![]() |
Bir Zaman Gelir.. Her Sey Unutulur.. Hic Yasanmamıs Gibi Durur Evler, Odalar, Zamanın Gerisinde.. Bizler İlerlemis Oluruz Cunku.. Nankörlüğümüzle.. Aşk'ın Kıyameti Budur Aslında.. Yaşanılanı Hiçe Saymak , Unutmak, Vefa'dan Bi Haber olmak.. En Nihayetinde Nankör Olmak! Aşk'a Kıyametleri Koparttırır . Kimisi Aldığını Zannederken Verir, Karşısındakini Yüceltir, Kimisi Vermeyi Bile Bilmez Aşkın Uç Noktalarını Görememiştir.. Hep İster.. Hep İsteyen, Görmeyen, Dinlemeyen.. Bu Alışverişte Bir Hayalden Düş kırıklığından Başka Hiç Birşey Elde Edemez, Hayal ettiği de Kendinindir Zaten... . Kendine Kalır.. Aşk Bir Danstır Aslında ; Tarafların Uyumuyla Bir Şaheser Haline Gelir, Bunun Yanında Komedramlar Yaşanacaktır Elbette.. Çılgınca Kendini Kaptıranlar, Dans Etmesini Bilmeden Kabugunda Duranlar Maskaralar, Birbirinin Ayağına Değil , Üstüne BASANLAR Elbette Vardır , Olacaktır. Onemli Olan Kıymet Bilmektir.. Vefa Satılmaz Hic Bir Yerde.. Aşkın Kendine Özgü Bir Dili Vardır Bilirmisiniz? Bilmeyenle Konuşmaz Zaten, Ama Gel Görki Herkesin Yüreğinden Nedenini Bilmesede Bir Hüzzam Şarkısı Geçmiştir.. Aşk Konuşur! Duymasını Bilene.. Yanınızdakinin, Yakınınızdakinin Kıymetini Bilin Aşkı Küstürüp, Ne Kendinize Eziyet Edin Ne Karsınızdakine... İnsan Oğlunu Ayakta Tutan En Büyük Duygulardan Biri Budur... Aşk Yaralı dır Ve Neredeyse Çaresiz Hale gelmiştir. Herkes Gercekten Daha Duyarlı Olabilir.. Ve Dikkat edin Aşk Gezegeninde Kıyamet Her An Kopabilir... Kenan Evren Asman |
MEMLEKETİMİ SEVİYORUM Memleketimi seviyorum: Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım. Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı memleketimin şarkıları ve tütünü gibi. Memleketim: Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya, kurşun kubbeler ve fabrika bacaları, benim o kendi kendinden bile gizleyerek sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir. Memleketim. Memleketim ne kadar geniş: dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana. Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum. Erzurum Yaylası'nı yalnız türkülerinden tanıyorum ve güneye pamuk işleyenlere gitmek için Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye utanıyorum. Memleketim: develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler, kavak söğüt ve kırmızı toprak. Memleketim. Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven alabalık ve onun yarım kiloluğu pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla Bolu'nun Abant gölünde yüzer. Memleketim : Ankara ovasında keçiler: kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması. Yağlı, ağır fındığı Giresun'un. Al yanaklı mis gibi kokan Amasya elması, zeytin, incir, kavun ve renk renk, salkım salkım üzümler ve sonra karasaban ve sonra kara sığır ve sonra : ileri, güzel, iyi her şeyi, hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır, çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım, yarı aç, yarı tok yarı esir... Nazım Hikmet Ran ( 1902 - 1963 ) |
Gittin...Bitti - Nurten İnceoğlu Beni burada bulumayacaksın Sanma ki 24 şubatı hatırlayacağım O günü ve seni unutacağım,neden mi? Beni göremediğin için, Bense seni tanıyamadığım için O gün bir facia idi hayatımda Öyle kalacak Şu deprem vardı ya onun tarihi olacak O gün…….. ve ben her yıl o günü Deprem faciası olarak hatırlayacağım Aslında ben seni unutmak için sevmemiştim, Öyle olacak görünen Neyse sana yolculuğunda Mutluluklar “seni düşünen bir yürek var” deme bana, düşünmediğin ortada Seni tanımadan önce ağlıyordum Ağlıyordum ya Tanıdığım günde Hala ağlıyorum Bu sefer sen ağlatıyorsun Beklememiştim ya senden bunu Sende öyle çıktın Hain çıktın Şimdi anlıyorum,ben seni değil İçimdeki özlemi Aşk özlemini sevmişim Layık değilmişsin sevgime Kapatmak istiyorum ya seni Bırakmıyor içimden bir şeyler Olsun yinede bitireceğim seni O özlemi de terk edeceğim seninle HOŞÇA KAL CANIMSIN BENİM Nurten İnceoğlu |
Sensiz Ankara... Dün yağmur yağdı Ankara'da bardaktan boşalırcasına, Sanki benim yerime Ankara ağlıyordu, Sanki senin gidişinle Ankara kahroluyordu... Ankara'da biliyordu bu son gidişti; Gelmeyecektin birdaha,dönmeyecektin Ankara'ya Kendini bu kadar sevdirmişken zamansızdı bu gidiş... Ankara bugün de ağlıyor dünkü gibi, Alışamamıştı yokluğuna tıpkı benim gibi, Sokaklarda çağlayanlar oluştu aynı gözlerimdeki gibi, Dostlar bile fayda etmedi;çünkü sevmişim seni deli gibi... Ankara'da yarın güneş açacakmış,ısıtacakmış insanları, Umuda yelken açıp unutacakmış yaşananları, Peki ben ne yapacağım yarın? Unutabilecekmiyim yaşananları? Söz verdim Ankara'ya seni unutmayı deneyeceğim; Seni unutamayacağımı bildiğim için Ankara'yı terkedeceğim, Yanlış anlama Ankara seni hep seveceğim; Ama sevgilime söz verdim onun yanına; Cennet'e gideceğim.. Aslıhan Erdal kaynak:antoloji |
UYAN Baksana kim boynu bükük ağlayan? Hakk-i hayâtın senin ey Müslüman! Kurtar o biçâreyi Allah için. Artık ölüm uykularından uyan! Bunca zamandır uyudun, kanmadın; Çekmediğin kalmadı, uslanmadın. Çiğnediler yurdunu baştan başa, Sen yine bir kerre kımıldanmadın. Ninni değil dinlediğin velvele... Kükreyerek akmada müstakbele Bir ebedî sel ki zamandir adı; Haydi katıl sen de o coşkun sele. Karşı durulmaz cereyan sîneçâk... Varsa duranlar olur elbet helâk. Dalgaların anlamadan seyrini, Göz göre girdâba nedir inhimâk? Dehşet-i mâziyi getir yâdına; Kimse yetişmez yarın imdâdına. Merhametin yok diyelim nefsine; Merhamet etmez misin evlâdına? "Ben onu dünyaya getirdim..." diye, Kalkışacaksın demek öldürmeye! Sevk ediyormuş meğer insanları, Hakk-ı übüvvet de bu câniliğe! Doğru mudur ye’s ile olmak tebah? Yok mu gelip gayrete bir intibah? Beklediğin subh-ı kıyamet midir? Gün batıyor sen arıyorsun sabah! Gözleri mâziye bakan milletin, Ömrü temâdisi olur nekbetin. Karşına müstakbeli dikmiş Hudâ, Görmeye, lakin daha yok niyyetin! Ey koca Şark! Ey ebedî meskenet! Sen de kımıldanmaya bir niyyet et. Korkuyorum Garb'ın elinden yarın, Kalmıyacak çekmediğin mel’anet. Hakk-ı hayatın daha çiğnenmeden, Kan dökerek almalısın merd isen. Çünkü bugün ortada hak sahibi, Bir kişidir: "Hakkımı vermem!" diyen. 5 Şubat 1330 (1915) MEHMET AKİF ERSOY ( MİLLİ ŞAİR) |
AŞKTIR GERİDE KALAN İnkâr etmem aşkı Ağzı bir elma tadı ağzımda Sevdiği oyuncaklar En güzeli mızıka Derken geçer gider birdenbire Güzelim yaz Eylülle hüzün Türkülerde yağmur Uykusuz geceler ki Çoktaaan unutulmuştur Severdi her şeyi Yollar uzun yürüse Küçük çakıl taşları, birkaç sümüklüböcek Bir serçe
|
Bunaydın Bir limon kalmış güneşten Bi de daluçlarında buhur Bulutlar ki kar Bulutlar yağıyor Dizdüşümlerime... Bir tahtaboştasın loş Sarmanlar gelip gidiyor Silüsler beyazdan da yılan Sen bu tipiden çıkmıyacan... Bir limon kalsa da güneşten Bir de ölümcül umut Sen bu umuttan iflah Olamaya Can. . . Can Yücel |
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya- Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!" Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında, Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ! Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb. Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam, Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak, Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre. Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm. Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi. Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek. Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar... Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına; Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana. Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât! Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber. http://www.aruz.com/grafs/resim/kare.gif MEHMET AKİF ERSOY |
Özledim Seni özledim seni bu gün sebep yokken uzansam hayallere dokunurum sandım bak yıllar geçmiş üstümüzden hala ilk günkü gibi aklımdasın özledim seni özledim seni özledim seni özledim seni sen doğdun en güzel cümlenin en güzel öznesi tanrının unuttuğu bu kentte cennetten düşen bi manzara gibi özledim seni özledim seni özledim seni özledim seni söylenecek çok sözüm vardı hepsi yarım kaldı neler ummuştum hayattan elimde ne kaldı kırılan kalbim miydi yoksa karnımdaki bu sancıyla küflenmiş ruhum unutmadı unutmadı seni hala özledim seni özledim seni özledim seni özledim seni… alintidir |
Gitmeyi öğrettiler bana, kalmak nasıldır..? nasıldır bir göğüste endişesiz uyumak..? ne zaman düştün sol yanıma da, vuruldum sözlerimden benim yazım değilsin, korkarım kışım da tenimde çıldırmış bir dilek tutuşturur iliklerimi sen ateşsin saat 17.28 kimbilir, şimdi neredesin yoruldum korktuğum yangınlara yakalanmaktan suya düştü intihar, boğuldu son bakış kimi istesem uzaktır kıyı boyları vedalar alnıma işlenmiş, nakış nakış aşk! Sevdiğim ama dokunamadığım çiçek kulaç attığım dalgalara sıkıştı haykırışım gitmeyi öğrettiler bana, kalmak nasıldır..? nasıldır bir göğüste endişesiz uyumak..? yırttığım takvim yapraklarında ağlıyor çocukluğum söylesene, nasıldır dudaklarını bir dudakta uyutmak..? ne zaman girdin aklıma da, karıştım gecelerde benim sevdam değilsin, korkarım sevenim de yürekte şaha kalkmış bir arzu ıslatır dilimi sen havasın saat 22.16 kimbilir, şimdi hangi kuytudasın arındım ve çözüldüm geçmişin kirli nefesinden geceye düştü uyku, titredi acı soluk kimi çağırdıysam, kapalıdır seslerinin yolu üşümeler içimden akıyor, oluk oluk tutku! Bildiğim ama gösteremediğim resim akıttığım renklere takıldı gül yüzlü uçurtmam susmayı öğrettiler bana, konuşmak nasıldır..? nasıldır, bir sesin içinde bağdaş kurup dinlenmek..? yitirdiğim öpüşlerde yanıyor sevgilerim söylesene, nasıldır bir yüreğin içinde demlenmek..? ne zaman geldin yanıma da, dağıldı hüznüm kaçarım değilsin, korkarım tutanım da sen topraksın saat 22.39 kimbilir, şimdi hangi duygunun uykusundasın... Pelin Onay... |
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın En görkemli saatinde yıldız alacasının Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan Onu çok arıyorum onu çok arıyorum Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları Bir yerlere yıldırım düşüyorum Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş Tedirgin gülümser Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte Yansımalar tutmuş bütün sahili Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil Çünkü ayrılanlar hala sevgili Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık Hava ağır toprak ağır yaprak ağır Su tozları yağıyor üstümüze Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı Karanlık çöktü denize Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ Attila İlhan |
ŞAHANE SERSERİ yolumdan çekil yavrum bağlasalar duramam demir asa demir çarık dedim neyleyim! yolculuk dedim ağaçlara tünedi yine akşam kargalarla bir rüzgar kendini yerden yere vuruyor kırık dökük yıldızlar belirli uzaktan telsiz mevceleri ardım sıra koşturuyor anamdan yolcu doğmuşum yedi dağın yolları kalbimden geçer salkım salkım mısralar gelir içimden dudaklarımda yağmur damlaları alır beni yollar beni alır gider anamdam yolcu doğmuşum nehirlerle birlikte denizlere kavuştum akşam dedim şu koca dünya dedim ağlasam dedim yola bir düşüldü mü ömür boyunca gidilir ekmeğin ve şarabın peşinden turnaların peşinden büyük şehirler büyük aşklar çığlık çığlığa terkedilir ben çocuklar gibi sevdim devler gibi ıstırab çektim damarlarımda dünyanın bütün rüzgarları harblere açlıklara yalnızlığıma rağmen anamdam yolcu doğmuşum neyleyim gurbet dedim vatan dedim hürriyet dedim. Atilla Ilhan |
Yıllar geçti,ben yoruldum Dillerde kirlendi adım Ne uslandım,ne duruldum Ben seni hiç unutmadım... Takvim sonunu unuttu Bülbül kanını unuttu Düşman kinini unuttu Ben seni hiç unutmadım... Çehren gibi baktım aya Kanadım,toprağa,suya Dağ-taş düşerken uykuya Ben seni hiç unutmadım... Sen,beni erken unuttun Elveda derken unuttun Sen,sözün varken unuttun Ben seni hiç unutmadım... Sen,gönlünce bir aşk düşle Hayata yeniden başla Sevgim üzerse bağışla Ben seni hiç unutmadım... Kullar dinini unuttu Mahşer gününü unuttu Yollar yönünü unuttu Ben seni hiç unutmadım... Dinlemedim eşi-dostu Herkes kızdı,sonra sustu Bana annem bile küstü Ben seni hiç unutmadım... Bir vedayla ölünmezmiş(!) Bana kız mı bulunmazmış(!) Bilmezler,bu garip bir iş Ben seni hiç unutmadım... Şu akşamlar yordu beni Yıldız-yıldız vurdu beni Hatıralar sardı beni Ben seni hiç unutmadım... Biz ayrıldık,ah bu yüzden Dalgalar koptu denizden Bir ben kaldım,ikimizden Ve ben seni unutmadım... Aslı,nazını unuttu Kerem,sazını unuttu Mecnun,sözünü unuttu Ben seni hiç unutmadım... Şu göklere yemin olsun Kızıl kara yemin olsun “Yalan yer”e yemin olsun Ben seni hiç unutmadım... Binbir kere yemin olsun Ardınsıra yemin olsun Ben seni hiç unutmadım Ben seni hiç unutmadım... Ali Kınık... |
KAÇ GECE AĞLADIM Sana söylediğim tüm şarkılarda, Aşkımı haykırdım duyan olmadı, Kendimi kaybettim hatıralarda, Karşıma gerçekten seven çıkmadı. Kimisi kul etti, kimisi köle, Mutluluk yerine verdiler çile, Hasreti sapladım şimdi kalbime, Karşıma gerçekten seven çıkmadı. O suskun akşamın her saatinde, Kaç gece ağladım duyan olmadı, Yıllarca yaşadım kalbim dolmadı, Karşıma gerçekten seven çıkmadı. Erhan SAKA |
GÖZLER KALBİN AYNASIDIR Gönül bir aşk yuvasıdır Ümit aşkın rüyasıdır Seviyorsun hayır deme Gözler kalbin aynasıdır Gözler kalbin aynasıdır Yalan nedir bilmez onlar Siyah, mavi, yeşil olsun Aşkı inkar etmez onlar Şiir gibi roman gibi Okuyorum bak aşkını Öylece bak gözlerime Çevirme hiç bakışını Gözler kalbin aynasıdır Her bakışta bir söz vardır Acı olsun tatlı olsun Orda kalpten bir iz vardır Yağmur gibi damla damla Seven gözler konuşurlar Gözden kalbe bir yol gider Ayrılanlar kavuşurlar alintidir |
Sana Benziyor Yoldaki Bütün Adamlar Bu Sabah Huzurla Hüzün Nasıl Yaşanır Aynı anda Senle Ayrılık Nasıl benzersiniz Bu kadar Nerdesin sen Sabrımı sınıyorsun Neler yaşıyor insan Ölüm gibi imkansıza alışıyor İğde dalında kalır Düşlerin bazen Fal tutarsın evlerin camlarından İçinde sevdiklerin varmış gibi Sonra düz bir otobanda bulursun kendini Kaya çiçekleri toplarsın Kaldırımlardan Ilık bir hayatın olsun istersin Uyandığın sabahlarda Olmaz Ardımda bıraktığımı hissediyorum Yinede sana benziyor bütün adamlar Bu sabah...... Hülya Koculu |
Tek Sende http://www.kircicekleri.com/siir/teksende/resim.jpg aşksız yaşamaktan bulanık yüreğim ah eder kirlenmiş mi herkes dilsiz gezer kim kimi dinler mızrapta inleyen teller benim sevdamı söyler uzat gülüşünü gönül pınarım sana aksın hovardaca harcadım hayatı artık huysuzum Kerbelada unutuldum bir sevgiye susuzum gölgeli telaş sardı her yanımı uykusuzum uzat dizini başımı dayayıp dinleneyim çatlayan bir serap oldu hayatımda ne oldu adrese varmayan pulsuz postaya döndü soldu içimde kendimi dolaşırım yollar yoruldu uzat ellerini tutsana beni çok bitkinim günler askıda kuruyan yaprak yaşamıyorum kırılmış narin çiçeğim mutsuzluk saçıyorum başkaldırdım anılara kendimden kaçıyorum uzat bakışını yoktan gelip tüme varayım tek sende kalayım SERDAR SAN |
Her geçen gün zorlaşıyor Hep bu düzene yenik düşüyoruz Ne zaman bir adım atsak birileri dur diyor Fazlasıyla emir ve gözetim altındayız Özgür olmamız her geçen gün zorlaşıyor Hep bu sisteme yenik düşüyoruz Ne zaman çıkarlarına karşı gelsek koruyucuları vuruyor Korku veren titretici mücadelelerle geçiyor ömrümüz Özgür olmamız her geçen gün zorlaşıyor Hep dogmalara yenik düşüyoruz Ne zaman gerçekleri söylesek cahil bırakılmışlar kükrüyor Kutsal tarihin tacirci zırvalarına körü körüne bağlanıyoruz Özgür olmamız her geçen gün zorlaşıyor Hep kendimize yenik düşüyoruz Ne zaman maddiyat peşinden koşsak kötüler bizi kandırıyor Bilim yüzyılının teknolojik köle pazarlarında satılıyor ruhumuz Özgür olmamız her geçen gün zorlaşıyor Rahman Uske |
Bir Soluk(tur) Aşk ey aşk! sana meydan okuyorum; uzaklığın kadardır gayretim! ey aşk! sana meydan okuyorum; yakışın kadardır cennetliğin! ey aşk! sana susarak meydan okuyorum! ey aşk, dizlerimi çöküyorum; meydan okuyuşum bir başkadır benim; bir acziyetin resmi kadar masum, ama 'bir' karşısında diz çöküş kadar aziz. ey aşk! sana yalvarıyorum; meydanın olsun yüreğim, erenlerin aşkı kadar nezih bir haldir dilediğim. erenlerin aşkı kadar arlı, bir’e erdiren. ey aşk! sana sîretimi teslim ediyorum; aklayasın artık, sana sûretimi teslim ediyorum; ahsen eyleyesin artık. sana tüm varlığımı emanet ediyorum; bir’e vardır artık beni. ey aşk! dünyamın merkezindesin; arşımın direklerisin, birlikte olduğum bir sevgili kadar yakınımda, bir’e kavuşturan bir dua kadar gerçek, özümdeki nutfe, döndüğüm toprak kadar mütevazi. ey aşk! ben susarım bir başka alemin imarıyken sen, ben anlatamam bu alemde seni; bana susmak yakışır! Sare Nokta |
AĞLAMA Ağlama, gözleri kızarmış çocuk! Tek damla yaşın düşmesin yere. Bak, tek güzelliğimiz yokluk, Sana bir öğüt; ağlama boş yere. Ne olursa olsun hiçbir şey değmez, Senin bir damla gözyaşına. Ağlayana kimse boyun eğmez. Kimse bakmaz kimsenin yaşına. Ne kadar kötülük, pislik varsa; Sen herşeyi tertemiz öğren. Eğer yüzüne gözyaşı yağarsa; Seni garip sanır her gören. Ağlama sakın çocuk, ağlama! Korkmayana zarar gelmez, bunu bil. Sevgini hep söyle, sakın saklama. Aklından korkuyu, gözünden yaşı sil. AHMET HAMDİ TANPINAR |
SUYU ŞİİR BİLDİM SUSUZLUĞU AŞK sesinin kokusu var şiir parlatan ince parmakları gerekçeli bir rüzgârın tende belâgat burcusu dünyayı hep unuttum bütün dillerini yuvarlanmış karanın suyu şiir bildim susuzluğu aşk nedensiz bir terk edişti suya aşınmak eskiciye devredilen kullanılmış ırmak kirpik gibi kardeş gibi sessizce döküldükçe göğsüne ormanın anneyi yakan uzun esmerlikti sesinin kokusu var kalbimi titreten mahcup itibarı boşluğu hep unuttum içimde büyüyen sökülme arzusunu sadakati şiir bildim sadakatsizliği kâğıda dağılmayan mürekkep dönüşsüz bir yolculuktu suya göçmek ker*** evde kavlayan kimsesizlik dem gibi kuytuluk çöl gibi büyüdükçe ayak dibinde sıtmalı çocuğun babayı yıkan ıslak suskunluktu sesinin kokusu var sağdığım her gülün yanaklarında benzersiz gümbürtüsü gülü şiir bildim gülsüzlüğü gücünü yitirmiş en elzem sihir böyle de güzelsin yok/su dil..! sadakatsizliği kâğıda dağılmayan mürekkep Azad Ziya EREN |
UYANDIRMAK İÇİN SENİ I uyandırmak için seni ayışığı sonatından geceyi çaldım ıssız bir şehre gittim hiç gitmediğin sessizliğe bilmediğin şiirler fısıldadım rüzgarların dindiği kıyılarda öykünü dinledim ıslak kumlardan deniz uyuyordu ayak ucunda aramızda tüy gibi uçarken zaman aralık perdelerden yüzüne düşen ayın tenha seslerini okşadım açıklarda yitmiş bir yelkenliden eğilip yıldızlara gölgeni öptüm II kimsesiz çocukların ince parmaklarıyla dokundum düşlerinin kırılmış aynasına eski resimlerin soluk çizgilerinden ellerini seyrettim mağaralarda uyandırmak için seni bütün geçmişini yeniden yazdım bir gülü iliştirip yalnızlığına unuttum ne varsa unutmadığın uçucu bir kokuyla sardım çıplaklığını bir dağ gecesi gibi ürperdi tenin soluğundan soluğuma uzanan uzun bir yol diledim uyandırmak için seni alnına solgun düşen saçlarını seyrettim sonsuzluğu çağırdım avuçlarından yalnız bir yıldız gibi ölürken kalbim Ayten MUTLU |
Ahmet Selçuk İLKAN---Bana Bunu Yapmayacaktın Bana Bunu Yapmayacaktın! Bana bunu yapmayacaktın Öyle sırtımdan vurmayacaktın beni Gelişin gibi onurlu olmalıydı gidişin Ve öylesine gururlu bitişin. Gel gör ki kötü oynadın bu oyunu Erken düştü masken yüzünden Demek sen içimde büyüttüğüm bir dev değil Bir hiçtin Görüyorsun işte Gittin Ve de bittin… Bana bunu yapmayacaktın Böyle bir hançerle yıkmayacaktın beni Bir ihanetin adresi olmamalıydı ayak izlerin Yoksa ben mi yanlış tanıdım seni? Yoksa hep böyle kirli miydi senin denizlerin? İşte ellerimde Suç ortağın bir sinema bileti Bir pastane köşesi Bir tiyatro gişesi. Bu kadar ucuza gitmeyecektin Sigara dumanlarında harcamayacaktın bu aşkı Ve aşk cellatlarına meze yapmayacaktın beni Şimdi boş bir mezar bulsam Seni böylesine sevdiği için Oraya bırakırdım kalbimi… |
UNUTMA Yetmiş gün bir öksüz gibi yaşadın; Annenin gittiği günü unutma! Senin için kendini harcayan kadın, Unutulmaz oğlum, onu unutma... Mezarı olursa koy bir kaç çiçek, Babanın rüyası olunca gerçek. İstersen dünyada her şeyden el çek; Bayrağı, ırkını, dünü unutma! Anneni konuştur getirip dile; Anlatsın nasıldı çektiğim çile. Gurbette tükenip dönmesem bile Unutma oğlum hiç, beni unutma! 19 Ağustos 1944 Hüseyin Nihal Atsız |
yüregim yaralı bir kuş gibi çırpınmakta sen yoksun yine........ sensizlik kadar acıtan şey yok inan bu yüregimi çok zor be bitanem zor.................... keşke alışmasaydım sana keşke baglanmsaydım sana belki de yasak oldugun için çekici gelmişindir bana yoooooooooo hayır asla istesemde haykırsam da aglasamda vazgeçemiyo bu yürek....... girmiş bir kere sevda kurşunu çıkmıyo o kurşun beni öldürmeden çıkmayacak . inan yüregim sana karşı ne hissettigini bile bilmiyo SEDEF GÜNAYDIN |
Virandı şehirler sensiz gecelerde Sisli Düşleri bıraktık gerilerde Hayatıma hayat katmışsın meğerse Aşkına susadım firari gönlümde Kalbim yokluğunda parça,parça olurken Mutsuzdum gemiler ufka yelken açıp giderken Sızlardı yüreğim,sahillerde seni beklerken Aşkına susardım firari gönlümde Başımı omuzuna yasladığımı düşlerken İncindiğimde boynumu büküp ağlarken Sırlarını yıllar boyu saklarken Aşkına susardım firari gönlümde Ruhun ruhuma hükmederken Mahzun bakışlarımda kırıktı kalpler Hüzünlü düşlerimde suskundu kelimeler Aşkına susardım firari gönlümde ahu çağla |
FERDA - Bugünün gençlerine - Ferda senin; senin bu teceddüd, bu inkılâb... Her şey senin değil mi ki zâten?.. Sen, ey şebâb, Ey çehre-i behîc-i ümîd, işte ma'kesin Karşında: Bir semâ-yi seher, sâf ü bî-sehâb, Âğuş-i lerzedârı açık, bekliyor., şitâb! Ey fecr-i hande-zâd-ı hayât, işte herkesin Enzârı sende; sen ki hayâtın ümidisin, Alnında bir sitâre-i nev, yok, bir âftâb, Sönsün mûebbeden. Sönsün müebbeden o cehennem; senin bugün Cennet kadar güzel vatanın var, şu gördüğün Zümrüt bakışlı, inci şetaretli kızcağız Kimdir bilir misin? Vatanın... Şimdi saygısız Bir göz bu nazlı çehreye - Allah esirgesin Kem bir nazarla baksa tahammül eder misin? İster misin, şu ak sakalın pâk ü muhteşem Pîşâni-i vakaarına, bir kirli el demem, Hattâ yabancı bir el uzansın? Şu makberi, Razı olur musun, taşa tutsun şu serseri? Elbet hayır; o makber, o pîşâni-i vakur Kudsî birer misâl-i vatandır... Vatan gayur İnsanların omuzları üstünde yükselir. Gençler, bütün ümmid-i vatan şimdi sizdedir: Her şey sizin, vatan da sizin, her şeref sizin; Lâkin unutmayın ki zaman tünd-ü mutmain Bir hatve-i samût ile ta'kîb eder bizi. Önden koşan, fakat yine dikkatle her izi Ta'mika yol bulan bu yanılmaz muâkıbin Şermende-i itabı kalırsak, yazık!.. Demin "Ferda senin!" dedim, beni alkışladın; hayır, Bir şey senin değil, sana ferda vediadır; Her şey vediadır sana, ey genç, unutma ki Senden de bir hisâb arar âtî-i müştekî. Mâzîye şimdi sen bakıyorsun pür-intibah, Âtî de senden eyleyecek böyle iştibâh. Her uzvu girdibâd-ı havâyicle sarsılan Bir neslin oğlusun; bunu yâd et zaman zaman. Her yıldırımda bir gece, bir gölge devrilir, Bir ufk-ı i'tilâ açılır, yükselir hayât; Yükselmeyen düşer: ya terakkî, ya inhitat! Yükselmeli, dokunmalı alnın semâlara; Doymaz beşer dedikleri kuş i'tilâlara... Uğraş, didin, düşün, ara. bul, koş, atıl, bağır; Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır! Tevfik Fikret ( 1867 - 1915 ) |
Yaram kanıyor gönlümde Aşkına küskün gözlerim Bu bekleyiş hiç bitmeyecek belkide Bakışlarına küskün gözlerim Hayatın bilmece Kaçıyorsun gündüz gece Canım acıyor sen iç çekince Gözlerine küskün gözlerim Sözlerin hece,hece Buluyorum seni hiçlikte Hançer gibi saplanıyor aşkın kalbime Aşka küskün gözlerim ahu çağla |
DÜNYA ÇIĞIRINDAN ÇIKTI. Dünya çığırından çıktı nere gidiyor bilmem. Bir daha bu dünya’ya gel deseler de gelmem. Patlamalar ölümler sanki yarış ediyor. Bebekler doğar doğmaz terörle tanışıyor. Bu böyle devam etmez bir çare bulunmalı. Terörle beslenenler tek tek durdurulmalı. Bugün Diyarbakır’da bir patlama duyuldu. Hiç günahsız insanlar orada öldürüldü. Bunu yapan insanlar asla insan olamaz. Bunları destekleyen bu ülkede kalamaz. Arkadaşlar bu işin asla şakası olmaz. Bu işlere bulaşan umduğunu bulamaz. Devletimiz güçlüdür Bu oyunlara gelmez. Çok sıkı bağımız var kimse bizi bölemez. Terörden medet uman bu zavallı insanlar. Sonları perişandır bunu böyle bilsinler. Abdulkadır Azaklı |
Bilemedim Hep ağladım gülemedim Doyasıya sevemedim Aktı gitti gözyaşlarım Bir teselli veremedin Bilemedin bilemedin Gözyaşımı silemedin Sel oldu dağlar taşlar Benim gibi sevemedin Vurgun yedim gözlerinden Zehir saçan sözlerinden Ne istedin yüreğimden Bir teselli veremedin Bilemedin bilemedin Gözyaşımı silemedin Sel oldu dağlar taşlar Benim gibi sevemedin Dağların dumanı bitmez Sevdaları baştan gitmez Şu zalıma gücüm yetmez Bir teselli veremedin Bilemedin bilemedin Gözyaşımı silemedin Sel oldu dağlar taşlar Benim gibi sevemedin Salim Erben |
kimsesizim bir sokak ortasında, üşüyorum yürüdügüm yolda. nedenini bile bilemiyorum, bildigim tek şey seni çok seviyorum... sensin benim tek nedenim, sensizlikle cezanlandı bedenim. ben sensiz artık bir hiç'im, kimsesiz ve ve caresizim BAHAR AYDIN |
Gittiğini anladım Pencereye bakınca Hoşçakal yazıyordu Camının buğusunda Buz gibi donakaldım Odanın ortasında Ayrılık düğümlendi Bir anda boğazımda Şuursuzca yürüdüm Başıboş sokaklarda İsyanım yalnızlığa Kalbimde ki sızıyla Acı gerçek silinmedi Penceremin camında Her bakışta çakıyor Şimşek gibi ruhumda levent gezici |
Karanlıkta Kar Yağıyor Ne maveradan ses duymak, ne satırların nescine koymak o "anlaşılmayan şeyi", ne bir kuyumcu merakıyla işlemek kafiyeyi, ne güzel laf, ne derin kelam... Çok şükür hepsinin hepsinin üstündeyim bu akşam. Bu akşam bir sokak şarkıcısıyım hünersiz bir sesim var; sana, senin işitemeyeceğin bir şarkıyı söyleyen bir ses. Karanlıkta kar yağıyor, sen Madrid kapısındasın. Karşında en güzel şeylerimizi ümidi, hasreti, hürriyeti ve çocukları öldüren bir ordu. Kar yağıyor. Ve belki bu akşam ıslak ayakların üşüyordur. Kar yağıyor, ve ben şimdi düşünürken seni şurana bir kurşun saplanabilir ve artık bir daha ne kar, ne rüzgar, ne gece... Kar yağıyor ve sen böyle "No pasaran" deyip Madrid kapısına dikilmeden önce herhalde vardın. Kimdin, nerden geldin, ne yapardın? Ne bileyim, mesela; Astorya kömür ocaklarından gelmiş olabilirsin. Belki alnında kanlı bir sargı vardır ki kuzeyde aldığın yarayı saklamaktadır. Ve belki varoşlarda son kurşunu atan sendin "Yunkers" motorları yakarken Bilbao'yu. Veyahut herhangi bir Konte Fernando Valaskerosi de Kortoba'nın çiftliğinde ırgatlık etmişindir. Belki "Plasa da Sol" da küçük bir dükkanın vardı, renkli İspanyol yemişleri satardın. Belki hiçbir hünerin yoktu, belki gayet güzeldi sesin. Belki felsefe talebesi, belki hukuk fakültesindensin ve parçalandı üniversite mahallesinde bir İtalyan tankının tekerlekleri altında kitapların. Belki dinsizsin, belki boynunda bir sicim, bir küçük hac. Kimsin, adın ne, tevellüdün kaç? Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim. Bilmiyorum belki yüzün hatırlatır Sibirya'da Kolçak'ı yenenleri belki yüzünün bir tarafı biraz bizim Dumlupınar'da yatana benziyordur ve belki bir parça hatırlatıyorsun Robespiyer'i. Yüzünü hiç görmedim ve görmeyeceğim, adımı duymadın ve hiç duymayacaksın. Aramızda denizler, dağlar, benim kahrolası aczim ve "Ademi Müdahale Komitesi" var. Ben ne senin yanına gelebilir, ne sana bir kasa kurşun, bir sandık taze yumurta, bir çift yün çorap gönderebilirim. Halbuki biliyorum, bu soğuk karlı havalarda iki çıplak çocuk gibi üşümektedir Madrid kapısını bekleyen ıslak ayakların. Biliyorum, ne kadar büyük, ne kadar güzel şey varsa, insanoğulları daha ne kadar büyük ne kadar güzel şey yaratacaklarsa, yani o korkunç hasreti, daüssılası içimin güzel gözlerindedir Madrid kapısındaki nöbetçimin. Ve ben ne yarın, ne dün, ne bu akşam onu sevmekten başka bir şey yapamam. 25.12.1937 Nazım Hikmet Ran |
HASRET Hasret sensizlik demek. Hasret yokluğun, Hasret sana susamışlığım demek. Yanımdayken dokunamamak sana, Uzağımdayken özlemin demek. Yanımdasın bedeninle, Uzansam dokunacağım ellerine, Sevmek dokunmak, Dokunmak yaşamaksa sevgiyi Ben hasretinle yaşıyorum Bu kahrolası sevgiyi… Seviyorum seni Seviyorum hasretimi. fatma yaprak |
Sen... ah sen.. her cümlenin başı, sonu, ortası hep sen... bilmiyorum nezaman kurtulurum sen adının geçtiği bu nöbetlerden. nasıl unuturum gözlerindeki yıldızların gözlerimden içime akışını.. nezaman biter bu kendinibilmez dizginlenemez bekleyişlerim.. ahh sen varya sen... ne garip şeydin anlaşılmaz gülüşlerinle, ne tadı doyumu olmayan bir sevdaydın yüreğimde yarası kapanmayan... senden nasıl vazgeçerim ben.. bilmiyorum nezaman biter bu ucu bucağı olmayan sorgulayışlarım. ahh be sevgilim kimbilir nezaman son nefesimi verir de elimi eteğimi çekerim seni sevmekten...... SENİ HERZAMANKİNDEN DAHA ÇOK ÖZLÜYORUM HER YENİ GÜNDE.. HERGÜN YENİ Bİ ACI EKLENİYOR SENSİZLİĞİN VERDİĞİ O HASRETE.. HERGÜN DAHA VAZGEÇİLMEZ OLUYOR YÜREĞİNDE YAŞAMA İSTEĞİ KENDİMİ... SEVİYORUM SENİ BEEE VARMI ÖTESİ HADİ BIRAKIP GİTTİĞİN GİBİ SENİ BANA ENGELLEDİĞİN GİBİ YÜREĞİMİ DE ENGELLE SENİ SEVMEKTEN.. HADİ ÇIK KARŞIMA BENİ SEVME DE. HADİ DUR KARŞIMDA DİMDİK GÖZLERİME BAKIP BİRZAMANLAR SENİ SEVİYORUM DEDİĞİN GİBİ ''SENİ ARTIK HİÇ SEVMİYORUM'' DE . SENİ HİÇ YAŞANMAMIŞ FARZEDİYORUM DE, BİZ BİTTİK BİZ TÜKENDİK ARTIK BİZ DİYE BİRŞEY YOK DE HADİ BUNLARI SÖYLEDE BENDE O ZAMAN SENİ SEVMEYE LANET OKUYAYIM .... SENİ SEVMEYİ BIRAKIP SEVDİĞİM KADAR NEFRET ETMEYE BAŞLAYAYIM.... AMA BİLİYORUM Kİ SEN BANA BUNLARI DİYEMEZSİN SEN BENDEN VAZGEÇEMEZSİN .. BİLİRİM BANA NE DERECE DÜŞÜKÜN OLDUĞUNU.. BİLİRİM SENİNDE BEN GİBİ BİR HİÇ OLDUĞUNU BENSİZKEN.. SABREDİYORUM BİTANEM SENİ BÜYÜK BİR SABIRLA BEKLİYORUM VE BİRGÜN GELECEK BURAYA YAZDIĞIM YAZILARIM HÜZÜNLE MUTSUZLUKLA BİTMEYECEK.. YİNE SENİNLE BAŞLAYIP SENİNLE BİTECEK AMA HEPSİNİN SONUNA VİRGÜL EKLENECEK SEN VE BEN YAŞADIĞIMIZ SÜRECE BU HEP BÖYLE DEVAM EDECEK ... NEZAMAN Kİ ECEL GELDİ İŞTE OZAMAN SON NOKTA EKLENECEK.. VE BİZİ BİRLEŞTİRİP AYIRAN O HAYAT BİZİ TEKRAR BİRLEŞTİRDİĞİ ZAMAN BİZİ AYIRMAYA ÖLÜMÜN BİLE GÜCÜ YETMEYECEK........ EDANUR ÖZÇELİK... |
Sakın bensiz ağlama. Gözyaşlarımız birleşsin sel olsun. Aksın! Aksın da gittiği yerde göl olsun. Sakın bensiz ağlama! Ağlayacaksan! Sakın! Sakın bensiz ağlama. Göz yaşlarına ortak olayım. Senden bana yadigar Kokunla Bırak! Ben sensizken ağlayayım. Hani göz yaşlarımla beslediğim dikenlerini kopardığım Kırmızı gül var dı ya.? Artık yok kurudu sevgimle birlikte kurudu. Yok oldu. Geriye kalan gözyaşım ve yalnızlığım oldu. Özlenen bir sevda Ağlanan bir geçmiş. Hiç bir zaman bir daha verilmeyen şans. Ve geri de kalan umutsuz bir aşk Buna rağmen sakın bensiz ağlama! Sana kıyamam. Yanında olmasam da Hasretinle kalsam da Sakın bensiz ağlama mesut öztürk |
Tenha bir gecede vurdular şiiri Kan sızar dudağımdan sözüm yaralı... Daha kaç kurşuna seversin beni İçimde tıka basa şehir kavgası Kirlenmiş bakışlarımda hüzün Ayazını avuçlarından çaldığım güzün Zamansız sorgusundayım şimdi Başını yaslayıp sustuğun omzum yaralı... Yüzümden düşen bin parça an'sın Yansın sana dokunduğum akşamlar Zehir zıkkım yokluğunda kustuğum kansın Ve kimliksiz bir telaş sararken içimi Bütün yolların sana çıktığı bu şehirde Koca bir yalansın Çokluğuna yenik düştüm yine, azım yaralı... Bu sokaklar tanır beni Sırtıma değen bakışlar Bu siren sesleri duvar yazıları gölgeler İzmarit sancısında yürüyüp giderken Sessizce kapanan perdeler Örtemez içimin arsız günahlarını Yarsız sabahlarda bıraktığım izim yaralı... Nicedir türkü duyulmuyor uzaklardan Kulağıma gelen alabildiğine yağmur sesi Bir kadın nefesi özlüyor boynumun ilmek yeri Bütün cümleleri sildim mektuplardan Sildim dudağımda yarım kalan kelimeleri Bam teline basma ömrümün, Sazım yaralı... Çek git benden artık Kendinden ayaz bu aşkın hikayesi Üşür dalında sesi kırlangıçların Ve buz tutar adamın gözyaşı Bu aldanışı bu yengiyi bu sus'u Bu geceyi demleyip sabahı içtiğim kabusu Söküp al tırnaklarımdan, kan revan dokunuşu Geçmiyor tenimde bıraktığın yangın ayazlar Sızım yaralı... Çek git benden kendi baharına Kırık dal sancısıdır ömrüm Say ki fırtına, say ki boran, say ki kar... Yeter ki sen olma kıran kalemimi Suçlu bir tarihin tek sanığıyım ben Beni bir çocuk bile yargılar... Yıllanmış sorgularda Ser verip sır vermemiş yüreğim... Şimdi sustuğum, söylemediğim Gizim yaralı... Uğur Deniz Ülkegül |
Seni seviyorum’ Hep böyle başlardı, Hayali aşkların sevda yüklü mektupları. Oysa benim seninle paylaştığım mektuplarım olmadı hiç, Yağmur yağan romantik akşamlarda Dolaşmadık asla, Gökyüzünü süsleyen yıldızımız olmadı bizim. Biz gerçek aşkların seri katili Biz yalancı sevdaların ismi,adresi, Biz aşk masallarının umarsız dinleyicileri, Hadi vaz geçelim aşktan sevgiden Hadi intihar edelim yalan aşkların şiirlerinden ZÜLEYHA YASA |
Ebrum Ben senin içinde büyüyen çocuk... ilk seni hissettim yüreğimde ilk seni gördüm bakışlarımda ilk sende tattım sonsuz sevgiyi Ben senin içinde büyüyen çocuk... ilk seni düşündüm gecelerimde bu kadar yoğun ilk sen beni kaldırdın sabahın 4 ünde yatağımdan düştün aklıma birden ilk sen beni ağlattın özleminden Ben senin içinde büyüyen çocuk... Sen benim ilklerimi yaşatan... Sevgiyi, aşkı, hasreti, beklemeyi... Ebrum; sen benim nefes alışım oldun Beni hiç bırakma olur mu? Mehmet Arıca |
eski bir aşık veysel klasiği aşıklara hitap ediyor Karadeniz gibi kükrer coşarsa Dalgası gelince yaman aşıklar Hırs gelip de ayranlığı şişerse Kaybeder iradey, dümen aşıklar Ağzına geleni hemen atarlar Ben aşığım diye çalım satarlar Haram demez helal demez yutarlar Bibersiz baharsız çemen aşıklar Karanlıkta ayna görse ay sanır Ürüyada şarap içse mey sanır Mezarlığa yol uğrasa köy sanır Gözleri kararmış duman aşıklar İyi demez kötü demez metheder Bakarsın ki bir tel kırmış çat eder Sorsan baksan aşka binmiş at eder Yorulup yollarda kalan aşıklar Şehvetle aşıktır kıza geline Arı olan tuz katar mı balına Ebrişimden nazik ipek teline Tadarlar çeşitli yalan aşıklar Kabını yumaya bulamaz karı Hind'ten Hindistan'dan bahseder yari Beğenmez topalı bulamaz körü İsterler bir kaşı keman aşıklar Asıl aşıkların arzu cemaldir Arifler bilirler ehl-i kemaldir Aşıklar bizlere yüz yıllık yoldur Koşsak da peşinden hemen aşıklar Aşıklar çoğaldı sadık az kaldı Fikreyle ey Veysel ne zaman geldi Şiirde ne özet ne bir öz kaldı Savurur denesiz saman aşıklar |
Seni seviyorum’ Hep böyle başlardı, Hayali aşkların sevda yüklü mektupları. Oysa benim seninle paylaştığım mektuplarım olmadı hiç, Yağmur yağan romantik akşamlarda Dolaşmadık asla, Gökyüzünü süsleyen yıldızımız olmadı bizim. Biz gerçek aşkların seri katili Biz yalancı sevdaların ismi,adresi, Biz aşk masallarının umarsız dinleyicileri, Hadi vaz geçelim aşktan sevgiden Hadi intihar edelim yalan aşkların şiirlerinden. Davut Yeşilyurt |
Seni İntihar Ettim deli dolu geçtik ateş hatlarından sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde sevdikçe korktum korktukça daha çok sevdim er geç birbirini boğacaktı bu duygular biliyordum neden sonra farkına varıyor insan ayağına takılan bütün taşları yoluna kendi döşediğinin senin yarınlara inancın benden yüklüydü daha cesaretliydin planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar er geç açacaktı biliyordun deli sevdalı çocuk ruhumun nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı değersiz değerlere sırt dönmüş güvenli saflığında bir sonsuzluk buldun kendine ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza sonra birden yeşil bir kentte ılık bir yaz gecesine astın beni sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi ödedim cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü son sözün ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim anılar kemirdi yüreğimi felç oldu hislerim zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden tek bir saniye bile süzülmüyordu ters çevirmeye cesaretim yoktu çünkü yeniden başlayacak bir hayatın korkağı olmuştum aşkların sonrasında hüzün vardır ya sen hüznü boğarsın ya da hüzün seni boğar ama birisi kanatlarını kırarsa eğer yaralı kuş rolüne soyunacağına yürümeyi denemelisin hayata dönmelisin bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü ve sonunu infaz ediyordu içimde o gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer ölen ben olurdum o gece hayatın lekesiz bir anında seni intihar ettim şimdi katil benim artık güncemde bir boşluksun yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun ve sana ait sandığım her şeyin aslında benim olduğunu öğreniyorum hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin kendimi keşfettikçe seni kaybediyorum ve ufkuma sensizliği korkusuzca geriyorum Kahraman TAZEOĞLU |
Sen istemesen den gidiyorum bu şehirden Otobüs kalkalı on dakika oldu Birer birer geçiyoruz ahşap ve çatısı akan evleri Yerini fabrikadan çıkan dumanların sanki ban bir şey anlatmaları Ve gitmemi söyleyen gece kuşlarının dansı var gökyüzünde Ama ben gidiyorum… Her kırımızı ışıkta durduğum, vakit çok uzun sürüyor yeşilin yanması Işıklar bile kalmamı istiyor Ama ben gidiyorum… Şimdi çalıştığın fabrikanın önünden geçiyoruz Geçtik ve bitti Her güzel şey gibi Bende gidiyorum… Aslında göçüm çok geç Ve nedeni sebepsiz Bütün ışıkları geçiyoruz ve geride bıraktıklarım bir bir sönüyor Otobüs camından seyrediyorum kısa da olsa geçtiğim yerleri Bir bakışım kara bulut çalıyor üzerelerine Ve yine fabrika bacasından çıkan Dumalar elveda yazıyorlar semaya Gece kuşları da yeminlerde dualarda Ama bu sefer sen istemesen de gidiyorum bu şehirden Sana bomboş bir sokak bırakıyorum Ve yanmayı unutan bir sokak lambası Sakın kokumu arama Çünkü onu da aldım yanıma…" uğur zengin |
Aşk ikidir sevgi bir; Aşk yalan,sevgi gerçektir. Aşk sudur,sevgi susuzluk. Bu yüzden sevgi hasrettir, Özlemektir,beklemektir. Asıl maharet: Susuzken suyu içmek değil Karşısına geçip seyretmektir. Aşk haykırmaktır,sevgi ağlamak; Aşk açmaktır,sevgi katlamak. Sevgi saklamaktır Yüreğini,gözlerini Ve de ellerini saklamak Bahar geldiğinde… Bir çiçeğe,yeşile,çimene Aşık olamazsın ama seversin. Arkadaşına aşık olamazsın Ama seversin. Toprağa fidanı aşkla değil Sevgiyle dikersin. Sevgi için ölünür,aşk öldürür. Aşk kıskançtır,nankördür Sevgiyi öldürür. Aşk Kabil’dir,sevgi Habil. Aşkla sevgi aslında kardeştir Sabri Öztürk |
Acı verse de!.. Hatırlarsın yutkunursun anarken… Geçmişe gidersin istemesen de… Dilin lal olur… Gözlerin dolar dolar… Hangi çiçeğin yaprağına gizlerim gözyaşları… Zordur eski günler yâd etmek… Elimde siyah beyaz resimler… Renkleri solmuş sararmış silinmişler… Akla gelmez neden iyi günler… Acı anılar dökülür birer birer… Anılar üzünkar / gözler nemlenir… Yüreğime elkoydu acılar… Yüreğimi öfke kaplar… Bir kalemde silmek isterim geçmişimi… Resimleri parçalarken titrer ellerim… Gelece bilemediğim gibi geçmişimide silememki… HAVVA KALKAN |
YİRMİBEŞİNCİ KISIM Işıkları söndür suna su Vapurları duyacağız ha Dün gece uykumda sıçradım Beni mi çağırdın suna su Nereye gideceğiz ha Yabancı değil ben kaptanım Aç kapıyı suna su Büyük yağmurda ıslandım Şarabın var mı suna su Sabahı bulacağız ha Kadehini dinleme çıldırırsın Elimden gelmeyen bir o Bütün trenleri kaçırdım Saatin kaç suna su Yarın öleceğiz ha Attila İlhan |
Sen Umudu Yaz!.. Sen umudu yaz kaleminle beyaz kağıdına Acının sahibi var be gülüm bu dünyada. Gam dolu kapkara bulutlu göklerin, Altında ağlayan biri elbet bulunur. Yalnızlıktan kefen biçenlere yaz. Hayatından vazgeçenlere yaz. Derdinin üstüne dert ekleyipte, Umuda kurşun sıkanlara yaz. Umudu yaz ki aşk koksun bahçeler. Sevgiyle yeşersin yediverenler, Papatyalarımız solmasın, Sen üzülme ey melal, Bakma arkana, umudu yaz!.. Yaz ki son bulsun bu acı ve kederler. Umut fakirin ekmeği, zenginin özlemi olsun. Gücün üstünlüğüne ebediyen pranga vurulsun. Yokluklarla yaşamaya çalıştığımız, Şu metruk harabe dünyamız, Sen yaz ki melalim aşkınla, Cennet bahçelerinden bir bahçe olsun. Yaz ki sussun iblis soylu deccâller. Kahrolsun, kıtalar dolaşan ebû cehiller. Sen yine umudu yaz noolur!.. Sakın vazgeçme, kırılsa da ellerin! Lâl olsan, sussa da dilin!.. COSKUN ARSLAN |
Bir gün gelecektir sevdiğin Bakışı yakacak kirpiklerini Aşk pırıltısı güneşinde Uçacaksın pembeliklere Bekle sevgili, gülecektir gamzelerin Topraktan fışkıracak filizlerin Kavuracak ateşi ellerinin Enginlere açılan dualarında Çağlayacaksın kokusuna sevginin Bekle sevgili, bitecektir hasretlerin Rüyalarında uyanacaksın apansız Saçlarında sarmaşıkların Vuslatın nur ışığında Sevdaya sarılacak bedenin Bekle sevgili,olacaktır dileklerin Nefesin yanacak kalp atışlarında Suskun kelimelerin şakıyacak Günbatımlarında elele Şaşkın telaşın ürpertisinde Bekle sevgili, kavuşacaktır gözlerin Maviliklerde bulacaksın tenini Uçsuz bucaksız sevgiye Kucak açmışlığın gölgesinde Berrak sularda bulacaksın kendini Bekle sevgili, yeşerecektir ümitlerin Ömür boyunca, sızlatan özlemi Sona erecek..gelecek sevgili Bir tatlı düş saracak benliğini O gün gelecek…şimdi kapat gözlerini Bekle sevgili…yeniden doğacaktır yüreğin.. ORHAN GÖÇMEZ |
ağladığımı görme Şayet gideceksen günün birinde Sonbaharda git Yani bugünlerde Yani şimdi Hemde ardına bakmadan Yollara savrulmuş yapraklar misalı Bırakıpta git... Biliyormusun: Geldiğin günü dün gibi hatırlıyorum İLKBAHARDI Birlikte filizlendik,çiçekler açtık Hasat olduk harmanlarda Sevda olduk bir elden öbürüne Anlam yükledik yüreklere Neyse Sen bana aldırma boşver Hadi git gölgeler kaybolmadan Ama bakma ardına omuzbaşından Neolur Görme ağladığımı Mehmet Aydın |
Öğrenebilmek Ben aşkın ölümsüz olduğunu sende(n) öğrendim. Seni delice sevebilmeyi, bir kadının koynuna girmeyi, sende(n) öğrendim. Ağlayan bir insanın gülebileceğini, sende(n) öğrendim Bir insanın birine çocukca bağlanabileceğini, sende(n) öğrendim Ve bir çocuğun umudunun evrenden de büyük olabileceğini sende(n) öğrendim Bir ömürboyu sevebilmeyi, bir umudu taşıyabilmeyi, bir seviyi paylaşabilmeyi, ben bunları sende-senden öğrendim. Temmuz 2000 Yıldırım Pehlivan |
| Saat: 05:01 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık