![]() |
Sensizlik öğle acı veriyor ki bana Dalıp dalıp gidiyorum bak uzaklara Kalbim derinden sızlıyor ağrıyor işte Küsüyorum işte ben bu yalnızlığıma Perişan olsam da yaşadığım bu hayatta Mutlu olacağım belki öbür dünyada Senden önce yaşamadım ki ben sevdayı Sen öğrettin bana sevmeyi ve de aşkı Bense kıymetini bilemedim belki de Bilmelisin sen varsın sadece hayatımda Sensizlikten ötesi nedir ki zaten bana Ben bir kere sevdim bunu anlasana Başkasına nasıl veririm kalbimi bir daha. Onun sadece sende olduğunu anlasana Beni sevecek bir başkası olamaz hayatımda Sensizlik çok acı veriyor inan ki bana. Bir kez daha benim yanımda olsana. *aLıntı |
tez unutulan acıları önemsemem, getir bana kırmızı karanfilin kanayan yarasını.. içime güz yağmurları yağıyor güldüremiyorum yüzünü siyahın yorgun sevdamı dinlendirirken keşkelerin ipine tutundum zehir sızdırıyor içime pişmanlıklar yitik umutlar toplamında didikleyip durma yüreğimi.. mevsimlerin arasına sıkışmış bir kış günüyüm bir yaşamın pusulasızlığında/kanadı kırık başıboş bir yalnızlığın sesizce yüreğe indiği karmaşada unutulmuş son eylülü de yaktım ömrüme yazamazsın kimliğini.. her hüznüm kendi acısının rengini veriyor aşk çiçeklenir mi bu mevsim taç yaprakları gözlerini açar mı bilmem yüreğimdeki uçurtmanın ipi senin elinde bir boşluğa düşer gibiyim damla damla özledim seni.. ...............açıklayamam mevsimsiz yağmurlar gibiydik ertelenmiş sevda tadında ..............kalemim oldun belki adı yoktu yaşananların yaşanmamış aşkların hatırı için ........ne şiirlerimden ..............ne de aklımdan çık yaralı olsa da sözcükler tüm ezberlerimi kaybetmeden ...... ..anılarımda kal ki ..............susmasın kalemim |
Sen neyimsin bilemiyorum...Sen biliyorsan bir ses ver bana....... Kocaman bir sessizlikti yaşamlarımız, çoğu zaman kimse birbirinin sesini duymadı, aslında duyuyor dediklerimiz bile çok uzaktaydı... Ben, bir tek sana sesleniyorum tüm gücümle ve şimdi duymanı istiyorum ne olur dur dinle... Kaç mevsim sığar bir ömre yada bir ömür kaç mevsimliktir.? Sen, yaşadığım en güzel dört mevsim, yüreğime ekip, göz yaşlarımla beslediğim en büyük sevdasın. Bazen kilometrelerce uzak, bazen aldığım nefes kadar yakınsın... Uzak diyarlardan gelen sesinin merhabasıyla gelir konar yüreğime kelebekler... Engin denizlerin ortasında, yarışır bulurum kendimi. Korkutmaz suların rengi ve derinliği, tıpkı sana duyduğum sevgi gibi.. Nice bir zaman sonra, dans ettiğim beyaz köpüklü dalgalar, bilmediğim bir çölün kızgın kumlarına bırakır beni.. Kervanlarla yolculuk ederken bulurum kendimi.. Sen neyimsin hala çözemem... Bir an, bir Dua sesi getirir kendime beni... Kurduğum hayal sona erer, gerçeğe dönüşür duygular, sen yoksun , yaşadığım hayal kırıklığıyla, hüzün yine kapımı çalar... Gözlerimde dolu misali birikir yaşlar ve sen bilmezsin, Yüreğime yağmurlar yağar... Yağan yağmurlarla gelen sonbaharda , daracık bir patika yolunda yürür bulurum kendimi.. Ağaçlar yapraksız kalmış yine, sensiz ben gibi.. Üzerine basmaya kıyamadığım sarı, kırmızı yaprakların sesleri, alır götürür geçmiş zamanlara beni... Düşen bir dal parçasıyla boğazımda düğümlenir tarifsiz duygular ve gözlerimde birikir yaşlar , Yüreğime yeniden yağmurlar yağar... Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyor yüreğim... Dağ başı yalnızlığı ölümden beter Yumruklarımı sıkıyor, avazım çıktığı kadar bağırıyorum.. "SENİ ÇOK SEVİYORUM" Sesimin yankısıyla çığlar düşüyor eteklerime Yollarımda karlar, yollarımda kara yazım var. Gel desem, gelemezsin. Gel desen ayaklarımda buzdan prangalar. Gözlerime hapsettiğim yaşlar, Ve yüreğime yeniden yağmurlar yağar... Mevsimler geliyor ve geçiyor hayatımdan Bir yarım hep eksik..Bir yanım hep sensiz kalıyor Görmüyorsun..! Duymuyorsun..! Yüreğime yağmurlar yağıyor Yağmurlar yüreğime ağlıyor, VE SEN HALA NEYİMSİN BİLEMİYORUM........ |
BİLİNMEYEN DENİZ Bilinmeyen denizde geçen her gün Sürükler ardından sonu gelmez yarınları. Çoğalır duyular kendiliğinden Çevrilir kum bugünkü cama Kavanozun içinde sıkışıp kalınır Tıpkı kendi içine kapanan insan gibi Denizin sonsuzluğu benzer bir cezaevine Gözler mavi duvarda çaresizce dolaşır. Ölesiye kahreder uzaklık seni Ey bu denizlerin külrengi tayfası! İşte böyle yakınlık ve uzaklık arasında Pusulayı şaşırır kalır kişi oğlu. Tapınağı yıkılır, gemisi batar... Yarat bu yüzden kendine bir düşünce sanatı Gelecek yıllar için çığlığını taşıyan Dayanabilmen için o günlere dek, Dayanabilmen için o illere dek. Harry MARTINSON http://www.x-paylasim.com/forum/images/smilies/wub.gif http://www.x-paylasim.com/forum/images/smilies/wub.gif |
Bembeyaz bir kâğıda dokunmuş Önce kelimeler Sonra şiir doğmuş… Gözlerinin önünden geçen her vapurda Hayalleri yolcu olurmuş Denize kurar sofrasını Martılarla yaparmış kahvaltısını… Bilmez ki gözlerimin hüzünden Başka anlamları yitirdiğini… Sen tak martılara ipini, boya şehri maviye Ben uçurup martıları, maviye boğacağım İçimdeki bütün kırıntıları… Sonra belki bir tren vagonunda Sevgiliye verilecekken Solan iki gül olur Savruluruz pencereden istasyonsuz şehirlere… http://www.cet.com/%7Enichols/feather.gif |
Duracaksın Acı, ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında, öfke, kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda, keder, yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında, duracaksın, durup, gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine bakacaksın, sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan alaycı kargaların sesini dinleyeceksin, çiçeklerini koklayıp derin bir soluk alacaksın. Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı düşüneceksin. Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın bir zaman, ?dinlenin biraz? diyeceksin. Bir inci avcısı gibi, ta derinlere dalıp tek tek bütün istiridyeleri açarak, bir sevinç arayacaksın. Hayaller kuracaksın. Hatıralarını bir daha gözden geçireceksin. Sevdiklerini düşüneceksin ve seni sevenleri. Özlediklerini düşüneceksin ve seni özleyenleri. Teninde iz bırakanları ve senin izini taşıyan tenleri. Seni şakalarıyla güldürenleri ve senin şakalarına gülenleri. Sevinçlerini, hayallerini, hatıralarını, sevdalarını, sevişmelerini, özlemlerini, şakalarını bir bir yerleştireceksin içine, hayat denilen mucizenin sana verdiği armağanları sıkıca kucaklayacaksın. Ölüm her yandan üstüne saldırıp seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin. Güzel bir haber gelecek belki yarın sabah. Belki bir mektup alacaksın. Sana gülümsemesini çok istediğin gülümseyecek belki sana. Serüvenci gemiciler gibi meçhul denizlerde kaybolduğunda, tam da o zaman, karanın bir gün görüneceğini düşüneceksin. Gözcünün ?kara göründü? diye bağırdığını hayal edeceksin. Kara, hiç görünmese bile, hiç olmazsa neyi aradığını ve neyi kaybettiğini bileceksin, çektiğin onca fırtınanın, varmayı umduğun o umutlu hedefle mana kazandığını anlayacaksın. Her şeyini kaybetsen de hayallerini kaybetmeyeceksin. Neyi aradığını hiç unutmayacaksın. Sevinçleri ne kadar hatırlarsan, acının derinliğini o kadar kavrayacaksın. Yaşadığın ve yaşayabileceğin güzel şeyleri ne kadar çok düşünürsen öfken o kadar keskinleşecek. Karanlık inerken ışığa daha dikkatli bakacaksın. Geleceğinle arana, dibinde canavarların dolaştığı bir uçurum koyduklarında, nasıl biteceğini bilmediğin atlayışını yapmadan önce, geçmişine, sevinçlerine, hayallerine yaslanıp güç alacaksın. Sevdiğin bir türküyü mırıldanmaktan hiç vazgeçmeyeceksin. Bir çiçek iliştireceksin yakana. Ölüm seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin. En azgın, en ihtiraslı sevişmelerini... En çılgın hayallerini... En çağıltılı kahkahalarını... Acı, ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında, öfke, kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda, keder, yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında, duracaksın, durup gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine bakacaksın, sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan alaycı kargaların sesini dinleyeceksin, çiçeklerini koklayıp derin bir soluk alacaksın. Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı düşüneceksin. Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı düşüneceksin. Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın bir zaman, ?dinlenin biraz? diyeceksin. Onları, şefkatle dinlendireceksin. Çünkü onlara yine ihtiyacın olacak. Ahmet Altan |
BİR GÜNÜN SONUNDA ARZÛ Yorgun gözümün halkalarında Güller gibi fecr oldu nümâyân ,Güller gibi... sonsuz, iri güller Güller ki kamıştan daha nâlân; Gün doğdu yazık arkalarında! Altın kulelerden yine kuşlar Tekrârını ömrün eder i'lân. Kuşlar mıdır onlar ki her akşam Âlemlerimizden sefer eyler? Akşam, yine akşam, yine akşam Bir sırma kemerdir suya baksam ;Üstümde semâ kavs-i mutalsam! Akşam, yine akşam, yine akşam Göllerde bu dem bir kamış olsam! Ahmet HAŞİM |
Korku Bırak derin karanlıklar çeksin içine seni bir kere Bırak insanlar konuşsunlar arkandan dilediklerince Bir gün yalınayak yürü en kalabalık olduğu saatinde caddenin Ve hiç düşünmeden ne düşündüğünü karşındakinin İçinden geldiğince konuş Yüreğinden geldiğince Yoksa nasıl korkularından öteye varırsın nasıl özgür kılabilirsin kendini alabildiğince nasıl sen, sen olabilirsin nasıl güneşin sıcak kokusunu duyabilirsin ve denizin mavi sesini |
Sevdiceğim Bak yine bahar geldi sevdiceğim Kac bahar yaşadık seninle Kac bahar yaşadım sensiz Yine yaşayacağım Sen olsanda olmasan da Yine seveceğim Sen olsan da olmasanda |
Anlatmak istedim derdimi sen bil diye Kimseye güvenmedin herkes sana il diye Aldatmak istedim kıymetimi bil diye Vicdanım el vermedi seni kalpten silmeye Ne istersen yapardım biran olsun gül diye Bülbül olmak istedim benim yarim gül diye Aşkımı istemedin alevlenmiş kül diye Ömür boyu hasretim tebessüme,gülmeye Emir vermişler gülümaşıkları böl diye İstemedin sen beni gözyaşlarım göl diye Haber salmışsın bana biran evvel öl diye Seni gördükten sonra hasret kaldım ölmeye Rabbim sana kalp vermiş bir insanı sev diye Görsem bir park bir lamba otururdum ev diye Belkide korktun benden benim aşkım dev diye Seviyorum dedin ama yüreğin yetmez sevmeye... |
| Saat: 10:09 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık