![]() |
Rakımlar Güzelim Sen karşıma çıktığında, bir Temmuz gecesiydi. Yıldızların dans ettiği, bir Toros zirvesiydi. Sanki aynı zaman tunelinden geçip de gelmiştik Gözlerimdeki çizgiler ayak izlerindi. Toroslar ve sen. Kaç yıllık özlemimdi bir bilebilsen Gördüklerim, düş değil, bir gençlik ahımdı. Buzlarımın çözüldüğü, gözlerimin yeşerdiği Toroslar, Hira Dağı’mdı Sen indin yüreğime türkülerle, şiirlerle ayet, ayet. Bir yirmi yıl daha sürer, bitmezdi bu hasret O temmuz gecesi yıldızları toplayıp sen yüreğime inmeseydin şayet. Ağlara düşmüş balıklar gibi naçar, kurşun yemiş ceylanlar gibi kaçardım. Yollarım yolsuzdu varamazdım ben Dillerim dilsizdi, soramazdım ben Kollarım kolsuzdu, saramazdım ben Ekebilseydim yüreğini kardelenler boy atardı Martılar karışırdı, turna sürülerine ellerin, ellerime değebilseydi. Büyüdün sonra gözlerimde. yellere savurduğum duygularım gibi büyüdün. Göz bebeklerim, çocuklarım gibi büyüdün. Dağlara sevdalı, sol yanım gibi büyüdün. Büyüdün sonra gözlerimde, gençliğimi ektiğim, ve de tükettiğim, virane varoşlar gibi büyüdün. Büyüdün gözlerimde, düşlerime sığmayan, Toroslar gibi büyüdün. Seninle kök saldım en çorak dağlara. Gamzelerinde içtim sularımı kana, kana. Rüzgarlarla sevişen saçlarını, kara bulutlara gölge ederdim. İzlerin kutsaldı, yorgun ayaklarımı ellerime alıp, kanatlanan yüreğimle, yüreğine giderdim. Sis basardı tepeleri kimi gün, göz gözü görmezken kapalı gözlerimle seni görürdüm. Sen, sekerken kayalarda meri keklikler gibi, bir gönül avcısıydım amaçsız, silahsız ardından yürürdüm. Kaybolmayı özledim hep. Fırlatıp kimliğimi bu kentin çöplüğüne yüreğine gizlenip kaybolmayı özledim. Dört duvarı, temelden yıkıp dört kitabın, dördünü de yakıp dört iklimi, saçlarına takıp yüreğine gizlenip kaybolmayı özledim. Kaybolmayı özledim hep yaralı bir turna gibi göçüp gitmeyi yaralı bir turna gibi her şeyi terk etmeyi. Kaf Dağları’nı özledim, gece masallarını. Duygularım yalansa yalanları özledim. Kendimi özledim, kendimi aradım insansız kentlerde dillerim laldı gürültülerin sessizliğinde. Dağlara vurdum izlerimi izlerine karışmıştı. dağlarımı özledim. Sonra da seni buldum bir temmuz gecesinde. Yıldızların dans ettiği bir Toros zirvesinde. Sonra da seni buldum yönlerin tükendiği, ağıtların dindiği, halayların saçlarına indiği, bir Temmuz gecesinde. Biliyorum, "ne yaşadık ki seninle, ne çok abartmışsın, Bu platonik bir aşka benziyor çok şeyler katmışsın" diyeceksin. Oysa, dedim ya güzelim, aynı zaman tünelinden geçip de gelmiştik gözlerimdeki çizgiler ayak izlerindi. Cemre yeni düşerken buzul yüreğime, sevdalarımı yükleyip turna kanatlarına ben seni bir eylül fırtınasında kaybetmiştim. Bir eylül fırtınasıydı, gençlik yıllarımızı kasıp kavuran. Bir eylül fırtınasıydı, dağ gibi umutlarımızı dağlara savuran. Eylüller sancılı, eylüller gebe, eylüller, kan kokan kızıl bir şafaktı Gözlerin gizlenirken göz bebeklerimde ellerin yıldızlar kadar uzaktı. Sonrası sürgündü, sonrası vurgundu, sonrası sönmüş volkanlar gibi durgundu. Sonrasını demeye ne gerek vardı her şey aşikardı. Eylüllerden, Toroslara uzanan bitmeyen bir ah-u zardı. Sonrası yaşanmamış kopuk bir zamandı. berisi neresiydi ötesi neydi İzlerimiz gölgeli, sözlerimiz virandı. O günden beridir güzelim, o günden beri. Bir avucumda kavgam, bir avucumda sevdam, ve yüreğimde yaram, hep seni aradım bir dağdan, bir dağa. Oy benim rakımlar güzelim oy darbeler vurgunum, varoşlar sürgünüm, kavgalar yorgunum. Kaçamak düşlerimin firari perisi, kopuk yüreğimin öte yarısı Biliyor musun bir dağlara sevdalandım, bir de sana. Bir de ikiniz gelince yan yana yaşamaya sevdalandım ölesiye. Ey benim dört mevsimim ey zemheri yüzlüm ağustos gözlüm karakış izlim Biliyor musun gözlerine gizleyip zamanı Dokuz ayı devirdim Toroslardan bu yana Bir de şiir doğurdum sana, her mısrası, bin desen. Görsen inanamazsın, tıpkı sen. Bir şiirime babalık yaptın dağlarımın anası, yüreğimin yarası Bir şiirime babalık yaptın zina suçlum, gönül borçlum, toprak avuçlum. Al kucağına, al dizelerim üşüyor, okşa, sev biraz. Oy benim rakımlar güzelim oy Darbeler kaçkını firari ceylanım. Beynimi çökerten Toroslar heyelanım. Dilimde türkümsün sazımda süssün Düşlerimde yedi renk, soframda aşsın. Fırlat yüreğini, dağlara fırlat yüreğime düşsün. Ey benim rakımlar güzelim ey Eylüller ezelim, fırtınalar gazelim ey Biliyor musun seninle güzelleşiyor seninle olan her şey... Hıdır Çam | |
Bir Arsızın Günlüğünden- II 4.Gün… /Sensiz açan bir karanfil vakti../ Anladım ki Çok şey değişmiyor hayatta Yine meteliksiz kalıyorsun mesela Eksik olmuyor ağzından tütün kokusu Gözlerinde hep aynı kalıyor hüzün Ve yüzün Üşüyen parmaklarımda bir güz eskisi… Çok şey değişmiyor inan Yine sabah oluyor Güneşin koynunda bulut yazgısı Yağmur sesinde telaşsız zaman Anlatan, dinleten, ağlatan… Canın sıkılıyor Sigara yakıyorsun İzmarit kokan uykularda Duman altı bir düş sönüyor içinde… Ne bileyim Çaya biraz şeker, biraz özlem katıyorsun Sonra oturup şiir yazıyorsun Kırık bir kalem ezgisinde Cam kesiği harfler yüreğine batıyor Sessizce kanıyorsun… Çok şey değişmiyor inan Aynı kalıyor yastıkta kokun Ve tek bir saç telinde İnadına çoğalıyor yokluğun… Pencereye hep aynı ismi yazıyorsun Aynı resme bakıyorsun duvarda Her sabah Aynada kalıyor yüzün Sözün demir kelepçe. yüreğin darda Dağılıyorsun… 5. Gün… / Yarsız, yaralanmalar…/ Bir çocuğun yüzünde Ağladım… Avuçlarında parmaklarım kesildi Koptu göğümün mavi uçurtması Tutamadım… Ve korktum büyümekten Durmadı dizlerimde O Eylül kanaması Sıktım dişimi, susmak istedim Susamadım… Sonra eksilmeyi öğrendim Her kavgada amansızca yenilmeyi Vurduğum her bedende Vurulmayı, kanamayı, düşmeyi… Bir de sevişmeyi Göğüs uçlarında –dik başlı kavgalarım- Islak ve kaygan teninde Yormayı, yorulmayı, sevmeyi… O bahar kokunu ciğerlerime çekerken ***** yaz akşamlarında Sırtıma doğrulan namluya gülüp geçmeyi… Bu gün Bir kadının gözlerinde ağladım… Sermaye bakışlarında Bir pula sattığı hayat Dudaklarında yorgun şehvet Soyunmuş vücudunda O baştan çıkaran davet Eğildim, yaklaştım Dokunamadım… Sonra gitmeyi öğrendim Gittiğim yolda Vakitsiz bir molada Sana rastlamayı… Seni bilmeyi, seni bulmayı Yokluğuna seni anlatmayı… Ayazdı, kimseler yoktu yanımda Peşime düşmüştü siyah elbiseliler Bir çığlık gibi üzerime üşüştüler Namlu sesleri… Korkmadım… 6. Gün… / Hiç kimseden arta kalan yalnızlık…/ Çoğalsın içimde köşe başları Her dönüşte sızın çarpsın yüzüme Sözüme katli ferman bakışları Merhem yaparım… Sen koynunda bensizlik büyüt Sensiz kasırgalar yürüt mevsimlerime Kırıp talan ettiğin bütün dalları Ayazında biriktirir, yakarım… Esir et gölgemi sokaklarına Göz yaşın dokunsun ayak sesime Bana diktiğin tüm duvarları Bakarsın gün gelir, yıkarım… Hiç kimseden sermaye sürgün vakitler Koca bir kalabalık karışır nefesime Enseme dayadığın soğuk akşamları Kim bilir belki kovarım bu şehirden… Deniz ÜLKEGÜL |
ARTIK SOKAĞA ÇIKABİLİRSİN Artık sokağa çıkabilirsin Evine çağırdın ilk yaz sevinçlerini Çocukluğuna Yırtıldı gözlerin,içine hayat doldu O karanlık ışık... Yükün yok Artık her sabah hoyrat bir özgürlük uyandırıyor seni... Kalbinde herşey eşitlendi Haz ve sıkıntı Boşlul ve güven Hasret ve ölüm Gözlerine hastalıklı bir güzellik geldi Şimdi acı çeken yanınla bile alay ediyorsun... Kalbine çağırdın herkesi Kendini bile Artık sokağa çokabilirsin Ömründen düştün kendini Cezmi Ersöz |
İki Bıçak İki bıçak seç kendine Biri yaralamak için Biri öldürmek Pusu kur gözleri Karanlık gölgesine Biri sevmek için Biri ihanet İki yürek seç kendine Biri yaşamak için Biri gizlenmek Bir korkak, bir kaçak, bir firar Kaç kişisin sen sevdiğim, çocuk İçimdeki bıçak bir kere daha dönüyor Olduğu yerde Kalırsan sel basar yataklarımı Gidersen uçurum çiçekleri açar kalbimde Kimi zamanlar olur sevgilim İki bıçak bile yetmez bir tek ölüme Murathan Mungan SEN GÜL YÜREKLİM...... AKAN BU İNCİ TANELERİNİ HİÇ GÖRMEDİN...... BİR GÜN... ELİNDE İNCİ BİR TESBİH OLUR BELKİ..... İNCİDEN.... İÇİ KIRIK DÖKÜK AMA DIŞI PIRIL PIRIL BİR İNCİDEN..... |
BU ŞİİR DE GİDECEĞİ YERİ BİLİYOR..... Sevdalar Böyle Başlar Önce dünyama sesin girdi özlemli, kısık Bir mutluluk muştusu gibi ta uzaklardan Çok sonrası öptüğüm o gül dudaklarından Önce sesindi çağıran beni gür ve aydınlık Önce küçük ellerin kondu avuçlarıma Yolunu sasırmış bir kus gibi, ürkek Alıştım herseline, her yerine giderek Saplandın iğnelerce parmak uçlarıma Önce bir aksamdı gelen seninle dopdolu İnanılmaz, doyulmaz, anlatılmaz, kanılmaz Bir aksamdı sevgiden, apaydınlık, bembeyaz Bir aksamdı, alev istekli, duygulu Her şey gerçekti, öylesine güzel, yalansız Ağladım sensiz geçen ve geçecek günlere Sende ölümsüzlüğün çağrısını duydum önce Sonra tutuşup, yandım ben, sevdalandım apansız. Ümit Yaşar Oğuzcan |
Bafra Tütünü Ciğerlerime çekiyorum Bafra tütünüm usulca seni Sen yanarken için için bilsen deli kız, bir bilsen Döktüğüm yaşlar kim için Başlı başına bir sanatmış yaşamak Yaşamak düşmelerle kalkmalarla, Hakkıyla, layıkıyla icrası için Kah tufanları beslesin Kah yangınları söndürsün gözlerim, gözlerin Hey derdi aşkımdan büyük sevdiğim, Ağır ağır ciğerime çektiğim Bafra tütünüm, Ağla sellercesine yangın büyümesin Sil gözlerin, taneler bağrımı delmesin Ve yanasın için için, ben de yanarım sen için... Özcan Günergök | |
Bir Arsızın Günlüğünden- III 7. Gün... /Ay ışığında kırık bir adam / İçimde uzak bir kadın Hüznüm kadar taze bakışları Yalnızlığım kadar yakın… Sakın söyleme Bilirim duvarların Aşılmaz olduğunu Ve küçük bir pencerede -Kan revan gün batımı- Mavinin kaybolduğunu… Solduğunu saksımda gülün Bakkal Osman’ın ansızın öldüğünü Kemal Sunal’ın mezarda bile Beni nasıl güldürdüğünü… Sürdüğünü Yine de akıp gittiğini hayatın Söyleme… Gözlerime Bir sus bıraktın Bilirim duvarların aşılmaz olduğunu… Bilirim… Yaşamaktın… 8. Gün… /Soluğumu kesiyor bedenin Ne yana dönsem kanıyorum…/ Hani sevişmek bazen Biraz insan biraz hoyrat biraz sen Telaşlı, düş yorgunu Saçların hala ıslak Ter içinde avuçların Gözlerin kadar yengi hayat Gözlerin kadar kadın… ****** voltaların Pazarlıksız sürgünü Tenimde ayaz dokunmalar Gözlerimin neminde ıslanan dudakların Dudakların saat başı yüreğimi sorgular Sorgularda sır gibi tuttuğum adın… Anladın… Bu akşam, yine istedim seni Bu yüzden hüznüme batıyor tırnakların… 9. Gün… /Meteliksiz akşamlarda İhtimal bakışlı köşe hayali…/ Şimdi şu köşeden Dönünce karşıma çıksan Çakılıp kalsan gözlerime Ellerin titrese düşer gibi olsan Tutsam parmak uçlarından hayatı Yeniden… Neden Diye sormadan Ve hatta hiç konuşmadan Dokunsak… Ağır aksak Belki sıradan Yorulsak… Yasak koyduğumuz Hani kaybolduğumuz Ürktüğümüz, kaçtığımız, korktuğumuz Bu talan şehirde Çocuklar gibi koşup oynasak… Küçülsek sonra Bulamasalar bizi Kaldırsalar Tren garlarında asılan Sevdalı yasak resmimizi… Kaybolsak Düş/izi… Deniz ÜLKEGÜL.. |
menekşe soyunur rengini mavi çatlar dudağımda küllenirim... ömür kırılır tan eşiğinde düşer sancım toprağa düğümlenirim... güneş filizlenir ege'de açar bursa sabahına dillenirim... büyüt beni bir intihar dönüşü geceye salıncak çizebilirim... Ferhat Gülsün |
YOLUN KENARI devamlı yolda olan / yolun kenarına bakarmış... bir bordör taşıydı ......................... yolun kenarında döndü başı ...................dönen tekerleklere bakmaktan ve o seyrederken evleri ........................toprak düşecek yaşı ................................................. özlemle bekledi ve göz kırptı ................ yolun kenarındaki .............................. günebakanlar savurdu saçlarını mısırlar ve bir kanal geçer karşıdan ............................içinde hayat sağında bir söğüt ..............................salkım saçak solundaki kavak ........belli ki güneşe ulaşacak ve göz göze geldiler ...................yolun kenarında ................................iki mavi çocuk haydi gidelim ...........uzat elini görmezmisin ki .....................yollar uzun ve yolun ortasında ..............bir tarla faresi ....................gülümser öylece hayata Sefer YEŞİLYURT... |
Bir şarkı duyacaksın bir gün, Çok eski zamanlardan gelen. Kim bilir hangi duyguyla bestelenen. Kendinden bir şeyler bulacaksın,dinlerken belki de Düşünürmüsün acaba,şimdi onlar nerelerde. Kısacık ömründe sevmiş,sevilmiş, Hangi şaiirin kaleminden Kimbilir neler hissettide yazdı derinden. Hangi dost meclisinde, Hangi kemanın sesinde. Söylendi nice sevdalı dudaklarda Düşünürmüsün acaba. Bir şarkı duyacaksın bir gün, Çok eski zamanlardan gelen. Belki de selvi tepelerinde, Şimdi rüzgarlarla söylenen cansın erol |
| Saat: 19:32 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık