MsXLabs

MsXLabs (https://www.msxlabs.org/forum/)
-   Genel Mesajlar (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/)
-   -   Şiir Nehri -2- [Arşiv] (https://www.msxlabs.org/forum/genel-mesajlar/16184-siir-nehri-2-arsiv.html)

RuYa 31 Mart 2008 16:21

Her kısa ayrılık
Bir ömür
Bir zulüm gibi
Ben küçük bir çocuk
Islak bir kaldırıma çömelmiş
Yağmur damlalarından muzdarip
Titrek elleri
Kırılgan kalbiyle.

Kurtarmalısın beni bu öldüresiye
Soğuktan
Acıdan
Bir sen varsın başka kimsem yok
Cesursan
Dayanabiliyorsan
Tut elimden.
Bana bir parça ekmek olmayı
Sıcak bir elbise
Sıcak bir ev olmayı göze alabiliyorsan.

Gülmeyi hatırlatmalısın bana,
Yüzümü yüzüne sürmeliyim doya doya
Kana kana
Ve gözlerimi kapatırken
Hayata
Ellerinle kapatmalısın gülen gözlerimi
Son kez
Dünyaya..... gürkan kılıç


Misafir 31 Mart 2008 21:56

Binmediğim hiçbir otobüs,
Beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde.
Gittikçe azalıyor hayat.
Neyi erken yaşadıysam,
Hep ona geç kalıyorum.

Sana göçüyorum her sonbahar.
Yolların çıkmıyor aşkıma.
Unuttuğun yağmurların adı saklımda.
Seni içimden terk ediyorum...

Susmaktan yoruldum.
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri,
Efkar demliyorum gözlerimde.
Yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum.
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi.
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp,
Seni içimden terk ediyorum...

Ne unutacak kadar nefret ettin,
Ne hatırlayacak kadar sevdin!
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin,
Biliyorum.
Beni hep bulmamak için aradın.
Yanılgımdın,
Yandığımdın,
Yangındın...

Sensizliğe yenilmek,
Sana yenilmekten zor olsa da,
Ardımda bir sürü belkiler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum...

Şimdi
İçimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık;
Tamamlayamadık bizi.
Elimden tutmadın yalnızlığımın,
Saçlarımı da uzaklarına gömdün.
İçimin mavisi senin okyanusundandı.
Al! Geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun.
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim,
Sana bensizliği terk ediyorum.

"Yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin.
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuhaf değil mi?
İçimi acıtan da sendin,
Acımı dindirecek olan da...
Ya öldür beni dedim,
Ya da git benden.
İçi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim.

Aldırmadın aldırmalarıma.
Bir gecede yakıp yarini,
Şafaklara sattın ihanetini!
Külüme basanlar bile utandı yaptığından.

İşte soluk bir ömrün
Son nefesi.
Benden,
İçimden
Terk ediyorum...



........Kahraman TAZEOĞLU........


arwen 2 Nisan 2008 00:42

Eğer sevseydim seni
Yıldızlardan adını yazardım
Karanlıkları aydınlatsın diye

Eğer sevseydim seni
Leyla yaşasa kıskanırdı
Mecnun şüphe ederdi sevgisinden

Eğer sevseydim seni
Dağlar yastığın olurken
Bulutlar yorganın olurdu

Eğer sevseydim seni
Dilimde ismin, kalbimde sevgin
Hiç eksik olmazdı

Eğer sevseydim seni
Kumrular uçmaz
Turnalar inan hiç göç etmezdi

Eğer sevseydim seni
Elinde başka eller
Yanında gölge olmazdı
İnan sevseydim seni


abdullah ramazan


Sedef 21 2 Nisan 2008 02:36

KIRGIN ARKANA BAKMA

O şehrin salıncakları düşürdü çocukları
İtfaiyecileri sözleştiler yangınla
Irmağının kıyısına çadır kuramam artık
Elimi uzatamam kapı tokmaklarına

Çarşafları kirli artık, yatamam otelinde
Çaylarını içemem bildik park kahvesinin
Irmağının kıyısına çadır kuramam artık
Halam beni bir daha o şehre beklemesin

O gün düşürdüm cebimden, getirmesin bulanlar
O şehirde çektirdiğim son hatıra resmini
Artık her yerim üşüyor, o şehir benim için
Avcı duvarında asılı ceylan derisi

Bastırılmış duyguların şiirini yazmalıyım
Mezun verdi güz okulu bu yıl da
Kelebek kanatlarını kopardığı doğrudur
Bahçelerini kuşatan dikenli çit tellerinin
Sabun arıyor şehir, ellerini yıkayacak
Benim içimden gelmiyor başkası versin

Bilmiyorum ne kadar sürecek kırgınlığım
Yama tutar mı bilemem yüreğimdeki yırtık
Arada bir giderdim çocukluğumu bulmaya
Gitmek gelmiyor içimden büyüdüm artık

Abdülkadir BUDAK


nünü 2 Nisan 2008 09:07

Sen Gelince
Sen gelince gökkuşağı renginde
Çiçekler açardı içimde kucak kucak
En güzel, en hoş kokulu, en nârin
Kır çiçekleri misâli renk renk
Yüreğimde sevdânın en tatlı
Rüzgârı eserdi ferahlardı gönlüm
İçimde kıpırdaşan sevinçler
Br bir fışkırırdı sanki rûhumdan
Sapsarı buğday başakları gibi
Yağmur olur yağardı sevdâm
O nâdide gönlüne damla damla
Umrumda bile olmazdı oysa ki
Çakan şimşeklerle gökgürültüsü
Ve esen korkunç fırtınalar dahi
Yüreğimde hep seni saklardım
En değerli hazinemdin sen benim
Şimdi de öyle değişen birşey yok ki
Değişen bir tek şey var ki o da sana olan
Gün geçtikçe çoğalan sevgimdir sevdiğim

Timur İlikan


RuYa 3 Nisan 2008 12:47

SENİ SEVİYORUM
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ? ...
Şafağın her söküşünde
Saçlarından hayata asılmamın tek nedeni sen varsın
Unutma! ...sana tutku halinde bağlanmam için
Milyonlarca sebebim var....
Şu çirkef dünyada tek parıltı sensin
Ünlü bir heykeltıraşın spatulasından çıkmış gibi
Fakat...sönük bir parıltı değil..
Güneşin tüm ışıklarını silik bırakan bir parıltı
Şu kuru ayazda içimi yakan bir volkan gibisin
Cayır cayır esiyorsun
Yüreğime işleyerek..
Sonrada çekip gidiyorsun
Ne zaman yaktığını ne zaman geldiğini fark etmeden...
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ? ...

Kulağımda ne zaman bir aşk şarkısı işitsem
Melodilerde sen akıyorsun
Ne zaman nostalji bir aşk şiiri okusam
Damlayan mısraları hep ama hep..
Saçlarını gözlerini getiriyor bana..
Bilmelisin...her an yanımdasın
Seni hissetmem görmem için bir an düşünmem yeterli..
Zannedersem ilk defa bir kızın kokusu yüreğimde fırtınalar estiriyor..
Kendi kendime ferhatın aslıya aşkındaki gibi
O damı..bu tatlı ten kokusuyla avare olmuştu diyorum...
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ? ...

Belli sen busun
Fakat sen beni
Ben olduğum...öyle yada böyle olduğum için seviyor musun...
Söyle bunu kim bilir
Saçlarını okşamayı
Saçlarımı okşamanı
Boynuma atılışlarını..buselerini
Tenini koklamayı
Sarılıp sarılıp kopmalarını
Seni seviyorum
Bir yıldız gibi gözlerimin önünden kayıp giderken
Sahte dünyada cennette gibiyim
Sadece bir vakit elimde tutuyorum o cenneti
Bilmem bir müddet sonra ne olacak
Kim bilir rezil edip kopup uçup gitmiş olacak
Seni SEVİYORUM
NEDEN Mİ? ...

Eşsiz haline huriler gıpta ediyor
Sahte alemde ise
Beşeriler arasında..
Zannedersem...bir ben...yada bir iki şanslı..
Bu güzelliği algılayabiliyor..
Ömür bitene kadar
Mahvolana kadar
Yanında kollarında saçlarında asılı kalsam
Bunu hissediyorum bu bir işkence olur
En çok yüreğinde senle olamadığım için
Seni Seviyorum
Neden mi? ...

Bir tebessüm ay ışığında, tek aydınlığım
Bana her şeyi ama her şeyi bir kenara attırıyor
Gülüşünde, gözlerinde, takılıp kalıyorum
Sadece izleyip tadını çıkartma duygusu alevlendiriyor..
Ah! ..bebeğim..seni seviyorum
Bak her şey yetersiz
Bu kadar nedenin ardına bile
Seni ne çok sevdiğimi
Ne çok saçlarında asılı kalmayı
Kollarında uyumayı
Sana dokunmayı...
Gözlerinde tutuklu kalmayı anlatamadım....


ÖZLÜYORUM
Özlüyorum seni. Gücüm yetmiyor unutmaya
Özlüyorum elini tutmayi sesini duymayi
Boynuna sarilip omuzunda aglamayi
Nedensiz sevinçleri
Hasret dolu sevgi dolu simsicak düslerimi
Özlüyorum
Gücüm yetmiyor unutmaya
Seni aramazsam unuturum sanmistim
Girmez sanmistim hayalin beynime
Geceleri düslerimde
Gündüz baktigim heryerde seni
Özlüyorum..
Renkler gitmenle soldu
Kirmizi kirmiziligini unuttu
Mavi maviliginin farkinda degil
Beyaz yanliz sen giydiginde güzelligini haykiriyormus
Özlüyorum
Bu özlem bu bekleyis hiç bitmiyecek
Ruhumda sana açan eflatun renkli çiçekler solmayacak
Olmasanda sensiz sensizligi yasatacagim
Sensiz seninle olmayi basaracagim
Sonun yaklastigini hissettigim gün
Beyaz,bembeyaz mendilimi sallayarak
Sensiz yasamin kahrediciligine veda ederek
Seninle sonsuzluga kavusacagim KEMAL SELÇUK ARIKAN


nünü 3 Nisan 2008 13:55

Gelir misin?

Cam kirigi gibi bakan gozlerim var benim...
Ruhum ayazda kalmis gibi, titriyor.
Savrulan saclarim,
gecenin bir yarisi inat edip ruzgarla savasiyor.
Kiymik gibi yuzume geciyor cam kirigi yaslarim...
Yuzum kan icinde, ruhum felc geciriyor...
Karanlik lanetini ustume kusarken,
bir isIk gibi gozlerin parliyor...

Once cam kiriklarindan siyiriyorsun gozlerimi.
Ayazda kalan ruhumu aliyorsun avucuna,
isitiyorsun icimi.
Savrulan,
inatci saclarima surdugun bakislar sakinlestiriyor ofkesini.
Yuzumu siliyorsun. Kandan eser yok, yaralar kapaniyor.
Gozlerin karanligin ustune bir dua dokuyor, lanet siliniyor...

Sen varsin diye, artik gunler daha guzel...
Sen varsin diye, artik icim umut dolu...
Elimde bir testi dolusu su...
Suyu tasa dokuyorum, su sen...
Gulumsuyorsun. Berrakligin, kalbini yuzune vuruyor.
Kalbin dilsiz. Ama anlatmaktan yoksun degil.
Didarinin en sahane yerine abd oluyorum, inanmiyorsun.
Gecici bu tutku, bu arzu, bu ask diyorsun.
Sarki sozlerini aratmayacak bir kafiye ile
ardindan bana umut veriyorsun.
Ben umudumu surup kirpiklerine, adini dokuyorum hece hece...

Gelir misin, bilmiyorum. Ama bekliyorum seni ayni yerde...

Solmaz Akca


nünü 4 Nisan 2008 09:01

Olamadım Sensiz
Uzun gecelerin koynunda olamadım
İlşip karanlığın bir ucuna sensiz
Elleri böğründe biçare ümitsiz
Kuru yaprak misali hazan mevsimi
Rüzgarın önüne düşemedim amansız
Olmadı düşemedim zamanın önüne
Kelebek misali düşemedim caresiz
Açmadı goncalarım mevsimsiz zamansız
Kalamadım dudağının kıyısında hissiz
Gamzelerinin çukurunda ölemedim kefensiz
Gözlerinin elasında bakışlarım sensiz
Olamadı denizlerim fırtınasız boransız
Gemilerim rotasız pusulasız limansız
Süzülüp gidemedim mavide bandırasız
İçim yanarken öyle gidemedim dumansız
Olmadı gökyüzüm bulutsuz martısız
Nisanlarım yağmursuz baharlarım çiçeksiz
Olmadı gülüm yazlarım gülüşsüz neşesiz
Olmadı ellerim tenim canım sensiz
Seherlerim şebnemsiz olamadı aşksız
Olmadı gecelerim mehtapsız yıldızsız
Bölük pörçük gecelerim uykusuz kokunsuz
Sevdam sensiz olamadı soluksuz nefessiz
Olmadı yüreğim sensiz sevdansız
Deli dalgalarım olamadı olmadı kıyısız
Aşım tatsız tuzsuz ocağım dumansız
Hanem viran gönlüm perişan olamadı
Olmadı karakışım karsız fırtınasız
Olmadım olamadım ben sensiz.....
Hasan Odabaşı


miss_didem 4 Nisan 2008 11:44

GİDERKEN
Bilerek mi yanına
almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı
çukuru

Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar

Beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur...
Sunay AKIN


arwen 4 Nisan 2008 18:08

CESARETİN VARMI

Sevmek yürekle olur, hani o sende
Cesaretin var ise, sevdiğin söyle
Köşe bucak kaçmakla, olmuyor öyle
Haydi utanma haydi, gerçeği söyle

Can verse benim için, inanmam ona
Beni bu hale koyan, o zalim ama
Madem seviyordu da, neden terk etti
Beni yalnız başıma, bırakıp gitti

İLYAS ŞENER.


LaDymm 4 Nisan 2008 19:34

Seni Seviyorum
NEDEN Mİ? ...
Şafağın her söküşünde
Saçlarından hayata asılmamın tek nedeni sen varsın
Unutma! ...sana tutku halinde bağlanmam için
Milyonlarca sebebim var....
Şu çirkef dünyada tek parıltı sensin
Ünlü bir heykeltıraşın spatulasından çıkmış gibi
Fakat...sönük bir parıltı değil..
Güneşin tüm ışıklarını silik bırakan bir parıltı
Şu kuru ayazda içimi yakan bir volkan gibisin
Cayır cayır esiyorsun
Yüreğime işleyerek..
Sonrada çekip gidiyorsun
Ne zaman yaktığını ne zaman geldiğini fark etmeden...
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ? ...
Saçlarını gözlerini....seni düşünmekten başka bir şey gelmiyor içimden..
İnan öyle tabi bir duygu ki...
Yüreğimin kuyularında
Sanki dünyaya gözümü açtığımdan buyana var..
Biliyorum bu duygu ortaya çıkmak için seni bekliyordu...
Olmadığın bir anı çektiğim nefesi önemseyemiyorum...
Sensiz...bu yalan çorak alemde olmaktansa
BİTİŞİMİN...soğukluğuna Asılmayı
ASLA! ...saçlarından hayata asılmamaktansa
Şu iğrenç çirkef dünyaya sırtımı dönmeyi Akıl bilirim...
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ? ...
Kulağımda ne zaman bir aşk şarkısı işitsem
Melodilerde sen akıyorsun
Ne zaman nostalji bir aşk şiiri okusam
Damlayan mısraları hep ama hep..
Saçlarını gözlerini getiriyor bana..
Bilmelisin...her an yanımdasın
Seni hissetmem görmem için bir an düşünmem yeterli..
Zannedersem ilk defa bir kızın kokusu yüreğimde fırtınalar estiriyor..
Kendi kendime ferhatın aslıya aşkındaki gibi
O damı..bu tatlı ten kokusuyla avare olmuştu diyorum...
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ? ...
Gözlerinde ki milyonlarca parıltı
Karanlığın zulm yanını darmadağın edip geçiyor
Seni süzerken, kendimi güneşi yukarılardan seyrediyor gibi hissediyorum...
Ruhum sana ait
Hiçe sayıp kaldırıp bir kenara atabilirsin
Yüreğinin içine de alabilirsin
ALLAHIM! ...
Bebişimin yüreğinin en derin kuyusunda olmak istiyorum...
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ? ....
Belli sen busun
Fakat sen beni
Ben olduğum...öyle yada böyle olduğum için seviyor musun...
Söyle bunu kim bilir
Saçlarını okşamayı
Saçlarımı okşamanı
Boynuma atılışlarını..buselerini
Tenini koklamayı
Sarılıp sarılıp kopmalarını
Seni seviyorum
Bir yıldız gibi gözlerimin önünden kayıp giderken
Sahte dünyada cennette gibiyim
Sadece bir vakit elimde tutuyorum o cenneti
Bilmem bir müddet sonra ne olacak
Kim bilir rezil edip kopup uçup gitmiş olacak
Seni SEVİYORUM
NEDEN Mİ? ...
Bir çok kız için ısmarlama şiirler yazmıştım
Bu bana hep ters gelmişti..
Fakat şu an
Senin için binlerce dize yazsam az geliyor...
İçimde hep bir ülkü var
Bilmem...kim bilir bu şiiri yanından hiç ayırmazsın
Yada beraberinde kan kırmızısı bir gül goncasını..
ALLAH tüm güzellikleri yaratırken
Eminim seni en nadidesi olarak yaratmış
Kır çiçeklerinden güzel
Gülden narin
Menekşeden şeker
Kardelenden daha güzel kokulu
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ? ..
Eşsiz haline huriler gıpta ediyor
Sahte alemde ise
Beşeriler arasında..
Zannedersem...bir ben...yada bir iki şanslı..
Bu güzelliği algılayabiliyor..
Ömür bitene kadar
Mahvolana kadar
Yanında kollarında saçlarında asılı kalsam
Bunu hissediyorum bu bir işkence olur
En çok yüreğinde senle olamadığım için
Seni Seviyorum
Neden mi? ...

Hayal ma yal olsa dahi
Düşüncelerimde aklımda seviliyorum fikri bile
Senin gibi eşsiz bir varlık tarafından beğenilmek sevilmek
Bu budalayı ömrü boyunca mutlu edebilecek kadar,
Muhteşem, eşsiz, güzel ve bir o kadarda ASİL...
Tatlım bebişim seni anlatmaya bak mısralar bile yetmiyor..
Düşünüyorum şu yalnızlığımı gün ışığına atmadığım odamda
Acaba kaç insan seni sana dünyaya anlatmak için
Milyonlarca dizeler yazdı....
Seni Seviyorum
NEDEN Mİ? ...
Bir tebessüm ay ışığında, tek aydınlığım
Bana her şeyi ama her şeyi bir kenara attırıyor
Gülüşünde, gözlerinde, takılıp kalıyorum
Sadece izleyip tadını çıkartma duygusu alevlendiriyor..
Ah! ..bebeğim..seni seviyorum
Bak her şey yetersiz
Bu kadar nedenin ardına bile
Seni ne çok sevdiğimi
Ne çok saçlarında asılı kalmayı
Kollarında uyumayı
Sana dokunmayı...
Gözlerinde tutuklu kalmayı anlatamadım....
(07 Kasım 200...Seni Seviyorum....milyarlarca nedenim var......saçlarının tellerinde hayata asılmayı....neyse...)

Murat İnce


Sedef 21 4 Nisan 2008 19:37


Sen yoksun

deniz yok

yıldızlar arkadaşım

ya bu gece harika bir şeyler olsun

yahut bir bomba gibi

infilak edecek başım.



Ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım

İstanbul minareler odamda gibi

gökyüzü temiz ve parlak

işte kol kola girmiş en mesut günlerimiz

muhalif bir rüzgâr karşı sahilden.



Fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz

havada kanat sesleri

ve çılgın kokular.



Deniz yok

yıldızlar uzaklaşıyor

ben yine yalnız kalıyorum

İstanbul minareler kaybolmuş

SEN YOKSUN.


atilla ilhan


arwen 4 Nisan 2008 19:45

Beklerken kurdum
Hayellerin en güzelini
El ele tutuşup sahillerde
Yalın ayak gezdim saatlerce
Çınar ağacına kurduğum
Salıngaçta salladım
Bulutların üzerinde dans ettim
Bizim şarkımız çalındı defalarca
Uçurmalar kıskandı
Mutluluktan uçarken
Yüzünde tebessüm
Kalbinde bir ışık gördüm.

Beklerken yaşadım
Dört mevsimin güzelliğini
Sonbahar rüzgârları getirdi seni bana
Soğuk kış günlerinde üşüyen bedenini ısıttım
Baharda kır çiçekleri kadar güzel açıp,
Yazın güneş kadar etkileyici ve çekici
oldun.

Beklerken anladım
Sensizliğin ne kadar acı olduğunu
Varlığınla mutlu olurken
Yokluğunla yıkılmışlığı ve perişanlığı
Her şeyden önemlisi
Seni ne çok sevdiğimi
Beklerken anladım



ABDULLAH RAMAZAN


RuYa 4 Nisan 2008 21:21


Eylül damlaları düşer üzerime
öpüşleri hüzünlü ve durgun
dağıtır düşüncelerimi
solgun dudaklarından çıkan lodosun rüzgarı
bir kez daha boynu bükülür bekleyişlerimin
kırılan filizler gibi



söyle Eylül
gündüzleri yakar-kavurursun da
nedendir ayaza düşürür geceleri
denizinden uzanan el
okşarken öksüz tenimi



kum taneleri misali
kayar gider hatıralar gözlerimden
ve ardı sıra dökülür dilimden
vefasızlara bana üvey kelimeler
ve sen bağdaş kurunca takvimlerde
dalgalar bir başka vurur kıyı boyunca
yakamozlar fitillerini yakar da
daha solgun - daha yaşlı - daha yaslı



savrulur umutlarım havada
öfke bulutlarımın gölgeleri düşer denize
kabarır sarsılır göğsüm
Marmara'nın tam ortasında
fırtınalar biriktirir isyanım




sonra yetişir ığrıpçılar
dizilirler sıra -sıra
Fener adasının gerdanına
nihavent bir taksimdir duruşları
Eylül hüznümün tam ortasına
her damlada biraz daha ıslanır
biraz daha yaşlanır ömrüm



şimdi gözlerindeki tüm damlaları
sal üzerime
bir adalıya hüzün denizinde
boğularak ölmek yakışır
hazırım -hazırım sağanağında sürüklenmeye

hadi durma
damlalarınla boğ beni
ki yaşadığımı hissedeyim..



ah eylül gözyaşlarında yüzmek ve kulaçlamak ömrü renginde.Olsun,
zor da olsan, yine de ol takvimlerde..Seni seviyorum.. BİRSEN TAŞKIN


arwen 5 Nisan 2008 16:58

GEÇ KALMADIN MI

Şimdi sorma bana! ...
Kirpiklerim neden ıslak diye.
Gamzelerim küsmüş,yüzüm neden düşmüş.
Bilmediğin bir nedeni var elbette!
Tutup ellerimden,gözlerimin içine bakarak!
Hadiii anlat deme bana! ....
Anlatamam! ....
Düşer kirpiğimden, sakladığım son damla,
Bakamam! ...
Tutukluyum,bak ellerim kelepçede!
Tutamam ellerini,yasaklıyım artık ben sende!
Kendim,kendime yazdım ben ölüm fermanımı.
Bakma! ...
Yok edecektim bedendeki bu canı,
İçinde kor bir acı bırakacaktım am'ma! .....
Aklıma, üzüm karası gözlerin geldi,
Teninin tenime dokunuşu...
Alnımdan öpüşün geldi! ...
ŞİMDİ! ...
Konuş benimle,anlat diyorsun!
Konuşmak mı? ....
Ah! ....
Anlatmak mı? ....
Görmüyormusun halimi,bu ben miyim?
Benmiyim; bu hayatı deli dolu yaşayan o kadın?
Güneşten daha sıcak,çılgınca delişmen sevdalarım...
Ölümüne..,hayatla olan yarışımı,hiç firene basmaz hallerimi.
Bilmiyormusun?
Hep kırmızı ışıkta geçtim ben hayatı!
Kuralları hep ben çiğnedim!
Hep ben isyan ettim!
Haksızlığa,yolsuzluğa,açlığa,çaresizliğe,
Allah'a, ben isyan ettim,kadere ben, hep ben girdim günahlara! ...
Hep ben kırdım zincirleri, isyan bayraklarını hep ben açtım!
Düzene ben başkaldırdım!
İlk ben vardım miting meydanlarına,
Ben söyledim özgürlük türkülerini tek başıma.
Ben söyledim namussuza, namussuz olduğunu,
Hırsıza hırsız dedim,ahlaksıza ahlaksız! ...
Korkmadım,kaçmadım karanlıklardan,
Dolu dizgin sürdüm atlarımı hep yokuş yukarı...
Üşümedim üzerime yağan kardan,
Ne ayazdan, ne de poyrazdan.
Uçsuz bucaksız çöllere düştü de yollarım,
Yanmadım ben,güneşin o kavurucu sıcaklığında!
Ormandaki o tek hür olan, ağaç da bendim,
''Seksek'' yapan gelincik'te benim!
Kaç, acımasız avcı vurmak istedi, vurulmadım hep kaçtım.
Bu yüzden,hızlı koşan, hiç yorulmayan, yine ben oldum!
Bu yüzdendir son duraklara ilk gelişlerim....
Bu yüzden dudaklarımın kuruması,susuzluğum bu yüzden!
Su yerine roza şarabı içerim ben!
Güneşi en yüksek yerlerde yakalamayı severim,
Her gün batımında, güneşin tan'la gurubunu seyrederim kırmızı.
Karanlık basınca, yıldızların ayla buluşmalarını...
Gece aşıklarına piyano çalarım ben,Vivaldi'den,Wogner'den,Verdi'den...
Sonra, yüzümü doğuya çevirir,güneşin doğuşunu seyrederim.
Yeni güne,
Corelli'den,Hayn'dan,Beathven 'dan nağmeler çalarım hiç usanmadan.
Duydun mu? ...
Bir sabah esintisiyle geldimi kulaklarına? ...
Öğle üzerinde söylediğim türkülerimi duydunmu?
Türk'lüğüm,kadınlığım en büyük onurumdur benim bilirmisin?
Bilirmisin? ... Onurlu Türk kadını ne demek?
Bilirmisin soyu Türk olmayan birini Türk edebilmenin hazzını?
Gördünmü elinde onun, şanlı al bayrağın nasıl dalgalandığını? ...
Bilemezsin! ...
Bilemezsin, sen al ne demek!
Al al oldumu yanakların utanınca,kıpkırmızı kesildin mi hiç?
Ardamarın hiç çatladımı senin,akmadımı oluk oluk kanların?
Sen hiç ihanete uğradınmı,sırtından vurulduğun oldumu kör bir hançerle!
Kan kusarken ciğerlerin,kızılcık şerbeti içmiştim dediğin oldumu?
Sen hiç gülerken ağladın mı, içten içe sessizce?
Çok söylenecek söz varken, sustuğun hiç oldumu?
Okşadın mı bir çocuğun başını sevgiyle,
Göz yaşlarını sildin mi,ağlarken?
Salya,sümük karışmış yanağından öptün mü hiç iğrenmeden?
Hangi dilenciye para verdin bir tomar? ...
Doyurdun mu bir fakiri akşam yemeğinde,neşeyle? ...
Çingenelerden çicek alıp, verdinmi hiç sevdiğine?
Gözlerinin içine bakarak,
Söyledin mi SENİ SEVİYORUM KADINIM diye?
Öptün mü onun hiç yüreğinden?
Tuttun mu ellerinden,nefesinle ısıttın mı hiç üşümüş ellerini?
Alıp göğsüne,bastırdın mı hiç şevkatle?
Tüyleri yağmurda ıslanmış bir kedi yavrusunu sevdin mi hiç?
Kuşlara hiç yem verdin mi?
Burnun havada gezerken, ezdiğini düşündün mü hiç masum bir karıncayı?
Başını eğdin mi sen hiç,içi dolu sarı başaklar gibi...
Biri konuşurken dinledin mi hiç, sözünü kesmeden?
Hiç bir körün,koluna girerek geçirdin mi karşıdan karşıya?
Bir bayram sabahında,eline bir kutu çikulata alıp gittin mi bir huzur evine?
Öptün mü tanımadığın elleri? ...
Anladın mı yalnızlığı,gördün mü gençliğin nasıl geçtiğini? ...
Sen hiç kitap okudun mu sabahlara kadar,
Altını çizdiklerini,beynine kazıdığın oldumu hiç?
Sen şiir nedir bilirmisin?
Bilirmisin dar alanda nasıl olur kısa paşlaşmalar?
Bilirmisin her kelimenin,ok gibi yüreğine saplanması ne demek?
Sen sevda nedir bilirmisin? ...Sevdin mi ki hiç bir kadını?
Özlemek nedir bilirmisin,resmine sarılıp uyumak,
Kısaltmak için mesafeleri, telefonda saatlerce konuşmak....
-''Belki,çıkmaz ayın on beşinde gelirim'', dedi diye;
Takvim yapraklarını çift çift kopardığın oldumu? ....
Sen hiç öldürdün mü?
Bir paket sigara dumanında geçmeyen zamanı?
Beklerken, aynalarla konuştuğun mu hiç?
Gelince, YÜREĞİNİN YARISI,koşarak sarıldın mı boynuna,
Onu, onsuz geçen günler kadar öptün mü hiç?
Çektinmi hasretinin kokusunu içine doyasıya? ...
Kulağına fısıldadın mı? ...
''Seni çok özlemiştim'' diye,
Bağırdın mı avaz avaz! ...
SENİ SEVİYORUM,BU SON OLSUN GİTMELERİN,
dedin mi? ....
Yakarışlarına aldırmayıp,gittiği oldumu arkasına bile bakmadan!
O anda, toz duman oldumu duyguların benim gibi?
Kırılınca gururun,benim kadar ağladımı yüreğin?
Küstün mü sen hiç kendine?
Şen kahkahaların sustumu?
Yüzün düştümü benim gibi yerlere! ...
Gamzelerine, gözyaşlarını sakladığın oldumu hiç? ...
Kaldıramadın mı benim gibi yerden sende gözlerini?
Ellerine kelepçe,diline hiç kilit vurdun mu HİÇ? .....
Şimdi bana! ..
.''Lütfen ellerini ver,başını kaldır,gözlerimin içine bak''
Diyorsun! '
Neden içiyorsun gözyaşlarımı? ...
Neden sarılıyorsun sımsıkı? ...
Neden öpüyorsun milyon kere? ...
Neden bağırıyorsun avaz,avaz? ...
''SENİ ÇOK SEVİYORUM'' diye! ...
Sen tüketmişken beni! ....
Ben unutmuşken seni! ....
Geç kalmadınmı? ...
Ey! ...
Vefasız SEVGİLİ! ...........


hande

04.04.2008,cuma
çengelköy/İSTANBUL



tekinfsm 7 Nisan 2008 01:19

SANA BAKMAK

her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine

sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah’a inanmaktır

YILMAZ ERDOĞAN

BENDE SANA YETECEK KADAR BEN KALMADI

Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa
çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
Dolmabahçe da çay tadında....
Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama
yüreği takvim yokuşlarında...

Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine
üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün
içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim
seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe
seyrediyorum...

Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,
üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan
muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi
çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında
yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde
bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...
Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...
... Soğuğun ve karanlığın vehameti!

Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,
daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler,
yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar
bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen
yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden
büyük geliyor artık hayat!

Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine
zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:

Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...

YILMAZ ERDOĞAN

BU YOL NEREYE GİDER

bir kuğunun boynuna dokunurken…

yol bir yere gitmez
içerde
düz saçlara uğrar
ayak üstü bir akşamüstü
her plansız ürperişin sonu
hüsran
ve hüsran
çok sanat müziği bir kelimedir

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yol yoluyla gidebilir yare
yoldan çıkabilir apansız
ve ömür bitebilir yoldan önce
ama yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yaşamak
hızlı bir ölme biçimidir
düşünce ışıktan yavaşsa
erken gidilmelidir
gerdan sözcüğüne
bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
bir kasapta da
kalbin sızlamaz
bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
o bir beslenme biçimidir
ama korkarsın
kurdun sevdiği havadan
ayakkabı yaparsın yılandan

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
her garantiyi istersin hayattan
oysa ölümle yaşam arası
uzun malum ince bir yol
bir yere gitmez
o bir ölme biçimidir

iyi yolculuklar denmez bir gidene
yapılamaz çünkü
çok yolculuk bir seferde
yolcu denmez her gidene
herkes o yolun taraftarı olmayabilir
hiç bir sürgün
gittiği yolu sevmez mesela

yol bir yere gitmez
o bir susma biçimidir
soğuk bir taşıtın uğultusunda

YILMAZ ERDOĞAN


RuYa 7 Nisan 2008 13:05

Bir seni sevdim ben, bir de seni,
Sonra yine seni ve tekrar seni,
Öncesi de sonrası da hep sen....
Hani yağmurun altında ıslanırsın ya,
Sırılsıklam!
İşte öyle, iliklerime kadar sevdim seni...
Geçip giden yılları bana geri verseler,
Uzayan yolları ayağıma halı diye serseler,
Seni sevmekle meşgul olduğum o zamanaları,
Geri çevirseler,
Yine seni severdim seni...
Alnıma yazılmışsın bir kere,kaderimsin,sebebimsin...
Hani yağmur sonrası 'toprak kokusu' yayılır ya etrafa,
İşte öyle içime sindire sindire sevdim seni...

Bir daha gelsem dünyaya,
Yine sen olurdun nasır tutan yüreğimde.
Hasreti bile yok saydım,kederi hep arkama attım,
Yokluğunda bile, acıma biraz şeker kattım,
İşte böyle, görmesem bile gönül gözüyle sevdim seni...
Bir gün beni benim kadar sever misin,
Bilemem ama, bana bir dönsen beni bir sevsen,
Yemin ederim sana, bir daha severim seni yeniden...
Hem de öyle laf olsun diye değil!
Ta içten en derinden...
Hataysa bu olsun,sevmişim bir kere,
Ben bu yoldan dönemem...
Ağaçlar önümde eğilse,taşlar dile gelse
Vazgeç! diye,
Mümkünü yok ben bu sevdadan vazgeçemem...
Hani toprak çağırır ya insanı,
Hani ecele teslim edersin ya canını,
Hani hesabını verirsin ya, bedelini kaderin,
İşte ben de öyle,ölümüne sevdim seni....:):):)


Afet Şaşmaz


LaDymm 7 Nisan 2008 14:54

Soy ağacına yazılı bir itiraf name'miydin,
namelerde bekleyen.
Basma kalıp laflarda tevazu gösterilmez.
Pişmanlığın yaşanacağı bellidir, sonradan fayda etmeyen.
Sen
Birinci tekil şahıstın.
Çoğul cümlelerde kullandım ben seni.
Sen
Doğmayan güneştin.
Sarıya çaldım gözlerini, aya tuttum ellerini.
Bahar akşamları gösterime giren,
biletli biletsiz koltukları rezerve ettiğim.
Uzun metrajlı flimdin,
ara vermeden izlediğim.
Yağmura yakalanmak inceden inceye
damlaların aptal ıslattığı saatlerde.
Yetişmek geç kalmışlığa inat
Yangından sevgileri kaçırdım her seferinde.
Sen
Doğmayan güneştin.
Sarıya çaldım gözlerini, aya tuttum ellerini.
Nargilide atılan efkar dumanlarıydın
çekilen nafile nefeslerde.
Seni tükenmez kalemlerle yazdım yüreğime
Ben tükendim bendeki sen tükendin çoğul cümlelerde.
Sen
Birinci tekil şahıstın
çoğul cümlelerde. NAZIM ŞENDÜL


RuYa 7 Nisan 2008 20:25

Hiç kalkmıyorum yatağımdan
Acı çekmez uyurken insan
Sen olmadığın sürece rüyalarımda
Her kâbus bir armağan.

Sevgi ve sadakat isimli iki yalan
Çekip gidişinin ardından arta kalan
Gülerken senin yanında yüreğim
Bu yalanları farklı öğretmişti zaman

Bitişi vardır her aşkın başlayan
Nedense beni buldu istisna olan
Sensiz geçen günler boyunca
Usanmadı aşkın yüreğime batmaktan.

Acaba ne? Seni bende taze tutan
Yıllar sonra bile çıkarmayan aklımdan
Belki de gözlerinin göründüğü bu resim
Hani şu hep kalbimin üstünde olan

Bu kederi bitirmeye
Sadece ölümün yetiyorsa gücü
Vaktinin geldiğinden eminim.
Sonsuz bir uyku kurtaracaksa beni
Dursun artık atmasın kalbim
İyi uykular sevgilim İnci Tuğrul...


CaNaRY 7 Nisan 2008 21:48

Adıyorum Aşka Geri Kalanımı...

ne zaman canın yansa bu kadar derinden

sanırsın mümkün değil bi daha üzülmen
ne inat ne gözükara ne dayanıklı yürek
acıyor aynı yerden herşeye rağmen...
ne akıl kar ediyor ne fikir o sırada
biliyorsun geçiyor zamanlar ama ne fayda
ben de son sanmıştım...
her gidiş, bir kaybedişti.
ve ben yalnızdım.
ne gidecekler vardı artık, ne kaybedilecekler.
ama değilmiş öyle.
gözyaşları üç günlük, umutlar sonsuza çıkarken,
değişiverirmiş her şey birden bire.
ben ne kadar tüccar olsam da aşk pazarında,
yokmuş alıcım yosun kokulu yollarda.
insanların kaliteli sanıp para verdiği yastan öte değilmiş.
ve her yasın çıkışı yaşlı gözler imiş...
"mış", "miş" değil dediğim, yanlış anlama...
ben de içindeyim bu çokluğun..
benim kanayan yaralarımın yanında;
yaralı... tepeden tırnağa herkes yaralı
alışılmıyor acı yok kaidesi kuralı
kanayıp ne kadar tutabilirsin gül uğruna dikeni
ne gelen anladı ne giden olanı biteni
kimse anlamadı...
aşkın öbür adı yanmaktı.

bazıları mahrum kaldı ateşten.
o mahrumlar hiiiç yanmasın zaten...
diken battı elime yar diye...
şimdi sakın gülü seven dikenine katlanır deme...
benim hiç gülüm olmadı ki...
şimdi ne olduğumu,
yaralarımdan sonra ne kadarlık canım kaldığını bilmeksizin...
sadece senin için;
adıyorum aşka geri kalanımı
suya söyledim gitti en son yalanımı
aşkın da en hesapsız kitapsız olanını
yaşamazsam karakaplıya kaydedin beni...
ve üzerime de yazın ki:
umarsız bir yoldu onunkisi...
aşk sandığı sadece bir hayaldi...
ve kırılan hayalleri, toprakta kaldı...

Selman Toklu


nünü 8 Nisan 2008 09:09

Ayda Bir...
Yine gönlümde akşamlar olacak
Yine sensiz sevginsiz kalacağım
İçimde umut çiçeklerim solacak
Hüzünlenip senden ayrılacağım

İçimde dayanılmaz sızılarla
Sana hep hasret, özlem duyacağım
Yine yalnız, yine yıkık, perişan
Yine sevip-aldanan olacağım

Her geçen gün özlemin yakıp beni
Sevginden kalan külün olacağım
Geçen günlere hep sorupta seni
“Belki bir daha” diye avunacağım.

“ Unuturum seni “ desem de yalan
Kalbim bile buna inanamıyor
“Unutturamaz hiç bir şey seni inan”
Ne desem duygularım kanmıyor.

Beni istemediğini anlayıp
Beklesen de benden bir haber, ayda bir
Sevginin senin esirin olmayıp
“Aramam” demeye dilim varmıyor

Hep içimde olacak gizli sevgin
Senlı düşler kuracağım
Artık olmasa da bana o ilgin
Hep dostun,arkadaşın kalacağım

Leyla Işık


arwen 9 Nisan 2008 00:53

Adressiz yolculuklara çıktım
Yoruldum, öylece kalakaldım bir izbe köşede
Nafile zamanlar yaşadım,
Uçurumlarda sabahladım,
Rüzgar vurdu
Kalkıp atlayacak oldum
Ayaklarım dermansız
Rastlantı bu ya bir güvercin geldi kondu başucuma
Aşkı getirdim sana (dedi)
Koca bir ömür geçti dedim,
Olsun (dedi)
Çocuklar, yalnız kendilerini büyük sanırlar (dedi)



suat sağlam


Sedef 21 9 Nisan 2008 00:55

http://www.yazgulu.com/karisik/thevalleybar.gif


Özlüyorum seni. Gücüm yetmiyor unutmaya
Özlüyorum elini tutmayi sesini duymayi
Boynuna sarilip omuzunda aglamayi
Nedensiz sevinçleri
Hasret dolu sevgi dolu simsicak düslerimi
Özlüyorum
Gücüm yetmiyor unutmaya
Seni aramazsam unuturum sanmistim
Girmez sanmistim hayalin beynime
Geceleri düslerimde
Gündüz baktigim heryerde seni
Özlüyorum..
Renkler gitmenle soldu
Kirmizi kirmiziligini unuttu
Mavi maviliginin farkinda degil
Beyaz yanliz sen giydiginde güzelligini haykiriyormus
Özlüyorum
Bu özlem bu bekleyis hiç bitmiyecek
Ruhumda sana açan eflatun renkli çiçekler solmayacak
Olmasanda sensiz sensizligi yasatacagim
Sensiz seninle olmayi basaracagim
Sonun yaklastigini hissettigim gün
Beyaz,bembeyaz mendilimi sallayarak
Sensiz yasamin kahrediciligine veda ederek
Seninle sonsuzluga kavusacagim.

Yazar:Bilinmiyor
http://www.yazgulu.com/karisik/thevalleybar.gif


Demir YumruK 9 Nisan 2008 14:13

Ben Sokak Çocuğu

Ben sokak çocuğu
ben hayattan kovulan bir fidan
ben yalnız kendi düşlerinde kahraman

yatağım kuytular
duşum yağmurdur benim
yoktur dişlerimden başka tırnak makasım
nasıldır soğuk kış gecelerinde mısır patlatmak
ütülü giysiler nasıl değer tene
yemek nasıl seçilir bilmem

akşam olup da yanınca evlerin ışıkları
kapattım mı gözlerimi soğuğa ve karanlığa
camların buğusundan dalar girerim içerilere
en sevdiğim yemekleri pişirmiştir annem
tokluk sonrası sokulup sıcağına
uzanırım dizine
uyurum

sahip olduğum tek bolluk
salgısıdır burnumun
bir de, bir de soğuk
ve hepsinden önemlisi
başımı rüzgarlar okşar sadece

ellerimde acılı bir tarih vardır
eksilmeyen bir çığlık gözlerimde
birbiri ardına saklanan sokaklarda
oynarken saklambaç oyunumu polisle

Ben sokak çocuğu
ben hayattan kovulan bir fidan
ben yalnız kendi düşlerinde kahraman


Dilek Özdemir

kaynak:antoloji


blueeyez 9 Nisan 2008 14:16

Savrulup Dururken Hayat

Kekremsi bir hayat dilimindeyiz
Bakır tadında geçiyor günler
Tutmuş yolları bir sürü harami
Geleni geçeni sigaya çekmekte

Şüphesiz onlar ölüm getiricilerdir
Ve sevincin düşmanı olarak bilinirler
Yoktur gözlerinde sevgilerin ışıltısı
Aşk yoktur, duman bürümüştür büsbütün

Onlar yalnızca ölümü bağışlayabilir
Yalnız kederi, kahrı ve zulümleri
Ve tarih onlarla bizim kavgamızın
Sürüp duran hadisatından ibarettir.

Ne yazılmışsa bize ve onlara dair
Işıklı sularındadır bilincimizin
Hükmünü yerine getirse de acılar
Biz yine neşeli türküler söylemekteyiz

Savurulup duran bir zaman diliminde
Sarsarak ve sarsılarak geçiyor günler
Ama kalbimiz çatlayacak kadar duyarlı
Hayatı savunabilecek kadar güçlüdür.

Ahmet TELLİ


the_pretty 9 Nisan 2008 15:48

Can Yücel-Herşey Sende GizliYerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...


RuYa 10 Nisan 2008 12:58

Düşerse kaldırıma ışıklar
Hayallerimi görürsün…

Bir ben sensizlikte koşarım
Bir de gölgem…
Çığlıklarım yankılanır
Asi bir denizin ıslaklığında…
İşte öyle bir gecede
Kala-kalırım
Hayallerimle gölgem arasında…

—Düşerse kaldırıma ışıklar
Seni ne kadar çok sevdiğimi görürsün…
(herkes seni/ biraz/ ben sanır)




Emre onbey


Sedef 21 11 Nisan 2008 00:30


EŞİK

Bu yekpâre akış, durgun, derinden...
Her aynada yalnız kendi görünen
Bu yüz ve şifasız hüznü eşyanın
Kendi cevherinde mahpus bir ânın
Dağıttığı dünya hep yaprak yaprak,
Dalgın, unutulmuş sesleri uzak
Bir uykudan bana tekrar dönenler,
İçimde, dışımda hep aynı çember!
Bin elmas parıltı oyun ve halka
Küçük ve hiç değişmez dalgalarla
Bende bana meçhul akşamlar yoklar!
Gülen ve gömülen gölge ufuklar
Acayip davetlerin rüzgârında
Her lâhza yine kendi sularında!...

Uzakta, aya çok yakın bir yerde,
Çılgın ve muhteşem harabelerde,
Büyük sükûtların fırtınası var.
Mermer duvarlarda kırılmış sazlar,
Çok genç uçuşunda ve hangi haşin
Yıldıza gülerek çarptığı için
Alnında bir siyah nokta geceden
Kovulanlar ışık bahçelerinden,
Bütün ayrılıklar hepsi orada
Bu çıplak, ümitsiz ve saf duada.
Ve bir kadın beyaz, sakin, büyülü
Göğsünde kanıyan bir zaman gülü
Mahzun bakışlarla dinler derinde
Olup olmamanın eşiklerinde.

Garip telâşını, binlerce fecrin
Ocağında nezir güvercinlerin
Hülyâm o kıvılcım ve kül yağmuru
Çırpınır bu beyaz mahşere doğru!
Ey hiç şaşmayan göz, büyük atmaca
Gölgesi güneşin üstünde uçan
Dişi kuyruğunda ebedî yılan,
Ve üstüste rüyâ!
Bir ses yavaşça,
Bir ses, bin uykudan mahmur ve zengin
Zümrüt usaresi maviliklerin
Suların üstünde arar kendini
Yoklar, ömrün bütün sahillerini
Çizgiler silinir, ufuk bir beyaz
Çin kâsesi olur, toprak, yosun, saz
Hep birden tutuşur, nârin kemerler
Alevden sütunlar, altın, mücevher,
Ah bu çılgın yağma...Orman çatırdar
Ve çıplak aynası ufkun tekrarlar
Büyük masalını aydınlıkların.

Elele bir oyun bugün ve yarın
Bütün pınarlara koştum cevap yok
Tekrar bana döndü her attığım ok
Her çığlık önümde tutuştu, yandı
Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı,
Yabanî otlarla örtüldü duvar...
İlhamlı çehresi hilkatin sular
Kaç kere değişti önümde böyle,
Birbiri ardınca gün ve mevsimle...
Ve kaç kere bahar güldü derinde
Güllerin kanıyan bekâretinde
Taze gülüşüyle toprağın suyun...
Tılsımlı kadehi her susuzluğun
Ey şafaktan, sırdan, arzudan hayâl
Yıldızların bize ördüğü masal
Kaç kere yarattım tenhada seni
Beyaz kollarını, sıcak buseni...
Bakışın, gülüşün, neş'en ve hüznün
Ay altında bir gül nağmesi yüzün...

Evet çok bekledim, kaç kere hazan,
Dinç atlar koşturdu boş ufuklardan
Yeleler alevli, ağız köpüklü,
Bulutlar bir kanlı hiddetle yüklü
Geçtikçe batıya doğru önümden
Zâlim ümitlerle ürperirdim ben,
Duyardım her an uzlette bir yeni
Âlemin yıkılıp devrildiğini
Çılgın mahşerinde ses ve renklerin...
Benden sor sırrını mesafelerin
Benden sor ve benden dinle akşamı...
Rabbim bu sonsuzluk ve onun tadı...

Bir ses yavaşça der, bırak yalvarsın,
Hayat bu kapıda...ne çıkar varsın,
Nakışlar gülmesin beyaz taşında
Ölüme benzeyen bu susuzluğun
Çağlayan hayâller yeter başında...
Bir fikir, bir şekil dalında olgun
Bu ağır sallanan hazan meyvası,
Gurbet, mendillerin çırpınan yası,
Yüzler ki bir uzak müjdeye benzer,
Her türlü ışığa kapanmış gözler,
Her şey, hepsi, gülen, susan, kamaşan
Rengiyle toplanır bende ve akşam
Rüzgârla tarümar, mevsimle sarhoş
Gelir ta kalbimde düğümlenir...
-Boş...
Boş ve ümitsizdir akşamın hüznü
Bu tenha çeşmede bir an yüzünü
Seyredenler altın sazlar içinde
Ruh muammasının ürperişinde
Kaybolmuş sanırlar kendilerini...
Bırak bu tesadüf bahçelerini...
Hakikat çok uzak, karanlık, derin
Bir dille konuşur, büyük köklerin
Toprakla ezelden karışmış dili!
Geceyle ölümdür asıl sevgili
Bu ikiz aynada toplanır yollar
Karanlık yaratır, ölüm tamamlar.
Kaçalım seninle biz de geceye
Ölümün kardeşi saf düşünceye...
Yeter büyüsüne aldandığımız
Güneşin...biraz da yalnızlığımız
Kendi aynasında gülsün, gerinsin
Güvercin topuklu sükût gezinsin.
Ahmet Hamdi TANPINAR


tekinfsm 11 Nisan 2008 02:14

YAĞMUR
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat

Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin arasına dikilir yesil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim

Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü
Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden
Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim

Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler sahinin hayalleri

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydim

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü

Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

Saatlerin ardında hep kendimi aradim
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin

Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

Nefsinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
NURULLAH GENÇ




SANA BAKMAK

her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine

sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
allah’a inanmaktır

YILMAZ ERDOĞAN




BU YOL NEREYE GİDER

bir kuğunun boynuna dokunurken…

yol bir yere gitmez
içerde
düz saçlara uğrar
ayak üstü bir akşamüstü
her plansız ürperişin sonu
hüsran
ve hüsran
çok sanat müziği bir kelimedir

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yol yoluyla gidebilir yare
yoldan çıkabilir apansız
ve ömür bitebilir yoldan önce
ama yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
yaşamak
hızlı bir ölme biçimidir
düşünce ışıktan yavaşsa
erken gidilmelidir
gerdan sözcüğüne
bir kuyumcuda da rastlayabilirsin
bir kasapta da
kalbin sızlamaz
bir kuzu yüreğini vitrinde görünce
o bir beslenme biçimidir
ama korkarsın
kurdun sevdiği havadan
ayakkabı yaparsın yılandan

yol bir yere gitmez
o bir durma biçimidir
her garantiyi istersin hayattan
oysa ölümle yaşam arası
uzun malum ince bir yol
bir yere gitmez
o bir ölme biçimidir

iyi yolculuklar denmez bir gidene
yapılamaz çünkü
çok yolculuk bir seferde
yolcu denmez her gidene
herkes o yolun taraftarı olmayabilir
hiç bir sürgün
gittiği yolu sevmez mesela

yol bir yere gitmez
o bir susma biçimidir
soğuk bir taşıtın uğultusunda

YILMAZ ERDOĞAN


arwen 12 Nisan 2008 17:53

Senle türkü tadında yaşamak
Hayatı yani,
Bu kavgayı
Senki kavgamda bir çiçek
Bu keşmekeşke kokusuyla dindiğim
Senki kavgamda bir ezgi
Her duyduğumda huzur bulduğum
Ve senki kavgamda bir insan
Binlercesinden bir tanesi
Ama Özlediğim,
Onurlu düşüncelerle kalbimde beslediğim,
Sevdiceğim.
Senle yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadı,
Gözlerine bakarken kaybolmalarım
Ve kalbimde kıpırdayışlarının hissettirdiği
O tarifsiz güzel duygulardır
Beni bu kavgada güçlü tutan...


aslan dilekçi


Misafir 12 Nisan 2008 21:47

Ayrılık Sevdaya Dahil / Attila İlhan

açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın



rüzgâr
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan




ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili

telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sâhili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili



yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle



sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hâlâ içimizde o yanardağ ağzı
hâlâ kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız


RuYa 14 Nisan 2008 13:35

COK ISTIYORUM
OYLE COK ISTIYORUM KI
SENI YUREGIME KOYMAYI
YUREGIMDEN RUHUMA SALMAYI
ANCAK OLUM GIBI CIKMANI
BEDENIMDEN ACI ILE ECELIM LE
SENI KAYBETMEK OLUM KADAR ZOR
OLSA DAHI COK ISTIYORUM
SENIN ASKINI RUHUMDA TASIMAYI
AYRILIGININ HASRETI KAVURSA BENI
CEHENNEM ATESI GIBI
SENI SEVMEYI HARAM KILSALAR
SONU CEHENNEM OLSA DAHI
ZINCIR KIRAR DELI YUREGIM
DUSUNMEN SENSIZ AHIRETI
OYLE COK ISTIYORUM KI
SENINLE DUNYAYI TERK ETMEYI
ZAMANIDIR ARTIK GEL HADI
GOZLERIMDEN BAK DUNYAMA YUR İLHAN DURU


firstlady 14 Nisan 2008 16:51

Kaç Acı Çaktılar Yüreğime

Kaç acı çaktılar
Yüreğime…
Kaç damar dolandı
Benliğime…
Gün neydi?
Cuma…Pazar…
Ya da her neyse.
Kaç gecedir bu sorgular!
İliklerine kadar ıslaksın
Teninde sevda yanığı
Titremelerin sıcak koylarda doyumun.
Aralıksız buz gibi sular,
Sıyırır tazeliğini aşkın.
Hele az az voltajı
Arttırdıklarında,
İlk günkü gibi sarsıntılar
Sarar her yanını.
O elini tutmaya korktuğun,
Bir teline zarar gelir diye
Okşamaktan korktuğun sevgili,
Ve
Gözlerinde kaybolma isteğin.
Kaç acı çaktılar
Yüreğime…
Aşkıma akıttığım terdeki
Her tuz taneciği
Sorguda
Anadır,bacıdır,kardaştır…
Sanki tuz yakmaz bedenini
Bir farklı sevgiyle sarar.
İçini ısıtır nedensiz.
Oysaki;
İçine işleyen hücre duvarlarının
Lanetidir.
Bir de bakarsın o rutubet
Yarin kokusu olur.
Kaç acı çaktılar
Yüreğime…
Her sorguda;
Birermi
Yoksa üçer beşermi?
Kaç acı çaktılar?
Kaç…

Işın Ergüney


the_pretty 14 Nisan 2008 17:26

İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


Cemal Süreya


Demir YumruK 14 Nisan 2008 17:44

Kaç Kişiyiz Kendimizde

Pavese, Malcolm Lowry. İkizlerim.
Gece de sonsuz değil,
kötülük de. Ben de denedim.
Lav fokurdarken, gidip geldim
delilikleri. Bin vampir besledim
şuramdaki inde. Sövdüm
ve şehvetle öptüm her Meleği;
ah! Bilemedim.
Kaç kişiyiz kendimizde
Karabasanlar yaşattım
beni sevenlere,
bir hataydım, besbelli.
İçimdeki ölümden
içimdeki ölümden
içimdeki ölümden ürettim her şeyi.

Ahmet Oktay


Sedef 21 14 Nisan 2008 20:31

HASRETLİĞE İNTİZAR

Ayrılık günlerinin şafakları atanda,
Kapanıp dizlerinde yıllarca kalamadım.
Varlığımda küçüldüm,kahroldum yokluğuna,
Kahve gözünü öpüp,saçını koklamadım.
Ne hancılar bıraktım ne de kervansaraylar,
Yürüdüm yollarından ,geçti mevsimler aylar,
Akşam karanlığında su dökündüğün çaylar,
Sırrıma ermediler,aradım,bulamadım.
Gezmişsin bahçesinde bin bir renk çiçeklerin,
Rastladım rüzgarlarda uçarken eteklerin,
Kahroldum kıskançlıktan;kırılsın bileklerin,
Güllerden sakındım da elinde solamadım.


Naim ÖZDAMAR


NAIAS 14 Nisan 2008 22:50

SEVDALI BAŞIM... http://img153.imageshack.us/img153/5517/cid25aah0.gif
http://img153.imageshack.us/img153/5517/cid25aah0.gif

Ah benim sevdalı başım
Ah benim şair telaşım
Ah benim sarhoşluğum
Ah çılgın yüreğim
Sus artık uslandır beni

Kaç okyanus geçtim böyle
Kaç denizde yitip gittim
Kırılmış direkler yırtık yelkenlerle
Kaç seferden yorgun döndüm

Ah benim yaralı ruhum
Ah benim insan kusurum
Ah benim isyanlarım, ah yalnızlıklarım
Gel artık uslandır beni

Ah benim iyimser yanım
Ah benim aldanışlarım
Ah benim kavgalarım
Ah pişmanlıklarım
Sus artık uslandır beni...
http://img172.imageshack.us/img172/8296/brunodemaiothethoughtheader3vn4.jpghttp://img153.imageshack.us/img153/5517/cid25aah0.gif
Zülfü Livaneli
http://img153.imageshack.us/img153/5517/cid25aah0.gif

http://img156.imageshack.us/img156/7011/hazal139jf.gif
http://img126.imageshack.us/img126/9329/siirkart63mfsf5.jpg
http://img156.imageshack.us/img156/7011/hazal139jf.gif
http://img99.imageshack.us/img99/3944/gwo5.gif
GUL ve DIKEN
..................©.......©© © güllerin içinden bir gül sevdim
.............©©©..©.©©©©©
..............©©..©©.....© sahipli oldugunu nerden
.............©©©.©..©.....©
............©©©©.....©©...©©©©©© bilebilirdim
...........©©©©©......©©.©......©©
..........©©©©©.......©©........©.©© sevgi sahipli olmaya
..........©©©©©.......©.......© bakmaz ki
..........©©©©©©.....©.......©
...........©©©©©©....©......©kopartilacagini nerden
............©©©©©©©©.......© düsünebilirdim
................©©©©©©©.©© koklayip sadece sevecektim
..©©©©©©©..........©©
...©©©©©©©.........©bana dikenlerini batiracagini
....©©©©©©.........© ©
.....©©©...©.......©© nerden tahmin edebilirdim
.............©........© yine de gülü sevip
.........©©©©.©...© dikenine de katlanabilirdim
.......©©©©©©..©..©
......©©©©©©©...©.ona zarar vereceklerini bilseydim
......©©©©©......©
......©©.........© bana karsi güllerin arasina
.......©.........©
...............©.© saklanacagini görseydim
................©©
................© herzamanki gibi onu
................©
................© uzaklardan sever izlerdim


http://img99.imageshack.us/img99/3944/gwo5.gif



http://img204.imageshack.us/img204/6861/barre6kn.gif



Sus / ma!

Sustum!
Sensizliğin ilk zifiri karanlığında
Titredim ılık rüzgârlarda
Yüzüme tokat gibi çarpıyordu,
Her defasında
'' Sensizlik
Yaralanan dilim miydi?
Neden sustum?
Acıdıkça yüreğim
Koştum sokaklarda
Seni aradı hep gözlerim
Dilim susarken seni haykırdı yüreğim
Susmayacak bilirim


http://img204.imageshack.us/img204/6861/barre6kn.gif


RuYa 15 Nisan 2008 12:21

Her sey cok guzel baslamisti,

Ansizin girivermistin gonlume,

Icime sicak,sicak bir seyler akmisti,

Oyle isitmisti ki yurecigimi,

Sanki kanatlanip ucuverecektim,

Artik gunes bir baska doguyordu gecenin ardindan,

Bulbuller bir baska sakiyordu,

Hayat daha guzel akiyordu,

Bize mutluluklari sunuyordu,

Ama o da ne…

Herhalde birisi fisi cekti ..

Ortalik birden karardi,

gozlerim eskisi gibi gormez oldu,

karanliklar icinde kaliverdim,

kayboldun karanliklarin icinde,

bir veda bile etmeden…

CANAN DERE


ışık 15 Nisan 2008 17:54

İÇKİYE BENZER BİR ŞEY
İçkiye benzer birşey var bu havalarda
Kötü ediyor insanı ,kötü
Hele birde hasretlik oldumu serde;
Sevdigin başka yerde ,
Sen başka yerde;
Dertli ediyorinsanı, dertli
İçkiye benzer birşey var bu havalarda,
Sarhoş ediyor insanı,sarhoş.

Orhan Veli


Sedef 21 16 Nisan 2008 00:29

AĞLIYORUM


Yanlızlığım gelir aklıma
Üzgün ve çaresiz
Sensizliğe isyan ediyorum
Kurtulmak istesemde yapamıyorum,
AĞLIYORUM...

Bir deniz düşün balıksız
Bir tarla düşün başaksız
Bir ana düşün evlatsız
Ben düşünemiyorum,
AĞLIYORUM...

Sensiz geçen günlerimde
Tek tesellim anılar
Neden bilmiyorum acı verenleride var
Unutmak istesemde kimisini
Başaramıyorum yine,
AĞLIYORUM...


MERVE ÇAVUŞ


nünü 16 Nisan 2008 10:01

Yuregim Yuregim
Islaktir benim
Kuytularda aglamaktan
Ve hafif ucuktur rengi
Kurusun
Diye kac kez
Gunese asilmaktan...

SUNAY AKIN


Demir YumruK 16 Nisan 2008 18:54

Acelen Ne

Aşkı dayanıksız olan, acelesi olandı
Hayata diye koşan, ölümden korkandı.
Aşk, acı çekmeye ya da çektirmeye
Peşinen gönüllü olmaktı...
Dönemeçleri süratle dönmen
Değiştirmezdi hiçbir şeyi gerçekten
Dingin ve sessiz bekleyişi bitirmeseydin
Kendi bitecekti zaten...
Takvim yaprağından hızlıydı sevdan
Bir ömür yaşanacaktı, anlara sığan.
Yıllar, aylar, haftalar, günler
Ağır ağır sonlanacaktı zaten...
Gitme telaşındaydı gelmen
Zamanın önüne geçen korkun
Bilinmez, ucu açık bir gelecekti
Beklesen, dilediğince geçecekti zaten...
03.11.2004
Nurdan Ünsal


Sedef 21 16 Nisan 2008 19:41

Hayat Denilen Şu Hayat

Hayat denilen şu hayat
Kimine tatlı,kimine bayat
İstersen sakla,isteresen at
Atsan atılmaz,satsan satılmaz

Hayat denilen şu çarkı
Değirmenden yoktur farkı
Kimisi yetmiş,kimisi kırkı
Giden gide,kalanlarda gider

Hayat denilen şu yaşam
İçindeyiz sabah akşam
Ne gelen ağam,ne giden paşam
ne sıradaki gitmek ister,giden geri gelmez

Yaşam denilen şu devra alem
Kimine güldür,kimine elem
Kimine kepçeyle,kimine dirhem
Ta dert çektirir,yada mal verdirir

hayat denilen yaşama sarılmalı
kenarından değil içinden vurulmalı
Hedef ne olursa olsun varılmalı
herşeyin tekrarı var,yaşamın tekrarı olmaz ki


Mehmet Sait Akkuş


nünü 17 Nisan 2008 09:09

Hasretinden Prangalar Eskittim

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
***** yalana.

Ard-arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül-gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...

Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

Ahmed Arif


firstlady 17 Nisan 2008 11:10

Sen Yoksun

Sen yoksun
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım.

Ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
İstanbul minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kol kola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgâr karşı sahilden.

Fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat sesleri
ve çılgın kokular.

Deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
İstanbul minareler kaybolmuş
SEN YOKSUN.


Attila İlhan



arwen 17 Nisan 2008 16:28

Acını sardım şiirlerime
acımıyorsun bende
sevda rüzgârına döktüm içimi
çoktan unuttum seni
kokunu, düşlerini, gülüşlerini, sevişlerini
unuttum, unuttum seni

Sen de unut
delirme pahasına yaşadığın akşamları
ve beni unut
yağmurlu karanlığı, sıtmalı yalnızlığı
günahı, şaşkınlığı
sevişmelere oturan ağlamayı
yemeyi, içmeyi, sarhoşluğu unut
benim gibi
seni unuturken tutuklanır gibi
yaşam anlamından sıyrılır gibi…


mümtaz hakan sun


KENCISii 21 Nisan 2008 16:25

Alıcı Kuş

Vurur düşlerine ozanın
Güneş kızgınlığından birkaç ağustos
Birkaç ağaç
Yüksek ormanlar kuytusundan

Kardeşliğin alıcı kuşu
Kalkar konar

Köylü
Biçer ayrık otlarını ayırır başaklardan
Kalkar konar
Kardeşliğin alıcı kuşu

İşçi
Tutar ucundan en acar biçimlerin
Sürer
Bin başıboş atı bin cehennemi birden
Kardeşliğin alıcı kuşu
Kalkar konar

Duran el
Gitmeyen ayak
Bir göz ki
Arkasında bir ölü gözü
Bir ses ki
Arkasında bir ölü sesi
Döner durur
Kardeşliğin alıcı kuşu
Kalkar konar
Bir açık yürekten bir ötekine
Bir bugüne bir yarına
Alıcı kuşu kardeşliğin

Arif Damar


Demir YumruK 21 Nisan 2008 18:00

Bu Vatan Bizim

Haydi millet durma, zaman bu zaman,
Albayrak inmesin, susmasın ezan.
Yaralı kalırsın, şehit olursun,
Albayrak inmesin, susmasın ezan.
Bu vatan bizimdir, canımız vatan,
Yok bize ondan başka kucak açan.
Şehitler diyarı, şu aziz vatan,
Albayrak inmesin, susmasın ezan.
Albayrak göklerin güzel süsüdür,
Uğrunda ölenin son örtüsüdür.
Ar’ımız namusumuz o inan,
Albayrak inmesin, susmasın ezan.
Vatan olmaz ise bayrakta olmaz.
Bayraksız vatanda vatan sayılmaz.
İmandır insanı ona bağlıyan,
Albayrak inmesin, susmasın ezan.
Ramazan’ım vatanımı severim.
Gerekirse canım bile veririrm.
Haydi, ulu Türk, yiğit müslüman,
Albayrak inmesin, susmasın ezan.
Ramazan Ateş/Enschede


nünü 22 Nisan 2008 10:01

Söylenemeyen

Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? ..
Yağmur bırakmadan geçen bulutlar gibiydi zihnimdeki düşünceler;
dilime düşmeyen, sözcüklere dönüşmeyen! ..
Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? ..

Her zaman fazla oldu söyleyemediklerim, söyleyebildiklerimden! ..
Her zaman; bir bilinmez lisandaki çözülmez şiirleri koklayıp,
Hissettirmeye çalıştım sana...
Her zaman biraz daha zaman kolladım seslenmek için sana,
ve her zaman hayıflandım;
Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? ..

Kendi karanlığında; güneşe görünmek için karar veren bir tohum gibiydim...
Zordu çıkmak gömüldüğüm çamurdan;
Ama güzeldi!..

Sen güzeldin ve ben, güzelleşiyordum seni düşündüğümde!..
Kendi karanlığında; güneşe görünmeye karar verip
Yeşillerini giyen bir tohum gibiydim...

Boyutları değişiyordu hayatımın...
Yani, değiştiren sendin boyutlarını hayatımın; büyüyordum,
Gelişiyordum, genişliyordum...
Söyleyebildiklerimden çoktu her zaman, söyleyemediklerim;
Bu yüzden kelimelerimin arası açılıyordu!..

Sığdıramadığım her duygu; iki kelimemin arasındaki boşlukta gizli...
O yüzden, yazdıkça parmaklarım,,,
ve işte yine o yüzden söyledikçe dilim topallıyor!..
Toparlayamıyorum zihnimi...
Seni özlüyor, ve terliyorum özledikçe;
Seni koklamak için...
İçimdesin!
Muammer Erkul


CaNaRY 22 Nisan 2008 11:22

K ı s a c a


Hep akreple yelkovanın didiştiği bir yerdeydik

Bir dilimin hep benimdi

Özgür bırakılan günler bize yabancı

Kısaca;

İkinci perde ne zaman başlayacak

ya da dekor ne zaman değişecek.



Telefon ahizesiydin bazen

Bir fotoğraf albümünde birikendin

Şiirleşendin ömrümün sarı kağıtlarına

Bir gül olup düşendin cep mesajlarıma

Kısaca;

Ne zaman beyazlara bürüneceksin

ya da ne zaman şahitler gözetiminde bir masada evet’leneceğiz.



Yokluklarında yazdım hep sana dair şiirleri

Sensizliklerde düşledim senlilikleri

Bölündüm gülüşünlü, gözlerinli hayallere

Gezindim durdum vatan hasretiyle sensizliğin gurbetinde.

Ama artık vize sürem bitti

Kısaca;

Parmağımda halkalanır mısın

Ya da benimle evlenir misin...

***


.....Serkan Öztürk.....



Saat: 14:48

©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık