yolumu Bir tenhaya ulak olan O suret avı Bırakır mı yakamı Haracı ödenmeden Bırakır mı yakamı Bir suretten, bir şiirden, bir hüzünden Ak kağıda düşürülmüş İmzasını görmeden Bırakmazlar yakamı, bilirim, ben ölmeden 4. Hangi aşk mümkündür aşığı öldürmeden Her aşk, her şiir Ardından uzun uzun bakılan adı bilinmedik sevgilerden, Küskün omuzlu terk edilmişliklerden, Perspektifinde hep bir sokak taşıyan O sessiz O faili meçhul cinayetlerden Resim altı sözcüklerden Aşk mümkün olsa idi ah, aşığı öldürmeden Bırakır mı yakamı kağıdın ölüm beyazı sureti Elle bilenmiş sözcükler, Yüreğime sokulan serüvenin hançer tadı Nabzımın atışına ayak uyduran vezninde Gece adımları şiirlerimin Bırakır mı yakamı yaşadıklarımı Dökmeden imgelerin giysilerine Hayatın maskelenmiş gerçekliğine Upuzun bir mesafeyle yeniden sokulmak için Yeniden ve yeniden. Murathan Mungan |
O Akşamin Boş Anisi Nedir bu akşamlarin çekiciligi? Iki köşenin ortasini istiyorum ben Bir cennet biri cehennem degil Bir ihtiyarin sevimli dansini unutamam O sevişler ve nazlardan kurtuldum Muradima ermek için Kara adamin gitar çalişma azmi gibi Gelemiyorum boynuna sarilmam için Hayat üç bölüme ayrildi Uyku, eglence ve iş oldu Sohbeti yaktim sonuna kadar Çünkü milyonlar kaybolmuş Ama benim unutamadigim sadece Siyah bir kaplumbaga Zaten kulakta bir bagriş Boş sözler ve karşimda kara renkler Birkaç parmak arasinda Kirmizi bir kitap ve çift beyaz kagit Yüreginin kolunu tutalim Eller görmesin benim iç yüzüm Çünkü ben kimim Ben de bilmiyorum Şu anda düşündügüm her şey ortada Sadece resimlerde degil Beyaz-mavi gömleklerden kurtulun Herkes benim gibi ve geceler gibi Karalara bürünsün Bir enstrümanin canli sesini özlemişim Ama feryat için ses kalmadi Ne yapsam tekrar tekrar nafile Zaten yürek efkarli Son olarak bu rüya degil Sadece bir realite Ama baş dik Ve dudak hala güler yüzlü. Kaynak: H.I.S Bülent Yılmaz |
< aşkımın dili > Ne şiirler anlatır SENİ SEVDİĞİMİ Ne şarkılara beste olur AŞKIM Kalem yetmez kağıt biter Ne kadarda kızsan Bitmez kalbimde bu AŞK Ellerim ellerine değdiği anda Gözlerim gözlerine baktığı zaman İçimde bir sevinç fışkırır Güvercinler gökyüzünün derinliklerine tırmanır SEVİL AKBARDAK |
Ayrılık Hangi gün karar verdin, Küt diye çekip gitmeye? Hangi lafım dokundu sana, Böyle inceden inceye? Hangi otobüs söyle, Hangi uçak, hangi tren; Seni benden götüren, Beni bir kuş gibi öttüren? Hangi kırılası eller dolanır şimdi, Kırılası belinde? Hangi rüzgar şarkı söyler, O ay tanrıçası teninde? Hangi çirkin gerçek uğruna, Tükettin güzel ütopyamızı? Hangi boşboğazlara deşifre ettin, En mahrem sırlarımızı? Hangi cama kafa atsam; Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam? Hangi meyhanede dellenip, Hangi masaları dağıtsam? Ben de bu sersem başımı, Karakolun duvarına vursam! Kendimi caddeye atıp, Arabaların altına savursam!. Hangi tercih beni, En hızlı şekilde öldürür? Hangi şekil öldürmez de Ömür boyu süründürür? Kayıp ilanı mı versem, Şehir şehir dolanmak yerine? Ödül mü koysam, ölü veya diri, Seni bulup getirene? Hangi ayrılık var ki, Böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın? Hangi cam kesiği var ki Böyle musluk gibi, içime damlasın? Hiç sanmam, hasta kalbim, Bunu bir süre daha kaldıramaz.. Feriştah olsa, böyle Eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!.. Hangi mübarek dua, Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye? Hangi aptal mazeret ikna eder, Ateşimi söndürmeye? Olur mu be, olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı? Aşk dediğin mendil mi; Buruşturup bir kenara atılır mı? Vefa bu kadar basit mi? Alınır mı, satılır mı? Hangi hırsız çaldı Seni yırtık cebimden? Hangi pense kopardı, Bizi birbirimizden? Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini? Hangi çöpçü süpürdü, Yerden bütün izini? Hangi yaldızlı otel, Çarşaf serip barındırdı? Hangi süslü manzara, Seni kolayca kandırdı? Hangi şarlatan imaj, Böyle çabuk ilgini çekti? Hangi pembe vaatler, O saf kalbini cezbetti? Dağ gibi adamı eze-eze, Hangi anası tipli parlak çömeze Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze? Hangi yamyamlara yedirdin, O masum rüyamızı? Hangi mahluklar çiğnedi, El değmemiş sevdamızı? Hangi bıçak keser şimdi, Benim biriken hıncımı? Hangi mermi dağıtır, İnsanlara olan inancımı? Hangi bekçi, Hangi polis artık zapteder beni? Ve hangi su bağışlatır, Hangi musalla temizler seni? Hangi sevgili var ki Senin kadar duyarsız ve kalpsiz? Ve hangi sevgili var ki Benim kadar çaresiz? Hangi ayrılık var ki Böyle kanasın ve böyle acısın? Ve hangi taşyürek var ki Benim kadar ağlasın? Yusuf Hayaloğlu | |
Hiç olmayacak bir gecede bir sokağı, sırılsıklam, yakalamak bir ucundan, geçip gitmeksizin. Kar ortasında donmuş bir güneş. Büyük Sahra'da yürüyen buz dağları. Kadife yüzeyli kaktüsler. Düşlerde bile kalmamış. Hiç olmayacak bir gece için koştuğumuzda birbirimize, yazıp yaşayamamaktı, biliyorduk artık özlemleri bile hak etmediğimizi. Yarın sabah marketlere dolacak insanlar, ellerinde yazarkasaların fiş kusmukları. Sonra bankalarda teleişlemlerin mucizeleri başlayacak. Paydos düdüğüyle işçiler, gözlerinde üretimin parıltısı ve ceplerinde farkına varılmaksızın yitirilmiş yaşamların kırıntılarıyla tulumlarını asacaklar. Hiçbiri, hiçbiri bilmeyecek, hiç olmayacak bir gecede, hiç geçilmeyecek bir sokağı ıslak uçlarından yakalamanın ne demek olduğunu. Çünkü onlara hiç anlatılmayacak. Ahmet Cemal |
19 Mayis Bir gemi yol alıyor, Karadeniz sularında. Çürük çarık bir gemi, Ha battı ha batacak. Tüm gücüyle direniyor, Azgın dalgalara. Bir güneş taşıyor içinde Samsun'da doğacak. Işık saçacak yurduma Boğacak karanlıkları, Kurtaracak vatanımı, Düşman istilasından.. Bölünmüş tüm Anadolu İnğiliz'e.fransız'a,yunan'a Ülkem kan ağlıyor Düşman çizmesi altında. İşkenceler diz boyu Kan akıyor ırmaklardan. Tesbih yapmış sallıyor düşman, Anamın bacımın meme ucundan. Padişah satmış memleketi Kendi çıkarları uğruna. Toplanmış tüm silahlar Çırılçıplak halkım ortada.. Bu gün Ondokuz Mayıs Bir gemi yanaşıyor Samsun'a Doğan güneşin aydınlığın da Çıkıyor Mustafa Kemal Samsun'a İçlerinde vatan sevgisiyle Sopayla,Orakla,tırpanla Boğuluyor düşmanlar Kendi akıttıkları kanda. Bir Mustafa Kemal vardı Türk Milletine önder olan. Bir Mustafa Kemal vardı Yurdumuzu kurtaran. Bir Mustafa Kemal vardı Laik Cumhuriyet'i kuran. Bir Mustafa Kemal vardı Cumhuriyeti gençlere bırakan. Bir Mustafa Kemal vardı Çağdaş medeniyete ulaştıran Bir Mustafa Kemal vardı Bu Milletin kalbinde yatan. Bu gün ondokuz Mayıs İrtica kol geziyor yurdumda Laik Cumhuriyetimi yıkmak istiyorlar Türbanla,kara çarşafla,yobazlıkla Aydınlarımız vuruluyor birer birer İktidarlar gaflet uykusunda Şimdi de Yargı hedef oldu Laik Cumhuriyeti koruyan. Bu gün Ondokuz Mayıs Huzurana çıkacağız utanmadan Emanetini koruyamadık Affet,Affet bizi Atam. Bu gün Ondokuz Mayıs Bir güneş doğacak Samsun'dan Boğulacak irtica,boğulacak karanlıklar Çıkacak binlece Mustafa Kemal |
Gurbette bir yıl Bir yıl bitti, huzurlumusun, Hadi söyle bana, gurbet kızı. Sözlerini hep böyle unuturmusun, Söyle ne zaman bırakacan nazı. Yeni bir döneme başladığında, Dargın mı olacağız, gurbet kızı. Bir gün yalnızlıktan ağladığında, Söyle bırakacak mısın bu nazı. Dost sandıkların, terk edip gittiğinde, Gerçek dostlarını tanıdın mı gurbet kızı. Etrafındakilerin hepsi bittiğinde, Hala sürdürecek misin bu nazı. Anlatmışısındır beni evine gittiğinde, Bir dostum var orada diye gurbet kızı. Peki evindekiler buraya geldiğinde, İzah edebildin mi onlara bu nazı. Sormuşlardır sana benim kim olduğumu, Cevap verebildin mi onlara gurbet kızı. Hissettiğinde benim ne acılar duyduğumu, Hala sürdürecek misin sen bu nazı. Mehmet Aslan kaynak:antoloji |
Razı Mısın Ben mecnun olmaya razıyım Sen leyla olmaya razı mısın Ben çöllerde sürünmeye razıyım Sen beklemeye razı mısın Ben seni aramaya razıyım Sen beni bulmaya razı mısın Ben seni seviyorum Sen sevgime layık mısın? 15.11.2004 Fatih Polatkan |
Bana Bir Sehri Ödünc Verir misin? Bana bir sehri ödünc verir misin? Kırmızı gökyüzü, Kırmızı aksam ve Kırmızı dudakları gibi bir kadının, Buyurgan... Ellerini degil sehrini istiyorum, Sokaklarında sesler gezen, Yüzlerin duvarları boyadıgı maviye; İstanbul'u istiyorum... Erguvanın savurdugu kırmızılarda gözüm Gökyüzünde, Aksamda, Dudaklarda, Buyurdugun gibi ölüme yürüyorum; İsatnbul'dan uzaklarda... Bana bir sehri ödünc verir misin? Mezarlıkları da olsun icinde, Su pınarları da. Ellerinden almak istiyorum İstanbul'u, Gökyüzünü, Aksamları, Dudakları, Ve o sarkının nakaratını; ''Güller ve dudaklar simdi'' Bana bir İstanbul verir misin? Eski bir ask'a karsılık, Gökyüzüne, Aksamlara, Dudaklara dahil! Zeynep Orcanel...(Sair) |
Nazlı Bebe Toros yaylaları buzlu ayazlı Üşür Nazlı bebe solgun benizli Yüzüne baktıkça Nazlı b.ebeğim Ağlar Elif kadın hep gizli gizli Kalktı göç eyledi Türkmen obası Elifin`in sırtında Nazlı bebesi Fransız harbinde Yörük elinde Sırtından vuruldu yiğit babası Dağların kuytuluk tenha yerinde Gavurdağları`nın mor segerinde Göz pınarlarında iki damla yaş Yağlı kurşun durur ciğerlerinde Sus ağlama Nazlı bebe Zaten ağlatacaklar Baban nasıl şehit oldu Bir gün anlatacaklar Dayan Elif kadın dayan Kara gündür gececek Sabrın çiçekleri er geç Filizlenip açacak Nazlı kız Elif`in aşk tomurcuğu Şehir Mustafa`nın en son cocuğu Elinde katıksız bir kuru ekmek Başı boydan boya nazar bonçuğu Yavru ceylan gibi ürkek bakışlı Yay gibi kaşları hilal nakışlı Babası görseydi öper koklardı Kınalı saçları çiğdem kokuşlu Sus ağlama Nazlı bebe Zaten ağlatacaklar Baban nasıl şehit oldu Bir gün anlatacaklar Dayan Elir kadın dayan Kara gündür gececek Sabrın çiçekleri er geç Filizlenip açacak Fatih Kısaparmak |
Gurur 'Aşkta gurur olmaz ' derler, Gurursuz aşkın değeri nedir? İpek de güneşte solmaz derler, Solmayan ipeğin yeri nedir? ... Gurursuz sevgi neye yarar? Sevgi gururla birbirini sarar... Gurur aşkı, sevgiyi arar, Sevgisiz gurur neye yarar? Sevgi gönülleri bağlar.. Araya girse de yüce dağlar, Gurur dayanamaz sevgiye ağlar... Araya girse de nice dağlar. Gurur gönlün aynasıdır. Sevgi o gururun bir pasıdır... Gönül ne ise gurur da odur. Gururlu gönülde aşk da budur... Necmettin Özelçi kaynak:atoloji |
Elimde Olsa Elimde olsa, serseydim çiçekleri dört bir yanına Laleler uyandırsaydı sabahları Leylaklar uyutsaydı, huzur içinde her gece seni Elimde olsa, bir sabah uyandığında Güneşin olsaydım ve hiç batmasaydım Ölüm gecesi gelinceye dek Elimde olsa, hep güldürseydim Ağlamayı unutuncaya kadar Sevince boğsaydım, ellerimle, yüreğimle seni Elimde olsa, mutluluk taşısaydım Kucak kucak, hiç usanmadan, hiç yorulmadan Terimin son damlasına kadar, taşısaydım sana Elimde olsa, sevgiye gömseydim seni, Hiç yaşanmamış, hiç görülmemiş Sevgiyi tek sen tatsaydın Elimde olsa, yanlızca hayal etmezdim Şu an kalemimin yazdıklarını Sana yalnız elimden geleni yapabilme çaresizliğindeyim Eğer yetiyorsa yalnız ellerim var, onları al....... Refik Kestem |
Sözün Acıydı Sözün acıydı, yolun dolambaçlı... Yedi uzun yıl geçerek Yedi yıl dolaştın durdun... İçimden bir his şöyle diyor: Ayrıl arkadaşlarından istasyonda Sabahleyin git kente İliklenmiş ceketinle Bir dam ara Ve bir arkadaşın çalarsa kapını Aç! Haaa... Açma... Yine de ört hislerini Rastlarsan ana babana İstanbul'da ya da başka bir yerde Yürü git yabancı gibi Yok ol köşede Tanıma! Sana armağanları olan şapkayla gizle yüzünü Göster! Aaah! Gösterme, gösterme yüzünü Yine de gizle, ört hislerini İşte burada ye şu eti, çekinme Git rastgele bir eve yağmur yağınca Otur bir sandalyeye Ama çok kalma Şapkanı da unutma Söylüyorum sana Ört hislerini Ne söylediysen bir daha söyleme Düşüncelerini bir başkasında bulursan tanıma Kimseye imzanı ya da resmini vermemişsen Kimsenin yanında bulunmamış ve kimseyle konuşmamışsan Nasıl yakalayabilirler seni Ört hislerini... Dikkat! Ölümü düşündüğünde Mezar taşın olmasın yattığın yeri belirten Üzerinde bir yazıyla seni eleveren Ölüm tarihiyle seni açığa çıkaran Bir kez daha, son bir kez daha Ört hislerini... Sevdiğim söylüyor bensiz olamayacağını Bu yüzden kendime dikkat ediyorum Yolda yürürken önüme bakıyorum Ve korkuyorum her yağmur damlasından Sanki beni ezeceklermiş gibi... Sen yine de bana bakma Ne giydiğini yaz bana Sıcak tutuyor mu? Uyuduğun yeri yaz bana Yumuşak mı? Nasıl göründüğünü yaz bana Yüzün aynı mı? Sorulardır sana bütün verebildiğim Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim Yorgunsan uzatamam elimi Ya da açsan besleyemem Sanki bu dünyada hiç yokmuşum Unutmuşum gibi seni... Sözün acıydı, yolun dolambaçlı... Yedi uzun yıl geçerek Yedi yıl dolaştın durdun.. . ( Dursun Ali Erzincanlı ) |
rüyalarim ülkene uğramaz oldu artık demek sürülmediğim toprağın kalmamış halbuki biz aynı köyün çocuklarıydık suyu çekilmiş çeşmelerde kağıttan düşler kurardık bir de baktık.. biz büyüdükçe hayal ufku daralmış masalları avutmuyor ak sakallı dedemizin ölüm kervanlarında adımız bir yokmuş, hep varmış oysa her kabusun sabahını biz hayra yorardık.. bu gidişle ben değil sen söyledin bana; yazdığım ne varsa hepsi yalanmış mehmet zübeyir koçulu |
TÜRKÜ GÖZLÜM Kar yağıyor türkü gözlüm Kar yağıyor buralara. Uzun hava ağıt gibi, Dökülüyor bulvarlara. Sen de gittin buralardan, Böyle bir karlı havada. Okul bittikten sonra 95'in yılbaşında, Gelmiş özlemiştin beni, Sarılmıştın hıçkırıkla, Kar yağarken dilek tutmuş, Kar yemiştin avucumda. Nasıl gittin türkü gözlüm, Mahzun kaldım buralarda. Gülüşlerimiz geliyor, Ağlıyorum buralarda. Sen bir öğretmensin şimdi, 657 devlet memuru. Kıt kanaat geçinirsin, Seni beklediğim gibi, Beklersin ay sonunu. Belki de evlisin şimdi, Bunca yıl geçti aradan. Sen beni unuttun belli, Türkü gözlüm çık hatrımdan. Oralara da kar yağar mı, Güneş çıkar mı ardından? Saçaklardan su damlar mı, Su girer mi papucundan? Yokluk kötü türkü gözlüm, Yokluğun çıkmaz aklımdan. Varlık güzel türkü gözlüm, Varlığın yitti yanımdan. Okulun bittiği yıl tayinin çıktı doğuya. Belki yazarsın diye, Bir kalem almıştım sana. O kalemle mektup yazmış O kalemle ağlamıştın Ama o son mektubunda Sen ne kadar değişmiştin Sözlerinde değişmişti Değiştiğin belliydi ki Kaleminde değişmişti. Ah benim türkü gözlüm Ne oldu birden sana ? And içmiştik gündüz gece And içmiştik kopmamaya. Hacı Bayram'da dua ettik Ayırmasın Allah diye... Bir fakire para verdik, Belki dua eder diye... Fakir mi dua etmedi, Sen mi yalancı çıktın O fakiri göremedim, Gelmedi namaz vakti. Çok oturdum musallada, Her tabutta kendim vardım, Dua ettim ardım sıra... Şimdi en arabesk duygularla Dudağımda o türkü, Yürüyorum bulvarlarda... Ellerim üşürken hep Ellerin gelir aklıma. Yüreğim ağlıyor şimdi, Yanıyorum buralarda... Kar yağarken hazin hazin, Ölüyorum türkü gözlüm, Ölüyorum buralarda... Bedirhan Gökçe |
aşkı sevmemeyi seven gönlünü sevgiye bir kere aç ne olursun bugünü yazarken silme dününü mazini yarına geç ne olursun sevgi ile beklesemde gelmezsin mutluluk aşkta desemde bilmezsin bir kerede insafa gel ölmezsin tebessümün varsa saç ne olursun geçemedim kibir denen bendinden izin alsan kalb denen efendinden inadından aşka doğru kendinden bir gece benimle geç ne olursun ne yaptımsa sana yaranamadım kölendim peşinden ayrılamadım düşlerdeki aşkı ben bulamadım yarınımızı sen seç ne olursun.. fatih kaya rize |
Ağla Yüreğim Akşam olur Bir başıma kalınca Bu yerde... Özlemin Ateş olur..! Dokunduğun her yerde Kıvılcımlar saçar Özlem ateşin Yangınlara döner... İçimde Yıkılmaz sandığım Dağlar erir Ormanlar bir bir yanar. Eğil başım Sen.. Öne eğil.... Bunca yıldız varken Gece neden karanlık olur Sevdiğim..... Kaybetmeyince İnsan Bilmezmiş Elindeki nimetin kıymetini. Ağla yüreğim kendi haline Sen Şimdi ağla.. Melih Baki |
Denizin maviliği ulaşıyor sana; O, en kendinden olana. Geliştireceğiz daha; dünü karanlık olanı, O, ölümle bir tutulanı, Yenilmez, girişken bir güne. Kurtulunması zor günlerden Eriştiren uykumuzu/ izdüşümsüzlüğüne / Bir düş gibi giren ozandan Yeni bir günün hesap soruşunu Benimseyecek, gülle büyüyecek adı. Ölüm/ süren hayatı gül muştusuyla kazanacaktı Der/ kenarında bir tarih yazmasının; Kaç göç****** ki defterinde yazılıdır azığı, Karabinası, mor cepkeni ve abası Unutulmayacak; anılacaktır adı alkışla!... ali rıza ertan |
Aslımı Sorarsan Aslımı sorarsan Avşar soyundan Ayrı düştüm aşiretten beyimden Pınarbaşı'ndan da beş yüz evinen Çıkıp da cana kıyanlardanım Çekerim çileyi böyl'olsun bugün Alırım mı sandın şol Kozan Dağın Biz bir kurt idik de Bozoklu köyün Ürkütüp sürüsün yiyenlerdenim Dadaloğlum der de böyle olmazdım Gördüğüm günlerin birini görmezdim Kavga kızışınca geri durmazdım Meydanda kardaşa kıyanlardanım |
Senin icin son bir siir birakiyorum gozlerine bir gulus sicak bir opucuk senin adina yazilan defalarca yazip sildigim birikmis siirlerimden kalan adini koyamadigim kalbimin agrisi kaldi silinmemis hatiralar var gozlerimde her saniyesi, her gunum, sen son bir siir son bir dua senin icin alintidir |
Bakma Ürkek ala ceylan gibi hiç gözlerime, Aşıkların el ele kol kola gezmelerine, Bakma Sevda şarkılarının sahte sözlerine, Bir nisan yağmurudur aşk gelip geçen hüzünle. Bakma Sevgilinin yatmaları hoş dizlerine, Çoğu ki yalan yazmasa da pişkin yüzlerine, Bakma ayrılanın matem dolan kem gözlerine, Bir günün ömrüdür aşk yarında mutlak biriyle. Bakma sözlerinin her biriyse dolu yeminle, Madem ki en has sevdaların sonu var günüyle, Bakma şairlerin mısraları yalan özüyle, Bir noktanın aslıdır aşk her cümlesi hazinle. Bakma sevdalar galeyan gökkuşağı renginde, Ne varsa yalan hep hangi sevda aynı dünüyle, Bakma alımlı aşkı mümbit yalan yok sözümde, Bir soluktur aşk bir alımlık süren yok ömürle. Bakma damarında kanın fışkırması deminde, Layığı yok aşkın bir çoğun astarı teninde, Bakma Mecnun a Ferhat a has aşk onlar gibinde, Bir çöl sıcağıdır aşk her sevenin sırf gönlünde. Bakma, ala ceylan gibi gözlerimin içine, Yalanım yok sevende bakın dur gözler üstüne, Bakma, yalnız dönek dünya başka yok yeryüzünde, Bir döngüdür aşk kimde değil her nerde gördümse. YAVUZ KORKMAZ |
Açık Dilekçe Görmediğim bir bambaşka durum var Sizin şehrin kızlarında savcı bey Yaklaşanı ta yürekten vururlar Kan kokuyor gözlerinde savcı bey Gayeleri gönül kırmak dal gibi Bakışları çifte favül bal gibi Ülkeler fethetmiş bir kral gibi Gurur dolu pozlarında savcı bey Kaş yaparken, göz çıkarır elleri; Çok silahtan tesirlidir dilleri Hayret ettim, bir tuhaf ki halleri Poyraz eser yüzlerinde savcı bey Derviş olup çıktım tığsız, tebersiz İlk görüşte avladılar habersiz Pişirdiler beni tuzsuz, bibersiz Kebap oldum közlerinde savcı bey Bölüştüler gönlüm ile aklımı Davacıyım, ara benim hakkımı... Bir yol göster, haklı mıyım, haksız mı? Yorulmayın izlerinde savcı bey. Açık Dilekçe Görmediğim bir bambaşka durum var Sizin şehrin kızlarında savcı bey Yaklaşanı ta yürekten vururlar Kan kokuyor gözlerinde savcı bey Gayeleri gönül kırmak dal gibi Bakışları çifte favül bal gibi Ülkeler fethetmiş bir kral gibi Gurur dolu pozlarında savcı bey Kaş yaparken, göz çıkarır elleri; Çok silahtan tesirlidir dilleri Hayret ettim, bir tuhaf ki halleri Poyraz eser yüzlerinde savcı bey Derviş olup çıktım tığsız, tebersiz İlk görüşte avladılar habersiz Pişirdiler beni tuzsuz, bibersiz Kebap oldum közlerinde savcı bey Bölüştüler gönlüm ile aklımı Davacıyım, ara benim hakkımı... Bir yol göster, haklı mıyım, haksız mı? Yorulmayın izlerinde savcı bey. Abdurrahim Karakoç |
24 Eylül 1945 En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır. En güzel çocuk: henüz büyümedi. En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımız. Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: henüz söylememiş olduğum sözdür... Nazım Hikmet Ran |
Gerçek bir yalnızlığa sığındım Geç kalmış bir sevdanın gölgesinden Ellerine tutundum Teninde durdum Bir rüzgar dokundu dudaklarıma Uzak bir limanda soluklandım Zor bir durağın sillesinden Canımdan yakalandım Dalında soldum Bir şimşek yeşerdi güzelliğimde Derin bir susuzlukta yol aldım Dün artık anlamsız,anılar ölüm Söylenecek söz dindi Uçurum oldum Bir acı yerleşti cehennemime Güz yitti, kış bitti Belki sadece Aşk değdi ilk defa yüreğime… hatice nayır |
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin.. . Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak... Can YÜCEL |
Kadın ve Nehir ABDULKADİR BUDAKİkisi de sürükleyip götürüyor ne varsa Kadınla nehir arasında bir fark göremiyorum Buluşuyor bir anlam iki ayrı sözcükte Saçları omuzundan akıyor birisinin Ötekinin mızrağı saplanıyor denize Biri ihanet istemez, köprü istemez öteki Kadından ve nehirden ancak aşkla geçilir Biri geyik barındırır sularına eğilen Öbürü bir avcıyı koynunda geliştirir Maraton koşusuna benziyor ikisi de Düş çalarken suçüstü yakalanmış çocuklara Benim kadınım bir nehrin profilden fotoğrafı Senin nehrin benziyor ateş emziren kadına Bir halk ezgisi sanki, öfkeli ve tedirgin Belki kalp çarpıntısı, yanardağ ve infilak Nehir mi desem kadın mı, ikisi de olabilir Ya iyi yüzme bilirsin ya sevmeyi adam gibi Bir nehre ve kadına ancak böyle girilir İkisi arasında bir fark göremiyorum Erkeğinin yanında gözden geçirir kendini Kadın sunar ruhunu gövde ambalajıyla Dibindeki yosunun susuzluğunu bilir Nehir ustadır artık köprüsüz buluşmada Söğüt dalı olsaydım öper miydim bir nehri Taçlandırırdı kadın aşkını haketseydim İlle bir fark olmalı aralarında denirse Biri denizi çağrıştırır öbürü uçurumu Sal olduğumu bilirdim nehre düşseydim eğer Ötekinde bir sınav sorusu olduğumu Nehir: Doğada bir yatak bulmamaktır kendine Kadın: Aramak değildir yatakta kendisini Buradaki ayrıntı elbette önemlidir Yine de diyorum ki, öyle büyük bir fark yok Nehir eşittir kadın, kadın eşittir nehir |
Ağla Yüreğim Akşam olur Bir başıma kalınca Bu yerde... Özlemin Ateş olur..! Dokunduğun her yerde Kıvılcımlar saçar Özlem ateşin Yangınlara döner... İçimde Yıkılmaz sandığım Dağlar erir Ormanlar bir bir yanar. Eğil başım Sen.. Öne eğil.... Bunca yıldız varken Gece neden karanlık olur Sevdiğim..... Kaybetmeyince İnsan Bilmezmiş Elindeki nimetin kıymetini. Ağla yüreğim kendi haline Sen Şimdi ağla.. Melih Baki |
Demedim Mi? Demedim mi bu hasret bitirir seni Ay dolanır gider, yalnız kalırsın Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın Demedim mi yüreğim sevme! İşte ne gözyaşı, ne yemin, ne söz.... Geri dönen hangi güvercinin var? Senin hangi çiçeğini sakladı bahar? Demedim mi aklım, inanma! Bir gün naza çeker kendini demedim mi? Görmesen zindana döner bu şehir... Görsen, umursamaz, aldırmaz kafir Demedim mi gözlerim bakma! Demedim mi bu ürperten sıcaklık... Bu taze güzellik kaybolur birgün? Sonra boşu-boşuna aranır, dövünürsün Demedim mi ellerim dokunma! Demedim mi bir gün susar şarkılar Sesine ses veren rüzgar olur... istediğin kadar artık bekle dur... Demedim mi kulağım duyma! Birgün çıkıp gideceği belliydi Ayan-beyan belliydi anlayamadın. Başka bir rüyada şimdi o kadın Demedim mi kollarım sarma! Bütün çektiklerim senin yüzünden Gölge bile geçirmezdin bir zaman üzerinden Ah! şimdi paramparça oldun binbir yerinden Demedim mi gururum kırılma! (Yavuz Bülent Bakiler) |
MELÂL PERİSİ Bağrıma bir gece çöktü, ağlama, Bir garip hayâlet girdi rüyâma, Dedi: "Sen âşıksın artık akşama: Çünkü ben gönlüne keder getirdim. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg "Duyurmadan geçer sevginin günü, Neşe bu cihânın dönmez sürgünü, Al armağanımı ve yar göğsünü: Yarası kapanmaz hançer getirdim. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Beni gördün, artık çıkmam aklından, Titreyerek kaçar sana yaklaşan, Al kanlar fışkırır elini sıksan: Her yanı dikenli güller getirdim. http://www.siirparki.com/tanbut8.jpg Bahara erişip düşme emele, Derdini yavaşça geceye söyle, Başını eğip de şarkımı dinle: Hicrân illerinden haber getirdim... Nurullah Ataç ( 1898 - 1957 ) |
Eskiler alırım, haydi eskici Eski halı, kilim, giyisi alırım Bir zahmet bana da uğra eskici Acele edersen memnun olurum Çekinme eskici, içeri buyur Burada bir aşkın ateşi uyur Baktıkça içimin yangını büyür İşte şu odada baş başa kaldık Şu ahşap masayı birlikte aldık Onun, şu gördüğün kadife koltuk Bilsen şu camları örten perdeler Neler gizlediler, neler gördüler Konuşabilseler neler derdiler Burada ne varsa hepsi senindir İlk önce duvardan tabloyu indir Hiç sorma resmini gördüğün kimdir Onun şu daktilo, şu kalem kağıt İster sat, istersen hayrına dağıt Sussun bu hıçkırık, dinsin bu ağıt Sabır mı dayanır bu ihanete Hiçbir şey bırakma kütüphanede Benim ne işim var defter kitapla Topla be eskici hepsini topla Hepsinde yaşayan bin bir anı var Hepsinin bir şeyler söyler yanı var Al götür hepsini sırdaşlarımın Kurusun kaynağı göz yaşlarımın Al götür eskici ne resmi kalsın Ne yüzü, ne izi, ne ismi kalsın Onsuzda gülmeye değer bu dünya Onsuzda görmeye değer her rüya Cemal Safi |
Can Misali Hasret yakınca gözlerim Kan misali Özlem tutuşunca içim Kor misali Dudağımı öper kadehler Yar misali Geliversen ne olur Can misali... Nurten Altınok kaynak:antoloji |
Bir Sevgili İstiyorum - Ertuğrul Ergenay Yoksulluğu paylaşacak günüm güneşim olacak, varlığı aşkta arayıp herşeyi bende bulacak; garip gönlümün dilinden söylemeden anlayacak, yalnızca benim olacak bir sevgili istiyorum, yalnız benim olacak bir sevgili istiyorum. Kaderse cefaya derde benimle karşı koyacak, kötü günde iyi gün bilip yanımdan ayrılmayacak; zavallı şu yüreğimin her gün teselli bulacak, yalnızca benim olacak bir sevgili istiyorum, yalnız benim olacak bir sevgili istiyorum. Mutluluğu beraberce ömür boyu yaşatacak, sıcacık bir yuva kurup hayatı hep paylaşacak; kırılan temiz kalbimi heyecandan durduracak, yalnızca benim olacak bir sevgili istiyorum, yalnız benim olacak bir sevgili istiyorum. Sadece bir tek arzum var hayırlı günler doğacak, hayalse bu yazdıklarım rüyalar gerçek olacak; aşkın tarifi yok başka beni baştan yaratacak, yalnızca benim olacak bir sevgili istiyorum, yalnız benim olacak bir sevgili istiyorum. |
Gidene kal demeyeceksin. .. Gidene kal demek zavallılara, Kalana git demek terbiyesizlere, Dönmeyene dön demek acizlere, Hak edene git demek asillere yakışır Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme,yoksa değersiz olan hep sen olursun... Düşün... Kim üzebilir seni senden başka? Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen? Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen? Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen? Kim sever seni, sen kendini sevmezsen? Her şey sende başlar, sende biter... Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini... Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. .. Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de. Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de. Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum Oynadım. Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım. Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime. Sonra dedim ki söz ver kendine Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin, Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin, Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin, Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin. Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım. Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan anladım. NIETSZCHE |
...hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü. Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı. Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk... Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili... Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. Yaşamak ne güzeldir be sevgili...Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek... Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın... Yılmaz Güney |
Aşk Bu Dünyanın Ölçüleriyle Açıklanamaz Sevgili O İlkel Bir Acıdır, Yaban Bir Ağrıdır. Gelir ve İçimizdeki O Çok Eski Bir Şeye Dokunur. Sonra Bir Perde Açılır ve Yolculuk Başlar Bu Yolculukta Artık Para, Tarifeler Beklentiler, Randevular, Taksitler, İş, Anneler ve Korkular Yoktur Aşkın Kendi Gerçekliği Vardır Sevgili. İnsan Başka Bir Işığa Teslim Olur, Daha Derinden Anlamaya Başlar, Bilgeleşir Hiç Bilmediği Sezgileriyle Buluşur Yükü Çok Ağırdır, Kendiyle Buluşmuştur CEZMİ ERSÖZ |
Bağlanmayacaksın Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan bir şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, ya da pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak... Can Yücel |
Yağmur Herkese Yağar. Güneş ısıtır Herkesi. Mevsimler, Herkes İçindir. Yalnız Çığ Altında Kalan, Sele Kapılan Her Zaman Birkaç Kişi. Herkes İçindir, Aşk Da Ayrılık Da. Yalnızca Birkaç Kişi Ölür Acıdan. Eskiden Ölümle Tartılırdı Ayrılık. Kiminin Hayatı, Yalnızca Unutkanlıktan. Her Şey, Herkes İçin Değildir Oysa. Kimi Hiçbirşey Öğrenmez Karanlıktan. Yalnızlığı Kullanmayı Bilmez Kimi, Kimi Ayrılamaz Karanlıktan. Yağmur Herkese Yağar. Ama Çok Az İnsan Tutar Yağmurun Ellerini. Onca Şarkı, Onca Film, Onca Roman. Ama Sevmeye Yetmez Herkesin Kalbi. Çığ Altında Kalan, Sele Kapılan, Aşktan Ve Acıdan Ölen, Birkaç Kişi Dünyayı, Başka Bir Yer Yapmaya Yeter. Aslında Onların Hikayesidir Anlatılan. Diğerleri Dinler, Seyreder, Geçer Gider. Geçer Gider Herkes, Hikayelerdir Geriye Kalan... Murathan Mungan |
Sesli Düsüncem Ne kadar asil bir durusu var 'GURUR' Anlamida bir o kadar heybetli Hakkiyla tasiyabilene helal olsun. Hirslarina 'GURUR' duvari örenlerede (sustum) Varlikli bir dostunun,arkadasinin yada akrabasinin Basarisini kiskanip, Tenezül etmez tavir sergilemeninde adi da 'GURUR' Ama bu biraz degisik (fesat) GURUR. Birde yardima ihtiyaci olanin takindigi 'GURUR' var Istemem yan cebime koy türünden Alsa 'GURUR' gidecek,almasa verilen yardim. Hos ikinci ihtimal icin lafi hazir ' Eli verdi,bilegi cekti ' denir Yine degisik bir (pazarlikli) GURUR. Son bir örnek daha.. Bitmesi gereken iliskilerde kullanilan ' GURUR ' Ya amacina ulasmistir, Ya da amacina ters gelen biseyler vardir. Ama yasanmisliklar vardir.. Cok kirici olmamak gerekir. Asil görünecek ya.! En azametli sekliyle giyer (basit) GURUR zirhini Ve gider..... Kimse üzerine alinmasin lütfen, Sesli düsündüm ben. Nurten Isilak kaynak:antoloji |
| Saat: 21:57 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık