![]() |
Şimdi seni hatırlıyorum Şimdi seni hatırlıyorum Elele gezdiğimiz üsküdar sahili Sabah çayı bir parça simit Yakıp kül eden gözlerinin içli hali Beynimi hırpalayan bitmeyen gelgit Şimdi seni hatırlıyorum Kız kulesine vuran istanbul güneşleri Kadeh tokuşturduğumuz sarhoş akşamlar Unutulmaya mahkum ettiğin bir haziran vakti Ve beraber karşıladığımız şafaklar Şimdi seni hatırlıyorum Gölgesinde oturduğumuz o eski ağaç Beraber dinlediğimiz şarkı kulaklarımda senfoni Her zerrem kanıyor ruhum san muhtaç Seni seviyorum diyenler şu halimi görmeli Şimdi seni hatırlıyorum Nefesim ne zaman tükenecek bilinmez Benim sana tutkum ömürden başka birşey Damardaki kan izi silinmez Soner Aydınaydın |
Yollarda Gönlümde daima yeni bir yol hazırlığı, Her lâhza başka beldelerin iştiyâkı var; Yıldızların, ayın bile hasretle baktığı Çöller, denizler engin ufuklar ve yaylalar... Bir sevginin hayalini takip eder gibi, Çok kerre bir melâl ile baktım ufuklara; Bazan coşup da, bağrı yanık derbeder gibi Çılgınca bir karar ile aktım ufuklara. Aştım dumanlı dağları engin denizleri, Cennet misali yurdumu gezdim adım adım; Aşık çoban çocuklarının saz benizleri Mahzun yavuklular... Sizi gördüm ve ağladım. Yollarda anladım neye inler kaval sesi, Rüzgâr niçin susar, neden ıssız bu yaylalar? Hepsinde bir garipliğin üzgün düşüncesi, Hepsinde ayrılıkları söyler terâne var. Sordum dumanlı Akdeniz'in dalgın ufkuna - Kalyonlu, dev kadırgalı sergerdeler hani? Daldın, güzel deniz, yeni rüyalı uykuna, Turgut Reis'le, Barbaros'un nerdeler hani? Her yerde ırkımın izi, her yerde geçmişim, Her yerde ceddimin bana bir ders olan sesi; Toprakta, dalgalarda ve mermerde geçmişim, Her yerde Türklüğün o büyük ruhu, gölgesi. Durmaz eser başımda Uzunyayla rüzgârı, Her an tüter gözümde o hasretli Erzurum, Kars'ın melâli, Erciyes'in bitmeyen karı. Billûr o çeşmeler ki su içtim yudum yudum. Dört mevsimin de zevkini yollarda tatmalı, Koplar'da kar, İçel'de bunaltan sıcak nedir? Çöllerde bir yudum su, yeşil bir ağaç dalı, Bozkırlar ortasında tüten bir ocak nedir? Tarsus'ta bir şubat sonu gül, fulya koklamak, Coşkun çağıltılarla akan bir köpüklü su... Bir çardağın serinliği altında bir hamak, İzmir'de sonbahar günü, bir öğle uykusu. Abdest alıp çınarlı şadırvanda bir sabah; Kılmak Yeşil'de vecd ile Bayram namazını; İslama anlatırken ezan nerdedir felah, Duymak içimde Tanrı'ya bağlanmak hazzını. Ruhum zamana sığmadı, eb'ada sığmadı, Her lâhza başka bir yer için coştu hasretim Hâlâ içimde yolculuğun sevdiğim tadı. Hâlâ uzak diyarlara çılgınca hasretim. |
Sen şiirlerin arkasına saklanan Olmayan aşkınla, âşıkmış gibi aklanan dilber Keşke anlatabilsem Riyakârlığının her zerresini Resmedebilsem ihanetinin her karesini Ah bu adamlığımın gözü kör olsa Ah o fütursuz sevdandan geçmek bu kadar zor olmasa Hiç yaşanmamış saymalı bazen aşkları Ben yapamasam da, imrendim yapanlara Yalanlarının altında kalırken hayallerim Düştüğü yerde kırıldı düşlerim. Sesiz kalışımı bağışla asalet Ben fütursuz sevdama yenildim Islattıkça aşkın sağanakları Herkesin tersine, ben kuruyken eğildim Şimdi geceler beni boğmakta haklı Yüreğimin acılarında, kaç zehir saklı Kan kustum, gene de sustum Her susuşta gene kan kustum Dik durmuyorsa başım Olması gerekene engel oluyorsagözyaşım Aşkın içinde kalmamışsa adalet Bende bu acı ile sen zor yaşarsın asalet Var git işine, senle biz kürdan oluruz çakalların dişine Ya da adımız çıkar asalet leşine. |
Aşk Elinin Garibiyim Gözlerine bakarken, beni sende gördüm. Saçlarının rengine aldanıp, simsiyah gördüm. İmkânı yok olamaz dedi, katılarak güldü. Kayboldu birden, sanki yine serap gördüm. Aşk elinde garip kaldım hep, gönlümce. Bende bulup sevmeliyim, bir güzel gönlümce. Sanırım bir gün yığılıp, yarı yolda kalacağım. Bu dünyada bulamadım bir güzel gönlümce. Sakın unutma? Arkadaş bugün sen aldattın. Felek usta, yine mi? Bu yaralı kalbi aldattın. Sev, sevil bir hiç yüzünden, gel de darılma kalbe. Hani yalnız beni seviyordun, bak yine sen aldattın. Erzurum. 20.01.1973 Erdal Toygun |
sen bunu hak etmiyorsun ki sevmeyi çoktan unutmuş insan değeri bilmeyenlerdensin bir zamanlar sevmiştim seni hiç bir kulun sevemeyeceği kadar neydi günahım sucum seni sevmek miydi cezam senelerce yolunu beklemek mi söyle yar susma öyle iki kelimede SEN söyle |
Su Firuze rengi suların önünde diz çökmüş bir okçu, elinde altın yayıyla. Karalarla kaplanlarla oynuyordu, kemanıyla oynadığı gibi. Firuze rengi sularda yüzen sarı güller... lerin yansıttığı yanılsamalar... içindeyim... O uzun siyah eldivenimle yürüyorum sularda. sularla evlilik akuatik yeşillerle gri gözlerle bir anima-kadın soluk alıp verişi karanlık yaprakların ardında Bir yıldız gümüş notalar fısıldıyor onun da kulağına... dolendo... Seslerin ve notaların gümüş ağırlığıyla dalıyor sulara, dalıyoruz. bir denizaltı konuşması gibi artık kimsenin dinlemediği iki insan arasında boğulmamak için denizin dibinde konuşmaya çalışan İki insan gibi neredeyse dolendo O uzun beyaz eldivenimle tekrar çıktığımda sulara Miras'ım, alnıma saplanacak altın bir ok olabilir. Erden kızların önünde eğilmiş oturuyor olabilirim alnımda altın bir okla. Aramızda belirli uzaklıklarla eğilmiş şarkı söylüyor olabiliriz gri sulara. Aramızda kristal uzaklıklarla göğe çekilmiş olabiliriz, ağlayan ünikornlar gibi. Orion çekimi belki de yalnızca... |
Sevmek bir insanin birisine ağzıyla Seni seviyorum demesi midir? Hayır, bunun olması imkânsız... Peki nedir o zaman.? Sevmek bir insanin kalbiyle karşılıksız seni seviyorum demesidir.. Çünkü en önemlisi ve gerçeği budur! Ağızla söylenen seni seviyorum en fazla saniyeler sürer ve uçup gider Yani bir anlamı kalmaz Ama anlamlı seklide vardır. İşte bu kalple söylenendir ve tek kalıcı budur… Ve iste bu gerçek sevgi nadirdir. Diğerleri ise yalan... Ve son olarak... Bu iki seni seviyorum arasında «dağlar » kadar farktan öte, kelimelerle anlatılmayacak kadar fark vardır… En acısı ise, bu kadar « yalan » sevgiler varken, « nadir ama gerçek sevgilerin » Karşılıksız kalmasıdır… |
Elele Büyüttük Sevgiyi birlikte öğrendik seninle avcumuzda yüreği çarpan kuşa sevgiyi elele duyduk kumsalda denizin milyon yılda yonttuğu taşa sevgiyi tırtılları tanıdık seninle baharda tırtılken daha sevmeyi öğrendik sevgiden üreyen kelebeği toprağı evimiz gibi sevdik seninle birlikte sevdik kuru toprakta ev küren köstebeği köstebeğinden toprağına taşına tırtılından kelebeğine kuşuna elele sevdik bu dünyayı acısıyla sevinciyle sevdik yazıyla kışıyla sevdik köy-köy ülke-ülke gökler gibi sardı dünyayı yağmur gibi sızdı dünyaya dünya kadar oldu sevgimiz elele büyütüp elele derdik elele derip insana verdik verdikçe çoğalan sevgimizi |
Sevmek öyle ki; Gitmek gibi doğduğun yerden Ve uzun zaman akımlarından sonra Kısa bir an görmek gibi Doyamamak yani ; Aslında doyulmayan bir duyguya doymak değil isteğim Sana bir ''Ben'' varya doyamayan Banada bir ''Sen'' olsun istediğim Sırf karanlıklara inatmı olur aydınlık Değil tabi hiçbirşey tesadüf değil Bir doğa kanunu bu kalbin hızlı hızlı sırf senin için atması Yağmur gibi, kar gibi,doğum gibi, ölüm gibi... Bir türkü söylüyor içimde bir ses Ah çekiyor içli içli Ve kan ağlıyor için için Dedimya sevmek öyle ki; Gitmek gibi doğduğun yerden Ve zorlamak aşk dediğin hissin sınırlarını... |
İnsan elbette senden güzel olacaktı çizdiğin resim yaptığın heykel senden büyük olacaktı senden yakışıklı elbette senden doğru söyleyecekti yazdığın şiir elbette senden çok duyacaktı söylediğin türkü sen olduğundan büyüksün sen olduğundan iyisin sen olduğundan güzel |
| Saat: 16:26 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık