![]() |
Her kısa ayrılık Bir ömür Bir zulüm gibi Ben küçük bir çocuk Islak bir kaldırıma çömelmiş Yağmur damlalarından muzdarip Titrek elleri Kırılgan kalbiyle. Kurtarmalısın beni bu öldüresiye Soğuktan Acıdan Bir sen varsın başka kimsem yok Cesursan Dayanabiliyorsan Tut elimden. Bana bir parça ekmek olmayı Sıcak bir elbise Sıcak bir ev olmayı göze alabiliyorsan. Gülmeyi hatırlatmalısın bana, Yüzümü yüzüne sürmeliyim doya doya Kana kana Ve gözlerimi kapatırken Hayata Ellerinle kapatmalısın gülen gözlerimi Son kez Dünyaya..... gürkan kılıç |
Binmediğim hiçbir otobüs, Beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde. Gittikçe azalıyor hayat. Neyi erken yaşadıysam, Hep ona geç kalıyorum. Sana göçüyorum her sonbahar. Yolların çıkmıyor aşkıma. Unuttuğun yağmurların adı saklımda. Seni içimden terk ediyorum... Susmaktan yoruldum. Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri, Efkar demliyorum gözlerimde. Yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum. Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi. Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp, Seni içimden terk ediyorum... Ne unutacak kadar nefret ettin, Ne hatırlayacak kadar sevdin! Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin, Biliyorum. Beni hep bulmamak için aradın. Yanılgımdın, Yandığımdın, Yangındın... Sensizliğe yenilmek, Sana yenilmekten zor olsa da, Ardımda bir sürü belkiler bırakarak Seni içimden terk ediyorum... Şimdi İçimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan İki yarım kaldık; Tamamlayamadık bizi. Elimden tutmadın yalnızlığımın, Saçlarımı da uzaklarına gömdün. İçimin mavisi senin okyanusundandı. Al! Geri veriyorum. Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun. Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim, Sana bensizliği terk ediyorum. "Yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin. Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi? Ne tuhaf değil mi? İçimi acıtan da sendin, Acımı dindirecek olan da... Ya öldür beni dedim, Ya da git benden. İçi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim. Aldırmadın aldırmalarıma. Bir gecede yakıp yarini, Şafaklara sattın ihanetini! Külüme basanlar bile utandı yaptığından. İşte soluk bir ömrün Son nefesi. Benden, İçimden Terk ediyorum... ........Kahraman TAZEOĞLU........ |
Eğer sevseydim seni Yıldızlardan adını yazardım Karanlıkları aydınlatsın diye Eğer sevseydim seni Leyla yaşasa kıskanırdı Mecnun şüphe ederdi sevgisinden Eğer sevseydim seni Dağlar yastığın olurken Bulutlar yorganın olurdu Eğer sevseydim seni Dilimde ismin, kalbimde sevgin Hiç eksik olmazdı Eğer sevseydim seni Kumrular uçmaz Turnalar inan hiç göç etmezdi Eğer sevseydim seni Elinde başka eller Yanında gölge olmazdı İnan sevseydim seni abdullah ramazan |
KIRGIN ARKANA BAKMA O şehrin salıncakları düşürdü çocukları İtfaiyecileri sözleştiler yangınla Irmağının kıyısına çadır kuramam artık Elimi uzatamam kapı tokmaklarına Çarşafları kirli artık, yatamam otelinde Çaylarını içemem bildik park kahvesinin Irmağının kıyısına çadır kuramam artık Halam beni bir daha o şehre beklemesin O gün düşürdüm cebimden, getirmesin bulanlar O şehirde çektirdiğim son hatıra resmini Artık her yerim üşüyor, o şehir benim için Avcı duvarında asılı ceylan derisi Bastırılmış duyguların şiirini yazmalıyım Mezun verdi güz okulu bu yıl da Kelebek kanatlarını kopardığı doğrudur Bahçelerini kuşatan dikenli çit tellerinin Sabun arıyor şehir, ellerini yıkayacak Benim içimden gelmiyor başkası versin Bilmiyorum ne kadar sürecek kırgınlığım Yama tutar mı bilemem yüreğimdeki yırtık Arada bir giderdim çocukluğumu bulmaya Gitmek gelmiyor içimden büyüdüm artık Abdülkadir BUDAK |
Sen Gelince Sen gelince gökkuşağı renginde Çiçekler açardı içimde kucak kucak En güzel, en hoş kokulu, en nârin Kır çiçekleri misâli renk renk Yüreğimde sevdânın en tatlı Rüzgârı eserdi ferahlardı gönlüm İçimde kıpırdaşan sevinçler Br bir fışkırırdı sanki rûhumdan Sapsarı buğday başakları gibi Yağmur olur yağardı sevdâm O nâdide gönlüne damla damla Umrumda bile olmazdı oysa ki Çakan şimşeklerle gökgürültüsü Ve esen korkunç fırtınalar dahi Yüreğimde hep seni saklardım En değerli hazinemdin sen benim Şimdi de öyle değişen birşey yok ki Değişen bir tek şey var ki o da sana olan Gün geçtikçe çoğalan sevgimdir sevdiğim Timur İlikan |
SENİ SEVİYORUM Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Şafağın her söküşünde Saçlarından hayata asılmamın tek nedeni sen varsın Unutma! ...sana tutku halinde bağlanmam için Milyonlarca sebebim var.... Şu çirkef dünyada tek parıltı sensin Ünlü bir heykeltıraşın spatulasından çıkmış gibi Fakat...sönük bir parıltı değil.. Güneşin tüm ışıklarını silik bırakan bir parıltı Şu kuru ayazda içimi yakan bir volkan gibisin Cayır cayır esiyorsun Yüreğime işleyerek.. Sonrada çekip gidiyorsun Ne zaman yaktığını ne zaman geldiğini fark etmeden... Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Kulağımda ne zaman bir aşk şarkısı işitsem Melodilerde sen akıyorsun Ne zaman nostalji bir aşk şiiri okusam Damlayan mısraları hep ama hep.. Saçlarını gözlerini getiriyor bana.. Bilmelisin...her an yanımdasın Seni hissetmem görmem için bir an düşünmem yeterli.. Zannedersem ilk defa bir kızın kokusu yüreğimde fırtınalar estiriyor.. Kendi kendime ferhatın aslıya aşkındaki gibi O damı..bu tatlı ten kokusuyla avare olmuştu diyorum... Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Belli sen busun Fakat sen beni Ben olduğum...öyle yada böyle olduğum için seviyor musun... Söyle bunu kim bilir Saçlarını okşamayı Saçlarımı okşamanı Boynuma atılışlarını..buselerini Tenini koklamayı Sarılıp sarılıp kopmalarını Seni seviyorum Bir yıldız gibi gözlerimin önünden kayıp giderken Sahte dünyada cennette gibiyim Sadece bir vakit elimde tutuyorum o cenneti Bilmem bir müddet sonra ne olacak Kim bilir rezil edip kopup uçup gitmiş olacak Seni SEVİYORUM NEDEN Mİ? ... Eşsiz haline huriler gıpta ediyor Sahte alemde ise Beşeriler arasında.. Zannedersem...bir ben...yada bir iki şanslı.. Bu güzelliği algılayabiliyor.. Ömür bitene kadar Mahvolana kadar Yanında kollarında saçlarında asılı kalsam Bunu hissediyorum bu bir işkence olur En çok yüreğinde senle olamadığım için Seni Seviyorum Neden mi? ... Bir tebessüm ay ışığında, tek aydınlığım Bana her şeyi ama her şeyi bir kenara attırıyor Gülüşünde, gözlerinde, takılıp kalıyorum Sadece izleyip tadını çıkartma duygusu alevlendiriyor.. Ah! ..bebeğim..seni seviyorum Bak her şey yetersiz Bu kadar nedenin ardına bile Seni ne çok sevdiğimi Ne çok saçlarında asılı kalmayı Kollarında uyumayı Sana dokunmayı... Gözlerinde tutuklu kalmayı anlatamadım.... ÖZLÜYORUM Özlüyorum seni. Gücüm yetmiyor unutmaya Özlüyorum elini tutmayi sesini duymayi Boynuna sarilip omuzunda aglamayi Nedensiz sevinçleri Hasret dolu sevgi dolu simsicak düslerimi Özlüyorum Gücüm yetmiyor unutmaya Seni aramazsam unuturum sanmistim Girmez sanmistim hayalin beynime Geceleri düslerimde Gündüz baktigim heryerde seni Özlüyorum.. Renkler gitmenle soldu Kirmizi kirmiziligini unuttu Mavi maviliginin farkinda degil Beyaz yanliz sen giydiginde güzelligini haykiriyormus Özlüyorum Bu özlem bu bekleyis hiç bitmiyecek Ruhumda sana açan eflatun renkli çiçekler solmayacak Olmasanda sensiz sensizligi yasatacagim Sensiz seninle olmayi basaracagim Sonun yaklastigini hissettigim gün Beyaz,bembeyaz mendilimi sallayarak Sensiz yasamin kahrediciligine veda ederek Seninle sonsuzluga kavusacagim KEMAL SELÇUK ARIKAN |
Gelir misin? Cam kirigi gibi bakan gozlerim var benim... Ruhum ayazda kalmis gibi, titriyor. Savrulan saclarim, gecenin bir yarisi inat edip ruzgarla savasiyor. Kiymik gibi yuzume geciyor cam kirigi yaslarim... Yuzum kan icinde, ruhum felc geciriyor... Karanlik lanetini ustume kusarken, bir isIk gibi gozlerin parliyor... Once cam kiriklarindan siyiriyorsun gozlerimi. Ayazda kalan ruhumu aliyorsun avucuna, isitiyorsun icimi. Savrulan, inatci saclarima surdugun bakislar sakinlestiriyor ofkesini. Yuzumu siliyorsun. Kandan eser yok, yaralar kapaniyor. Gozlerin karanligin ustune bir dua dokuyor, lanet siliniyor... Sen varsin diye, artik gunler daha guzel... Sen varsin diye, artik icim umut dolu... Elimde bir testi dolusu su... Suyu tasa dokuyorum, su sen... Gulumsuyorsun. Berrakligin, kalbini yuzune vuruyor. Kalbin dilsiz. Ama anlatmaktan yoksun degil. Didarinin en sahane yerine abd oluyorum, inanmiyorsun. Gecici bu tutku, bu arzu, bu ask diyorsun. Sarki sozlerini aratmayacak bir kafiye ile ardindan bana umut veriyorsun. Ben umudumu surup kirpiklerine, adini dokuyorum hece hece... Gelir misin, bilmiyorum. Ama bekliyorum seni ayni yerde... Solmaz Akca |
Olamadım Sensiz Uzun gecelerin koynunda olamadım İlşip karanlığın bir ucuna sensiz Elleri böğründe biçare ümitsiz Kuru yaprak misali hazan mevsimi Rüzgarın önüne düşemedim amansız Olmadı düşemedim zamanın önüne Kelebek misali düşemedim caresiz Açmadı goncalarım mevsimsiz zamansız Kalamadım dudağının kıyısında hissiz Gamzelerinin çukurunda ölemedim kefensiz Gözlerinin elasında bakışlarım sensiz Olamadı denizlerim fırtınasız boransız Gemilerim rotasız pusulasız limansız Süzülüp gidemedim mavide bandırasız İçim yanarken öyle gidemedim dumansız Olmadı gökyüzüm bulutsuz martısız Nisanlarım yağmursuz baharlarım çiçeksiz Olmadı gülüm yazlarım gülüşsüz neşesiz Olmadı ellerim tenim canım sensiz Seherlerim şebnemsiz olamadı aşksız Olmadı gecelerim mehtapsız yıldızsız Bölük pörçük gecelerim uykusuz kokunsuz Sevdam sensiz olamadı soluksuz nefessiz Olmadı yüreğim sensiz sevdansız Deli dalgalarım olamadı olmadı kıyısız Aşım tatsız tuzsuz ocağım dumansız Hanem viran gönlüm perişan olamadı Olmadı karakışım karsız fırtınasız Olmadım olamadım ben sensiz..... Hasan Odabaşı |
GİDERKEN Bilerek mi yanına almadın giderken başının yastıkta bıraktığı çukuru Güveniyordum oysa ben sevgimize vapur iskelesi ya da tren istasyonundaki saatin doğruluğu kadar Beni senin gibi bir de annem terketmişti ki göbeğimde durur onun yokluğundan bana kalan çukur... Sunay AKIN |
CESARETİN VARMI Sevmek yürekle olur, hani o sende Cesaretin var ise, sevdiğin söyle Köşe bucak kaçmakla, olmuyor öyle Haydi utanma haydi, gerçeği söyle Can verse benim için, inanmam ona Beni bu hale koyan, o zalim ama Madem seviyordu da, neden terk etti Beni yalnız başıma, bırakıp gitti İLYAS ŞENER. |
Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Şafağın her söküşünde Saçlarından hayata asılmamın tek nedeni sen varsın Unutma! ...sana tutku halinde bağlanmam için Milyonlarca sebebim var.... Şu çirkef dünyada tek parıltı sensin Ünlü bir heykeltıraşın spatulasından çıkmış gibi Fakat...sönük bir parıltı değil.. Güneşin tüm ışıklarını silik bırakan bir parıltı Şu kuru ayazda içimi yakan bir volkan gibisin Cayır cayır esiyorsun Yüreğime işleyerek.. Sonrada çekip gidiyorsun Ne zaman yaktığını ne zaman geldiğini fark etmeden... Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Saçlarını gözlerini....seni düşünmekten başka bir şey gelmiyor içimden.. İnan öyle tabi bir duygu ki... Yüreğimin kuyularında Sanki dünyaya gözümü açtığımdan buyana var.. Biliyorum bu duygu ortaya çıkmak için seni bekliyordu... Olmadığın bir anı çektiğim nefesi önemseyemiyorum... Sensiz...bu yalan çorak alemde olmaktansa BİTİŞİMİN...soğukluğuna Asılmayı ASLA! ...saçlarından hayata asılmamaktansa Şu iğrenç çirkef dünyaya sırtımı dönmeyi Akıl bilirim... Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Kulağımda ne zaman bir aşk şarkısı işitsem Melodilerde sen akıyorsun Ne zaman nostalji bir aşk şiiri okusam Damlayan mısraları hep ama hep.. Saçlarını gözlerini getiriyor bana.. Bilmelisin...her an yanımdasın Seni hissetmem görmem için bir an düşünmem yeterli.. Zannedersem ilk defa bir kızın kokusu yüreğimde fırtınalar estiriyor.. Kendi kendime ferhatın aslıya aşkındaki gibi O damı..bu tatlı ten kokusuyla avare olmuştu diyorum... Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Gözlerinde ki milyonlarca parıltı Karanlığın zulm yanını darmadağın edip geçiyor Seni süzerken, kendimi güneşi yukarılardan seyrediyor gibi hissediyorum... Ruhum sana ait Hiçe sayıp kaldırıp bir kenara atabilirsin Yüreğinin içine de alabilirsin ALLAHIM! ... Bebişimin yüreğinin en derin kuyusunda olmak istiyorum... Seni Seviyorum NEDEN Mİ? .... Belli sen busun Fakat sen beni Ben olduğum...öyle yada böyle olduğum için seviyor musun... Söyle bunu kim bilir Saçlarını okşamayı Saçlarımı okşamanı Boynuma atılışlarını..buselerini Tenini koklamayı Sarılıp sarılıp kopmalarını Seni seviyorum Bir yıldız gibi gözlerimin önünden kayıp giderken Sahte dünyada cennette gibiyim Sadece bir vakit elimde tutuyorum o cenneti Bilmem bir müddet sonra ne olacak Kim bilir rezil edip kopup uçup gitmiş olacak Seni SEVİYORUM NEDEN Mİ? ... Bir çok kız için ısmarlama şiirler yazmıştım Bu bana hep ters gelmişti.. Fakat şu an Senin için binlerce dize yazsam az geliyor... İçimde hep bir ülkü var Bilmem...kim bilir bu şiiri yanından hiç ayırmazsın Yada beraberinde kan kırmızısı bir gül goncasını.. ALLAH tüm güzellikleri yaratırken Eminim seni en nadidesi olarak yaratmış Kır çiçeklerinden güzel Gülden narin Menekşeden şeker Kardelenden daha güzel kokulu Seni Seviyorum NEDEN Mİ? .. Eşsiz haline huriler gıpta ediyor Sahte alemde ise Beşeriler arasında.. Zannedersem...bir ben...yada bir iki şanslı.. Bu güzelliği algılayabiliyor.. Ömür bitene kadar Mahvolana kadar Yanında kollarında saçlarında asılı kalsam Bunu hissediyorum bu bir işkence olur En çok yüreğinde senle olamadığım için Seni Seviyorum Neden mi? ... Hayal ma yal olsa dahi Düşüncelerimde aklımda seviliyorum fikri bile Senin gibi eşsiz bir varlık tarafından beğenilmek sevilmek Bu budalayı ömrü boyunca mutlu edebilecek kadar, Muhteşem, eşsiz, güzel ve bir o kadarda ASİL... Tatlım bebişim seni anlatmaya bak mısralar bile yetmiyor.. Düşünüyorum şu yalnızlığımı gün ışığına atmadığım odamda Acaba kaç insan seni sana dünyaya anlatmak için Milyonlarca dizeler yazdı.... Seni Seviyorum NEDEN Mİ? ... Bir tebessüm ay ışığında, tek aydınlığım Bana her şeyi ama her şeyi bir kenara attırıyor Gülüşünde, gözlerinde, takılıp kalıyorum Sadece izleyip tadını çıkartma duygusu alevlendiriyor.. Ah! ..bebeğim..seni seviyorum Bak her şey yetersiz Bu kadar nedenin ardına bile Seni ne çok sevdiğimi Ne çok saçlarında asılı kalmayı Kollarında uyumayı Sana dokunmayı... Gözlerinde tutuklu kalmayı anlatamadım.... (07 Kasım 200...Seni Seviyorum....milyarlarca nedenim var......saçlarının tellerinde hayata asılmayı....neyse...) Murat İnce |
Sen yoksun deniz yok yıldızlar arkadaşım ya bu gece harika bir şeyler olsun yahut bir bomba gibi infilak edecek başım. Ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım İstanbul minareler odamda gibi gökyüzü temiz ve parlak işte kol kola girmiş en mesut günlerimiz muhalif bir rüzgâr karşı sahilden. Fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz havada kanat sesleri ve çılgın kokular. Deniz yok yıldızlar uzaklaşıyor ben yine yalnız kalıyorum İstanbul minareler kaybolmuş SEN YOKSUN. atilla ilhan |
Beklerken kurdum Hayellerin en güzelini El ele tutuşup sahillerde Yalın ayak gezdim saatlerce Çınar ağacına kurduğum Salıngaçta salladım Bulutların üzerinde dans ettim Bizim şarkımız çalındı defalarca Uçurmalar kıskandı Mutluluktan uçarken Yüzünde tebessüm Kalbinde bir ışık gördüm. Beklerken yaşadım Dört mevsimin güzelliğini Sonbahar rüzgârları getirdi seni bana Soğuk kış günlerinde üşüyen bedenini ısıttım Baharda kır çiçekleri kadar güzel açıp, Yazın güneş kadar etkileyici ve çekici oldun. Beklerken anladım Sensizliğin ne kadar acı olduğunu Varlığınla mutlu olurken Yokluğunla yıkılmışlığı ve perişanlığı Her şeyden önemlisi Seni ne çok sevdiğimi Beklerken anladım ABDULLAH RAMAZAN |
Eylül damlaları düşer üzerime öpüşleri hüzünlü ve durgun dağıtır düşüncelerimi solgun dudaklarından çıkan lodosun rüzgarı bir kez daha boynu bükülür bekleyişlerimin kırılan filizler gibi söyle Eylül gündüzleri yakar-kavurursun da nedendir ayaza düşürür geceleri denizinden uzanan el okşarken öksüz tenimi kum taneleri misali kayar gider hatıralar gözlerimden ve ardı sıra dökülür dilimden vefasızlara bana üvey kelimeler ve sen bağdaş kurunca takvimlerde dalgalar bir başka vurur kıyı boyunca yakamozlar fitillerini yakar da daha solgun - daha yaşlı - daha yaslı savrulur umutlarım havada öfke bulutlarımın gölgeleri düşer denize kabarır sarsılır göğsüm Marmara'nın tam ortasında fırtınalar biriktirir isyanım sonra yetişir ığrıpçılar dizilirler sıra -sıra Fener adasının gerdanına nihavent bir taksimdir duruşları Eylül hüznümün tam ortasına her damlada biraz daha ıslanır biraz daha yaşlanır ömrüm şimdi gözlerindeki tüm damlaları sal üzerime bir adalıya hüzün denizinde boğularak ölmek yakışır hazırım -hazırım sağanağında sürüklenmeye hadi durma damlalarınla boğ beni ki yaşadığımı hissedeyim.. ah eylül gözyaşlarında yüzmek ve kulaçlamak ömrü renginde.Olsun, zor da olsan, yine de ol takvimlerde..Seni seviyorum.. BİRSEN TAŞKIN |
GEÇ KALMADIN MI Şimdi sorma bana! ... Kirpiklerim neden ıslak diye. Gamzelerim küsmüş,yüzüm neden düşmüş. Bilmediğin bir nedeni var elbette! Tutup ellerimden,gözlerimin içine bakarak! Hadiii anlat deme bana! .... Anlatamam! .... Düşer kirpiğimden, sakladığım son damla, Bakamam! ... Tutukluyum,bak ellerim kelepçede! Tutamam ellerini,yasaklıyım artık ben sende! Kendim,kendime yazdım ben ölüm fermanımı. Bakma! ... Yok edecektim bedendeki bu canı, İçinde kor bir acı bırakacaktım am'ma! ..... Aklıma, üzüm karası gözlerin geldi, Teninin tenime dokunuşu... Alnımdan öpüşün geldi! ... ŞİMDİ! ... Konuş benimle,anlat diyorsun! Konuşmak mı? .... Ah! .... Anlatmak mı? .... Görmüyormusun halimi,bu ben miyim? Benmiyim; bu hayatı deli dolu yaşayan o kadın? Güneşten daha sıcak,çılgınca delişmen sevdalarım... Ölümüne..,hayatla olan yarışımı,hiç firene basmaz hallerimi. Bilmiyormusun? Hep kırmızı ışıkta geçtim ben hayatı! Kuralları hep ben çiğnedim! Hep ben isyan ettim! Haksızlığa,yolsuzluğa,açlığa,çaresizliğe, Allah'a, ben isyan ettim,kadere ben, hep ben girdim günahlara! ... Hep ben kırdım zincirleri, isyan bayraklarını hep ben açtım! Düzene ben başkaldırdım! İlk ben vardım miting meydanlarına, Ben söyledim özgürlük türkülerini tek başıma. Ben söyledim namussuza, namussuz olduğunu, Hırsıza hırsız dedim,ahlaksıza ahlaksız! ... Korkmadım,kaçmadım karanlıklardan, Dolu dizgin sürdüm atlarımı hep yokuş yukarı... Üşümedim üzerime yağan kardan, Ne ayazdan, ne de poyrazdan. Uçsuz bucaksız çöllere düştü de yollarım, Yanmadım ben,güneşin o kavurucu sıcaklığında! Ormandaki o tek hür olan, ağaç da bendim, ''Seksek'' yapan gelincik'te benim! Kaç, acımasız avcı vurmak istedi, vurulmadım hep kaçtım. Bu yüzden,hızlı koşan, hiç yorulmayan, yine ben oldum! Bu yüzdendir son duraklara ilk gelişlerim.... Bu yüzden dudaklarımın kuruması,susuzluğum bu yüzden! Su yerine roza şarabı içerim ben! Güneşi en yüksek yerlerde yakalamayı severim, Her gün batımında, güneşin tan'la gurubunu seyrederim kırmızı. Karanlık basınca, yıldızların ayla buluşmalarını... Gece aşıklarına piyano çalarım ben,Vivaldi'den,Wogner'den,Verdi'den... Sonra, yüzümü doğuya çevirir,güneşin doğuşunu seyrederim. Yeni güne, Corelli'den,Hayn'dan,Beathven 'dan nağmeler çalarım hiç usanmadan. Duydun mu? ... Bir sabah esintisiyle geldimi kulaklarına? ... Öğle üzerinde söylediğim türkülerimi duydunmu? Türk'lüğüm,kadınlığım en büyük onurumdur benim bilirmisin? Bilirmisin? ... Onurlu Türk kadını ne demek? Bilirmisin soyu Türk olmayan birini Türk edebilmenin hazzını? Gördünmü elinde onun, şanlı al bayrağın nasıl dalgalandığını? ... Bilemezsin! ... Bilemezsin, sen al ne demek! Al al oldumu yanakların utanınca,kıpkırmızı kesildin mi hiç? Ardamarın hiç çatladımı senin,akmadımı oluk oluk kanların? Sen hiç ihanete uğradınmı,sırtından vurulduğun oldumu kör bir hançerle! Kan kusarken ciğerlerin,kızılcık şerbeti içmiştim dediğin oldumu? Sen hiç gülerken ağladın mı, içten içe sessizce? Çok söylenecek söz varken, sustuğun hiç oldumu? Okşadın mı bir çocuğun başını sevgiyle, Göz yaşlarını sildin mi,ağlarken? Salya,sümük karışmış yanağından öptün mü hiç iğrenmeden? Hangi dilenciye para verdin bir tomar? ... Doyurdun mu bir fakiri akşam yemeğinde,neşeyle? ... Çingenelerden çicek alıp, verdinmi hiç sevdiğine? Gözlerinin içine bakarak, Söyledin mi SENİ SEVİYORUM KADINIM diye? Öptün mü onun hiç yüreğinden? Tuttun mu ellerinden,nefesinle ısıttın mı hiç üşümüş ellerini? Alıp göğsüne,bastırdın mı hiç şevkatle? Tüyleri yağmurda ıslanmış bir kedi yavrusunu sevdin mi hiç? Kuşlara hiç yem verdin mi? Burnun havada gezerken, ezdiğini düşündün mü hiç masum bir karıncayı? Başını eğdin mi sen hiç,içi dolu sarı başaklar gibi... Biri konuşurken dinledin mi hiç, sözünü kesmeden? Hiç bir körün,koluna girerek geçirdin mi karşıdan karşıya? Bir bayram sabahında,eline bir kutu çikulata alıp gittin mi bir huzur evine? Öptün mü tanımadığın elleri? ... Anladın mı yalnızlığı,gördün mü gençliğin nasıl geçtiğini? ... Sen hiç kitap okudun mu sabahlara kadar, Altını çizdiklerini,beynine kazıdığın oldumu hiç? Sen şiir nedir bilirmisin? Bilirmisin dar alanda nasıl olur kısa paşlaşmalar? Bilirmisin her kelimenin,ok gibi yüreğine saplanması ne demek? Sen sevda nedir bilirmisin? ...Sevdin mi ki hiç bir kadını? Özlemek nedir bilirmisin,resmine sarılıp uyumak, Kısaltmak için mesafeleri, telefonda saatlerce konuşmak.... -''Belki,çıkmaz ayın on beşinde gelirim'', dedi diye; Takvim yapraklarını çift çift kopardığın oldumu? .... Sen hiç öldürdün mü? Bir paket sigara dumanında geçmeyen zamanı? Beklerken, aynalarla konuştuğun mu hiç? Gelince, YÜREĞİNİN YARISI,koşarak sarıldın mı boynuna, Onu, onsuz geçen günler kadar öptün mü hiç? Çektinmi hasretinin kokusunu içine doyasıya? ... Kulağına fısıldadın mı? ... ''Seni çok özlemiştim'' diye, Bağırdın mı avaz avaz! ... SENİ SEVİYORUM,BU SON OLSUN GİTMELERİN, dedin mi? .... Yakarışlarına aldırmayıp,gittiği oldumu arkasına bile bakmadan! O anda, toz duman oldumu duyguların benim gibi? Kırılınca gururun,benim kadar ağladımı yüreğin? Küstün mü sen hiç kendine? Şen kahkahaların sustumu? Yüzün düştümü benim gibi yerlere! ... Gamzelerine, gözyaşlarını sakladığın oldumu hiç? ... Kaldıramadın mı benim gibi yerden sende gözlerini? Ellerine kelepçe,diline hiç kilit vurdun mu HİÇ? ..... Şimdi bana! .. .''Lütfen ellerini ver,başını kaldır,gözlerimin içine bak'' Diyorsun! ' Neden içiyorsun gözyaşlarımı? ... Neden sarılıyorsun sımsıkı? ... Neden öpüyorsun milyon kere? ... Neden bağırıyorsun avaz,avaz? ... ''SENİ ÇOK SEVİYORUM'' diye! ... Sen tüketmişken beni! .... Ben unutmuşken seni! .... Geç kalmadınmı? ... Ey! ... Vefasız SEVGİLİ! ........... hande 04.04.2008,cuma çengelköy/İSTANBUL |
SANA BAKMAK her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla uçak örneğin uçurtma mesela altına konulabilir bir ayağı ötekinden kısa olduğu için sallanan bir masanın veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine. bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında güzelliğine benzetme bulmak zor sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim anlarım bitkiden filan ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla sen bana ışık ver yeter bende filiz çok köklerim içimde gizlidir gelen giden açan soran bere budak yok bir şiir istersin “içinde benzetmeler olan” kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok uzun bir yoldan gelen tedariksiz katıksız bir yolcuyum yaralı yarasız sevdalardan geçtim koynumda bir beyaz kağıt boşluğu her şeyi anlattım olan olmayan acıtan sancıtan bilsem ki sana varmak içindi bütün mola sancıları bütün stabilize arkadaşlıklar daha hızlı koşardım severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine sana bakmak suya bakmaktır sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar bahçıvanlar değil tüccarlardır sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken sana şiir yazmak ahmaklıktır bir tek söz kalır dişlerimin arasından ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır her şey olmaya hazır sana bakmak suya bakmaktır gördüğün suretten utanmak sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak allah’a inanmaktır YILMAZ ERDOĞAN BENDE SANA YETECEK KADAR BEN KALMADI Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne Dolmabahçe da çay tadında.... Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında, tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu. Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama yüreği takvim yokuşlarında... Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe seyrediyorum... Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında, üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük... Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti... ... Soğuğun ve karanlığın vehameti! Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş, daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler, yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden büyük geliyor artık hayat! Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle: Bende sana yetecek kadar ben kalmadı... YILMAZ ERDOĞAN BU YOL NEREYE GİDER bir kuğunun boynuna dokunurken… yol bir yere gitmez içerde düz saçlara uğrar ayak üstü bir akşamüstü her plansız ürperişin sonu hüsran ve hüsran çok sanat müziği bir kelimedir yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir yol yoluyla gidebilir yare yoldan çıkabilir apansız ve ömür bitebilir yoldan önce ama yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir yaşamak hızlı bir ölme biçimidir düşünce ışıktan yavaşsa erken gidilmelidir gerdan sözcüğüne bir kuyumcuda da rastlayabilirsin bir kasapta da kalbin sızlamaz bir kuzu yüreğini vitrinde görünce o bir beslenme biçimidir ama korkarsın kurdun sevdiği havadan ayakkabı yaparsın yılandan yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir her garantiyi istersin hayattan oysa ölümle yaşam arası uzun malum ince bir yol bir yere gitmez o bir ölme biçimidir iyi yolculuklar denmez bir gidene yapılamaz çünkü çok yolculuk bir seferde yolcu denmez her gidene herkes o yolun taraftarı olmayabilir hiç bir sürgün gittiği yolu sevmez mesela yol bir yere gitmez o bir susma biçimidir soğuk bir taşıtın uğultusunda YILMAZ ERDOĞAN |
Bir seni sevdim ben, bir de seni, Sonra yine seni ve tekrar seni, Öncesi de sonrası da hep sen.... Hani yağmurun altında ıslanırsın ya, Sırılsıklam! İşte öyle, iliklerime kadar sevdim seni... Geçip giden yılları bana geri verseler, Uzayan yolları ayağıma halı diye serseler, Seni sevmekle meşgul olduğum o zamanaları, Geri çevirseler, Yine seni severdim seni... Alnıma yazılmışsın bir kere,kaderimsin,sebebimsin... Hani yağmur sonrası 'toprak kokusu' yayılır ya etrafa, İşte öyle içime sindire sindire sevdim seni... Bir daha gelsem dünyaya, Yine sen olurdun nasır tutan yüreğimde. Hasreti bile yok saydım,kederi hep arkama attım, Yokluğunda bile, acıma biraz şeker kattım, İşte böyle, görmesem bile gönül gözüyle sevdim seni... Bir gün beni benim kadar sever misin, Bilemem ama, bana bir dönsen beni bir sevsen, Yemin ederim sana, bir daha severim seni yeniden... Hem de öyle laf olsun diye değil! Ta içten en derinden... Hataysa bu olsun,sevmişim bir kere, Ben bu yoldan dönemem... Ağaçlar önümde eğilse,taşlar dile gelse Vazgeç! diye, Mümkünü yok ben bu sevdadan vazgeçemem... Hani toprak çağırır ya insanı, Hani ecele teslim edersin ya canını, Hani hesabını verirsin ya, bedelini kaderin, İşte ben de öyle,ölümüne sevdim seni....:):):) Afet Şaşmaz |
Soy ağacına yazılı bir itiraf name'miydin, namelerde bekleyen. Basma kalıp laflarda tevazu gösterilmez. Pişmanlığın yaşanacağı bellidir, sonradan fayda etmeyen. Sen Birinci tekil şahıstın. Çoğul cümlelerde kullandım ben seni. Sen Doğmayan güneştin. Sarıya çaldım gözlerini, aya tuttum ellerini. Bahar akşamları gösterime giren, biletli biletsiz koltukları rezerve ettiğim. Uzun metrajlı flimdin, ara vermeden izlediğim. Yağmura yakalanmak inceden inceye damlaların aptal ıslattığı saatlerde. Yetişmek geç kalmışlığa inat Yangından sevgileri kaçırdım her seferinde. Sen Doğmayan güneştin. Sarıya çaldım gözlerini, aya tuttum ellerini. Nargilide atılan efkar dumanlarıydın çekilen nafile nefeslerde. Seni tükenmez kalemlerle yazdım yüreğime Ben tükendim bendeki sen tükendin çoğul cümlelerde. Sen Birinci tekil şahıstın çoğul cümlelerde. NAZIM ŞENDÜL |
Hiç kalkmıyorum yatağımdan Acı çekmez uyurken insan Sen olmadığın sürece rüyalarımda Her kâbus bir armağan. Sevgi ve sadakat isimli iki yalan Çekip gidişinin ardından arta kalan Gülerken senin yanında yüreğim Bu yalanları farklı öğretmişti zaman Bitişi vardır her aşkın başlayan Nedense beni buldu istisna olan Sensiz geçen günler boyunca Usanmadı aşkın yüreğime batmaktan. Acaba ne? Seni bende taze tutan Yıllar sonra bile çıkarmayan aklımdan Belki de gözlerinin göründüğü bu resim Hani şu hep kalbimin üstünde olan Bu kederi bitirmeye Sadece ölümün yetiyorsa gücü Vaktinin geldiğinden eminim. Sonsuz bir uyku kurtaracaksa beni Dursun artık atmasın kalbim İyi uykular sevgilim İnci Tuğrul... |
Adıyorum Aşka Geri Kalanımı... ne zaman canın yansa bu kadar derinden sanırsın mümkün değil bi daha üzülmen ne inat ne gözükara ne dayanıklı yürek acıyor aynı yerden herşeye rağmen... ne akıl kar ediyor ne fikir o sırada biliyorsun geçiyor zamanlar ama ne fayda ben de son sanmıştım... her gidiş, bir kaybedişti. ve ben yalnızdım. ne gidecekler vardı artık, ne kaybedilecekler. ama değilmiş öyle. gözyaşları üç günlük, umutlar sonsuza çıkarken, değişiverirmiş her şey birden bire. ben ne kadar tüccar olsam da aşk pazarında, yokmuş alıcım yosun kokulu yollarda. insanların kaliteli sanıp para verdiği yastan öte değilmiş. ve her yasın çıkışı yaşlı gözler imiş... "mış", "miş" değil dediğim, yanlış anlama... ben de içindeyim bu çokluğun.. benim kanayan yaralarımın yanında; yaralı... tepeden tırnağa herkes yaralı alışılmıyor acı yok kaidesi kuralı kanayıp ne kadar tutabilirsin gül uğruna dikeni ne gelen anladı ne giden olanı biteni kimse anlamadı... aşkın öbür adı yanmaktı. bazıları mahrum kaldı ateşten. o mahrumlar hiiiç yanmasın zaten... diken battı elime yar diye... şimdi sakın gülü seven dikenine katlanır deme... benim hiç gülüm olmadı ki... şimdi ne olduğumu, yaralarımdan sonra ne kadarlık canım kaldığını bilmeksizin... sadece senin için; adıyorum aşka geri kalanımı suya söyledim gitti en son yalanımı aşkın da en hesapsız kitapsız olanını yaşamazsam karakaplıya kaydedin beni... ve üzerime de yazın ki: umarsız bir yoldu onunkisi... aşk sandığı sadece bir hayaldi... ve kırılan hayalleri, toprakta kaldı... Selman Toklu |
Ayda Bir... Yine gönlümde akşamlar olacak Yine sensiz sevginsiz kalacağım İçimde umut çiçeklerim solacak Hüzünlenip senden ayrılacağım İçimde dayanılmaz sızılarla Sana hep hasret, özlem duyacağım Yine yalnız, yine yıkık, perişan Yine sevip-aldanan olacağım Her geçen gün özlemin yakıp beni Sevginden kalan külün olacağım Geçen günlere hep sorupta seni “Belki bir daha” diye avunacağım. “ Unuturum seni “ desem de yalan Kalbim bile buna inanamıyor “Unutturamaz hiç bir şey seni inan” Ne desem duygularım kanmıyor. Beni istemediğini anlayıp Beklesen de benden bir haber, ayda bir Sevginin senin esirin olmayıp “Aramam” demeye dilim varmıyor Hep içimde olacak gizli sevgin Senlı düşler kuracağım Artık olmasa da bana o ilgin Hep dostun,arkadaşın kalacağım Leyla Işık |
Adressiz yolculuklara çıktım Yoruldum, öylece kalakaldım bir izbe köşede Nafile zamanlar yaşadım, Uçurumlarda sabahladım, Rüzgar vurdu Kalkıp atlayacak oldum Ayaklarım dermansız Rastlantı bu ya bir güvercin geldi kondu başucuma Aşkı getirdim sana (dedi) Koca bir ömür geçti dedim, Olsun (dedi) Çocuklar, yalnız kendilerini büyük sanırlar (dedi) suat sağlam |
http://www.yazgulu.com/karisik/thevalleybar.gif Özlüyorum seni. Gücüm yetmiyor unutmaya Özlüyorum elini tutmayi sesini duymayi Boynuna sarilip omuzunda aglamayi Nedensiz sevinçleri Hasret dolu sevgi dolu simsicak düslerimi Özlüyorum Gücüm yetmiyor unutmaya Seni aramazsam unuturum sanmistim Girmez sanmistim hayalin beynime Geceleri düslerimde Gündüz baktigim heryerde seni Özlüyorum.. Renkler gitmenle soldu Kirmizi kirmiziligini unuttu Mavi maviliginin farkinda degil Beyaz yanliz sen giydiginde güzelligini haykiriyormus Özlüyorum Bu özlem bu bekleyis hiç bitmiyecek Ruhumda sana açan eflatun renkli çiçekler solmayacak Olmasanda sensiz sensizligi yasatacagim Sensiz seninle olmayi basaracagim Sonun yaklastigini hissettigim gün Beyaz,bembeyaz mendilimi sallayarak Sensiz yasamin kahrediciligine veda ederek Seninle sonsuzluga kavusacagim. Yazar:Bilinmiyorhttp://www.yazgulu.com/karisik/thevalleybar.gif |
Ben Sokak Çocuğu Ben sokak çocuğu ben hayattan kovulan bir fidan ben yalnız kendi düşlerinde kahraman yatağım kuytular duşum yağmurdur benim yoktur dişlerimden başka tırnak makasım nasıldır soğuk kış gecelerinde mısır patlatmak ütülü giysiler nasıl değer tene yemek nasıl seçilir bilmem akşam olup da yanınca evlerin ışıkları kapattım mı gözlerimi soğuğa ve karanlığa camların buğusundan dalar girerim içerilere en sevdiğim yemekleri pişirmiştir annem tokluk sonrası sokulup sıcağına uzanırım dizine uyurum sahip olduğum tek bolluk salgısıdır burnumun bir de, bir de soğuk ve hepsinden önemlisi başımı rüzgarlar okşar sadece ellerimde acılı bir tarih vardır eksilmeyen bir çığlık gözlerimde birbiri ardına saklanan sokaklarda oynarken saklambaç oyunumu polisle Ben sokak çocuğu ben hayattan kovulan bir fidan ben yalnız kendi düşlerinde kahraman Dilek Özdemir kaynak:antoloji |
Savrulup Dururken Hayat Kekremsi bir hayat dilimindeyiz Bakır tadında geçiyor günler Tutmuş yolları bir sürü harami Geleni geçeni sigaya çekmekte Şüphesiz onlar ölüm getiricilerdir Ve sevincin düşmanı olarak bilinirler Yoktur gözlerinde sevgilerin ışıltısı Aşk yoktur, duman bürümüştür büsbütün Onlar yalnızca ölümü bağışlayabilir Yalnız kederi, kahrı ve zulümleri Ve tarih onlarla bizim kavgamızın Sürüp duran hadisatından ibarettir. Ne yazılmışsa bize ve onlara dair Işıklı sularındadır bilincimizin Hükmünü yerine getirse de acılar Biz yine neşeli türküler söylemekteyiz Savurulup duran bir zaman diliminde Sarsarak ve sarsılarak geçiyor günler Ama kalbimiz çatlayacak kadar duyarlı Hayatı savunabilecek kadar güçlüdür. Ahmet TELLİ |
Can Yücel-Herşey Sende GizliYerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. İşte budur hayat! İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin... |
Düşerse kaldırıma ışıklar Hayallerimi görürsün… Bir ben sensizlikte koşarım Bir de gölgem… Çığlıklarım yankılanır Asi bir denizin ıslaklığında… İşte öyle bir gecede Kala-kalırım Hayallerimle gölgem arasında… —Düşerse kaldırıma ışıklar Seni ne kadar çok sevdiğimi görürsün… (herkes seni/ biraz/ ben sanır) Emre onbey |
EŞİK Bu yekpâre akış, durgun, derinden... Her aynada yalnız kendi görünen Bu yüz ve şifasız hüznü eşyanın Kendi cevherinde mahpus bir ânın Dağıttığı dünya hep yaprak yaprak, Dalgın, unutulmuş sesleri uzak Bir uykudan bana tekrar dönenler, İçimde, dışımda hep aynı çember! Bin elmas parıltı oyun ve halka Küçük ve hiç değişmez dalgalarla Bende bana meçhul akşamlar yoklar! Gülen ve gömülen gölge ufuklar Acayip davetlerin rüzgârında Her lâhza yine kendi sularında!... Uzakta, aya çok yakın bir yerde, Çılgın ve muhteşem harabelerde, Büyük sükûtların fırtınası var. Mermer duvarlarda kırılmış sazlar, Çok genç uçuşunda ve hangi haşin Yıldıza gülerek çarptığı için Alnında bir siyah nokta geceden Kovulanlar ışık bahçelerinden, Bütün ayrılıklar hepsi orada Bu çıplak, ümitsiz ve saf duada. Ve bir kadın beyaz, sakin, büyülü Göğsünde kanıyan bir zaman gülü Mahzun bakışlarla dinler derinde Olup olmamanın eşiklerinde. Garip telâşını, binlerce fecrin Ocağında nezir güvercinlerin Hülyâm o kıvılcım ve kül yağmuru Çırpınır bu beyaz mahşere doğru! Ey hiç şaşmayan göz, büyük atmaca Gölgesi güneşin üstünde uçan Dişi kuyruğunda ebedî yılan, Ve üstüste rüyâ! Bir ses yavaşça, Bir ses, bin uykudan mahmur ve zengin Zümrüt usaresi maviliklerin Suların üstünde arar kendini Yoklar, ömrün bütün sahillerini Çizgiler silinir, ufuk bir beyaz Çin kâsesi olur, toprak, yosun, saz Hep birden tutuşur, nârin kemerler Alevden sütunlar, altın, mücevher, Ah bu çılgın yağma...Orman çatırdar Ve çıplak aynası ufkun tekrarlar Büyük masalını aydınlıkların. Elele bir oyun bugün ve yarın Bütün pınarlara koştum cevap yok Tekrar bana döndü her attığım ok Her çığlık önümde tutuştu, yandı Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı, Yabanî otlarla örtüldü duvar... İlhamlı çehresi hilkatin sular Kaç kere değişti önümde böyle, Birbiri ardınca gün ve mevsimle... Ve kaç kere bahar güldü derinde Güllerin kanıyan bekâretinde Taze gülüşüyle toprağın suyun... Tılsımlı kadehi her susuzluğun Ey şafaktan, sırdan, arzudan hayâl Yıldızların bize ördüğü masal Kaç kere yarattım tenhada seni Beyaz kollarını, sıcak buseni... Bakışın, gülüşün, neş'en ve hüznün Ay altında bir gül nağmesi yüzün... Evet çok bekledim, kaç kere hazan, Dinç atlar koşturdu boş ufuklardan Yeleler alevli, ağız köpüklü, Bulutlar bir kanlı hiddetle yüklü Geçtikçe batıya doğru önümden Zâlim ümitlerle ürperirdim ben, Duyardım her an uzlette bir yeni Âlemin yıkılıp devrildiğini Çılgın mahşerinde ses ve renklerin... Benden sor sırrını mesafelerin Benden sor ve benden dinle akşamı... Rabbim bu sonsuzluk ve onun tadı... Bir ses yavaşça der, bırak yalvarsın, Hayat bu kapıda...ne çıkar varsın, Nakışlar gülmesin beyaz taşında Ölüme benzeyen bu susuzluğun Çağlayan hayâller yeter başında... Bir fikir, bir şekil dalında olgun Bu ağır sallanan hazan meyvası, Gurbet, mendillerin çırpınan yası, Yüzler ki bir uzak müjdeye benzer, Her türlü ışığa kapanmış gözler, Her şey, hepsi, gülen, susan, kamaşan Rengiyle toplanır bende ve akşam Rüzgârla tarümar, mevsimle sarhoş Gelir ta kalbimde düğümlenir... -Boş... Boş ve ümitsizdir akşamın hüznü Bu tenha çeşmede bir an yüzünü Seyredenler altın sazlar içinde Ruh muammasının ürperişinde Kaybolmuş sanırlar kendilerini... Bırak bu tesadüf bahçelerini... Hakikat çok uzak, karanlık, derin Bir dille konuşur, büyük köklerin Toprakla ezelden karışmış dili! Geceyle ölümdür asıl sevgili Bu ikiz aynada toplanır yollar Karanlık yaratır, ölüm tamamlar. Kaçalım seninle biz de geceye Ölümün kardeşi saf düşünceye... Yeter büyüsüne aldandığımız Güneşin...biraz da yalnızlığımız Kendi aynasında gülsün, gerinsin Güvercin topuklu sükût gezinsin. Ahmet Hamdi TANPINAR |
YAĞMUR Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla Evlerin arasına dikilir yesil bayrak Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça, ateşler sahinin hayalleri Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü On asırlık ocağın savururdum külünü Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü Badiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin, bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydim Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır Sesini duymayanlar girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin Saatlerin ardında hep kendimi aradim Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekanın fırçasında solmayan resim senin Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü Nefsinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım NURULLAH GENÇ SANA BAKMAK her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla uçak örneğin uçurtma mesela altına konulabilir bir ayağı ötekinden kısa olduğu için sallanan bir masanın veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine. bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında güzelliğine benzetme bulmak zor sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim anlarım bitkiden filan ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla sen bana ışık ver yeter bende filiz çok köklerim içimde gizlidir gelen giden açan soran bere budak yok bir şiir istersin “içinde benzetmeler olan” kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok uzun bir yoldan gelen tedariksiz katıksız bir yolcuyum yaralı yarasız sevdalardan geçtim koynumda bir beyaz kağıt boşluğu her şeyi anlattım olan olmayan acıtan sancıtan bilsem ki sana varmak içindi bütün mola sancıları bütün stabilize arkadaşlıklar daha hızlı koşardım severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine sana bakmak suya bakmaktır sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar bahçıvanlar değil tüccarlardır sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken sana şiir yazmak ahmaklıktır bir tek söz kalır dişlerimin arasından ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır her şey olmaya hazır sana bakmak suya bakmaktır gördüğün suretten utanmak sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak allah’a inanmaktır YILMAZ ERDOĞAN BU YOL NEREYE GİDER bir kuğunun boynuna dokunurken… yol bir yere gitmez içerde düz saçlara uğrar ayak üstü bir akşamüstü her plansız ürperişin sonu hüsran ve hüsran çok sanat müziği bir kelimedir yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir yol yoluyla gidebilir yare yoldan çıkabilir apansız ve ömür bitebilir yoldan önce ama yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir yaşamak hızlı bir ölme biçimidir düşünce ışıktan yavaşsa erken gidilmelidir gerdan sözcüğüne bir kuyumcuda da rastlayabilirsin bir kasapta da kalbin sızlamaz bir kuzu yüreğini vitrinde görünce o bir beslenme biçimidir ama korkarsın kurdun sevdiği havadan ayakkabı yaparsın yılandan yol bir yere gitmez o bir durma biçimidir her garantiyi istersin hayattan oysa ölümle yaşam arası uzun malum ince bir yol bir yere gitmez o bir ölme biçimidir iyi yolculuklar denmez bir gidene yapılamaz çünkü çok yolculuk bir seferde yolcu denmez her gidene herkes o yolun taraftarı olmayabilir hiç bir sürgün gittiği yolu sevmez mesela yol bir yere gitmez o bir susma biçimidir soğuk bir taşıtın uğultusunda YILMAZ ERDOĞAN |
Senle türkü tadında yaşamak Hayatı yani, Bu kavgayı Senki kavgamda bir çiçek Bu keşmekeşke kokusuyla dindiğim Senki kavgamda bir ezgi Her duyduğumda huzur bulduğum Ve senki kavgamda bir insan Binlercesinden bir tanesi Ama Özlediğim, Onurlu düşüncelerle kalbimde beslediğim, Sevdiceğim. Senle yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadı, Gözlerine bakarken kaybolmalarım Ve kalbimde kıpırdayışlarının hissettirdiği O tarifsiz güzel duygulardır Beni bu kavgada güçlü tutan... aslan dilekçi |
Ayrılık Sevdaya Dahil / Attila İlhan açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın en görkemli saatinde yıldız alacasının gizli bir yılan gibi yuvalanmış içimde keder uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın rüzgâr uzak karanlıklara sürmüş yıldızları mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan onu çok arıyorum onu çok arıyorum heryerinde vücudumun ağır yanık sızıları bir yerlere yıldırım düşüyorum ayrılığımızı hissettiğim an demirler eriyor hırsımdan ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş tedirgin gülümser çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili hiç bir anı tek başına yaşayamazlar her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar gittikçe genişleyen yakılmış ot kokusu yıldızlar inanılmayacak bir irilikte yansımalar tutmuş bütün sâhili çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil çünkü ayrılık da sevdâya dahil çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili yalnızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık hava ağır toprak ağır yaprak ağır su tozları yağıyor üstümüze özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı karanlık çöktü denize yalnızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi tuz parça kırılsak da hâlâ içimizde o yanardağ ağzı hâlâ kıpkızıl gülümseyen -sanki ateşten bir tebessüm- zehir zemberek aşkımız |
COK ISTIYORUM OYLE COK ISTIYORUM KI SENI YUREGIME KOYMAYI YUREGIMDEN RUHUMA SALMAYI ANCAK OLUM GIBI CIKMANI BEDENIMDEN ACI ILE ECELIM LE SENI KAYBETMEK OLUM KADAR ZOR OLSA DAHI COK ISTIYORUM SENIN ASKINI RUHUMDA TASIMAYI AYRILIGININ HASRETI KAVURSA BENI CEHENNEM ATESI GIBI SENI SEVMEYI HARAM KILSALAR SONU CEHENNEM OLSA DAHI ZINCIR KIRAR DELI YUREGIM DUSUNMEN SENSIZ AHIRETI OYLE COK ISTIYORUM KI SENINLE DUNYAYI TERK ETMEYI ZAMANIDIR ARTIK GEL HADI GOZLERIMDEN BAK DUNYAMA YUR İLHAN DURU |
Kaç Acı Çaktılar Yüreğime Kaç acı çaktılar Yüreğime… Kaç damar dolandı Benliğime… Gün neydi? Cuma…Pazar… Ya da her neyse. Kaç gecedir bu sorgular! İliklerine kadar ıslaksın Teninde sevda yanığı Titremelerin sıcak koylarda doyumun. Aralıksız buz gibi sular, Sıyırır tazeliğini aşkın. Hele az az voltajı Arttırdıklarında, İlk günkü gibi sarsıntılar Sarar her yanını. O elini tutmaya korktuğun, Bir teline zarar gelir diye Okşamaktan korktuğun sevgili, Ve Gözlerinde kaybolma isteğin. Kaç acı çaktılar Yüreğime… Aşkıma akıttığım terdeki Her tuz taneciği Sorguda Anadır,bacıdır,kardaştır… Sanki tuz yakmaz bedenini Bir farklı sevgiyle sarar. İçini ısıtır nedensiz. Oysaki; İçine işleyen hücre duvarlarının Lanetidir. Bir de bakarsın o rutubet Yarin kokusu olur. Kaç acı çaktılar Yüreğime… Her sorguda; Birermi Yoksa üçer beşermi? Kaç acı çaktılar? Kaç… Işın Ergüney |
İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. Merdivenlerin oraya koşuyorum, Beklemek gövde kazanması zamanın; Çok erken gelmişim seni bulamıyorum, Bir şeyin provası yapılıyor sanki. Kuşlar toplanmış göçüyorlar Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Cemal Süreya |
Kaç Kişiyiz Kendimizde Pavese, Malcolm Lowry. İkizlerim. Gece de sonsuz değil, kötülük de. Ben de denedim. Lav fokurdarken, gidip geldim delilikleri. Bin vampir besledim şuramdaki inde. Sövdüm ve şehvetle öptüm her Meleği; ah! Bilemedim. Kaç kişiyiz kendimizde Karabasanlar yaşattım beni sevenlere, bir hataydım, besbelli. İçimdeki ölümden içimdeki ölümden içimdeki ölümden ürettim her şeyi. Ahmet Oktay |
HASRETLİĞE İNTİZAR Ayrılık günlerinin şafakları atanda, Kapanıp dizlerinde yıllarca kalamadım. Varlığımda küçüldüm,kahroldum yokluğuna, Kahve gözünü öpüp,saçını koklamadım. Ne hancılar bıraktım ne de kervansaraylar, Yürüdüm yollarından ,geçti mevsimler aylar, Akşam karanlığında su dökündüğün çaylar, Sırrıma ermediler,aradım,bulamadım. Gezmişsin bahçesinde bin bir renk çiçeklerin, Rastladım rüzgarlarda uçarken eteklerin, Kahroldum kıskançlıktan;kırılsın bileklerin, Güllerden sakındım da elinde solamadım. Naim ÖZDAMAR |
SEVDALI BAŞIM... http://img153.imageshack.us/img153/5517/cid25aah0.gif http://img153.imageshack.us/img153/5517/cid25aah0.gif Ah benim sevdalı başım Ah benim şair telaşım Ah benim sarhoşluğum Ah çılgın yüreğim Sus artık uslandır beni Kaç okyanus geçtim böyle Kaç denizde yitip gittim Kırılmış direkler yırtık yelkenlerle Kaç seferden yorgun döndüm Ah benim yaralı ruhum Ah benim insan kusurum Ah benim isyanlarım, ah yalnızlıklarım Gel artık uslandır beni Ah benim iyimser yanım Ah benim aldanışlarım Ah benim kavgalarım Ah pişmanlıklarım Sus artık uslandır beni... http://img172.imageshack.us/img172/8296/brunodemaiothethoughtheader3vn4.jpghttp://img153.imageshack.us/img153/5517/cid25aah0.gif Zülfü Livaneli http://img153.imageshack.us/img153/5517/cid25aah0.gif http://img156.imageshack.us/img156/7011/hazal139jf.gif http://img126.imageshack.us/img126/9329/siirkart63mfsf5.jpg http://img156.imageshack.us/img156/7011/hazal139jf.gif http://img99.imageshack.us/img99/3944/gwo5.gif GUL ve DIKEN ..................©.......©© © güllerin içinden bir gül sevdim .............©©©..©.©©©©© ..............©©..©©.....© sahipli oldugunu nerden .............©©©.©..©.....© ............©©©©.....©©...©©©©©© bilebilirdim ...........©©©©©......©©.©......©© ..........©©©©©.......©©........©.©© sevgi sahipli olmaya ..........©©©©©.......©.......© bakmaz ki ..........©©©©©©.....©.......© ...........©©©©©©....©......©kopartilacagini nerden ............©©©©©©©©.......© düsünebilirdim ................©©©©©©©.©© koklayip sadece sevecektim ..©©©©©©©..........©© ...©©©©©©©.........©bana dikenlerini batiracagini ....©©©©©©.........© © .....©©©...©.......©© nerden tahmin edebilirdim .............©........© yine de gülü sevip .........©©©©.©...© dikenine de katlanabilirdim .......©©©©©©..©..© ......©©©©©©©...©.ona zarar vereceklerini bilseydim ......©©©©©......© ......©©.........© bana karsi güllerin arasina .......©.........© ...............©.© saklanacagini görseydim ................©© ................© herzamanki gibi onu ................© ................© uzaklardan sever izlerdim http://img99.imageshack.us/img99/3944/gwo5.gif http://img204.imageshack.us/img204/6861/barre6kn.gif Sus / ma! Sustum! Sensizliğin ilk zifiri karanlığında Titredim ılık rüzgârlarda Yüzüme tokat gibi çarpıyordu, Her defasında '' Sensizlik Yaralanan dilim miydi? Neden sustum? Acıdıkça yüreğim Koştum sokaklarda Seni aradı hep gözlerim Dilim susarken seni haykırdı yüreğim Susmayacak bilirim http://img204.imageshack.us/img204/6861/barre6kn.gif |
Her sey cok guzel baslamisti, Ansizin girivermistin gonlume, Icime sicak,sicak bir seyler akmisti, Oyle isitmisti ki yurecigimi, Sanki kanatlanip ucuverecektim, Artik gunes bir baska doguyordu gecenin ardindan, Bulbuller bir baska sakiyordu, Hayat daha guzel akiyordu, Bize mutluluklari sunuyordu, Ama o da ne… Herhalde birisi fisi cekti .. Ortalik birden karardi, gozlerim eskisi gibi gormez oldu, karanliklar icinde kaliverdim, kayboldun karanliklarin icinde, bir veda bile etmeden… CANAN DERE |
İÇKİYE BENZER BİR ŞEY İçkiye benzer birşey var bu havalarda Kötü ediyor insanı ,kötü Hele birde hasretlik oldumu serde; Sevdigin başka yerde , Sen başka yerde; Dertli ediyorinsanı, dertli İçkiye benzer birşey var bu havalarda, Sarhoş ediyor insanı,sarhoş. Orhan Veli |
AĞLIYORUM Yanlızlığım gelir aklıma Üzgün ve çaresiz Sensizliğe isyan ediyorum Kurtulmak istesemde yapamıyorum, AĞLIYORUM... Bir deniz düşün balıksız Bir tarla düşün başaksız Bir ana düşün evlatsız Ben düşünemiyorum, AĞLIYORUM... Sensiz geçen günlerimde Tek tesellim anılar Neden bilmiyorum acı verenleride var Unutmak istesemde kimisini Başaramıyorum yine, AĞLIYORUM... MERVE ÇAVUŞ |
Yuregim Yuregim Islaktir benim Kuytularda aglamaktan Ve hafif ucuktur rengi Kurusun Diye kac kez Gunese asilmaktan... SUNAY AKIN |
Acelen Ne Aşkı dayanıksız olan, acelesi olandı Hayata diye koşan, ölümden korkandı. Aşk, acı çekmeye ya da çektirmeye Peşinen gönüllü olmaktı... Dönemeçleri süratle dönmen Değiştirmezdi hiçbir şeyi gerçekten Dingin ve sessiz bekleyişi bitirmeseydin Kendi bitecekti zaten... Takvim yaprağından hızlıydı sevdan Bir ömür yaşanacaktı, anlara sığan. Yıllar, aylar, haftalar, günler Ağır ağır sonlanacaktı zaten... Gitme telaşındaydı gelmen Zamanın önüne geçen korkun Bilinmez, ucu açık bir gelecekti Beklesen, dilediğince geçecekti zaten... 03.11.2004 Nurdan Ünsal |
Hayat Denilen Şu Hayat Hayat denilen şu hayat Kimine tatlı,kimine bayat İstersen sakla,isteresen at Atsan atılmaz,satsan satılmaz Hayat denilen şu çarkı Değirmenden yoktur farkı Kimisi yetmiş,kimisi kırkı Giden gide,kalanlarda gider Hayat denilen şu yaşam İçindeyiz sabah akşam Ne gelen ağam,ne giden paşam ne sıradaki gitmek ister,giden geri gelmez Yaşam denilen şu devra alem Kimine güldür,kimine elem Kimine kepçeyle,kimine dirhem Ta dert çektirir,yada mal verdirir hayat denilen yaşama sarılmalı kenarından değil içinden vurulmalı Hedef ne olursa olsun varılmalı herşeyin tekrarı var,yaşamın tekrarı olmaz ki Mehmet Sait Akkuş |
Hasretinden Prangalar Eskittim Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden bilmeze, ***** yalana. Ard-arda kaç zemheri, Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül-gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara, Akan yıldıza, Bir kibrit çöpüne varana, Okyanusun en ıssız dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır Üşüyorum, kapama gözlerini... Ahmed Arif |
Sen Yoksun Sen yoksun deniz yok yıldızlar arkadaşım ya bu gece harika bir şeyler olsun yahut bir bomba gibi infilak edecek başım. Ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım İstanbul minareler odamda gibi gökyüzü temiz ve parlak işte kol kola girmiş en mesut günlerimiz muhalif bir rüzgâr karşı sahilden. Fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz havada kanat sesleri ve çılgın kokular. Deniz yok yıldızlar uzaklaşıyor ben yine yalnız kalıyorum İstanbul minareler kaybolmuş SEN YOKSUN. Attila İlhan |
Acını sardım şiirlerime acımıyorsun bende sevda rüzgârına döktüm içimi çoktan unuttum seni kokunu, düşlerini, gülüşlerini, sevişlerini unuttum, unuttum seni … Sen de unut delirme pahasına yaşadığın akşamları ve beni unut yağmurlu karanlığı, sıtmalı yalnızlığı günahı, şaşkınlığı sevişmelere oturan ağlamayı yemeyi, içmeyi, sarhoşluğu unut benim gibi seni unuturken tutuklanır gibi yaşam anlamından sıyrılır gibi… mümtaz hakan sun |
Alıcı Kuş Vurur düşlerine ozanın Güneş kızgınlığından birkaç ağustos Birkaç ağaç Yüksek ormanlar kuytusundan Kardeşliğin alıcı kuşu Kalkar konar Köylü Biçer ayrık otlarını ayırır başaklardan Kalkar konar Kardeşliğin alıcı kuşu İşçi Tutar ucundan en acar biçimlerin Sürer Bin başıboş atı bin cehennemi birden Kardeşliğin alıcı kuşu Kalkar konar Duran el Gitmeyen ayak Bir göz ki Arkasında bir ölü gözü Bir ses ki Arkasında bir ölü sesi Döner durur Kardeşliğin alıcı kuşu Kalkar konar Bir açık yürekten bir ötekine Bir bugüne bir yarına Alıcı kuşu kardeşliğin Arif Damar |
Bu Vatan Bizim Haydi millet durma, zaman bu zaman, Albayrak inmesin, susmasın ezan. Yaralı kalırsın, şehit olursun, Albayrak inmesin, susmasın ezan. Bu vatan bizimdir, canımız vatan, Yok bize ondan başka kucak açan. Şehitler diyarı, şu aziz vatan, Albayrak inmesin, susmasın ezan. Albayrak göklerin güzel süsüdür, Uğrunda ölenin son örtüsüdür. Ar’ımız namusumuz o inan, Albayrak inmesin, susmasın ezan. Vatan olmaz ise bayrakta olmaz. Bayraksız vatanda vatan sayılmaz. İmandır insanı ona bağlıyan, Albayrak inmesin, susmasın ezan. Ramazan’ım vatanımı severim. Gerekirse canım bile veririrm. Haydi, ulu Türk, yiğit müslüman, Albayrak inmesin, susmasın ezan. Ramazan Ateş/Enschede |
Söylenemeyen Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? .. Yağmur bırakmadan geçen bulutlar gibiydi zihnimdeki düşünceler; dilime düşmeyen, sözcüklere dönüşmeyen! .. Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? .. Her zaman fazla oldu söyleyemediklerim, söyleyebildiklerimden! .. Her zaman; bir bilinmez lisandaki çözülmez şiirleri koklayıp, Hissettirmeye çalıştım sana... Her zaman biraz daha zaman kolladım seslenmek için sana, ve her zaman hayıflandım; Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? .. Kendi karanlığında; güneşe görünmek için karar veren bir tohum gibiydim... Zordu çıkmak gömüldüğüm çamurdan; Ama güzeldi!.. Sen güzeldin ve ben, güzelleşiyordum seni düşündüğümde!.. Kendi karanlığında; güneşe görünmeye karar verip Yeşillerini giyen bir tohum gibiydim... Boyutları değişiyordu hayatımın... Yani, değiştiren sendin boyutlarını hayatımın; büyüyordum, Gelişiyordum, genişliyordum... Söyleyebildiklerimden çoktu her zaman, söyleyemediklerim; Bu yüzden kelimelerimin arası açılıyordu!.. Sığdıramadığım her duygu; iki kelimemin arasındaki boşlukta gizli... O yüzden, yazdıkça parmaklarım,,, ve işte yine o yüzden söyledikçe dilim topallıyor!.. Toparlayamıyorum zihnimi... Seni özlüyor, ve terliyorum özledikçe; Seni koklamak için... İçimdesin! Muammer Erkul http://by142w.bay142.mail.live.com/mail/SafeRedirect.aspx?hm__tg=http://65.55.153.121/att/GetAttachment.aspx&hm__qs=file%3d3549d70f-2fa8-45b1-ae9b-d7bc8830afd7.jpg&ct%3daW1hZ2UvanBn&name%3dYWx0cnNtLmpwZw_3d_3d&inline%3d1&rfc%3d0&empty%3dFalse&imgsrc%3dcid%253a0e5001c8a3e2%252490f57180%25246502a8c0%2540nebahat&oneredir=1&ip=10.1.106.117&d=d1596&mf=0 |
K ı s a c a Hep akreple yelkovanın didiştiği bir yerdeydik Bir dilimin hep benimdi Özgür bırakılan günler bize yabancı Kısaca; İkinci perde ne zaman başlayacak ya da dekor ne zaman değişecek. Telefon ahizesiydin bazen Bir fotoğraf albümünde birikendin Şiirleşendin ömrümün sarı kağıtlarına Bir gül olup düşendin cep mesajlarıma Kısaca; Ne zaman beyazlara bürüneceksin ya da ne zaman şahitler gözetiminde bir masada evet’leneceğiz. Yokluklarında yazdım hep sana dair şiirleri Sensizliklerde düşledim senlilikleri Bölündüm gülüşünlü, gözlerinli hayallere Gezindim durdum vatan hasretiyle sensizliğin gurbetinde. Ama artık vize sürem bitti Kısaca; Parmağımda halkalanır mısın Ya da benimle evlenir misin... *** .....Serkan Öztürk..... |
| Saat: 14:48 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık